DeepSeek’in başarısının ardında çip kaçakçılığı mı var?

DeepSeek‘in son dönemdeki başarısı, Çinli girişimin yasa dışı yollarla Nvidia çipleri temin etme iddialarıyla gündeme geldi. ABD hükümeti, DeepSeek’in Singapur’daki aracılar üzerinden, kısıtlamalar dahilindeki gelişmiş Nvidia GPU’larını (A100, H100 ve H200 gibi) yasadışı bir şekilde temin edip etmediğini araştırıyor. Nvidia’nın güçlü GPU’larının, ABD’nin Çin’e uyguladığı sıkı ihracat kısıtlamaları nedeniyle Çin’e satışının yasak olduğu biliniyor. Ancak DeepSeek’in, bu çipleri yasal yollarla alması imkansız olduğundan, yasa dışı yollarla temin etmiş olabileceği öne sürülüyor.

DeepSeek’in başarısının arkasında çip kaçakçılığı olabilir

Çin için çip kaçakçılığı, yeni bir olgu değil. İhracat kısıtlamaları ve ticaret engelleri nedeniyle, Çin’in, yapay zeka modellerini eğitmek için gerekli olan gelişmiş yarı iletkenler ve GPU’ları temin etme konusunda sıkça gizli yollar bulduğu biliniyor. Bu kaçakçılığın, Malezya, Singapur ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler aracılığıyla yapıldığı belirtiliyor. DeepSeek’in, bu yöntemlerle Nvidia çiplerine erişmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

DeepSeek'in başarısının arkasında çip kaçakçılığı olabilir.

DeepSeek’in başarısının, düşük bütçe ve sınırlı kaynaklarla elde edilmesi ise dikkat çekiyor. Şirket, sadece 2000 Nvidia H800 GPU ve 6 milyon dolarlık bir bütçeyle büyük bir başarıya imza attığını iddia ediyor. Bu, OpenAI gibi devlerin çok daha büyük kaynaklarla gerçekleştirdiği projelere kıyasla oldukça düşük bir miktar. DeepSeek’in, az kaynakla daha verimli bir yapay zeka modeli eğitip edemeyeceği de şüpheleri beraberinde getiriyor.

Geçtiğimiz günlerde, DeepSeek’in R1 isimli akıl yürütme modelinin, OpenAI’nin o1 modeline çok benzediği ve açık kaynaklı olması nedeniyle büyük bir ilgi gördüğü belirtilmişti. R1 modelinin başarıya ulaşması, şirketin ABD App Store’unda zirveye çıkmasına yol açtı ve büyük bir etki yarattı. Bununla birlikte, DeepSeek’in başarı öyküsünün arkasındaki gerçek sebepler, hala soru işaretleriyle dolu.

Son olarak, DeepSeek’in, OpenAI’ın verilerinden izinsiz faydalandığı ve bu bilgileri kullanarak kendi modelini eğittiği iddiaları da gündemde. Microsoft ve OpenAI, DeepSeek’in veri erişimlerini araştırmak için kendi soruşturmalarını başlatmış durumda.

Alman otomotiv şirketi Türkiye pazarından çekiliyor!

0

Alman otomotiv yan sanayi şirketi Farhym, Türkiye pazarından tamamen çekilme kararı aldı. Şirket, 2003 yılında Türkiye’ye yatırım yaparak Ankara ve Adana’da üretim tesisleri kurmuştu. Türkiye’deki üretim faaliyetleri, özellikle seyahat ve toplu taşıma otobüsleri endüstrisine yönelik olarak şekillenmişti. Farhym, bu tesislerde hava kanalları, bagaj sistemleri, iç aydınlatmalar, iç kaplama ve giydirmeler gibi iç trim uygulamaları üretiyor ve MAN, Temsa, Isuzu, Karsan, BMC, Hyundai gibi büyük otomotiv markalarına ürün tedarik ediyordu.

Alman otomotiv şirketi resmen Türkiye pazarından çıkıyor

Ancak, son yıllarda değişken piyasa koşulları, küresel ekonomik dalgalanmalar ve otomotiv sektöründeki daralma, Farhym’in Türkiye pazarından çıkma kararını almasına neden oldu. Bu zorlu dönemde, firmanın Türkiye’deki üretim tesislerinin finansal sürdürülebilirliği zorlaşmış ve Farhym, üretim faaliyetlerini sona erdirme kararı almış. Farhym Türkiye CEO’su Bülent Akgöl, özellikle otomotiv sektöründeki daralma ve global düzeydeki ekonomik zorlukların bu kararı almalarında önemli bir etken olduğunu ifade etti.

Farhym, Türkiye’deki üretim tesislerinde yıllardır faaliyet gösteren bir firma olarak, Ankara ve Adana’daki üretim tesislerinde önemli bir üretim kapasitesine sahipti. Ancak bu üretim tesislerinin faaliyetlerini devretme kararı alındı. Farhym, hisselerinin tamamını Ankara’daki Turna Ahşap şirketine devretmeyi planlıyor. Bu satış süreci, 2024 yılı sonunda tamamlanması beklenen bir süreç olarak ifade ediliyor. Şirket, bu kararla birlikte Türkiye’deki üretim faaliyetlerini tamamen sonlandırmayı ve Türkiye pazarından çekilmeyi hedefliyor.

Farhym’in Türkiye’deki faaliyetleri, özellikle toplu taşıma ve otobüs üretimi yapan markalarla güçlü bir işbirliği ilişkisine dayanıyordu. Şirket, bu dönemdeki ürün tedarikleriyle önemli bir pazar payı elde etmişti. Ancak son dönemde yaşanan ekonomik zorluklar ve global piyasalardaki dalgalanmalara karşılık, Farhym’in Türkiye’deki operasyonlarını sonlandırma kararı alması, şirketin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası.

Google, Gemini 2.0 Flash’ı herkesin kullanımına açtı!

Google, Gemini uygulamasına yeni bir yapay zeka modeli olan Gemini 2.0 Flash’ı entegre ettiğini açıkladı. Bu yeni model, önceki versiyonlardan çok daha hızlı ve verimli çalışıyor, düşük gecikme süreleri ve yüksek performans sunuyor. Gemini 2.0 Flash, hem web hem de mobil platformlarda kullanılabilir hale geldi ve artık tüm kullanıcılar tarafından erişilebiliyor. Google, Gemini 2.0’ın yanı sıra, eski sürümler olan Gemini 1.5 Flash ve 1.5 Pro’nun da birkaç hafta boyunca aktif olacağını belirtti. Bu, kullanıcılara mevcut sürümdeki geliştirmelere alışana kadar eski sürümleri kullanma imkânı tanıyor.

Google, Gemini 2.0 Flash’ı herkes için kullanıma sunuyor

Gemini 2.0 Flash, aslında daha önce tanıtılan Gemini 2.0’ın hafifletilmiş bir sürümü olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu yeni sürüm, doğal ses ve görüntü üretme gibi multimodal yapay zeka görevlerinde daha iyi performans sergiliyor. Performans açısından bakıldığında, Flash sürümü, hızlı tepki süreleriyle dikkat çekiyor. Bu, özellikle gerçek zamanlı uygulamalarda daha verimli bir kullanıcı deneyimi sağlıyor. Örneğin, sesli yanıtlar ve görsel içeriklerin daha hızlı bir şekilde üretilmesi, kullanıcıların işlerini hızlandırarak genel deneyimlerini iyileştiriyor.

