Meta, yapay zekalı video düzenleyicisini tanıttı!

Yapay zeka alanında rekabet kızışırken, Meta video oluşturma ve düzenleme konusunda iddialı bir adım attı. Şirket, metin girişlerini sesli ve yüksek çözünürlüklü videolara dönüştürebilen yapay zekâ destekli video oluşturucusu “Movie Gen”i duyurdu.

Meta, yapay zekalı video düzenleyicisini duyurdu

Movie Gen, benzer bir metinden videoya modeli olan ve OpenAI tarafından geliştirilen Sora’nın tanıtımının hemen ardından gelmesiyle dikkat çekiyor. Ancak henüz genel kullanıma açık olmayan Sora’nın aksine Movie Gen, yapay zekâ teknolojisi alanında farklılaşan bir dizi benzersiz özellikle ön plana çıkıyor.

Meta, yapay zekalı video düzenleyicisini duyurdu.
Meta, yapay zekalı video düzenleyicisini duyurdu.

Movie Gen, sadece yeni videolar oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut videoları veya fotoğrafları da düzenleyebiliyor. Üstelik bu düzenlemeleri, metin komutları kullanarak yapmak mümkün. Örneğin, videolara yeni nesneler eklemek, mevcut nesneleri çıkarmak, stilini ve geçişlerini değiştirmek gibi işlemler, sadece yazılı talimatlar vererek yapılabiliyor.

Movie Gen’in dikkat çeken diğer özellikleri arasında; farklı en boy oranlarında videolar oluşturabilmesi, saniyede 16 kare hızında 16 saniyeye kadar video üretebilmesi ve 45 saniyeye kadar ses oluşturabilmesi yer alıyor. Videolara eklenen sesler de yapay zekâ tarafından oluşturuluyor ve ortam gürültüsü, ses efektleri ve arka plan müziği sayesinde görsellerle mükemmel bir uyum sağlıyor.

Bununla birlikte Meta, Movie Gen’in henüz geliştirme aşamasında olduğunu ve yakın zamanda piyasaya sürülmesinin planlanmadığını belirtti. Ancak paylaşılan bilgiler, Meta’nın üretici yapay zekâ alanında önemli bir atılım içinde olduğunu ve OpenAI gibi rakipleriyle rekabet etmek için iddialı projeler üzerinde çalıştığını gösteriyor.

Plastik yiyen bakteriler kirliliğe çözüm sunabilir!

Bilim insanları, plastik atıkları parçalayabilen bakteriler keşfetti. Bu buluş, küresel kirlilik sorununu önemli ölçüde hafifletebilir. Çeşitli kurumlardan araştırmacılar, bu bakterilerin plastik krizi ile mücadeledeki potansiyelini ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu eşsiz mikroorganizmaları kompost yığınlarında buldu. Plastik atıkların üzerinde nasıl geliştiğini gözlemlediler ve gelecekteki atık yönetim çözümleri için umut verici buldular. Plastik kirliliği, günümüzde ciddi bir çevresel tehdit oluşturuyor.

Dünya genelinde milyonlarca ton plastik, okyanuslara ve çöplüklere karışıyor. Bu durum, yaban hayatı ve ekosistemleri olumsuz etkiliyor. Geleneksel geri dönüşüm yöntemleri, üretilen devasa atık miktarının gerisinde kalıyor. Bu bakterilerin plastikleri tüketme yeteneği, durumu tamamen değiştirebilir.

Projenin önde gelen araştırmacılarından Dr. Sarah Thompson, “Bu bakterilerin plastikleri etkili bir şekilde parçalayabildiğini gösterdik. Bu, plastik atık yönetimi için yenilikçi yöntemlere yol açabilir,” dedi. Dr. Thompson, bakterilerin mekanizmalarını ve etkinliğini tam olarak anlamanın önemine vurgu yaptı.

Atık işleme tesisleri ve kompost alanları gibi ortamlarda kullanılabilir

Bilim insanları, bu bakterileri atık işleme tesisleri ve kompost alanları gibi çeşitli ortamlarda kullanmayı planlıyor. Büyük ölçekli uygulamaların, plastik atıkların önemli ölçüde azaltılmasına yol açabileceğine inanıyorlar. Bu yaklaşım, plastik kirliliğiyle başa çıkma şeklimizi devrim niteliğinde değiştirebilir.

Dünya plastik atıklarının sonuçlarıyla başa çıkmaya çalışırken, bu keşif umut veriyor. Doğal çözümlerle kirlilikle mücadele etme potansiyeli giderek güçleniyor. Araştırmacılar, bu bakteriler üzerine önümüzdeki aylarda daha kapsamlı çalışmalar yapmayı planlıyor.

Bulgular, çevre örgütlerinin dikkatini çekti. Aktivistler, bu araştırmayı sürdürülebilir atık yönetim uygulamalarını teşvik etmek için kullanmayı umuyor. Plastik kirliliğiyle mücadele çabalarında bu olağanüstü mikroorganizmalar önemli bir müttefik olabilir.

WhatsApp durumlarına yeni özellikler geldi!

WhatsApp, kullanıcı deneyimini geliştirmek için yeni bir özellik duyurdu. Popüler mesajlaşma uygulaması, Instagram’ın hikaye özelliğine benzer şekilde, kullanıcıların durum güncellemelerinde kişi etiketleyebileceği bir yenilik getirdi. Ancak bu özellik, Instagram’dakinden farklı olarak etiketlenen kişilerin adlarının gizli kalmasını sağlıyor.

WhatsApp durumlarına gizli etiketleme özelliği

Yeni güncelleme ile WhatsApp, durum güncellemelerinde başka kişileri etiketlemeye imkan tanıyor. Kullanıcılar, durumlarında beş kişiye kadar etiketleme yapabilecek. Ancak bu etiketlemeler, özel olacak ve yalnızca durumu paylaşan kişi tarafından görüntülenebilecek. Etiketlenen kişiler, durum güncellemesinde açıkça görünmese de bildirim alacaklar. Aynı zamanda, etiketlenen kişiler bu durumu kendi hesaplarında yeniden paylaşabilecekler.

WhatsApp, yalnızca gizli etiketlemelerle sınırlı kalmıyor. Kullanıcılar artık durum güncellemelerine beğenibırakabilecekler. Beğeniler, yalnızca durumu paylaşan kişi tarafından görüntülenebilecek. Ayrıca, kullanıcılar durum güncellemelerini daha etkileşimli hale getirebilmek için arkadaşlarını özel olarak bahsedip etkileşim kurabilecekler.

