Start-up ekosistemi için öne çıkan yeni trendler ve fırsatlar

0

Küresel startup ekosisteminin hızla geliştiğini ve sadece Hindistan’da 2023 yılında 100.000’den fazla yeni startup kurulacağını biliyor muydunuz? Start-up ekosistemi yenilikçilik, yaratıcılık ve çeşitlilikle dolup taşıyor. Peki bu rekabetçi ve dinamik ortamda başarılı olmak için ne yapmak gerekiyor?

Bu yazıda, farklı sektör ve bölgelerdeki start-up ekosistemini şekillendiren zorlukları, fırsatları ve trendleri inceleyeceğiz. Ayrıca, bir iş kurmanın ve büyütmenin düzenleyici, finansman ve pazar yönlerini nasıl yönlendireceğiniz konusunda size bazı bilgiler sunacağız. Bir ekosistemi, yeni girişimleri destekleyen ve onlarla işbirliği yapan girişimciler, yatırımcılar, mentorlar ve diğer paydaşlardan oluşan bir ağdır. Girişimlerin başarısını ve büyümesini şekillendiren dinamik ve karmaşık bir ortamdır. Ancak bir start-up ekosistemi oluşturmak ve sürdürmek kolay değildir. İnovasyon ve girişimciliği teşvik eden çok sayıda kaynak, altyapı, politika ve kültür gerektirir.

Start-up ekosistemi için trendler ve fırsatlar

Start-up ekosistemlerinin karşılaştığı ortak zorluklardan bazıları finansman, yetenek, mentorluk, pazara erişim ve düzenleyici destek eksikliğidir. Öte yandan, canlı bir start-up ekosistemi ekonomi ve toplum için birçok fırsat ve fayda sağlıyor. İstihdam yaratabilir, sorunları çözebilir, zenginlik yaratabilir ve sosyal değişimi teşvik edebilir.

Küresel Startup Ekosistemi Raporu 2022’ye göre, dünyanın en büyük 25 start-up ekosisteminin toplam değerinin 2021 yılında 2.3 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle, dünya genelindeki start-up ekosistemlerini şekillendiren mevcut trendleri ve en iyi uygulamaları anlamak önemlidir.

Ortaya çıkan trendlerden bazıları uzaktan çalışmanın yükselişi. Ayrıca gelişmekte olan pazarların büyümesi, sektörlerin çeşitlenmesi ve yeni teknolojilerin benimsenmesi. Bu trendler, girişimler ve start-up ekosistemleri için yeni zorluklar ve fırsatlar sunmaktadır.

Farklı ülke ve bölgelerin start-up ekosistemleri farklı güçlü ve zayıf yönlere sahiptir. Bunları karşılaştırmanız ve bu pazarlara yatırım yapmanın veya genişlemenin risklerini ve ödüllerini değerlendirmeniz gerekir. Ayrıca, sınırların ötesindeki diğer girişimciler ve yatırımcılarla bağlantı kurmanıza ve işbirliği yapmanıza yardımcı olabilecek bazı kaynaklar ve platformlar da önermeniz gerekir. Satın alma veya halka arz gibi çıkışları da ayrıntılı olarak tartışmanız gerekir.

StartupBlink’in Küresel Start-up Ekosistemi Endeksi 2023’e göre ABD 100 ülke arasında ilk sırada yer alıyor. Güçlü bir yenilikçilik, girişimcilik ve risk alma kültürüne sahiptir.

Ayrıca büyük ve çeşitli pazara, destekleyici yasa ortama ve bol miktarda finansman kaynağına sahiptir. Ancak start-up ekosistemi zorluklarından bazıları yüksek rekabet, yüksek maliyetler ve yüksek beklentilerdir.

Başarılı girişimcilerin sırları ve ilham veren hikayeleri

0

İşinizdeki benzersiz zorluklarla yüzleşirken, nereden başlayacaksınız? Başarılı girişimlerden, zorluk ne olursa olsun, bir şeyin her zaman doğru olduğunu öğrendik. Başarılı girişimcilerin sırları arasında, çözüm hep sorunun kendisiyle başlıyor. Eğer işiniz istediğiniz şekilde yürümüyor veya hayatınıza hizmet etmiyorsa, bunu nasıl değiştirebilirsiniz?

Başarılı girişimcilerin sırları

Proaktif sağlık hizmetleri öncüsü – Dr. Zhou Lihan

Singapur’da Dr. Zhou Lihan, 2014 yılında hayat kurtarma hedefiyle MiRXES adlı biyoteknoloji girişimini kurdu. Lihan, kanser gibi hastalıklar söz konusu olduğunda, “Erken teşhis artık isteğe bağlı değil. Bu bir gereklilik.” MiRXES, RNA tabanlı erken kanser teşhisinde dünya lideri olmak için insan genomu dizilemesindeki ilerlemelerden yararlandı. İşte bu da Başarılı girişimcilerin sırlarının bir parçası.

E-ticaret güzellik unicornu – Falguni Nayar

Kendisini “maceraperest ruhlu” olarak tanımlayan Falguni Nayar, bankacılık alanındaki başarılı kariyeriyle yeni maceraya atıldı. Amacıyla bir e-ticaret güzellik şirketi kurmak oldu. Bugün Nykaa güzellik, sağlık ve moda ürünleri satıyor. 2020 yılında Hindistan’da bir kadın tarafından kurulan ilk unicorn oldu. Bu da Başarılı girişimcilerin sırları arasında yer alıyor.

Falguni’nin ailesi Nykaa’nın başarısının önemli bir parçası. “Onlar benim gelişmemi sağlayan büyük bir destek sistemi oldular” diyor. Oğlu ve kızı şirkette önemli rollere sahip ve belgeselde annelerinin sınırsız olasılığı görme yeteneğinin Nykaa’nın çalışanlarına ve müşterilerine nasıl ilham verdiğini paylaşıyorlar. Ayrıca aile desteği de Başarılı girişimcilerin sırlarının arasında yer alıyor.

Dijital medya dehası – Gaston Taratuta

EY World Entrepreneur Of The Year™ 2022 ödülüne layık görülen Arjantinli Gaston Taratuta, satış konusundaki bilgisini gelişmekte olan pazarlarda internet reklamcılığının kilidini açmak ve dijital bir juggernaut yaratmak için kullandı. Böylelikle şirket, gelişmekte olan 90 ülkedeki reklamcıların tüketicilerle bağlantı kurmasını sağlayan Aleph haline geldir.

Girişimcilik belgeselinde Gaston’un uzun süredir arkadaşı ve şu anki operasyon müdürü, Latin Amerika pazarına erişmek için Netflix ile yaptıkları anlaşmanın şirketlerinin kaderini nasıl değiştirdiğini paylaşıyor. Ayrıca Gaston’un dediği gibi bu, “hata yapmaktan korkan insanlarla bir fırsatı kaçırmaktan korkan insanları dengelemenin” en iyi örneğiydi. Bu da Başarılı girişimcilerin sırları arasında önemli bir yere sahiptir.