Google, Gemini 2.0 Flash'ı herkes için kullanıma sunuyor.

Google ayrıca, Gemini 2.0 Flash’ın, şirketin metinden görsele içerik oluşturma aracı olan Imagen 3 AI’ın en son sürümüyle entegre edildiğini duyurdu. Bu, görüntü üretiminde çok önemli bir gelişme. Çünkü yeni sürüm, daha yüksek doğrulukla ve daha zengin detaylarla görseller oluşturabiliyor. Bu durum, görsel içerik üreten kullanıcılar için büyük bir avantaj sağlıyor, çünkü karmaşık ve detaylı görselleri daha hızlı ve doğru şekilde üretmelerine olanak tanıyor. Örneğin, daha doğal dokular, daha ince ayrıntılar ve daha gerçekçi görseller bu yeni entegrasyon sayesinde mümkün hale geliyor.

Gemini 2.0 Flash, özellikle görsel ve sesli içerik üretiminde işlerin daha hızlı ve verimli ilerlemesini sağlıyor. Bu, özellikle medya, eğlence, eğitim ve yaratıcı endüstrilerdeki profesyoneller için önemli bir avantaj olabilir. Kullanıcılar artık, önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, çok daha kısa sürelerde daha kaliteli içerikler üretebilecekler. Bu gelişme, Gemini’nin potansiyelini daha da artırarak, yapay zekâ tabanlı içerik üretiminin geleceğine dair beklentileri yükseltiyor.

Yapay zeka, 500 milyon yıllık evrimi saatler içinde tamamladı!

0

Bilim insanları, doğada evrimleşmesi 500 milyon yıl sürecek olan yeni bir proteini, yapay zeka kullanarak sadece birkaç saatte tasarlamayı başardı. Yapay zeka, bu proteini esmGFP olarak adlandırdı. Bu gelişme, biyoteknolojide devrim niteliği taşıyor. Yapay zeka modelinden yararlanarak yapılan araştırmada, protein evrimini hızlandırmak için ESM3 adı verilen gelişmiş bir dil modeli kullanıldı. Normalde doğal evrimde, proteinlerin şekillenmesi rastgele mutasyonlar ve doğal seçilimle gerçekleşirken, ESM3 modeli 2,78 milyar bilinen proteinin verileriyle eğitildi ve sıfırdan tamamen yeni amino asit dizilimleri üretti.

Yapay zeka, 500 milyon yıllık evrimi yalnızca saatler içinde tamamladı

Bu yeni yaratılan esmGFP proteini, doğada var olan en yakın yeşil floresan proteine (GFP) yalnızca %58 benziyor. ESM3, bu proteini tasarlarken 96 farklı mutasyonu belirledi. Bu mutasyonlar, doğal evrimde rastlantısal olarak birikseydi, yaklaşık yarım milyar yıl sürecek bir süreç gerekecekti. Ancak yapay zeka sayesinde bu süreç, saatler içinde tamamlandı. Parlayan proteinler, doğada denizanası ve mercan gibi bazı deniz canlılarında bulunuyor ve bilim insanları, bu tür proteinleri mikroskobik biyobelirteçler olarak kullanıyor. esmGFP’nin geliştirilmesi ise biyolojik bilimlerin yanı sıra tıp ve çevre bilimlerinde de önemli potansiyeller barındırıyor.

Araştırmanın başındaki isimlerden Alex Rives, geliştirdikleri yapay zeka modelinin doğal evrimin kısıtlamalarına bağlı kalmadan işlevsel proteinler yaratma kapasitesine sahip olduğunu belirtiyor. Rives ve ekibi, önce Meta şirketinde çalışırken ESM3’ün öncüllerini geliştirmiş ve ardından EvolutionaryScale adlı şirketi kurarak bu araştırmaları ilerletmişlerdi. Bu gelişme, biyoloji ve tıp alanında devrim yaratma potansiyeline sahipken, aynı zamanda karbon yakalama gibi çevresel teknolojilerde de kullanılabilir.

Ancak bazı bilim insanları, yapay zeka tarafından tasarlanan proteinlerin biyolojik ortamlarda nasıl çalışacağı konusunda belirsizliklerin olduğunu belirtiyor. Çünkü tasarlanan esmGFP, şu an için sadece bir bilgisayar kodu olarak var, ve bu proteinin gerçek biyolojik ortamda nasıl etkileşimde bulunacağı konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiği ifade ediliyor. Bath Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Tiffany Taylor, yapay zekanın protein sentezleme yeteneğini heyecan verici bulsa da, bu proteinlerin canlı organizmalar içindeki etkileşimlerinin karmaşıklığını hesaba katmanın zor olduğunu söylüyor. Yine de, bu çalışma, yapay zekanın biyoteknolojiyi dönüştürebilme gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor ve gelecekte yapay zeka destekli protein mühendisliği ile yeni ilaçlar, çevreci biyoteknolojiler ve sentetik biyolojik sistemlerin geliştirilmesinin mümkün olabileceği düşünülüyor.

NASA, Bennu asteroidinde yaşamın temel bileşenlerini buldu!

NASA ve diğer bilim kuruluşları tarafından yapılan analizler, Bennu asteroidinden alınan örneklerde yaşamın temel bileşenleri olarak kabul edilen amino asitler ve suyun izlerini ortaya çıkardı. Bu bulgular, Dünya’daki yaşamın kökenine dair önemli ipuçları sunarken, yaşamın yalnızca Dünya’ya özgü olmayabileceği ihtimalini de güçlendiriyor. Uzaydaki organik moleküllerin gezegenler arası taşınımı teorisini destekleyen bu keşif, yaşamın evrende yaygın olabileceğine dair yeni soruları gündeme getiriyor.

NASA, Bennu asteroidinde yaşamın yapı taşlarını keşfetti

Nature ve Nature Astronomy dergilerinde yayımlanan araştırmalara göre, Bennu’dan elde edilen numunelerde yaşam için gerekli olan 20 amino asitten 14’ü tespit edildi. Buna ek olarak, DNA ve RNA’nın temel yapı taşlarından olan beş farklı nükleobaz da örneklerde yer aldı. Araştırmacılar, aynı zamanda amonyak ve formaldehit gibi moleküllerin varlığını da doğrulayarak, bunların uygun koşullar altında birleşerek daha karmaşık organik bileşikler oluşturabileceğini belirtti. Bu bulgular, organik kimyanın yalnızca Dünya’ya özgü bir süreç olmadığını ve uzayda da benzer kimyasal etkileşimlerin gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Bilim insanları, Bennu’nun yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluştuğunu ve geçmişinde tuzlu su içeren bir çevreye sahip olduğunu düşündüren 11 farklı mineral keşfetti. Kalsit, halit ve silvit gibi minerallerin varlığı, asteroitin tarihinde suyla temas ettiğini ve bu ortamın organik bileşiklerin etkileşime girerek daha karmaşık yapılar oluşturması için uygun bir zemin sunduğunu gösteriyor. Tuzlu suyun varlığı, yaşamın ortaya çıkışı için gerekli kimyasal süreçlerin bu tür kozmik cisimlerde gerçekleşmiş olabileceğini düşündürüyor.

