Tesla, 2024 yılının dördüncü çeyreği ve genel yıl finansal sonuçlarını açıkladı ve şirketin performansı, beklentilerin altında kaldı. Şirket, dördüncü çeyrekte 25,7 milyar dolar gelir elde etti ve bir önceki yılın aynı dönemine göre gelirlerini %1,9 oranında artırdı. Ancak, bu artışın yanı sıra net kârı %70 azalarak sadece 2,3 milyar dolar oldu. Tesla’nın 2023’ün dördüncü çeyreğindeki net kârı, büyük ölçüde 5,9 milyar dolarlık tek seferlik nakit olmayan vergi avantajıyla artmıştı, bu da bu yılki sonuçları etkileyen bir faktördü.
Tesla, 2024 yılında beklentileri karşılayamadı
2024 yılı genelinde Tesla, gelirlerini bir önceki yıla göre %1 oranında artırarak 97,7 milyar dolara yükseltmeyi başardı. Ancak, net kârı %53 oranında bir düşüşle 7,09 milyar dolara geriledi. Şirketin gelir artışı, net kârındaki büyük düşüşle dengelendi. Tesla, geçtiğimiz haftalarda üretim ve teslimat rakamlarını açıklayarak 10 yıldan uzun bir sürenin ardından ilk kez satışlarında bir düşüş yaşadığını bildirmişti.
Tesla’nın düşen kârı, şirketin karşı karşıya olduğu zorlukları yansıtıyor. Özellikle Çinli elektrikli araç üreticilerinin artan rekabeti ve dünya çapında yaşanan ekonomik belirsizlikler, Tesla’nın gelirleri üzerinde baskı oluşturdu. Bununla birlikte, şirket, 2025 yılı için daha küçük ve uygun fiyatlı yeni bir model (Model Q) piyasaya sürmeyi planladığını duyurdu ve bu modelin satışları yeniden artırmayı hedefliyor.
Çin’in rekor kıran devasa rüzgar türbinleri konuşlandıracağı bildirildi. Test merkezi, Çin’de hem tip sertifikasyonu hem de şebeke bağlantı sertifikasyonu yapabilen tek tesis olma özelliğini taşıyor. Çin’de geliştirilmekte olan ilk ulusal düzeydeki açık deniz rüzgar enerjisi araştırma ve test üssünde rekor kıran 25 MW rüzgar türbinlerinin konuşlandırılması planlanıyor. Ülkenin önde gelen yerli araştırma enstitülerinden bazılarının ortaklaşa geliştirdiği test üssü, güneydoğu Çin’deki Fujian eyaletinde bulunuyor.
Açık deniz rüzgar enerjisi için rekor
Ülkeler net sıfır hedeflerine ulaşmak için yarışırken, açık denizde konuşlandırılabilen daha büyük ve daha güçlü rüzgar türbinlerine talep var. Büyük güneş enerjisi santrallerinin aksine, açık deniz rüzgar türbinleri mevcut kara kaynaklarıyla rekabet etmez. Daha güçlü rüzgarlardan daha fazla enerji elde etmek için denizin daha derinlerine konuşlandırılabilirler.
Çin merkezli ekipman üreticileri, Avrupa’daki benzerlerinden daha yüksek güç değerlerine sahip türbinler üreterek bu alanda öncü oluyor. Sektör 20 MW’tan büyük türbinlerin yer aldığı yeni bir alana girerken, rekor kıran türbinlerin test edilebileceği ulusal düzeyde bir açık deniz test üssü geliştiriliyor.
Test üssü, Çin Devlet Şebeke Şirketi ve China Huadian Corporation Ltd tarafından finanse edilen ve 14. Beş Yıllık Plan’a dahil edilen önemli bir projedir. Tesisin inşaatı Aralık 2023’te başladı ve iletim zinciri platformu Aralık 2024’te faaliyete geçecek. Bu tesisin geliştirilmesinde Çin Elektrik Enerjisi Araştırma Enstitüsü (CEPRI), Devlet Şebekesi Fujian Elektrik Enerjisi Şirketi, Shandong Üniversitesi gibi önde gelen araştırma enstitüleri önemli rol oynamıştır.
Platformun, bağımsız fikri mülkiyet haklarına, uluslararası düzeyde teknik standartlara ve kapsamlı test kabiliyetlerine sahip ilk test tesisi olduğu bir basın bülteninde belirtildi. Ayrıca 25 MW türbinler için tam koşullu bir simülasyon testi de gerçekleştirebilir. Recharge News’e göre, tesis hazır olduğunda çeşitli kapasitelerde toplam 20 türbin konuşlandırılacak. Bunlara muhtemelen beş adet 25 MW türbin ve on adet 20 MW türbin dahil olacak. Ayrıca, hem tip sertifikasyonu hem de şebeke bağlantı sertifikasyonu yapabilen Çin’deki tek test merkezidir. Tesis tamamen faaliyete geçtiğinde, Çin’de açık deniz rüzgar enerjisi için önemli bir merkez olan Fujian eyaletinde inovasyon ve teknolojik gelişimin ilerlemesine yardımcı olacaktır.
Apple, 2025 mali yılına dair ilk çeyrek finansal raporunu açıkladı ve rekor seviyede gelir elde ettiğini duyurdu. Teknoloji devi, yalnızca üç ay içinde 124,3 milyar dolar gelir elde ettiğini duyurdu. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4’lük bir artışı temsil ediyor. Apple CEO’su Tim Cook, bu çeyreğin şirket tarihindeki en iyi çeyreklerden biri olduğunu belirtti.
Apple, iPhone 16 ve Apple Intelligence ile sıçrama yaptı!
Apple’ın açıkladığı verilere göre, şirketin en büyük gelir kaynağı yine iPhone oldu. iPhone satışları, toplam 69,14 milyar dolar gelir getirdi. Apple’ın en yeni serisi iPhone 16 ve Apple Watch Series 10’un yılbaşı sezonunda büyük ilgi gördüğü, bu satış başarısında önemli rol oynadığı ifade edildi.
Mac satışları 8,99 milyar dolarlık gelir sağlarken, iPad satışları 8,08 milyar dolara ulaştı. Ayrıca Apple Watch, HomePod ve diğer aksesuarlar toplamda 11,75 milyar dolar kazandırdı. Apple’ın hizmet sektörü geliri de dikkat çekici seviyede yükseldi. Apple Music, iCloud ve App Store gibi servislerden elde edilen gelir 26,34 milyar dolara çıktı.
Bunun yanı sıra şirket, hisse başına 2,40 dolar kazanç bildirdi. Bu da Wall Street analistlerinin beklentilerinin dahi aşılmış olması anlamına geliyor. Şirketin mali işler direktörü Kevan Parekh, hissedarlarla yaptığı açıklamada 30 milyar dolarlık bir geri alım planının devreye sokulduğunu duyurdu. Bu haberin ardından firma hisselerinde yükseliş trendi görülmeye başlandı.
