SpaceNews’in haberine göre, Boeing bu kayıpları ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na yaptığı bir dosyalamada ortaya koyarak yılın ikinci çeyreğine ilişkin kazançlarla ilgili daha fazla ayrıntı paylaştı.
Boeing, 2023 yılında Mürettebat Uçuş Testi görevini ertelemeleri sonucunda zaten 288 milyon dolarlık kayıp açıklamıştı.
İlk mürettebatlı Starliner uçuşu, NASA astronotları Butch Wilmore ve Sunita Williams ile Haziran ayında gerçekleşti. Boeing’in uzay aracı, sadece sekiz gün boyunca ISS’ye kenetlenmiş halde kalıp ardından astronotları Dünya’ya geri getirecekti. Ancak, donanımındaki sorunlar, görevin orijinal zaman çizelgesine uygun şekilde ilerlemesini engelledi.
Şirket, Starliner’ın ISS’ye yaklaşırken manevra motorlarının bozulmasına neyin sebep olduğunu incelemek zorunda kaldı. Ayrıca, aracın fırlatılmasını defalarca geciktiren helyum sızıntısının da kötüleştiği görüldü. Haziran ayından bu yana şirket, uzay aracını bir dizi teste tabi tutuyor. Sadece birkaç gün önce, 27 Temmuz’da, Starliner’ın reaksiyon kontrol sistemi jetlerinin ateşleme testi tamamlandı ve aracın helyum sızıntı oranlarının kabul edilebilir sınırlar içinde kaldığından emin olundu. Bu testler, uzay aracının geri dönüş uçuşu için hazırlıkların bir parçası olarak Williams ve Wilmore’un katılımıyla gerçekleştirildi.
NASA, testlerin sonuçlarının hâlâ değerlendirildiğini belirtti. Ancak Boeing ve NASA, Starliner’ın hazır olduğundan emin olduktan sonra, Starliner’ın ve astronotların geri dönüş uçuşu için bir tarih belirleyecekler.
Starliner programı, Boeing’in uzay araştırmaları ve NASA ile olan işbirliği açısından büyük önem taşıyor. Ancak, yaşanan bu gecikmeler ve teknik sorunlar, şirketin mali durumunu olumsuz etkiliyor ve gelecekteki uzay görevleri için önemli dersler içeriyor. NASA ve Boeing’in, Starliner’ın güvenli ve başarılı bir şekilde geri dönmesi için yoğun bir şekilde çalıştıkları belirtiliyor.
OpenAI CEO’su Altman, çalışmayı Perşembe akşamı X platformunda yaptığı bir gönderiyle duyurdu.
Duyuru, ayrıntılar açısından kısıtlı olsa da, OpenAI’in daha güçlü jeneratif yapay zeka teknolojileri geliştirme uğruna yapay zeka güvenliği üzerindeki çalışmaları ikinci plana attığı yönündeki eleştirilere bir yanıt niteliğinde.
Mayıs ayında OpenAI, “süper zeki” yapay zeka sistemlerinin kontrolden çıkmasını önlemek için geliştirilen kontroller üzerinde çalışan birimi fiilen dağıtmıştı. Haberler, şirketin bu ekibin güvenlik araştırmalarını yeni ürünlerin lansmanları lehine bir kenara bıraktığını ve bu durumun, ekibin iki liderinin (Jan Leike ve OpenAI kurucu ortağı Ilya Sutskever) istifasına yol açtığını ortaya koydu.
Bu gelişmelere yanıt olarak şirket, ihbarcılığı zımnen caydıran kısıtlayıcı “aşağılama yasağı” maddelerini kaldıracağını ve bir güvenlik komisyonu oluşturacağını duyurdu. Ayrıca, hesaplama kaynaklarının %20’sini güvenlik araştırmalarına ayırma taahhüdünü yineledi.
Ancak, OpenAI’in bu adımları bazı gözlemcileri tatmin etmedi. Özellikle, OpenAI’in güvenlik komisyonunu tamamen şirket içi isimlerle doldurmasının ardından ve kısa bir süre önce üst düzey bir güvenlik yöneticisini başka bir birime atamasının ardından eleştiriler arttı. Hawaii’li Demokrat Senatör Brian Schatz‘ın da aralarında bulunduğu beş senatör, Altman’a bir mektup yazarak şirketin politikalarını sorguladı. Şirketin baş strateji sorumlusu Jason Kwon ise mektuba verdiği yanıtta, OpenAI’in süreçlerinin her aşamasında titiz güvenlik protokolleri uygulamaya kararlı olduğunu belirtti.