Walker S1 robot elektrikli araç üretiminde çalışacak

0

Çinli robotik şirketi UBTech’in, son raporlara göre, endüstriyel insansı robotu Walker S1 için büyük otomobil üreticilerinden 500’den fazla sipariş aldığı bildirildi.  Bu gelişme, daha fazla şirketin operasyonlarını kolaylaştırmak için otomasyon teknolojilerini benimsemesiyle birlikte Çin’in üretim sektöründeki işgücü açığını kapatmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Walker S1 robot elektrikli araç üretim hattına giriyor

Robot, insansız lojistik araçları ve akıllı üretim sistemleriyle birlikte çalışarak, dünyada bu düzeyde büyük ölçekli operasyonları otomatikleştiren ilk sistemlerden biri haline geliyor. Çin’in imalat sanayii önemli bir işgücü açığıyla boğuşuyor. İnsan Kaynakları ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2017 tarihli raporuna göre, otomobil üretimi gibi önemli endüstrilerin 2025 yılına kadar 30 milyon işçi açığıyla karşı karşıya kalması öngörülüyor.

South China Morning Post’un ( SCMP ) haberine göre , UBTech’in baş marka sorumlusu Tan Min, yakın zamanda yaptığı bir röportajda, otomasyonlu fabrikalardaki işlerin yaklaşık yüzde 70’inin şu anda robot kollar tarafından, kalan yüzde 30’unun ise insanlar tarafından yapıldığını açıkladı. UBTech’in hedefi, insansı robotları konuşlandırarak insan emeğini yalnızca yüzde 10’a düşürmek ve insan çalışanların iş birliği ve araç yönetimi gibi daha üst düzey görevlere odaklanmasını sağlamak.

Tan: “Fikir, iş yükünün yaklaşık yüzde 20’sini insansı robotlarla değiştirmek” dedi. Mesleki eğitim programları, kalifiye teknik çalışanlara olan talebi karşılamakta zorlanırken ve daha genç üniversite mezunları mavi yakalı işlere yönelmeye daha az meyilliyken, otomasyona doğru bu kayma giderek daha da gerekli hale geliyor. Walker S1, 172 cm boyunda ve 76 kg ağırlığında olup, boyut olarak bir insana çok benziyor. Fabrika ortamında görsel kalite kontrolleri yapmak, farklı boyutlardaki paketleri taşımak , elektrikli tornavida ile vidaları sıkmak, bileşenleri birleştirmek ve parçaları ayırmak gibi çeşitli görevleri yerine getirmek üzere tasarlandı.

Ağır kaldırma ve tehlikeli maddelere maruz kalma gibi tekrarlayan görevler, çalışanlar için uzun vadeli sağlık sorunlarına neden olabilir. UBTech, web sitesinde Walker S1’in bu fiziksel olarak zorlayıcı ve monoton işleri üstlenerek çalışanları bu tür risklerden koruyabileceğini belirtti.

İklim değişikliği ile mücadele için teknolojinin rolü ve gelecek projeksiyonları

0

NASA verileri, son 10 yılın kayıtlara geçen en sıcak yıl olduğunu doğruluyor. NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü, Temmuz 2023’ün küresel sıcaklık kayıtlarındaki diğer tüm aylardan daha sıcak olduğunu bildiriyor. İklim değişikliği ile mücadele, gezegenimizi soğutmanın yollarını bulma ihtiyacını daha acil hale getirmektedir.

İklim değişikliği ile mücadele

Bazı iyi haberler var. Araştırmacılar iklim değişikliğiyle birçok yaratıcı yolla mücadele ediyor. Yeni teknolojiler emisyon kaynaklarının belirlenmesini sağlıyor. Böylelikle daha fazla enerji verimliliği ve fosil yakıtlara daha düşük karbonlu alternatifleri ortaya koyuyor. Ayrıca daha fazla zararın önlenmesini ve hatta fazla sera gazlarının atmosferden uzaklaştırılmasını kolaylaştırıyor. Bunların birçoğu rutin olmaktan çok uzak. Örneğin, bilim insanları uzaya devasa bir güneşlik fırlatma ve bunu küçük ama kritik miktarda güneş radyasyonunu engellemek için kullanma olasılığını araştırıyor. Teoriye göre bu teknoloji işe yararsa, küresel ısınmanın etkilerine karşı koymak için yeterli olabilir.

Bir başka yenilikçi deneyde bilim insanları, güneş enerjisinin bir kısmını uzaya geri itmeyi amaçlıyor. Bunun için dünya okyanuslarının üzerindeki bulutların bileşimini değiştirmek için havaya tuz aerosolleri püskürttüler. Bir şeyi düzeltmenin ilk adımı, nerede arıza olduğunu tespit etmektir. Sorunun ne olduğunu biliyoruz: küresel sıcaklıkları yükselten aşırı karbon emisyonları. Peki ama bu emisyonlar nereden geliyor?

Mart ayında Çevre Savunma Fonu (EDF), metan emisyonlarını izleyen MethaneSAT’ı fırlattı. Verilerin bu yıl içinde kullanıma sunulması bekleniyor. Bu veriler, Google’ın yapay zekâsı ve altyapı haritalamasıyla birleştiğinde, özellikle petrol ve gaz altyapısından kaynaklanan metan emisyonlarının nasıl azaltılacağı konusunda daha iyi bir anlayış yaratacaktır.

Petrol, gaz, mineral ve diğer hammaddeleri üreten, işleyen işletmeler sera gazı (GHG) emisyonlarının yarısından sorumlu. Climate TRACE, uydu görüntüleri, kızılötesi görüntüleme ve nitrojen oksit sensörleri kullanıyor. Böylelikle enerji santralleri, fabrikalar, kontrollü yakmalar, kargo gemileri ve diğer insan kaynaklarından kaynaklanan karbondioksit (CO2) emisyonlarını i ve zliyor. Ayrıca analiz ediyor ve Google.org tarafından finanse edilen kar amacı gütmeyen bir koalisyon sağlıyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluş, bu bilgileri makine öğrenimi ile analiz ediyor. Böylelikle gerçek zamanlı emisyon verilerinin kamuya açık bir kaynağını oluşturmayı amaçlıyor. Hükümetler ve dünya çapındaki diğer gruplar, bağımsız olarak toplanan bu verileri yasadışı kirleticileri tespit etmeye çalışıyor. Böylelikle uluslararası iklim değişikliği anlaşmalarına uyumu doğrulamayı hedefliyor. Ayrıca karbon üst sınırı ve ticaret piyasalarını yönetmek için kullanabilir. Climate TRACE 352 milyon sera gazı kaynağından oluşan bir veri tabanı yayınlamıştır.

Sosyal medya platformlarında yapılan yenilikler ve kullanıcı deneyimi

0

Sosyal medya, dijital iletişim için dinamik bir araçtır. Arkadaşlarla bağlantı kurmak ve güncellemeleri paylaşmak için bir yerden çok daha fazlası haline geldi. Böylelikle inovasyon merkezi haline geldi. Bu da insanların dünyayla etkileşim kurma biçimini değiştirdi. Ayrıca sosyal medya inovasyonu, teknolojinin kullanıcı deneyimini değiştirdiği birçok yolu yakalayan bir terimdir. Sosyal medya platformlarında yenilikler konusunu işleyerek bu makale, sosyal medya inovasyonlarının gizli potansiyelini araştırmaktadır.