WhatsApp yaptığı açıklamada, bu yeni özelliklerin kullanıcıların arkadaşları ve aileleriyle daha yakın bağlantıdakalmalarını sağlayacağını belirtti: “Arkadaşlarınızla ve ailenizle bağlantıda kalmanın en iyi yolu olan WhatsApp Durumunu daha da iyi hale getiriyoruz. Durum beğenmeleri, özel bahsetmeler ve sizden bahsedilen bir durumu yeniden paylaşabilme özelliğiyle, en çok önemsediğiniz kişilere erişmenizi kolaylaştırıyoruz.”

Daha fazla özellik yolda

WhatsApp, bu yeni özelliklerin sadece başlangıç olduğunu ve gelecekte daha fazla güncelleme sunulacağını duyurdu. Şirket, “Önümüzdeki birkaç ay içinde Durum ve Güncellemeler sekmesine daha fazla özellik getirerek en önemli kişilerinize en yakın olmanızı kolaylaştıracağız” açıklamasıyla yeni sürprizlerin ipucunu verdi.

Bu yenilikler, WhatsApp kullanıcıları arasında daha fazla etkileşim sağlamayı ve uygulamanın sosyal medya platformlarıyla rekabetini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Manisa’da 6 tane magma odası bulundu!

0

Manisa’nın Kula ilçesi, “Yanık Ülke” olarak bilinen ve geçmişte volkanik aktivitelere sahne olmuş bir coğrafya üzerinde yer alıyor. Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de volkanik tehditler taşıyıp taşımadığını araştıran bilim insanları, endişe verici bulgulara ulaştı.

Manisa’da 6 tane magma odası keşfedildi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi önderliğinde, TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirilen bir araştırma projesi, Kula ilçesinde yer kabuğunun 5 ila 30 kilometre derinliklerinde 8 ayrı magma odası olduğunu ortaya çıkardı. Bu odaların en büyüğü ise yüzeye sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor ve bilim insanlarına göre potansiyel bir püskürme riski taşıyor.

Manisa’da 6 tane magma odası keşfedildi.
Manisa’da 6 tane magma odası keşfedildi.

Uzmanlar, özellikle depremlerin bu magma odalarını tetikleyerek püskürmeye yol açabileceği konusunda uyarıyor. Nitekim bölgede 3.000’den fazla depremin kaydedilmiş olması, bu riski daha da ciddi hale getiriyor. Araştırma ekibinden Prof. Dr. Özgür Karaoğlu, “Kula ve çevresinde, gelecekte volkanik püskürmelerin görülmesi ihtimali var.” dedi.

Kula-Salihli Jeoparkı olarak bilinen ve UNESCO tarafından tescilli Türkiye’nin tek jeoparkı olan bölge, aynı zamanda bir “volkanik laboratuvar” niteliği taşıyor. Volkanik tepeleri, lav akıntıları ve eşsiz jeolojik yapısıyla bölge, bilim insanları için paha biçilmez bilgiler sunuyor.

Projede görev alan bilim insanları, 3,5 yıl boyunca bölgeye yerleştirdikleri özel sismometreler ve Ulusal Deprem Gözlem Merkezi istasyonlarından elde edilen verilerle magma odalarının hareketlerini yakından takip etti. Sonuçlar, bölgedeki volkanik hareketliliğin sanılandan daha fazla olduğuna işaret ediyor.

Bölgedeki son volkanik patlamanın 4.700 yıl önce gerçekleştiği biliniyor. Ancak Prof. Dr. Karaoğlu ve ekibine göre, aktif fay hatları ve magma odalarının yüzeye yakınlığı, yeni bir patlama olasılığını gündeme getiriyor. Karaoğlu, “Tespit ettiğimiz magma odalarının konumları ve yüzeye yakınlıkları dikkate alındığında, yeniden harekete geçmeleri ve püskürme yaşamaları mümkün görünüyor.” dedi.

Araştırmacılar, Alaşehir grabeni ve çevresindeki fay hatlarının bölgedeki jeotermal sistemleri de etkilediğini ve magmanın bu sistemlerle bir bağlantısının olabileceğini belirtiyor. Bu durum, volkanik aktivitelerin yanı sıra, jeotermal enerji potansiyeli açısından da önemli ipuçları veriyor.

Antarktika’da yeşillik artıyor! Peki neden?

0

Küresel ısınmanın etkileri, dünyanın en soğuk ve en bakir bölgelerinden biri olan Antarktika’yı da değiştiriyor. Ancak bu değişim, düşünüldüğü gibi sadece buzulların erimesiyle sınırlı değil. Yeni bir araştırma, Antarktika Yarımadası’nda bitki örtüsünün endişe verici bir hızla arttığını ortaya koyuyor.

Antarktika’da yeşillik hızla artıyor

Exeter ve Hertfordshire üniversiteleri ile British Antarctic Survey tarafından yürütülen çalışmada, uydu görüntüleri kullanılarak yarımadadaki yeşillenmenin boyutu ve hızı inceledi. Sonuçlar, 1986 yılında 1 kilometrekare olan bitki örtüsünün, 2021 yılına gelindiğinde yaklaşık 12 kilometrekareye ulaştığını gösteriyor. Yeşillenme oranı özellikle 2016-2021 yılları arasında %30’un üzerine çıktı ve her yıl ortalama 400.000 metrekarelik bir alan yeşile büründü.

Antarktika'da yeşillik hızla artıyor.
Antarktika’da yeşillik hızla artıyor.

Araştırmacılar, bu hızlı yeşillenmenin temel sebebi olarak küresel ısınmayı gösteriyor. Antarktika Yarımadası, diğer kutup bölgeleri gibi, küresel ortalamadan çok daha hızlı ısınıyor ve sıcak hava dalgaları daha sık görülür hale geliyor. Bu durum, daha önce buzlarla kaplı olan alanların açığa çıkmasına ve yosun gibi bitki türlerinin hızla yayılmasına yol açiyor.

Her ne kadar ilk bakışta “yeşillenme” olumlu bir gelişme gibi görünse de, uzmanlar bu durumun Antarktika’nın hassas ekosistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Araştırmanın başyazarı Dr. Thomas Roland, “Antarktika Yarımadası’ndaki bitkiler, dünyanın en zorlu koşullarında hayatta kalmaya alışkın. Ancak iklim değişikliği nedeniyle yaşanan hızlı değişim, bu benzersiz ekosistemi tehdit ediyor.” dedi.

Araştırmacılar, ekoturistler, bilim insanları ve diğer ziyaretçiler tarafından taşınabilecek istilacı türlerin de bölge için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Bu türler, Antarktika’nın kendine özgü bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına yol açabilir.

Sonuç olarak, Antarktika’da görülen bu hızlı yeşillenme, küresel ısınmanın gezegenimiz üzerindeki dramatik etkilerinin bir başka göstergesi. Uzmanlar, bu değişimin uzun vadeli sonuçlarını anlamak ve gerekli önlemleri almak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyo

Google Lens’e video arama özelliği geliyor!