OpenAI’in ABD Yapay Zeka Güvenlik Enstitüsü ile yaptığı anlaşmanın zamanlaması, şirketin bu hafta başında gelecekteki İnovasyon Yasası’nı desteklemesi ışığında biraz şüpheli görünüyor. Bu yasa tasarısı, Güvenlik Enstitüsü’nü AI modelleri için standartlar ve yönergeler belirleyen bir yürütme organı olarak yetkilendirecek. Altman, ayrıca ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın Yapay Zeka Güvenlik ve Güvenilirlik Kurulu’nda yer alıyor; bu kurul, ABD’nin kritik altyapılarında yapay zekanın güvenli bir şekilde geliştirilmesi ve uygulanması için önerilerde bulunuyor.
OpenAI’in bu yıl federal lobi faaliyetlerine yaptığı harcamaları ciddi şekilde artırması da dikkat çekiyor. 2024’ün ilk altı ayında 800.000 dolar harcayan şirket, 2023 yılında sadece 260.000 dolar harcamıştı.
Bu durum, OpenAI’in federal düzeyde yapay zeka politika yapımında etkisini artırmaya çalıştığını gösteriyor.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), sabah saatlerinde herkesi şaşırtan bir karar açıkladı. Sosyal medya dünyasının en büyük platformlarından Instagram, Türkiye’den erişimlere kapatıldı. Alınan kararın nedeniyle ilgili henüz resmi bir paylaşım yapılmadı.
Instagram, 2 Ağustos’ta Türkiye’de engellendi
Sabah saatlerinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu karar sorgulama sayfasında ilginç bir karar göze çarptı. Paylaşılan ifadede “Instagram.com, 2 Ağustos 2024 tarihli ve 490.05.01.2024.-608903 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kararıyla erişime engellenmiştir” denildi.
Bakan yardımcısından Instagram yasağı hakkında açıklama geldi
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bakan yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, X üzerinden yaptığı paylaşımla Instagram yasağını değerlendirdi. Sayan, Sosyal medya platformlarının Katalog Suçlar başta olmak üzere birçok konuda hızlıca tedbir aldığını, aynı hassasiyetin Türkiye için de gösterilmesinin istendiğine dikkat çekti.
Batılı ülkeler söz konusu olduğunda, sosyal medya platformlarının Katalog Suçlar başta olmak üzere birçok konuda hızlıca tedbir aldıklarını görüyoruz.
Biz de baştan beri aynı hassasiyeti ve adil duruşu talep ediyoruz.
Bu platformlar, kurallarına uydukları ülkelerde sundukları…
Dünyanın en popüler sosyal medya platformlarından biri olan Instagram’a bazen erişim sıkıntıları yaşanabiliyor. Eğer böyle bir sıkıntı yaşandığı anda akışınızdan geri kalmak istemiyorsanız, aşağıdaki “VPN kullanarak Instagram ’a nasıl girilir” konulu rehberimizi çok faydalı bulacaksınız.
Instagram VPN kullanarak erişim rehberi
Aşağıda ekran görüntüleriyle aktardığımız hem Android hem de iOS için Instagram VPN kullanarak giriş adımlarını takip ederek erişim sıkıntınızı kolayca aşabilirsiniz. Lafı daha fazla dolandırmadan gelin rehberlere bir göz atalım:
Android VPN Instagram kullanma rehberi:
Adım #1: Google Play Store’a girin
Adım #2: Secure VPN – Daha Güvenli Ağ uygulamasını indirin
Adım #3: Uygulamayı açıp ‘Bağlan’ butonuna tıklayın
Adım #4: Üstteki ‘Dünya’ simgesine tıklayıp Almanya’yı seçin
Adım #5: Instagram’ı açtığınızda şüpheli giriş uyarısı verebilir çünkü farklı ülkede gözükeceksiniz. “Giriş yapmaya çalışan bendim” seçeneğini seçin
Adım #6: Instagram’ı rahatlıkla kullanabilirsiniz.
iOS VPN Instagram kullanma rehberi:
Adım #1: App Store’a girin
Adım #2: Secure VPN: VPN & Securenet uygulamasını indirin
Adım #3: Uygulamayı açıp ‘Bağlanmak’ butonuna tıklayın
Adım #4: Gelen uyarıya izin verin
Adım #5: Instagram’ı rahatlıkla kullanabilirsiniz.
iOS’ta önerdiğimiz VPN uygulamasının bir günlük kullanım sınırı var, ancak bir kere bağlandığınız zaman uzun süreler boyunca kullanabiliyorsunuz. Ek olarak ayrıca üstteki reklam izleme butonuna tıklayıp reklam izleyerek ekstra bağlantı hakkı kazanabiliyorsunuz. Ücretsiz VPN uygulamalarının böyle dertleri var ne yazık ki. Dilerseniz başka bir VPN uygulaması indirerek aynı adımları takip edip Instagram ‘a yine VPN ile erişebilirsiniz.