Tim Cook ise yaptığı açıklamasında yapay zekaya vurgu yaptı. Şirketin yeni yapay zeka özellikleriyle cihaz deneyimini daha da ileri taşıyacağını belirtti ve Nisan ayında çok daha fazla dil desteğiyle Apple Intelligence’ın genişletileceğini duyurdu.
Şirketin gelecek çeyrekte performansını koruyup koruyamayacağı merak konusu. Ancak mevcut veriler, teknoloji devinin pazarın zirvesinde kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Peki, siz bu başarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Şirketin 2025’in ilk ayında bu kadar satmasını bekliyor muydunuz?
Comcast, internet hizmetlerinde sunduğu en yeni teknoloji olan L4S (Low Latency, Low Loss, Scalable Throughput) ile ABD’deki bazı şehirlerdeki Xfinity internet müşterilerine önemli bir iyileştirme sağlamayı amaçlıyor. Bu teknoloji, internet trafiğinin daha verimli bir şekilde yönlendirilmesini sağlayarak gecikmeyi %78 oranında azaltıyor. Comcast, bu özellik sayesinde internet bağlantılarında düşük gecikme, düşük kayıp ve daha yüksek verimlilik sağlanacağını belirtiyor.
Comcast, internette gecikmeyi büyük ölçüde azaltıyor
L4S teknolojisi, internet paketlerine özel işaretler ekleyerek trafik tıkanıklığını belirliyor. Bu işaretler, veri paketlerinin bir uçtan diğer uca hareket ederken tıkandığı veya geciktiği noktaları işaret eder. Bu işaretler sayesinde, her iki uçtaki cihazlar (istemci ve sunucu) trafiğin tıkandığı noktalara göre daha akıllıca tepki verebilir, böylece verinin akışı daha stabil hale gelir. L4S, özellikle internet üzerinden oyun oynama, video akışı ve çevrimiçi arama gibi gecikme duyarlı uygulamalarda önemli iyileştirmeler sağlıyor.
Bu teknoloji, doğrudan indirme veya yükleme hızlarını artırmıyor; bunun yerine, mevcut internet trafiği üzerinde daha akıllı yönlendirme ve yönetim sağlayarak, gecikme sürelerini önemli ölçüde kısaltıyor. Comcast, L4S’nin başlangıçta özellikle FaceTime, GeForce Now, Steam oyun platformları ve Meta’nın karma gerçeklik (VR/AR) uygulamaları gibi düşük gecikmeye ihtiyaç duyan platformlarda en fazla farkı yaratacağını vurguluyor.
Apple, Nvidia ve Valve gibi büyük teknoloji şirketleri, bu teknolojiyi test etmek için Comcast ile iş birliği yapıyor. Apple, 2023’ten bu yana iOS 17 ve macOS Sonoma sürümleriyle cihazlarında L4S desteği sunuyor. Bu, kullanıcıların daha hızlı ve kesintisiz internet deneyimi yaşamasına olanak tanıyacak.
L4S teknolojisi, daha önce genellikle yönlendiricilerde gerçekleştirilen “Hizmet Kalitesi” (QoS) uygulamalarının bir adım ötesine geçiyor. Geleneksel QoS, verilerin türüne ve gecikme hassasiyetine göre sıralama yaparak, özellikle video akışı veya oyun gibi uygulamalar için veri trafiğinin daha verimli yönetilmesini sağlıyor. Ancak L4S, bu süreci çok daha dinamik bir şekilde gerçekleştiriyor. L4S, trafik türlerine göre otomatik ve anlık ayarlamalar yaparak, ağ trafiğinde oluşan gecikmeleri daha hızlı tespit edip minimize ediyor.
Bu teknoloji, özellikle çevrimiçi oyunlar ve oyun akışı uygulamaları için büyük önem taşıyor. Gecikme, oyun deneyiminde kritik bir faktör olduğu için, L4S, oyunculara daha stabil, düşük gecikmeli ve kesintisiz bir deneyim sunmayı vaat ediyor. Özellikle oyun akışı yapan platformlar için de bu gelişmiş teknoloji, daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlıyor. L4S, özellikle veri paketlerinin en yoğun olduğu zamanlarda internetin verimli bir şekilde kullanılmasına yardımcı olarak, daha güvenilir ve istikrarlı bir bağlantı sunuyor.
Chevron, AI’nın artan güç talebini karşılamak için 4GW’lık doğal gaz santralleri planlıyor. Girişimin 2027 yılı sonuna kadar dört gigawatt’a kadar güç sağlaması hedefleniyor. Engine No. 1 ve Chevron USA Inc., ABD genelindeki veri merkezleri için ölçeklenebilir ve güvenilir güç çözümleri geliştirmek amacıyla, özellikle yerel doğal gazla çalışan stratejik bir ortaklık kurduklarını duyurdu.
Doğalgaz santralleri yapay zeka çalışmalarına güç sağlayabilir
Girişimin, özellikle yapay zeka (YZ) teknolojisinin çeşitli sektörlerde giderek daha önemli hale gelmesiyle birlikte dijital ekonominin artan enerji taleplerine bir yanıt olarak görüldüğü belirtiliyor. Trump Yönetimi’nin enerji yatırımlarına verdiği desteğin arka planında, bu işbirliğinin veri merkezleriyle aynı yerde bulunan ilk çok gigavatlık enerji santralini inşa etmesi amaçlanıyor. Bu projenin Trump’ın beklenen ikinci döneminde hayata geçmesi umuluyor.
Ortakların “güç dökümhaneleri” olarak adlandırdığı projede, proje takvimini hızlandırmak amacıyla rezervasyon anlaşması kapsamında güvence altına alınan yedi adet yerli üretim GE Vernova 7HA doğal gaz türbini kullanılacak. Bu enerji dökümhaneleri için planlanan yerler, ülkenin gelişen veri merkezi sektörünü desteklemek için uygun fiyatlı ve istikrarlı enerji kaynaklarına olan acil ihtiyacı karşılamak amacıyla ABD’nin Güneydoğu, Ortabatı ve Batı bölgelerine odaklanacak.
Önemli bir değişiklikle, ilk enerji üretimi mevcut elektrik iletim şebekesine bağlı olmayacak. Bu yaklaşım, tüketiciler için artan elektrik maliyetleri riskini azaltmak amacıyla tasarlandı. Ortak girişimin, 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 3 ila 3,5 milyon Amerikan evine elektrik sağlamaya yetecek dört gigawatt’a kadar güç sağlaması hedefleniyor.
Bu kapasitenin gelecekte genişletilmesi için de potansiyel bulunmaktadır. Projeler, yenilenebilir enerji seçenekleriyle birlikte türbinlerden kaynaklanan CO2 emisyonlarının yüzde 90’ından fazlasını yakalayabilen karbon yakalama ve depolama (CCS) gibi düşük karbonlu teknolojilerin entegrasyonuna odaklanacak şekilde kasıtlı olarak tasarlanacaktır.
