Goliath P1 pili termal kaçakları önleyecek!

0

İngiltere merkezli startup Ilika tarafından geliştirilen Goliath P1 adlı prototip katı hal pili, önemli faydaları ve etkileri nedeniyle elektrikli araç (EV) sektöründe yankı uyandırdı. Pil, çivi delme testi olarak bilinen önemli bir güvenlik testini geçerek büyük bir atılım gerçekleştirdi.

Goliath P1 pili daha güvenli kullanım sağlıyor

Bu test, geleneksel lityum iyon pillerin, sıvı elektrolitler kullanarak patlama veya alev alma olasılığı bulunan tehlikeli termal kaçak durumuna yol açan felaket niteliğindeki bir olayı simüle ediyor. Şirket, basın açıklamasında, “Çivi delme testlerinde P1 hücreleri ne patladı ne de alev aldı, dışarıdaki sıcaklık 80°C’nin altında kaldı” dedi. Ayrıca Goliath P1, geleneksel lityum iyon pillerin bozulması durumunda tipik olarak ortaya çıkan tehlikeli şişme, yırtılma, patlama veya yangın gibi durumları da göstermedi.

Elektrikli araç (EV) pil güvenliğini iyileştirmeye odaklanan İngiltere Safebatt Projesi’nin lideri Dr. James Robinson, bu sonuçlardan duyduğu heyecanı dile getirdi. Robinson, “Hala yapılması gereken daha fazla test olmasına rağmen, bu hücre tipi için tırnak penetrasyon testlerinin, geleneksel son teknoloji hücrelere kıyasla doğal bir güvenlik avantajı olduğu görülüyor” diye belirtti. Katı hal pilleri, daha güvenli ve daha verimli elektrikli araçlar arayışında umut vadeden bir teknoloji olarak ortaya çıkıyor. Dünya NetZero emisyonlarına doğru ilerlerken, EV’lerin bu geçişte olmazsa olmaz olması bekleniyor.

Gelişmiş güvenlik ve yüksek enerji yoğunluğuyla bilinen katı hal pilleri, elektrikli araç sektörünü dönüştürme potansiyeline sahip. Ilika’nın başarılı çivi delme testiyle gösterdiği gibi, katı hal pillerinin içsel güvenliği, geleneksel lityum iyon pillerle bağlantılı önemli endişeleri gideriyor.

Bu artan güvenlik, ekstra koruyucu ambalaj ihtiyacını azaltarak daha basit pil takımı tasarımlarına yol açabilir. Sonuç olarak, araçlar daha hafif ve daha güvenli hale gelebilir ve daha fazla sürüş menzili olabilir. Bu başarı, Ilika’nın yirmi yıl önce Southampton Üniversitesi’nin araştırmaları sonucunda kurulduğu günden bu yana kaydettiği ilerlemeyi gözler önüne seriyor.

Xiaomi’den sürpriz kapasiteli yeni powerbank!

0

Xiaomi, taşınabilir şarj cihazları segmentindeki yeniliklerine bir yenisini ekledi. Xiaomi’nin yeni powerbank modeli Powerbank 10000 33W, özellikle tasarımı ve entegre kablosu ile dikkat çekiyor. Ancak, model adında belirtilen kapasite, gerçek performansla örtüşmüyor. Powerbank 10000 33W, isimdeki 10,000mAh kapasitenin aksine, 5,500mAh kapasite sunuyor. Buna rağmen, 33W hızlı şarj desteği ile güçlü bir performans vaat ediyor ve bu, Xiaomi’nin son dönemdeki ürün stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Xiaomi’nin daha önce piyasaya sürdüğü Power Bank 25000 212W modelinde de benzer bir durum yaşanmış, beklenen kapasitenin altında bir performans sergilemişti; bu model 14,000mAh kapasite sunmuştu. Yeni Xiaomi’nin yeni powerbank modeli Powerbank 10000 33W modelinin bu stratejiyi sürdürdüğü görülüyor.

Yeni modelin entegre kablosu en dikkat çekici özelliklerden biri. Bu kablo, kullanılmadığında cihaza gömülebiliyor ve bileklik olarak da kullanılabiliyor. Bu tasarım, kullanıcıların sıkça kaybolan kablolar sorununa pratik bir çözüm getiriyor. Ancak, entegre kablonun hasar görmesi durumunda değiştirilmesinin mümkün olmaması, cihazın kullanım ömrünü etkileyebilir ve bu bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir.

Powerbank 10000 33W, standart USB-C portu ile 22.5W güce kadar şarj imkanı sunuyor. Bu port, birden fazla cihazı aynı anda şarj ederken akıllı güç dağıtımı özelliğini devreye sokuyor. Ancak, ana USB-C portunun bozulması durumunda, sadece bu portla sınırlı kalmak gerekebilir ve başka bir USB-C portunun şarj işlevi hakkında belirsizlikler bulunuyor.

Cihaz, 33W maksimum şarj hızı sunarak, Xiaomi 14 Pro modelini sadece 30 dakikada %51 oranında şarj edebiliyor. Ayrıca, düşük akımlı cihazlar için düşük akım modu ve yaygın hızlı şarj protokollerinden PD 3.0 ve QC 3.0 desteği sağlanıyor. Bu özellikler, kullanıcıların farklı cihazlarını hızlı ve verimli bir şekilde şarj etmelerini mümkün kılıyor. Xiaomi’nin yeni powerbank modeli bu açıdan oldukça etkileyici.

Tasarım açısından, Xiaomi’nin yeni powerbank modeli Powerbank 10000 33W oldukça kompakt ve hafif bir yapıya sahip. Cihaz, 3.2 x 2.6 x 1.0 inç boyutlarında ve derin uzay mavisi ile hafif kahverengi olmak üzere iki renk seçeneği sunuyor. Fiyatı ise 19 dolarolarak belirlenmiş, bu da cihazın uygun fiyatlı bir seçenek olduğunu gösteriyor. Xiaomi’nin bu yeni modelle kullanıcıların taşınabilir şarj ihtiyacını karşılamayı hedeflediği anlaşılıyor.

Ay’da aktif yanardağlar olabilir! Peki neden?

0

Çin’in Chang’e 5 görevinden elde edilen veriler, Ay’da hala aktif volkanik faaliyetlerin olabileceğine dair çarpıcı bulgular sundu. 2020 yılında Ay’dan getirilen numunelerde tespit edilen küçük cam boncuklar, Ay’ın yüzeyinde yakın geçmişte volkanik aktiviteler yaşandığını gösteriyor. Bu keşif, Ay’ın jeolojik evrimi hakkında var olan bilgileri yeniden gözden geçirmemizi gerektiriyor.