Neyse ki Android için önerdiğimiz VPN uygulamasında böyle bir sorun mevcut değil. Dilediğiniz zaman uygulamayı açıp, bağlanıp Instagram ‘a VPN ile erişimi kolayca sağlayabilirsiniz.
Daha önce aktardığımız gibi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) karar sorgulama ekranında yer alan paylaşıma göre Instagram, Türkiye’de engellendi. VPN’siz kullanımda bant genişliği daraltması olduğu için kullanımda sıkıntılar olabiliyor. Dolayısıyla şu an için en iyisi Instagram ‘ı VPN aracılığıyla kullanmak.
Duyuruya göre anlaşma, Uber platformundaki sürücülere BYD üzerinden daha uygun fiyatlı elektrikli araçlara erişim sağlamayı ve sahip olma maliyetlerini düşürmeyi amaçlıyor. Ancak, aynı sürücüler için endişe verici bir gelişme de var; iki şirket, ileride Uber platformunda otonom araçları kullanmayı planlıyor olabilir.
Açıklamada ayrıca Uber sürücülerinin, özel araç sahiplerine oranla beş kat daha hızlı bir şekilde elektrikli araçlara geçiş yaptığı; elektrikli araç fiyatları ve finansman imkanlarının bu geçişin önündeki engeller olarak öne çıktığı belirtildi. Şarj altyapısı, özellikle Birleşik Krallık gibi ülkelerde, başka bir önemli sorun olarak dikkat çekiyor.
Anlaşma ayrıca yetkililer tarafından da incelenebilir. ABD’nin Çin EV’lerine uyguladığı tarifeler yüzde 100 seviyesinde, ancak BYD’nin AB’de tarifelerin yüzde 17,4 olmasıyla daha düşük bir engele sahip olduğu belirtiliyor.
BYD, Türkiye yatırımı ile Tesla’ya darbe vuracak!
BYD, Çinli yetkililerden seviye üç otonom araçlarını halka açık yollarda test etme izni aldı ve Türkiye’de 1 milyar dolarlık bir otomobil fabrikası kurma planlarını açıkladı. Raporlara göre, ülkemizde kurulacak olan bu tesis yıllık 150.000 araç üretim kapasitesine sahip olacak.
Türkiye’de araç üretmek, BYD’ye AB’nin Gümrük Birliği’ne üye olan ülkemiz üzerinden bu vergilerden kaçma imkanı sağlayabilir.
Bu anlaşma, BYD’nin en büyük rakibi Tesla’ya bir darbe olarak görülüyor. Tesla, kısa bir süre önce CEO Elon Musk’ın tasarımda bazı değişiklikler yapma kararı almasının ardından robotaksi aracının tanıtımını erteledi. Musk, denetimsiz Tam Otonom Sürüş hakkında geçmişteki tahminlerinin fazla iyimser olduğunu kabul etti.
Tesla, en son mali raporunda gelirlerin büyük ölçüde durağan olduğunu bildirdi, bu durum bazı yatırımcıları şirketin ana otomobil işinin baskı altında olduğu konusunda endişelendirdi. Musk ise BYD gibi rakiplerden gelen indirimlerin, elektrikli araç üreticisi için işleri zorlaştıran bir faktör olduğunu belirtti.
BYD Amerika CEO’su ve icra başkan yardımcısı Stella Li, “Bu işbirliği, kentsel mobilitenin elektriklendirilmesinde yeni bir dönemi başlatıyor ve en son teknoloji elektrikli araçlarımızın dünya çapındaki şehirlerde yaygın bir hale gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.” dedi.
Apple 29 Haziran 2024 tarihinde sona eren 2024 mali yılı üçüncü çeyreğine (mali yıl firmadan firmaya değişiklik gösteriyor) ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Şirket, bir önceki yıla göre yüzde 5 artışla 85,8 milyar dolar çeyrek geliri ve bir önceki yıla göre yüzde 7,9 artışla 21,44 milyar dolar çeyrek karı elde etti.
