LG esnek ekran teknolojisini tanıttı

0

LG, yüzde 50 oranında genişleyebilen “dünyanın ilk esnek ekranı” ile çığır açan ekran teknolojisini tanıttı. LG Display’in yaptığı basın açıklamasına göre, çığır açan bu buluş, gelecekte ekranların kullanım şeklini değiştirebilir. Güney Kore’nin Seul kentindeki LG Bilim Parkı’nda tanıtılan 12 ila 18 inçlik prototip, tam RGB renk ve mükemmel çözünürlüğü koruyor. 

LG esnek ekran teknolojisine odaklandı

LG Display CTO’su ve İcra Başkan Yardımcısı Soo-young Yoon etkinlikte yaptığı açıklamada, “Güney Kore endüstrisi, akademi ve araştırma paydaşları arasındaki yakın iş birliği yoluyla sürdürülebilir bir gelecek ekran ekosistemi inşa etmeye devam edeceğiz” dedi.Bu esnek ekran, standart esnek ekranların aksine, bükülüp çeşitli şekillere uzayabiliyor. Teknoloji, giyilebilir teknoloji, moda ve otomotiv sektörü de dahil olmak üzere birçok sektörde yeni imkânlar sunuyor.

İnç başına 100 piksel çözünürlüğe sahip olan yeni ekranın 12 inçlik ekranı, 18 inçe kadar uzayabiliyor ve bu sırada keskin, renkli görüntüler üretebiliyor. Mevcut versiyon, LG’nin 2022’deki ilk prototipinde yalnızca yüzde 20 esneyebildiği halde, %50 oranında iyileştirilmiş esneme oranıyla önemli bir iyileştirme sağlıyor. Basın bülteninde: “Yeni panelin maksimum uzama oranı %20’den %50’ye çıkarak iki katından fazla arttı. Bu gelişmiş esneklik, çeşitli ekran tasarım olanaklarına olanak sağlıyor ve teknolojinin ticarileştirildiğinde potansiyel rekabet gücünü artırıyor” ifadelerine yer verildi.

LG, bu başarının sağlanmasında yeni ekran kablolama yöntemlerinin ve kontakt lenslerde kullanılan benzersiz bir silikon malzemenin etkili olduğunu iddia ediyor. Teknoloji devi, ekranın aşırı hava koşullarında bile görüntü kalitesinden ödün vermeden 10.000 katın üzerinde uzatılabildiğini söylüyor.

Hafif, ince ve güçlü olmasının yanı sıra esnek ekran, cilt veya giysi gibi düzgün olmayan kıvrımlara sahip yüzeylere yapışabilir. Şirket, şekil değiştirebilen ve el hareketleriyle kontrol edilebilen bir otomotiv ekranı ve itfaiyecilere gerçek zamanlı bilgi veren giyilebilir bir ekran da dahil olmak üzere çeşitli olası kullanımları gösterdi.

LG Display, Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanlığı’nın başkanlığında yürütülen ülke çapındaki araştırmanın bir parçası olan bu teknolojiye öncülük ediyor. Projenin amacı, yeni nesil ekran teknolojisini icat etmektir.

Tesla Powerwall üretiminde yeni bir rekor kırdı!

Tesla, enerji sektöründeki büyümesine hız kesmeden devam ediyor. Şirket, Gigafactory Nevada fabrikasında tek bir gün içinde 1.000 Powerwall 3 üreterek önemli bir kilometre taşına ulaştığını duyurdu. Bu başarı, Tesla’nın enerji depolamaalanındaki üretim hızını yalnızca birkaç ay içerisinde iki katına çıkardığını gösteriyor. Firma, özellikle enerji depolama çözümlerine olan küresel talep doğrultusunda Powerwall 3 üretimini artırarak, bu pazardaki varlığını güçlendirmeye devam ediyor.

Tesla Energy, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ağustos ayında bir vardiyada 500 birim Powerwallüreterek rekor kıran Giga Nevada fabrikasının bu sayıyı iki katına çıkararak yeni bir seviyeye ulaştığını belirtti. Tesla, Powerwall 3 modelini ABD, Kanada, Almanya, Birleşik Krallık ve Batı Avustralya gibi pazarlara sunarken, diğer bölgelerde hâlâ Powerwall 2 modeliyle hizmet veriyor.

CEO Elon Musk, enerji sektöründeki hızlı büyümenin Tesla için otomotiv sektöründen daha büyük bir potansiyelesahip olduğunu vurgulamıştı. Şirketin üçüncü çeyrek verilerine göre, enerji bölümünden elde edilen brüt kar marjı %30,5 seviyesine ulaşarak rekor kırdı. Dünya genelinde 750.000’den fazla Powerwall ünitesi kurulu durumda ve bunların 100.000’den fazlası yoğun enerji talebi dönemlerinde geniş bir santral (VPP) ağı oluşturmak için sanal santral programlarına kaydedildi.

Megapack’ler küresel ölçekte büyüyor

Tesla’nın yalnızca ev ve ticari enerji depolama çözümleri değil, aynı zamanda şebeke ölçekli enerji depolama birimleri olan Megapack’ler de büyük ilgi görüyor. Kaliforniya’daki “Megafactory” adlı tesis, kısa süre önce 10.000’inci Megapack ünitesini üreterek önemli bir başarıya imza attı. Bu fabrikanın yıllık üretim kapasitesinin 10.000 ünite veya 40 GWh seviyesine ulaşması bekleniyor. Kaliforniya’daki Megafactory’nin yanı sıra, Çin’in Şangay kentinde inşa edilen ikinci Megafactory’nin de üretim için son aşamaya geldiği ve 2025’in ilk çeyreğinde sevkiyata başlanacağı bildirildi.

Tesla, Powerwall ve Megapack gibi enerji çözümleri ile enerji sektöründe önemli bir oyuncu haline gelme yolunda ilerlerken, enerji depolama alanındaki bu yüksek büyüme, firmanın sürdürülebilir enerji geleceği hedeflerine de büyük bir katkı sağlıyor.

Intel Core Ultra 200S serisine yeni üyeler katılıyor!

0

Intel’in yeni nesil Core Ultra 200S serisi işlemcileri için hazırladığı düşük TDP’li “T” ve “F” varyantları sızdırıldı. Tanıtılan bilgilere göre, bu işlemciler hız aşırtma (overclock) kilidine sahip ve enerji verimliliği odaklı olarak sunuluyor. Intel, Core Ultra serisi ile 35W ve 65W TDP aralığında geniş bir model yelpazesi sunarak farklı kullanıcı ihtiyaçlarına hitap etmeyi hedefliyor.

Core Ultra 9 285 serisi: güçlü performans ve enerji verimliliği

Serinin en güçlü modeli olan Core Ultra 9 285, yalnızca “T” ve “K’sız” varyantlarla piyasaya sürülecek. 24 çekirdekve 36 MB L3 önbellek ile gelen bu işlemci, iki farklı TDP seçeneği sunuyor:

  • Core Ultra 9 285T35W TDP ve 1.4 GHz temel hız. Bu varyant, yalnızca 4 Xe grafik çekirdeği içeriyor ve enerji verimliliği ile öne çıkıyor.
  • Core Ultra 9 28565W TDP ve 2.5 GHz temel hız. Güçlü performans isteyen kullanıcılar için daha yüksek bir hız seçeneği sunuyor.