Araştırmacılar, elde edilen bulguların Dünya’daki yaşamın kökenine dair yeni bilgiler sunduğunu ve yaşamın gezegenimize asteroidler veya kuyruklu yıldızlar aracılığıyla taşınmış olabileceği teorisini güçlendirdiğini belirtiyor. NASA’nın OSIRIS-REx misyonu kapsamında gerçekleştirilen bu keşif, 8 Eylül 2016’da başlatılan uzay aracının 3 Aralık 2018’de Bennu asteroidine ulaşmasıyla başladı. İki yıl boyunca detaylı incelemelerde bulunan OSIRIS-REx, 20 Ekim 2020’de asteroit yüzeyinden örnek topladı ve bu değerli materyalleri 24 Eylül 2023’te Dünya’ya getirdi. Bu keşif, evrendeki diğer gök cisimlerinde de benzer süreçlerin gerçekleşmiş olabileceğini ve yaşamın kökenine dair daha fazla ipucu bulunabileceğini gösteriyor.

Renault, yeni elektrikli aracıyla menzil rekoru kırabilir!

Renault, elektrikli araç teknolojilerinde sınırları zorlamaya devam ederek, “yürüyen laboratuvar” olarak tanımladığı yeni prototipi Filante Record 2025’i tanıttı. Ligier Automotive iş birliğiyle geliştirilen bu özel araç, hız rekorlarından ziyade menzil rekoru kırmaya odaklanıyor. Tasarım açısından Batman’in efsanevi Batmobil’ine benzeyen prototip, son derece aerodinamik bir gövdeye sahip. 5.12 metre uzunluğa, 1.71 metre genişliğe ve 1.19 metre yüksekliğe sahip olan tek kişilik bu araç, Renault’nun geçmişte geliştirdiği hız rekoru kırmaya yönelik prototiplerden esintiler taşıyor. Henüz tamamen dijital simülasyonlarla tasarlanan araç, ilerleyen süreçte rüzgar tünelinde test edilerek son aerodinamik iyileştirmelere tabi tutulacak.

Renault, yeni nesil elektrikli aracıyla menzil rekoru kıracak

Prototipin tasarımında dikkat çeken unsurlar arasında yuvarlak LED farlar, yüzgeç formunda tasarlanmış kuyruk bölümü ve gövdeden bağımsız olarak şekillendirilmiş çamurluklar bulunuyor. Özellikle çamurluklar ve tekerleklerin çevresinde uygulanan tasarım, hava sürtünmesini en aza indirmek amacıyla geliştirilmiş.

Michelin’in düşük yuvarlanma direncine sahip özel lastiklerinin menzili %20 oranında artırdığı belirtiliyor. Aracın en önemli özelliklerinden biri de ultra hafif malzeme kullanımı. Şasisinde alüminyum, karbon fiber ve çelik gibi hafif bileşenlere yer verilmiş olup, ayrıca 3D baskı için geliştirilen Scalmalloy adlı ileri teknoloji ürünü bir alaşımdan da faydalanılmış. Bu sayede aracın toplam ağırlığı sadece 1000 kilogram seviyesinde tutulmuş ve bunun 600 kilogramı batarya paketine ayrılmış.

Batarya tarafında 87 kWh kapasiteli bir paket kullanılmış ve bu paket, sürücünün ayaklarının altına konumlandırılarak aracın ağırlık merkezinin düşük tutulması sağlanmış. Batarya hücreleri arasındaki bağlantıyı optimize eden cell-to-pack teknolojisi ile enerji yoğunluğu artırılmış ve karbon bazlı bir koruma ile güvenlik önlemleri güçlendirilmiş. Renault, prototipin tam performans ve menzil verilerini henüz paylaşmadı, ancak aracın menzil rekoru kırmayı hedeflediği düşünüldüğünde, oldukça verimli bir enerji tüketimi ve aerodinamik optimizasyon sağlanacağı öngörülüyor. Bu yeni nesil elektrikli araç, Renault’nun gelecekte seri üretim modellerine entegre edebileceği yenilikçi teknolojiler için bir test platformu olarak büyük önem taşıyor.

Netflix, tüm sezonu indirme özelliğini iOS için getirdi!

0

Netflix, iPhone ve iPad kullanıcıları için çok beklenen yeni bir özelliği devreye soktu. Artık, kullanıcılar sevdikleri dizilerin tüm sezonlarını tek bir dokunuşla indirebilecek. Bu, özellikle seyahat edenler ya da sürekli internet bağlantısı bulunmayan kullanıcılar için müthiş bir kolaylık sağlıyor. Önceden, kullanıcılar yalnızca bir bölüm indirebiliyorlardı ve bu, özellikle uzun diziler söz konusu olduğunda, her bir bölümü ayrı ayrı indirmek anlamına geliyordu ki bu da zaman alıcı ve kullanıcı dostu değildi. Şimdi ise, tüm sezonu bir arada indirerek zaman kazanılabiliyor.

Netflix, tüm sezonu indirme özelliğini iOS platformu için sundu

Yeni “Sezon İndir” butonu, dizinin sayfasında Paylaş düğmesinin hemen yanında yer alıyor. Kullanıcılar, bu butona tıkladıklarında dizinin seçtikleri sezonundaki tüm bölümler tek seferde indirilmeye başlıyor. İndirilen bölümler, Netflix’in uygulama içindeki “Benim Netflix’im” sekmesi altında bulunan “İndirilenler” bölümünde bir araya toplanıyor ve internet bağlantısı olmadan bu bölümleri izlemek mümkün oluyor. Bu özellik, özellikle uzun dizilerde büyük bir avantaj sağlıyor. Örneğin, Blacklist gibi bir dizi düşünülürse, önceden tek tek bölümleri indirmek zaman alıcıydı. Artık, tüm sezonu tek seferde indirmek çok daha hızlı ve pratik bir işlem.

Bu yeni özellik, daha önce Android kullanıcılarına sunulmuştu, ancak şimdi iOS kullanıcıları için de aktif hale geldi. Netflix, bu tür gelişmelerle kullanıcı deneyimini daha verimli hale getirmeyi amaçlıyor. Bu özellik, kullanıcıların internet erişiminin sınırlı olduğu yerlerde veya seyahat ederken en sevdikleri dizilerini rahatça izlemelerini mümkün kılıyor. Ayrıca, Netflix’in indirilmesi en çok tercih edilen yapımlarından bazıları arasında Squid Game ve Monster: The Jeffrey Dahmer Story gibi diziler bulunuyor.