Apple CEO’su Tim Cook yatırımcılara yönelik açıklamasında “Bugün Apple, bir yıl öncesine göre yüzde 5 artışla 85,8 milyar dolarlık yeni bir Haziran çeyreği gelir rekoru açıklıyor” dedi ve ekledi: “Çeyrek boyunca, Dünya Çapında Geliştiriciler Konferansımızda (WWDC), iPhone, iPad ve Mac’in merkezine güçlü, özel üretken yapay zekâ modellerini yerleştiren çığır açan bir kişisel zekâ sistemi olan Apple Intelligence da dahil olmak üzere yazılım platformlarımızdaki inanılmaz güncellemeleri duyurmaktan heyecan duyduk. Bu araçları kullanıcılarımızla paylaşmak için sabırsızlanıyoruz.”
Apple CFO’su Luca Maestri ise şunları söyledi: “Çeyrek boyunca rekor iş performansımız EPS’de yüzde 11’lik bir büyüme ve yaklaşık 29 milyar dolarlık işletme nakit akışı yaratarak hissedarlarımıza 32 milyar doların üzerinde getiri sağlamamıza olanak tanıdı. Ayrıca, çok yüksek seviyelerdeki müşteri memnuniyeti ve sadakati sayesinde tüm coğrafi segmentlerde kurulu aktif cihaz tabanımızın tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmasından da büyük memnuniyet duyuyoruz.”
Apple tarafından açıklanan mali tablolara göz atıldığında, firmanın toplam 85,7 milyar dolar olan satış gelirlerinin neredeyse yarısının (39,3 milyar dolar) iPhone satışlarından geldiği görülüyor. Buna karşın, geçtiğimiz yılın aynı döneminde iPhone satışlarından elde edilen gelirin az da olsa daha yüksek olması (39,6 milyar dolar) dikkat çekici.
Benzer bir biçimde, firmanın Vision Pro ve Watch serisi ile en iddialı olduğu alanlardan birisi olan Giyilebilir Ürünler segmentinde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 180 milyon dolarlık gelir düşüşü var.
Buna karşın 5,8 milyar dolardan 7,1 milyar dolara tırmanan satış geliri ile hem iPad segmenti hem de 21,2 milyardan 24,2 milyar dolara toplam 3 milyar dolarlık artış kaydeden Hizmetler bölümü dikkat çekici bir başarı sergiliyor.
Coğrafi olarak bakılındaysa Apple’ın gelirlerini artıramadığı tek bölge, geçen seneye kıyasla yaklaşık 1 milyar dolar daha düşük gelir getiren Çin Anakara bölgesi olarak dikkat çekiyor.
Çip devi Intel, son dönemde gerek dökümhane kurulumundaki (Intel Foundry) gerekse de yapay zekâ çip üretiminde yaptığı atılımlara karşın adeta kabus gibi bir finansal çeyrek raporu yayınladı. Firmanın gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 100 milyon dolar düşüşle 12,8 milyar dolar olarak açıklandı. Intel 1,47 milyar dolar kâr açıkladığı geçene senenin aynı dönemine kıyasla ise adeta çöküş yaşayarak 29 Haziran’da sona eren çeyrekte 1,6 milyar dolar net zarar açıkladı.
Intel CEO’su Pat Gelsinger, yatırımcılara yönelik açıklamasında “Önemli ürün ve süreç teknolojisi kilometre taşlarına ulaşmamıza rağmen 2. çeyrek finansal performansımız hayal kırıklığı yarattı. İkinci yarı trendleri daha önce beklediğimizden daha zorlu ve IDM 2.0 dönüşümümüzü hızlandırırken işletme ve sermaye verimliliğini artıracak kararlı adımlar atmak için yeni işletme modelimizden yararlanıyoruz” dedi. Intel CFO’su David Zinsner ise yapay zekâ bilgisayar yarışında brüt kar marjı sıkıntılarından, çekirdek olmayan işlerle ilgili normalden daha yüksek masraflardan ve kullanılmayan kapasitenin etkisinden dem vurdu.
Intel kapsamlı bir maliyet azaltma planı peşinde
Yapılan çeyrek açıklaması ve finansal sonuçlar, hissedarlar ve teknoloji/finans camiası kadar Intel yöneticileri için de şok etkisi yarattı. Öyle ki Intel ilk çeyrek sonuçlarında 12,7 milyar dolar açıklayarak analist beklentilerini geride bırakmıştı. Yalnızca 3 ay önce Intel CEO’su Pat Gelsinger “İleriye baktığımızda, 2024 mali yılında yıldan yıla gelir ve GAAP dışı EPS büyümesi sağlamayı ve tüm yıl brüt kar marjında yaklaşık 200 baz puan iyileşme sağlamayı bekliyoruz,” diyordu. Firma ikinci çeyrek için hisse başına kâr marjını (EPS) 0,10 dolar olarak öngörmüştü. Şimdi ise EPS %80’lik bir sapmayla 0,02 dolar olarak açıklandı.
