Alp Karahasanoğlu, 1 Ağustos itibarıyla Koç Topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren WAT Mobilite ve WAT Motor Genel Müdürlüğü görevine başladı.
1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun olan Karahasanoğlu, mezuniyetinin ardından kariyerine Arçelik’te başladı ve çeşitli pozisyonlarda görev aldı.
2016’da Kurutucu & Elektrik Motorları Ürün Direktörü, 2019’da Pişirici Cihazlar Ürün Direktörü, 2021’de Arçelik Global’de Tedarik Zinciri Kıdemli Direktörü olarak görev yaptı. 2022’den itibaren Beko’da Satın Alma Kıdemli Direktörü olarak çalıştıktan sonra, WAT Mobilite & WAT Motor Genel Müdürü olarak atandı.
Intel bugün, Intel 18A’daki öncü ürünleri Panther Lake (AI PC istemci işlemcisi) ve Clearwater Forest’ın (sunucu işlemcisi) fabrikadan çıktığını ve işletim sistemlerinin önyüklendiğini duyurdu. Bu kilometre taşlarına ilk duyurudan yaklaşık 6 ay sonra ulaşıldı ve her iki ürün de 2025 yılında seri üretime başlama yolunda ilerliyor. Şirket ayrıca ilk dış müşterinin Intel 18A’yı önümüzdeki yılın ilk yarısında banttan çıkarmasının beklendiğini duyurdu.
Intel Temmuz ayında, dökümhane müşterilerinin Intel 18A’daki tasarımlarında RibbonFET transistör mimarisinin ve PowerVia güç dağıtımının özelliklerinden yararlanmalarını sağlayan 18A Süreç Tasarım Kiti (PDK) 1.0’ı piyasaya sürdü. Elektronik tasarım otomasyonu (EDA) ve fikri mülkiyet (IP) ortakları, müşterilerin nihai üretim tasarımlarına başlamalarını sağlamak için tekliflerini güncelliyor.
Intel kıdemli başkan yardımcısı ve Intel Foundry genel müdürü Kevin O’Buckley konu hakkında yaptığı açıklamada “Yapay zekâ dönemi için çoklu sistem döküm teknolojilerine öncülük ediyor ve Intel ve döküm müşterilerimiz için yeni nesil ürünler için gerekli olan eksiksiz bir yenilik paketi sunuyoruz. Kaydettiğimiz ilerleme bizi cesaretlendiriyor ve Intel 18A’yı 2025 yılında pazara sunmak için müşterilerimizle yakın bir şekilde çalışıyoruz” diyor.
Intel Foundry için 18A yolculuğu neden önemli?
Intel’in IDM 2.0 girişimi ve dahili çip üretim planlarında tüm yollar Intel’in fabrikasyon süreç liderliğini yeniden ele geçirmesine ve korumasına çıkıyor. Hem bir çip tasarımcısı hem de sözleşmeli bir çip üreticisi olarak pazarın kazananı olmak için Intel’in bir zamanlar sahip olduğu fabrika teknolojisi liderliğini yeniden kazanabilmesi gerekiyor. Bunun yegane yolu da 4 Yılda 5 Düğüm yol haritasının son düğümleri olan ikiz 20A/18A olarak öne çıkıyor.
Bu kilometre taşları, Intel Foundry’nin dökümhane müşterileri için hem RibbonFET transistörleri hem de PowerVia güç teknolojisini başarıyla uygulayan ilk şirket olduğunu gösteriyor. RibbonFET ve PowerVia, ekosistem EDA ve IP araçları ve süreç akışları sayesinde Intel Foundry’nin Intel 18A aracılığıyla tüm müşterilerine sunduğu çığır açan yenilikler olarak lanse ediliyor. Böylece esnek, daha sürdürülebilir ve güvenilir üretim kapasitesiyle çalışan Intel Foundry, ölçeklendirilen ve daha verimli çalışan yeni nesil yapay zekâ çözümlerini tasarlamak ve üretmek için gereken tüm bileşenleri bir araya getiriyor.
Ek yapılandırmalar veya değişiklikler olmadan işletim sistemlerini başarıyla önyükleyen Panther Lake ve Clearwater Forest, şirketin 2025 yılında Intel’i süreç liderliğine geri döndürmesi beklenen öncü süreç teknolojisi olarak lanse edilen Intel 18A’nın kararlı adımlarla ilerlediği anlamına geliyor. Gerçi Intel geçtiğimiz hafta kabus gibi bir ikinci çeyrek finansal raporu paylaşmıştı ancak firma yapay zekâ yarışında geri kalmamakta kararlı.
Çip devi ayrıca Panther Lake DDR bellek performansının halihazırda hedef frekansta çalıştığını ve bunun oldukça önemli bir adım olduğunu ifade ediyor. Gelecek yılın CPU ve yapay zekâ çiplerinin arketipi olan Clearwater Forest, daha yüksek yoğunluk ve güç kullanımı için RibbonFET, PowerVia ve Foveros Direct 3D’yi birleştiren sektörün ilk seri üretim, yüksek performanslı çözümü olacak.
4,95 milyar aktif kullanıcıyla sosyal medyanın etkisi tartışılmaz. İşletmelerin dijital dünyada başarısı için bu gücü kullanması gerekiyor. Böylelikle başarılı dijital pazarlamanın hayati bir bileşeni etkili sosyal medya entegrasyonu. Sosyal medya, web sitenizde ve sosyal kanallarınızda etkileşimi artırıyor. Doğru veri toplama ve analizlere yardımcı oluyor. Marka bilinirliğini artırıyor ve KPI takibini basit hale getiriyor.
Sosyal medya pazarlama stratejileri
Facebook’ta 10 milyondan fazla aktif reklamveren var ve 2,08 milyonluk potansiyel bir kitleye ulaşıyor. 2025 yılına kadar Instagram’ın yaklaşık 1.44 milyar kullanıcıya sahip olması bekleniyor. Ayrıca bunların yüzde 90’ının en az bir işletmeyi takip etmesi bekleniyor. X’te (Twitter) saniyede 6.000’den fazla tweet atılıyor. Kullanıcıların yüzde 47’si kültürel olarak etkileşimli markaları tercih ediyor. Ayrıca LinkedIn’de bir işletme sayfası 150 takipçiye ulaştığında büyüme potansiyeli fırlıyor.
Bu istatistikler, pazarlama stratejilerinde sosyal medyayı kullanan markalar için önemli fırsatlardan sadece birkaçını gösteriyor. Ancak, yalnızca çevrimiçi bir varlığa sahip olmak etkileşimi garanti etmiyor. Anahtar nokta sosyal medya platformlarının etkili entegrasyonunda yatıyor.
Sosyal medya entegrasyonu dijital pazarlama erişiminizi genişletmenin yenilikçi bir yolu. Takipçilerinizi web siteniz gibi belirli platformlara yönlendirerek markanızı keşfetmelerini ve onunla bağlantı kurmalarını sağlıyor. Böylelikle entegrasyon, sosyal kanallarınızı kampanyalarınıza dahil ediyor. Doğru yapıldığında müşterileriniz aktif katılımcılar haline gelir ve markanız hakkında konuşmalar başlatıyor.