Google Lens, kullanıcıların video çekerek içerikle ilgili sesli soru sormalarına olanak tanıyan yeni bir özellik başlattı. Bu yenilik, hem Android hem de iOS platformlarında Search Labs aracılığıyla bugünden itibaren kullanıma sunuldu. Kullanıcılar, artık video içeriği hakkında sorularını sesli olarak yöneltebilecekler.

Google, bu özelliğin önizlemesini ilk olarak Mayıs ayındaki I/O konferansında tanıtmıştı. Örnek bir videoda, bir akvaryumda yüzüşen balıklarla ilgili “Neden beraber yüzüyorlar?” sorusu, Google’ın Gemini AI‘si tarafından yanıtlandı. Google mühendislik başkan yardımcısı Rajan Patel, yapay zekanın videodaki sıralı kareleri anlayabildiğini belirtti ve bu amaçla özel bir Gemini modeli geliştirdiklerini açıkladı. Şu anda videodaki seslerin tanımlanamadığını, ancak bu alanda da çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.

Ayrıca, Google Lens fotoğraf arama özelliğine de sesli soru sorma yeteneği ekledi. Kullanıcılar, kamerayı sorgulamak istedikleri nesneye doğrultarak deklarşör düğmesine basılı tutarak sorularını yöneltebilecekler. Sesli sorular, şu an için yalnızca İngilizce dilinde kullanılabiliyor, ancak Android ve iOS kullanıcıları için küresel olarak erişilebilir durumda.

Bu yeni özellik, kullanıcıların video ve fotoğraflar üzerindeki etkileşimlerini zenginleştirerek bilgi edinme deneyimini daha da kolaylaştırmayı hedefliyor. Google Lens ile, teknoloji ve yapay zeka bir araya gelerek, kullanıcıların günlük yaşamlarında daha etkili bir bilgiye ulaşım sağlanmasını mümkün kılıyor.

Kullanıcıların bu yeni özellikten nasıl yararlanacağı ve gelecekteki gelişmeler, teknoloji dünyasında büyük bir merakla bekleniyor.

Tesla 27.000’den fazla Cybertruck’ı geri çağırıyor

Elektrikli otomobil üreticisi Tesla, Cybertruck modelinde yaşanan teknik sorunlar nedeniyle geri çağırmalarına devam ediyor. ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından yapılan açıklamaya göre, bu kez geri görüş kamerasındaki görüntü gecikmesi nedeniyle toplamda 27.000’den fazla Cybertruck geri çağrılıyor. Tesla 27.000 Cybertruck modelini geri çağırıyor. Bu geri çağırma, Tesla’nın son bir yıl içinde beşinci kez aynı modeli geri çağırmak zorunda kaldığı bir duruma işaret ediyor.

NHTSA‘nın resmi açıklamasında, geri görüş kamerasındaki gecikmenin, yasal olarak zorunlu olan iki saniyelik süreiçerisinde sürücüye gerekli görüntüyü sağlayamaması nedeniyle tehlikeli bir durum oluşturduğu belirtildi. Bu gecikme, araç kullanırken kaza riskini artırıyor. Yapılan incelemelerde, bu sorunun 13 Kasım 2023 ile 14 Eylül 2024 tarihleri arasında üretilen Cybertruck modellerindeki bir yazılım hatasından kaynaklandığı anlaşıldı.

Özellikle, aracın kapanış süreci tam olarak tamamlanmadan yeniden başlatılması durumunda, geri görüş kamerasının devreye girmesi sekiz saniyeye kadar gecikebiliyor. Tesla 27.000 araçtaki bu sorunu çözme yolunda adımlar atıyor. Bu gecikme, sürücünün geri manevra yaparken yeterli görüşü elde etmesini engelliyor. Ancak, şu ana kadar bu yazılım hatası nedeniyle herhangi bir kaza ya da yaralanma bildirilmiş değil. Tesla, sorunu çözmek için hızlı bir şekilde hareket ederek geri görüş kamerasındaki gecikmeyi gidermek amacıyla bir yazılım güncellemesi yayınlıyor.

Önceki geri çağırmalar

Tesla’nın Cybertruck modeli, bu yıl içinde farklı sorunlarla da gündeme gelmişti. Gaz pedalı ile ilgili yaşanan problemler nedeniyle araç teslimatları ertelenmiş, bu durum Tesla’nın teslimat planlarını aksatmıştı. Tesla 27.000 aracı geri çağırmasının ardından bu sorunlarla da başa çıkıyor. Haziran ayında ise araçlarda ön cam silecek motoru ve trim kısmındaki güvenlik sorunları nedeniyle bir başka geri çağırma daha yapılmıştı. Birçok Cybertruck sahibi, yeni teslim aldıkları araçlarda sileceklerin çalışmadığını bildirmişti.

Son yaşanan bu geri çağırma ile birlikte, Cybertruck için yapılan toplam geri çağırma sayısı beşe ulaştı. Tesla, müşterilerine sorunların çözüldüğünü ve yazılım güncellemeleri ile bu tür hataların giderileceğini duyurdu. Şirket, araç sahiplerine, arka kamera görüntü gecikmesi sorununu tamamen ortadan kaldırmak için yeni yazılımı kullanıma sunduğunu belirtti.

Tesla’nın Cybertruck modeli, yüksek performansı ve fütüristik tasarımıyla dikkat çekerken, yaşanan bu teknik aksaklıklar markanın bu alandaki güvenilirliğini zaman zaman zorlamaya devam ediyor. Tesla, bu tür teknik sorunlara rağmen elektrikli araç pazarındaki liderliğini sürdürmeyi hedefliyor. Tesla 27.000 adet aracı geri çağırsa da piyasadaki güvenlik standartlarını üst düzeyde tutmak için çalışıyor.

TikTok çocuk gizliliği ihlali yapıyor mu?

0

Teksas, TikTok’u yeni çocuk gizliliği yasasını ihlal ettiği iddiasıyla dava ediyor. Dava, eyaletin yasayı yürürlüğe koymasının üzerinden henüz bir ay geçmeden açıldı. Teksas Başsavcısı Ken Paxton, şirketin eyaletteki yeni bir çocuk gizliliği yasasını ihlal ettiğini iddia ederek TikTok’a dava açtı . Bu, Teksas’ın Ebeveyn Güçlendirmesiyle Çocukları Çevrimiçi Güvence Altına Alma (SCOPE) Yasası’nın bir aydan biraz fazla bir süre önce yürürlüğe girmesinden bu yana ilk sınavı olacak.

TikTok çocuk gizliliği ihlali iddiaları

Federal bir yargıç tarafından bazı kısımları iptal edilen yasaya göre , sosyal medya platformlarının daha küçük yaştaki kullanıcıların yaşlarını doğrulaması ve ebeveynlerin çocuklarının veri toplamasını engelleme yetkisi de dahil olmak üzere ebeveyn kontrolü özellikleri sunması gerekiyor.