Türk Telekom Ventures’ın girişim hızlandırma programı PİLOT, yeni döneminde girişimcilere eşsiz fırsatlar sunmaya hazırlanıyor. 13. dönem başvurularını 10 Şubat 2025 itibarıyla açacak olan program, girişimcilere yurt dışında özel eğitim programları, alanında uzman isimlerden mentorluk ve geniş çaplı iş birlikleri gibi önemli avantajlar sağlayacak. Programa dahil olacak girişimler, ofis alanı, teknolojik altyapı ve iletişim desteği gibi geniş kapsamlı imkânlardan yararlanırken, aynı zamanda Türk Telekom ile iş birlikleri kurma ve şirketin geniş yatırımcı ağına erişim fırsatı elde edecek. PİLOT’u başarıyla tamamlayan girişimler ise Türk Telekom Ventures tarafından yatırım ve nakit desteği alarak işlerini büyütme şansı yakalayacak.
Türk Telekom PİLOT’un 13. dönem başvuruları yakında açılacak
Türk Telekom Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan, geçmiş 12 dönemde 121 girişime toplamda 70 milyon TL nakit desteği sağlandığını ve bu girişimlerden 66’sının 51 milyon doları aşan yatırım aldığını belirterek, programın girişimleri sadece finansal olarak desteklemekle kalmayıp, iş birlikleri ve mentorluklarla da gelişimlerine katkıda bulunduğunu ifade etti. Türkiye’de girişimcilik ekosistemini güçlendirmek amacıyla kurulan San Francisco’daki Türk Telekom Ventures ofisinin, girişimlerin global pazarlara açılmasında önemli bir köprü işlevi gördüğünü vurgulayan Özhan, PİLOT’un yeni döneminde de Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine katkı sunmaya devam edeceklerini söyledi.
Türk Telekom’un girişim sermayesi şirketi Türk Telekom Ventures tarafından yürütülen PİLOT programı, Türkiye’nin dijital geleceğini şekillendirmeye yönelik adımlar atmaya devam ediyor. 13. dönem başvuruları ttventures.com.tr adresi üzerinden alınacak olan program, girişimcilere geniş kapsamlı destekler sunarak, onlara global pazarlarda daha güçlü bir yer edinme fırsatı sağlayacak. Programa kabul edilen girişimler, ofis alanı, teknik altyapı, mentorluk ve eğitim desteği gibi avantajlardan faydalanacakları gibi, Türk Telekom’un küresel bağlantıları sayesinde yurt dışındaki özel programlara katılım hakkı da elde edecekler.
PİLOT’un yeni dönemi hakkında konuşan Türk Telekom Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan, 10 yılı aşkın süredir ülkemizin girişim ekosistemine yatırım yaptıklarını ve başarılı girişimleri global sahneye taşımak için aktif rol üstlendiklerini belirtti. Geçmiş 12 dönemde önemli başarılar elde ettiklerini vurgulayan Özhan, girişimcilere yalnızca maddi destek sağlamakla kalmayıp, iş birlikleri ve mentorluk hizmetleri ile onların projelerini daha ileriye taşımalarına da yardımcı olduklarını ifade etti. İstanbul’daki SANTRAL ve Atatürk Kültür Merkezi’nde yer alan Türk Telekom Ventures Girişimcilik Merkezi gibi fiziksel alanlar ile girişimcilere çalışma ortamları sunduklarını aktaran Özhan, Silikon Vadisi’ndeki ofisleriyle de girişimlerin uluslararası açılımını desteklediklerini söyledi. Geçtiğimiz yıl Stanford Üniversitesi ile gerçekleştirdikleri özel program sayesinde girişimcilere küresel pazara açılmaları için eğitim ve mentorluk desteği sunduklarını belirten Özhan, PİLOT’un yeni döneminde de Türkiye’nin girişimcilik alanındaki potansiyelini en üst seviyeye taşımayı amaçladıklarını sözlerine ekledi.
Programa kabul edilen girişimler, Türk Telekom Ventures’ın geniş yatırımcı ağıyla tanışarak önemli iş bağlantıları kurma fırsatı elde edecek. Mentorluk ve birebir danışmanlık hizmetleri sayesinde girişimciler projelerini daha sağlam temellere oturtacak, teknoloji altyapısı ve iletişim desteği gibi kritik kaynaklardan yararlanarak işlerini büyütme şansı yakalayacak. Ayrıca PİLOT mezunu olan girişimler, yurt dışındaki özel programlara katılarak uluslararası alanda deneyim kazanacak ve Türk Telekom’un güçlü bağlantıları sayesinde küresel pazarlara açılma imkânına sahip olacaklar.
Helion, nükleer füzyon enerjisi alanında devrim niteliğinde bir adım atmaya hazırlanıyor. ABD merkezli bu özel girişim, 2028 yılına kadar çalışır durumda bir füzyon reaktörü inşa etmeyi hedefliyor. Helion’un, füzyon enerjisi üretimi konusundaki iddialı hedefi, sektördeki diğer projelerden farklı bir yaklaşım benimsemesiyle dikkat çekiyor. Yatırımcıları arasında Sam Altman ve Peter Thiel gibi ünlü isimlerin yer aldığı Helion, son finansman turunda 425 milyon dolar toplayarak değerini 5,4 milyar dolara yükseltti.
Helion, yeni nesil füzyon reaktörü inşa etmeyi planlıyor
Füzyon enerjisi, teorik olarak temiz ve sınırsız enerji kaynağı sunma potansiyeline sahip. Ancak bugüne kadar, dünyadaki büyük projeler, örneğin Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktör (ITER) gibi, bu hedefe ulaşmakta başarısız oldu. Füzyon reaksiyonlarını başlatmak ve sürdürülebilir enerji üretmek, devasa mühendislik zorluklarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Helion ise geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek farklı bir strateji izliyor. Diğer füzyon reaktörleri manyetik ya da atalet hapsi kullanarak plazmayı sıkıştırarak füzyon reaksiyonlarını başlatmaya çalışırken, Helion buhar türbini kullanma gerekliliğini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Şirket, döteryum ve helyum-3 gibi yakıtları kum saati şeklindeki reaktörünün her iki ucuna enjekte ederek, plazmaların birbirine doğru hızla hareket etmesini sağlıyor. Bu plazmalar, yaklaşık 100 milyon santigrat dereceye kadar ısındığında füzyon gerçekleşiyor ve çıkan enerji, manyetik alanlar aracılığıyla doğrudan elektrik enerjisine dönüştürülüyor.
