Coatue, yapay zeka girişimleri için 1 milyar dolarlık fon oluşturuyor!

Coatue Management, teknoloji, medya, telekomünikasyon ve tüketici sektörlerinde yenilikçi çözümler geliştiren şirketlere yatırım yapan, geniş bir portföyü yöneten ve bu alanlarda büyük etkisi olan bir yatırım yönetim firmasıdır. Şirket, yapay zeka geliştiren girişimleri desteklemek amacıyla 1 milyar dolarlık yeni bir fon oluşturmaya hazırlanıyor. Coatue’un bu hamlesi, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla yükselmesi ve endüstride yarattığı yeni iş fırsatları doğrultusunda dikkat çekici bir yatırım stratejisi olarak öne çıkıyor.

Coatue, yapay zeka girişimleri için 1 milyar dolarlık fon oluşturacak

1999 yılında Philippe Laffont tarafından kurulan Coatue Management, hem halka açık hem de özel şirketlere yatırım yapma stratejisi izlemekte ve bu yaklaşımıyla yatırım alanını genişletmektedir. DoorDash, ByteDance, Spotify, Snap ve Instacart gibi dünya genelinde popüler olan şirketlere yaptığı yatırımlarla bilinen Coatue, özellikle teknolojinin yenilikçi alt dallarına odaklanarak yatırım stratejilerini çeşitlendiriyor. Coatue’un portföyündeki varlık büyüklüğü günümüzde 50 milyar dolara ulaşmış durumda ve firmanın stratejik yatırımları, onun piyasa üzerindeki etkisini pekiştiriyor.

Son yıllarda yapay zeka alanına olan ilginin artmasıyla Coatue, bu alanda gelişim sağlayan girişimlere yatırımlarını artırma yolunda önemli adımlar atmıştır. Şirket, bu kapsamda Glen, Scale AI ve Skild AI gibi yapay zekâ odaklı girişimlere yatırım yaparak bu alandaki varlığını güçlendirmiştir. 2021’de 70, 2022’de 81 ve 2023’te 30 girişime yatırım yapan Coatue, 2024 yılı içerisinde de şimdiye dek 29 yeni girişimi portföyüne eklemiştir. Coatue’un yeni fonla birlikte yapay zekâ alanındaki girişimlere hız kazandırmayı planlaması, bu sektördeki stratejik büyüme fırsatlarını değerlendirme isteğini gösteriyor.

Yeni fonun toplanması için Coatue, öncelikli olarak kurumsal yatırımcılardan fon desteği almayı hedefliyor. Coatue’un mevcut stratejisi, teknoloji dünyasında yükselen trendlere hızlı yanıt vererek hem halka açık hem de özel girişimlere destek sağlayarak piyasa içinde güçlü bir konum elde etmek. Özellikle yapay zeka teknolojilerinin yükselişi, Coatue’un yeni fon ile desteklemeyi amaçladığı projelerin önemini daha da artırıyor. Bu yeni 1 milyar dolarlık fon, Coatue’un yalnızca yatırım portföyünü genişletmekle kalmayacak, aynı zamanda firmanın inovasyon odaklı stratejilerine ve küresel çapta teknoloji alanındaki etkisine katkıda bulunacak.

Çin’de satılan her üç yeni enerjili araçtan biri BYD marka!

Çin Binek Otomobil Derneği’nin (CPCA) ekim ayı verilerine göre, ülkede satılan yeni enerjili araçlar (NEV) pazarında BYD büyük bir hakimiyet kurarak lider konumunu güçlendirdi. Toplamda 1.4 milyon adet NEV’in satıldığı ayda BYD, tek başına pazarın yüzde 35,7’sini kapsadı ve satılan her 3 yeni enerjili araçtan birinin BYD markalı olduğunu kanıtladı. Geely gibi en yakın rakibine beş kat fark atan BYD, 500 binin üzerinde satış rakamına ulaşarak Çin pazarında adeta rekor kırdı.

Çin’de satılan her 3 yeni enerjili araçtan biri BYD oldu

Bu yeni enerjili araçlar, Çin’de tamamen elektrikli, şarj edilebilir hibrit ve sınırlı ölçüde hidrojen yakıtlı modelleri kapsıyor. Sıralamada BYD’yi Geely 108 bin, SAIC-GM-Wuling ortaklığı 96 bin ve devlet destekli Changan 85 bin satışla takip ederken Tesla, Çin pazarındaki beşinci sıraya geriledi. Diğer dikkat çeken markalar arasında Li Auto, GAC Aion ve Leapmotor yer alırken, Xiaomi’nin elektrikli araç pazarına yeni katılmasıyla 20 bin civarında tahmini satış yaptığı belirtiliyor.

Çin'de satılan her 3 yeni enerjili araçtan biri BYD oldu.
Çin’de satılan her 3 yeni enerjili araçtan biri BYD oldu.

Bu sıralama, FAW Volkswagen, GAC Toyota ve Dongfeng Honda gibi ortak girişimlerin ve ithal markaların Çin’in NEV pazarında sınırlı bir paya sahip olduğunu gösteriyor. İlk 10 sırada yer alan markalar arasında BYD, pazardaki liderliğini güçlü şekilde sürdürürken, diğer yerli markalar da yükselme eğiliminde ve Çin’in elektrikli araç sektöründe büyüyen talebe yanıt vermeye devam ediyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Yeni bir malware, güvenlik duvarlarını aşıp hükümet ağlarına saldırıyor!

Siber güvenlik dünyasında bugün çok konuşulacak bir olay meydana geldi. Hükümetin kritik ağlarına Sophos güvenlik duvarını aşarak sızmayı başaran “Pygmy Goat” isimli zararlı yazılım, güvenlik uzmanlarını alarma geçirdi. Saldırının ardındaki motivasyon tam olarak bilinmese de, uzmanlar bu tür saldırıların ciddi devlet sırlarına ve kritik verilere ulaşmak amacı taşıdığını düşünüyor. Zararlı yazılımın hükümet sistemlerine ulaşması, güvenlik önlemlerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hale getirdi.

Pygmy Goat Sophos güvenlik duvarındaki açığı kullanarak sisteme giriş yapıyor

Güvenlik araştırmaları yapan BleepingComputer’ın elde ettiği bilgilere göre, Pygmy Goat adlı zararlı yazılım, Sophos güvenlik duvarındaki bir açığı kullanarak sisteme giriş yaptı. Bu yeni tür yazılımın, veri çalma ve sistemi ele geçirme amaçlı olarak özel olarak tasarlandığı anlaşılıyor. Uzmanlar, saldırganların sistemde daha fazla ilerleme kaydedemeden durdurulması için çalışmalarını hızlandırdı. Bu sıradışı zararlı yazılım, sadece teknik yetenekleriyle değil, aynı zamanda benzersiz özellikleriyle dikkat çekiyor.