Sosyal medya platformlarında yenilikler

Medya inovasyonu eski çevrimiçi etkileşim normlarını yıkıyor. Bizi yeni alanlara yönlendiriyor. Bu sadece özellik güncellemeleriyle ilgili değil. Yapay zeka, artırılmış gerçeklik ve merkezi olmayan teknolojiyi de içeriyor. Yenilikler kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılıyor. Ayrıca dijital sosyalleşmenin geleceğini de öngörüyorlar. Sosyal medya inovasyonlarının etkilerini ve fırsatlarını anlamalıyız. Sürekli değişen bu sınırda gezinirken bunlar kilit önem taşıyor.

Sosyal Medya İnovasyonu, hızla gelişen dijital iletişim dünyasında bir katalizördür. Ayrıca geleneksel yaklaşımların ötesine geçen bir paradigma değişikliğinin habercisidir. Bu dönüşüm, sosyal medya platformlarındaki bir değişiklikten daha fazlasıdır. İşletmelerin ve bireylerin dijital dünya ile bağlantı kurma, paylaşma ve etkileşim kurma biçimlerini yeniden tanımlıyor. Sosyal Medya İnovasyonunun evrimini anlamak, potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için çok önemlidir.

Sosyal Medya İnovasyonu durağan bir fikir değildir. Teknolojik ilerlemelerle birlikte gelişen bir güçtür. Böylelikle yolculuk, ilk metin güncellemelerinden günümüzün zengin, etkileşimli platformlarına kadar uzanmıştır. Sürekli yeniliklerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Canlı yayın, artırılmış gerçeklik ve sürükleyici hikayeler dijital deneyimleri yeniden şekillendirdi. Kullanıcılara çok yönlü, ilgi çekici bir ortam sağlıyorlar. Yenilikler bu deneyimlerin temelidir.

Bu, bağlanabilirliğin teşvik edilmesinde temel bir öneme sahiptir. Sosyal Medya İnovasyonu basit bir iletişim aracından toplulukların oluştuğu, ilişkilerin kurulduğu ve fikirlerin paylaşıldığı dijital bir platforma dönüşmüştür. Önemli olan sadece teknoloji değil, aynı zamanda insanların kültürel ve coğrafi sınırları aşarak küresel olarak bağlantı kurmalarına nasıl izin verdiğidir.

Sosyal Medya İnovasyonunun çevrimiçi etkileşim üzerindeki etkisi, belki de paradigma değişiminin en belirgin tezahürüdür. Tek yönlü iletişim paradigması yerini daha katılımcı ve interaktif bir deneyime bırakmıştır. Böylelikle kullanıcılar artık pasif tüketiciler değil, içeriği birlikte yaratan ve trendleri etkileyen aktif katılımcılar oldu. Yenilikler bu değişimin işletmeler ve içerik üreticileri üzerinde derin etkileri vardır ve dijital kitlelerin katılımcı doğasını benimseyen bir yaklaşım gerektirmektedir.

Amazon, üç yeni nükleer enerji anlaşması imzaladı!

Google’ın ardından Amazon da nükleer enerjiye yönelerek bu alanda önemli bir adım attı. Şirket, küçük modüler reaktörler (SMR’ler) inşa etmek için üç yeni anlaşma imzaladığını duyurdu. Bu hamle, teknoloji devlerinin artık temiz enerjiye verdikleri önemi açıkça ortaya koyuyor.

Amazon, üç yeni nükleer enerji anlaşmasına imza attı

Amazon, Google gibi geleneksel nükleer santraller yerine daha küçük ölçekli ve hızla kurulabilen SMR’leri tercih ediyor. İlk anlaşma, Energy Northwest ile yapıldı ve 2030’ların başına kadar dört SMR’nin geliştirilmesini kapsıyor. Washington’daki bir nükleer tesisinin yakınına kurulması planlanan bu reaktörlerin 770.000 eve yetecek kadar elektrik üretmesi hedefleniyor. Hatta projenin ilerleyen aşamasında 12 üniteye kadar çıkarak daha geniş bir alana hizmet vermesi de gündemde.

Amazon, üç yeni nükleer enerji anlaşmasına imza attı.

Amazon’un ikinci anlaşması ise gelişmiş nükleer reaktör tasarımları üreten X-energy ile. Şirket, X-energy’nin geliştirdiği Xe-100 modelini kullanan bir nükleer tesis projesine dahil oldu. Ayrıca X-energy’nin 500 milyon dolarlık finansman turuna da öncülük ederek şirkete olan güvenini gösterdi. X-energy, 2039’a kadar ABD’de 5.000 MW’ı aşan bir SMR kapasitesi oluşturmayı hedefliyor.

Amazon’un üçüncü anlaşması ise Virginia’da faaliyet gösteren kamu hizmeti şirketi Dominion Energy ile. Bu anlaşma kapsamında mevcut bir nükleer santralin yakınına yeni bir SMR kurulması planlanıyor. Böylece bölgedeki veri merkezlerinin giderek artan enerji ihtiyacının karşılanması hedefleniyor.

Teknoloji dünyasının önde gelen isimleri olan Amazon, Google ve Microsoft, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir enerji hedefleri doğrultusunda nükleer enerjiye olan yatırımlarını artırıyor. Özellikle yapay zeka gibi enerji yoğun alanlarda faaliyet gösteren bu şirketler için nükleer enerji, karbon salınımı yapmayan ve kesintisiz enerji sağlayan önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Ancak nükleer enerjinin atık yönetimi ve çevresel riskler gibi tartışmalı yönleri de bulunuyor.

Mobil cihazlarda karşılaşılan güvenlik sorunları ve çözüm önerileri

Akıllı telefonlar ve tabletler çok yönlü araçlar. Modern mobil güvenlik tehditleri de aynı şekilde çok yönlüdür. Tehdit aktörleri mobil cihazları kimlik avı, kötü amaçlı yazılım, sosyal mühendislik, diğer ağa bağlı sistemler ve hatta fiziksel hırsızlık yoluyla tehlikeye atabilir. Bu yöntemlerden herhangi biri hem bireysel hem de kurumsal verileri tehdit edebiliyor. Mobil cihazlarda güvenlik bu sebeple son derece önemlidir.

Mobil cihazlarda güvenlik sorunları

Kimlik avı dolandırıcılığı

Çoğu okuyucu, bir tehdit aktörünün güvenilir bir kuruluşun kimliğine bürünerek riskli bilgileri topladığı oltalama yöntemine muhtemelen aşinadır. Saldırganlar genellikle parolaları, banka bilgilerini veya sosyal güvenlik numaralarını isterler, ancak kurumsal verilerin de peşinde olabilirler. Mobil cihazlarda güvenlik bu tür tehditlere karşı da dikkatli olunmalıdır. Bir patronun ya da iş arkadaşının kimliğine bürünüp hassas bilgiler istemek bir sosyal mühendislik numarası.

Riskli ve kötü amaçlı uygulamalar

Bazı uygulamalar çalıştırmak için ihtiyaç duyduklarının çok ötesinde izinler talep etmekte, ardından da şüphelenmeyen kullanıcılardan büro bilgilerini ve meta verileri toplamaktadır. Diğerleri ise hassas bilgileri çalabiliyor veya kötü amaçlı yazılım yükleyebiliyor. Bu uygulamalar güvenli, iyi bilinen programları taklit ederek deneyimli kullanıcıları bile kandırabiliyor. Mobil cihazlarda güvenlik bu tür tehditlere karşı da oldukça önemlidir.