Paxton, TikTok’un mevcut ebeveyn kontrolü özelliklerinin yetersiz olduğunu iddia ediyor. Davada: “Ancak, Davalılar, 13 ila 17 yaşlarında olduğu bilinen kullanıcıların ebeveynlerine veya velilerine, bilinen bir küçük çocuğun gizliliğinin ve hesap ayarlarının çoğunu kontrol etmelerine veya sınırlamalarına olanak tanıyan ebeveyn araçları sağlamazç Örneğin, ebeveynler veya veliler, Davalıların bilinen bir küçük çocuğun kişisel kimlik bilgilerini paylaşmasını, ifşa etmesini ve satmasını veya Davalıların bilinen bir küçük çocuğa hedefli reklam gösterme yeteneğini kontrol etme yetkisine sahip değildir” ifadelerine yer verildi.

Dava ayrıca uygulamanın “Aile Eşleştirme” aracının “ticari olarak makul” olmadığını, çünkü ebeveynlerin kendi TikTok hesaplarını oluşturmalarını gerektirdiğini ve gençlerin ebeveynlerinin izleme aracını kurma isteklerini reddetmekte özgür olduklarını savunuyor. TikTok yorum talebine hemen yanıt vermedi. Uygulama zaten 18 yaşından küçüklere yönelik hedefli reklamların çoğunu yasaklıyor. Şirket, X’te paylaşılan bir açıklamada, “Bu iddialara kesinlikle katılmıyoruz ve aslında, aile eşleştirmesi de dahil olmak üzere gençler ve ebeveynler için sağlam güvenceler sunuyoruz ve bunların hepsi kamuya açık. Ailelere sağladığımız korumaların arkasındayız” dedi.

Katı hal lityum elektrikli araçlarda dönüşüm yapabilecek

0

Katı hal lityum pillerdeki bu dönüm noktası, elektrikli araçları daha güvenli ve daha verimli hale getirebilir. Araştırmacılar, lityum iyonlarının pillerde serbestçe hareket etmesine yardımcı olmak ve böylece pillerin verimliliğini artırmak için özel bir zar kullanıyorlar. McGill Üniversitesi’nden araştırmacılar, tamamen katı hal lityum pillerde önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Bu buluş, elektrikli araçları daha güvenli, daha verimli ve daha uzun ömürlü hale getirebilir.

Katı hal lityum pillerin avantajları

Günümüzde çoğu elektrikli araç lityum iyon pillere güveniyor. Bu piller yanıcı olan sıvı bileşenlere sahip ve güvenlik riski oluşturuyor. Ayrıca zamanla bozuluyorlar, bu da performanslarını ve bir arabanın yeniden şarj edilmesi gerekene kadar gidebileceği mesafeyi azaltıyor. Ancak tamamen katı hal piller umut vadeden bir alternatif sunuyor. Bu piller yanıcı sıvıyı katı malzemelerle değiştirerek çok daha güvenli hale getiriyor. Ayrıca daha fazla enerji depolama potansiyeline sahipler ve bu da elektrikli araçların önemli ölçüde daha uzun menzile sahip olmasını sağlıyor. Ancak bu gelişmiş pillerin geliştirilmesindeki en büyük engel, “arayüz direnci” adı verilen bir olgu olmuştur.

Arayüz direnci, pilin iki ana bileşeni olan elektrotlar ve elektrolitin birleştiği noktada meydana gelir. Tamamen katı hal pillerde bu, darboğaza benzer bir tıkanıklık yaratır. Araştırmacılar bir basın bülteninde, “Bu, pili daha az verimli hale getirir ve sağlayabileceği enerji miktarını azaltır” dedi. Profesör George Demopoulos’un rehberliğinde araştırmacılar bu soruna yeni bir çözüm geliştirdiler. Tüm katı hal lityum pillerin gelişimini engelleyen bu kritik zorluğun üstesinden geldiler.

Basın bülteninde: “Araştırma ekibi, geleneksel yoğun plaka yerine gözenekli bir seramik membran oluşturmanın ve bunu az miktarda polimerle doldurmanın bu sorunu çözebileceğini keşfetti” denildi. Bu yapı bir köprü görevi görerek, pilin içinde enerji taşıyan parçacıklar olan lityum iyonlarının elektrolit ve elektrotlar arasında serbestçe hareket etmesini sağlıyor. Demopoulos: “Polimer dolgulu gözenekli bir membran kullanarak lityum iyonlarının serbestçe hareket etmesini sağlayabilir ve katı elektrolit ile elektrotlar arasındaki arayüz direncini ortadan kaldırabiliriz” dedi.

Waymo filosu için Ioniq 5’i tercih ediyor

Waymo’nun bir sonraki robot taksisi Hyundai Ioniq 5’e odaklandı. Alphabet şirketi, Hyundai Motor Group ile “çok yıllık, stratejik” bir ortaklığa girdiğini duyurdu; bu ortaklık sonucunda Ioniq 5, şirketin robotaksi filosuna katılacak. Ancak önce Ioniq 5’in Waymo’nun otonom sürüş teknolojisiyle yol testlerinden geçmesi gerekecek. Şirket bunun 2025’in sonlarında başlayacağını söylüyor. Waymo, Ioniq 5’in yolcu yolculukları için ne zaman kullanılacağını belirtmezken, bunun “yıllar” sonra olacağını söyledi.

Waymo filosu Hyundai araçlarıyla güçleniyor

Waymo’nun filosu için tasarlanan araçlar, inşaatının sonuna yaklaşan Georgia’daki Hyundai’nin 7,6 milyar dolarlık Metaplant fabrikasında üretilecek. Şirketler, Waymo’nun basın bülteninde belirttiğine göre, “birkaç yıl boyunca önemli miktarda” Waymo donanımlı elektrikli Hyundai’leri orada üretmeyi kabul etti.

Robotaksilerde en önemli ölçütlerden biri çalışma süresi veya yolcuları taşımak için yolda geçirilen zamandır. Şarj cihazına takılı geçirilen zaman, para kazanmanın olmadığı zamandır. Ioniq 5, 300 milden biraz fazla menzile ve şarj hızını artıran 800 voltluk bir mimariye sahip elektrikli bir crossover SUV’dur. Hyundai, 350 kW hızlı şarj cihazına takıldığında Ioniq 5’in koşullara bağlı olarak sadece 18 dakikada yüzde 10-80 arasında şarj olabileceğini söylüyor. Waymo, bu şarj hızlarını kesinlikle hala kârsız olan işletmesi için bir avantaj olarak gördü.