Sezon indirme özelliği, şu an için Netflix uygulamasının en son sürümlerinde mevcut ve kullanıcılar için oldukça kullanışlı bir ek. Yalnızca bir dizi değil, tüm bir sezonun bölümleri tek bir işlemle indirilebiliyor, bu da Netflix’in içerik izleme deneyimini önemli ölçüde kolaylaştırıyor. Özellikle sık seyahat eden, mobil internetin yetersiz olduğu bölgelerde yaşayan ya da sınırlı veri kullanan kullanıcılar için bu özellik, uygulamanın kullanımını çok daha çekici hale getiriyor.

Microsoft, DeepSeek tarafından geliştirilen AI modelini bulut platformuna entegre ediyor!

Ancak bu hamle, Microsoft’un en büyük yapay zekâ ortağı olan OpenAI’in DeepSeek’i fikri mülkiyet hırsızlığıyla suçladığı bir dönemde geldi.

Tartışmalı bir ortaklık: DeepSeek ve Microsoft

DeepSeek’in R1 modeli, Azure AI Foundry platformu altında sunulmaya başlandı. Microsoft, blog yazısında modelin güvenlik taramalarından geçirildiğini, riskleri en aza indirmek için kapsamlı değerlendirmelere tabi tutulduğunu belirtti. Ayrıca, gelecekte Copilot+ PC’lerde yerel olarak çalıştırılabilen daha hafif R1 versiyonlarının da sunulacağını açıkladı.

Microsoft’un bu adımı, DeepSeek’in OpenAI’in API’lerini kötüye kullandığı iddialarının gölgesinde atıldı. 2024 sonbaharında, Microsoft’un güvenlik araştırmacıları DeepSeek’in OpenAI’in API’lerinden büyük miktarda veri sızdırdığına dair bulgulara ulaştı. Microsoft, aynı zamanda OpenAI’in en büyük yatırımcısı olarak, bu şüpheli faaliyetler hakkında OpenAI’i bilgilendirdi.

Buna rağmen Microsoft, R1’in sunduğu potansiyel nedeniyle modeli kendi ekosistemine dahil etme kararı aldı. Şirket, Azure AI Foundry kataloğunu genişletirken geliştiricilerin ve işletmelerin R1’i kullanarak yenilikçi çözümler geliştirmesini beklediğini duyurdu.

Deepseek güvenlik

R1 modelinin sınırlamaları ve sansür tartışmaları

DeepSeek’in R1 modeli her ne kadar güçlü bir yapay zekâ modeli olarak tanıtılsa da, çeşitli güvenilirlik sorunları ve sansür iddiaları nedeniyle eleştiriliyor.

NewsGuard tarafından yapılan bir teste göre, R1 haberle ilgili konulara verilen yanıtların %83’ünde hatalı veya eksik bilgiler sunuyor. Ayrı bir analiz, R1’in Çin ile ilgili soruların %85’ine yanıt vermeyi reddettiğini ortaya koydu. Bu durum, Çin hükümetinin yerel yapay zekâ modelleri üzerindeki sansür politikalarının bir sonucu olabilir.

Microsoft’un, modeli doğruluğunu artıracak şekilde değiştirip değiştirmediği veya sansürleme eğilimlerini azaltıp azaltmadığı henüz netlik kazanmadı. Ancak şirketin, modelin cazibesini kaybetmeden Azure ekosistemine entegre etmeye çalıştığı görülüyor.

Sonuç olarak, Microsoft’un DeepSeek ile olan ilişkisi, OpenAI ile yaşanan gerilimler ve veri sızıntısı iddiaları nedeniyle oldukça hassas bir konu haline gelmiş durumda. Buna rağmen, şirket R1’in sunduğu avantajlardan yararlanarak bulut hizmetlerini güçlendirme yolunda ilerliyor.

DataBank, veri merkezi yatırımları için 250 milyon dolar sermaye artırımı yaptı!

Geçtiğimiz hafta OpenAI, SoftBank gibi yatırımcılarla birlikte ABD’deki veri merkezi altyapısına 100 milyar dolar harcamayı planladığını duyurmuştu.

Microsoft da yalnızca 2024 yılı içinde 80 milyar dolarlık AI altyapı yatırımı yapmayı hedefliyor. Bu yarışta en büyük kazananlar ise yüksek performanslı veri merkezleri sağlayan şirketler oluyor.

Veri merkezi işletmecisi DataBank, özel sermaye şirketi TJC’den 250 milyon dolar yatırım aldığını duyurdu. Ayrıca, 600 milyon dolarlık bir ikincil hisse teklifi ile toplam finansmanını daha da genişletti. Şirketin CEO’su Raul K. Martynek, bu yeni yatırımın DataBank’ın büyüme stratejisine ve ölçeklenme yeteneğine duyulan güveni yansıttığını belirtti.

2005 yılında kurulan DataBank, 2016 yılında varlık yönetim şirketi DigitalBridge liderliğinde bir yatırım grubu tarafından satın alındı ve yıllar içinde birçok veri merkezi sağlayıcısıyla birleşerek büyüdü. Şirket, 2018’de Indianapolis merkezli Lightbound’u, 2020’de ise zColo’nun ABD ve Birleşik Krallık’taki veri merkezlerini bünyesine kattı. Şu anda 65’ten fazla veri merkezini, 27’den fazla pazarda yönetiyor.

Dijital dönüşüm ve yapay zekâ talebi veri merkezlerini güçlendiriyor

Yatırımcılar, veri merkezlerini dijital dönüşüm ve yapay zekâ gelişiminin temel taşları olarak görüyor. TJC ortağı Eion Hu, DataBank’ın “güvenilir, ölçeklenebilir ve enerji verimli altyapı” konusundaki güçlü konumuna dikkat çekerek, şirketin bu büyüyen pazarda avantaj sağlayacağını ifade etti.

Meta veri merkezi

Bu sektörde sadece DataBank değil, yeni nesil bulut (neocloud) girişimleri de büyük ilgi görüyor. Örneğin:

  • CoreWeave, büyük teknoloji firmalarıyla yaptığı iş birlikleriyle 19 milyar dolar değerlemeye ulaştı.
  • Lambda Labs, Nisan 2024’te 500 milyon dolara kadar özel finansman sağladı.
  • Voltage Park, Ekim 2023’te 500 milyon dolarlık GPU destekli veri merkezleri yatırımı yapacağını duyurdu.
  • Together AI, Mart 2024’te Salesforce liderliğinde 106 milyon dolar yatırım aldı.

McKinsey’nin raporuna göre, önümüzdeki beş yıl içinde veri merkezleri için mekanik ve elektrik sistemlerine yapılan yatırım 250 milyar doları aşabilir. Ancak bu büyüme, veri merkezlerinin yüksek su ve enerji tüketimi gibi çevresel etkilerinin de daha fazla tartışılmasına neden oluyor.

Sonuç olarak, yapay zekâ devriminin hızla ilerlemesiyle birlikte veri merkezi sektörü devasa yatırımlarla büyümeye devam ediyor ve DataBank, bu büyümeden en çok yararlanan firmalardan biri olmayı sürdürüyor.

Google, İran ve Çin’e resmen savaş açtı: Peki, neden?