Core Ultra 7 Serisi: orta segment için çeşitli seçenekler

Orta segmentte yer alan Core Ultra 7 265, 265F ve 265T modelleri de farklı ihtiyaçlara uygun şekilde tasarlandı. 20 çekirdek ve 30 MB L3 önbellek içeren bu modeller, hız ve TDP seçenekleriyle dikkat çekiyor:

  • Core Ultra 7 265T35W TDP ve 1.5 GHz temel hız.
  • Core Ultra 7 265 ve 265F65W TDP ve 2.4 GHz hız ile geliyor.

Core Ultra 5 serisi: ekonomik ve verimli

Daha uygun fiyatlı bir seçenek olarak tasarlanan Core Ultra 5 225 ve 225F modelleri, 10 çekirdek ve 20 MB L3 önbellek içeriyor. Bu modeller 3.3 GHz temel hız ve 65W TDP ile geliyor. Ek olarak, 2 Xe grafik çekirdeğiiçermeleriyle grafik gücü daha mütevazı olan kullanıcılar için optimize edilmiş.

Core Ultra 5 serisinde ayrıca 4 Xe çekirdeği içeren 245K ve 245KF modelleri de yer alacak. Ancak, serinin henüz bir “T” varyantı bulunmuyor.

Intel Core Ultra 200S serisinin “T” ve “F” varyantlarının 2025’in ilk çeyreğinde piyasaya çıkması bekleniyor. Daha güçlü modellerin de ilerleyen dönemlerde tanıtılması beklenirken, ultra olmayan sürümlerin çıkış tarihi hakkında henüz net bir bilgi paylaşılmadı. Bu durum, Intel’in yeni nesil işlemcilerini bekleyen kullanıcılar için heyecan verici bir bekleyişe işaret ediyor.

Signal görüntülü görüşme özelliğine kavuşuyor

0

Signal, Zoom, Meet ve Teams’e uygun bir alternatif haline gelen yeni görüntülü görüşme özelliklerine kavuşuyor.Gizlilik odaklı mesajlaşma uygulaması Signal, Zoom, Google Meet ve Microsoft Teams’e alternatif olma amacıyla görüntülü görüşmeler için bağlantılar, tepkiler ve arama sekmesi gibi yeni özellikler ekliyor.

Signal görüntülü görüşme ile daha rekabetçi oluyor

Güncellemenin en önemli özelliği, yeni aramalar yapmanıza, arama bağlantılarını yönetmenize ve arama geçmişinizi kontrol etmenize olanak tanıyan yeni “Aramalar” sekmesi.Sekme, aramalar için bağlantılar oluşturmanıza olanak tanır, böylece bir grup oluşturmak yerine, bağlantıyı kişilerle paylaşabilirsiniz. Meet, Zoom ve Teams’in işleyişine benzer şekilde. Bağlantılar yeniden kullanılabilir, bu nedenle bunları yinelenen toplantılar için de kullanabilirsiniz.

Ayrıca, çağrılara isim verme, kişilerin toplantılara manuel olarak katılmasına izin verme veya onları atma, kaldırma ve engelleme gibi sıkça görülen yönetim özelliklerine de sahip olursunuz. Katılımcılar, Meet benzeri bir el kaldırma özelliği aracılığıyla soru sormak için sıraya girebilir.Signal’in masaüstü uygulamasını kullanan kişiler, ızgara, kenar çubuğu veya hoparlör görünümleri arasında geçiş yapabilir.

Signal, 2020’de şifreli grup görüntülü görüşmelerini tanıttı ve şu anda 50 kişiye kadar grupları destekliyor. Rakibi WhatsApp, 2022’de insanların görüşmelere bağlantılar paylaşmasına izin vermeye başladı ve bu Haziran ayında ekran paylaşımı, hoparlör spot ışığı ve 32 kişilik görüntülü görüşmeler için destek ekledi.

Şirket bir blog yazısında: “Görüntülü görüşmeler, dünyanın dört bir yanındaki kuruluşlar, işyerleri ve arkadaş grupları için yeni bir normal buluşma yeri haline geldi. İletişim normları değişirken, Signal’in iletişim kurmak için özel bir yer vaadi aynı kalıyor. Signal aramalarını genel olarak daha iyi hale getirmek için, son birkaç ayı bazı hoş karşılanan iyileştirmeler yaparak geçirdik” dedi.Signal bu özelliği iOS, Android ve masaüstü uygulamalarında kullanıma sunuyor.

SpaceX, Mars projesi için LG ile anlaşma yaptı

SpaceX, Mars yolculuğu hedeflerine ulaşmak için Güney Kore’nin önemli batarya üreticilerinden LG Energy Solution (LGES) ile yeni bir anlaşma imzalayarak Starship roketi için özel bataryalar temin edecek. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

SpaceX, Mars projesi için LG ile anlaşma imzaladı

Bu anlaşma, Starship’in uzun süreli uzay görevlerinde güvenilir enerji desteği sağlayacak dayanıklı silindirik lityum-iyon bataryalar üzerine odaklanıyor. SpaceX, genellikle kendi batarya üretimiyle tanınsa da Mars görevleri gibi yoğun enerji ve dayanıklılık gerektiren projelerde LG’nin üstün teknolojisine başvurma ihtiyacı duydu.

SpaceX, Mars projesi için LG ile anlaşma imzaladı.
SpaceX, Mars projesi için LG ile anlaşma imzaladı.

Bu uzun vadeli iş birliği, LG’nin bataryalarının sadece SpaceX’e özel geliştirilmiş dayanıklılık ve enerji kapasitesi özelliklerine sahip olmasını öngörüyor. Böylece Starship’in ana ve yedek güç sistemlerinde kullanılacak bu bataryalar, uzun süreli görevlerde kesintisiz performans sağlayacak. Korean Economic Daily’ye göre, LG’nin SpaceX ile gerçekleştirdiği bu anlaşma, bazı spekülasyonlara göre, Elon Musk’ın insansı robot projesi Tesla Optimus için de kapı aralayabilir, ancak LGES, şimdilik sadece Starship’e odaklandığını belirtti.

LGES’in daha önce Tesla ve NASA gibi büyük isimlerle de çalışması, şirketi bu alanda güvenilir bir ortak haline getirmiş durumda. Özellikle Tesla için 4680 pil hücreleri üreten LGES’in SpaceX ile gerçekleştirdiği bu yeni anlaşma, iki şirket arasındaki güçlü iş birliğini bir üst seviyeye taşıyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Intel, kendi çiplerine olan güvenini kayıp mı etti?

0

Intel, yeni nesil Arrow Lake serisi işlemcileri için Tayvanlı çip üreticisi TSMC’ye daha fazla sipariş vererek kendi çip üretim bölümüne olan güvenini sarsmış gibi görünüyor. Intel’in üretim kapasitesine dair yaşadığı sorunlar, yalnızca tüketici pazarında değil, aynı zamanda yapay zeka ve veri merkezi gibi kritik alanlarda da rekabet gücünü zora sokuyor.