Ioniq 5, 2021’in sonlarında piyasaya sürülmesinden bu yana çok sayıda ödüle layık görülmesinin yanı sıra olumlu eleştiriler aldı. Bugün, yalnızca bu yıl ABD’de 30.000 adet satılarak piyasadaki en çok satan elektrikli araçlarından biri. Popülaritesi, Hyundai’nin kardeş şirketi Kia ile Tesla’nın ardından ABD’de elektrikli araçların 2 numaralı satıcısı olarak Ford ve GM’i geçmesine yardımcı oldu.

Şu anda Waymo, şirketin ilk aracı olan Chrysler Pacifica minivan’ın 2013’te emekliye ayrılmasından bu yana birincil robotaksi aracı olan yüzlerce Jaguar I-Pace aracından oluşan bir filo işletiyor. Şirket, Geely’nin Zeekr tarafından üretilen yeni bir araç eklemeyi planlıyor. Ancak Biden yönetiminin Çin’den ithal edilen elektrikli araçlar için dörtlü tarifelere geçme hamlesi bunu zorlaştırabilir.

Spotify çevrimdışı dinleme deneyimini bir üst seviyeye taşıyor!

Spotify, kullanıcıların internet bağlantısı olmadan da müzik keyfine devam etmelerini sağlayacak yeni bir özelliksunuyor. “Çevrimdışı Yedekleme” adı verilen bu özellik, son dinlenen ve indirilen şarkılardan otomatik olarak bir çalma listesi oluşturuyor. Özellikle beklenmedik internet kesintileri, uçak moduna geçiş veya kasıtlı bağlantı kopuklukları sırasında müzikseverlerin dinleme deneyimini kesintisiz sürdürmeyi hedefliyor.

Bu yeni fonksiyon, sadece Premium kullanıcılara özel olarak dünya çapında kullanıma sunulmuş durumda. Özelliğin devreye girebilmesi için kullanıcıların Spotify ayarlarından çevrimdışı dinleme seçeneğini aktif hale getirmesi ve son zamanlarda beşten fazla şarkı dinlemiş olması gerekiyor. Bağlantı kesildiğinde Spotify, bu şarkıları derleyerek ana sayfada görünür hale getiriyor. Bu sayede, Spotify çevrimdışı kullanılabiliyor.

Kişiselleştirilebilir çalma listesi

Çevrimdışı Yedekleme çalma listesi, kullanıcıların müzik tercihlerine göre zamanla uyum sağlıyor ve sürekli olarak güncelleniyor. Kullanıcılar, bu listeyi sanatçı, ruh hali veya tür bazında filtreleyebilir ve kişiselleştirebilir. Böylece, her Premium abone için benzersiz bir müzik karışımı oluşturuluyor. Spotify çevrimdışı dinleme sayesinde, bireysel kullanıcıların tercihleri doğrultusunda özgün müzikler sunuyor. Spotify, bu çalma listesinin zamanla her dinleyicinin tercihlerine göre değişip adapte olacağını ve her kullanıcı için özgün bir parça karışımı sağlanacağını garanti ediyor.

Spotify’ın bu yeni özelliği, CEO Daniel Ek tarafından geçen yıl “Offline Mixtape” adıyla duyurulmuştu. Özellik, YouTube Music ve Netflix gibi platformların otomatik indirme fonksiyonlarıyla benzerlik gösteriyor. Geçmiş izleme veya dinleme alışkanlıklarına dayanan bu otomatik çalma listeleri, kullanıcıların internet bağlantısı olmadan da içeriklere ulaşabilmesini sağlıyor. Spotify çevrimdışı dinleme deneyimi bu özelliklerle benzerlik gösteriyor.

Spotify’ın bu hamlesi, kullanıcı dostu çözümlerle kesintisiz eğlence sağlamayı ve sektördeki rakipleriyle rekabeti sürdürmeyi amaçlıyor. Kullanıcılar, müzik deneyimlerini daha da zenginleştiren bu yeniliği sabırsızlıkla bekliyor.

Finans kurumları kripto için ilgi duyuyor

Kripto bankaları Silvergate ve Signature’ın çöküşünden bir yıldan biraz fazla bir süre sonra, finansal kurumlar kriptoya çok ilgi duyuyor. Finans kurumları kripto dünyasında büyük bir rol oynamaya başladı. PayPal, SAP tarafından sağlanan bir merkez kullanarak, Ernst & Young LLP denetçilerine ödeme yapmak için tescilli sabit parasını kullandı. Visa, Visa Tokenized Asset Platform (VTAP) aracılığıyla “mevcut itibari para birimlerini blok zincirleriyle birleştirmeye yardımcı oluyor” diyor.

Finans kurumları kripto odaklı ilerliyor

O bankaların çöküşünden bu yana çok şey oldu. Bir Bitcoin ETF’miz var, siyasete karışan kripto kardeşlerimiz var ve Bitcoin fiyatlarında mini bir patlama-çöküş döngüsü var. PayPal ve Visa’nın bunu şimdi patlatmak için bir süre önce bu işe giriştiğini varsayıyorum, ancak sabit paralara odaklanmalarının ilginç olduğunu düşünüyorum.

Visa bize neşeyle “VTAP, Visa’nın şirket içi blockchain uzmanları tarafından geliştirilen son teknoloji bir çözümdür,” diyor. Bankaların “tokenleştirilmiş mevduatlar ve stablecoin’ler gibi itibari para destekli token’ları basması, yakması ve transfer etmesi ve kullanım durumlarını denemesi” için bir platform. 2025’te yayına girmesi bekleniyor ve BBVA platformu bir stablecoin başlatmak için kullanmayı planladığını zaten söyledi.

Büyük endüstri oyuncularının stablecoin’lere güvendiği ve Tether veya Circle gibi isimler tarafından yaratılanları kullanmak yerine kendi stablecoin’lerini ürettiği anlaşılıyor. Bunlardan bazıları ödemelerin sınır ötesini kolaylaştırıyor. JPMorgan Chase ve Citigroup kendi blockchain yeteneklerini oluşturuyor. Tokenleştirilmiş para piyasası fonları ufukta. Bu arada, bankalar gelecek yıl dijital varlık işlemlerini denemek için Swift mesajlaşma ağını kullanacak.

Bu deneylerin çoğu ABD dışında gerçekleşiyor. Ancak kripto paranın bankacılık sektörüne yaklaştığı görülüyor; örneğin Bank of New York Mellon, ETF’leri desteklemek için Bitcoin ve Ether için saklama hizmetleri sunmaya daha yakın.

AMD Ryzen 9000 serisi işlemciler için performans artışı!

AMD, Temmuz ayında tanıttığı Ryzen 9000 serisi masaüstü işlemcileriyle ilgili düşük performans eleştirilerine yanıt olarak, yeni güncellemeler yayınladı. Şirket, bu güncellemelerle kullanıcı deneyimini artırmayı hedefliyor.