0

Dijital dünyada siber güvenlik tehditleri giderek artarken, Google cephesinden ortalığı karıştıran çarpıcı bir açıklama geldi. Şirket, İran, Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin Gemini yapay zekasını kötü amaçlı faaliyetlerde kullandığını tespit ettiğini iddia etti. Peki, Google bu ülkelere karşı nasıl bir önlem almış durumda?

Google’ın hedefinde hangi ülkeler var?

Google’ın yayımladığı rapora göre, özellikle İran ve Çin merkezli ajanlar, Gemini yapay zekasını oltalama saldırıları ve kötü amaçlı yazılım geliştirmek için kullanıyor. Şirket, bu faaliyetlerin tespit edilmesiyle birlikte, yapay zekanın bu tür amaçlar doğrultusunda kullanımını engellemek için çeşitli önlemler aldığını açıkladı.

İran özelinde, devlet destekli siber grupların Gemini’yi hedef odaklı oltalama saldırıları için kullandığı belirlendi. Özellikle APT42 adlı bir grubun, kurbanlarını kandırarak hassas bilgilerini ele geçirmek amacıyla Gemini’den destek aldığı ifade ediliyor. Google, bu grubun İran’ın siber casusluk faaliyetlerinin yüzde 30’unu oluşturduğunu belirtiyor.

Çin merkezli siber saldırı grupları ise ağırlıklı olarak devlet kurumları ve uluslararası şirketleri hedef alıyor. Google’a göre, Çin destekli aktörler Gemini’yi ABD hükümet kuruluşları hakkında bilgi toplamak, siber güvenlik açıklarını belirlemek ve Microsoft’a bağlı sistemlerin çeviri işlemleri için kullanıyor.

Son olarak bu ülkeler arasından Rusya’nın Gemini kullanımının diğer ülkelere göre daha sınırlı olduğu belirtiliyor. Ancak Google, ülkedeki devlet destekli bazı grupların yapay zekayı propaganda içerikleri üretmek ve siyasi manipülasyon için kullandığını aktarıyor. Özellikle Kremlin yanlısı grupların, Gemini aracılığıyla Batı karşıtı haberler oluşturduğu ve sosyal medya kampanyalarını yönlendirdiği iddia ediliyor.

Google’ın, Gemini yapay zekasının kötüye kullanımını engelleme çabaları başarılı olur mu, yoksa siber saldırganlar yeni yöntemler mi geliştirir? Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz!

Microsoft’un tüm Copilot kullanıcıları OpenAI’in o1 modeline ücretsiz olarak erişebilecek!

Daha önce yalnızca Copilot Pro abonelerinin erişebildiği bu özellik artık herkes tarafından kullanılabilecek.

Daha karmaşık sorulara derinlemesine yanıtlar

Microsoft, o1 modelini Copilot’a Think Deeper adı altında entegre etti. Bu özellik, karmaşık sorulara daha kapsamlı ve mantıklı yanıtlar sunarak kullanıcıların sorularını çok yönlü bir şekilde ele almasını sağlıyor. Kullanıcılar Think Deeper düğmesine tıklayarak yaklaşık 30 saniye içinde sorularının farklı açılardan değerlendirilmiş bir yanıtını alabiliyor.

Think Deeper ilk olarak Ekim 2024’te Copilot Pro aboneleri için bir önizleme olarak tanıtılmıştı. Microsoft’un deneysel özelliklerini test etmeye olanak tanıyan Copilot Labs kapsamında sunulan bu özellik, adım adım çözümler üreterek seçenekleri karşılaştırmak, uygulamalar için kod yazmak veya uzun bir yolculuk planlamak gibi konularda kullanıcıya yardımcı oluyor.

Tüm kullanıcılara ücretsiz erişim

Microsoft AI CEO’su Mustafa Suleyman, LinkedIn’de yaptığı açıklamada Think Deeper özelliğinin artık hiçbir ek ücret ödemeden tüm Copilot kullanıcıları tarafından kullanılabileceğini duyurdu. Suleyman, “On milyonlarca kullanıcımızın bu fırsata sahip olmasından gerçekten çok heyecan duyuyorum. Şu anda üzerinde çalıştığımız birçok yeni özellik var ve bunları paylaşmak için sabırsızlanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Bu hamle, Microsoft’un yapay zekâ tabanlı araçlarını daha geniş bir kitleye ulaştırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özellikle ChatGPT Plus gibi ücretli modellerin sunduğu gelişmiş özelliklere alternatif olarak, Microsoft’un Copilot kullanıcılarına sunduğu ücretsiz Think Deeper özelliği, AI destekli üretkenliği herkes için daha erişilebilir hale getirebilir.

Multinet Up genç teknoloji yetenekleri aranıyor!

Multinet Up’ın teknoloji iştiraki inventiv, Coderspace iş birliğiyle Ideathon’u hayata geçiriyor. 30 yaş altı üniversite öğrencilerinin ve mezun genç profesyonellerin katılımına açık olan yarışma, üretken yapay zekâ teknolojilerinin MultiPay’e entegre edilerek geliştirilmesine odaklanıyor. 

Multinet Up’ın mobil cüzdan uygulaması MultiPay, günlük 3 milyon işlemle kullanıcılarına hızlı ve pratik bir ödeme deneyimi sunuyor. Ideathon kapsamında katılımcılar, MultiPay’in işlevselliğini artıracak ve kullanıcı deneyimini iyileştirecek yapay zekâ destekli yenilikçi çözümler geliştirecek.

En Başarılı 5 Ekip Finalde Yarışacak

inventiv Ideathon’a en az iki, en fazla dört kişiden oluşan ekipler katılabilecek. 30 yaşın altında olmak şartıyla üniversite öğrencileri, mezunlar ve Coderspace üyelerinin başvuru yapabileceği yarışmada, katılımcılara farklı projeler verilecek. Takımların, bu projeleri analiz ederek MultiPay’in işlevselliğini artıracak ve kullanıcı deneyimini iyileştirecek yenilikçi yapay zekâ çözümleri geliştirmeleri beklenecek.

Başvurular arasından seçilen 20 ekip, 8-11 Şubat tarihleri arasında online çalışma sürecine dahil olacak. Bu süreçte geliştirilen projeler jüri tarafından değerlendirilecek ve en başarılı beş ekip finale yükselecek. 15 Şubat’ta inventiv’in Büdotek ofisinde gerçekleştirilecek final sunumlarında, katılımcılar projelerini Multinet Up ve inventiv yöneticilerinden oluşan jüriye sunacak. Değerlendirmeler sonucunda birinci olan ekibe 30.000 TL, ikinci olan ekibe 20.000 TL ve üçüncü olan ekibe 15.000 TL değerinde ödüller sunulacak.