Sosyal medya platformları web siteniz, e-posta pazarlama kampanyalarınız, ücretli reklamlar, etkileyici pazarlama, mesajlaşma uygulamaları ve topluluk oluşturma dahil olmak üzere çeşitli çevrimiçi (ve çevrimdışı) sistemlere entegre ediliyor. Ayrıca bunları CRM, e-ticaret ve müşteri hizmetleri yazılımlarına entegre edebilirsiniz.
Böylelikle entegrasyon stratejiniz için kullanabileceğiniz en popüler sosyal medya platformları şunlar:
DTG, içinde sayısız ürün, servis ve hizmetler barındıran “DT Cloud” bulut platformunu, yatırımcılarından aldığı güçle küresel pazarda giderek daha yaygın hale getiriyor. Dünyada artık stratejik önemde kabul edilen ülkelere ait verilerin ülke içinde kalması gerekliliğine çözüm getiren DT Cloud, 20 yıllık birikimiyle şirketlere verilerini yerli bir bulut platformunda güvende tutma imkanı sunuyor.
Türkiye’nin ilk yerli ve milli self-servis bulut platformu olan DT Cloud, ülkelerin artık giderek daha fazla önem verdiği veri egemenliği konusunda sunduğu hizmetle önemli bir görev üstleniyor ve şirketlere verilerini milli bir bulut platformunda güvenle muhafaza etme olanağını sağlıyor.
Son dönemde 842 milyon 830 bin 824 TL seviyesinde değerleme üzerinden yatırım alan DTG’nin, kurucusu olduğu Omurga Digital Transformation GSYF’ye yapılan yatırım miktarı, şirket tarafından kamuoyuna açıklandı.
Omurga Digital Transformation GSYF’ye doğrudan yapılan yatırım miktarının 63 milyon 172 bin Türk Lirasına yükseldiği bildirdi. DTG’nin yatırımcıları arasında Alper Akcan, Aydonat Atasever, Cengiz Macar, Doğuhan Darcan, İsmail Hakkı Yıldız, Nevzat Aydın, Onur Şalk, Tunç Mehmet Berkman gibi isimler ve İstanbul Gübre San. (İGSAŞ), Vucos Teknoloji gibi şirketler yer alıyor.
Yerli üretime sunduğu katkıyı, aldığı ‘Yerli Malı’ belgesi ile tescilledi
Kısa süre önce aldığı “Yerli Malı Belgesi” ile DT Cloud, müşterilerinin verilerini yerli ve milli bulut platformunda güvende tutuyor.
“Yerli Malı Belgesi”, ülkemizde üretilen ürünlerin yerli malı olduğunu ve bu ürünlerin yerli kaynaklarla üretildiğini onaylar nitelikte olması nedeniyle önem taşıyor. Türkiye’nin ilk yerli ve milli self-servis bulut yönetim platformunu sunan DT Cloud’un yerli üretim standartlarına uygunluğu da bu belge ile tescillendi.
Digital Transformation Group CEO’su Tolga Dinçer
Digital Transformation Group CEO’su Tolga Dinçer:
“Ülkemizin veri egemenliğinin tesisi için yerlileşme hayati önem taşıyor”
Dünyada pek çok ülkenin, kamu kurumlarının ya da yerli şirketlerinin verilerinin ülke içinde kalmasına artık stratejik bir önem atfettiğinin altını çizen Tolga Dinçer, şöyle devam etti:
“Bu nedenle ülkelerin kendi milli yazılımlarını geliştirerek, verilerini korumaları ve ülke içinde tutmaları önem taşıyor. Geçtiğimiz günlerde dünya genelinde yaşanan küresel kesintinin çeşitli ülkelerde nasıl büyük aksaklıklara neden olduğunu gözlemledik. Kamu kurumları ve şirketlerin yerli yazılımları ve çözümleri kullanımı yoluyla çeşitlilik sağlanması durumunda yaşanan bu tür sorunlara karşı oluşacak etkiyi azaltabiliriz. Ülkemizin Dijital Türkiye Vizyonu kapsamında biz DT Cloud ile tüm bu stratejik ihtiyaçlara cevap veren önemli bir görev üstlendiğimizi düşünüyoruz.”
Dinçer, DT Cloud’un vizyonu ve hedefleriyle ilgili şunları kaydetti:
“Dijital dönüşümün ana motoru olan bulut teknolojilerinde kendi bulut yönetim platformuna sahip DT Cloud, kullanıcılarına global bulut sağlayıcılar düzeyinde kolay kullanıma sahip zengin hizmet ve servisleri sunmaktadır. Amacımız bölgenin en büyük lokal bulut servis sağlayıcı olmaktır.
Digital Transformation Group A.Ş. (DTG), 20 yıla yakın bilgi ve iletişim teknolojileri tecrübesi ile, AR-GE kimliğini kullanarak, ülkemizin dijital altyapı sorununu yerli yazılımlarla çözme hedefimiz doğrultusunda 5 yıldır DT Cloud’a yatırım yapıyoruz. Tüm odağımızı bulut teknolojileri ve çözümleri üretmeye yoğunlaştırdık. Alınan son yatırımlarla birlikte DT Cloud, hedefleri doğrultusunda çok daha güçlü şekilde ilerlemeye devam edecek. DTG, bugün yüksek teknoloji geliştiren bir grup olarak bulut üzerinde AI, büyük veri işleme, block-chain gibi servisleri geliştirerek çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor ve hedeflerini büyüterek ilerliyor.”
DTG, Ar-Ge ve Ür-Ge yatırımlarına son yıllarda daha da hız vererek 2018 yılından bu yana bulut tabanlı platformlar geliştiriyor. 5G’ye hazır, kolay uygulanabilir, mevcut altyapılara entegre olabilen, içinde sayısız ürün, servis ve hizmetler barındıran, çok bölgeli ve yerel regülasyonlara tam uyumlu “DT Cloud” bulut platformu, https://dtcloudnow.com yerel bulut pazaryeri kanalıyla bulut servis ve çözümleri sunuyor.
Padua’daki Le Village kuluçka merkezinde yer alan Rotonium, bu hedefe ulaşmak için 1,1 milyon dolarlık risk sermayesi fonu topladı.
Fonlama turu, Obloo Ventures ve CDP Venture Capital’in teknoloji transfer fonu tarafından oluşturulan Ulusal Havacılık ve Uzay Teknolojisi Transfer Merkezi Galaxia tarafından finanse edildi.
Şirket, mini boyutlara indirgenebilecek yeni bir tek-foton kübit kuantum işlem birimi (QPU) geliştirmeyi amaçlıyor. Bu merkezi olmayan paradigma, tek-proton QPU kullanan bir kuantum bilgisayarının, büyük soğutma ekipmanlarına ihtiyaç duymadan oda sıcaklığında veya hatta uçuşta ya da uzayda çalışmasını sağlayacak.
Rotonium, fonu bu yeni mimarinin performansını doğrulamak için fotonik bileşenleri geliştirmeye ve potansiyel bir ticari kuantum işlemcisi tasarlamaya yönelik araştırmalara yatırmayı planlıyor. İlk adımları, bileşenlerin entegrasyon testlerini gerçekleştirmek ve daha fazla personel istihdam etmek olacak.