Cihaz hırsızlığı ve veri ihlali riskleri

Bir şirket ofisinde masaüstü bilgisayar çalmak nispeten zor. Kalabalık bir restoranda akıllı telefon çalmak ise nispeten kolaydır. Bazı cihaz hırsızları telefon ve tabletleri yeniden satmadan önce sadece silmek ister. Ancak diğerleri önce cihazdan değerli bilgileri çıkarmak ister. Bu bilgiler arasında şirket şifreleri veya kolayca erişilebilen bulut uygulamasında bulunan belgeler yer alabilir. Ayrıca, bir saldırganın elinde telefon varsa, e-posta veya SMS yoluyla birini taklit etmek önemsizdir. Bu gibi durumlarda mobil cihazlarda güvenlik daha da büyük bir öncelik haline gelir.

İşletim sistemi ve uygulama güvenlik açıkları

Hiçbir işletim sistemi mükemmel değildir. Güvenlik araştırmacıları her ay Android ve iOS’ta ve her platformdaki uygulamalarda yeni güvenlik açıkları buluyor. (Ve bu en iyi senaryodur – bazen bu açıkları tehdit aktörleri bulur). Mobil cihaz güvenliği için çoğu zaman Google, Apple ve diğer geliştiriciler açıkları saldırganlar istismar etmeden önce yamalarlar.

Ağ tehditleri

Bir çalışan telefonunu kilitlese, yamaları çıkar çıkmaz indirse ve her yeni mesaja şüpheyle baksa bile, bir mobil cihazı tehlikeye atmanın başka yolları da vardır. Yaygın yöntemlerden biri, bir tehdit aktörünün verileri aktarım halindeyken ele geçirdiği ortadaki adam saldırısıdır. Mobil cihazlarda güvenlik bu yüzden her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Türkiye’de internet kullanımı artışı ve toplumsal yansımaları

0

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son verilere göre, 16-74 yaş arası bireylerin yüzde 88,8’inin internet kullanıyor. Türkiye’de internet kullanımı artmaya devam ediyor. Bu oran 2023’teki yüzde 87,1’lik orana göre istikrarlı bir artışı temsil etmektedir.

Türkiye’de internet kullanımı

TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, Türkiye’de internet kullanım alışkanlıklarını ortaya koyuyor. Araştırma, e-ticaret faaliyetlerini ve teknoloji tercihlerini inceledi. Araştırma, internet erişiminde cinsiyetler arası farklılıkları da ortaya koydu. Böylelikle erkeklerin yüzde 92,2’si internet kullanırken kadınların oranı yüzde 85,4’tür. Bu fark e-devlet hizmetlerinin kullanımına kadar uzanmakta. Erkeklerin yüzde 80,7’si çevrimiçi kamu hizmetlerine erişirken kadınların oranı yüzde 66,7’dir.

Online alışveriş de artıyor. Böylelikle önceki yıl yüzde 49,5 olan internet kullanıcılarının yüzde 51,7’si 2024 yılında online mal/hizmet satın aldı. Giyim, ayakkabı ve aksesuarlar, e-ticaret kullanıcılarının yüzde 76,7’si tarafından satın alınan en popüler ürünler oldu. Erkeklerin restoran siparişi verme olasılığı daha yüksek. Kadınlar kozmetik ve sağlık ürünleri satın almada başı çekmektedir.

İlginç bir şekilde, çevrimiçi eğitim faaliyetlerine katılan bireylerin oranı 2024’te yüzde 13,9’a düştü. Böylelikle 2023’e göre neredeyse yüzde 5 azaldı. Bu hafif düşüş cinsiyetler arasında tutarlıdır.

Bu arada, WhatsApp internet kullanıcılarının yüzde 86,2’si tarafından kullanılan baskın mesajlaşma platformu olmaya devam ediyor. Ayrıca onu YouTube ve Instagram takip ediyor. Ayrıca, internet kullanıcılarının neredeyse yarısı (yüzde 47,9) artık internete bağlı TV’ler aracılığıyla erişiyor ve bu da akıllı teknolojinin Türk hanelerine artan entegrasyonunu yansıtıyor. Cihaz ve bilgisayar satın alma söz konusu olduğunda, Türk tüketicilerin fiyat konusunda son derece bilinçli olduğu görülmüştür. Katılımcıların yüzde 89,2 gibi ezici bir çoğunluğu fiyatı en önemli faktör olarak belirtirken, bunu donanım özellikleri ve marka itibarı takip etti.

Teknoloji dünyasında çığır açan yenilikler ve geleceğe etkileri

0

Teknoloji, sürekli olarak sınırları zorlayan ve mümkün olduğunu düşündüğümüzü yeniden tanımlayan, sürekli bir evrim yolunda. Ayrıca teknoloji dünyasında yenilikler hızla gelişirken, yenilikçiliğin yeni bir çağına giriyoruz ve yakın gelecekte hayatlarımızı devrimcileştirme potansiyeline sahip birkaç çığır açan teknoloji ufukta görünüyor. Kuantum hesaplamadan gelimiş sağlık çözümlerine kadar, yakından takip etmeniz gereken beş olağanüstü yenilik şu şekilde:

Teknoloji dünyasında yenilikler

Kuantum Hesaplama

Kuantum bilişim bunu gerçeğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Geleneksel bitler yerine kübitlerin kullanılmasıyla kuantum bilgisayarlar aynı anda birden fazla durumda var olabilir. Böylelikle işlem güçlerini katlanarak artırabilir. Böylelikle teknoloji dünyasında yeniliklerin hızı sayesinde, bu teknoloji kriptografi, ilaç keşfi ve optimizasyon algoritmaları gibi alanlarda devrim yaratma potansiyeline sahiptir.

Nesnelerin İnterneti (IoT) ve 5G

Nesnelerin İnterneti (IoT), günlük nesneleri internete bağlayarak iletişim kurmalarını ve veri paylaşmalarını sağlayan bir kavram. Ayrıca 5G bağlantısıyla teknoloji dünyasında yaşanan yenilikler, aydınlatma ve sıcaklığı otomatik olarak ayarlayan akıllı evler, kazaları önlemek için birbirleriyle iletişim kuran sürücüsüz arabalar ve güç tüketimini optimize eden verimli enerji şebekeleri, IoT ve 5G teknolojisinin potansiyeline sadece birkaç örnek.

Yapay Zeka (AI) ve Makine Öğrenimi

Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi halihazırda önemli adımlar attı. Ancak etkilerinin gelecekte artmasını bekliyoruz. Bu teknoloji sağlık, finans, ulaşım ve eğlence gibi sektörlerde devrim yaratma potansiyeline sahiptir. Teknoloji dünyasındaki yenilikler içinde, yapay zeka şüphesiz hayatlarımızı dönüştürecek, onları daha kullanışlı ve verimli hale getirecektir.