Son Başvuru Tarihi 6 Şubat

inventiv Ideathon için başvurular 6 Şubat 2025 tarihine kadar alınacak. Başvuruların değerlendirilmesi sonucunda yarışmaya katılmaya hak kazanan 20 ekip 7 Şubat’ta belirlenecek ve projelerini geliştirmeleri için gerekli bilgiler iletilecek. Seçilen ekipler, 8-11 Şubat tarihleri arasında online çalışma sürecine dahil olacak ve geliştirdikleri projeleri tamamlayarak jüriye sunuma hazır hale getirecekler. Ekiplerin sunumlarını teslim etmeleri için son tarih ise 11 Şubat, saat 23.59 olacak. Değerlendirme sürecinin ardından finalde yarışacak 5 ekip 12 Şubat’ta duyurulacak. Finale kalan ekipler, 15 Şubat’ta inventiv’in Büdotek ofisinde düzenlenecek fiziksel final sunumlarında projelerini jüri üyelerine sunacak ve aynı gün kazanan ekipler açıklanacak.

Jüri Üyeleri

İnovasyon ve finansal teknolojiler alanında uzman jüri üyeleri, yarışmacıların projelerini değerlendirecek. Jüri üyeleri arasında Multinet Up CEO’su Ali Emre Sever, Multinet Up CIO’su ve inventiv Genel Müdürü Çağlayan Yıldırım, Multinet Up CMO’su Bora Işık, Multinet Up CEO Ofis Direktörü Bora Can, inventiv Yazılım Mühendisliği Direktörü Özkan Biçer, inventiv Sistem & Güvenlik Direktörü Yaşar Ateş ve inventiv Ürün Direktörü Aşkım Gürer yer alıyor.

Başvuru için: https://coderspace.io/etkinlikler/intentiv-ai-ideathon/

Yapay zeka tarafından üretilen eserler telif hakkı ile korunamayacak!

Yapay zeka desteği alan eserlerin insan katkısı içerenleri bile belirli koşullar altında telif hakkı alabilecek.

Telif Hakkı Ofisi’nin yayımladığı kapsamlı raporda, AI teknolojisinin içerik üretiminde ne kadar kontrol sahibi olunduğu konusu ele alındı. Ofis, bir kullanıcının detaylı talimatlar vermesinin bile, nihai eserin onun tarafından yaratıldığı anlamına gelmediğini belirtti. Yapay zeka sistemleri hukuken “eser sahibi” olarak kabul edilmediği için, sadece metin girdileriyle yönlendirilen eserler telif hakkı korumasına giremeyecek.

Raporda, kullanıcının yapay zekanın sunduğu çıktıyı kabul ettiğini ancak eserin ifade biçiminin doğrudan onun yaratıcılığıyla şekillenmediğini vurgulayan ifadeler yer aldı. Buna örnek olarak, Midjourney ile oluşturulan ve sanat yarışmasında ödül kazanan Théâtre D’opéra Spatial adlı eserin telif hakkı mücadelesi gösterildi.

AI sistemlerinin öngörülemezliği de raporda ele alındı. Örneğin, Google’ın Gemini modeliyle oluşturulan bir görüntüde, kullanıcının talimatlarını tam olarak yerine getirmediği ve istenmeyen unsurlar eklediği (örneğin bir kedinin elinde gazeteyle pipo içmesi gibi) belirtildi. Telif Hakkı Ofisi, bunu Jackson Pollock’un soyut sanatına benzeterek, sanatçının doğrudan kontrol edemediği detaylar olsa da, genel sürecin ve sanatsal tercihlerin tamamen insan tarafından yönetildiğini vurguladı.

Yapay zeka destekli çalışmaların telif hakkı durumu

Tamamen yapay zeka tarafından üretilen eserler koruma altına alınamazken, insan katkısıyla şekillendirilen eserler telif hakkı alabilir. Örneğin:

  • Yapay zeka ile düzenlenen sanat: Bir sanatçının kendi çizimini YZ’ye yükleyip 3D efektler ekletmesi durumunda, orijinal sanat eseri hâlâ korunabilir.
  • Yapay zeka görselleri kullanılan çizgi romanlar: Eğer bir kişi YZ tarafından oluşturulan görselleri düzenler, yerleştirir ve kendi yazdığı metinlerle birleştirirse, bütünsel eser telif hakkı alabilir.
  • Yapay zeka efektli filmler: Bir filmde YZ ile üretilmiş özel efektler veya arka plan görselleri kullanılsa da, bütün film telif hakkı korumasına girebilir.

Bununla birlikte, bir kullanıcının verdiği metin komutlarının telif hakkıyla korunup korunamayacağı belirsizliğini koruyor. Ofis, metin komutlarını “talimatlar” olarak değerlendirerek bunların doğrudan telif hakkına tabi olmadığını belirtti. Ancak, yeterince yaratıcı ve özgün ifadeler içeren komutların bazı telif haklarına sahip olabileceği ifade edildi.

ABD Telif Hakkı Ofisi, AI’ın hukuki boyutlarıyla ilgili kapsamlı bir inceleme süreci yürütüyor. Temmuz 2024’te deepfake içeriklere yönelik yeni yasaların teşvik edilmesi gerektiğini belirten bir rapor yayımlamıştı. Önümüzdeki dönemde ise, AI modellerinin telifli eserler üzerinde eğitilmesinin hukuki sonuçlarını ele alan bir rapor yayımlamayı planlıyor.

Karmasis ve Bulutistan’tan stratejik iş birliği

Yüzde yüz yerli ve milli siber güvenlik firması Karmasis ve bulut teknolojilerinde lider Bulutistan, dijital dönüşüm süreçlerine yön verecek stratejik iş birliğini duyurdu. Bu ortaklık, yenilikçi çözümlerle işletmelerin ulusal ve uluslararası pazarlarda ön plana çıkmasına katkı sağlamaya odaklanıyor.

Günümüzde dijital dönüşüm süreçlerinin temelinde yer alan veri güvenliği, bulut  teknolojilerinin kullanımında da kritik önem taşıyan bir alan olarak öne çıkıyor. Gartner’ın 2024 raporuna göre, işletmelere yönelik siber saldırıların %80’inde bulut tabanlı sistemler hedef alınıyor. IDC verilerine göre ise, bulut güvenliğine yatırım yapan şirketler, veri ihlallerine karşı %70 oranında daha güçlü bir koruma sağlıyor. Bu bağlamda, güvenilir ve yenilikçi çözümler sunan Karmasis ve Bulutistan işletmelere dijital dönüşüm süreçlerinde güvenli bir yol haritası çizmeyi amaçlıyor.

Müşteri odaklı, fark yaratan hizmetler sunulacak

Karmasis ve Bulutistan arasındaki güç birliğinin ana odak alanları; bulut tabanlı veri yönetimi, gelişmiş siber güvenlik uygulamaları ve büyük veri analitiği ile güvenlik çözümleri olarak belirlendi. Bunun yanında, farklı sektörler için optimize edilmiş hizmetler geliştirilerek, işletmelerin özel ihtiyaçlarına yönelik çözümlerin sunulması da hedefleniyor. Veri güvenliği, tehdit algılama ve raporlama gibi alanlarda öne çıkan teknolojiler ile müşteri odaklı, fark yaratan hizmetler sunulacak.