Ay’da hala aktif yanardağlar mevcut olabilir

Chang’e 5 misyonunun topladığı 1,7 gramlık Ay toprağında bulunan küçük cam boncuklar, volkanik kökenli olabilir. Bu boncuklar, volkanik lav fıskiyeleri sonucu oluşmuş olabilir ve 20 ila 400 mikron arasında değişen boyutlara sahip. Bu tür boncuklar daha önce de bulunmuştu, ancak bu bulguların yaşı yaklaşık 123 milyon yıl öncesine tarihleniyor. Bu, Ay’ın çok daha yakın bir tarihte volkanik patlamalar yaşadığını gösteriyor ve bu bulgular, Ay’ın tamamen “ölü” bir gök cismi olmadığına işaret ediyor.

Ay'da hala aktif yanardağlar mevcut olabilir. İşte son dönemde konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…
Ay’da hala aktif yanardağlar mevcut olabilir.

Ay’ın iç yapısının 4,5 milyar yıl önceki oluşumundan bu yana soğuması ve volkanik aktivitelerin sona ermesi bekleniyordu. Ancak, bu cam boncuklarda yüksek oranda nadir toprak elementleri ve toryum bulunması, Ay’ın iç yapısında yerel çapta kayaların erimesine neden olabilecek ısı kaynaklarına sahip olabileceğini düşündürüyor. Bu elementler radyoaktif bozunma yoluyla ısı üretiyor ve bu, Ay’ın mantosunda volkanik aktiviteye neden olabilecek bir sıcaklık kaynağı olabileceğini gösteriyor.

Ay’daki volkanik aktivitelerle ilgili bu yeni bulgular, mevcut jeolojik modelleri yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor. Eğer Ay’ın iç yapısında hala sıcaklık kaynakları varsa, bu, Ay’ın jeolojik geçmişine dair bildiklerimizi önemli ölçüde değiştirebilir.

Bu bulgular, Ay’daki potansiyel volkanik aktivitelerin devam edebileceği ve bu durumun Ay yüzeyindeki yapılacak keşifler için önemli olabileceğini gösteriyor. Ay’da gelecekte kurulacak üsler, belki de bu yerel ısı kaynaklarından yararlanabilir. Ayrıca, bu bilgiler, Ay’ın yapısal dinamiklerini ve iç süreçlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Chang’e 5’in bulguları, Ay’ın düşündüğümüz kadar “ölü” olmadığını ve belki de hâlâ zaman zaman volkanik faaliyetler yaşandığını gösteriyor. Bu keşifler, Ay’ın jeolojik geçmişini anlamamızda önemli bir adım olabilir ve gelecekteki uzay araştırmaları için yeni fırsatlar sunabilir.

Avrupa Birliği’nden, Apple ve Google’a dev ceza!

0

Avrupa Adalet Divanı, Apple ve Google’a yönelik milyarlarca euroluk para cezasını onaylayarak iki teknoloji devine karşı AB’nin verdiği en büyük rekabet davalarından birini sonuçlandırdı. Bu kararlar, Avrupa Birliği’nin teknoloji devlerine karşı daha katı rekabet politikaları uyguladığını ve küresel teknoloji piyasalarında şeffaflık ile adil rekabetin sağlanmasına yönelik önemli adımlar attığını gösteriyor.

Avrupa Birliği’nden, Apple ve Google’a büyük ceza!

Apple, Avrupa Komisyonu’nun 2016 yılında aldığı kararla, İrlanda hükümeti tarafından sağlanan vergi avantajları nedeniyle 13 milyar euro vergi borcu ödemekle yükümlü kılındı. Apple, uzun süre boyunca İrlanda’daki düşük vergi oranlarından faydalanarak Avrupa’daki gelirlerini minimal vergi ödemeleriyle yönetti. Ancak Avrupa Komisyonu, bu durumun Apple’a haksız bir avantaj sağladığını ve AB rekabet kurallarına aykırı olduğunu belirtti. İrlanda’nın Apple’a yasa dışı yardımda bulunduğu gerekçesiyle bu yardımın geri alınması gerektiğine karar verdi.

Apple, bu karara itiraz etmiş ve dava Avrupa Adalet Divanı’na taşınmıştı. Mahkeme, nihai kararı vererek Apple’ın 13 milyar euroyu İrlanda’ya geri ödemesi gerektiğini onayladı. Bu karar, teknoloji devlerine yönelik AB’nin vergi ve rekabet politikalarının ne kadar ciddi olduğunu gösteren önemli bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca bu ceza, Apple’ın Avrupa’daki operasyonları üzerinde önemli bir mali etki yaratabilir.

Google ise 2017 yılında, kendi karşılaştırma alışveriş hizmetine ayrıcalık tanıyarak rekabeti kötüye kullandığı gerekçesiyle Avrupa Komisyonu tarafından 2,4 milyar euro para cezasına çarptırıldı. Google, arama sonuçlarında kendi alışveriş servisine daha fazla görünürlük sağlarken rakip hizmetlerin sıralamalarını düşürdü ve bu, AB tarafından “hakim konumun kötüye kullanılması” olarak değerlendirildi.

Google, cezaya itiraz ederek davayı Avrupa Adalet Divanı’na taşıdı. Ancak mahkeme, Google’ın bu itirazını reddederek Komisyon’un 2,4 milyar euroluk cezasını onayladı. Bu dava, Google’ın AB’deki faaliyetlerinin nasıl incelendiğini ve şirketin Avrupa’daki rekabet ortamına yönelik ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Bu kararlar, AB’nin teknoloji devlerine karşı yürüttüğü sıkı denetim ve rekabet politikalarının önemli bir zaferi olarak değerlendiriliyor. Özellikle AB Rekabet Kurulu Başkanı Margrethe Vestager’in görev süresi boyunca Apple, Google ve diğer teknoloji devlerine yönelik açılan davalar, AB’nin dijital ekonomiyi dengelemek ve büyük şirketlerin rekabet kurallarına uymasını sağlamak için attığı sert adımların bir parçasıydı. Vestager’in başkanlığı döneminde alınan bu kararlar, AB’nin teknoloji şirketlerine karşı duruşunu güçlendiriyor ve bu tür cezaların gelecekte diğer büyük şirketlere de uygulanabileceği sinyalini veriyor.

Bu cezalar, küresel teknoloji pazarında daha adil bir rekabet ortamı yaratma çabalarının sadece bir başlangıcı olarak görülüyor ve büyük teknoloji şirketleri için bir dönüm noktası niteliği taşıyor.

Bu ekranlar giyilebiliyor!

0

LG, Seul Moda Haftası’nda modanın ve giyilebilir teknolojinin geleceğini şekillendirecek bir yeniliğe imza attı. Şirketin ekran birimi olan LG Display, esnek ve giyilebilir ekranlardan oluşan yeni serisini moda severlerin beğenisine sundu. Bu yenilik, özellikle tasarım dünyasında büyük yankı uyandırdı.