AR ve VR

AR ve VR, etrafımızdaki dünyayı algılama ve onunla etkileşim kurma şeklimizi yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Öncelikle AR, dijital bilgileri gerçek dünyanın üzerine bindiriyor. VR ise sürükleyici sanal ortamlar yaratıyor. Donanım ve yazılımda devam eden ilerlemelerle AR ve VR büyüleyici ve dönüştürücü deneyimler sunmaya hazırlanıyor.

Gelişmiş Sağlık Çözümleri

Sağlık hizmetlerinin geleceği, hasta sonuçlarını iyileştirecek ve tıbbi uygulamalarda devrim yaratacak çığır açan yenilikler için muazzam bir potansiyel barındırıyor. Böylelikle CRISPR gibi gen düzenleme teknolojilerindeki atılımlar, genetik hastalıkları tedavi etme potansiyeli sunmaktadır.

5G’den 9 bin kat daha hızlı kablosuz veri iletimine ulaşıldı!

0

İnternet hızında çığır açacak bir gelişme yaşandı! Londra Üniversitesi’nden bilim insanları, kablosuz veri iletiminde 938 Gbps gibi dudak uçuklatan bir hıza ulaşarak yeni bir dünya rekorunun sahibi oldular. Bu hız, 5G teknolojisinden tam 9 bin kat daha hızlı ve kablosuz iletişimin geleceği için büyük umut vaat ediyor.

5G’den 9 bin kat daha hızlı kablosuz veri iletimine erişildi

Kablosuz ağlar, kolay erişim sağlaması açısından büyük avantaj sunsa da hız konusunda fiber optik kabloların gerisinde kalıyordu. Günümüzde 5G teknolojisiyle en fazla 20 Gbps hıza ulaşabiliyoruz, ancak gerçek kullanımda bu hız genellikle çok daha düşük oluyor. UCL ekibi ise radyo dalgaları ve ışık teknolojilerini birleştirerek 1 Tbps sınırına adeta tırmanış yaptı.

5G’den 9 bin kat daha hızlı kablosuz veri iletimine erişildi.
5G’den 9 bin kat daha hızlı kablosuz veri iletimine erişildi.

Peki bu hız günlük hayatta bize neler sağlayacak? Örneğin 938 Gbps hızla iki saatlik bir 4K filmi sadece bir saniyede indirebilirsiniz. Aynı işlemi standart bir 5G bağlantısıyla yapmaya kalktığınızda ise dakikalarca beklemeniz gerekecektir.

Araştırmacılar bu inanılmaz hıza ulaşmak için 5 ila 150 GHz frekans aralığında veri iletimi gerçekleştirdiler. Bu da önceki rekor denemesinde kullanılan bant genişliğinin beş katına denk geliyor. Çalışmada ilk kez radyo ve optik teknolojileri bir arada kullanıldı ve böylece çok daha geniş bir radyo frekansı aralığında veri iletimi sağlandı.

Elbette kablosuz ağlar henüz fiber optik kabloların hızına yetişebilmiş değil. Ancak bu yeni teknoloji evlerimizde, iş yerlerimizde ve kamusal alanlarda kullandığımız Wi-Fi bağlantıları başta olmak üzere birçok alanda büyük değişimlere yol açabilir. Hatta gelecekte 5G ve 6G ağlarıyla daha hızlı ve kesintisiz bir mobil internet deneyimi yaşayabiliriz.

Şimdilik laboratuvar ortamında test edilen bu teknoloji için ticari denemelerin yapılabileceği bir prototip geliştirme çalışmaları sürüyor. Eğer her şey yolunda giderse üç ila beş yıl içerisinde bu teknolojinin ticari ürünlerde kullanılmaya başlanması söz konusu olabilir.

Dünyanın en güçlü nükleer buzkıran gemisi geliştirildi!

0

Rusya, denizcilik dünyasında ezber bozacak bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Dünyanın en güçlü nükleer buzkıran gemisi olma özelliğini taşıyacak olan Rossiya, 120 MW’lık muazzam gücüyle dikkatleri üzerine çekiyor. Dev buzkıran için gereken finansman desteği sağlanmış durumda ve proje hızla ilerliyor.

Dünyanın en güçlü nükleer buzkıran gemisi geliştiriliyor

Rossiya, Leader sınıfının ilk ve muhtemelen tek örneği olacak. Önceki nükleer buzkıranlardan iki kat daha güçlü olan bu devasa gemi, sahip olduğu ileri teknoloji sayesinde 4 metre kalınlığındaki buzları bile kırmayı başarabilecek. Nükleer buzkıranlar, özellikle Kuzey Deniz Yolu gibi zorlu rotalarda dizel yakıtlı gemilere göre büyük avantaj sağlıyor. Bu rotalarda yakıt ikmali yapmak oldukça zor olduğundan ve uzun süreli operasyonlar gerektiğinden, nükleer enerji büyük önem taşıyor.

Rusya, uzun yıllardır Kuzey Deniz Yolu’nda nükleer enerjili buzkıranlardan oluşan bir filo işletiyor. Bu filoya katılacak olan Rossiya, 48 metrelik genişliğiyle LNG ve petrol tankerleri için geniş kanallar açabilecek. Böylece Rusya’nın Kuzey Deniz Yolu’ndaki en zorlu bölgelerinden bile yıl boyunca güvenli geçiş sağlanabilecek. Ayrıca Çin’in Arktik’te düzenli konteyner gemi rotaları oluşturma çabaları da göz önüne alındığında, Rossiya’nın gelecekte bir filo yük gemisine de eşlik etme ihtimali bulunuyor.

Rossiya’nın inşa süreci 2020 yılında başlamasına rağmen bazı gecikmeler yaşandı. Başlangıçta 2027 olarak planlanan teslimat tarihi 2030’a ertelendi. Ancak sağlanan yeni finansman desteğiyle birlikte projenin hız kazanması bekleniyor. Batı’nın uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Rus petrolü ve LNG’sinin Avrupa pazarlarına erişimi kısıtlanmış durumda. Bu nedenle Rossiya’nın, kış aylarında kaynakların Asya’ya, özellikle Çin’e ihracatında hayati bir rol oynaması öngörülüyor. Rusya, 2030 yılına kadar 13’ü nükleer olmak üzere toplamda 17 buzkırandan oluşan bir filo oluşturmayı hedefliyor.

CPU ve GPU’larda devrimsel bir performans artışı yaşanabilir!

0

Stanford Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, bilgisayar dünyasında yeni bir çığır açabilecek bir teknoloji geliştirdi: “Hibrit Kazanımlı Hücre Belleği” yani kısaca HGCM. Profesör Philip Wong liderliğindeki ekip, bu yeni teknoloji ile mevcut CPU ve GPU’larda kullanılan önbellek sistemlerinin performansını önemli ölçüde artırmayı hedefliyor.

CPU ve GPU’larda devrimsel bir performans artışı yaşanacak

Günümüzde işlemciler, hızlı erişim için SRAM adı verilen bir tür önbellek kullanıyor. Ancak SRAM’in pahalı ve fazla yer kaplaması gibi dezavantajları, daha yavaş olan DRAM’e başvurmayı gerektiriyor. Bu da “bellek duvarı” olarak adlandırılan ve performansı sınırlayan bir soruna yol açıyor. HGCM ise, hem SRAM’in hızına yakın bir performans hem de DRAM’in depolama kapasitesini sunarak bu soruna çözüm getirmeyi amaçlıyor.