Rotonium CEO’su Roberto Siagri, “Yeni bir fotonik kuantum bilgisayar mimarisinin temellerini attığımız iki yılın ardından, bu yatırım turu, yenilikçi teknolojimizin potansiyelini kanıtlayacak bir silikon fotonik çipin geliştirilmesini hızlandırmamızı sağlayacak.” dedi.
CDP Venture Capital’ın Tech Transfer Fund Başkanı Claudia Pingue ise Rotonium’un araştırmalarının kuantum bilgisayarların yaygın olarak kullanılacağı bir döneme doğru atılan bir adım olabileceğini ifade etti.
Pingue, “Şirketin önerdiği orijinal çözüm, fotonları daha sağlam bir yapılandırmada kullanma imkânını değerlendirdiğinden, daha önce eşi benzeri görülmemiş hesaplama yeteneklerinin kenarda, doğrudan yörüngede kullanılmasını sağlıyor. Bu, karmaşık ve hacimli kurulumlara ihtiyaç duymadan ve yörüngede mevcut enerji gereksinimleriyle uyumlu enerji gereksinimleriyle gerçekleştirilebiliyor.” dedi.
Sızdırılan belgeler Nvidia’nın yapay zekayı eğitmek için günde ‘bir insan ömrü’ kadar video topladığını gösteriyor. Ortaya çıkan şirket içi e-postalar, Slack konuşmaları ve belgeler, Nvidia’nın henüz piyasaya sürülmemiş bir video temel modelini nasıl oluşturduğunu gösteriyor.
Nvidia yapay zeka eğitimi için kararlı
Nvidia’nın yapay zeka ürünleri için eğitim verilerini derlemek amacıyla Youtube ve diğer çeşitli kaynaklardan videolar topladığı, Slack’teki şirket içi sohbetler, e-postalar elde edilen belgelerle ortaya çıktı.
Telif hakkıyla korunan içeriğin bir yapay zeka modelini eğitmek için kullanılmasının yasal ve etik yönleri sorulduğunda, Nvidia uygulamasını “telif hakkı yasasının harfine ve ruhuna tamamen uygun” olarak savundu. 404 Media tarafından görüntülenen Nvidia’daki dahili görüşmeler, proje üzerinde çalışan çalışanların araştırma amaçlı akademisyenler tarafından derlenen veri kümelerinin ve YouTube videolarının kullanımıyla ilgili olası yasal sorunlar hakkında sorular sorduğunda, yöneticilerin onlara şirketin en üst düzeylerinden bu içeriği kullanma iznine sahip olduklarını söylediğini gösteriyor.
Nvidia’nın iç süreçleri hakkında konuşmak için ismini vermediği eski bir Nvidia çalışanı, çalışanlardan Nvidia’nın Omniverse 3D dünya oluşturucusu, otonom araç sistemleri ve “dijital insan” ürünleri için bir yapay zeka modeli eğitmek üzere Netflix, YouTube ve diğer kaynaklardan videolar toplamaları istendiğini söyledi. Şirket içinde Cosmos olarak adlandırılan (ancak şirketin mevcut Cosmos derin öğrenme ürününden farklı olan ) proje henüz kamuoyuna açıklanmadı.
Eski çalışanın aktardığı bilgilere göre, Netflix dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan tam uzunlukta videolar indirmeye çalışıyorlardı, ancak YouTube videolarına odaklanmışlardı. Görüntülenen e-postalar, proje yöneticilerinin Amazon Web Services’ta 20 ila 30 sanal makine kullanarak günde 80 yıllık videoları indirmeyi tartıştıklarını gösteriyor.
Süperkritik jeotermal enerji, insanlığın milyonlarca yıl boyunca enerji ihtiyacını karşılama vaadinde bulunuyor. Ancak ne kadar pratik? Lux Research’ten Karthik Subramanian’ın yeni bir analizi, bunun olası olmayan ile imkansız arasında bir yerde olabileceğini öne sürüyor.
Süperkritik jeotermal enerji hakkında gerçekler
İlk bakışta, jeotermal enerji parlak bir enerji kaynağı gibi görünüyor. Temiz, Dünya’da öngörülebilir gelecekte medeniyete güç verecek kadar ısı var ve tek yapmanız gereken onu kullanmak için aşağı doğru delmek. Daha da iyisi, süperkritik jeotermal olarak adlandırılan şeydir. Geleneksel jeotermal sistemler, volkanlar veya sıcak su kaynaklarıyla işaretlenmiş alanlara delikler açarak ve ya yere su pompalayarak ve sonra buharı çıkararak ya da kapalı bir boru devresinin içine suyu ısıtmak için bir ısı eşanjörü takarak ısıyı çekerek çalışır.
Bu işe yarıyor, ancak bu tür tesislerin kurulumu çok pahalı ve dünyada inşa edilebilecekleri çok az yer var. Ayrıca çıktıları da sınırlı. Çünkü yalnızca yaklaşık 200 °C (400 °F) sıcaklığa ulaşıyor. Bu da tek bir üretim tesisi için 5 MW’lık bir enerji çıktısına denk geliyor.
Pratikte bu, jeotermal enerjinin dünya elektrik üretiminin yalnızca yaklaşık yüzde 0,5’ini oluşturduğu ve hiçbir yıl yüzde 3,5’ten fazla büyümediği anlamına geliyor. Süperkritik jeotermal, yüzeye yakın 2 km (1,2 mil) kadar derinlikte magma cepleri bularak veya 20 km (12,4 mil) kadar derinlerde sıcak iç Dünya’yı arayarak konsepti bir sonraki seviyeye taşır. Burada sıcaklık ve basınç o kadar yüksektir ki su 373 °C’nin (703 °F) ve 220 barın (3.190,83 lb/in², 217 ATM) üzerinde bir basıncın üzerine ısıtılır. Bu durumda su aşırı ısınır, ancak buhara dönüşemez. Ayrıca normal su veya buharın dört ila 10 katı enerji tutabilir.
Başka bir deyişle, süperkritik bir jeotermal santral 50 MW kapasiteye sahip olabilir ve üç kuyu 42 geleneksel jeotermal kuyunun güç çıkışına sahip olabilir. Ek olarak, süperkritik ısıyı bulmak basitçe bir magma cebi bulma veya herhangi bir yerde yeterince derin kazma meselesidir.
Bu kulağa harika geliyor, ancak bu, delme tekniklerini ve malzemeleri en uç noktaya taşıyan büyük bir mühendislik zorluğu. Sadece inanılmaz derecede derin sondaj delikleri kazılması gerekmez, aynı zamanda herhangi bir geleneksel sondaj kulesini hızla yok edecek basınçlara, gazlara ve aşındırıcı etkilere karşı da dayanıklı olmalıdırlar. Ancak daha büyük bir sorun var.
O güzel süperkritik tabakaya veya kabarcığa ulaşmak için, matkap Kırılgan-Düktil Geçiş Bölgesi (BDTZ) adı verilen bölgeden geçmeli. Basitçe söylemek gerekirse, süperkritik bölgenin üstündeki kaya, böyle bir derinlikteki sıcaklıklara ve basınçlara maruz kaldığında bir değişime uğrar. Kırılgan olmak yerine, kaya esnek ve plastik hale gelir.