Tanıtılan esnek ekranlar, giysilere entegre edilerek tasarımcılar Youn-Hee Park ve Chung-Chung Lee tarafından yaratılan parçalar üzerinde sergilendi. Kıyafetlerin ön kısmına, kollara ve çantalara yerleştirilen ekranlar, modeller tarafından podyumda taşındı. Ekranların ince, hafif ve bükülebilir yapısı, hem estetik hem de işlevsellik açısından moda dünyasına yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyor.

LG Display, ilk olarak 2022 yılında tanıttığı esnek prototip ekranlarla dikkatleri üzerine çekmişti. 12 ila 14 inçboyutlarında olan bu ekranlar, 100 ppi piksel yoğunluğu ile normal bir monitör seviyesinde netlik sunarken, tam renk spektrumunu gösterebiliyor. Bu teknoloji, moda dünyasında devrim yaratacak bir adım olarak görülüyor.

Projeye Güney Kore hükümeti öncülük etti ve 2020 yılında esnek ekranların ticari potansiyelini araştırmak amacıyla başlatıldı. LG Display, proje lideri olarak seçildi ve o tarihten bu yana eğitim kurumları ve sanayi iş birlikleriyle çalışmalarını sürdürdü. Şirket, bu yıl içinde projeyi tamamlamadan önce ekran teknolojilerinde daha da gelişme sağlamayı hedefliyor.

Moda ve teknolojinin birleştiği bu yeni dönem, esnek ekranların günlük hayata nasıl entegre edileceği konusunda önemli ipuçları veriyor. LG‘nin bu yeniliği, hem teknoloji hem de moda sektöründe büyük bir devrim yaratma potansiyeline sahip.

BMW hareketsiz rüzgar enerjisi için çalışıyor

BMW Group, İngiltere’nin ilk hareketsiz rüzgar enerjisi sistemini Oxford’daki Mini üretim tesisinde tanıttı. Aeromine Technologies ile iş birliği içinde geliştirilen bu çığır açıcı proje, görünür hareketli parçalar olmadan güç üreten yenilikçi, düşük etkili bir tasarımla temiz enerji üretmeyi amaçlıyor. Bu pilot proje, teknolojinin dünya çapındaki BMW tesislerinde ve Birleşik Krallık’taki ticari binalarda enerji verimliliğini artırma potansiyelini test edecek. Bu deneme, BMW’nin ihtiyaçları için yeni teknolojiler devreye sokarak bir girişim müşterisi olarak hareket ederek erken aşamadaki girişimleri destekleyen BMW Startup Garage’ın bir parçası.

BMW hareketsiz rüzgar enerjisi sistemi

Aeromine Technologies’e göre, rüzgar enerjisi üniteleri rüzgar enerjisini benzersiz bir şekilde yakalamak için tasarlanmış yenilikçi dikey kanat profillerine sahip. Binaların kenarına konumlandırılan ve hakim rüzgarlarla hizalanan sistem, kanat benzeri kanat profillerinin yarattığı vakum etkisiyle elektrik üretiyor. Geleneksel rüzgar türbinlerinin aksine, Aeromine tasarımı kanatsız ve yaban hayatı da dahil olmak üzere gürültüyü, titreşimleri ve çevresel etkiyi en aza indiriyor.

BMW Group Real Estate Management’ta Ekip Lideri İnovasyon olan Carmen Gargioni: “Bu yeni teknoloji, BMW’nin enerji açısından verimli çözümler arayışında önemli bir adımdır. BMW Startup Garage, startup’ları iş birimlerimizle bir araya getirerek ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek yenilikçi fikirleri keşfetmemizi sağlıyor” dedi.

Hareketsiz rüzgar enerjisi ünitesi, Mini Plant Oxford’daki mevcut güneş enerjisi altyapısını tamamlıyor. Tesis, son on yıldır İngiltere’nin en büyük çatı üstü güneş çiftliklerinden birine ev sahipliği yapıyor ve 11.000’den fazla panel yılda 850 eve yetecek kadar elektrik üretiyor. Ancak, kış aylarında ve geceleri güneş panelleri daha az etkili oluyor ve Aeromine’ın rüzgar enerjisi ünitesi tam da burada devreye giriyor ve rüzgar koşulları optimum olduğunda yenilenebilir enerji üretmeye devam ediyor.

BMW Group Real Estate Europe Sürdürülebilirlik Yönetimi Proje Yöneticisi Urs Sambale, “Pilot proje, yenilenebilir enerji çabalarımıza küçük ama heyecan verici bir katkı sağlıyor. Bu hareketsiz rüzgar enerjisi sisteminin BMW Group tesislerinde temiz enerji üretimine nasıl katkıda bulunabileceğini görmek için sabırsızlanıyoruz” dedi.

ABD, Çin’e karşı yeni ihracat kısıtlamaları getiriyor!

ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabeti giderek derinleşirken, ABD yönetimi Çin’e yönelik yeni ihracat kısıtlamaları getirdi. Bu kısıtlamalar, özellikle yarı iletkenler, kuantum bilgisayarlar, yapay zeka uygulamaları için kullanılan çipler ve bazı metal alaşımları gibi stratejik alanlardaki ürünleri hedef alıyor.

ABD ile Çin arasındaki gerilim büyümeye devam ediyor

ABD Ticaret Bakanlığı’nın bu adımı, ulusal güvenlik ve dış politika gerekçeleriyle açıklanırken, Japonya ve Hollanda gibi müttefiklerle koordineli olarak alındığı belirtildi. Çin’in bu teknolojilerde ilerlemesini sınırlamayı amaçlayan kısıtlamalar, daha fazla ülkenin benzer adımlar atmasını teşvik edecek şekilde tasarlandı.

ABD ile Çin arasındaki gerilim büyümeye devam ediyor. İşte çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

Yeni ihracat kontrolleri, Çin’in teknolojik gelişimini zora sokarken, küresel yarı iletken pazarında da dalgalanmalara neden oluyor. Özellikle Çin, yapay zeka ve çip üretimi alanında kaydettiği ilerlemelere rağmen, Tayvan merkezli TSMC’nin teknolojik gelişiminin üç yıl gerisinde kaldı.

Huawei, ABD yaptırımlarından rekor karla çıktı!

Buna rağmen ABD’nin uyguladığı kısıtlamalar, uluslararası arenada çeşitli tepkilere yol açtı. Hollandalı çip üreticisi ASML gibi bazı şirketler, bu kısıtlamaların ekonomik çıkarları olumsuz etkilediğini savunuyor. Çin ise bu kısıtlamaların adil rekabeti engellediğini ve küresel tedarik zincirine zarar verdiğini öne sürüyor.

ABD’nin müttefikleri arasında da bu konuda farklı yaklaşımlar bulunuyor. Hollanda, yarı iletken ihracat kurallarını sıkılaştırma kararı alırken, Güney Kore ABD’nin bu kısıtlamalarına daha fazla teşvikle uyum sağlaması gerektiğini vurguladı. Çin, bu kısıtlamaların teknoloji savaşında haksız bir avantaj sağladığını ve rekabeti baltaladığını dile getiriyor.