Intel, kendi çiplerine olan güvenini kaybetmiş olabilir!

Özellikle Intel’in Lunar Lake ve Arrow Lake gibi işlemcileri için TSMC ile anlaşması, Intel’in dış kaynak kullanımına ne kadar yöneldiğinin bir işareti. Bu bağlamda, Arrow Lake serisi, şirketin dış kaynak kullanımıyla üretilen ilk ürün grubu olma niteliğini taşıyor ve Intel’in Foveros 3D paketleme teknolojisini entegre ediyor.

Intel, kendi çiplerine olan güvenini kaybetmiş olabilir!
Intel, kendi çiplerine olan güvenini kaybetmiş olabilir!

Intel’in, TSMC’nin 3nm üretim teknolojisini kullanarak gelecek nesil yapay zeka GPU’ları olan “Falcon Shores” modellerini de üreteceği düşünülüyor. Bu hamle, Intel’in TSMC için önemli bir müşteri haline geldiğini gösterirken, üretim birimini elden çıkarma gibi bir seçeneğin de gündeme gelebileceğini düşündürüyor. Geçmişte, Intel Foundry biriminin büyük bir iş koluna dönüşmesini hedefleyen Intel, on milyarlarca dolarlık yatırımlar yapmasına rağmen, son dönemde finansal zorluklar nedeniyle bazı tesis projelerini ertelemek zorunda kaldı. Şirketin kendi işlemcilerini üretme konusunda bile zorluk yaşaması, yeni müşterileri kendine çekmesini engelliyor.


Intel’in 2025’te duyurmayı planladığı 18A (1.8 nanometre) üretim süreci ise bir dönüm noktası olarak görülüyor. Intel, bu yeni süreçte çip üretim liderliğini yeniden ele almayı amaçlıyor ve şimdilik bu süreçle ilgili her şeyin yolunda gittiğini belirtiyor. Ancak, Intel Foundry’nin geleceği, bu gelişmiş üretim sürecinin başarılı olup olmayacağına bağlı görünüyor.

ABD, en güçlü nükleer olmayan patlayıcı için Türk şirketiyle anlaştı!

0

ABD, uzun bir aradan sonra, dünyanın en güçlü nükleer olmayan patlayıcısı olarak kabul edilen Trinitrotoluen (TNT) üretimini yeniden başlatmak için Türk savunma sanayi firması Repkon’u tercih etti. Metal şekillendirme alanında yenilikçi çözümleriyle bilinen Repkon, ABD ordusuna Kentucky’de bir TNT üretim tesisi kurmak için 435 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

ABD, en güçlü nükleer olmayan patlayıcı için Türk şirketiyle anlaşma yaptı

Bu yeni tesis, ABD’nin TNT üretiminde dışa bağımlılığını sona erdirecek ve ordunun mühimmat talebini karşılamada önemli bir rol oynayacak. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşının da etkisiyle artan mühimmat talebine yanıt vermek isteyen ABD, 2026 yılına kadar ayda 100.000 mermi üretimi hedefliyor.

ABD, en güçlü nükleer olmayan patlayıcı için Türk şirketiyle anlaşma yaptı.

Repkon’un ABD’deki iştiraki olan Repkon USA tarafından inşa edilecek olan tesisin faaliyete geçmesiyle, ABD ordusunun temel mühimmat ihtiyacına zamanında erişimi sağlanmış olacak. Repkon, metal şekillendirme alanında geliştirdiği akıtarak sıvama (flowforming), kesme kuvveti ile sıvama (shearforming) ve sıcak dövme gibi özel tekniklerle dikkat çeken bir şirket olarak, ABD’nin bu alandaki ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kritik bir adım atmış durumda.

Tümgeneral John T. Reim, bu tesisin ABD topraklarında 1986’dan beri olmayan TNT üretimini geri getireceğini vurgularken, Repkon’un bu projede sağladığı teknolojik çözümler ve uzmanlık ABD’nin savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.

SAS, Hazy’i satın alarak yapay zeka portföyünü güçlendirdi!

SAS, yapay zeka portföyünü güçlendirmek amacıyla sentetik veri alanındaki öncü şirketlerden biri olan Hazy’nin yazılım varlıklarını satın aldı. Bu stratejik adımla, SAS, veri güvenliğini artırmayı ve müşterilerine yenilikçi çözümler sunmayı hedefliyor. Veri ve yapay zeka alanında liderliğini sürdüren SAS, hızla gelişen yapay zeka uygulamalarında müşterilerinin ihtiyaç duyacağı sentetik veri üretme yetkinliklerini sağlamayı amaçlıyor. Hazy’nin yenilikçi teknolojilerini bünyesine katarak, müşterilere verilerini daha güvenli ve etkili biçimde kullanma fırsatı sunarken, onların yeni senaryolar deneyerek rekabet avantajı elde etmelerine olanak tanıyor.

SAS, Hazy’i satın alarak yapay zeka portföyünü güçlendiriyor

SAS CEO’su Jim Goodnight, bu satın almayı “yeni nesil veri yönetimi ve yapay zekada önemli bir adım” olarak tanımlıyor. Hazy, sentetik veriyi kurumsal bir ürün haline getirme konusunda öncü olarak görülüyor ve kategorisinde en iyi yazılım sağlayıcılar arasında yer alıyor. Bu yenilikle birlikte SAS, SAS® Viya® platformuyla daha güvenli ve güçlü yapay zeka uygulamaları oluşturmayı planlıyor. Hazy’nin sentetik veri teknolojileri sayesinde, müşteriler veri erişimi veya kalitesiyle ilgili zorlukları aşarak yenilikçi araştırmalar gerçekleştirebilecek.

Sentetik veri, gizliliğe yönelik katı düzenlemelerin olduğu sağlık ve finans gibi sektörlerde yapay zeka çözümleri için büyük önem taşıyor. IDC Araştırma Direktörü Kathy Lange’e göre SAS’ın bu hamlesi, veri yetersizliği ve gizlilik sorunlarını çözmede önemli bir adım. Sentetik veriler, gerçek verilerin istatistiksel modellerini yansıtarak gizlilik ihlali riskini ortadan kaldırıyor ve analitik süreçler için mevcut veri kapsamını genişletiyor. Böylece veri bilimciler, daha sağlam ve güvenilir sonuçlar elde ederek yenilikçi çözümler geliştirebiliyor.

SAS CTO’su Bryan Harris, 2023’te işletmelerin yalnızca %5’inin üretken yapay zekayla sentetik müşteri verisi oluşturduğunu, ancak bu oranın 2026’ya kadar %75’e çıkacağının öngörüldüğünü belirtiyor. Bu gelişme, SAS’ın yapay zeka ve analitik alanındaki liderliğini güçlendirirken müşterilerin derinlemesine inovasyon ve araştırma yapabilmesine olanak tanıyor. SAS Data Maker’ın 2024 başında tanıtılmasıyla, Hazy’nin teknolojisinin entegrasyonu, orijinal veri setlerinin gizlilikten ödün vermeden istatistiksel olarak temsil edilmesini sağlayarak veriye dair süreçleri kolaylaştırıyor ve kaynak tasarrufu sunuyor.