Raporlara göre ABD şebekesi, büyüyen üretken yapay zeka enerji kullanımının tüketimiyle başa çıkamıyor. Üretken yapay zekanın hızla yayılması, esas olarak AI gelişimini kolaylaştıran veri merkezlerinin enerji ve soğutma gereksinimleri nedeniyle ABD elektrik şebekesi ve su kaynakları üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Yapay zeka teknolojileri ilerledikçe, karmaşık makine öğrenimi modellerini eğitmek ve işletmek için gereken önemli bilgi işlem gücünü sağlamak üzere ülke genelinde yeni veri merkezleri kuruluyor. Bu tesisler, şebekenin artan talebi karşılayıp karşılayamayacağı konusunda endişelere yol açan yoğun elektrik ve su tüketicileri.
Yapay zekanın enerji tüketimi verimlilik projeleriyle çözülemiyor
Yapay zekanın çevresel etkileri, sürdürülebilirlik tasarımına entegre edilmediği sürece endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Bu zorluklarla başa çıkmak için enerji verimliliğini artırma ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapma çabaları devam ediyor.
Örneğin, Google, Microsoft, Oracle ve Amazon gibi önde gelen teknoloji şirketleri, veri merkezi enerji kullanımını yüzde 15’e kadar azaltabilen Arm’ın düşük güç işlemcilerini giderek daha fazla kullanıyor. Ek olarak, üretken AI modellerinin, önceki modellere göre 25 kat daha az güç tüketen Arm tabanlı CPU’lar kullanan Nvidia’nın Grace Blackwell yapay zeka çipinde çalıştığı bildirildi.
Arm’da otomotiv başkanı olan Dipti Vachani: “Bu güç sorunu hakkında şimdi farklı düşünmeye başlamazsak, sahip olduğumuz bu rüyayı asla göremeyeceğiz” dedi. Çip şirketinin düşük güç işlemcileri, veri merkezlerinde güç kullanımını %15’e kadar azaltmaya yardımcı olabildikleri için Google, Microsoft, Oracle ve Amazon gibi büyük şirketler tarafından giderek daha fazla kullanılıyor.
Ancak bu çözümlerin etkinliği konusunda fikir ayrılıkları var. Bir AI görüntüsünün oluşturulması tam şarjlı bir akıllı telefonun oluşturulması kadar enerji gerektirebilir ve tek bir ChatGPT sorgusu bir Google aramasının neredeyse on katı kadar enerji kullanır. Çevre üzerindeki olumsuz etkiler son raporlarla gün yüzüne çıkarıldı: Verimliliğin arttığına dair iddialara rağmen Google’ın sera gazı emisyonları 2019 ile 2023 arasında neredeyse yüzde 50 arttı ve bu kısmen veri merkezlerinin enerji tüketiminden kaynaklandı. Benzer şekilde Microsoft’un emisyonları da 2020 ile 2024 arasında, esas olarak veri merkezi enerji tüketiminin bir sonucu olarak neredeyse yüzde 30 arttı.
Duygusal pazarlama, kitleleri markalarla kişisel ve insani bir şekilde bağlayan bir hikaye anlatıyor. Yeni medya kanalları, cihazlar ve platformlar ortaya çıktıkça, insanların marka hikayelerine bolca erişebilmesini sağlıyor. Dahası, şirketlerin kimliklerini ve vizyonlarını iletmelerinin artık bir sürü yolu var. Bu da duygusal pazarlamayı çok daha basit hale getiriyor.
İçerik pazarlaması ve markayı öne çıkarma stratejileri
Duygusal pazarlama stratejileri doğru kullanıldığında, şirketlerin zorlu bir ortamda kendilerini farklılaştırmalarına yardımcı oluyor. Kurumsal bir varlığa tutku ve odak getiriyor. Ancak, kitleniz üzerinde doğru etkiyi yaratmak istiyorsanız, kampanyanızın otantik ve dürüst hissettirdiğinden emin olmanız gerekiyor. İçerik pazarlaması temelinde duygusal pazarlama yer alıyor.
Duygusal pazarlama kampanyalarınız için fikirler sunmaya başlamadan önce, gerçekte ne anlama geldiğine bakalım. Duygularımızın kararlarımızda oynadığı rol, günümüz pazarlamacılarının görmezden gelemeyeceği bir şey. Hızlı tempolu dünyada, kuruluşların alıcı kişiliğinin ilkel istek ve ihtiyaçlarına hitap ettiklerinden emin olmaları gerekiyor.
Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, araştırmacılar beyinlerinin duygusal bölgesinde performans bozukluğu olan kişiler ele alındı. Eleştirel düşünebildiklerini ancak seçenekleri hakkında nasıl hissettiklerini anlamadıkları için karar alamadıkları tespit edildi.
Pazarlamada duygusal çekiciliği anlamak söz konusu olduğunda, bilim insanları olumlu duyguların olumsuz duygulardan ziyade arkadaşlarımızı paylaşmaya, retweetlemeye ve bağlantı kurmaya ikna etme olasılığının daha yüksek olduğunu buldu. Bu, pazarlamacıların sadece olumlu haberleri vurgulayarak veya beynin “mutlu” kısmına hitap eden kelimeler kullanarak marka erişimlerini artırabilecekleri anlamına geliyor.
Outbrain araştırması, “en kötü” veya “asla” gibi olumsuz üstünlük sıfatlarının, dikkat çekme söz konusu olduğunda üstünlük sıfatı olmayan bir başlıktan yüzde 30 daha fazla işe yaradığını buldu. Dahası, “en iyi” gibi olumlu üstünlük sıfatları önemli ölçüde daha az çekiciydi. Olumsuz kelimeler, olumlu karşılıklarına göre yüzde 63 daha yüksek bir tıklama oranına sahipti.
Peki duygusal pazarlama kampanyalarıda hangi duygular işe yarıyor? 2014 yılında, Nörobilim ve Psikoloji Enstitüsü tüm insan duygularının dört duyguya dayandığını buldu. Bu duygular: mutluluk, üzüntü, korku/şaşkınlık ve öfke/tiksinti.
Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi atılımlarının şekillendiği Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı tamamlandı. Toplantıda MMU KAAN projesinden Çelik Kubbe projesine kadar pek çok konuda önemli kararlar alındı. İşte Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı ve detayları…
Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı bitti! Önemli kararlar alındı!
Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayisi her geçen gün daha da ilerlemekte. Bununla birlikte yeni silahlar, uçaklar ve mühimmatlar da üretilmekte. Proje bazlı ilerleme ile birlikte bu projelerle alakalı önemli gelişmeler de yaşanmakta. Özellikle de bugün yapılan Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı çok önemli kararlara tanıklık etti.
SAVUNMA SANAYİİ İCRA KOMİTESİ TOPLANTISINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
Savunma Sanayii İcra Komitesi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı.
Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı’nda, Türk savunma sanayiinin eriştiği seviye,…
Bugün itibariyle artık Türkiye’de yürütülmekte olan ve çok önemli sınıfına giren savunma sanayi projeleri karara bağlandı diyebiliriz. Savunma Sanayii İcra Komitesi Toplantısı ardından yapılan basın açıklamasında;
Katmanlı hava savunma sistemlerimiz ile tüm algılayıcı ve silahlarımızın bir ağ yapısı altında birbirleriyle entegre çalışması, ortak hava resminin oluşturulması, gerçek zamanlı olarak harekât merkezlerine ulaştırılması ve yapay zeka destekli olarak karar vericilere sunulmasını temin eden yerli ve millî olarak geliştirmekte olduğumuz ÇELİK KUBBE Projesi,
Hava savunma ve füze sistemleri geliştirilmesine ilişkin projeler,
Millî Muharip Uçak KAAN projesine ilişkin gelecek dönemde yürütülecek faaliyetler,
BAYRAKTAR TB3, AKINCI ve AKSUNGUR silahlı insansız hava araçlarının ve ilgili alt sistemlerin tedarikine yönelik projeler ile sürü yetenekli, kamikaze ve mini insansız hava ve deniz araçları projeleri,
Ülkemizin uzay erişim yeteneğinin geliştirilmesine yönelik projeler,
Kara, hava ve denizlerimizde durumsal farkındalığımızı artırıcı sistemler ile elektronik harp sistemleri ve mini/mikro insansız hava araçlarına ve sürü yeteneğine sahip kamikaze insansız deniz araçlarına karşı savunma sistemi projeleri,
Envanterde yer alan tanklarımızın ve savaş uçaklarımızın yerli ve millî imkânlarla modernizasyonuna yönelik projeler ile hava ve deniz araçlarının motor ve güç aktarma sistemlerinin geliştirilmesine ilişkin projeler,
Komuta kontrol, haberleşme ve bilgi yönetim sistemleri tedarikine yönelik projeler,
Taktik Tekerlekli Zırhlı Devriye Aracı ve Silah Taşıyıcı Araçlar ile muhtelif kara araçları tedarik projeleri, Kıyı Römorkörü ve Bot Sistemleri tedarikine yönelik deniz araçları projeleri, Kuantum teknolojilerine yönelik altyapı oluşturma projeleri,
Ülkemize teknolojik üstünlük kazandıracak ürün ve sistemlerin geliştirilmesinde ihtiyaç duyulan insan kaynağı yetkinlik envanterinin geliştirilmesi, sektörde yaygınlaştırılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanarak değer oluşturulmasına yönelik Savunma Sanayiinde Millî Yetkinlik Hamlesi Projesi
ile ilgili süreçlerin görüşüldüğü ve projelerin karara bağlandığı bilgisine yer verildi.
Yapılan toplantı ile birlikte bahsi geçen projeler karara bağlanmış oldu. Yani projelerin gelecek planları kesinleşti ve kariyer rotaları çizildi. Bununla birlikte bahsi geçen tüm projeler hız kazandı da diyebiliriz. Zira alınan kararlar, projelerin mihenk taşlarını belirlemiş oldu ve süreç hızlandı.
Google, Netflix ve OpenAI yöneticileri, Trump’ın teknoloji desteğine karşı Kamala Harris için bağış toplamayı planlıyor. Silikon Vadisi’nin seçkinleri ve teknoloji milyarderleri, Kamala Harris’in başkanlık yarışının arkasında birleşiyor. Google ve Netflix’ten yöneticiler bağış toplama etkinliği düzenliyor.
Haftalarca Donald Trump, seçimlerde teknoloji trendine hakim gibi göründü ve bazı Silikon Vadisi devleri eski başkanın arkasında toplandı. Ancak, Kamala Harris’in Biden’ın çekilmesinin ardından yarışa katılmasıyla gelgit değişiyor gibi görünüyor. Yakın tarihli bir rapora göre, Google, Netflix ve OpenAI’dan yöneticiler bu ayın sonlarında Washington, DC’de Harris için bir bağış toplama etkinliği düzenliyor.
ABD başkanlık seçimi için teknoloji devlerinin etkisi
Business Insider, ABD seçim kampanyalarının Kasım ayındaki nihai hesaplaşma öncesinde kızıştığı sırada 27 Ağustos’ta büyük bir etkinliğin planlandığını bildiriyor. Organizasyon komitesinin, Google, Netflix ve OpenAI’dan politika liderlerinin yanı sıra JPMorgan, McKinsey & Company ve eBay’den Pierre Omidyar tarafından başlatılan bir vakıf olan Omidyar Network’ten üst düzey temsilcilerden oluştuğu bildiriliyor.
Teknoloji sektöründen gelen önemli destek, Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın Tesla ve SpaceX’ten Elon Musk, Palantir’in kurucu ortağı Peter Thiel, Winklevoss ikizleri ve John Paulson gibi önemli teknoloji figürlerinden aldığı desteklere karşı stratejik bir karşı hamle olabilir. Ayrıca, Trump’ın başkan yardımcısı adayı, teknoloji ve kripto endüstrileriyle bağlantıları olan eski bir girişim sermayedarı olan Ohio Senatörü JD Vance, Silikon Vadisi’nin duruşunu daha da etkileyebilir.
Haftalarca Donald Trump, seçimlerde teknoloji trendine hakim gibi göründü ve bazı Silikon Vadisi devleri eski başkanın arkasında toplandı. Ancak, Kamala Harris’in Biden’ın çekilmesinin ardından yarışa katılmasıyla gelgit değişiyor gibi görünüyor. Yakın tarihli bir rapora göre, Google, Netflix ve OpenAI’dan yöneticiler bu ayın sonlarında Washington, DC’de Harris için bir bağış toplama etkinliği düzenliyor.
er, ABD seçim kampanyalarının Kasım ayındaki nihai hesaplaşma öncesinde kızıştığı sırada 27 Ağustos’ta büyük bir etkinliğin planlandığını bildiriyor. Organizasyon komitesinin, Google, Netflix ve OpenAI’dan politika liderlerinin yanı sıra JPMorgan, McKinsey & Company ve eBay’den Pierre Omidyar tarafından başlatılan bir vakıf olan Omidyar Network’ten üst düzey temsilcilerden oluştuğu bildiriliyor.
E-posta pazarlaması güçlü bir iş aracı. E-postanın doğrudan ve kişisel doğasıyla etkili müşteri bağlantıları kurabilirsiniz. Haftalık bültenlerden tek seferlik promosyonlara kadar çeşitli stratejileri deneyebilirsiniz. Damlama kampanyası bu tür bir stratejidir. E-posta ve SMS yoluyla ilgili içerikler sunar ve potansiyel alıcıları farkındalıktan satın almaya yönlendiriyor.
E-posta pazarlama ipuçları
Drip pazarlaması, müşterilere ve potansiyel müşterilere belirli bir süre boyunca otomatik, bir dizi e-posta veya diğer mesaj gönderen bir iletişim stratejisi. Potansiyel müşterileri beslemek, alıcıları satış hunisinde sabit, önceden belirlenmiş bir hızda yönlendirmek için tasarlanmış. E-posta pazarlama ipuçları arasında en önemlisi başlangıcı nasıl yaptığınız.
Örneğin, özel kahve ve demleme ekipmanı satan bir e-ticaret şirketi, ilk e-postanın müşterinin ilk premium espresso makinesi satın alımında yüzde 10 indirim sunduğu bir damlama kampanyası düzenleyebiliyor. Sonraki e-postalar, demleme eğitimleri, kahve çekirdeği önerileri ve yeni ürün lansmanlarına erken erişim içerebiliyor. Bunların hepsi kahve tutkunlarından oluşan topluluk oluşturmayı ve devam eden etkileşimi, satışları teşvik etmeyi amaçlıyor.