Super App pazarı hızla büyümeye devam ediyor!

0

Super App’lerin hızla büyüyen pazarı, 2023 yılında dijital ekonomiye yaklaşık 76 milyar dolarlık katkı sağladı ve 2032 yılına kadar bu rakamın 714 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Super App’ler, kullanıcıların tek bir uygulama üzerinden finans, ödeme, ulaşım gibi birçok işlemi gerçekleştirmesine olanak tanıyan platformlar olarak öne çıkıyor. İşte çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

Super App pazarı büyük bir hızla büyüyor

Özellikle Türkiye, Super App ekosisteminde önemli bir rol üstleniyor. İstanbul Senin gibi yerel uygulamalar, şehir hizmetlerinden finansal işlemlere kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak bu pazara katkı sağlıyor.

Super App pazarı büyük bir hızla büyüyor.
Super App pazarı büyük bir hızla büyüyor.

Almanya merkezli Türk teknoloji şirketi KOBIL, Super App ekosisteminde öncü konumda yer alıyor ve bu uygulamaların güvenlik gereksinimlerine büyük önem veriyor. KOBIL’in CEO’su İsmet Koyun, Super App’lerin güvenlik altyapısının siber tehditlere karşı koruma sağlayarak güvenliği en üst düzeye çıkarması gerektiğini vurguluyor.

2027’ye kadar dünya nüfusunun yarısının birden fazla Super App kullanacağı tahmin ediliyor. Super App’lerin yaygınlaşmasıyla birlikte güvenlik önlemlerinin artırılması, dijital dünyada kritik bir konu haline geliyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Super App pazarının geleceği ne olacak? Siz güncel olarak hangi Super App’ları kullanıyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Veri merkezleri uzaktan izlenebiliyor ve yönetilebiliyor

Yapay zeka destekli iş yükleri ağın uç noktalarına yöneldikçe, uzak lokasyonlardaki veri merkezlerinin operasyonlarını sorunsuz ve verimli bir şekilde yönetebilmek için izleme gereksinimleri de giderek artıyor. Kritik dijital altyapı ve süreklilik çözümlerinin küresel sağlayıcısı Vertiv, bu talebi desteklemek amacıyla, bulut bağlantılı ve web tabanlı yönetim ve izleme çözümü Vertiv™ Environet™ Connect’i tanıttı. Üreticiden bağımsız bir arayüze sahip olan bu çözüm, farklı lokasyonlardaki veri merkezi altyapı ekipmanlarını uzaktan yönetebilmeyi ve izlemeyi sağlıyor. Environet™ Connect şu anda Avrupa, Orta Doğu, Afrika (EMEA) ve Kuzey Amerika’da kullanılıyor.

Ekipmanların dayanıklılığını ve verimliliğini artırıyor

Vertiv™ Environet™ Connec

Uzak lokasyonlardaki Vertiv ekipmanlarının kurulumunu hızlandıran Environet Connect, ağ yönetim ekipmanlarının toplu yapılandırılmasını sağlarken yazılım güncellemeleriyle ekipmanların dayanıklılığını ve verimliliğini artırıyor. Sistemin izleme özelliği, kritik altyapıların denetimini geliştiriyor ve özelleştirilebilir alarm bildirimleri sağlıyor. Bu çözüm, izleme UPS sistemlerini, kabin güç dağıtım ünitelerini (PDU’lar), aküleri ve termal üniteleri kapsıyor.

Vertiv Yazılım ve Dijital Çözümler Başkan Yardımcısı Wesley Lim, “Edge dağıtımları hızla büyüyor. Büyük dil modelleri, tahmine dayalı analizler ve otonom araçlar gibi yapay zeka uygulamaları, dünyanın geleceğini şekillendirme potansiyeline sahip. Şu anda veri merkezlerinde çalışan bu uygulamalar, gecikmeyi azaltmak ve işlemdeki tıkanıklıkları önlemek için hızla uç noktalara taşınabiliyor. Environet Connect gibi güvenli, kullanıcı dostu ve web tabanlı bir izleme çözümünün devreye alınması, uzak ortamlarda operasyonel görünürlüğü artırarak maksimum verimli bir çalışma süreci sağlıyor” dedi.

Müşteriler ve servis sağlayıcı iş ortakları tarafından erişilebiliyor

Environet Connect, doğrudan müşteriler ve servis sağlayıcı (MSP) iş ortakları tarafından erişilebiliyor. Tüm kullanıcı türlerini destekleyen bu çözüm, aynı anda birden fazla kullanıcıya hizmet vererek iş ortakları ve müşteriler için süreci daha da kolaylaştırıyor. Vertiv, Environet Connect kullanıcı deneyimini iyileştirmek amacıyla yazılım eğitimi, müşteri destek hizmetleri ve varlık yönetimi gibi çeşitli hizmetler sunuyor. Bu hizmetler, teknik destek, donanım yazılımı güncellemeleri, cihaz yapılandırması ve uzaktan izlemeyi içeren kademeli seviyelerde sağlanıyor.

Vertiv, kısa süre önce Yüksek Performanslı Bilgi İşlem (HPC) ve yapay zeka dağıtımları için kapsamlı çözüm portföyü Vertiv™ 360AI’yi tanıttı. Bu çözümler; güç, soğutma, uçtan uca yaşam döngüsü hizmetleri ve dijital yönetim sistemlerini kapsıyor. Vertiv™ Environet™ Connect ise yapay zeka ekosistemindeki bu çözümler için ortak bir arayüz sağlıyor.

Açık deniz hidrojen üretimi için yeni sistem kuruldu!

Enerji sistemlerini karbondan arındırma yarışı ivme kazanıyor. Bu devrimin ön saflarında yer alan umut vadeden bir teknoloji de elektrolizörler kullanılarak üretilen yeşil hidrojen. Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak suyun elektrolize edilmesiyle üretilir. Danimarka’dan Almanya, Macaristan, Namibya ve Portekiz’e kadar dünyanın dört bir yanındaki ülkeler yeşil hidrojen projelerine yatırım yapıyor.

Açık deniz hidrojen üretimi nasıl yapılıyor?

Son gelişmelerden biri olan H2Mare OffgridWind projesi kapsamında Danimarka’da iki elektrolizör bir rüzgar türbinine başarıyla entegre edildi. Bu sistem yakında açık deniz rüzgar türbinlerinde de çoğaltılabilir ve üretim maliyetleri düşürülebilir. Ontras’ın tercüme edilen açıklamasında: “H2 Energy Europe, yeşil hidrojen üretmek için Danimarka’nın Esbjerg kentindeki bir açık deniz rüzgar çiftliğiyle 1 GW elektroliz planlıyor” denildi.