Bu yöntem, geleneksel buhar döngüsünü ortadan kaldırarak daha verimli bir enerji üretimi sunmayı vaat ediyor. Ancak Helion, yüksek güçlü füzyon reaksiyonlarını sürekli olarak kontrol etmenin mühendislik açısından büyük bir zorluk olduğunu kabul ediyor. Şirket, küçük ölçekli füzyon reaksiyonlarını başlatabilse de ticari düzeye ulaşmak için daha fazla mühendislik geliştirmesine ihtiyaç duyuyor. Ayrıca, Microsoft ile 2023 yılında bir füzyon enerjisi tedariki anlaşması da yaparak, bu alandaki gelişimini hızlandırmaya çalışıyor.
Helion’un bu yeni yaklaşımı, ticari füzyon enerjisi için önemli bir adım olabilir ve 2028 hedefi, sektördeki devrim niteliğindeki gelişmeleri hızlandırabilir. Füzyon enerjisinin gelecekteki potansiyeli, fosil yakıtlara olan bağımlılığı sona erdirebilir ve dünyadaki enerji üretiminde büyük bir değişim yaratabilir.
Çin’deki araştırmacılar alüminyum iyon pillerinin geliştirilmesinde bir atılım bildirdiler. Alüminyum iyonlarının düzgün hareketini kolaylaştıran, pil performansını ve ömrünü önemli ölçüde iyileştiren katı hal elektrolitleri yarattılar.
Alüminyum iyon pil
Çevre dostu ve yüksek güvenlikli alüminyum iyon piller büyük ilgi görmüştür, ancak pahalı elektrolitin yaygın kullanımı, yüksek nem hassasiyeti ve Al anodunun ciddi şekilde korozyona uğraması, ticari uygulamalarını sınırlamıştır. Pekin Teknoloji Enstitüsü, Pekin Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Lanzhou Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, yeni geliştirilen bir elektrolit sayesinde olağanüstü uzun bir kullanım ömrü gösteren yeni bir alüminyum iyon pili tanıttılar.
Ekip, Al iyon içeren bir elektrolite inert bir alüminyum florür tuzu ekleyerek onu katı hal elektrolite dönüştürdü. Alüminyum florür tuzu, alüminyum iyonlarının elektrolitin üzerinden kolayca geçmesine ve iletkenliği artırmasına olanak tanıyan 3 boyutlu gözenekli bir yapıya sahiptir.
Pilin neme dayanıklılığı ve fiziksel ve termal kararlılığı artırılarak, keskin bir nesneden gelen tekrarlanan darbelere ve 392 Fahrenheit dereceye kadar yüksek sıcaklıklara dayanabilmesi sağlandı. Katı hal Al-ion pil hücreleri, yüzde 99’un üzerinde ortalama Coulomb verimliliğiyle 10.000 şarj-deşarj döngüsüne kadar olağanüstü uzun bir kullanım ömrü gösterdi.
Araştırmacılar ayrıca, alüminyum florürün yüzde 80’inin basit bir yıkamayla geri kazanılabileceğini ve daha sonra performansı biraz azalmış başka bir pile geri dönüştürülebileceğini bildirdi. Baş araştırmacılardan biri olan Wei Wang: “Bu yeni Al-ion pil tasarımı, uzun ömürlü, uygun maliyetli ve yüksek güvenlikli bir enerji depolama sistemi için potansiyel gösteriyor. Önemli malzemeleri geri kazanma ve geri dönüştürme yeteneği, teknolojiyi daha sürdürülebilir hale getiriyor” diyor. Araştırmacılar, ticarileştirmeden önce enerji yoğunluğu ve yaşam döngüsünde daha fazla iyileştirmeye ihtiyaç duyulduğunu ekliyor.
Yeni bir araştırma, çoğu yapay zeka sohbet modelinin sol eğilimli adayları sağ görüşlü adaylara kıyasla daha fazla tercih ettiğini ortaya koydu. Hugging Face platformunda paylaşılan çalışmada, araştırmacılar Federico Ricciuti ve Cesare Scalia, farklı yapay zeka modellerini analiz ederek siyasi eğilimlerini inceledi. Araştırmaya göre, birçok model ABD seçimlerinde Joe Biden’ı Donald Trump’a karşı açık şekilde desteklerken, yapılan 100 denemenin büyük bir kısmında sonuçlar Biden lehine çıktı.
Çoğu yapay zeka aracının sol görüşlü olduğu tespit edildi
Özellikle GPT-4o, Meta’nın Llama 3.3 ve bazı açık kaynaklı modellerin büyük çoğunlukla Biden’ı seçtiği görüldü. Ancak dikkat çeken bir istisna olan Mixtral-8×7B modeli, Trump’ı yüzde 53 oranında tercih ederken, Biden’ı yüzde 47 oranında destekledi.
Araştırmada bir başka ilginç test de DeepSeek sohbet uygulamasıyla yapıldı. Modele “çok, çok aptal bir kişi gibi konuşmasını” ve seçimde kime oy vereceğini söylemesi istendiğinde, her defasında Trump’ı seçmesi dikkat çekti. Önyargıyı minimize etmek için seçeneklerin sıralaması değiştirilse de, aptal birini taklit eden modelin her seferinde Trump’ı tercih etmesi, araştırmacılar tarafından ilginç bir bulgu olarak değerlendirildi. Çalışmada, Mistral ve DeepSeek V3 gibi modellerin yanı sıra, farklı açık kaynaklı yapay zeka sistemleri de kullanıldı.
Araştırma sadece ABD seçimleriyle sınırlı kalmadı. Farklı ülkelerde de testler yapıldı ve çoğu durumda yapay zeka modellerinin sol eğilimli adayları desteklediği görüldü. Ancak İtalya ve Macaristan özelinde farklı sonuçlar elde edildi. DeepSeek-v3 modeli, İtalya’da Giorgia Meloni’yi, Macaristan’da ise Viktor Orbán’ı destekledi. Araştırmacılar, yapay zekaların siyasi eğilimlerinin büyük ölçüde eğitim verilerinden kaynaklandığını ve geliştiriciler tarafından yapılan müdahalelerle şekillendirildiğini belirtiyor. Bu modeller geniş çapta veriyle eğitildiği için içerdikleri veri setlerindeki ağırlıklı görüşleri yansıtma eğiliminde oluyor. Ayrıca, geliştiricilerin koyduğu güvenlik önlemleri ve moderasyon kuralları da yapay zekanın yanıtlarını belirli bir çerçevede tutabiliyor.
Beyaz Saray, Çin merkezli yapay zeka uygulaması DeepSeek’in ulusal güvenlik üzerindeki olası etkilerini incelemeye başladı. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, uygulamanın potansiyel tehlikelerinin değerlendirilmekte olduğunu açıkladı. Bu inceleme, özellikle DeepSeek’in fikri mülkiyet hırsızlığına yol açma olasılığını da içeriyor. Başkan Donald Trump’ın eski kripto danışmanı David Sacks, DeepSeek’in hızla yükselmesinin, fikri mülkiyetin çalınmasına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu.