BleepingComputer raporunda, Pygmy Goat’ın çok yönlü ve hedefe özel bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Yazılımın hedef ağlara hızlıca sızıp veri toplayabilme yeteneği var. Ayrıca, tespit edilmesi oldukça güç ve kendini sistem içinde gizleyebiliyor. Bu özellikler, Pygmy Goat’ın sıradan zararlı yazılımlardan çok daha ileri düzeyde olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, yazılımın karmaşık yapısı nedeniyle iz sürmenin oldukça zor olduğunu ifade ediyor.

Sophos ekibi, güvenlik duvarındaki zayıflığın kaynağını araştırmaya devam ediyor. Hükümet ağına yönelik tehdidin tam olarak ortadan kaldırılması için acil müdahalede bulunuluyor. Yetkililer, özellikle hassas devlet kurumlarına yönelik bu tür saldırıların artabileceğine dikkat çekiyor ve benzer saldırılara karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurguluyor.

Son olay, siber güvenlik önlemlerinin daha da ileri seviyeye taşınması gerektiğini ortaya koydu. Hükümet yetkilileri, bu olayın ardından tüm sistemlerde güvenlik protokollerini güncelleme kararı aldı.

Samsung, Güney Kore’nin ekonomik büyümesinin yarısını karşıladı!

0

Bloomberg Economics’in haberine göre, Güney Kore’nin en büyük şirketi Samsung, 2024 yılında ülkenin ekonomik büyümesinin yarısını tek başına sağlayarak bir rekor kıracak. Diğer gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümeye birçok şirket katkıda bulunurken, Güney Kore’de Samsung’un devasa etkisi dikkat çekiyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Samsung, Güney Kore’nin ekonomik büyümesinin yarısını karşılıyor

Akıllı telefonlardan elektronik cihazlara, yarı iletkenlerden tıbbi ekipmanlara, kimyasallardan iş makinelerine ve hatta gemi yapımına kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren Samsung, Güney Kore’nin üretiminin yüzde 8’ini ve hisse senedi endeksinin toplam piyasa değerinin yüzde 17’sini oluşturuyor. Bu kadar geniş bir sektör yelpazesinde faaliyet göstermesi, şirketin ülke ekonomisinde eşsiz bir konumda yer almasını sağlıyor.

Bloomberg’in analizine göre, Samsung’un Güney Kore merkezli birimlerinin brüt karı dikkate alındığında, 2024 yılına yönelik beklenen yüzde 2,2’lik ekonomik büyümenin 1,1 puanını tek başına Samsung karşılayacak.

Bu oran, ülke için tarihi bir rekor anlamına geliyor. Özellikle yapay zeka teknolojilerindeki gelişmelerin etkisiyle Nvidia ve diğer teknoloji devlerinin bellek yongalarına olan talebinin artması, Samsung’un bellek bölümünün büyümesini hızlandırdı. 2024’ün son çeyreğinde bellek birimi yüzde 112’lik bir artış göstererek 15,86 milyar dolar gelir elde etti. Bu büyüme, şirketin genel gelirinde de büyük bir artışa yol açtı ve toplam gelir, bir önceki yıla göre yüzde 17 artarak 57,4 milyar dolara ulaştı.

Microsoft’tan Bing’e özel 1 milyon dolarlık ödüllü kampanya

Microsoft, arama motoru Bing‘i daha fazla kullanıcıya ulaştırmak amacıyla dev bir kampanya başlattı. Teknoloji devi, kullanıcıları Bing’e yönlendirmek için 1 milyon dolar ödüllü büyük bir çekiliş düzenliyor. Bu kampanya, Microsoft’un kullanıcılarını ödüllendirdiği Rewards sadakat programıyla entegre bir şekilde çalışacak ve kampanyaya katılanlar Bing kullanarak çeşitli ödüller kazanma şansı elde edecek. Microsoft’tan Bing’e özel 1 milyon dolar ödüllü büyük bir çekiliş bu kampanyanın kalbinde yer alıyor.

Kampanya hangi ülkeleri kapsıyor? Microsoft’tan Bing’e özel 1 milyon dolar ödüllü kampanya, belirli ülkelerde geçerli olacak.

8 Ekim’de başlayan kampanyaABD, Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, Almanya ve Porto Riko’daki kullanıcıları hedef alıyor. Bu ülkelerdeki Bing kullanıcıları, platformla daha fazla etkileşime girdikçe çekiliş hakkı kazanacaklar. Kampanyaya katılan kullanıcılar, başlangıç olarak beş çekiliş hakkı elde ederken, günlük Bing aramaları yapmak veya Microsoft Edge tarayıcısını kullanmak gibi ek görevlerle bu sayıyı 200 çekiliş hakkına kadar artırabilecekler. Bu şekilde Microsoft’tan Bing’e özel 1 milyon dolarlık büyük ödül şansını artırabilecekler.

Ödüller sadece büyük ödülle sınırlı değil

1 milyon dolarlık büyük ödülün yanı sıra, Microsoft ayrıca iki kişiye 10 bin dolarlık ikincilik ödülleri de sunacak. Bu büyük nakit ödüller, Microsoft’un genellikle Xbox Game Pass abonelikleri veya hediye çeki gibi dijital ödüller sunduğu Rewards programından farklı olarak kullanıcılar için oldukça cazip hale geliyor. Microsoft’tan Bing’e özel 1 milyon dolarlık ödül ve diğer ödüller cazip tekliflerle kullanıcıları çekmeyi amaçlıyor.

Microsoft, bu kampanyada sosyal sorumluluk boyutunu da ihmal etmiyor. Yarışmaya katılıp en az 50 çekiliş hakkı kazanan kullanıcılar adına Microsoft, UNICEF ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na (WWF) bağış yapılmak üzere 5 dolar katkıda bulunacak. Şirket, bu bağışlarla 500 bin dolara kadar destek sağlamayı hedefliyor.

Bu kampanya, Microsoft’un Bing’i Google’a karşı güçlü bir alternatif olarak konumlandırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Son dönemde Bing’e ChatGPT entegrasyonunu dahil eden Microsoft, Bing’i daha interaktif ve sohbet tabanlı bir platforma dönüştürerek farklılaşmayı hedefliyor. Ancak, Google’ın geniş kullanıcı tabanına ulaşmak Microsoft için hala büyük bir zorluk.

BKM Kamu Ödeme Geçidi ile tahsilatlar güvenle yapılıyor!

0

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Türkiye’de kamu kurumlarının e-Devlet platformu üzerinden vatandaşlardan kartla ödeme almasını sağlayan Kamu Ödeme Geçidi altyapısını yeniledi. Bu yeni sistem hem kamu kurumları hem de vatandaşlar için ödeme süreçlerini daha hızlı ve güvenli hale getirirken maliyet tasarrufu sağlıyor.

2014 yılında BKM tarafından geliştirilen Kamu Ödeme Geçidi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), Karayolları Genel Müdürlüğü ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü gibi pek çok kamu kurumunun, kredi kartı veya banka kartı aracılığıyla ödemeleri kabul etmesini sağlıyor.