Bunun için Ontras Gastransport ve H2 Energy Europe, Green Octopus Mitteldeutschland (GO!) boru hattı projesi aracılığıyla yeşil hidrojeni taşımak için ortaklık kuruyor.  Uzun vadeli bir hidrojen taşımacılığı girişiminin geliştirilmesini araştırmak üzere bir Mutabakat Zaptı (MoU) imzalandı.

Ontras , Salzgitter, Berlin, Eisenhüttenstadt, Magdeburg ve Leipzig-Halle gibi Alman sanayi bölgelerine  yenilenebilir hidrojen sağlayacak. Sözleşme başlangıçta kimya ve çelik sektörlerine odaklanacak. Hidrojen, CO2 emisyonlarını düşürmede zorluklarla karşılaşan bu endüstrilerin karbondan arındırılmasında hayati bir bileşen olarak görülüyor.

H2 Energy Europe CEO’su Cyril Cabanes: “Danimarka’da planladığımız 1 GW’lık yeşil hidrojen üretim projemizi, Ontras’ın Almanya’daki güçlü gaz ulaşım ağıyla birleştirerek, Avrupa genelinde entegre ve güvenilir bir hidrojen ekonomisinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz” dedi. Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı, temmuz ayında yayımladığı hidrojen ithalat stratejisinde, 2030 yılına kadar hidrojen talebinde büyük bir artış öngörüyor ve yılda 95-130 TWh’ye ulaşacağını belirtiyor.

Federal Hükümet, basın açıklamasında bu talebin yüzde 50-70’inin ithalat yoluyla karşılanmasını öngördüğünü açıkladı. Bu arada diğer şirketler de hidrojen üretim projelerini başlatmak için yarışıyor.  Örneğin, GreenGo Energy, Namibya’da yeşil hidrojen projeleri geliştirmek için iş birliği yaptı. PV dergisine göre , hidrojen üretimi için büyük ölçekli güneş ve rüzgar enerjisi projeleri oluşturmak üzere InnoSun Energy Holdings ile iş birliği yapacaklar. GreenGo Energy’nin, çelik üretiminde yeşil hidrojeni kullanmak için demir madenciliği şirketi Lodestone ile iş birliği yapacağı bildirildi.

Yapay zeka tıbbi görüntülemede hızı artırıyor

0

MIT’nin yeni yapay zekası tıbbi görüntüleri saniyeler içinde parçalara ayırıyor, açıklama süresini yüzde 28 oranında azaltıyor. ScribblePrompt, farklı tıbbi taramalardaki anatomik yapıları etkili bir şekilde vurgulayan ve tıbbi çalışanların ilgi alanlarını ve anormallikleri belirlemesine yardımcı olan etkileşimli bir yapay zeka çerçevesi.

Yapay zeka tıbbi görüntülemede daha iyi sonuçlar sağlıyor

Eğitimsiz bir göz için, MRI veya X-ışını gibi tıbbi bir görüntü, siyah-beyaz şekillerden oluşan kafa karıştırıcı bir koleksiyon olarak görünebilir. Bir tümörün nerede bittiğini ve diğerinin nerede başladığını ayırt etmek zor olabilir. Yapay zeka sistemleri biyolojik yapıların sınırlarını anlayacak şekilde eğitildiğinde, doktorların ve biyomedikal çalışanların hastalıkları ve diğer anormallikleri izlemek istedikleri ilgi bölgelerini segmentlere ayırabilir.

MIT Bilgisayar Bilimi ve Yapay Zeka Laboratuvarı (CSAIL), Massachusetts General Hastanesi (MGH) ve Harvard Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, “ScribblePrompt” çerçevesi adı verilen etkileşimli bir araç geliştirdiler. Bu araç, daha önce hiç görülmemiş türler dahil olmak üzere, sıkıcı veri toplama işlemlerine gerek kalmadan, her türlü tıbbi görüntüyü hızla segmentlere ayırabilir.

Ekip, her bir resmi manuel olarak işaretlemek yerine, kullanıcıların gözlerdeki, hücrelerdeki, beyinlerdeki, kemiklerdeki, ciltteki ve daha birçok yapıdaki MRI’lar, ultrasonlar ve fotoğraflar dahil olmak üzere 50.000’den fazla taramaya nasıl açıklama ekleyeceğini simüle etti.

Ekip, yaygın olarak etiketlenen bölgelere ek olarak, tıbbi araştırmacılar için potansiyel yeni ilgi alanlarını belirlemek ve ScribblePrompt’u bunları segmentlere ayırması için eğitmek amacıyla süper piksel algoritmalarından yararlandı. ScribblePrompt, kullanıcıların gerçek dünya segmentasyon isteklerini ele almak için sentetik veriler hazırladı. Bu sentetik veriler, ScribblePrompt’un kullanıcıların gerçek dünya segmentasyon isteklerini ele almasına yardımcı olacak.

MIT’de doktora öğrencisi olan ve ScribblePrompt ve CSAIL iştiraki hakkında yeni bir makalenin baş yazarı olan Hallee Wong SM ’22: “Yapay zeka, insanların daha üretken bir şekilde iş yapmalarına yardımcı olmak için görüntüleri ve diğer yüksek boyutlu verileri analiz etmede önemli bir potansiyele sahip” dedi.

TikTok’ta ücretsiz İngilizce dersleri başlıyor!

0

TikTok, gençlere yönelik yeni bir eğitim serisini başlatıyor. #TikTokLIVEAcademy çatısı altında başlatılan bu program ile İngilizce, robotik, yapay zeka, blok zinciri teknolojisi ve kodlama gibi alanlarda dersler verilecek. Gençler, @tiktoklive_tr hesabı üzerinden hem eğlenceli hem de öğretici içeriklerle buluşacak ve bu alanlarda önemli beceriler kazanacaklar.

Eğitim serisinin ilk adımı İngilizce dersleri olacak. Meet2Talk işbirliği ile başlatılan bu derslerde gençler başlangıçtan ileri seviyeye kadar dil becerilerini geliştirebilecekler. Dersler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına uygun olarak hazırlanmış olup gençlerin yurtdışında eğitim ve kariyer fırsatlarını yakalaması için büyük bir adım olacak.

TikTok İngilizce dersleri 11 Eylül’de başlıyor!

11 Eylül 2024 tarihinde başlayacak İngilizce dersleri TikTok’un eğlenceli platformunda yeni bir öğrenme deneyimi sunacak. Her biri 1,5 saat sürecek olan dersler, ana dili İngilizce olan eğitmenler eşliğinde gerçekleşecek ve dil bariyerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu içerikler gençlerin dikkatini çekecek.

Eğitimler her akşam saat 20:00’de @tiktoklive_tr hesabında canlı yayınla izlenebilecek. Bu derslerle TikTok, öğrenmeyi eğlenceli hale getirirken, gençlerin geleceğe yatırım yapmasına da olanak tanıyor.

AMD, Nvidia’ya karşı mağlubiyeti kabul mü ediyor?