İşletmelere Esnek ve Güç Katan Çözümler

Bu ortaklık, işletmelere yüksek performanslı bulut altyapıları, gelişmiş veri güvenliği ve hızlı ölçeklenebilir hizmetlerle operasyonel verimlilik kazandırıyor. Aynı zamanda, maliyet tasarrufu sağlayarak, müşterilerin kaynak kullanımını optimize etmeleri ve rekabet avantajı elde etmeleri için yenilikçi ve esnek çözümler sunuyor.

Karmasis ve Bulutistan, sektördeki lider pozisyonlarını sağlamlaştırmayı ve uluslararası pazarlarda büyümeyi hızlandırmayı hedefliyor. Orta Asya ve Avrupa gibi stratejik pazarlara yönelik yenilikçi çözümler geliştirilerek, teknoloji ve inovasyon alanında fark yaratılması planlanıyor.

Veritabanının Kara Kutusu: Dataskope

Bu iş birliğinin lokomotif ürünlerinden olan ve Türk mühendisler tarafından geliştirilen Dataskope, veri tabanında gerçekleşen olayları, güvenli ve değiştirilemez bir biçimde kayıt altına alarak ve gerçek zamanlı izleme imkânı sunarak olası saldırılar öncesinde uyarı sağlıyor, önlem alma fırsatı yaratıyor. Yeni nesil teknolojisi sayesinde kısa sürede birçok kritik kurum tarafından tercih edilen bu ürün, Karmasis Bulutistan arasındaki iş ortaklığı kapsamında global arenada hedeflenen yükselişte önemli rol üstleniyor.

Karmasis Genel Müdürü Murat Eraydın “İş ortaklığımız Karmasis’in siber güvenlik alanındaki uzmanlığını Bulutistan’ın yenilikçi bulut teknolojileriyle birleştirerek sektöre öncülük etmemizi sağlayacak. Ortak vizyonumuz, sadece müşterilerimize değil, aynı zamanda sektöre de yeni standartlar kazandırmayı amaçlıyor. Bu projeyle, sınırları aşan bir dijital dönüşüm sürecinin kapılarını aralıyoruz.”

Bulutistan Genel Müdürü Gökhan Gençtürk ise bu işbirliği ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Karmasis ile gerçekleştirilen bu işbirliği, yenilikçi ve sürekli gelişen teknolojilerle şirketlerin dijital dönüşüm ihtiyaçlarına cevap verecek. Amacımız, sadece mevcut çözümlerimizi iyileştirmek değil, aynı zamanda işletmelerin uluslararası arenada öne çıkmasını destekleyecek inovatif yaklaşımlar sunmaktır. Bu ortaklık, vizyonumuzu daha da ileri taşımamıza olanak sağlayacak.”

Ağır yük taşımacılığında hidrojenli araçlar yaygınlaşabilir!

Verne adlı ABD merkezli bir girişim, hidrojenli ağır yük taşıma araçlarının kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik önemli bir adım atıyor. Şirket, hidrojen depolama teknolojilerinin en verimli şekilde kullanılması amacıyla kriyojenik sıkıştırma yöntemini geliştirerek, hidrojen yakıt hücreli araçların daha verimli ve uygulanabilir hale gelmesini sağlıyor. Bu teknoloji, özellikle ağır yük taşımacılığında büyük öneme sahip, çünkü ağır taşıma araçları, taşımacılıkla ilgili karbon emisyonlarının önemli bir kısmını oluşturuyor. Mevcut durumda, bu araçlarda yeşil enerji çözümlerinin yaygınlaşması büyük bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

Ağır yük taşımacılığında hidrojenli araçların önü açılacak

Verne’nin geliştirdiği kriyojenik sıkıştırma teknolojisi, hidrojenin enerji yoğunluğunu artırarak, hidrojenli araçların performansını büyük ölçüde iyileştiriyor. Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı tarafından desteklenen bu teknoloji, hidrojenin depolanmasını daha verimli hale getiriyor ve hidrojen tanklarını daha kompakt ve enerji yoğun hale getiriyor. Bu sistem, özellikle ağır yük taşıyan araçların ihtiyaç duyduğu yüksek yoğunluktaki enerjiyi sağlamak için oldukça uygun bir çözüm sunuyor. Araştırmalar, kriyojenik sıkıştırma ile elde edilen hidrojen tanklarının, sıvı hidrojenden yüzde 33, 700 bar basınçlı gaz hidrojenden ise yüzde 87 daha iyi enerji yoğunluğuna sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Ağır yük taşımacılığında hidrojenli araçların önü açılacak.

ABD ordusunun hidrojenli araçlara olan ilgisi de bu teknolojinin gelecekteki önemini gösteriyor. Ordu, karbon emisyonlarını azaltmayı hedefleyerek, mevcut araç filosunu hidrojenle çalışacak şekilde dönüştürmeye yönelik adımlar atıyor. Verne’nin kriyojenik sıkıştırma teknolojisi, hem hidrojen yakıt hücreli araçlarda hem de modifiye edilmiş içten yanmalı motorlarda kullanılabilmesi sayesinde, ordunun hedeflediği karbon salınımını düşürmeye önemli katkı sağlayacak. Ayrıca, hidrojenli araçlar, dizel motorlarla uyumlu çalışabilecek şekilde tasarlanabilir ve bu da mevcut altyapıyı kullanarak geçişi hızlandırabilir.

Sonuç olarak, Verne tarafından geliştirilen kriyojenik sıkıştırma teknolojisi, hidrojenin enerji yoğunluğunu artırarak, hidrojenli araçların daha geniş bir alanda kullanımını mümkün kılabilir. Bu teknoloji, özellikle ağır yük taşımacılığında, daha temiz ve verimli enerji çözümleri arayan endüstriler için büyük bir fırsat sunuyor.

Güneşle entegre şarj talebi artıyor

Elektrikli araçları güneş enerjisiyle şarj etme stratejileri, güneş enerjisine olan talebi artırıyor. ABD’de yapılan yeni bir araştırmaya göre, işyerlerinde düşük maliyetli seviye 1 şarj cihazlarının kullanılması ve gündüz şarjlarının tasarıma uygun hale getirilmesi halinde elektrikli araçların güneşle entegre şarj edilmesinde daha fazla güneş enerjisi kullanılacak.

Güneşle entegre şarj ne anlama geliyor?

Önemli miktarda güneş enerjisinin olduğu bölgelerde, en güneşli saatlerde toptan elektrik fiyatları düşebilir ve güneş enerjisi üretiminden elde edilen gelir azalabilir. Bu, PV dağıtımının depolama dağıtımını geride bıraktığı yerlerde gerçekleşme olasılığı en yüksektir. Bu arada, tüketiciler elektrikli araç satın almaya devam ederek genel elektrik talebini artırır. Bu eğilimleri bir arada ele alan ve Kaliforniya Enerji Komisyonu tarafından finanse edilen bir çalışma, gündüz elektrikli araç şarjının artan elektrikli araç yükünü karşılarken “şebekedeki güneş enerjisi değerini nasıl koruyabileceğini” inceliyor. Yani, güneşle entegre şarj stratejilerinin önemi artıyor.