Performans artışları

Ryzen 9000 işlemcilerinin performansında en büyük engel, Windows 11‘deki dallanma tahmin optimizasyonlarınıneksikliğiydi. Kullanıcıların bu durumu aşabilmesi için, Windows 11’in 24H2 sürümünü beklemeleri ya da isteğe bağlı olarak KB5041587 güncellemesini yüklemeleri gerekiyordu. Ancak AMD, düzeltmenin artık hem Windows 11’in 23H2 22631.44112 sürümüne hem de en son 24H2 sürümüne varsayılan olarak entegre edildiğini duyurdu. Bu güncelleme ile birlikte çeşitli oyunlarda %3 ile %13 arasında performans artışı sağlanması bekleniyor.

Yeni BIOS güncellemeleri

Ayrıca AMD, Ryzen 5 9600X ve Ryzen 9700X işlemcileri için AGESA PI 1.2.0.2 BIOS güncellemesini yayımladı. Bu güncelleme ile birlikte, 65W TDP değeriyle piyasaya sürülen işlemciler, garanti kapsamında 105W TDP seviyesine kadar yükseltilebilecek. AMD, bu durumun AM5 ve X870 serisi anakartlarda hızları %10’a kadar artırabileceğini belirtiyor.

Ryzen 9000 serisi çoklu CCD (chiplet) modelleri için çekirdekten çekirdeğe gecikme optimizasyonu da gerçekleştirildi. Kullanıcılar, farklı CCD’lerdeki çekirdekler arasında bilgi paylaşımında bazen hem okuma hem de yazma işlemi gerektiğini gözlemlemişti. AMD, bu durumu uç bir senaryo olarak değerlendirirken, en son BIOS güncellemesinin işlem sayısını yarıya indirerek gecikmeyi azaltmaya yardımcı olduğunu belirtti. Test edenler, MetroStarfieldBorderlands 3 gibi oyunların yanı sıra 3DMark Time Spy gibi sentetik testlerde de iyileşme gözlemledi.

Son olarak, AMD, X870 ve X870E anakartlarının artık PCIe Gen 5 grafik kartları, NVMe depolama ve USB4 için standart destek sunduğunu açıkladı. Ayrıca, 1 ila 2 nanosaniyelik düşük gecikme sunan DDR5-8000 EXPO bellek desteği de duyuruldu.

Bu güncellemelerle birlikte AMD, Ryzen 9000 serisi kullanıcılarının deneyimini önemli ölçüde iyileştirmeyi hedefliyor.

ABD yarı iletken sektöründe liderliğini sürdürüyor: küresel pazarda %50 payla zirvede

Küresel yarı iletken sektörü2023 yılında rekor bir büyüme göstererek 526,9 milyar dolara ulaştı. Dünya Yarı İletken Ticaret İstatistikleri (WSTS) ve Yarı İletken Endüstrisi Birliği (SIA) tarafından yapılan tahminlere göre, sektör 2001’deki 139,0 milyar dolarlık hacminden bugüne önemli bir sıçrama gerçekleştirdi. Bu devasa büyümede, ABD merkezli yarı iletken şirketlerinin hakimiyeti dikkat çekiyor.

ABD şirketleri pazarda zirvede

ABD’li yarı iletken şirketlerinin toplam gelirleri 2001 yılında 71,1 milyar dolar iken, 2023 yılında bu rakam 264,6 milyar dolara yükseldi. Bu, ABD’li firmaların küresel yarı iletken pazarında %50,2’lik bir paya sahip olduğu anlamına geliyor. İkinci sırada %13,8’lik pay ile Güney Kore bulunurken, Japonya %9 ile üçüncü sırada yer alıyor. Çinli şirketler ise %7,2’lik bir dilime sahip.

Intel, Nvidia ve Qualcomm ABD’nin en büyük oyuncuları

Amerikan yarı iletken pazarındaki lider şirketler arasında IntelNvidia ve Qualcomm öne çıkıyor. Intel2023 mali yılında 54,22 milyar dolar gelir elde ederken, Nvidia 2024 mali yılında 60,9 milyar dolar gelir açıkladı. Qualcommise 2023 mali yılında 35,82 milyar dolar gelir elde etti. Bu üç dev şirket, ABD’nin yarı iletken gelirlerinin %57’sinikontrol ederek, ülkenin küresel pazardaki gücünü pekiştiriyor.

2023 yılında ABD, toplam 52,7 milyar dolarlık çip ihracatı gerçekleştirdi. Yarı iletken gelirleri, rafine petrol, ham petrol, uçak, doğal gaz ve otomobillerin ardından ülkenin altıncı en büyük ihracat kategorisi olarak öne çıkıyor.

Intel TSMC ile rekabete hazırlanıyor

Uzun yıllar yarı iletken üretim teknolojilerinde lider olan Intel, son dönemde bu alandaki liderliğini Tayvan merkezli TSMC’ye kaptırmış durumda. Ancak, Intel’in gelişmiş çip üretim teknolojilerine yaptığı milyarlarca dolarlık yatırımların, şirketi yeniden TSMC ile rekabet edebilecek konuma getirmesi bekleniyor. Nvidia, Qualcomm, AMD ve Broadcom gibi devlerin başarısı sayesinde ABD’nin sektördeki üstünlüğünü uzun bir süre daha koruması öngörülüyor.

ABD, yarı iletken sektöründeki bu güçlü konumuyla, teknoloji dünyasındaki hakimiyetini sürdürmeye devam ediyor.

Robot baristalar endüstriyi dönüştürüyor

0

Hi-Dolphin Robot Technology’nin kurucusu Philip Han, yenilikçi robotik kahve büfelerinin insanların günlük kahvelerinin tadını çıkarma şeklini değiştirebileceğine inanıyor. Robot baristalar teknolojisi sayesinde, 2018 yılında kurulan şirket, tamamen otomatik kahve yapma deneyimi sunan bağımsız bir robotik kahve kiosku olan “Cofe+”ı geliştirdi.

Robot baristalar endüstriyel dönüşüm yapıyor

Cofe+, daha düşük işletme maliyeti, minimum bakım gerektirmesi ve sürekli aynı kalitede kahve sağlaması gibi birçok avantaj sunuyor. Bu küçük kahve büfesi çeşitli seçenekler sunuyor. Müşterilere iki kahve çekirdeği, iki fincan boyutu ve üç sıcaklık seçeneği (soğuk, sıcak ve buzlu) seçeneği sunuyor. Ayrıca, müşteriler kahvelerinin sertliği, sıcaklığı, tatlılığı ve buz seviyesi üzerinde tam kontrole sahiptir. Bu yeni nesil robot barista, 50’den fazla lezzeti servis etme potansiyeline sahiptir.