0

Ekran kartı dünyasının önde gelen isimlerinden AMD, stratejisinde önemli bir değişikliğe gidiyor. Şirketin yakın zamanda piyasaya süreceği RDNA 4 tabanlı Radeon RX 8000 serisi ekran kartları, Nvidia’nın hakim olduğu üst segment yerine, “ana akım” olarak nitelendirilen daha geniş bir kullanıcı kitlesine hitap edecek. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

AMD, Nvidia’ya karşı olan mağlubiyeti kabul mü edecek?

AMD’nin üst düzey yöneticilerinden Jack Huynh, bu strateji değişikliğini doğruladı. Huynh, AMD’nin artık pazarın yüzde 80’ini oluşturan daha uygun fiyatlı ürünlere odaklanacağını ve “zirveye oynama” taktiğinden vazgeçtiklerini açıkladı.

AMD, Nvidia'ya karşı olan mağlubiyeti kabul mu edecek? İşte konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
AMD, Nvidia’ya karşı olan mağlubiyeti kabul mu edecek? İşte konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Şirket, daha önce Radeon RX 7900 XTX gibi üst segment modellerle Nvidia’ya rağmen pazar payını artırmayı hedeflemişti. Ancak bu stratejinin beklenen sonuçları vermediği görülüyor.

AMD’nin bu kararı, ekran kartı pazarında Nvidia’nın liderliğini daha da pekiştireceği anlamına geliyor. Ancak AMD, daha uygun fiyatlı ve güçlü performans sunan ürünlerle daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşarak karlılığını artırmayı amaçlıyor.

AMD, yeni nesil ekran kartlarını 2025 yılının ilk çeyreğinde piyasaya sürecek. Bakalım şirketin bu yeni stratejisi, ekran kartı pazarındaki rekabet dinamiklerini nasıl etkileyecek?

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Çin, 2028’de Mars’a gidecek!

0

Uzay araştırmalarında yeni bir döneme girildiği aşikar. Özellikle Ay konusunda kıyasıya rekabet eden ABD ve Çin arasında, Mars odaklı hedefler söz konusu olduğunda dengeler değişmek üzere. Çin, iddialı uzay programının bir parçası olarak Tianwen-3 adını verdiği tarihi Mars görevini 2028 yılına çektiğini duyurarak bu alanda da liderliği ele geçirme niyetini açıkça ortaya koydu.

Çin, 2028 yılında resmen Mars’a gidiyor

Bu görev, Kızıl Gezegen’den toprak örnekleri toplayıp Dünya’ya getirmeyi amaçlayan en iddialı projeler arasında yer alıyor. Öte yandan ABD cephesinde, benzer bir görev için planlar yapılmış olsa da artan maliyetler ve yaşanan gecikmeler belirsizliğe neden oluyor. Çin’in bu hamlesi, uzay yarışında önemli bir odak noktası haline gelen Mars keşiflerinde gücünü kanıtlama amacı taşıyor.

Çin, 2028 yılında resmen Mars’a gidiyor. İşte çok konuşulan bu konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

Çin’in Mars misyonunun baş tasarımcısı Liu Jizhong, Tianwen-3 görevinin yaklaşık 600 gram Mars toprağı toplamayı hedeflediğini belirterek bu projenin ölçeğini gözler önüne serdi. Görevin başlangıçta planlanan 2030 tarihinden iki yıl öne çekilmesi, Çin’in teknolojik yeteneklerine duyduğu güvenin ve bu karmaşık operasyonu başarıyla gerçekleştirme kararlılığının bir göstergesi.

Her şey planlandığı gibi giderse Tianwen-3’ün topladığı örnekler 2031 yılında Dünya’ya ulaşacak. Bu başarının, Çin’i uzay keşfinde lider konumuna taşıyabileceği öngörülüyor. Nitekim, bir ülkenin Mars’a güvenli bir iniş yapması, örnekler toplayabilmesi ve bunları Dünya’ya geri getirebilmesinin uzay araştırmalarında zirveye ulaşma yolunda kritik öneme sahip olduğu belirtiliyor.

Tianwen-3, Çin’in daha önceki Ay görevleri olan Chang’e-5 ve Chang’e-6’da geliştirilen teknolojiler üzerine inşa edilecek. Görev kapsamında, Mars yüzeyinden örnek toplamak için farklı yöntemler kullanılacak.

Bu yöntemler arasında çok noktalı yüzey kazıma, sabit noktalı derin sondaj ve gezici robotla örnek toplama yer alıyor. İki Long March 5 roketiyle fırlatılması planlanan görevde, bir iniş aracı-yükseltici kombinasyonu ve bir yörünge aracı-dönüş modülü kombinasyonu kullanılacak. Bu arada Hindistan ve Avrupa Uzay Ajansı da Mars odaklı hedeflerini hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan ilk Mars örnek toplama misyonunu başlatan NASA, 2021 yılından beri Perseverance keşif aracıyla Mars’ın Jezero kraterinde araştırmalar yapıyor. Perseverance, bugüne kadar 25 örnek tüpünü doldurmayı başardı. Ancak bu örnekleri Dünya’ya geri getirme amacıyla planlanan Mars Sample Return (MSR) görevi, yüksek maliyetler ve teknik zorluklar nedeniyle en erken 2040 yılında tamamlanabilecek gibi görünüyor.

NASA, bu gecikmeleri aşmak ve daha ekonomik bir çözüm bulmak için SpaceX, Blue Origin ve Lockheed Martin gibi özel şirketlerden farklı konseptler geliştirmelerini istedi. Ancak bu projelerin akıbeti henüz belirsizliğini koruyor.

TUSAŞ ve ASPİLSAN’dan uzaya güç veren ortaklık!

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) ile ASPİLSAN Enerji arasında uzay sistemleri için batarya geliştirilmesi ve üretilmesini içeren Uzay Kalifiye Batarya Üretimi İş Birliği Çerçeve Protokolü imzalandı. Bu iş birliği ile Türkiye’nin uzay sistemlerinde kullanılacak bataryalar yerli ve milli imkanlarla üretilecek. Protokol kapsamında, teknoloji transferi, ortak Ar-Ge çalışmaları ve üretim süreçleri yürütülecek.

ASPİLSAN, uzay araçları için pil ve batarya üretecek!

TUSAŞ Uzay Sistemleri Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Lokman Kuzu, Türkiye’nin yerli uydularını dünya yörüngesine fırlatarak uzay alanındaki kabiliyetlerini gösterdiğini söyledi. Kuzu, ASPİLSAN ile yapılan bu iş birliğinin de Türkiye’nin uzay sistemleri için batarya üretimi alanında kritik bir adım olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve Savunma Sanayii Başkanlığı’nın liderliğinde, uzay alanında dışa bağımlılığı azaltma hedefiyle yerli projelerin önem kazandığını vurgulayan Kuzu, batarya üretiminin bu süreçteki kilit unsurlardan biri olduğunu söyledi.