Yeni altyapının devreye alınmasıyla birlikte bu kurumlar ödeme sistemine BKM ile doğrudan entegrasyon sağlayacak ve ödemelerde teknik aksaklıklar önlenecek. Bu kapsamlı altyapı yenilemesi Türkiye genelinde yaklaşık 180 kamu kurumuna daha önce kullanılan harici yazılımlardan bağımsız olarak tamamen BKM’nin kendi kaynak yazılımlarını kullanma imkanı sunuyor.

Bu sayede tüm bankaların TROY kart dahil olmak üzere her türlü kart ile yapılan ödemeler güvenle gerçekleştirilebiliyor. Aynı zamanda ödeme süreçlerini dijitalleştiren kurumlar altyapı, bakım ve işlem maliyetlerinde tasarruf sağlıyor.

Yeni sistemin bir diğer avantajı da TÜRKSAT entegrasyonu ile e-Devlet üzerinden hizmete açılması. Vatandaşlar ödemelerini ilgili kurumların e-Devlet üzerindeki sayfalarından veya kurumların web sitelerinden hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirebiliyor.

Netflix’e vergi kaçakçılığı şüphesiyle baskın

Dünyaca ünlü ABD merkezli dijital yayın platformu Netflix’in Fransa ve Hollanda’daki ofislerine, vergi kaçakçılığı soruşturması kapsamında baskın düzenlendi. Fransız mali suçlarla mücadele birimi Parquet National Financier (PNF)tarafından yürütülen soruşturma, Netflix’in Avrupa’daki vergi uygulamalarını mercek altına alıyor. Fransız ve Hollandalı yetkililer tarafından eş zamanlı yapılan aramalar, Netflix’in Paris ve Amsterdam ofislerinde gerçekleşti.

Soruşturma 2022’de naşladı

Fransız yargı kaynaklarına göre, soruşturma Kasım 2022’de başlatıldı. Netflix, Fransa ekonomisine katkı sağladığını ve faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde vergi kanunlarına uyduğunu ifade ederek yetkililerle iş birliği içerisinde olduğunu belirtti. Fransız kaynaklar, iki ülke arasındaki iş birliğinin aylar öncesine dayandığını ve sürekli koordinasyon halinde sürdürüldüğünü bildirdi. Soruşturmanın şu an için ön hazırlık niteliğinde olduğu ve herhangi bir suçlama ya da dava açılmadığı belirtildi.

Son yıllarda Avrupa genelinde, sınır ötesi hizmet sunan büyük teknoloji şirketlerinin vergi beyanları sıkça eleştiriliyor. Fransa’daki 2019 ve 2020 yıllarına ait vergi beyanlarının da inceleme altında olduğu öğrenildi. Fransız basınına göre, bu yıllarda Netflix Services France birimi, Hollanda’da kayıtlı ayrı bir birimle iş birliği yaparak Fransa’da yalnızca 1 milyon euronun altında kurumsal vergi ödedi. Ancak, bu uygulamanın 2021 itibarıyla sona erdiğikaydedildi. Kurumsal kayıtlara göre, 2021 yılında Netflix’in Fransa’daki cirosu 47 milyon eurodan 1.2 milyar euroya yükseldi.

Avrupa’daki vergi kaçakçılığına yönelik artan baskı

Avrupa’daki kullanıcı sayısına kıyasla düşük ciro bildirimleri, Netflix’in dikkat çekmesine neden oldu. Fransa’da elde edilen düşük gelir beyanlarının, şirketin faaliyetlerini Hollanda üzerinden yürütmesiyle ilişkili olduğu iddia ediliyor. Avrupa’da sınır ötesi hizmet sunan dijital platformlara yönelik vergi düzenlemelerinin sıkılaştırılması yönünde baskılar artarken, bu soruşturma Netflix’in vergi uygulamalarına yönelik endişeleri yeniden gündeme taşıdı.

Netflix, Avrupa genelinde artan vergi yükümlülüklerine uyum sağlamak adına çalışmalar yürüttüğünü ve yerel yasalara uyma konusunda sorumluluklarını yerine getirdiğini belirtiyor.

Vücut enerjisiyle çalışan giyilebilir cihazlar çağı başlıyor!

Giyilebilir cihazlar alanında çığır açacak yeni bir keşif, şarj sorununu ortadan kaldırma potansiyeline sahip. Özellikle son yıllarda daha kompakt ve gelişmiş özelliklere sahip giyilebilir cihazların ortaya çıkmasıyla, bu cihazların sürekli enerji ihtiyacı büyük bir engel olarak öne çıkıyordu. Çoğu cihaz batarya gerektirirken bazıları, vücut enerjisiyle güneş enerjisi ile şarj edilebiliyor. Ancak Carnegie Mellon Üniversitesi Future Interfaces Group araştırmacıları, insan vücudunun yaydığı radyo frekansı (RF) enerjisinden yararlanarak giyilebilir cihazları şarj etmenin yeni bir yolunu keşfetti.

Power-over-Skin: cilt üzerinden güç transferi

Araştırma ekibi, insan vücudunun doğal olarak yaydığı 40 MHz RF enerjisini kullanarak cihazlara güç sağlayanPower-over-Skin adı verilen bir yöntem geliştirdi. Bu yenilikçi yöntem sayesinde giyilebilir cihazlar bataryasız çalışabilir hale geliyor. Cilde temas eden küçük ve hafif alıcılar, vücut enerjisiyle gelen enerjiyi doğrudan topluyor ve bu enerji, cihazları çalıştırmak için yeterli seviyede.

Üstelik, bu alıcılar giysi üzerinden bile çalışabilecek şekilde optimize edildiğinden, cihazın doğrudan ciltle temas etmesi de gerekmiyor. Bu yeni teknolojiyi test eden araştırma ekibi, Bluetooth özellikli bir yüzük ve kullanıcı sağlığını takip eden medikal bir bant gibi çeşitli cihazlarda başarılı sonuçlar aldı. Gelecekte bu yöntemin sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) cihazlarına uygulanması hedefleniyor. Vücut enerjisiyle çalışan cihazların farklı alanlarda kullanılabileceği belirtiliyor.

Enerji verimliliği ve çevresel katkı

Bu yenilik, sadece şarj kolaylığı sağlamıyor, aynı zamanda giyilebilir cihazların daha hafif ve ince olmasına da olanak tanıyor. Ayrıca, batarya ihtiyacının ortadan kalkması, nadir toprak elementlerine olan bağımlılığı azaltarak çevreye katkı sağlıyor. Araştırmalar, vücudun farklı noktalarındaki verici ve alıcı konumlarını değerlendirerek, cihazların sensörleri ve mikro işlemcileri çalıştıracak kadar enerji üretebileceğini ortaya koydu. Vücut enerjisiyle sensörlerin de verimli kullanıldığı belirtiliyor. Şu ana kadar kaydedilen en yüksek güç değeri 1.53 mW olup, bu seviyedeki enerji, düşük güçlü kablosuz iletişim ve temel sensörler için yeterli.