İlginçtir ki, tüm kurulum 2.5 metrekarenin altında bir alan kaplıyor ve yaklaşık 800 kg ağırlığında. Ayrıca, hafta boyunca 24 saat çalışabiliyor. Standın odak noktası, fincanları doldurmaktan müşterilere teslim etmeye kadar tüm kahve yapma sürecini gerçekleştiren “dört eksenli robotik kol”dur. Robot, sürecin her adımını hassasiyet ve verimlilikle gerçekleştiriyor.

South China Morning Post’a göre , kioskun otomasyonu yaklaşık 50 saniyelik bir demleme süresiyle hızlı kahve hazırlamaya olanak sağlıyor. Kioskun günlük kapasitesi yaklaşık 300 içecek. Cofe+ temiz ve hijyeniktir. Camla çevrilidir ve böceklere ve bakterilere karşı dahili korumaya sahiptir. Ayrıca kendi kendini temizleme özelliğine sahiptir ve sütü sabit bir sıcaklıkta tutar.

Web sistesinde: “COFE+ robot kahve kiosku sterilizasyon ve toz giderme için tamamen kapalıdır, akıllıca dezenfekte eder ve temizler ve günde 24 saat çalışır. Tek bir dolumla sürekli olarak 200-300 fincan üretebilir ve günde yalnızca 30 dakikalık bakım gerektirir” ifadeleri yer aldı. Şirket, robotik kahve kiosklarını kullanmanın birincil avantajı olarak maliyet tasarrufunu vurguluyor. Hi-Dolphin, tamamen otomatik bir kabin işletmenin geleneksel bir kahve dükkanı işletmekten yaklaşık yüzde 90 daha az masraflı olduğunu iddia ediyor.

HVAC sistemleri enerji üretebilir mi?

0

Isıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) sistemlerinin temiz elektrik enerjisi üretme yeteneği yakın zamanda yapılan bir çalışmada araştırıldı. İspanya’daki Madrid Uzaktan Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu yaygın olarak kullanılan sistemler tarafından üretilen hava akımlarının insan yapımı bir rüzgar kaynağı olarak verimli bir şekilde kullanılma olasılığını araştırdı.

HVAC sistemleri enerji üretme potansiyeli taşıyor mu?

Ekip, küçük boyutu, hafifliği ve 9 kW’lık nominal gücü nedeniyle rüzgar akış modelini inceledikten sonra dikey bir rüzgar türbini jeneratörü üzerinde karar kıldı. Bu da onu HVAC sistemlerine kurulum için mükemmel hale getiriyor. Sonuçlar, Kolombiya’daki bir veri merkezinde test edilen konseptin tek bir konumdan yılda yaklaşık 468 MWh üretebileceğini gösterdi.

Yapay rüzgar akımlarından elektrik üretmek için hangi hava akımlarının uygun olduğunu ilk önce belirlemek kritik önem taşıyor. Denizde hareket eden gemilerden, demiryollarından ve HVAC sistemlerinden gelen hava -hepsi sabit hava akımı sağlıyor. Bu akımların enerji potansiyelini değerlendirmek için, özellikle rüzgar yönü ve hızına vurgu yapılarak veri toplama esas. Bu değişkenler, rüzgar koşullarını değerlendirmek için hava istasyonları ve anemometreler tarafından zaman içinde ölçülür. Hava akımının uygulanabilirliği, ortalama rüzgar hızı ve dağılımını içeren istatistiksel analiz yardımıyla değerlendirilir.

Ağırlık, gürültü seviyeleri, dayanıklılık ve tip (dikey veya yatay) gibi faktörleri hesaba katarak uygun rüzgar türbinini seçmek de esastır. Türbinin güç eğrisi ve rüzgar hızının frekans dağılımı, yılda kaç saat çalıştığını hesaba katarak enerji üretimini hesaplamak için kullanılır. Vaka çalışması Kolombiya’daki bir veri merkezini incelemektedir. Her biri sekiz EC-FAN fanıyla donatılmış üç Liebert HPC-M soğutucuya sahiptir. 480 V ve 900 rpm’de çalışan bu fanlar, tesisin bilgisayar ekipmanını soğutmak için sürekli dikey hava akışı sağladı.

İki soğutucu sürekli çalışırken, üçüncüsü bekleme modundadır ve haftada bir döner. 900 mm kanatlara ve 2.4 kW güce sahip fanlar, ideal çalışma sıcaklıklarını korumak için ısıyı dışarı atarak verimli 7/24 veri merkezi operasyonları sağladı. Araştırmacılara göre, çeşitli yatay ve dikey eksenli küçük rüzgar türbinleri mevcuttur, ancak soğutucunun ekipmanından gözlemlenen tutarlı rüzgar yönü, çevresel türbülansla birleşince, dikey eksenli bir rüzgar türbini seçimine yol açtı.

NVIDIA’nın yeni Blackwell çiplerine rekor talep!

NVIDIA CEO’su Jensen Huang, şirketin yeni nesil Blackwell AI çipleri için rekor düzeyde bir talep olduğunu açıkladı. CNBC’ye verdiği röportajda Huang, bu çiplerin inanılmaz bir hızla üretildiğini ve müşterilerin bu teknolojilere sahip olabilmek için adeta sıraya girdiklerini belirtti. Hatta bu yoğun talebi tanımlamak için “çılgınca” ifadesini kullanan Huang, Blackwell çipleri piyasaya sürülmeden önce bile büyük bir heyecan dalgası yarattıklarını ifade etti.

Peki, bu Blackwell AI çipleri neden teknoloji dünyasında bu kadar büyük bir yankı uyandırdı? Yeni nesil çipler, tam 208 milyar transistör içeriyor ve gelişmiş üretim teknolojisi olan TSMC’nin 4NP süreci ile üretiliyor. Bu süreç, çiplerin performansını artırırken aynı zamanda enerji verimliliği sağlıyor, bu da onları sektördeki en güçlü ve verimli yapay zeka çiplerinden biri haline getiriyor. Bu teknolojik atılım, özellikle yapay zeka uygulamalarında büyük bir sıçrama yapmayı mümkün kılacak.

Blackwell çiplerinin sunduğu en önemli avantajlardan biri, yapay zeka ve makine öğrenimi gibi yoğun işlem gücü gerektiren alanlarda sağladığı üstün performans. Çipler, yapay zeka modellerinin daha hızlı ve verimli bir şekilde eğitilmesini sağlayarak büyük veri işlemede devrim niteliğinde bir adım atacak. Bu özellikler, başta büyük teknoloji şirketleri olmak üzere birçok sektörün dikkatini çekmiş durumda.

NVIDIA’nın üretim planları ve büyük gelir beklentisi

NVIDIA, 2024’ün son çeyreğinde 450 bin adet Blackwell çipi piyasaya sürmeyi planlıyor. Şirket, bu çiplerin satışlarından yaklaşık 10 milyar dolar gibi devasa bir gelir elde etmeyi hedefliyor. Jensen Huang, talebin bu kadar yüksek olmasının üretim hızını da artırmalarını zorunlu kıldığını vurguladı. NVIDIA, çiplerin sevkiyatını hızlandırmak için üretim hatlarını genişletiyor ve tedarik zincirini optimize ediyor.