ASPİLSAN Enerji Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Turan Özdemir, ASPİLSAN’ın Türkiye’nin ilk lityum iyon pil üretim tesisini kurduğunu ve 2022 yılında seri üretime başladığını hatırlattı. Özdemir, şimdi ise uzay sistemleri için yüksek kapasiteli ve uzun ömürlü bataryalar geliştirmek üzere TUSAŞ ile iş birliği yaptıklarını ifade etti. Bu iş birliği kapsamında, uzay sistemlerinde kullanılmak üzere batarya prototiplerinin üretileceğini açıkladı.

Protokol çerçevesinde, uzay sistemleri için üretilecek bataryaların yüksek dayanıklılık, enerji yoğunluğu ve güvenilirlik gibi özelliklere sahip olması hedefleniyor. Bu bataryalar, Türkiye’nin gelecekteki uzay misyonlarında kullanılmak üzere yerli imkanlarla üretilecek.

Teknopark İstanbul’dan uzaya milli roket!

Teknopark İstanbul, savunma sanayi başta olmak üzere ileri teknoloji projelerinde faaliyet gösteren firmaların iş birliği yaparak daha güvenilir ve hızlı projeler geliştirdiği bir ekosistem sunuyor.

Bu iş birliklerinin en başarılı örneklerinden biri, DeltaV Uzay Teknolojileri A.Ş’nin Milli Uzay Programı kapsamındaki “Ay Araştırma Programı (AYAP)” projesinde görülüyor. DeltaV de Teknopark İstanbul’daki firmaların desteğiyle dünyanın en yüksek itki yoğunluklu hibrit roket motorunu geliştirme çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye’nin uzay hayalleri Teknopark İstanbul’da gerçek oluyor!

DeltaV, Ay Araştırma Programı kapsamında Türkiye Uzay Ajansı ile birlikte geliştirdiği sonda roket sistemiyle 100 km irtifayı geçerek uzaya erişim sağladı. Bu başarı tamamen milli imkanlarla geliştirilen hibrit itki teknolojisiyle elde edildi.

DeltaV’nin Teknopark İstanbul’da gerçekleştirdiği Ar-Ge çalışmaları projeye hız kazandırırken ekosistemdeki diğer teknoloji firmalarıyla iş birliği yapmasına da olanak tanıdı. Projede kullanılan kompozit ve metalik yapısal parçaların geliştirilmesi için birçok yerli firmayla iş birliği yapıldı.

AYAP projesinde kullanılan parçaların yerlilik oranını artırmak amacıyla Teknopark İstanbul’daki çeşitli firmalarla ortak çalışmalar yürüttü. CET Kompozit ve Epoksi Teknolojileri A.Ş., epoksi bazlı ürünler sağlarken, Sabancı Üniversitesi Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi karbon fiber kompozit parçaların üretimi ve testlerini gerçekleştirdi. Metal parçaların üretimi ise Alloy Additive tarafından 3D yazıcı teknolojisiyle yapıldı. Bu sayede proje dünya pazarında direkt bir muadili olmayan bir teknolojiyle hayata geçirildi.

Teknopark İstanbul Genel Müdürü M. Fatih Özsoy, Teknopark İstanbul ekosisteminin yerli teknoloji çözümlerini teşvik ettiğini ve firmaların projelerini güvenilir bir ortamda daha hızlı ve maliyet etkin bir şekilde hayata geçirdiğini belirtti.

Özsoy, Teknopark İstanbul’un Türkiye’nin en ileri teknolojiye sahip Ar-Ge ve inovasyon merkezi olarak, firmalar arasındaki iş birliklerini destekleyerek ülkemizin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.

Teknopark İstanbul’un sunduğu bu iş birliği modeli sayesinde, Türkiye’nin ileri teknoloji geliştirme kapasitesi güçlenirken, dışa bağımlılık da giderek azalıyor. Özsoy, bu tür ortak projelerin gelecekte savunma sanayi ve stratejik alanlarda daha da yaygınlaşacağını belirtti.

Dev batarya üreticisi CATL, batarya istasyon ağını genişletecek

Dünyanın en büyük batarya üreticisi olan Çinli CATL, elektrikli araçlara yönelik batarya değişim istasyonu ağını hızla genişletmeyi hedefliyor. Şirket, 2030 yılına kadar dünya genelinde 10.000 batarya değişim istasyonuna ulaşmayı planladığını açıkladı.

Dev batarya üreticisi CATL, batarya istasyon ağını resmen genişletmeye hazırlanıyor

Bu hedefe ulaşmak için belirlenen ilk aşamada ise, önümüzdeki üç yıl içinde 3.000 istasyon kurulacak. İşte konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Dev batarya üreticisi CATL, batarya istasyon ağını resmen genişletmeye hazırlanıyor. İşte konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…
Dev batarya üreticisi CATL, batarya istasyon ağını resmen genişletmeye hazırlanıyor. İşte konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

CATL, batarya değiştirme markası EVOGO’yu 2022’nin başında tanıtmış ve şu anda Çin’de 12 istasyonla hizmet veriyor. Agresif bir büyüme stratejisi izleyen şirket, 2025 yılına kadar 30 şehirde 500’den fazla istasyona ulaşmayı, 2026’da ise 70’ten fazla şehre yayılarak 1.500 istasyon sayısını yakalamayı hedefliyor.

2027’de 3.000 ve 2030’da ise 10.000 istasyona ulaşarak iddialı hedefini gerçekleştirmeyi planlayan CATL, bu alanda şu anda 2.500 istasyonla lider konumda bulunan NIO’yu geride bırakarak dünyanın en büyük servis ağını kurmayı amaçlıyor. İlginç bir şekilde, CATL ve NIO, batarya tedariği ve Ar-Ge konularında da ortaklık yürüten iki şirket.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce CATL yeni girişimlerinde başarılı olabilecek mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Hollanda ve ABD’den Çin’e yeni yarı iletken kısıtlamaları geldi, Çin’den tepki gecikmedi!

0

Hem ABD hem de HollandaÇin‘e yönelik yeni yarı iletken kısıtlamaları açıkladı. Hollanda hükümetinin, yarı iletken üretim ekipmanı üreticisi ASML‘nin gelişmiş litografi araçları üzerindeki ihracat kontrollerini sıkılaştırma kararı, Çintarafından memnuniyetsizlikle karşılandı. Çin hükümeti, bu karara tepki göstererek, Hollanda’yı ihracat kontrollerini suistimal etmemesi konusunda uyardı. Bu durum, Hollanda ve ABD arasındaki iş birliğinin bir yansımasıdır.