Tüm bu olumsuz görünümün ardından firma acil olarak bir yeniden yapılanma ve maliyet azaltma planı açıkladı. Açıklanan plana göre Intel Products ve Intel Foundry için ayrı finansal raporlamanın oluşturulmasının ardından yeni hamleler gelecek. Şirket genelinde kısa süre içinde yapısal ve operasyonel yeniden düzenlemeler, personel sayısında azaltmalar ve önceki tahminlere kıyasla 2025 yılında 10 milyar dolardan fazla işletme gideri ve sermaye harcaması azaltmaları söz konusu. Plan, şirketin çok yıllı dönüşüm stratejisi olarak dört temel önceliğe odaklanacak:
İşletme Giderlerinin Azaltılması: Şirket operasyonlarını düzene sokacak ve harcamaları ve personel sayısını anlamlı bir şekilde azaltarak GAAP dışı Ar-Ge ve pazarlama, genel ve idari (MG&A) giderlerini 2024’te yaklaşık 20 milyar dolara ve 2025’te yaklaşık 17,5 milyar dolara indirecek ve 2026’da daha fazla azalma bekleniyor. Intel, çoğunluğu 2024 yılı sonuna kadar tamamlanmak üzere personel sayısını %15’ten fazla azaltmayı öngörmektedir.
Sermaye Harcamalarının Azaltılması: Intel odağını sermaye verimliliğine ve pazar gereksinimlerine uygun yatırım seviyelerine kaydırıyor. Bu, 2024 yılında brüt sermaye harcamalarını önceki tahminlere göre %20’den fazla azaltacak ve 2024 yılında brüt sermaye harcamalarını 25 milyar ila 27 milyar dolar arasına getirecek.
Satış Maliyetinin Azaltılması: Şirket, 2025 yılında değişken olmayan satış maliyetlerinde 1 milyar dolar tasarruf sağlamayı bekliyor. Ürün karması önümüzdeki yıl da olumsuz etki yaratmaya devam edecek ve 2025’in brüt kar marjında yıllık bazda mütevazı iyileşmelere katkıda bulunacak.
Stratejiyi Yürütmek için Temel Yatırımları Sürdürmek: Intel, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünya çapında dayanıklı ve sürdürülebilir bir yarı iletken tedarik zinciri oluşturmak için yatırımlarını sürdürmeye devam ediyor.
Yani özetle plan personel kesintisi (%15 düzeyinde), mali kalemlerin ayrı raporlanması, brüt ve net sermaye harcamalarının kısılması ve yatırımlarda CHIPS yasası ile yarı-iletken pazarına milyarlarca dolar akıtan ABD’ye öncelik vermek şeklinde. Bu aksiyon planının ne ölçüde başarılı olacağını ise zaman gösterecek.
E-ticaret ve teknoloji devi Amazon, 30 Haziran’da sona eren 3 aylık dönem için finansal çeyrek sonuçlarını açıkladı. Firmanın 3 aylık dönemdeki toplam gelirleri, bir önceki senenin aynı dönemine kıyasla %10’luk artışla 148 milyar dolar olarak gerçekleşti. Amazon’un net karı ise yine bir önceki senenin aynı dönemine kıyasla neredeyse iki katına çıkarak (%99,7’lik artış) 13,48 milyar dolar olarak açıklandı.
Amazon için ABD ve Avrupa’da yürüyen bazı davalar ve regülasyon soruşturmaları dışında işler oldukça yolunda gözüküyor. ABD’li e-ticaret ve teknoloji devi açıkladığı finansal çeyrek sonuçları ile güçlü satış ve kârlılık performansını sürdürdüğünü gösterdi. Firmanın ürün ve servis satışları (AWS hariç) 30 Haziran’da sona eren çeyrekte 121,7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamın yaklaşık %74’ü ABD’den %26’sı ise uluslararası pazardan elde edilmiş durumda.
Net kâr rakamlarına bakıldığında ise ABD’de gerçekleştirilen ürün ve servis satışlarından (AWS hariç) 5 milyar dolar net kâr elde edildiği buna karşın uluslararası pazarlardaki satışlardan (yine AWS hariç) yalnızca 273 milyon dolar kâr elde edildiği görülüyor.
Yine de geçtiğimiz yılın aynı döneminde firmanın ABD pazarındaki ürün ve servis satışlarından 3,2 milyar dolar kâr elde ettiği ve uluslararası pazarda 895 milyon dolar zarar açıkladığı düşünülürse, AWS dışındaki ürün ve servis satışlarının toparlandığını söylemek yanlış olmaz. Üstelik, 16 -22 Temmuz arasında düzenlenen Amazon Prime Day satış kampanya döneminin sonuçları bu rapora dahil edilmemiş durumda ve 3. çeyrek sonuçlarında yer alacak.