CPU ve GPU’larda devrimsel bir performans artışı yaşanacak.
CPU ve GPU’larda devrimsel bir performans artışı yaşanacak.

HGCM teknolojisi, verileri depolamak için ayrı ayrı okuma ve yazma transistörleri kullanıyor. Bu sayede DRAM’de kullanılan ve yer işgal eden ek kapasitörlere ihtiyaç duymuyor. Araştırmacılar, yazma transistörü için indiyum kalay oksit, okuma transistörü için ise silikon PMOS kullanarak performansı daha da artırdıklarını belirtiyor.

Yapılan testlerde HGCM, verileri 1 saatten uzun süre koruyabilme kapasitesiyle dikkat çekiyor. DRAM’in 64 milisaniyede bir yenilenmesi gerektiği düşünülürse, bu oldukça etkileyici bir süre. HGCM ayrıca veri okuma hızında da DRAM’ı geride bırakıyor. DRAM’den 50 kata kadar daha hızlı okuma yapabilen HGCM’de erişim süreleri 1 ile 10 nanosaniye arasında değişiyor.

Her ne kadar bazı durumlarda, özellikle yüksek veri yoğunluğunda, SRAM’den daha yavaş kalsa da, HGCM’in sunduğu yüksek depolama kapasitesi önemli bir avantaj. Daha büyük önbellekler, işlemcinin sistem belleğine erişim ihtiyacını azaltarak performansı artırıyor ve gecikmeleri azaltıyor. Bu da AMD’nin 3D V-Cache teknolojisinde de kullanılan bir prensip.

HGCM teknolojisinin henüz geliştirme aşamasında olduğunu ve ticari ürünlerde ne zaman kullanılacağının belirsiz olduğunu da belirtmek gerekiyor. Ancak, bu teknolojinin gelecekte daha hızlı ve verimli bilgisayarların önünü açabilecek potansiyele sahip olduğu açıkça görülüyor.

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa çıktı!

Çinli robotik firması LimX Dynamics, geliştirdiği insansı robot P1’in ticari versiyonu olan Tron 1’i görücüye çıkardı. Tron 1, mühendisler tarafından robotik hareket ve yapay zekâ alanlarında bir araştırma platformu olarak tasarlanmış olsa da, üç farklı ayak ucu seçeneğiyle dikkat çekiyor. Bu sayede Tron 1, dünyanın ilk çok modlu iki ayaklı robotu unvanını kazanıyor.

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu

Robotun en dikkat çekici özelliği, farklı zeminlerde ve görevlerde optimum hareket kabiliyeti sağlayan değiştirilebilir ayak uçları. Yuvarlak kauçuk bir yapıya sahip olan “Point-Foot” ile Tron 1, en çevik hareketlerini sergileyebiliyor. “Sole” adı verilen ve insan ayağını taklit eden ayak ucu ise daha doğal bir yürüyüş sağlarken, tekerlekli ayak ucu düz zeminlerde hızlı hareket imkanı sunuyor. Tekerlekli modda bile merdivenleri çıkabilen Tron 1, engelleri aşmak için tekerleklerini kilitleyip ayak gibi kullanabiliyor.

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu.
Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu.

Tron 1’in otomatik donanım tanıma sistemi sayesinde, hangi ayak ucunun takılı olduğunu algılayarak otomatik olarak ilgili hareket kontrol yazılımına geçiyor. Bu da robotun farklı modlar arasında sorunsuz geçiş yapmasını sağlıyor. Kullanıcılar Tron 1’i hem gerçek zamanlı uzaktan kumanda ile kontrol edebiliyor hem de robotun otonom olarak hareket etmesini sağlayabiliyorlar.

Alüminyum ve plastik bir gövdeye sahip olan Tron 1, 85.4 cm boyunda ve 20 kg ağırlığında. Gücünü 12. nesil Intel Core i3 işlemciden alan robot, 1.5 saatte şarj olan bataryası ile 2 saate kadar kesintisiz çalışabiliyor. Genişletme portları sayesinde kameralar, radar/lidar üniteleri ve robotik kollar gibi ek donanımlarla da özelleştirilebilen Tron 1, araştırmacılar ve geliştiriciler için geniş bir kullanım alanı sunuyor.

LimX Dynamics, Tron 1’i sınırlı bir süre için 15.000 dolarlık tanıtım fiyatıyla satışa sundu. Bu da insansı robot teknolojisine erişimi daha önce hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor.

Elon Musk’tan rekor: 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını 19 günde kurdu!

Elon Musk, teknoloji dünyasında çığır açmaya devam ediyor. Tesla, X (eski Twitter) ve xAI gibi şirketlerin kurucusu olan Musk, şimdi de Nvidia’dan satın aldığı 100 bin adet H200 hızlandırıcısını yalnızca 19 gün içinde kurarak çalışır hale getirdi. Elon Musk’tan rekor bir başarı olarak nitelendirilen bu olay, Nvidia CEO’su Jen-Hsun Huang‘ı şaşkına çevirdi.

Nvidia, yapay zeka ve yüksek performanslı hesaplamalar için geliştirdiği hızlandırıcılarla teknoloji dünyasının önde gelen şirketlerinden biri. Elon Musk, yıllardır Nvidia’nın en güçlü hızlandırıcılarını kullanarak projelerini güçlendiriyor. Elon Musk’tan rekor bir hızda gerçekleşen Tesla’nın otonom sürüş teknolojisinden, xAI platformundaki Grok robotuna kadar birçok yenilikçi proje, Nvidia hızlandırıcıları sayesinde mümkün oluyor. Her ne kadar Musk, kendi geliştirdiği yongalarla da sunucularını desteklese de, Nvidia hâlâ Musk’ın projelerinin merkezinde yer alıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir röportaj veren Nvidia CEO’su Jen-Hsun Huang, Elon Musk’ın şirketlerinin nasıl inanılmaz bir hız ve verimlilikle çalıştığına dikkat çekti. Musk, X platformu için sipariş ettiği 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını sadece 19 günde kullanıma hazır hale getirdi. Elon Musk’tan rekor olarak kabul edilen bu süreç, Huang’ı şaşkınlığa uğrattı. Huang, bu sürecin normalde yaklaşık 4 yıl sürmesi gerektiğini belirterek şaşkınlığını gizleyemedi. Standart bir süreçte, 3 yıl boyunca planlama yapıldıktan sonra, 1 yıl içinde hızlandırıcıların yerleştirilip yapay zeka işlemlerine hazır hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Huang, Elon Musk’ın bu işin hızını inanılmaz bulduğunu dile getirdi.

Huang, böyle bir hızda bir sistem kurulumunun dünya çapında daha önce hiç görülmediğini ve Musk’ın dünyanın en hızlı kurulan süper bilgisayarına sahip olduğunu söyledi. Bu başarıyla birlikte, Elon Musk’tan rekor haberi alan herkes, Musk’ın projelerinin yapay zeka alanında daha da ileriye gideceği öngörülüyor.