Çin hükümeti tepkili

Çin hükümeti, yaptığı açıklamada ABD‘nin küresel hegemonya arayışıyla müttefik ülkeleri baskı altında tutarak yarı iletkenler ve ilgili ekipmanlar üzerindeki ihracat kontrol önlemlerini sıkılaştırmaya zorladığını savundu. Açıklamada, “Çin, bu duruma kararlılıkla karşı çıkmaktadır” ifadesi yer aldı. Çin, bu tür sınırlamaların her iki tarafın da çıkarlarına zarar verdiğini vurgulayarak, Hollanda ve Çinli yarı iletken şirketleri arasındaki iş birliğinin tehlikeye atılabileceğini belirtti. Bu açıklama hem Hollanda hem de ABD’nin Çin’e karşı ortak bir tutumu olduğunu gösteriyor ve “Hollanda ve ABD”nin politik çabalarını ortaya koyuyor.

ASML’den açıklama

ASMLHollanda hükümetinin ihracat kontrol kararının ardından işlerinde önemli bir değişiklik beklemediğini ve Çinlikuruluşlara yapılan satışların etkilenmeyeceğini açıkladı. Şirket, bu araçlarda kullanılan teknolojinin ABD kaynaklı olması nedeniyle Çin‘e ihracat yapmak için ABD‘den lisans almak zorunda olduklarını belirtti. Hollanda hükümeti bu ihracatların kontrolünü ele alsa da, ASML lisans sürecinde büyük bir değişiklik öngörmüyor. Bu açıklama, Hollanda ve ABD arasındaki teknik iş birliğini net bir şekilde ifade ediyor, kısacası “Hollanda ve ABD” el ele çalışıyor.

Hollanda’nın yeni ihracat kontrolleri

Hollanda, geçtiğimiz hafta ASML‘nin Twinscan NXT:1970i ve 1980i DUV litografi sistemlerinin ihracatında lisans zorunluluğu getirdiğini duyurdu. Bu sistemler, argon florür (ArF) lazer teknolojisiyle 38nm çözünürlüğe sahip olup, 7nm ve daha ince yapıdaki çiplerin üretimine olanak tanıyor. Çoklu desenleme teknikleri kullanılarak, bu araçlar Çin’in SMIC firması tarafından 7nm, hatta 5nm veya 3nm sınıfı çip üretiminde kullanılabilir; ancak bu süreçlerin düşük verimlilik ve yüksek maliyetlere yol açması muhtemel. Bu yeni uygulamalar, Hollanda ve ABD’nin aldığı ortak kararın bir sonucudur. Böylece Hollanda ve ABD birlikte bir strateji izliyor olabilir.

ABD’nin küresel stratejisi

Bu yeni ihracat kontrolleri, Çin’in gelişmiş yonga üretim araçlarına erişimini sınırlamayı amaçlayan ABD‘nin küresel stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Çin, bu adımların adaletsiz olduğunu ve küresel yarı iletken sektöründe iş birliğini olumsuz etkilediğini belirtiyor. ABD ve Hollanda’nın iş birliği, bu yeni küresel strateji kapsamında değerlendirilebilir ve “Hollanda ve ABD”nin ortak strateji yürüttüğünün bir kanıtı olarak öne çıkıyor.

Mobilite finansmanı konusunda hangi yatırımcılar etkili?

0

Mobilite teknolojisi sektörü, elektrikli araçlar, paylaşımlı mobilite, mikromobilite, otonom sürüş ve akıllı altyapı alanlarındaki çığır açan gelişmelerin desteğiyle güçlü bir büyüme yaşıyor.

Bu son teknolojiler yalnızca hareket etme biçimimizi devrim niteliğinde değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda güçlü hükümet desteğinden ve tüketicilerin çevre dostu, esnek ulaşım seçeneklerine yönelik önemli bir değişimden de faydalanıyor. Bu kombinasyon yalnızca sektörün çekiciliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda önemli getiriler sağlayarak onları yatırım için birincil hedef haline getiriyor.

Mobilite finansmanı alanında yatırımcı profilleri

Özel Hareketlilik Fonları

Bu yatırımcılar, kaynaklarını ve uzmanlıklarını yalnızca yeni mobilite sektörüne adayan uzmanlaşmış bir finansör grubudur.  Derin endüstri bilgilerinden ve geniş ağlarından yararlanarak hareket etme biçimimizi dönüştüren yenilikçi teknolojileri belirler ve desteklerler. Temel yatırım alanları arasında paylaşımlı mobilite ve bağlantılı araç teknolojileri gibi dijital çözümlerden piller, otonom araçlar ve elektrikli hava mobilitesi gibi derin teknoloji çözümlerine kadar her şey yer alır. Genellikle erken aşamadaki inovasyona yatırım yapma yeteneğine sahip olduklarından ulaşımın geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynarlar.

Sürdürülebilirlik ve Etki Yatırımcıları

Bu yatırımcı grubu, finansal getirilerin yanı sıra çevresel ve sosyal etkiye öncelik vermeye kendini adamıştır. Odak noktaları, gezegene ve topluma olumlu katkıda bulunan projeler ve şirketlerdir ve bu da onları daha sürdürülebilir bir gelecek için çabada kilit oyuncular haline getirir. Mobilite teknolojisi, genellikle emisyonları azaltan ve sürdürülebilir ulaşımı destekleyen çözümler sunduğu için hedefleriyle mükemmel bir şekilde örtüşüyor. Ancak, bu fonların bazıları endüstriyel teknolojiyi desteklemeye devam ederken, zorlu ekonomik ortam birçoğunun stratejilerini daha olgun, varlık açısından hafif ve dijital modellere kaydırmasına yol açtı. Bu stratejik eksen kayması, endüstriyel modellere odaklanan birçok mobilite teknolojisi şirketi için bir finansman zorluğu yaratıyor ve yarının bazı temel teknolojilerinin ortaya çıkmasını geciktiriyor.

Generalist Teknoloji Yatırımcıları

Trilyonlarca doları yöneten bu yatırımcı grubu, geniş yatırım kapsamlarıyla ünlüdür ve bu sayede çok çeşitli teknoloji sektörlerini ve olgunluk aşamalarını kapsayabilirler. Çeşitli yetkileri, yazılım ve donanımdan yeni teknolojilere kadar teknoloji manzarasındaki fırsatları keşfetmelerine olanak tanıyor.

Aile Ofisleri

Bu grup, yüksek gelirli ailelerin servetini yönetir ve genellikle uzun vadeli yatırımlara ve miras projelerine vurgu yapıyor. Aile ofisleri genellikle değerleri ve uzun vadeli hedefleriyle uyumlu yatırımlara odaklanır ve bu da mobilite teknolojisinin yenilikçi ve çevre dostu doğasını özellikle çekici hale getiriyor. Sektörün kentsel mobiliteyi dönüştürme, karbon ayak izlerini azaltma ve daha akıllı, daha verimli ulaşım sistemleri aracılığıyla yaşam kalitesini artırma vaadine çekilirler. Uzun vadeye odaklanmış, risk odaklı, bazen çok derin ceplere sahip, muhtemelen tüm geliştirme aşamalarını destekleyen en çevik yatırımcı türüdürler.