Amazon Web Services (AWS) yükselişini sürdürüyor
Amazon’un son dönemde kârlılık anlamında en önemli silahına yani AWS tarafına bakıldığında ise gelirlerin geçen yılın aynı dönemine kıyasla %18,7 oranında artarak 26,3 milyar dolar seviyesine ulaştığı görülüyor. AWS’nin net kârı ise yine geçen yılın aynı dönemine kıyasla 5,3 milyar dolardan 9,3 milyar dolar seviyesine çıkmış durumda.
Amazon Başkanı ve CEO’su Andy Jassy de, yatırımcılara yönelik konuşmasında AWS tarafındaki güçlü pozisyona dikkat çekerek “Bir dizi boyutta ilerleme kaydetmeye devam ediyoruz, ancak belki de hiçbiri AWS büyümesinde devam eden hızlanmadan daha fazla değil” dedi ve ekledi “Şirketler altyapılarını modernleştirmeye ve buluta geçmeye devam ederken, aynı zamanda yeni Üretken Yapay Zekâ fırsatlarından da yararlanıyorlar. AWS, çok daha geniş işlevselliğe, üstün güvenlik ve operasyonel performansa, daha büyük bir iş ortağı ekosistemine sahip olduğu için müşterilerin en iyi tercihi olmaya devam ediyor,” dedi.
Analist beklentilerinin biraz altında bir performans
Tüm bu iyimser havaya karşın, AWS dışındaki tüm finansal açıklamaların aslında analist beklentilerinin bir miktar altında kaldığını belirtmek gerekiyor. Analistler net satış rakamının 148,8 milyar dolar olmasını (148 milyar dolar olarak gerçekleşti), net kârın ise 13,59 milyar dolar olmasını (13,48 milyar dolar olarak gerçekleşti) bekliyorlardı. Amazon hisseleri yapılan finansal açıklamanın ardından kapalı olan NASDAQ borsasında ön işlemlerde %3 civarında değer kaybetmiş görünüyor.
Türk Telekom kurum ve işletmelere siber güvenlik ve bulut bilişim alanlarında yenilikçi çözümler sunmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük siber güvenlik merkezine ve uzman kadrosuna sahip olmasının yanı sıra, bulut bilişim ve siber güvenlikte yerli ürünlerin geliştirilmesinde de öncü rol oynuyor.
Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, “Türk Telekom Bulut” ile kurumların inovasyon ve dijital dönüşümlerini desteklediklerini, verimliliği artırdıklarını ve müşterilerine global rekabette avantaj sağladıklarını belirtti.
Özden ayrıca Türkiye’nin en büyük siber güvenlik merkezine sahip operatörü olarak kullanıcılarını siber saldırılara karşı koruduklarını ve yerli ekosistemi destekleyerek yerlilik oranını artırmayı hedeflediklerini vurguladı. Türk Telekom, kamu kurumları ve özel sektöre tek platform üzerinden veri merkezi, bulut servisleri ve siber güvenlik hizmetleri gibi birçok yeni nesil dijital teknoloji sunuyor.
Verimliliği odağına alan “Türk Telekom Bulut”, anahtar teslim ve katma değerli hizmetlerle Türkiye’deki şirketlere ve kamu kurumlarına global ölçekte rekabet avantajı sağlıyor. “Türk Telekom Bulut” ile kurumlar ve işletmeler, sanal veri merkezinden depolamaya, yedekleme/iş sürekliliği çözümlerinden siber güvenlik çözümlerine kadar birçok servise tek bir noktadan erişebiliyor.
Ulusal güvenliği önemli bir unsur olarak gören Türk Telekom, siber güvenlik alanında yerli ekosistemi destekleyen çalışmalarına da devam ediyor. Her geçen gün artan siber ataklara karşı ürün ve hizmetlerini yenileyen Türk Telekom, kurumsal güvenlik hizmetlerini, Türkiye’nin en büyük Siber Güvenlik Merkezi’nde sunuyor.
“Kritik altyapılarda yerli ve milli ürün kullanma” vizyonuyla hareket eden Türk Telekom, kritik ve maliyeti yüksek ürünlerin yerlileştirilmesi noktasında yatırımlarına ve yerli ekosistemi destekleyen çalışmalarına devam ederek sunduğu siber güvenlik hizmetlerinde yerlilik oranını her geçen gün arttırıyor.