The Electricity Journal’da yayınlanan araştırmada , gündüz vakti EV şarjını teşvik etmeye yönelik stratejiler ele alınıyor . Stratejilerden biri, işyerlerine ucuz seviye 1 şarj cihazları yerleştirmek ve böylece daha hızlı seviye 2 veya seviye 3 şarj cihazlarına kıyasla daha düşük maliyetle elektrikli araç şarj altyapısının kurulmasını sağlamaktır. Car & Driver  dergisine göre Seviye-1 şarj cihazları “yaklaşık 1 kW” güç sağlıyor .

Çalışmada, daha düşük maliyetli şarj cihazlarının “daha kısa mesafeler kat eden ve işyerlerinde saatlerce park halinde kalanlar için iyi bir seçenek” olduğu belirtiliyor. Ancak şu ana kadar bunlar, ABD’de kurulu kamusal şarj cihazlarının %1’inden daha azını temsil ediyor. Başka bir strateji, kullanım saati elektrik tarifelerini, gündüz elektrik kullanımını teşvik eden “daha ileriye dönük tarifelere” “güncellemek”tir. Çalışma, gündüz elektrik fiyatlarını destekleyerek, bunun daha fazla güneş enerjisinin benimsenmesini de teşvik edeceğini söylüyor. Tarifeler “ayrıca dinamik olmalı”, faydaları en üst düzeye çıkarmak ve “yerel  dağıtım şebekesinin aşırı yüklenmesi gibi olumsuz etkileri önlemek ” için gerçek zamanlı maliyet sinyallerini yansıtmalıdır. Güneşle entegre şarj bu tür tarifeler ile daha da yaygınlaşabilir.

Kaliforniya’da, kamu hizmetleri şirketleri halihazırda OpenADR 3.0 standardını kullanarak müşterilere dinamik fiyatlar iletiyor. Eyalet,  EV şarj cihazları için esnek talep cihazı standardı geliştirmek üzere paydaşlarla birlikte çalışmayı umuyor . Güneşle entegre şarj, elektrikli araçların geleceğinde önemli bir yer tutacak.

Dünyanın ilk füzyon santrali fon aldı

0

Sam Altman’ın desteklediği dünyanın ilk füzyon santrali Microsoft’a güç sağlamak için fon aldı. Helion reaktörü içindeki plazma, özel olarak tasarlanmış bir bölmedeki bir dizi manyetik alan tarafından kontrol ediliyor ve sıkıştırılıyor. Füzyon enerjisi teknolojisinde öncü yenilikçilerden Helion, 425 milyon dolarlık yeni bir fon aldığını duyurdu.

Dünyanın ilk füzyon santrali

Bu önemli yatırım, Helion’un ticari ölçekli füzyon santralinin gelişimini hızlandırmasını sağlayacak. Helion CEO’su David Kirtley: “ABD’deki üretimimizi kökten artıracağız. Bu sayede kapasitörler, mıknatıslar ve yarı iletkenleri daha önce hiç olmadığı kadar hızlı üretebileceğiz” dedi. OpenAI patronu Sam Altman, Peter Thiel ve Reid Hoffman’ın desteklediği girişim, 2028 yılına kadar Microsoft’a elektrik ulaştırmayı hedefliyor.

irçok füzyon girişimi olmasına rağmen, Helion füzyon enerjisine yönelik benzersiz yaklaşımıyla öne çıkıyor. “Ters alan konfigürasyonu” reaktörü kullanıyor. Bu teknoloji, daha geleneksel manyetik hapsetme ve eylemsiz hapsetme yöntemlerinden farklıdır. Bunun yerine, Helion’un reaktörü, plazmayı özel olarak tasarlanmış bir bölme içinde kontrol etmek ve sıkıştırmak için bir dizi manyetik alan kullanır.

İşlem, reaktörün her iki ucuna döteryum ve helyum-3 gazının enjekte edilmesiyle başlar. Bu gaz daha sonra ısıtılarak bir plazma oluşturulur ve bu plazma daha sonra manyetik alanlar tarafından şekillendirilir ve saatte 1 milyon mili aşan hızlara kadar hızlandırılır. Füzyon firması: “Döteryum ve helyum-3 yakıtı plazma koşullarına ısıtılır. Mıknatıslar plazmayı Ters Alan Yapılandırması’nda (FRC) sınırlandırır” diye açıkladı.

Şirket, “FRC’ler sistemin merkezinde çarpıştığında, 100 milyon santigrat dereceden (9keV) daha yüksek füzyon sıcaklıklarına ulaşana kadar güçlü bir manyetik alan tarafından daha fazla sıkıştırılıyorlar” diye ekledi. Helion teknolojisinin temel avantajlarından biri doğrudan enerji dönüşümüdür. Füzyon reaksiyonlarından salınan enerji, manyetik kuvvette bir dalgalanma yaratır ve bu dalga yakalanarak doğrudan elektriğe dönüştürülür.

Helion’un son prototipi Polaris, şu anda Washington, Everett’te faaliyette. Füzyon firması, Polaris’in elektrik üreten ilk füzyon reaktörü olacağını öngörüyor. Helion, 2028 yılına kadar Microsoft’a güç sağlama gibi iddialı bir hedefe ulaşmak için üretim kapasitesini genişletmeye ve ticari ölçekte bir enerji santrali için gerekli altyapıyı kurmaya odaklanıyor.

Netcad Yazılım halka arz öncesi yatırım turunu başarıyla tamamladı

0

Coğrafi Bilgi Sistemleri, akıllı şehirler ve mühendislik çözümleriyle yarını şekillendiren Netcad Yazılım A.Ş., halka arz öncesi yaptığı yatırım turunda üç farklı finansal kurumun ortaklığını kazandı.

Yenilikçi ve yaratıcı çözümleriyle Coğrafi Bilgi Sistemleri alanında faaliyet gösteren Netcad Yazılım A.Ş., halka arz öncesinde finansal yapısını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirdiği yatırım turunu başarıyla tamamladı.

Yatırım turuna Hedef Portföy Yönetimi A.Ş. Findoor Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, Neo Portföy Yönetimi A.Ş. Co-Investment 2 Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, Ral Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. ve Neo Portföy Yönetimi A.Ş. Perge Girişim Sermayesi Yatırım Fonu katılırken, toplamda üç farklı finansal kurum olmak üzere dört yatırımcı Netcad’e yatırım gerçekleştirdi.

Söz konusu yatırım turu ile Netcad, sermaye yapısını ve kurumsal altyapısını güçlendirerek halka arz sürecine daha sağlam bir finansal temel ile ilerlemek üzere önemli bir adım attı. 

Konuyla ilgili açıklama yapan Netcad Yazılım Genel Müdürü Deniz Şanan, “Bu stratejik yatırım, şirketimizin uzun vadeli hedeflerine ulaşmasında kritik bir dönüm noktası olacak. Pazar payımızı artırmaya ve yenilikçi çözümlerle sektördeki liderliğimizi pekiştirmeye odaklandık. Ortaklarımızla birlikte Netcad’i daha da güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz” diyerek halka arz öncesinde hedeflerine bir adım daha yaklaştıklarını belirtti.