Meta, WhatsApp ve Instagram’ı kaybedebilir!

Meta için son dönemde işler yolunda gitmiyor. Şirket, ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun (FTC) Instagram ve WhatsApp satın alımlarıyla sosyal medya pazarında hakimiyet kurduğu ve tekel olduğu iddiasıyla açtığı antitröst davasında yargılanacak. İddiaların gerçekliği kanıtlanırsa Meta’nın WhatsApp ve Instagram’ı elden çıkarması gerekebilir.

Meta, WhatsApp ve Instagram’ı kaybedebilir

Aslında bu Meta için yeni bir durum değil. Zira, FTC ilk olarak 2020 yılında şirketin rakiplerini satın alarak sosyal medyadaki rekabeti engellediği ve tekel olduğu gerekçesiyle dava açtı. 2021’de ise söz konusu dava başvuruda bazı hataların bulunması nedeniyle reddedildi.

Meta, WhatsApp ve Instagram'ı kaybedebilir

FTC, davasının reddedilmesine rağmen şirketin peşini bırakmadı. Kurum daha güçlü kanıtlarla ve bulgularla başvurusunu yenilerken, bu sefer işleri daha ciddi yürütüyor gibi görünüyor. Yargıç James Boasberg’in kurumun başvurusunu bu sefer kabul ettiği belirtiliyor. Meta’nın davanın düşürülmesi talebini ise büyük ölçüde reddedildi.

Meta, antitröst davasında kendini savunurken Instagram ve WhatsApp’ı satın almasının tüketicilere yarar sağladığını ve inovasyonu teşvik ettiğini öne sürüyor. Şirkete göre, bu satın alımlar FTC tarafından daha önce incelendi ve onaylandı.

Meta temsilcisi Christopher Sgro, şirketin YouTube, TikTok, X (eski adıyla Twitter) ve Apple’ın iMessage gibi diğer büyük sosyal medya platformlarla rekabet ettiğini söyledi ve bu alanda tekel oldukları iddialarını da net bir dille reddetti. Şu an için konuyla ilgili bilgiler kısıtlı olsa da, davada FTC’nin iddiaları haklı bulunursa Meta cephesinde sıkıntılı günler başlayabilir. Zira, kaynaklar şirketin WhatsApp ve Instagram’ı kaybetmesi ihtimalinin olduğunu söylüyor.

ASELSAN 49 yaşında!

0

ASELSAN, Kıbrıs Barış Harekatının ardından Türkiye’ye uygulanan ambargolara yanıt olarak 49 yıl önce bugün 14 Kasım 1975’te kuruldu. ASELSAN heyeti, 49’nci kuruluş yıldönümü nedeniyle 14 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı olan Anıtkabir’i ziyaret etti.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol başkanlığındaki ASELSAN heyeti Aslanlı Yoldan geçerek Atatürk’ün mozolesine ilerledi. Akyol’un mozoleye çelenk bırakmasının ardından ASELSAN heyeti saygı duruşunda bulunarak İstiklal Marşını okudu.

ASELSAN heyeti, Anıtkabir ziyaretinde 49’uncu kuruluş yıldönümüne özel olarak tasarlanan kokartı yakalarında taşıdı. Atatürk’ün mozolesinde gerçekleşen törenin ardından ASELSAN Genel Müdürü Akyol, Misak-ı Milli Kulesine geçerek, Anıtkabir Şeref Defterini imzaladı.

Akyol, Şeref Defterine şu satırları yazdı:

“Saygıdeğer Atatürk, ASELSAN’ın 49’uncu kuruluş yıl dönümünü kutlamanın heyecanını yaşıyoruz.

Güvenlik güçlerimizin haberleşme ihtiyaçlarını yerli üretimle karşılamak amacıyla kurulan ASELSAN, bugün ülkemizin gurur kaynağı şirketlerinden birine dönüştü. Denizlerin altından uzayın derinliklerine kadar, Türkiye’nin ürettiği her platformda, ASELSAN’ın teknolojileri var.

“Büyümeye devam edeceğiz”

Milletimizin gözbebeği ASELSAN’ın başarıları, elbette Türkiye ile sınırlı değil. Bugüne kadar 90 farklı ülkeye ihracat yapmayı başardık. Dünyanın en büyük 42’inci savunma sanayi şirketi haline geldik. Geçtiğimiz yıl dünyanın en hızlı büyüyen 10 savunma sanayi şirketinden biri olmayı başardık. Elbette burada durmayacağız, ASELSAN’ı her anlamda küresel bir şirkete dönüştürecek hedeflerimizin peşinden koşacağız. 2030 sonunda dünyanın en büyük 30 savunma sanayi şirketinden biri olma hedefiyle yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz.

Bu iddialı hedefi başarmak için, alanında en iyileri üretmeyi, oyun değiştirici teknolojiler geliştirmeyi, ihracat odaklı büyümeyi sürdüreceğiz. ASELSAN, kendine, insanına, gençlerine güvenen bir milletin neleri başarabileceğinin yaşayan bir örneğidir. Milli mücadeleyi başarıya taşıyan değerler, aynı zamanda ASELSAN’ın da değerleridir. 11 bini aşkın ASELSAN ailesi, hem şirketimizi büyütmeye hem de milletimize daha büyük gururlar yaşatmaya kararlıdır.

50’nci yaşımıza bir yıl kala, yeni başarılarla milletimizin yüzünü güldürmeye devam edeceğiz. Demir ağlarla ördüğünüz cumhuriyeti Çelik Kubbe ile zırhlandıracağız. Bizlere emanet ettiğiniz cumhuriyeti dünyada hak ettiği yere taşımak için daha fazla çalışmaya, daha fazla üretmeye devam edeceğiz. Ruhunuz şad olsun.”

2030 hedeflerine adım adım

49 yıldır Türkiye’ye teknolojide güven sunan ASELSAN, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin haberleşme ihtiyaçlarının milli imkanlarla karşılanması için 1975 yılında ambargolara yanıt olarak kuruldu. Türkiye’nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ASELSAN; Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfına (TSKGV) bağlı anonim bir şirket olarak başarı grafiğini her geçen gün yükseltiyor.

ASELSAN 49 yıldır denizlerin altından uzayın derinliklerine her alanda oyun değiştirici etkiye sahip ileri teknolojiler geliştiriyor. Dünyanın ilk 100 savunma sanayi şirketi listesinde 42’inci sırada yer alan ASELSAN, 2030 yılında global ölçekte en büyük 30 firma arasına girmeyi hedefliyor.

AselsaneXt vizyonu doğrultusunda alanında en iyi ürünleri üreten, oyun değiştirici teknolojiler geliştiren ve ihracat odaklı büyüyen bir dünya markası haline gelen ASELSAN, 49 yıldır ülkemizin ileri teknolojide dışa bağımlılığının azaltılmasına katkı sağlıyor. En önemli gücü sahip olduğu nitelikli insan kaynağı olan ASELSAN’ın, 11 bini aşan çalışanının büyük kısmı mühendislerden oluşuyor.

Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını durduracak!

0

ABD’nin, Tayvan merkezli çip üreticisi TSMC’ye Çinli firmalar için 7nm ve altı çiplerin sevkiyatını durdurma talimatı vermesinin ardından şimdi de aynı kısıtlama Samsung için uygulanıyor. ABD’nin bu yeni hamlesi, halihazırda üretim kapasitesi ve siparişlerde sorun yaşayan Samsung’un Çin pazarındaki faaliyetlerine ağır bir darbe vurabilir. Bu yasakla birlikte Samsung, Çinli müşterilerine gelişmiş çip teknolojilerini sunamayacak ve şirket, Çin pazarı açısından ciddi kayıplarla karşı karşıya kalacak.

Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor

Kore merkezli teknoloji devi Samsung, bu yasak kararının ardından Çinli müşterilerini bilgilendirdi, ancak konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmadı. Şirketin 3nm GAA üretim sürecinde uzun süredir karşılaştığı düşük verimlilik sorunu ve rekabetin de etkisiyle siparişlerde yaşanan düşüşler dikkate alındığında, ABD’nin aldığı bu yasak kararı Samsung için önemli bir meydan okuma anlamına geliyor. Ek olarak, yasak kararının Samsung’un Çin’deki faaliyetlerine maliyetinin ne kadar büyük olacağı henüz tam olarak bilinmiyor.

Samsung, Çin'e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor.
Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor.

ABD’nin uyguladığı bu çip kısıtlamaları, Çinli şirketler için 7nm ve altı teknolojilerde tek çözüm olarak SMIC’i bırakıyor. Ancak Çin’in en büyük yarı iletken dökümcü şirketi olan SMIC, son teknoloji EUV makinelerine erişim sağlayamıyor ve daha eski olan DUV ekipmanlarıyla üretim yapmak zorunda. Bu nedenle, Çinli şirketler için üretim kapasitesi ve ileri teknoloji süreçleri konusunda SMIC yeterli bir seçenek sunamıyor. Bu durum, yapay zeka ve GPU gibi çip talebi yüksek alanlarda Çinli firmaları zorlayacak gibi görünüyor.

Bu yaptırımlar kısa vadede Çinli şirketlerin yapay zeka alanında küresel rekabet gücünü azaltabilirken, uzun vadede Çin’i kendi yarı iletken tedarik zincirini oluşturma yönünde daha bağımsız adımlar atmaya teşvik edebilir. Çin’in yarı iletken üretim ekipmanlarını geliştirmeye yönelik çalışmaları hızlandırması, küresel teknoloji tedarik zincirinde değişimlere yol açabilecek potansiyele sahip. Ancak, bu geçiş sürecinde Çinli şirketlerin teknolojik ilerleme ve rekabet açısından zorlu bir döneme gireceği öngörülüyor.

İngiltere’nin uydusu Skynet-1A yer değiştirdi! Peki neden?

İngiltere’nin en eski uydusu Skynet-1A, kimliği belirsiz bir kişi ya da grup tarafından yer değiştirildi ve bu beklenmedik hareketin arkasında kimin olduğu bilinmiyor. 1969 yılında, Ay’a ilk insan adımının hemen ardından fırlatılan Skynet-1A, İngiliz ordusu için stratejik bir iletişim görevi üstlenmişti ve ilk konumlandırıldığı yer, Afrika’nın doğu kıyısının üst kısmıydı. Uydu, 50 yıllık görevinin ardından doğal çekim kuvvetleriyle yavaş yavaş doğuya, Hint Okyanusu yönüne kayması bekleniyordu. Fakat bugün, uydunun Amerika kıtası üzerinde bulunduğu ve orijinal konumundan çok uzaklaştığı görüldü. Bu yer değişikliği, yörüngesel kuvvetlerle açıklanamıyor ve uydunun 1970’lerde bilinçli bir şekilde batıya doğru yönlendirilmiş olabileceğine dair bazı ipuçları bulunuyor. Ancak bu hareketin kimin tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiği bilinmiyor.

İngiltere’nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi

Uzay danışmanı Dr. Stuart Eves, bu beklenmedik yer değişikliğinin ciddi bir risk yarattığını belirtiyor. Skynet-1A, uzun süre önce görev dışı bırakılmış bir uydu olmasına rağmen, uzayda çarpışma potansiyeline sahip bir konumda bulunuyor. Eves’e göre, bu eski uydu günde dört kez uzay enkazına tehlikeli derecede yakın bir konuma geliyor. Skynet-1A’nın İngiltere’ye ait bir uydu olması nedeniyle olası bir çarpışma durumunda sorumluluğun İngiltere’ye ait olacağı düşünülüyor. Dr. Eves ayrıca, uydunun son operasyonel aşamasına dair mevcut hiçbir kayda ulaşamadığını ve bu durumun ciddi bir belirsizlik oluşturduğunu ifade ediyor.

İngiltere'nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi.
İngiltere’nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi.

Skynet-1A her ne kadar İngiltere’nin uydusu olarak bilinse de aslında Amerikan yapımı. 1969’da Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait bir Delta roketi ile fırlatılan uydu, ABD’li Philco Ford tarafından üretilmiş ve bir süreliğine Amerika tarafından yönetilmişti. İlk testlerin başarıyla tamamlanmasının ardından kontrol İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) devredilmiş, 1970’lerde ise uyduyu İngiltere’den yöneten ekipten emekli mühendis Graham Davison, uydu kontrolünün bir noktada tekrar ABD’ye devredilmiş olabileceğini, ancak bunun neden yapıldığını hatırlamadığını ifade ediyor. RAF’ın Haziran 1977’de uyduyu Amerikalılara bıraktığını öne süren eksik kayıtlar ise bu sürecin bir bakım çalışması kapsamında gerçekleştirildiğini iddia ediyor. Fakat yine de uydunun statüsüne dair belgelerin yetersiz olması, sürece dair pek çok bilinmeyeni gündeme getiriyor.

Günümüzde görev dışı bırakılmış eski uydular, uzayda “yörünge mezarlığı” olarak adlandırılan yüksek bir bölgeye taşınarak potansiyel çarpışma risklerinden korunuyor. Ancak bu uygulama, 1970’lerde uzayda sürdürülebilirliğin henüz yeterince düşünülmediği dönemde standart olarak uygulanmıyordu.

Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti 70 milyon kullanıcıya erişti!

0

Netflix, reklam destekli abonelik hizmetinin dünya çapında 70 milyon kullanıcıya ulaştığını duyurdu ve bu artışın kısa süre içerisinde gerçekleşmiş olması, bu plana olan yüksek ilgiyi gözler önüne seriyor. Netflix, bu abonelik planını ilk olarak Ocak ayında tanıttığında 22 milyon aboneye ulaşmıştı; Mayıs ayına gelindiğinde bu sayı 40 milyona çıkmıştı. Şimdi ise, sadece birkaç ay içinde abone sayısı 70 milyona ulaşarak ciddi bir büyüme kaydetti. Bu büyüme, özellikle uygun fiyatlı abonelik seçeneklerine yönelen kullanıcıların ilgisinin ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor.

Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı

Netflix’in reklamcılık biriminin başındaki isim olan Amy Reinhard, reklam destekli abonelik planının tüm ülkelerde istikrarlı bir büyüme gösterdiğini ve yeni abone olan kullanıcıların %50’sinden fazlasının bu planı tercih ettiğini ifade etti. Bu durum, Netflix’in geniş bir kitleyi daha erişilebilir bir fiyatla kendine çekme stratejisinin başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Reklamlı planın hızla benimsenmesinin altında, Netflix’in bu planı daha cazip hale getirme stratejileri yatıyor.

Netflix'in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı.
Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı.

Özellikle yurtdışında, reklamlı planın daha yüksek bir çözünürlük sunması ve aynı anda iki cihazda izleme desteği sağlaması, kullanıcıların bu plana ilgisini artıran başlıca faktörler olarak öne çıkıyor.

Netflix, kullanıcıların platformda günde ortalama iki saat geçirdiğini belirtiyor. Bu yüksek kullanım oranı, reklam destekli planın izlenme sürelerine de olumlu bir katkı sunduğunu işaret ediyor. Platformun geçtiğimiz ay yayınladığı finansal raporda, abone sayısında 5 milyonluk bir artış yaşandığı ve dünya genelindeki toplam abone sayısının 282.7 milyona ulaştığı belirtildi. Bu verilere göre, Netflix’in reklam destekli hizmeti hem kullanıcı tabanını genişletmiş hem de şirketin genel büyümesine önemli bir katkı sağlamış görünüyor.

Rejeneratif tarım destek almaya devam ediyor

0

Alman Klim, rejeneratif tarım platformunu uluslararası alana taşımak için 22 milyon dolar topladı. Küresel gıda üretimi sera gazı emisyonlarının en az dörtte birini üretiyor ve bunun yüzde 80’inden fazlası  tarımdan geliyor. Ancak bu etkiyi ele almak söylendiği kadar kolay değil çünkü ele alınması gereken çok fazla hareketli parça var.

Rejeneratif tarım desteği devam ediyor

Rejeneratif” çiftçilik, çiftçilere karbon emisyonlarını azaltırken biyolojik çeşitliliği artırma ve toprağı zenginleştirme fırsatı sunduğu için, genellikle çeşitli sürdürülebilirlik hedeflerine doğru ilerleme kaydetmenin bir yolu olarak lanse edilir. Bu, doğrudan gıda üretimini ve dolayısıyla gıda tedarikini etkiler.

Berlin merkezli tarımsal teknoloji girişimi Klim, çiftliklerin rejeneratif çiftçiliğe daha kolay geçmesini sağlamak ve operasyonlarını uluslararası alanda genişletmek için çalışıyor, girişim yakın zamanda Avrupa’nın en büyük bankası BNP Paribas liderliğinde 22 milyon dolarlık bir Seri A finansman turu elde etti. Özellikle, bu tur bu yıl Avrupa’daki tarımsal teknoloji girişimleri tarafından toplanan en büyük turlardan biri.

Klim ile çiftçiler, rejeneratif uygulamalara geçişi planlamak, yürütmek ve finanse etmek için araçlara kavuşuyor. Buna toprak sağlığının, biyolojik çeşitliliğin, karbon yakalamanın ve emisyonların azaltılmasının geri kazanılmasıyla ilgili veriler de dahildir.

Çiftçiler ayrıca Klim’in platformunu kullanarak geçişlerinin ilerlemesini takip edebilir ve tedarik zinciri ortaklarına kanıtlayabilir, böylece tutulan karbon için gelir ödemeleri kazanabilirler. Klim daha sonra tedarik zincirlerine bağlı karbon “eklerinin” satışından komisyon alır ve çiftçiler bunları Klim’in pazaryerinde satarak gelir elde edebilirler.

Buna karşılık, gıda şirketleri tedarik zincirlerini daha yeşil hale getirmek için bu “ekosistem hizmetlerini” satın alabilir, özellikle de emisyon raporlama gereklilikleri arttıkça. Başka bir deyişle, bir çiftçiye “karbon çiftçiliği” için ürün veya sığır yetiştirip sattığı kadar ödeme yapılır.

Klim, 2020 yılında Berlin’de Robert Gerlach, Nina Mannheimer ve Adiv Maimon tarafından kuruldu ve girişimin son dört yılda 3.500 çiftçiye hizmet verdiği söyleniyor, bu da 700.000 hektarlık araziye denk geliyor ve Alman tarım arazilerinin yüzde 5’ini temsil ediyor. Müşterileri arasında artık Nestlé, Kaufland ve Aryzta gibi tarım devleri yer alıyor. Gerlach (CEO), dünyanın giderek daha fazla toprak kaybettiğini ve küresel toprakların çoğunun orijinal organik karbon stoklarının %50’sini kaybettiğini göz önünde bulundurarak “tarım arazilerinin yenileyici uygulamalara geçirilmesinin gerçek bir aciliyet olduğunu” söyledi.

Borusan, AWS ile iş birliğine imza attı!

0

Türkiye’nin önde gelen sanayi gruplarından Borusan, dijital dönüşüm ve küresel büyüme hedefleri doğrultusunda Amazon Web Services (AWS) ile stratejik bir iş birliği gerçekleştirdiğini duyurdu. Borusan Grubu’nun dijital dönüşüm süreçlerinde bulut teknolojilerinden faydalanmasını amaçlayan bu iş birliği, operasyonel verimliliğin artırılması ve global pazarlarda rekabet gücünün yükseltilmesine katkı sağlayacak.

Borusan Grubu, otomotiv, lojistik, enerji, üretim, makine ve güç sistemleri gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketleriyle 3 kıtada ve 12 ülkede operasyonlarını sürdürüyor. AWS’in sunduğu küresel ölçeklenebilirlik, inovasyon liderliği ve maliyet etkinliği gibi hizmetlerden faydalanacak olan Borusan, bulut altyapısını kullanarak yapay zeka, makine öğrenimi ve Nesnelerin İnterneti (IoT) gibi teknolojilerle iş süreçlerini geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca, AWS’in sürdürülebilirlik odaklı teknolojileri sayesinde Borusan, çevresel hedeflerine ulaşmada da önemli bir destek alacak.

Borusan’ın AWS üzerinden kullanacağı başlıca servisler arasında Amazon EC2, Amazon S3, AWS Lambda ve Amazon RDS gibi bulut çözümleri bulunuyor. Bu hizmetler, Borusan Grubu’na esneklik, yüksek erişilebilirlik ve veri güvenliği sunarken, aynı zamanda operasyonel süreçleri modernize etmesine de yardımcı olacak. AWS’in sunucusuz bilişim çözümleri, Borusan’ın uygulamalarını daha verimli çalıştırmasını sağlarken, Amazon SageMaker gibi hizmetler büyük veri projelerinde yapay zeka çözümleri geliştirmelerine imkan tanıyacak.