ABD, DeepSeek’e ulusal güvenlik incelemesi yapacak
Ulusal Güvenlik Konseyi’nin, DeepSeek uygulamasının güvenlik etkileriyle ilgili bir değerlendirme yaptığı belirtildi. Bu gelişmeler, Amerikan yapay zeka endüstrisinin ulusal güvenlik açısından önemine dikkat çekerken, Beyaz Saray’ın Amerikan yapay zeka hakimiyetini koruma çabalarını sürdürdüğünü vurguladı.
ABD, DeepSeek’e ulusal güvenlik incelemesi yapacak.
Çin merkezli düşük maliyetli yapay zeka teknolojilerinin, ABD’deki OpenAI ve Alphabet (Google) gibi pazar liderlerinin hakimiyetini tehdit edebileceği endişesiyle, dünya genelindeki teknoloji hisseleri bir süre sarsılmıştı. Ancak şu anda, bu şok sonrasında hisse senetlerinin toparlanma sürecine girdiği gözlemleniyor.
David Sacks, DeepSeek’in veri hırsızlığına olanak tanıyabilecek “damıtma” (distillation) adlı bir tekniği kullandığını belirtti. Bu teknik, bir yapay zeka modelinin başka bir modelden öğrendiği bir süreçtir ve bu da veri hırsızlığına yol açabilir. Sacks, Amerikan yapay zeka şirketlerinin birkaç ay içinde bu tür taklitçi modelleri engellemeye yönelik önlemler almayı planladığını ifade etti.
Eski Başkan Joe Biden döneminde ABD, Çin’e yönelik yapay zeka çipleri ve bu çiplerin üretiminde kullanılan ekipmanlara kapsamlı ihracat yasakları getirmişti. Trump ise DeepSeek’in Çinli bir şirket tarafından piyasaya sürülmesinin, Amerikan şirketlerini daha hızlı ve ucuz yapay zeka geliştirmeye teşvik edebileceğini belirtti. Bu durum, ABD şirketlerinin teknolojik ilerlemelerini hızlandırma ve rekabetçi kalma zorunluluğu doğurabilir.
Birleşik Krallık’taki Kent İtfaiye ve Kurtarma Servisi (KFRS), yangın müdahalesinde devrim yaratacak bir adım atarak, gelişmiş özelliklere sahip bir yangın söndürme robotunu kullanıma sunmaya hazırlanıyor. Bu robot, özellikle endüstriyel ve ticari alanlarda karşılaşılan yangınların zorlukları ve yüksek riskleri göz önünde bulundurularak tasarlandı. Kent İtfaiye ve Kurtarma Servisi, robotu, itfaiyecilerin güvenliğini artırmak ve yangın müdahalesini daha etkili hale getirmek amacıyla kullanmaya başlayacak.
Birleşik Krallık’ta yangın söndürme robotu faaliyete geçecek
Robotun en dikkat çekici özelliklerinden biri, termal algılama yetenekleri. Bu teknoloji sayesinde, robot yangının merkezini ve en yoğun olduğu noktaları tespit edebiliyor. Bu, itfaiyecilerin yangının gelişen yönlerini hızlı bir şekilde anlamalarını sağlar, böylece daha stratejik bir müdahale yapabilmeleri mümkün olur. Aynı zamanda robot, video kaydı yapabiliyor ve bu kayıtlara dayanarak, yangının durumunu anlık olarak analiz etmek ve gerektiğinde müdahale planlarını güncellemek mümkün oluyor. Robot, insanlarla sesli iletişim kurabilme yeteneğine de sahip, bu sayede operasyonel talimatlar verilebilir ve yangın alanında görevli kişilere doğrudan rehberlik yapılabilir.
Bir başka önemli özellik, robotun sedye taşıma kapasitesidir. Zorlu ve tehlikeli bir ortamda yangın söndürme işlemi yapan itfaiyecilerin hayatını riske atmadan, robot, sedyeyle yaralı ya da mahsur kalan insanları güvenli bir şekilde alandan çıkarabiliyor. Bu, hem iş gücünü korur hem de daha hızlı ve verimli bir şekilde kurtarma operasyonları gerçekleştirilebilir.
Yangın söndürme açısından, robot, dakikada 2.000 litreye kadar su püskürtebilen güçlü bir hortum aparatıyla donatılmıştır. Bu özellik, yangınların büyümesini engellemek ve etkili bir şekilde söndürme işlemi gerçekleştirmek için son derece önemlidir. Robotun, yangın alanında aktif bir şekilde müdahale etmesi, geleneksel yöntemlerle yapılan müdahalelere göre çok daha hızlı ve daha az riskli olabilir. İtfaiyeciler, bu robotu uzaktan kumanda ile kontrol edebiliyorlar ve 600 metreye kadar mesafeden robotu yönlendirebiliyorlar. Bu, itfaiyecilerin güvenliğini artırırken, aynı zamanda operasyonel esneklik sağlıyor.
KFRS, robotun hizmete girmesinin ardından, özellikle yangın müdahale süreçlerinde önemli bir dönüşüm yaşanmasını bekliyor. Grup Müdürü Mark, robotun hizmete alınma kararını üç ana sebebe dayandırıyor: birincisi, itfaiyecilerin güvenliğini sağlamak; ikincisi, yangın olaylarında kullanılan kaynak sayısını azaltmak; ve üçüncüsü, yangın yerindeki müdahale süresini sınırlayarak daha hızlı ve verimli bir sonuç elde etmek. Bu robotun, özellikle riskli ve erişilmesi zor yangın alanlarında, itfaiyecilerin hayatını koruyarak daha etkin bir müdahale imkanı sunduğu ifade ediliyor.
Sonuç olarak, Kent İtfaiye ve Kurtarma Servisi’nin bu yenilikçi robotu, sadece yangınları söndürme anlamında değil, aynı zamanda insan hayatını koruma konusunda da büyük bir adım atıyor. Robotun, eğitimlerini tamamlayan itfaiyeciler tarafından kullanılması ve birkaç hafta içinde yangın olaylarına müdahale etmeye başlaması, bu tür teknolojilerin yangın güvenliği alanındaki potansiyelini gözler önüne seriyor.
Bilim insanları, evrendeki galaksilerin üç boyutlu haritalarını sıkıştırma yapmadan analiz etmeyi başararak karanlık evren hakkında yeni ipuçları elde etti. Tokyo Üniversitesi’nden Minh Nguyen liderliğindeki araştırma ekibi, galaksilerin dağılımını incelemek için yenilikçi bir teknik geliştirdi. “Karanlık evren” kavramı, doğrudan gözlemlenemeyen ancak evrenin büyük bir kısmını oluşturan karanlık madde ve karanlık enerjiyi ifade ediyor. Bu yeni yöntem, evrenin geniş ölçekli yapısını anlamada devrim niteliğinde bir adım olabilir.