Kendi drip kampanyanızı kurmanız, stratejik aralıklarla ilgili içerik sunarak ilişkiler kurabilirsiniz ve dönüşüm oranlarını artırabilirsiniz. Drip pazarlaması, kullanıcıları aynı anda çok fazla bilgiyle boğmadan bir markayla etkileşimde tutuyor. Müşterinin satın alma yolculuğundaki ilerlemesini izleyebilirsiniz. Tarama veya sepet terk etme gibi eylemleri belirleyerek özel e-postalar gönderebilirsiniz. Örneğin, bir ürünü görüntüleyen bir müşteri özellik odaklı bir e-posta alabilirken, sepetini terk eden başka bir müşteri son satın alma işlemini teşvik etmek için bir kupon alabilirsiniz.
E-posta drip kampanyaları, satın alma yolculuğundaki müşterinin konumuyla uyumlu, zamanında ve alakalı içerik sağlayarak hedef kitlenizin aklında kalmanızı sağlıyor.
Posta listenize yeni bir abone katıldığında, drip kampanyası kullanabilirisniz. Hoş geldiniz e-postaları, yeni aboneleri markanızla tanıştırır, beklentileri belirler ve değerli bilgiler sağlıyor. Bu ilk temas noktası, yeni müşteri-satıcı ilişkisi için tonu belirliyor. Her bir hoş geldiniz e-postasını, genel soruları ele alacak, temel ürün özelliklerini vurgulayacak. Ayrıca rehberlik sunacak şekilde dikkatlice hazırlamanız yeni kitle üyeleriyle kalıcı etkileşim için sahneyi hazırlıyor.
Cere Insight, işletmelere karmaşık görevlerde yardımcı olmak üzere tasarlanmış bir yapay zeka platformu. Verileri analiz etmek, sorular yanıtlamak ve sohbet botları oluşturmak gibi görevleri yerine getirebilen bu asistan, hem kişisel hem de kurumsal kullanıma yönelik olarak kullanıcı dostu ve erişilebilir bir yapay zeka ürünü.
Güvenlik açısından endişe duyan şirketler için on-premise hizmet sunarak ekstra güvenlik sağlayan Cere Insight sürekli geliştiriliyor ve yeni özellikler ekleniyor. Cerebrum Tech iş ortakları Eczacıbaşı Holding, Sahibinden.com ve Doğuş Teknoloji, yapay zekâ asistanı Cere’yi ekiplerinde “12. Oyuncu” olarak kullanıyorlar ve farklı görevlerde çalışanlara destek olmasını sağlıyorlar.
Kore, Hollanda ve Silikon Vadisi’nde ofisleri bulunan Cerebrum Tech, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da önemli iş ortaklıklarına imza atmış durumda. Türkiye’nin yapay zeka alanında attığı bu büyük adım, işletmelerin verimlilik ve rekabet gücünü artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Cere ve Cere Insight gibi yenilikçi çözümler, iş dünyasının dijital dönüşümünü hızlandırıyor ve geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlemesini sağlıyor.
İşletmelerin dijital dönüşüm yolculuğunda devrim yaratan Cere Insight platformunu ve Cerebrum Tech’in yapay zekâ asistanı Cere’yi Dr. R. Erdem Erkul ile değerlendirdik.
Yapay Zekâ Asistanı Cere
Yeni nesil teknolojik özelliklere sahip sanal asistan Cere, sesli komutları algılıyor, algıladığı bu sesli komutları metne çeviriyor ve hatta oluşturduğu metinleri görselleştiriyor. Kullanım alanları arasında eğitim, müşteri hizmetleri, akıllı ev yönetimi ve kişisel yardım gibi çeşitli senaryolar bulunuyor. Örneğin, eğitim sektöründe eğitmenlerin öğrencilerine yönelik ders materyalleri hazırlamasında etkin olarak rol alıyor; veya müşteri hizmetlerinde interaktif ürün tanıtımları ve destek hizmetleri sağlayarak müşteri deneyimini kişiselleştiriyor. Çoklu dil desteği ile donatılmış Cere, kullanıcılarına sunduğu farklı yetenekleriyle 3B bir etkileşim deneyimi sunuyor.
Geliştirilmiş Bilgi Yönetimi ve Müşteri Etkileşim Platformu Cere Insight
Kurumlar için geliştirilmiş bilgi yönetimi ve müşteri etkileşim platformu Cere Insight, güçlü dil modelleri ve RAG (Retrieval Augmented Generation) teknolojisiyle destekleniyor. Bu sistem, kullanıcı dostu arayüzü ile karmaşık soruları ve sorguları anlayıp bunlara yanıt veriyor. Cere Insight, SQL, API, ve CRM gibi sistemlerle entegre şekilde çalışabilen özelleştirilebilir sohbet robotları oluşturuyor. Böylece iş zekâsı (BI) modülleri ve analitik panel sayesinde, kullanıcı davranışları ve etkileşim kalıpları hakkında derinlemesine bilgiler sunarak kurumların iş stratejilerini iyileştirmesine yardımcı oluyor. Ayrıca, çoklu dilleri destekleyen bu platform, sohbet robotu eğitimini PDF, Word, Excel ve diğer belge formatları ile hızlıca yapabilme imkânı sağlıyor.
Bilim insanları wi-fi sinyallerini elektriğe dönüştüren bir cihaz geliştirdi. Singapur Ulusal Üniversitesi (NUS) liderliğindeki bir araştırma ekibi, Wi-Fi ve hücresel ağlar gibi ortam RF sinyallerini doğru akım (DC) voltajına dönüştürebilen gelişmiş bir doğrultucu geliştirerek enerji hasadı teknolojisinde çığır açtı.
Wi-Fi sinyallerini elektriğe dönüştüren cihaz nasıl çalışıyor?
Genellikle “atık” enerji olarak kabul edilen bu ortam RF sinyalleri artık elektronik cihazlara güç sağlamak için kullanılıyor. Bir basın bültenine göre: “Bunun gibi RF enerji hasadı teknolojileri, pil bağımlılığını azalttıkları, cihaz ömürlerini uzattıkları, çevresel etkiyi en aza indirdikleri ve sık pil değişiminin pratik olmadığı uzak bölgelerde kablosuz sensör ağlarının ve IoT cihazlarının uygulanabilirliğini artırdıkları için önemlidir” ifadeleri kullanıldı.
Ekibin araştırmaları, mevcut teknolojilerin sıklıkla başarısız olduğu -20 dBm’nin altındaki düşük RF güç seviyelerinde bile verimli enerji dönüşümü elde etmek için nanometre ölçeğindeki spin-doğrultucuların (SR) kullanımına odaklandı.
Projeye liderlik eden NUS’tan Profesör Yang Hyunsoo, “Spin-doğrultucuları ortamda bulunan düşük RF güç seviyelerinde çalışacak şekilde optimize ettik ve bu tür spin-doğrultuculardan oluşan bir diziyi, LED’i ve ticari sensörü -20 dBm’den daha düşük RF gücünde çalıştırmak için bir enerji hasat modülüne entegre ettik” şeklinde açıklama yaptı.