Borusan Holding Strateji ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Deniz Emre Dağ, AWS ile yapılan iş birliği hakkında, Borusan’ın bulut teknolojilerindeki dönüşüm sürecine hız kazandıracağını ifade etti. Borusan BT Altyapı ve Bilgi Güvenliği Grup Direktörü Yaşar Sarcan ise iş birliğinin grup genelinde teknolojik esneklik ve maliyet verimliliğini artırarak küresel rekabette avantaj sağlayacağını belirtti.

AWS Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın ise Borusan’ın bulut bilişimden yararlanma sürecine katkıda bulunmaktan memnuniyet duyduklarını ifade ederek, bu iş birliğinin diğer organizasyonlara örnek teşkil etmesini beklediklerini söyledi.

DeepL, ilk sesli çeviri aracı DeepL Voice’u tanıttı!

DeepL, Berlin’de düzenlenen DeepL Dialogues etkinliğinde gerçek zamanlı sözlü iletişim için geliştirdiği ilk sesli çeviri aracı olan DeepL Voice’u duyurdu. Yapay zeka destekli çeviri çözümleri sunan şirket, toplantılar ve yüz yüze görüşmeler için iki ayrı model olarak tasarlanan DeepL Voice ile dil engelini aşarak anlık iletişimde verimliliği artırıyor. Üstelik DeepL Voice, sanal ve fiziksel ortamlarda çok dilli iletişim imkanı sağlıyor.

DeepL Voice tanıtıldı!

DeepL CEO’su ve kurucusu Jarek Kutylowski, aracın yüksek güvenlik ve çeviri kalitesi sunacak şekilde geliştirildiğini belirtti. DeepL Voice’un güvenilir bir çözüm olarak geliştirilmesinde beta müşterilerden gelen geri bildirimlerin kritik rol oynadığını vurgulayan Kutylowski şunları söyledi:

“DeepL olarak yazılı çeviride lider konumdayız ancak gerçek zamanlı sesli çeviri alanında dile dayalı yeni zorluklar ortaya çıkıyor. Yarım bırakılan cümleler, telaffuz sorunları ve çeviri gecikmeleri konuşma sırasında yanlış anlaşılmalara yol açabiliyor. Bu tür sorunları en aza indirmek için kullanıcılarımızla beta programı sürecinde yakın temas halinde çalışarak tüm bu sorunları çözmeye odaklandık.”

DeepL Voice, iki farklı modelle kullanıcıların hizmetine sunuluyor:

  • Toplantılar için DeepL Voice:
    • Sanal toplantılarda dil engellerini kaldırıyor. Toplantıdaki katılımcılar, seçtikleri dilde konuşabiliyor ve diğer katılımcılar konuşmayı gerçek zamanlı çeviri altyazılarıyla izleyebiliyor. Bu sayede herkes ana dilinde iletişim kurabiliyor, toplantılarda anlaşılabilirlik artıyor ve katılımcıların dil nedeniyle kopukluk yaşama ihtimali ortadan kalkıyor.
  • Görüşmeler için DeepL Voice:
    • Mobil cihazlarla yüz yüze iletişimde kullanılmak üzere tasarlanan bu model, bir tarafın konuşmalarını karşı tarafa altyazı ile aktarıyor. Görüşmelerde kullanıcılar, aynı cihaz üzerinden çeviriyi takip edebiliyor ve ihtiyaç duyulan çeviri modları sayesinde iletişim daha kolay hale geliyor.

DeepL Voice, başlangıçta Almanca, Felemenkçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İsveççe, İtalyanca, Japonca, Korece, Lehçe, Portekizce, Rusça ve Türkçe olmak üzere 13 dilde sesli çeviri desteği sunuyor. DeepL, ilerleyen dönemlerde daha fazla dil eklemeyi planlıyor.

Ayrıca DeepL Translator aracılığıyla 33 dilde altyazı çevirisi imkanı da sunuluyor. Bu yeni teknoloji, aksan ve bağlam farkını dikkate alan geniş veri setleriyle eğitilmiş yapay zeka modelleri sayesinde yüksek doğruluk seviyesine ulaşıyor.

Etkinlikte DeepL Voice’u deneyimleyen Brioche Pasquier Uluslararası Koordinatörü Christine Aubry şunları söyledi:

“DeepL Voice’tan önce yurt dışındaki şubelerimizi şirket projelerine dahil etmekte zorlanıyorduk. Toplantılar için DeepL Voice, ekiplerimizi gerçekten bir araya getirdi, şubeler arasındaki iletişim sorununu çözdü ve şirket çapında iş birliğini artırdı. Daha önce yalnızca bir dili destekleyen araçları denedik fakat DeepL Voice, şu ana kadar kullandığımız en kapsamlı araç.”

DeepL, bu yılın başında yazılı çeviri çözümü olan DeepL Write Pro’yu tanıtarak dikkat çekmişti. Çeviri kalitesi açısından GPT-4, Google ve Microsoft’un modellerini geride bırakan yeni nesil büyük dil modeli (LLM) ile teknoloji dünyasında öne çıkan şirket kısa süre önce Forbes 2024 Cloud 100 listesine girdi.

Mayıs ayında ise Index Ventures liderliğinde 2 milyar dolar değerleme ile 300 milyon dolarlık yatırım alarak büyümesini sürdürüyor. DeepL Voice da dünya genelindeki şirketlerin kullanımına hazır olarak piyasaya sunulmuş durumda.

Kargo e-bisikleti taşımayı uygun fiyatlı hale getiriyor

0

Phoenix merkezli e-bisiklet üreticisi Lectric, geçen yılki XPedition modelinin ABD’de en çok satan kargo e-bisikleti haline geldiğini düşünüyor. Şirket şimdi ikinci neslini piyasaya sürdü

Şirket CEO’su Levi Conlow: “XPedition, piyasaya sürülmesinden bu yana sektördeki en çok satan ve en başarılı kargo e-bisikleti oldu ve bunun nedeni performans ve değerin eşsiz birleşimidir,” dedi. Conlow: “XPedition 2.0 ile bu taahhüdümüzü ikiye katlıyoruz. Birçok e-bisiklet fiyatının arttığı bir yılda bile, fiyatı artırmadan önemli yükseltmeler sunuyoruz; bunun, bu e-bisikletin devam eden başarısını daha da artıracağına inanıyoruz” dedi.

Kargo e-bisikleti ile taşıma

Yeni tasarlanan alüminyum şasinin güncellenmiş borulara sahip olduğu ve ek kargo taşıma potansiyeli için genişletilmiş bir dingil mesafesi sunduğu bildiriliyor, ancak yeni kargo e-bisikleti aynı 450 lb (204 kg) maksimum yük kapasitesiyle geliyor. 2.0 ayrıca 1.300 watt’tan fazla zirveye ulaşan, 85 Nm (62,7 lb.ft) tork üreten ve 28 mph’ye (45 km/sa) kadar pedal desteği sağlayan aynı 750-W M24 göbek motoruyla çalışıyor.