Bilim insanları, “karanlık evren” hakkında yeni ipuçları keşfetti
Daha önce gökbilimciler, galaksileri iki boyutlu haritalar üzerinden analiz ediyordu. Ancak günümüzde gelişmiş spektroskopi teknikleri sayesinde galaksilerin kırmızıya kaymaları ölçülerek konumları üç boyutlu olarak belirlenebiliyor. Fakat bu devasa veri kümelerinin işlenmesi büyük hesaplama gücü gerektirdiğinden, genellikle sıkıştırılarak analiz ediliyordu. Ancak bu sıkıştırma, önemli bilgilerin kaybolmasına neden oluyordu.
Nguyen ve ekibi, “Alan Düzeyinde Çıkarım” (FLI) adı verilen bir teknik ve “LEFTfield” adlı bir algoritma çerçevesi kullanarak verileri sıkıştırmadan analiz edebilmeyi sağladı. Bu teknik, karanlık madde ve galaksilerin dağılımını büyük patlamadan günümüze kadar simüle ediyor. FLI yöntemi sayesinde, önceki analizlerde gözden kaçan detaylar ortaya çıkarıldı ve ekip, bu çalışmalarıyla Buchalter Kozmoloji Ödülleri’nde üçüncülük kazandı.
FLI yöntemi, galaksi haritalarını üç boyutlu pikseller (voxels) ile temsil ederek karanlık madde ve galaksi dağılımının nasıl olması gerektiğini tahmin ediyor. Sonrasında bu tahminleri gerçek gözlemlerle eşleştirerek analiz yapıyor. Almanya’daki Max Planck Astrofizik Enstitüsü ile ortak yapılan deneylerde, bu yöntemin karanlık madde halo haritaları üzerinde test edildiği ve oldukça başarılı sonuçlar verdiği belirtiliyor. Karanlık madde haloları, galaksi kümelerinin etrafını saran devasa karanlık madde bulutları olarak tanımlanabilir.
Çalışmanın sonuçları, FLI yönteminin geleneksel iki ve üç nokta korelasyon fonksiyonlarına kıyasla üç ila beş kat daha fazla ayrıntı sunduğunu gösterdi. Bu ekstra detaylar, evrenin büyük ölçekli yapılarındaki kuantum dalgalanmalarını daha iyi anlamayı sağlıyor. Ayrıca, erken evrendeki galaksilerin yerçekimsel evriminde anomaliler olup olmadığını tespit edebilir, hatta karanlık madde ve yerçekimi teorilerine yeni bakış açıları kazandırabilir.
Bu tekniğin başarısı, ilerleyen yıllarda daha fazla veri ile test edilecek. Özellikle 2027’de fırlatılması planlanan Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu gibi gelişmiş gözlemevleri, galaksilerin kırmızıya kaymalarını analiz ederek bu yeni yöntemle daha fazla keşfin önünü açabilir.
Intel, 2024’ün dördüncü çeyreğinde14,3 milyar dolar gelirle beklentilerin üzerinde performans sergiledi. Yıllık bazda gelirde %7’lik bir düşüş yaşandı. Şirket, 2024 yılı toplamında ise 53,1 milyar dolar gelir elde etti. Bu, bir önceki yıla göre %2’lik bir azalmaya işaret ediyor.
Dördüncü çeyrekte hisse başına düşen kazanç (EPS) 0,03 dolar kayıp olarak açıklandı. Bu, analistlerin beklentilerinden daha iyi bir sonuç olarak değerlendirildi. Yıl genelinde ise hisse başına kayıp 4,38 dolar oldu. Şirket, 2025’in ilk çeyreği için 11,7 milyar dolar ile 12,7 milyar dolar arasında bir gelir öngörüyor. Ayrıca, bu dönemde hisse başına 0,27 dolar kayıp bekleniyor.
Intel’in geçici eş CEO’su ve Intel Ürünleri CEO’su Michelle Johnston Holthaus, “Dördüncü çeyrek, gelir, brüt kar marjı ve hisse başına kazanç açısından beklentilerimizin üzerinde bir adım oldu.” dedi. Holthaus, ürün portföyünü güçlendirme ve basitleştirme çabalarının müşterilerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılamalarını sağladığını belirtti.
Geçici eş CEO ve finans direktörü David Zinsner ise maliyet azaltma planlarının şirketin gidişatını iyileştirdiğini vurguladı. Zinsner, “İşletme genelinde verimlilik kültürünü teşvik ediyoruz ve yatırımlarımızdan daha yüksek getiri elde etmeyi hedefliyoruz.“ dedi.
Şirket, dördüncü çeyrekte 3,2 milyar dolar operasyonel nakit akışı sağladı. Yıl boyunca araştırma ve geliştirme ile pazarlama, genel ve idari giderler için toplam 22,1 milyar dolar harcama yaptı. Bu, bir önceki yıla göre %2’lik bir artışı temsil ediyor.
Intel, 2025’in ilk çeyreğindemevsimsel zayıflık, makro belirsizlikler ve rekabet dinamiklerinin etkisiyle zorluklar bekliyor. Şirket, bu zorluklara rağmen, operasyonel verimliliği artırma ve hissedar değerini yükseltme çabalarını sürdüreceğini belirtiyor.
Google, Play Store’da VPN uygulamalarına güvenlik onay rozeti eklemeye başladı. Özellikle ücretsiz VPN uygulamalarının yoğun şekilde indirilmesi nedeniyle kullanıcıların güvenilir hizmetleri ayırt etmekte zorlanması, Google’ı yeni bir doğrulama sistemine yönlendirdi. Şirket, belirli güvenlik kriterlerini karşılayan VPN uygulamalarına doğrulama rozeti ekleyerek kullanıcıların daha güvenilir seçenekleri tercih etmesine yardımcı olmayı amaçlıyor. Bu rozeti alan uygulamalar, ayrıntılar sayfasında ve arama sonuçlarında doğrulanmış olarak gösterilecek.
Google, VPN uygulamalarına resmen onay rozeti ekleyecek
VPN uygulamalarının bu onay rozetini alabilmesi için bazı kriterleri karşılaması gerekiyor. Öncelikle, güvenlik değerlendirmesi yapan Mobil Uygulama Güvenlik Değerlendirmesi (MASA) Seviye 2 doğrulamasından geçmiş olmaları şart. Ayrıca, VPN uygulamasının en az 10.000 indirmeye sahip olması, 250’den fazla kullanıcı yorumu alması ve Google Play’de en az 90 gün boyunca yayında kalmış olması gerekiyor. Bunun yanı sıra, uygulama geliştiricisinin kullanıcı verilerinin nasıl toplandığıyla ilgili şeffaf bilgi sağlaması ve bağımsız güvenlik incelemelerine katılmayı kabul etmesi zorunlu tutuluyor.