Teknoloji, ortam RF elektromanyetik sinyallerini kullanarak ticari bir sıcaklık sensörüne başarılı bir şekilde güç vererek potansiyelini gösterdi. Yang: “Ortam RF elektromanyetik sinyallerini toplamak, enerji açısından verimli elektronik cihazlar ve sensörleri geliştirmek için çok önemlidir. Ancak, mevcut Enerji Toplama Modülleri, mevcut doğrultucu teknolojisindeki sınırlamalar nedeniyle düşük ortam gücünde çalışırken zorluklarla karşı karşıyadır” diye ekledi.
Schottky diyotlar gibi geleneksel doğrultucular, düşük güç seviyelerinde termodinamik kısıtlamalar ve parazitik etkilerle karşılaşır. Buna karşılık, nano ölçekli spin-doğrultucular hassas ve verimli RF-DC dönüşümü için kompakt bir çözüm sunuyor.
Yang: “Öte yandan nano ölçekli spin-doğrultucular, hassas ve verimli RF-DC dönüşümü için kompakt bir teknoloji sunuyor” dedi. Bu gelişme, enerji toplama cihazlarının hassasiyetini ve verimliliğini artırdı.
Her yıl bir önceki yılın verilerine göre en büyük 100 savunma ve havacılık sanayi şirketini açıklayan Defense News Top, 2024 yılı listesini yayınladı. Listede tam 5 adet Türk savunma şirketi yer aldı. Peki Türkiye’nin en büyük savunma sanayi şirketi kim oldu? İşte detaylar…
Dünyanın en büyük 100 savunma sanayi şirketi belli oldu!
Defense News Top 100, her yıl olduğu gibi bu yıl da bir önceki yılın mali verileri ve raporlarına göre en büyük savunma ve havacılık sanayi şirketlerini açıkladı. Dünya’nın her yerinden 100 adet şirketin yer aldığı listede bu sene 5 adet Türk firması da yer aldı.
Listeye Türkiye’nin en büyük savunma ve havacılık sanayi şirketlerinden olan Aselsan, Roketsan, TUSAŞ ve Asfat giriş yaptı. Bu yılın sürpriz ismi ise MKE (Makine ve Kimya Endüstrisi) A.Ş oldu. Listeye ilk kez giriş yapan MKE, ilk yıl için oldukça başarılı bir sonuç elde etti. MKE A.Ş listede 84. sıraya yerleşti.
Geçtiğimiz yıl 47’nci olarak listeye giriş yapan Aselsan, bu sene 5 sıra daha ilerledi ve 42’nci sıranın sahibi oldu. Türk şirketlerinden TUSAŞ ise onu 8 sıra ileriye giderek 50. sıradan takip etti. TUSAŞ’ın ardından 71’inci sırada Roketsan, 84. sırada MKE ve 94. sırada ASFAT yer aldı.
Dünyanın en büyük savunma ve havacılık şirketi ise tahmin edeceğiniz üzere Lockeed Martin oldu. F-16, F-22 ve F-35 üreticisi olan şirket 2023 yılında elde ettiği 64 milyar dolarlık gelir ile birinci sıranın sahibi oldu.
ABD’li bir yargıç, Google’ın milyarlarca dolar harcayarak yasadışı bir tekel oluşturduğuna ve dünyanın varsayılan arama motoru haline geldiğine karar verdi. Bu, federal yetkililerin büyük teknoloji şirketlerinin pazar hakimiyetine karşı kazandığı ilk büyük zafer oldu.
Google yasa dışı tekel haline geldi
Karar, Google’ın ana şirketi Alphabet’in (GOOGL.O) bölünmesi de dahil olmak üzere olası çözümleri belirlemek için ikinci bir duruşmanın önünü açıyor. Google’ın yıllardır hakim olduğu çevrimiçi reklamcılık dünyasının görünümünü değiştirecek bir gelişme. Bu aynı zamanda, siyasi yelpazenin her tarafından eleştirilen bir sektör olan Büyük Teknoloji şirketlerini dava eden saldırgan ABD antitröst uygulayıcılarına da yeşil ışık yakılması anlamına geliyor.
ABD Bölge Yargıcı Amit Mehta: “Mahkeme şu sonuca varıyor: Google bir tekelcidir ve tekelini sürdürmek için tekelci gibi davranmıştır,” dedi. Google, çevrimiçi arama pazarının yaklaşık %90’ını ve akıllı telefonlarda yüzde 95’ini kontrol ediyor. Böylelikle Google yasa dışı tekel olmaktan suçlu bulundu.
“Çözüm” aşaması uzun sürebilir ve ardından ABD Temyiz Mahkemesi, Columbia Bölgesi Devre Mahkemesi ve ABD Yüksek Mahkemesi’ne olası itirazlar gelebilir. Hukuki çekişmeler gelecek yıla veya hatta 2026’ya kadar sürebilir.
Alphabet hisseleri, daha geniş borsa piyasasının durgunluk korkularıyla çökmesiyle teknoloji hisselerindeki genel düşüşün ortasında Pazartesi günü yüzde 4,5 düştü. Google reklamları, Alphabet’in 2023’teki toplam satışlarının yüzde 77’sini oluşturdu. Alphabet, Mehta’nın kararına itiraz etmeyi planladığını söyledi. Google bir açıklamada: “Bu karar, Google’ın en iyi arama motorunu sunduğunu kabul ediyor, ancak bunu kolayca erişilebilir hale getirmemize izin verilmemesi gerektiği sonucuna varıyor” dedi.
ABD Başsavcısı Merrick Garland, kararı “Amerikan halkı için tarihi bir zafer” olarak nitelendirerek, “Hiçbir şirket, ne kadar büyük veya etkili olursa olsun, kanunun üstünde değildir” dedi.
Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre, “Rekabeti destekleyen kararın Amerikan halkı için bir zafer” olduğunu belirterek, “Amerikalılar özgür, adil ve rekabete açık bir interneti hak ediyor” dedi. Mehta, Google’ın arama motorunun akıllı telefonlar ve tarayıcılarda varsayılan olmasını sağlamak ve pazardaki hakim payını korumak için yalnızca 2021’de 26.3 milyar dolar ödediğini belirtti.
Temu, Amazon ve AliExpress gibi popüler yurt dışı e-ticaret siteleri üzerinden yapılan alışverişlere ciddi kısıtlamalar getirildi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın daha önce duyurduğu üzere, Resmi Gazete’de yayınlanan yeni kararlar ile Temu gibi yurt dışı alışveriş platformlarından yapılan alışverişlerde önemli değişiklikler yapıldı. Peki, Temu gibi sitelerden yapılan yurt dışı alışveriş limiti ne kadar oldu? İşte tüm detaylar…
Temu gibi yurt dışı alışveriş sitelerinde limiti 30 Euro’ya düştü
Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile birlikte, yurt dışından yapılan alışverişlerdeki hızlı kargo limiti 150 eurodan (5800 TL’den) 30 euroya (1100 TL’ye) düşürüldü. Bu yeni limit, vatandaşların Temu gibi sitelerden yapacakları alışverişlerin gümrükten geçebilmesi için artık 30 euroyu aşmaması gerektiği anlamına geliyor. Güncel Temu alışveriş alt limitinin de 2000₺(55 Euro) olduğunu hatırlatalım. Bu kararla birlikte harcama limitleri beş kat dahadüşük bir seviyeye indirilmiş oldu.