Kargo e-bisikleti, Sınıf 1, 2 veya 3 e-bisiklet olarak sürülebilir ve iddia edilen “daha yüksek güç seviyelerinde sınıfının en iyisi performans” için şirket içi bir tork sensörü kazanıyor. Bu, sürücüye beş PAS modunun her biri için önceden belirlenmiş bir güç seviyesi sağlayan Lectric’in PWR+ programlamasıyla birleştirilmiştir. Sonuç olarak, motor desteğine duyarlı, doğal bir his vermelidir. Shimano aktarma organları bu gezi için bir Altus 8 vitese yükseltildi.

Yeni model üç farklı pil konfigürasyonuyla opsiyonel olarak sunulabiliyor. Standart ebike, sele direğinin arkasına monte edilmiş tek bir 624-Wh pile sahip ve bu da şarj başına 60 mil (96,5 km) sürüş sağlıyor. Uzun Menzilli bir varyant, 120 mil (193 km) menzil için iki adet 48-V/13-Ah pille geliyor. Ayrıca, iki adet 48-V/17,5-Ah pille övünen ekstra bir Uzun Menzilli versiyon da var ve bu da, şarjlar arasında 170 mil (273,5 km) menzil anlamına gelebilir.

Hyundai fiziksel düğmelere dönüyor

Hyundai, sürücülerden aldığı geri bildirimleri değerlendirerek gelecekteki araçlarında fiziksel düğmelere yeniden yer vereceğini açıkladı. Şirket, dokunmatik ekranlardan uzaklaşarak sürüş güvenliğini artırmayı ve kullanıcı deneyimini geliştirmeyi hedefliyor.

Son yıllarda otomobil üreticileri, araç içi dokunmatik ekranlara büyük yatırımlar yaparak geniş ve yüksek çözünürlüklü ekranlarla donatılmış gösterge panelleri geliştirdi. Ancak birçok sürücü, özellikle sık kullanılan klima ve ses ayarları gibi işlevleri dokunmatik ekran üzerinden kontrol etmenin zorlayıcı olduğunu belirtiyor. Hyundai, bu geri bildirimler doğrultusunda yeni nesil araçlarında fiziksel düğmelere dönüş yapacak.

Hyundai Design North America’nın (HDNA) Başkan Yardımcısı Ha Hak-soo, yapılan odak grup çalışmalarında sürücülerin dokunmatik ekran tabanlı kontrollerden memnun olmadığının ortaya çıktığını açıkladı. Sürücüler, acil durumlarda ekran üzerinden ayar yapmaya çalışırken stres yaşadıklarını ve bu durumun güvenliği tehlikeye attığını belirtti. Hyundai, bu sorunu çözmek amacıyla gelecekteki modellerinde daha fazla fiziksel düğme kullanacak.

Bu kararın arkasında güvenlik kuruluşu Euro NCAP’in aldığı yeni bir karar da etkili oldu. Euro NCAP2026’dan itibaren bazı işlevlerin fiziksel düğmelerle kontrol edilmesini zorunlu hale getirmeyi planlıyor. Güvenlik standartlarını artırma amacı taşıyan bu düzenleme, beş yıldızlı güvenlik derecesine ulaşmak isteyen otomobil üreticilerini fiziksel kontrol seçenekleri sunmaya yönlendiriyor.

Öte yandan Hyundai, tamamen dokunmatik ekranlardan vazgeçmiyor2027 yılı itibariyle ön camı kaplayacak yeni nesil ekranlar üzerinde çalışan şirket, bu ekranların büyük ölçüde sesli komutlarla çalışmasını planlıyor. Böylece sürücüler, ellerini direksiyondan ayırmadan birçok ayarı sesli komutlarla yapabilecek. Hyundaifiziksel düğmeler ile gelişmiş ekranları dengeli bir yapıda sunarak, güvenli ve pratik bir kullanıcı deneyimi sağlamayı hedefliyor.

Yapay zeka teknolojisinde sınıra mı ulaşıldı?

Son yıllarda yapay zeka (AI) alanında atılan büyük adımların ardından, OpenAI ve benzeri önde gelen teknoloji şirketleri, büyük dil modellerinin gelişiminde yeni zorluklarla karşılaşmaya başladı. Şirketler, veri ve hesaplama gücü ile ölçeklenen geleneksel yöntemlerin sınırlarına ulaştıkça, daha insansı düşünce yapısına sahip ve daha akıllı yapay zekalar geliştirmek için alternatif yaklaşımlar deniyor. OpenAI, bu doğrultuda “o1” adlı yeni modelini duyurdu. Bu model, geleneksel büyük dil modellerinden farklı olarak insan benzeri bir mantıkla karar verme yeteneği sunuyor. OpenAI’ın yeni modeli, yalnızca daha fazla veriyi işlemekle kalmayıp, uzmanların geri bildirimleriyle eğitilerek karmaşık matematiksel veya mantıksal problemleri çözmede daha etkin performans gösteriyor.

Yapay zeka teknolojisinde sınıra mı gelindi?

Araştırmacılar, o1 modelinde “test-time compute” olarak adlandırılan bir teknik kullanarak, modelin problem çözme aşamasında birden fazla olasılık yaratıp değerlendirmesini sağlıyor. Bu teknik, modelin tek bir yanıt yerine en uygun çözümü seçmesi için birkaç saniye boyunca çok adımlı bir düşünme süreci gerçekleştirmesine olanak tanıyor. OpenAI’da o1 üzerinde çalışan Noam Brown, bir modeli yüz bin kat daha büyütmek yerine, ona sadece birkaç saniye düşünme yetisi kazandırmanın daha etkili olduğuna inanıyor. Bu yaklaşım, yalnızca veri ve işlem gücü artırımıyla başarı sağlanan eski dönemin artık geride kaldığını işaret ediyor.

Bununla birlikte, veri ve enerji kaynaklarının tüketimindeki artış, daha verimli ve insansı yöntemlerin gerekliliğini ortaya koyuyor. Günümüzde birçok yapay zeka modeli, mevcut veri kaynaklarının çoğunu tüketmiş durumda ve enerji maliyetleri hızla artıyor. Bu koşullar altında, OpenAI ve diğer laboratuvarlar maliyeti düşürerek daha verimli donanımlar geliştirme arayışına giriyor. Firmalar çıkarım süreçlerinde daha düşük maliyetli donanımlar kullanmayı planlıyor ve Sequoia Capital’in ortaklarından Sonya Huang, bu gelişmenin devasa veri kümeleriyle çalışan sistemlerden çıkarım için bulut tabanlı sunuculara doğru bir geçişi işaret ettiğini belirtiyor.

Özetle, bu yeni yaklaşımlar, yapay zekaların insana daha yakın düşünme yeteneğine sahip olması için karmaşık ancak daha verimli modellerin geliştirilmesini hedefliyor. OpenAI ürün müdürü Kevin Weil’in belirttiği gibi, şirketler bu modelleri hızla daha iyi hale getirmenin yollarını ararken, sektördeki rekabet hız kesmeden devam ediyor.