Bu teknoloji, şarj derdini ortadan kaldıracak olsa da cihazın düşük enerji tüketimi gerektirmesi, yani sınırlı bir güç kapasitesi ile çalışabilmesi gerektiğini gösteriyor. Yine de bu araştırma, giyilebilir teknolojilerin geleceğinde devrim niteliğinde bir potansiyele sahip. İnsan vücudunun enerjisini kullanarak çalışan bataryasız cihazlar, fitness takip cihazlarından medikal cihazlara kadar birçok alanda yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Vücut enerjisiyle çalışan bu cihazlar büyük ilgi uyandırıyor.

Ancak her yenilik gibi, bu teknolojinin nihai ürün olarak günlük hayatta yerini alması zaman alabilirPower-over-Skin yöntemi şu an için bir konsept kanıtı niteliğinde olsa da araştırmacılar, gelecekte cihazların enerji verimliliğini artırmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Nvidia yapay zeka ile tahtı ele geçirdi!

Nvidia, son yıllarda gösterdiği etkileyici büyüme ve özellikle yapay zeka alanındaki üstün performansıyla bir kez daha zirveye adını yazdırdı. Dün piyasalarda yaşanan hareketlilikle şirketin hisseleri %3 civarında artarak 139,91 dolarseviyesine yükseldi. Bu artış, Nvidia’nın piyasa değerini 3.43 trilyon dolar gibi rekor bir seviyeye taşıyarak Apple’ıgeride bırakmasını sağladı. Böylece Nvidia, teknoloji dünyasında büyük bir başarıya imza atarak dünyanın en değerli şirketi unvanını Apple’ın elinden aldı. Nvidia yapay zeka alanında büyük bir adım attı.

Apple, bu yıl hisse değerinde %17 artış yaşamış olsa da piyasa değeri 3.37 trilyon dolar seviyesinde kalarak artık ikinci sıraya geriledi. Nvidia’nın bu etkileyici yükselişi, özellikle yapay zekâ işlemcilerine yönelik artan küresel talep ile doğrudan bağlantılı. Şirket, AI çipleri alanında sektör lideri konumunda ve bu alandaki hızlı talep artışı Nvidia’nın piyasa değerini her geçen gün yükseltmeye devam ediyor. Nvidia yapay zeka çipleri konusunda liderdir.

Yapay zekâ çipleri sayesinde Nvidia, yalnızca bir çeyrekte 14 milyar dolar gelir elde ederek sektördeki gücünü ve etkisini sağlamlaştırdı. Şirket, bu büyük başarıyla birlikte, her yıl yeni çip tasarlama kararı alarak pazardaki lider konumunu sürdürme hedefini ortaya koydu. Bu strateji, Nvidia’nın inovasyon odağını ve teknoloji alanındaki rekabet gücünü daha da artıracağını gösteriyor. Nvidia yapay zeka inovasyonuyla dikkat çekiyor.

Nvidia’nın büyüme potansiyeli yalnızca yapay zekâ alanıyla sınırlı değil. Şirketin, bu hafta Dow Jones Endeksi’neIntel’in yerine dahil edilmesi de Nvidia’nın önemini daha da pekiştirdi. Mavi çipli şirketler arasında yerini alan Nvidia, aynı zamanda S&P 500 Endeksi’nin %7’sini oluşturuyor ve endeksin bu yılki %21’lik artışının yaklaşık dörtte birinden Nvidia sorumlu durumda. Bu başarı, Nvidia’nın teknoloji sektörü üzerindeki etkisinin yanı sıra yatırımcılara sunduğu değer potansiyelini de gözler önüne seriyor.

Nvidia’nın bu hızlı yükselişi, yapay zekâ çiplerine olan talebin gelecekte de süreceğini ve bu durumun teknoloji sektöründe köklü değişimlere yol açacağını gösteriyor. Nvidia yapay zeka teknolojisi ile sektörde devrim yaratıyor. Hem yatırımcılar hem de sektör oyuncuları, Nvidia’nın gelişimini yakından izliyor.

Turkcell yerli teknolojiye yatırım yapıyor!

İstanbul’da gerçekleştirilen Turkcell Tedarikçi Zirvesi 2024, yerli ve yenilikçi teknolojilere olan vurgu ile öne çıktı. Turkcell’in her yıl düzenlediği zirve, bu yıl 170 tedarikçi firmanın katılımıyla dikkat çekti. Etkinlikte konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in yerlilik oranını artırmaya yönelik hedeflerinin altını çizerek, zirvenin bu stratejinin bir parçası olduğunu ifade etti.

Dr. Ali Taha Koç, zirvede yaptığı konuşmada, yerli KOBİ ve start-up’ların desteklenmesinin önemine değindi. Bu zirve sayesinde yerli firmaların teknoloji ekosistemine daha fazla entegre olmasının sağlandığını belirten Koç, şunları söyledi: “Bu zirvedeki temel motivasyonumuz, yenilikçi ve verimli projelerin geliştirilmesi için uygun bir ekosistemin oluşmasına katkıda bulunmak. Ayrıca yerli tedarikçilerimizin Turkcell’e rekabet avantajı sağlayacak teknolojiler geliştirmesinin de önünü açmak. Altyapı çalışmalarında ve yeni ürünlerde yerlilik oranını artırmayı çok önemsiyoruz. Her yıl düzenlediğimiz Tedarikçi Zirvesi, teknoloji ekosisteminde kilit bir rol oynayan KOBİ ve start-up’lara destek sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda Turkcell’in vizyon ve stratejilerini aktarmak için de önemli bir fırsat sunuyor.

2 Binden fazla tedarikçiye sahip bir ekosistem

Turkcell’in insan ve iş destek süreçlerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu ise konuşmasında, Turkcell’in geniş tedarikçi ekosistemine vurgu yaptı. Durdu, Turkcell’in 2 binden fazla tedarikçisi olduğunu ve bu ekosistemin yönetilmesinin şirketin başarısında kritik bir rol oynadığını ifade etti. Durdu, sözlerine şöyle devam etti: “Turkcell olarak, 2 binin üzerinde tedarikçiye sahip bir ekosistemi yönetiyoruz. Bu ekosistemle ortak hedeflere ulaşmak, sürdürülebilir büyüme için güçlü bir temel oluşturuyor. Tedarikçilerimizle kurduğumuz bu iş birliği, yerli teknolojilerin gelişmesi adına da büyük önem taşıyor.”