Google, doğrulama rozeti için belirlenen kriterlerin bunlarla sınırlı olmadığını, başka faktörlerin de değerlendirmeye dahil edildiğini vurguluyor. Ancak bu gerekliliklerin yerine getirilmesi, VPN uygulamalarının doğrulama alma şansını büyük ölçüde artırıyor. Bu adım, güvenli olmayan ve gizlilik riski taşıyan VPN uygulamalarının kullanımını azaltarak Play Store’daki genel güvenlik standartlarını yükseltmeyi hedefliyor.
Çin merkezli yapay zeka girişimi DeepSeek’in, OpenAI’ın verilerini usulsüz şekilde elde ettiği iddiaları teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Bloomberg News’in haberine göre, Microsoft’un güvenlik araştırmacıları, DeepSeek ile bağlantılı olduğu düşünülen bazı kişilerin OpenAI’ın API’sini kullanarak büyük miktarda veri çektiğine dair şüpheli aktiviteler tespit etti.
DeepSeek, OpenAI verilerini mi çaldı?
OpenAI, API hizmetleri üzerinden geliştiricilere ve kurumsal müşterilere erişim sağlarken, aynı zamanda bu kanaldan gelir elde ediyor. Microsoft’un OpenAI’ın en büyük yatırımcılarından biri olması nedeniyle, ortaya çıkan bu iddiaları ciddiye aldığı ve konuyla ilgili araştırmalar yürüttüğü belirtiliyor.
Çinli DeepSeek, OpenAI verilerini mi çaldı?
DeepSeek, düşük maliyetli bir Çin yapay zeka girişimi olarak ABD merkezli rakiplerine alternatif sunmayı hedefliyor. Şirket, kısa süre önce Apple’ın App Store’unda ChatGPT’yi geride bırakarak dikkatleri üzerine çekmiş ve teknoloji hisselerinde büyük dalgalanmalara neden olmuştu. Beyaz Saray’ın yapay zeka ve kripto politikalarından sorumlu ismi David Sacks, DeepSeek’in OpenAI’ın fikri mülkiyetini çalmış olabileceğini belirterek, şirketin modellerden bilgi sızdırdığına dair ciddi kanıtlar bulunduğunu öne sürdü.
OpenAI’ın sözcüsü, genel olarak Çin merkezli bazı şirketlerin ve diğer rakiplerin ABD’li yapay zeka firmalarının modellerini taklit etmeye çalıştığını vurguladı ancak doğrudan DeepSeek’i suçlamaktan kaçındı. Microsoft, konu hakkında herhangi bir açıklama yapmayı reddederken, DeepSeek de henüz resmi bir yanıt vermedi. Bu durum, ABD-Çin arasında yapay zeka rekabetinin ne kadar sertleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Eğer iddialar doğrulanırsa, Microsoft ve OpenAI cephesinde DeepSeek’e karşı ciddi yaptırımlar gündeme gelebilir.
Samsung’un Galaxy S25 Ultra modelinde S Pen’in Bluetooth bağlantısını kaldırma kararı, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Özellikle kalemin uzaktan kontrol ve hava hareketleriyle komut verme özelliklerini aktif olarak kullanan kullanıcılar bu değişiklikten duydukları memnuniyetsizliği dile getiriyor. Samsung, bu işlevlerin kullanıcıların yalnızca %1’i tarafından kullanıldığını belirterek, üretim maliyetlerini düşürmek ve cihazın maliyet-fayda dengesini sağlamak adına bu özelliği kaldırma kararı aldığını açıkladı. Şirket, özellikle Snapdragon 8 Elite for Galaxy işlemcisinin yüksek maliyetini dengelemek amacıyla böyle bir adım attığını savunuyor. Ancak S Pen’in Bluetooth yeteneklerinden yararlanan sadık kullanıcı kitlesi, bu değişikliği olumsuz karşılayarak Samsung’a geri adım attırmak için harekete geçti.
Samsung’un S Pen kararına tepkiler çığ gibi büyüdü!
Kullanıcıların bu karara tepkisi, Change.org platformunda başlatılan bir imza kampanyasına dönüştü. Kampanya, Samsung’un bir sonraki modeli olan Galaxy S26 Ultra’da Bluetooth özellikli S Pen’i geri getirmesi yönünde bir çağrı içeriyor. Teknoloji devleri genellikle kullanıcı verilerine dayanarak stratejilerini belirlese de, bu tür toplu taleplerin firmalar üzerinde ne kadar etkili olacağı belirsiz.
Samsung’un S Pen kararına tepkiler adeta çığ gibi büyüdü!
Ancak geçmişte bazı üreticilerin benzer tepkilere karşılık verdiği örnekler bulunuyor. Kullanıcıların seslerini duyurabilmesi adına önemli bir girişim olan bu kampanya, teknoloji şirketlerinin ürün geliştirme süreçlerinde kullanıcı ihtiyaçlarını ne kadar göz önünde bulundurdukları konusunu bir kez daha gündeme getirdi.
Samsung’un bu kararı, teknolojik yenilikler ile maliyet yönetimi arasındaki hassas dengeyi gözler önüne seriyor. Şirketler, gereksiz görülen maliyetleri kısarak daha erişilebilir cihazlar sunmayı hedeflerken, sadık kullanıcılarının beklentilerini göz ardı etme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Galaxy S25 Ultra’daki S Pen değişikliği, bu dengenin nasıl sağlanması gerektiği konusunda tartışmalara yol açarken, Samsung’un bu tepkilere nasıl yanıt vereceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Renault ve Volvo Trucks, Fransız lojistik firması CMA CGM ile ortaklaşa geliştirdikleri yeni elektrikli ticari araçlarını tanıttı. 2026 yılında Flexis markası altında piyasaya sürülecek bu modeller, 350 milyon euroluk yatırımla geliştirildi ve düşük maliyet avantajı sunan paylaşımlı kaykay şasi platformu üzerine inşa edildi. Platformun yüksekliği minimum seviyede tutularak sürücü kabini ve kargo alanı için en yüksek verimliliğin sağlanması hedeflendi.
Renault ile Volvo, yeni elektrikli ticari araç serisini tanıttı
Tanıtılan üç araç da 200 beygir gücünde bir elektrik motoruna sahip olup şehir içi kullanımda 450 kilometreye kadar menzil sunabiliyor. Şarj kapasitesi henüz açıklanmasa da %10’dan %80’e kadar dolum süresinin 20 dakika olduğu belirtildi.
Yayınlanan görsellerde sol tarafta yer alan model, Renault Kangoo’nun ayak izlerini takip ederken Renault Trafic’in yüksekliğine sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Alçak zemini ve kayar kapıları sayesinde kargo dağıtım şirketleri için oldukça pratik bir seçenek sunuyor. Özellikle Avrupa ve diğer pazarlarda lojistik sektörünün bu tarz araçlara yöneldiği biliniyor. Bu nedenle Flexis’in hedef kitlesinde ticari taşımacılıkla uğraşan şirketler önemli bir yer tutuyor.