Şirket, siber güvenlik alanında Türkiye’nin verisinin Türkiye’de kalması ve yerli ekosistemin büyümesi stratejisi ile hem yerli ve milli ürünler geliştiriyor hem de yerli üreticilerle ürünleştirme faaliyetleri yürütüyor.
Zeynep Özden Türkiye’de kamu kurumları ve özel sektörün dijitalleşerek küresel ölçekte rekabet etmesini sağlamak için “Türk Telekom Bulut” ile ülkemizin dijital dönüşümüne yerli ve milli teknolojilerle liderlik etmeye devam edeceklerini belirtiyor.
Özden, sürdürülebilir büyümenin, işletmelerin daha dinamik, esnek ve yenilikçi olmalarını gerektirdiğini ve başarıya ulaşan işletmelerin teknolojiyi iyi kullanan ve dijitalleşme stratejilerini doğru kurgulayan şirketler olduğunu vurguladı.
“Türk Telekom Bulut” ile kurumların inovasyon ve dijital dönüşümlerinin desteklendiğini, tedarik sürelerine bağlı kalmadan kapasite ihtiyaçlarına esnek çözümler sunulduğunu ve müşterilerin rekabette avantajlı pozisyonda olmalarına, verimlilikle birlikte iş değerlerini artırmalarına destek olduklarını ifade etti.
Sundukları bulut çözümlerinin kurumların ve işletmelerin teknolojik altyapılarını şekillendirdiğini ve dijital dönüşümlerini hızlandırarak rekabet avantajı sağladığını belirterek en yeni ve en güvenli teknolojileri dünyayla aynı anda Türkiye’deki kullanıcılara sunmaya devam edeceklerini söyledi.
Siber güvenliğin ulusal bir mesele olduğunun altını çizen Özden, sundukları hizmetlerle kurumların ve işletmelerin dijital dönüşüm yolculuklarını desteklerken, dijital dünyanın en değerli unsuru haline gelen “veri”nin güvenliğini sağlamak için 360 derece güvenlik bakış açısı ve alanında uzman sertifikalı siber güvenlik mühendisleriyle kullanıcılara hizmet verdiklerini belirtti.
Hem Türkiye hem de global standartlara uyumlu çözümler sunduklarını ve siber güvenlik alanında yerli ve milli ekosistemi güçlendirecek, bu alanda önemli çözümler sunan firmaları destekleyerek milli bir sorumluluk olarak gördükleri siber güvenlik alanındaki çözümlerini sürekli zenginleştirdiklerini ifade etti
Bilişim Vadisi ve Artistanbul işbirliğiyle düzenlenen bir panel, açık kaynak araçlarının eğitimde fırsat eşitliği sağlama potansiyelini mercek altına aldı. Panelde, özellikle uzaktan eğitimde artan talebi karşılamada açık kaynaklı çözümlerin verimliliği, güvenliği ve ekonomik faydaları ele alındı.
Eğitimde açık kaynak kullanımının önemi
Açık kaynak araçlar, veri güvenliği, detaylı analiz imkanı, kolay kurulum ve ölçeklenebilirlik gibi özellikleriyle dikkat çekiyor. Bu da üniversitelerden kamu kuruluşlarına, özel sektörden teknoparklara kadar geniş bir yelpazede kurum için cazip bir alternatif sunuyor.
Panelde konuşan uzmanlar açık kaynak teknolojilerinin eğitim materyallerine erişimi kolaylaştırdığını ve sürdürülebilir bir ekosistem oluşturma imkanı sağladığını vurguladı. Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Orçun Madran açık lisanslı eğitim kaynaklarının ve açık teknolojilerin kamusal kaynaklara erişimi demokratikleştirdiğini belirtti.
Bilişim Vadisi’nden Kemal Altıparmak ise kurumların kendi verilerine sahip olmasının önemini ve açık kaynak kodlu yazılımların sürdürülebilirlik avantajlarını vurguladı. Açık kaynak kullanımının faydalarına dikkat çeken İzmir Planlama Ajansı’ndan Orkut Murat Yılmaz bu sayede geliştirilen işlerin ortak aklın ve eleştirisinin faydasından yararlanabileceğini ifade etti.
Artistanbul’dan Ali Işıngör ise açık kaynak çözümlerin Türk üniversiteleri için ciddi maliyet avantajı sağlayabileceğine dikkat çekti. Işıngör ayrıca, Microsoft gibi büyük şirketlerin kapalı sistemlerinde yaşanan güvenlik açıklarının açık kaynak kodlu sistemlerin şeffaflığının önemini bir kez daha kanıtladığını belirtti. Kapalı sistemleri “mutfağını müşterilerinden gizleyen restoranlara” benzeten Işıngör, açık kaynak kodlu sistemlerin güvenilirliğine vurgu yaptı.