İş dünyası trendlerini şekillendirecek teknolojiler keşfediliyor

Turkcell Tedarikçi Zirvesi 2024, iş dünyası trendlerini şekillendirecek yeni teknolojilerin tedarikçilerle birlikte keşfedilmesi ve rekabet avantajı sağlayacak yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesi amacıyla önemli bir platform sağlıyor. Turkcell, bu zirve aracılığıyla hem tedarikçilerine kendi vizyonunu aktarıyor hem de sektördeki yenilikçi çözümleri destekleyerek ülke ekonomisine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Yerli ve yenilikçi teknoloji vurgusuyla gerçekleşen zirve, Turkcell’in yerlilik hedefleri doğrultusunda gelecekteki projelere yön vermeye devam edeceğini gösteriyor.

Pentagon, yapay zekayla nükleer silah geliştirecek!

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), nükleer silah sistemlerinin güvenliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla yapay zeka teknolojisini entegre etme çalışmalarını hızlandırmaya başladı. ABD, nükleer silahlar üzerindeki kontrolün daima insanlarda olacağı konusunda geçmişte kesin bir taahhüt vermiş olmasına rağmen, Pentagon’un nükleer komuta, kontrol ve iletişim sistemlerini geliştirmek için yapay zeka kullanımına yönelmesi kamuoyunda endişelere yol açtı. Bu endişelerin temelinde, yapay zekanın hata yapabilme ihtimali ve kontrolün kısmen dahi olsa insan faktöründen uzaklaşması halinde doğabilecek potansiyel riskler yatıyor.

Pentagon, yapay zekayla nükleer silah geliştirebilir!

ABD Stratejik Komutanlığı lideri Hava Kuvvetleri Generali Anthony J. Cotton geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamada, nükleer komuta ve kontrol sistemlerinin modernizasyonu için tüm teknolojik yeniliklerin incelendiğini ifade etti. Cotton, yapay zekanın karar alma süreçlerinde hızlı ve güçlü katkılar sağlayabileceğini belirtmekle beraber, bu süreçlerde nihai kararın insanlarda kalması gerektiğini vurguladı. Cotton’ın bu açıklamaları, yapay zekanın hızla gelişen yetenekleri ile ABD’nin nükleer üstünlüğünü korumak için bu teknolojiyi kullanma eğilimine dikkat çekiyor.

Pentagon, siber güvenlik tehditlerinin ve artan global risklerin, yapay zekayı nükleer sistemlerde zorunlu bir ihtiyaç haline getirdiğini savunuyor. Bu bağlamda, yapay zekanın rolü, stratejik veri analizleri ve bu analizleri hızlıca üst yönetime sunma işlevi gibi destekleyici alanlarla sınırlandırılabilir. Ancak bu dahi bazı kesimlerde, sistemlerin insan denetiminden çıkma riskini taşıyabileceği yönünde kaygılara yol açıyor.

Dışişleri Bakanlığı silah kontrol yetkilisi Paul Dean, Mayıs ayında çevrimiçi bir brifingde, ABD’nin nükleer silahların kontrolünü daima insanlarda tutmaya yönelik kesin bir bağlılığı olduğunu ifade etmişti. Pentagon yetkilileri ise yapay zekanın entegre edilmesinin planlanan şekliyle, karar alma süreçlerini hızlandırarak daha etkili sonuçlar almayı ve operasyonel tehditleri erken tespit edebilmeyi amaçladığını belirtiyorlar.

Son yıllarda yapay zeka kontrollü insansız hava araçları, savaş uçakları, otomatik silah sistemleri gibi birçok yeni askeri sistemin savaş alanlarında kullanımına başlandı. Ancak bu tür sistemlerin etkinliği ve güvenilirliği konusundaki tartışmalar hala devam ediyor, zira yapay zeka temelli sistemlerin hata payı ve tahmin edilemezliği oldukça ciddi bir risk faktörü oluşturuyor.

Özellikle nükleer silah sistemleri gibi yüksek riskli alanlarda hata yapma ihtimali kabul edilemez görüldüğünden, Pentagon, bu teknolojinin olası tehlikelerini minimuma indirmeye yönelik önlemler üzerinde çalışıyor. Pentagon, şimdilik yapay zekanın rolünü daha çok veri analizleri ve istihbaratın işlenmesi gibi alanlarla sınırlı tutmayı hedefliyor. Gelecekte ise, yapay zekanın karar destek sistemleri olarak daha geniş roller üstlenebileceği ifade ediliyor.

AMD, bu alanda da Intel’i geride bıraktı!

0

AMD, veri merkezi işlemci pazarında ilk kez Intel’i geride bırakarak tarihi bir başarıya imza attı. Uzun yıllardır Intel’in hakimiyetinde olan bu pazar, AMD’nin EPYC serisi işlemcilerinin yüksek performansı ve rekabetçi fiyatları sayesinde hızla değişim gösterdi.

AMD, bu alanda da Intel’i geride bırakmayı başardı

2024’ün üçüncü çeyreğinde AMD’nin veri merkezi segmenti 3.549 milyar dolarlık gelir elde ederken, Intel‘in veri merkezi ve yapay zeka grubunun geliri 3.3 milyar dolarda kaldı. Bu değişim, Intel’in pazar payını korumak için Xeon işlemcilerinde ciddi indirimler yapmasına yol açtı, bu da kâr marjlarını düşürdü.

AMD, bu alanda da Intel'i geride bırakmayı başardı.
AMD, bu alanda da Intel’i geride bırakmayı başardı.

Intel’in en güçlü modeli olan 128 çekirdekli Xeon 6980P ‘Granite Rapids’ işlemcisi 17.800 dolarlık fiyat etiketiyle dikkat çekse de, AMD’nin 96 çekirdekli EPYC 6979P modelinin 11.805 dolarlık fiyatıyla rekabeti sürdürmesi, AMD’nin daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmasını sağlıyor. Intel’in Granite Rapids serisinin üretimini artırması ve fiyatları dengelemesi, şirketin pazarda yeniden toparlanması için kritik bir adım olabilir.

Ancak bu süreçte Nvidia, veri merkezi ve yapay zeka alanlarında her iki firmayı da geride bırakıyor. Nvidia, 2024’ün ikinci çeyreğinde veri merkezi GPU ve ağ ürünlerinden yaklaşık 42 milyar dolarlık gelir elde ederek yapay zeka çözümlerinde rakipsiz olduğunu gösterdi ve yılın ikinci yarısında bu gelirlerin daha da artması bekleniyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Dünyanın ilk ahşap uydusu uzaya gönderildi!

Japonya, uzay araştırmalarında çığır açacak bir adım atarak dünyanın ilk ahşap uydusu olan “LignoSat”ı SpaceX roketiyle uzaya gönderdi. Bu deneysel uydu, 400 km yükseklikteki yörüngede Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) yapılan ikmal göreviyle yörüngeye ulaşarak bir dizi dayanıklılık ve işlevsellik testine tabi tutulacak.