Sadece harcama limitleri değil, aynı zamanda yurt dışı alışverişlerdeki vergi oranları da arttı. Avrupa Birliği ülkelerinden gelen kargolarda daha önce yüzde 18 olan vergi oranı yüzde 30’a çıkarıldı. AB dışındaki Çin ve diğer ülkelerden sipariş edilen ürünlerde ise vergi oranı yüzde 30’dan yüzde 60’a yükseltildi. Bu değişiklikler, yurt dışından alışveriş yapmayı düşünen vatandaşlar için büyük bir maliyet artışı demek.
Bu yeni düzenlemeler, Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren 15 gün sonra yürürlüğe girecek. Bu süre zarfında vatandaşlar mevcut limitler ve vergi oranları üzerinden alışveriş yapabilecekler. Bu düzenlemelerle birlikte, yurt dışından yapılan alışverişlerin maliyetinin artması ve düşük limitler nedeniyle alışveriş yapmanın neredeyse imkansız hale gelmesi bekleniyor.
Elon Musk, kâr amacı gütmeyen yapay zeka misyonuna ‘ihanet’ ettikleri gerekçesiyle OpenAI ve Sam Altman’a dava açtı. Elon Musk, ChatGPT yapımcılarının, insanlığa fayda sağlayacak yapay zeka geliştirme misyonu yerine kâr amacı gütmeden orijinal sözleşmesel anlaşmalarını ihlal ettiklerini iddia ederek OpenAI’yi, kurucu ortakları Sam Altman ve Greg Brockman’ı ve bağlı kuruluşlarını dava etti.
Musk OpenAI ve ve Sam Altman ile karşı karşıya
OpenAI’nin kurucu ortağı ve erken destekçisi olan Musk, Altman ve Brockman’ın 2015’te, Google’ın rekabetçi tehdidine karşı koymaya odaklanan kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olacağına dair vaatlerle kendisini bu girişimi kurmaya ve finanse etmeye ikna ettiğini iddia ediyor. Dava, kuruluş anlaşmasının OpenAI’ın teknolojisini halka “serbestçe” sunmasını gerektirdiğini iddia ediyor.
San Francisco’daki bir mahkemede açılan davada, dünyanın en değerli yapay zeka girişimi olan OpenAI’nin, dünyanın en değerli şirketi Microsoft ile ortaklık kurduktan sonra, AGI araştırmalarını ticarileştirmeye odaklanan kar amacı güden bir modele geçtiği belirtiliyor. Microsoft, girişime yaklaşık 13 milyar dolar yatırım yaptı.
Davada: “Ancak gerçekte OpenAI, Inc. dünyanın en büyük teknoloji şirketi Microsoft’un kapalı kaynaklı fiili bir yan kuruluşuna dönüştürüldü. Yeni yönetim kurulu altında, sadece geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda insanlığın yararına olmaktan ziyade Microsoft için karı maksimize etmek için bir AGI’yi rafine ediyor. Bu, Kuruluş Anlaşması’na açık bir ihanetti” ifadeleri yer aldı.
Dava, Musk’ın geçen yıl OpenAI’nin önceliklerindeki değişime ilişkin endişelerini dile getirmesinin ardından açıldı. Yasal şikayete göre Musk, 2016 ile Eylül 2020 arasında kâr amacı gütmeyen kuruluşa 44 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Davaya göre ilk birkaç yıl boyunca OpenAI’ye en büyük katkıyı yapan kişi oydu. 2018’de OpenAI’nin yönetim kurulundan ayrılan Musk’a, girişimin kâr amacı güden kolunda bir hisse teklif edildi ancak daha önce ilkeli bir duruş sergilediği için bunu kabul etmeyi reddetti.
Musk’ın sahibi olduğu sosyal ağ X, geçen yıl ChatGPT’ye rakip olarak Grok’u piyasaya sürdü. Altman, geçmişte Musk’ın Microsoft ile yakın bağları da dahil olmak üzere bazı endişelerine de değindi. Altman: “Bu adamı seviyorum. Bence bu konuda tamamen yanılıyor. Ne isterse söyleyebilir ama ben yaptığımız şeyden gurur duyuyorum ve dünyaya olumlu bir katkıda bulunacağımızı düşünüyorum ve bunların hepsinin üstünde kalmaya çalışıyorum” dedi.
NIST, yapay zeka güvenliği testleri için açık kaynaklı platform yayınladı. Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST), makine öğrenimi (ML) modellerinin çeşitli saldırı türlerine karşı dayanıklılığını test etmek için yeni bir açık kaynaklı yazılım aracı yayınladı. Dioptra olarak bilinen araç NIST’in yeni yapay zeka kılavuzuyla birlikte yayınlandı ve Başkan Joe Biden’ın Yapay Zekanın Güvenli, Emniyetli ve Güvenilir Gelişimine İlişkin Yürütme Emri’nin imzalanmasının 270. günü dolayısıyla duyuruldu.
NIST yapay zeka güvenliği
GitHub’da bulunan Dioptra aracı, NIST’in AI model testlerine yardımcı olması yönündeki yürütme emri gereksinimini karşılayacak ve ayrıca NIST’in AI Risk Yönetim Çerçevesi’nin “ölçüm” işlevini destekleyecek. NIST sözcüsüÇ “Dioptra’nın açık kaynaklı geliştirilmesi 2022’de başladı, ancak geçen Cuma, 26 Temmuz’a kadar alfa ‘ön sürüm’ durumundaydı. Alfa sürümünden yeni olan temel özellikler arasında yeni bir web tabanlı ön uç, kullanıcı kimlik doğrulaması ve bir deneyin tüm unsurlarının köken takibi yer alıyor, bu da sonuçların yeniden üretilebilirliğini ve doğrulanmasını sağlıyor” dedi.
NIST’in önceki araştırmaları, makine öğrenimi algoritmalarına karşı üç ana saldırı kategorisi belirlemişti: kaçınma, zehirleme ve kehanet. NIST’e göre, kaçınma saldırıları, veri girişini manipüle ederek (örneğin, gürültü ekleyerek) yanlış bir model yanıtı tetiklemeyi, zehirleme saldırıları, eğitim verilerini değiştirerek modelin doğruluğunu engellemeyi ve yanlış ilişkilere yol açmayı, oracle saldırıları ise eğitim veri kümesi veya parametreleri hakkında bilgi edinmek için modeli “tersine mühendislik” etmeyi amaçlar. Dioptra aracı başlangıçta görüntü sınıflandırma modellerine yönelik saldırıları ölçmek için oluşturulmuştu ancak konuşma tanıma modelleri gibi diğer ML uygulamalarını test etmek için de uyarlanabilirdi.
Ücretsiz platform, kullanıcıların belirtilen üç kategorideki saldırıların model performansını ne ölçüde etkileyeceğini belirlemelerine olanak tanır ve ayrıca veri temizleme veya daha sağlam eğitim yöntemleri gibi çeşitli savunmaların kullanımını ölçmek için de kullanılabilir.
Açık kaynaklı test ortamı, farklı modeller, eğitim veri kümeleri, saldırı taktikleri ve savunmalar gibi farklı faktör kombinasyonlarıyla denemeyi destekleyecek şekilde modüler bir tasarıma sahip.