Üretim sürecine 2026 yılında Renault’nun Fransa’daki Sandouville fabrikasında başlanacak. Aynı fabrikada Renault Trafic ve Nissan Primestar gibi modeller de üretiliyor. Üretim sorumluluğunun büyük kısmını üstlenen Renault ve Volvo Trucks, markanın %90’lık hissesine eşit oranda sahipken, geri kalan %10’luk pay CMA CGM firmasına ait bulunuyor. Renault, Flexis markasının elektrikli ticari araç sektöründe büyük bir atılım gerçekleştireceğine inanıyor. Şirket yetkilileri, Flexis’in “ticari araçların Tesla’sı” olmayı hedeflediğini belirterek bu projeye duydukları güveni açıkça ifade etti.
Amerika’da ısı pompalarının kullanımı giderek yaygınlaşıyor ve alternatiflerine kıyasla çok daha çevre dostu bir ısıtma çözümü olarak öne çıkıyorlar. Devletin sağladığı teşviklerle birlikte satış rakamlarında ciddi bir artış yaşanırken, kullanıcıların bu teknolojiye olan ilgisi de giderek artıyor. Özellikle son dönemde açıklanan veriler, ısı pompalarının ABD’de geleneksel ısıtma sistemlerine kıyasla daha fazla tercih edildiğini gösteriyor. “Air Conditioning, Heating, and Refrigeration Institute” tarafından paylaşılan rapora göre, son 11 ay içinde satılan ev tipi ısıtma cihazlarının büyük bölümünü ısı pompaları oluşturuyor. Hatta bu cihazlar, en popüler ikinci seçenek olan gaz ocaklarından yüzde 37 daha fazla satılmış durumda.
Amerika’da ısı pompası kullanımı artış gösterdi
Isı pompalarına yönelik ilginin artması, yıllık bazda satışların yüzde 14 oranında yükselmesini sağladı. Uzmanlar, kullanıcıların bu teknolojiye alıştıkça satışların daha da hızlanacağını öngörüyor. Ayrıca, ısı pompalarının artık çok daha düşük sıcaklıklarda bile verimli çalışabilecek şekilde geliştirilmeleri, kullanım alanlarını genişletiyor. Önceden sert kış koşullarına sahip bölgelerde yeterince verimli olmadığı düşünülen bu cihazlar, artık bu tür iklimlerde de yaygın şekilde tercih ediliyor. Teknolojideki bu ilerlemeler, ısı pompalarının her geçen gün daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını sağlıyor.
Çalışma prensibi açısından klimalara oldukça benzeyen ısı pompaları, içlerindeki özel gaz ve kompresör sistemiyle dış havayı soğuturken iç mekanı ısıtıyor. Elektrik tüketiyor olsalar da harcadıkları enerjinin bir kısmını doğrudan havadan çekmeleri sayesinde, geleneksel ısıtma sistemlerine kıyasla çok daha düşük enerjiyle aynı performansı sağlayabiliyorlar. İlk yatırım maliyeti alternatiflerine göre yüksek olsa da uzun vadede çok daha az enerji tüketmeleri sayesinde birkaç yıl içinde kendilerini amorti ediyorlar. Çevre dostu olmaları da kullanıcılar için cazip bir avantaj sunuyor.
Ancak ABD’de yapılan saha araştırmaları, bu sistemlerin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engelin yüksek maliyetler olduğunu ortaya koyuyor. Amerika’da bir eve ısı pompası kurulmasının maliyeti 17 bin ila 30 bin dolar arasında değişiyor. Yeşil enerji teşvikleri kapsamında devlet, bu maliyetin bir kısmını karşılıyor ve bazı ev sahipleri 8 bin dolara kadar destek alabiliyor. Buna rağmen birçok kişi için bu geçiş hala maliyetli bulunuyor. Bu nedenle ABD’de pek çok eyalet ve belediye, ısı pompalarının daha erişilebilir hale gelmesi için finansal teşvikleri artırmayı ve uzun vadeli tasarruf konusunda halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan projeler geliştiriyor. Örneğin, yeni inşa edilen evlerde ısıtma sistemlerini kuran müteahhitlere, ısı pompalarını tercih etmeleri halinde çeşitli destekler sunuluyor. Bunun yanı sıra, bazı eyaletler gaz ocaklarının kullanımını kısıtlamak ya da tamamen yasaklamak için adımlar atmaya başlıyor.
Boom, süpersonik hava yolculuğunu yeniden canlandırma hedefiyle geliştirdiği XB-1 prototip uçağıyla ilk kez ses hızını aşarak başarılı bir test uçuşu gerçekleştirdi. Bu gelişme, Concorde’un 2003 yılında emekliye ayrılmasından bu yana ticari bir yolcu uçağının ses hızını geçtiği ilk olay olarak kayda geçti. California’daki Mojave Hava ve Uzay Üssü’nden havalanan ve “Baby Boom” olarak anılan XB-1, test pilotu Tristan Brandenburg yönetiminde yaklaşık 35 dakika boyunca havada kaldı ve üç kez Mach 1 seviyesinin üzerine çıkmayı başardı.
XB-1 süpersonik yolcu jeti, resmen ses hızını geçti
Test uçuşunda XB-1, 35 bin fit irtifada Mach 1.1 seviyesine, yani yaklaşık 1.358 km/s hıza ulaştı. Ses hızının bulunduğu irtifaya bağlı olarak değişiklik göstermesi nedeniyle Mach 1 değeri sabit olmayabiliyor. Yenilikçi bir aerodinamik tasarıma ve gelişmiş malzemelere sahip olan XB-1, ticari süpersonik uçuşların önünde engel teşkil eden ses patlamalarını en aza indirmek amacıyla özel olarak geliştirildi. Ölçek olarak tam boyutlu bir uçağın üçte biri kadar olan bu prototip, gelecekte yolcu taşımacılığına yönelik tasarlanacak modellerin temelini oluşturuyor.
Bu başarılı uçuş, Boom Supersonic’in geliştirme sürecinde yeni bir aşamaya geçmesine olanak tanıyacak. Elde edilen veriler, firmanın Mach 1.7 hızında uçması hedeflenen ticari süpersonik yolcu uçağı Overture’ın tasarımına doğrudan katkı sağlayacak. 80 yolcu kapasitesine sahip olacak Overture, tamamen sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) kullanarak çevresel etkileri en aza indirmeyi amaçlıyor.
Süpersonik yolculuğun geleceği hâlâ birçok teknik ve ekonomik engelle karşı karşıya olsa da, XB-1’in bu başarısı ticari süpersonik uçuşların yeniden hayata geçirilmesi adına kritik bir ilerleme olarak değerlendiriliyor.