Dünyanın ilk ahşap uydusu uzaya fırlatıldı

Kyoto Üniversitesi’nden bilim insanları, Sumitomo Forestry ile iş birliği yaparak bu projeyi gerçekleştirdi. Honoki ağacından üretilen ve geleneksel Japon el sanatları teknikleriyle monte edilen bu uydu, metal parçaların atmosfere yeniden girişte yanması ve çevresel risk oluşturması problemlerine alternatif bir çözüm sunmayı hedefliyor. LignoSat’ın, altı ay süresince yörüngede kalarak sıcaklık değişimlerine verdiği tepkiler ve yapısal dayanıklılığı incelenecek. Bu süreçte Dünya’ya veri göndererek ahşap malzemelerin uzay koşullarındaki performansını detaylı bir şekilde gözlemleme fırsatı sağlanacak.

Dünyanın ilk ahşap uydusu uzaya fırlatıldı.
Dünyanın ilk ahşap uydusu uzaya fırlatıldı.

LignoSat, sürdürülebilir ve çevre dostu uydu teknolojilerinin geliştirilmesinde önemli bir adım olarak görülüyor. Projenin başarılı olması durumunda, Kyoto Üniversitesi’nde astronot Takao Doi önderliğindeki araştırma ekibi, ahşap malzemeyi uzay yaşamı için daha geniş bir alanda kullanmayı planlıyor.

Ay ve Mars gibi yerlerde ağaç dikme ve ahşap yapılar inşa etme vizyonuna sahip olan ekip, ahşabın Dünya’dakine kıyasla uzayda daha dayanıklı olduğunu, çürüme veya yanma gibi olumsuzluklara neden olacak faktörlerin burada bulunmadığını belirtiyor. Önceki deneyler, manolya türü olan honoki ağacının uzay araçları için en uygun malzeme olduğunu gösterdi. LignoSat projesiyle birlikte, gelecekte ahşap kullanımıyla uzayda sürdürülebilir yapılar inşa etme olasılığı üzerine çalışmalar hız kazanabilir.

Star Wars’taki Ölüm Yıldızı’na benzeyen enerji silahı tasarlandı!

0

Çinli bilim insanları, Star Wars’taki Ölüm Yıldızı’na benzeyen, yüksek güçlü mikrodalga ışınları birleştirerek tek bir hedefe yoğunlaştırabilen bir enerji silahı geliştirdi. Batı Çin’deki askeri testlerde, çeşitli noktalara yerleştirilen mikrodalga yayıcı araçlarla bu yeni sistemin askeri potansiyeli değerlendirildi. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Star Wars’taki Ölüm Yıldızı’na benzeyen enerji silahı dizayn edildi

Sistemin başarısı, elektromanyetik dalgaların aynı anda ve aynı noktaya ulaşması gibi teknik olarak zor bir görevde, milimetrik hata payı ve pikosaniye düzeyinde zamanlama gerektiriyor. Çin’in GPS sinyallerine karşı etkili bir baskılama yeteneğine sahip bu yeni teknoloji, milimetre seviyesinde konumlandırma doğruluğu ve ultra hassas zaman senkronizasyonu sağlıyor.

Star Wars’taki Ölüm Yıldızı’na benzeyen enerji silahı dizayn edildi.
Star Wars’taki Ölüm Yıldızı’na benzeyen enerji silahı dizayn edildi.

Sistem, yedi mikrodalga yayıcı araç ve lazer menzilli konumlandırma cihazlarıyla donatılmış durumda. Bu yayıcıların “1+1>2” etkisiyle güçlerini birleştirerek daha büyük hasar kapasitesine ulaşabildiği bildiriliyor.

Araştırmalar, bu tür bir silahın güç çıkışının 1 gigawatt’a ulaşması durumunda Dünya yörüngesindeki uydulara zarar verebileceğini gösterse de, gezegenleri yok edecek güce sahip değil. Sistem, Çin’in askeri elektronik teknolojilerinin ana tedarikçilerinden biri olan Xian Navigation Technology Research Institute tarafından geliştirilmiştir ve dağıtık yapısı sayesinde enerji gücünü artırarak askeri kabiliyetini genişletebileceği düşünülüyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Evrenin en hızlı büyüyen kara deliği tespit edildi!

Bilim insanları, evrenin başlangıç dönemlerinde son derece hızlı büyüyen bir kara delik keşfetti. “LID-568” adı verilen bu kara delik, Büyük Patlama’dan yalnızca 1,5 milyar yıl sonra var olmuş ve 7,2 milyon Güneş kütlesine ulaşmış durumda. Olağanüstü bir hızla büyüyen LID-568, Eddington sınırının tam 40 katı hızla maddeyi kendine çekiyor. Bu keşif, evrendeki süper kütleli kara deliklerin nasıl oluştuğunu ve büyüdüğünü anlamada büyük bir adım olarak değerlendiriliyor.

Evrenin en hızlı büyüyen kara deliği keşfedildi

Eddington sınırı, astronomide, gök cisimlerinin kütle çekim gücü ile radyasyon basıncı arasındaki dengeyi ifade eder ve kara deliklerin madde biriktirme hızını sınırlar. Normalde, bu sınır aşıldığında radyasyon basıncı o kadar artar ki, yeni madde kara deliğe çekilmek yerine dışa itilir. Ancak LID-568, bu sınırı aşarak çok daha hızlı bir büyüme gösteriyor.

Bu ilginç kara delik, James Webb Uzay Teleskobu’nun eski verileri üzerinde yapılan bir analiz sırasında keşfedildi. Webb’in kızılötesi algılama yeteneği sayesinde görünmez durumda olan bu kara delik, X-ışını spektrumunda parlak bir şekilde gözlemlendi. LID-568’in yerini belirlemek için Webb’in NIRSpec cihazındaki tümleşik alan spektrografı kullanıldı. Bu araştırmaya katılan Dr. Emanuele Farina, Webb olmasaydı LID-568’in tespit edilmesinin mümkün olmayacağını belirtti.

Bu keşif, süper kütleli kara deliklerin küçük “tohumlardan” nasıl büyüyebileceğine dair önemli bilgiler sağlıyor. Dr. Hyewon Suh, bu kara deliğin Eddington sınırını aşarak büyümesinin, kara deliğin başlangıçta hafif veya ağır bir tohumdan başlamasına bakılmaksızın, kütlesinin büyük bir kısmını tek bir hızlı beslenme süreciyle kazanabileceğini gösterdiğini ifade etti. Bilim insanları, LID-568’in emilim sonucu ortaya çıkan enerjiyi serbest bırakma yeteneği sayesinde, aşırı dengesiz hale gelmesini engellediğini düşünüyor ve gelecekte Webb ile bu kara deliğin nasıl Eddington sınırını aştığını anlamak üzere daha fazla gözlem yapmayı planlıyor.

Silikon anot bataryalar otomobillere geliyor!