Elon Musk’ın 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını bu kadar kısa sürede kurarak aktif hale getirmesi, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Elon Musk’tan rekor bir hareketle, Musk, sadece projeleriyle değil, aynı zamanda bu tür devasa teknolojik sistemleri hızlı bir şekilde hayata geçirmesiyle de sektörün en yenilikçi liderlerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

İnsansı robot fabrikası seri üretim yapıyor

0

İki ayaklı insansı robot Digit’in arkasındaki şirket olan Agility Robotics, Oregon eyaletinin Salem kentindeki RoboFab adlı robot üretim tesisinin içini tanıttı. Şirket, tesisin yılda 10 binden fazla insansı robot üretebileceğini söylüyor. Agility’nin Digit insansı robotu, fabrikalarda ve endüstriyel alanlarda insan işgücünün yanında çalışmak ve tekrarlayan görevlerde yardımcı olmak üzere tasarlandı.

İnsansı robot fabrikası talebi karşılamaya çalışıyor

Tesisin inşası geçen yılın sonlarında başladı ve yıl sonuna kadar açılması bekleniyor. Agility’nin istihdam etmeyi beklediği 500’den fazla işçiye ek olarak, Digit de Agility’nin müşterilerinin tesislerinde yaptığı gibi yeni fabrikada yükleri yükleyip boşaltarak çalışacak. Digit’in insan merkezli tasarımı, “insanların gittiği yere gitmesini” sağlıyor. İlk uygulamalar arasında depolarda ve dağıtım merkezlerinde toplu malzemelerin işlenmesi yer alıyor. Agility, yeni üretim tesisinin lansmanıyla birlikte, ortak programındaki müşterilerin ilk Digit’lerin 2024’te teslim edilmesini bekleyebileceğini ve genel pazar kullanılabilirliğinin 2025’te belirleneceğini söyledi.

Agility, Kuzey Amerika genelinde müşteri desteği olanaklarını genişletmek amacıyla küresel hizmet dağıtım şirketi Ricoh USA ile ortaklık kurduğunu duyurdu. Şirketlerin, insansı bir robot için türünün ilk örneği olarak tanımladığı anlaşma, Agility’nin destek sistemini Ricoh’un Hizmet Avantajı programı aracılığıyla genişletiyor ve son kullanıcılar için ek kaynaklar sunuyor. Haziran ayında Agility Robotics, GXO’nun lojistik operasyonlarında Digit insansı robotunu kullanmak için GXO ile çok yıllık bir anlaşma imzaladı.

Şirkete göre bu adım, GXO’nun geçen yılki pilot programının ardından geldi ve anlaşma, “insansı robotların ilk resmi ticari dağıtımı ve insansı robotların ilk hizmet olarak robot dağıtımı” anlamına geliyor. Amazon, bu yılın başlarında, olası geniş çaplı bir dağıtım için bir test projesinin parçası olarak, Seattle’ın güneyindeki robotik araştırma ve geliştirme tesisinde  Agility Robotics’in insansı robotu Digit’i konuşlandırmaya başladı.

AMD ve Intel ekran kartları için 12V-2×6 PCIe testlerine başladı

AMD ve Intel, yeni nesil ekran kartları için 12V-2×6 PCIe güç bağlantılarını test etmeye başladı. Bu bağlantı, Nvidia’nın 2025 başında tanıtılması beklenen RTX 50 serisinde kullanılacak ve daha güvenli bir standart olarak kabul ediliyor.

Nvidia, GeForce RTX 40 serisi ile tanıttığı 12VHPWR güç konnektörüyle piyasada büyük yankı uyandırmıştı. Ancak bazı kullanıcıların yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu kabloların erimesi gibi ciddi problemler ortaya çıkmıştı. Bu sorunlar, daha güvenli ve sağlam bir çözüm olarak geliştirilen 12V-2×6 standardını gündeme getirdi.

Yeni bağlantı standardı yolda

Gelen raporlara göre, hem Intel hem de AMD, bu yeni bağlantı standardını desteklemek adına kendi ekran kartları üzerinde testler yapıyor. Intel’in Arc “Battlemage” GPU’ları ve AMD’nin RDNA 4 mimarisine dayanan Radeon RX serisi GPU’ları bu yeni güç bağlantı elemanlarını test ediyor. Eğer bu geçiş gerçekleşirse, gelecek nesil ekran kartlarının tamamında 12V-2×6 bağlantısı kullanılacak.

Ancak her iki teknoloji devi de bu konuda temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Şu anda yaygın olarak kullanılan 8-pin ve 6-pin PCIe güç konnektörlerinin güvenilirliği ve kararlılığı göz önüne alındığında, bu yeni standardın benimsenmesi zaman alabilir. Mevcut bağlantı elemanları, hem stabilite açısından hem de ısınma sorunlarıyla ilgili büyük problemler yaratmıyor.

Farklı pazarlar, farklı ihtiyaçlar

AMD ve Intel’in hedef pazarları daha çok giriş ve orta seviye segmentler olduğu için, 600W’a kadar güç sağlayabilen tek bir bağlantı elemanına ihtiyaçları olmayabilir. Ancak her iki şirket de yüksek performanslı iş istasyonları ve veri merkezleri için geliştirdikleri profesyonel GPU’larda 16-pin güç bağlantılarını daha önce kullanmıştı. Bu sebeple, 12V-2×6 bağlantı teknolojisine aşina oldukları söylenebilir.

Son olarak, yeni 12V-2×6 konnektörler ve ATX 3.1 PSU standardı halen yeni olduğundan, eski güç kaynaklarına sahip kullanıcılar için adaptör kullanılması gerekebilir. Bu durum, özellikle giriş ve orta seviye ekran kartı kullanıcıları için cazip bir seçenek olmayabilir.

AMD ve Intel’in ekran kartları için 12V-2×6 PCIe güç bağlantılarını test etmeye başlaması, ekran kartı piyasasında önemli bir gelişme olarak görülüyor. Gelecekte tüm üreticilerin bu standarda geçmesi, hem güvenlik hem de performansaçısından yeni bir dönemi işaret edebilir.

Amazon küçük nükleer reaktörler inşa edecek!

Microsoft ve Google’ın ardından Amazon da veri merkezlerini nükleer enerjiyle beslemek için uzun vadeli planlarını açıkladı.

Şirket, küçük modüler reaktörler (SMR) inşa etmeyi amaçlayan üç anlaşma yaptı. Bu anlaşmalar, X-Energy adlı bir nükleer enerji startup’ına yatırım yapılmasını ve Pasifik Kuzeybatı ile Virginia’da toplamda yaklaşık 300 megavatlık enerji kapasitesinin geliştirilmesini kapsıyor.

Küçük modüler reaktörler, günümüzün geleneksel nükleer santrallerine kıyasla daha az enerji üretse de daha hızlı ve daha düşük maliyetle inşa edilebiliyor. Amazon, bu reaktörlerin 2030’ların başlarında elektrik üretmeye başlamasını bekliyor. Pasifik Kuzeybatı’nda yapılacak olan anlaşma, devlet kamu hizmetleri konsorsiyumu Energy Northwest ile ortaklık kurarak dört SMR’nin inşa edilmesini öngörüyor. Bu reaktörlerin toplamda 320 megavat enerji üretmesi bekleniyor. Virginia’daki proje ise North Anna Nükleer Santrali yakınlarında 300 megavat kapasiteli SMR’ler kurmayı hedefliyor.