Yapay zeka alanında zaten lider konumda olan NVIDIABlackwell çipleri ile bu pozisyonunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Çiplerin sunduğu üstün performans ve verimlilik, birçok şirketin büyük ölçekli yapay zeka projelerinde bu çiplere yönelmesine neden oldu. Özellikle veri merkezleribulut bilişim ve otomasyon teknolojileri gibi kritik sektörlerde büyük bir talep bekleniyor.

Yeni bir dönemin kapıları aralanıyor

NVIDIA Blackwell çipleri, sadece mevcut teknolojileri geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda geleceğin teknolojilerini şekillendirecek bir platform sunuyor. Yapay zeka devrimi olarak adlandırılan bu yeni dönemde, Blackwell çipleriylegeliştirilen sistemlerin, otonom araçlardan akıllı şehir altyapılarına kadar geniş bir yelpazede devrim yaratacağı düşünülüyor. Teknoloji uzmanları, bu çiplerin sektör için yeni bir standart oluşturacağına ve yeni bir teknolojik çağın kapılarını aralayacağına kesin gözüyle bakıyor.

Huang, bu çiplerin kısa süre içinde teknoloji dünyasında büyük bir dönüşüm yaratacağını vurgularken, NVIDIA’nın bu yeni nesil çiplerle uzun vadede yapay zeka liderliğini sürdüreceğini belirtti. Blackwell çipleri, sadece NVIDIA’nındeğil, yapay zeka dünyasının da dönüm noktası olarak görülüyor.

Meta, dolandırıcılıkla mücadele için bankalarla işbirliği yapacak!

Meta, Dolandırıcılık İstihbarat Karşılıklı Değişim (FIRE) programını genişleterek İngiltere bankalarının sosyal medya deviyle doğrudan bilgi paylaşmasını mümkün kılmayı hedefliyor. Bu sayede, dolandırıcı hesapları tespit etmek ve koordine dolandırıcılık şemalarını ortadan kaldırmak mümkün olacak.

Meta, bu teknolojinin İngiltere’deki çeşitli bankalarla test edildiğini belirtti. Örneğin, İngiliz bankalarından NatWest ve Metro Bank’ın sağladığı veriler sayesinde, hem İngiltere hem de ABD’de konser biletleri dolandırıcılığı ağına dahil olan 20.000 hesap kapatıldı. Şu anda NatWest ve Metro Bank, veri paylaşım anlaşmasına dahil olan tek İngiltere bankası; ilerleyen süreçte daha fazla bankanın katılması planlanıyor.

Meta’nın Küresel Dolandırıcılıkla Mücadele Başkanı Nathaniel Gleicher, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Bu çalışma, dolandırıcıların yönettiği binlerce hesabı kapatmamızı sağladı ve bankaların ve platformların birlikte çalışmasının bu toplumsal sorunu çözmedeki önemini gösterdi.” dedi. Gleicher, ayrıca, “Bu suçlularla ancak birlikte çalışarak ve dolandırıcılıkla ilgili bilgileri paylaşarak mücadele edebiliriz. Finansal kurumlar bize benzersiz bilgiler sağlayabilir ve biz de bu verileri sistemlerimizi eğitmek için kullanarak daha fazla dolandırıcılıkla mücadele edebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Meta, uzun süredir İngiltere bankalarından platformlarında dolandırıcıların faaliyetlerine karşı daha fazla önlem alması yönünde talepler alıyor. 2022 yılında, Goldman Sachs destekli İngiliz dijital banka Starling, Meta’nın finansal dolandırıcılık reklamlarını yeterince engellemediği endişesiyle Meta’nın platformlarından reklamlarını çekti ve boykot etti.

Brezilya elektronik dolandırıcılık

Meta’nın uygulamaları, kullanıcıları paralarını çalmaya yönelik çeşitli dolandırıcılık girişimleriyle sıkça kötüye kullanılıyor. En yaygın dolandırıcılık türlerinden biri, sahte bireyler veya hizmet satan işletmeler olarak kendini tanıtan dolandırıcıların kullanıcılardan para istemesiyle gerçekleşen yetkilendirilmiş ödeme dolandırıcılığıdır.

Meta, finansal dolandırıcılık tanıtımlarını, yüksek getiri vaat eden veya gerçekçi olmayan sonuçlar sunan reklamları yasaklayan politikalar uyguluyor. Şirket, bu tür dolandırıcılık faaliyetlerini önlemek için bankalarla iş birliğini artırmayı ve kullanıcı güvenliğini sağlamayı sürdürüyor.

Android 16 beklenenden çok daha erken gelebilir!

Google, her yıl yeni bir Android sürümü piyasaya sürmeye devam ederken, bir sonraki büyük güncelleme olan Android 16 için heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Son çıkan bilgilere göre, bu yeni sürüm beklenenden çok daha erkenyayınlanabilir. Geçmişte Android 16’nın “Baklava” kod adıyla anılacağı belirtilmişti ve şimdi güncellemenin çıkış tarihi hakkında bazı ipuçları ortaya çıktı.

Android 16’nın çıkış tarihi sızdırıldı

Normalde Google, yeni Android güncellemelerini Ağustos ile Kasım ayları arasında tanıtıyor. Ancak Android 16 ile bu düzen değişebilir. Son raporlara göre, Android 15’in Uyumluluk Tanımlama Belgesi’nde “25Q2” ve “25Q2/Android W” gibi bilgiler yer alıyor. Bu da Android 16’nın 2025’in ikinci çeyreğinde, yani Nisan-Haziran ayları arasında piyasaya sürülebileceğine işaret ediyor.

Android 16 daha erken gelebilir

Eğer Android 16 bu tarihlerde çıkarsa, Google, donanım lansmanları için tekrar Ağustos ayına dönebilir. Bu durumda Pixel 10 serisi, kutudan çıktığında Android 16 ile piyasaya sürülecek. Erken çıkış tarihi, Google’ın Android cihazlarına, Apple‘ın yıllık iOS güncellemeleri karşısında bir avantaj sağlayabilir. Ancak geçmişte yaşanan Android 14 ve Android 15’teki gecikmeler göz önüne alındığında, Android 16‘nın da benzer bir kaderi paylaşması ihtimal dahilinde.

Android 16

Sonuç olarak, Google’ın Android 16’yı 2025’in Haziran ayı sonuna kadar piyasaya sürmesi bekleniyor. Android 15 ise kısa süre içinde Pixel kullanıcıları için kullanıma sunulacak ve diğer büyük üreticiler de (Samsung, Honor, OnePlus) bu güncellemeyi yakında cihazlarına getirecek.