0

Kaliforniya merkezli Amprius Technologies, elektrikli araçlar için geliştirdiği silikon anotlu batarya hücreleriyle dikkat çekiyor. Şirketin sunduğu bu yenilikçi batarya, enerji yoğunluğu ve şarj hızı bakımından çığır açan özelliklere sahip. 360 Wh/kg enerji yoğunluğuna sahip olan batarya hücresi, yalnızca 15 dakikada %90 doluluk seviyesine ulaşabiliyor. Aynı zamanda 1200 W/kg güç yoğunluğu sunan bu batarya hücrelerinin 1000 şarj döngüsüne kadar dayanabildiği belirtiliyor. Amprius, bu pilin -30 ila 55 derece arasındaki geniş sıcaklık aralığında sorunsuz çalışabildiğini ve dayanıklılık testlerinden başarıyla geçtiğini ifade ediyor.

Silikon anot bataryalar otomobillere gelecek

Geleneksel lityum iyon bataryalardan farklı olarak, grafit yerine anot kısmında silikon kullanan Amprius’un bu bataryaları, son yıllarda akıllı telefonlarda daha yaygın hale gelen silikon anot teknolojisini şimdi elektrikli araçlara taşıyor. Bu özellikler, elektrikli araçların menzil ve şarj süresi konularında yaşanan endişeleri giderebilecek potansiyele sahip.

Amprius’un geliştirdiği bu yeni pil hücreleri, Amerika Birleşik Devletleri Gelişmiş Pil Konsorsiyumu’na (USABC) sunuldu. Ford, General Motors ve Stellantis’in ortak çalıştığı ABD Otomotiv Araştırma Konseyi’ne bağlı olan USABC, ABD Enerji Bakanlığı’nın desteğiyle elektrikli araçlar için gelişmiş batarya teknolojileri üzerine araştırmalar yürütüyor. Amprius’un bu proje kapsamında USABC ve DOE ile yakın bir iş birliği içinde çalıştığı ve teslim edilen örnek hücrelerin proje için önemli bir kilometre taşı olduğu belirtiliyor.

Ayrıca Amprius, teknolojisinin yaygınlaşması adına büyük otomobil üreticileriyle görüşmeler yapmaya devam ediyor ve artan talebi karşılayabilmek için 500 MWh üzerinde sözleşmeli üretim kapasitesini güvence altına almış durumda.

Amazon, Phoenix’te seçili ürünlerde drone ile teslimat yapacak!

Bugünden itibaren, Phoenix’in Batı Vadisi bölgesindeki müşteriler, belirli Amazon ürünlerini drone aracılığıyla sipariş edebilecekler.

Amazon, drone teslimatıyla günlük ihtiyaç ürünleri, güzellik ve sağlık ürünleri, ofis malzemeleri ve teknoloji ürünlerini kapsayan yaklaşık 50.000 farklı ürünü müşterilere sunuyor. Ancak, teslim edilecek ürünlerin yaklaşık 2.3 kilogram veya daha hafif olması gerekiyor.

Müşteriler, sipariş sırasında drone’un ürünlerini teslim edeceği konumu belirleyebiliyor. Amazon, Tolleson’daki kalkış merkezinden yapılan drone teslimatlarının bir saat içinde müşterilere ulaşacağını belirtiyor.

Amazon, drone teslimatlarını yalnızca gündüz saatlerinde ve elverişli hava koşullarında gerçekleştiriyor. Şirket, gece saatlerinde, şiddetli rüzgar veya yoğun yağmur durumlarında drone ile teslimat yapmadığını vurguluyor. Ayrıca, belirlenen teslimat bölgesindeki müşterilere, hizmetin aktif hale geldiğinde bilgi verileceği ifade ediliyor.

Yeni drone ile daha sessiz ve etkili teslimat

Amazon, teslimatlarda yeni nesil MK30 drone modelini kullanıyor. Bu drone, Federal Havacılık Dairesi (FAA) tarafından, drone operatörünün görüş alanı dışında uçuş yapabilmesi için onay aldı.

MK30 modeli, önceki drone modeline göre iki kat daha uzağa uçabiliyor ve yaklaşık %50 daha sessiz çalışıyor. Ayrıca, yağışlı havalarda uçmak üzere tasarlanmış olması, teslimat sürecinde hava koşullarından kaynaklanan aksaklıkları en aza indirmeyi hedefliyor.

Texas ve diğer bölgelere genişleme planları

Amazon, Phoenix’in yanı sıra Texas, College Station’da da MK30 drone modeli ile teslimat yapmaya başladı. Burada, özellikle 2023’ten beri drone ile ilaç teslimatı gibi farklı hizmetler test ediliyor.

Şirket, drone tabanlı teslimat hizmetlerini Birleşik Krallık ve İtalya gibi ülkelere de 2024 yılı sonuna kadar taşımayı planladığını daha önce açıklamıştı, ancak bu konuyla ilgili yeni bir güncelleme paylaşmadı.

Zorluklar ve gelecek planları

Amazon’un drone ile teslimat programı, gürültü şikayetlerinden düzenleyici engellere ve işten çıkarmalara kadar çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Şirketin CEO’su Andy Jassy’nin yürüttüğü geniş kapsamlı maliyet düşürme hamleleri de bu hizmetin yaygınlaşmasını yavaşlattı.

Amazon, gelecekteki teslimat hizmetlerini daha ekonomik hale getirmek için, drone sistemlerini bağımsız tesisler yerine mevcut aynı gün teslimat ağına entegre etmeyi planlıyor. Bu strateji, teslimat sürecini daha hızlı ve maliyet açısından daha verimli hale getirmeyi amaçlıyor.

Amazon’un Phoenix’te başlattığı bu yeni drone teslimat hizmeti, şirketin lojistik alanında yenilikçi çözümler arayışında önemli bir adım olarak görülüyor. İlerleyen dönemde, daha fazla bölgede ve farklı ülkelerde bu hizmetin genişlemesi bekleniyor.

Japonya, şoför eksiğini yeni sistemiyle kapatacak!

Sistemin bütçesi henüz belirlenmemiş olsa da, bu proje Japonya genelinde giderek artan lojistik ihtiyaçlarına bir çözüm olarak değerlendiriliyor.

Japon Hükümeti tarafından hazırlanan bir tanıtım videosunda, büyük tekerlekli kutuların üç şeritli bir koridor boyunca hareket ettiği görülüyor. İlk deneme sürüşlerinin 2027 ya da 2028’de başlaması ve sistemin 2030’ların ortasında tam kapasite çalışması hedefleniyor.

Proje sorumlusu Yuri Endo, Japonya’nın yol ağında lojistik için özel alanlar oluşturmayı planladıklarını belirtti. “Auto flow-road” adı verilen bu yol, 24 saat kesintisiz çalışan otomatik ve insansız bir taşımacılık sistemi sunacak.

Japonya’nın “2024 Problemi”

Japonya, şoför eksikliğini, şoförlerin çalışma saatlerine sınırlama getiren yeni yasal düzenlemeler nedeniyle daha da derinden hissetmeye başladı.