Bu projelerde, X-Energynin geliştirdiği teknoloji kullanılacak. Maryland merkezli bu şirket, yüksek sıcaklıkta gaz soğutmalı reaktörler konusunda uzmanlaşıyor. Bu teknoloji, daha önce ABD ve Avrupa’da popülerliğini yitirmişti, ancak Japonya ve Çin’deki yeni tasarımlarla yeniden gündeme geldi. X-Energy’nin Xe-100 reaktörü, 80 megavat elektrik üretebilecek kapasiteye sahip olacak.

Amazon’un bu yatırımı, nükleer füzyonun gelişimi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının giderek daha ucuz hale gelmesiyle birlikte, nükleer enerjiyi yeniden ön plana çıkarıyor. Yeni reaktör tasarımlarının ticari olarak kanıtlanmamış olması, nükleer enerjinin geleceği konusunda bazı soru işaretleri yaratsa da Amazon, karbon emisyonlarını azaltma hedefi doğrultusunda nükleer enerjiyi önemli bir alternatif olarak görüyor.

Google Meet’in klasik sürümü tarihe karıştı! 

Google, bugün itibarıyla sevilen video konferans platformu Meet’in klasik sürümünü tamamen devre dışı bıraktı. Bu hamle, teknoloji devinin video konferans hizmetlerini tek bir çatı altında toplama stratejisinin son adımı olarak öne çıkıyor. Googleyeni Meet uygulamasıyla kullanıcılarına daha gelişmiş bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Eski Meet tarih oldu, yerini yeni Meet aldı

Klasik Meet uygulamasının kaldırılması, Google’ın Duo ile entegre edilen yeni Meet uygulamasına geçiş sürecinitamamladı. Play Store’da 5 milyardan fazla indirme sayısına ulaşan yeni sürüm, kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü. Eski Meet uygulamasını tercih eden kullanıcılar ise artık bu versiyona erişim sağlayamayacak.

Yeni Meet neler sunuyor?

Yeni Meet uygulaması, klasik sürüme kıyasla gelişmiş özellikler sunuyor. Kullanıcılar artık daha fazla emoji seçeneğine sahip olurken, doğrudan diğer Meet kullanıcılarını arayabilme özelliği de dikkat çekiyor. Ayrıca yeni uygulama, gelişmiş görüntü ve ses kalitesiyle kullanıcı deneyimini iyileştiriyor.

Google’dan kullanıcılara nildirim

Google, eski Meet uygulamasını kullanan kullanıcılara yeni versiyona geçmeleri için bildirim göndermeye başladı. Uygulama açıldığında, kullanıcılar yeni Meet sürümünü indirmeleri gerektiğini belirten bir uyarı penceresiyle karşılaşıyor. Her ne kadar eski uygulama hala Play Store’da görünür durumda olsa da artık işlevsel değil.

Bu geçişin kullanıcılar için sorunsuz geçmesi bekleniyor. Google, yeni Meet uygulamasının eski sürümde bulunan tüm temel özellikleri barındırdığını ve daha kullanıcı dostu bir arayüz sunduğunu vurguluyor.

Türkiye’nin savaş uçağı filosu güçleniyor

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), gündemdeki F-16 Viper ve Eurofighter Typhoon savaş uçaklarına ilişkin açıklama yaptı. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, basın toplantısında, Türkiye’nin hava savunma gücünü artırmak amacıyla sürdürülen bu iki önemli projeye dair bilgi verdi. F-16 Viper’lar için bir takvim belirlenirken, Eurofighter için herhangi bir şartın gündemde olmadığı vurgulandı.

Eurofighter için şart yok

Türkiye, Almanyaİngiltereİtalya ve İspanya ortaklığında üretilen Eurofighter Typhoon uçaklarından 5.6 milyar dolarlık bir alım talebinde bulunmuştu. Geçtiğimiz yıl Almanya’nın talebe olumsuz cevap vermesinin ardından, son haftalarda olumlu gelişmeler yaşandı. Türkiye’ye gelen teknik heyet ile sürecin başladığı bildirilirken, Türkiye’nin bu uçaklardan 24 adetini envantere hızla katmayı hedeflediği açıklandı. Bu uçaklar sayesinde Türk Hava Kuvvetleri, AESA (Aktif Elektronik Taramalı Dizin) radarına sahip savaş uçaklarını ilk kez envanterine dahil edecek.

Son günlerde, Almanya’nın Eurofighter’ların Ege Denizi‘nde kullanılmaması şartını koştuğu iddiaları gündeme gelmişti. Ancak, MSB kaynakları bu konuda net bir açıklama yaparak, Eurofighter alım sürecinde herhangi bir şartın bulunmadığını belirtti. Yapılan açıklamada, “Eurofighter Typhoon uçağının tedarikine yönelik teknik seviyedeki çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmalar süreci hızlandırmak amacıyla gerçekleştirilmektedir,” ifadelerine yer verildi. Türkiye’nin savaş uçağı filosunda çeşitlilik önemlidir.

F-16 Viper projesinde takvim netleşti

Türkiye, ABD’den 40 yeni F-16 Block 70 uçağı ve mevcut 79 adet F-16‘nın Viper konfigürasyonuna yükseltilmesi talebinde bulunmuştu. Bu talep, 2024 yılının başlarında ABD tarafından onaylanmıştı. MSB kaynakları, “Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyaçları doğrultusunda, gelişmiş teknoloji ile donatılmış modern savaş uçaklarının envantere katılması ve envanterin çeşitlendirilmesi hedeflerimize uygun olarak çalışıyoruz. 40 adet F-16 Viper temininin yanı sıra Eurofighter Typhoon tedariki ile ilgili de çalışmalarımız devam ediyor,” şeklinde konuştu. Türkiye’nin savaş uçağı filosu önemli ölçüde güçlenecek.

F-16 Block 70Northrop Grumman‘ın gelişmiş SABR APG-83 AESA atış kontrol radarı ile donatılarak, geliştirilmiş durumsal farkındalık ve tüm hava koşullarında hedefleme hassasiyeti sunuyor. Bu radarın, F-35’in radarıyla yazılım açısından %95, donanım açısından ise %70 oranında benzerlik taşıdığı belirtiliyor. F-16 Block 70’ler, 12.000 saatlik yapısal ömürle uzun vadede Türk Hava Kuvvetleri’ne hizmet edecek.

Türkiye’nin hava gücü ve gelecekteki planlar

MSB yetkilileri, Türkiye’nin savunma stratejilerinde önemli bir yer tutan F-16‘ların 5. Nesil uçakların gelişiyle eski önemini yitirmeye başladığını belirtiyor. Bakanlık, HÜRJET ve KAAN gibi yerli projelere öncelik vererek, Türk savunma sanayinin bağımsızlık hedeflerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Türkiye, 5. Nesil Milli Muharip Uçağı KAAN ile gelecekte daha güçlü bir hava savunma kapasitesine sahip olmayı planlıyor. Türkiye’nin savaş uçağı projeleri bu hedef doğrultusunda ilerliyor.

Bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’nin hava savunma envanterinin modernizasyonuna yönelik çalışmalar hızla sürüyor. Türkiye’nin savaş uçağı projeleri büyük ilgi görüyor.