“2024 Problemi” olarak bilinen bu durum, lojistik sektöründe çalışma koşullarının iyileştirilmesi için atılmış bir adım olarak görülse de, taşımacılık kapasitesinin ciddi şekilde düşmesiyle sonuçlanacak. Devlet verilerine göre, mevcut şartlar devam ederse Japonya’nın taşımacılık kapasitesi 2030’a kadar %34 oranında azalacak.

Japonya’da taşımacılık büyük ölçüde kamyonlar aracılığıyla yapılıyor. Japon Kamyoncular Derneği’ne göre, ülkenin toplam taşımacılık kapasitesinin %91’inden fazlası kamyonlar tarafından karşılanıyor.

Pandeminin getirdiği talep artışı ve şoför eksikliği

Pandemi dönemi boyunca Japonya’da çevrim içi alışverişlerde ciddi bir artış yaşandı; 2020 öncesinde çevrim içi alışveriş yapan hanelerin oranı %40 civarındayken, bu oran %60’a kadar çıktı.

Bu durum, taşıma sektöründe artan bir talebe yol açarken aynı zamanda iş gücü açığını da büyütmüş durumda.

Yeni sistem, hem güvenliği hem de çevreyi gözetecek

Japonya’da taşımacılık sektörü, yüksek iş yükü ve şoförlerin uzun yolculuk yapması gibi zorluklarla boğuşuyor.

2010’da yaklaşık 2.000 olan yıllık kargo kamyonu kazalarıyla ölümler, son yıllarda 1.000 seviyelerine düşse de, Japon Kamyoncular Derneği, taşımacılık sektörünü daha güvenli hale getirmek istiyor.

Bu nedenle, otomatik kargo taşıma sistemi, yalnızca şoför açığını gidermek değil, aynı zamanda çevreye daha duyarlı ve güvenli bir taşıma modeli oluşturmak için de büyük önem taşıyor. Ayrıca sistem, havaalanları, limanlar ve tren istasyonları gibi lojistik merkezlerle uyumlu çalışacak şekilde tasarlanacak. Kutuların yüklenmesi, otomatik forkliftlerle yapılacak ve insansız taşıma hattının belirli duraklarına eşgüdümlü olarak ulaştırılacak.

Son olarak, kargonun nihai varış noktalarına teslimi için bazı durumlarda şoförler devreye girebilir; ancak gelecekte bu kısımda da sürücüsüz teknolojiler kullanılması planlanıyor.

Örnek alınabilecek bir proje

Bu tür bir otomatik kargo taşıma sistemi, Japonya gibi düşük suç oranına ve yüksek nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerde başarı şansı yüksek olarak değerlendiriliyor. Benzer projeler, İsviçre’de yeraltı tünellerinde ve İngiltere’de düşük maliyetli lineer motorlarla işletilen otomatik sistemlerde de düşünülüyor.

Bu proje, Japonya’nın yalnızca bir taşımacılık sorunu değil, aynı zamanda bir halk sağlığı ve çevre sorunu olarak da görülen kargo teslimat taleplerine yenilikçi bir çözüm sunma arzusunu yansıtıyor.

Güney Kore, kullanıcı verilerini izinsiz toplayan Meta’ya 15 milyon dolar ceza verdi!

Bu ceza, Meta’nın Güney Kore özelinde aldığı son yaptırımlardan biri olarak dikkat çekiyor ve şirketin kullanıcı gizliliği konusunda daha sıkı denetlenmeye başladığını gösteriyor.

4 yıllık soruşturmanın sonucu

Güney Kore Kişisel Bilgi Koruma Komisyonu’nun dört yıl süren soruşturması, Meta’nın yaklaşık 980.000 Facebook kullanıcısının dini inançları, siyasi görüşleri ve aynı cinsiyetten birliktelikleri gibi hassas bilgileri izinsiz topladığını ortaya koydu.

Soruşturmaya göre, Meta bu verileri 2018 Temmuz ve 2022 Mart tarihleri arasında yaklaşık 4.000 reklam verene iletti. Güney Kore yasalarına göre, kişisel inançlar, siyasi görüşler ve cinsel yönelim gibi hassas veriler özel koruma altına alınmakta ve kişilerin açık rızası olmadan bu tür bilgilerin işlenmesi yasaklanmakta.

Komisyon yetkililerinden Lee Eun Jung, Meta’nın kullanıcıların beğendikleri sayfalar veya tıkladıkları reklamlar üzerinden hassas bilgiler topladığını ve kullanıcıları belirli dini, siyasi ya da sosyal konularda kategorize ettiğini açıkladı. Meta’nın veri politikasında bu tür veri toplama süreçlerinden bahsettiği ancak kullanıcılardan açık bir onay almadığı vurgulandı.

Güvenlik açıkları da gözden kaçmadı

Lee ayrıca, Meta’nın temel güvenlik önlemlerini almadığı için kullanıcıların mahremiyetini riske attığını belirtti.

Meta’nın hareketsiz sayfaları kaldırmaması veya engellememesi nedeniyle, bilgisayar korsanları bu sayfaları kullanarak kullanıcıların kimliklerini sahte olarak oluşturabildi ve diğer kullanıcıların hesaplarının şifrelerini sıfırlama taleplerini gerçekleştirebildi. Bu güvenlik açığı nedeniyle en az 10 Güney Koreli Facebook kullanıcısının bilgileri ifşa oldu.

Siber güvenlik

Daha önceki cezalar

Meta, Güney Kore’de daha önce de benzer nedenlerle cezalandırılmıştı. 2022 yılında, Google ile birlikte kullanıcıların çevrim içi davranışlarını izinsiz izlemek ve hedeflenmiş reklamlar için kullanmak nedeniyle toplamda 72 milyon dolar cezaya çarptırılmıştı. 2020 yılında ise, üçüncü taraflara kullanıcı verilerini izinsiz ilettiği için şirkete 4,8 milyon dolar ceza verilmişti.

Metanın Güney Kore ofisi, bu yeni ceza ile ilgili kararı dikkatle inceleyeceğini açıkladı ancak henüz daha fazla açıklama yapmadı. Avrupa Birliği düzenleyicileri de 2019’daki bir güvenlik açığı nedeniyle Meta’ya 100 milyon doların üzerinde bir ceza kesmişti.

Gizlilik ihlalleri ile mücadelede artan yaptırımlar

Güney Kore’nin, kullanıcı gizliliği konusunda Meta ve diğer teknoloji devlerine uyguladığı cezalar, ülkede veri gizliliği ihlallerine karşı tavizsiz bir duruşun sinyallerini veriyor.

Kişisel Bilgi Koruma Komisyonu, özellikle kullanıcıların çevrim içi davranışlarının izinsiz olarak toplanmaması ve bu süreçlerde şeffaf bir onay mekanizması kurulması gerektiğini belirterek, kullanıcıların gizlilik haklarını koruma çabalarını sürdürüyor.

Bu durum, dijital platformlarda güvenlik ve gizlilik standartlarının yükseltilmesi gerektiğine dair küresel bir mesaj olarak değerlendiriliyor.