Panelin sonuç bildirgesinde ise Bilişim Vadisi Genel Müdür Yardımcısı Tuba Öztepe açık kaynaklı platformlar etrafında bir eğitim çalışma grubu oluşturma ve özgür yazılım ekosistemine destek olma sözü verdi.
1 Ağustos 2024 Avrupa Birliği için önemli bir gün olarak tarihe geçti. AB’nin yapay zeka teknolojilerine dair ilk kapsamlı düzenlemelerini içeren yasası bugün yürürlüğe girdi. Bu yeni yasa AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in belirttiği gibi, “insanları ve onların haklarını merkeze alan” yenilikçi ve güvenli bir çerçeve sunmayı amaçlıyor. İşte detaylar…
Yapay Zeka Yasası nasıl olacak, neler geliyor?
Yeni düzenleme çeşitli aşamaların ardından tam olarak faaliyete geçecek. Yasaklanmış uygulamalara yönelik kısıtlamalar altı ay içinde, davranış kuralları dokuz ay içinde, yüksek riskli sistemler için yükümlülükler ise 36 ay içinde devreye girecek. Yasaya göre tüm AB üye ülkeleri2 Ağustos 2026 itibariyle bu düzenlemelere uymak zorunda olacak.
Yasa, yapay zeka uygulamalarını oluşturdukları risk seviyelerine göre dört ana kategoriye ayırıyor. Bunlar sırasıyla minimal, sınırlı, yüksek ve kabul edilemez risk. Ayrıca sınırlı risk taşıyan sistemler için hafif şeffaflık gereksinimleri mevcut.
Yüksek riskli sistemler, piyasaya sürülmeden önce temel haklara yönelik bir etki değerlendirmesi yapmak ve AB veritabanına kaydolmak zorunda. Bu sistemlerin, ürün uyumunu kanıtlamak için veri ve teknik belgeleri sunmaları gerekecek.
Kabul edilemez risk taşıyan sistemler ise tamamen yasaklandı. Bu kapsamda bilişsel davranış manipülasyon sistemleri, internetten veya CCTV görüntülerinden alınan yüz görüntülerinin izinsiz toplanması, iş yerlerinde ve eğitim kurumlarında duygu tanıma sistemleri, hükümetler tarafından sosyal puanlama ve biyometrik sınıflandırma sistemleri gibi uygulamalar yer alıyor. Ayrıca belirli suçlar için kullanılan bazı tahmin edici polislik yöntemleri de bu yasaklar arasında bulunuyor.
Bu yasa aynı zamanda yenilikçiliği desteklemek amacıyla yapay zeka düzenlemeleri için kum havuzları (test ortamları) oluşturmayı öngörüyor. Bu ortamlar da yenilikçi sistemlerin gerçek dünya koşullarında geliştirilmesi, test edilmesi ve doğrulanması için güvenli bir alan sağlayacak.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler ile start-up’lar idari yüklerin azaltılması ve baskın piyasa oyuncularının baskılarından korunması amacıyla “sınırlı ve açıkça belirtilmiş” destek tedbirlerinden yararlanacak.
Yasanın ihlali durumunda ilgili piyasa denetim otoritesine şikayette bulunulabilecek. İhlal durumunda şirketler bir önceki mali yıldaki yıllık küresel cirosunun belirli bir yüzdesi veya önceden belirlenmiş bir miktar (hangisi daha yüksekse) oranında para cezası ödeyecek.
Yasaklanmış uygulamaların ihlali için 35 milyon euro veya yüzde 7, yasa yükümlülüklerinin ihlali için 15 milyon euro veya yüzde 3, yanlış bilgi sağlama için ise 7.5 milyon euro veya yüzde 1.5 ceza uygulanacak. KOBİ ve start-up’lar için daha orantılı tavanlar geçerli olacak.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen da yeni düzenlemenin yapay zeka gelişimini güvenilir ve yenilikçi bir şekilde yönlendireceğini ve Avrupa’daki KOBİ’ler ile start-up’ların öncü yapay zeka çözümlerini piyasaya sunmalarını destekleyeceğini vurguladı.
Fintech devrimi, düşük ve orta gelirli ülkelerde (LMIC’ler) finansal erişimi yeniden tanımlıyor. Böylelikle, benzer bir devrim dijital sağlık alanında da var. Telefonları finansal araçlar haline getiren mobil teknolojiler, şimdi onları sağlık ve hayat kurtarıcı müdahalelerin kanalına dönüştürmeye hazırlanıyor.
Mobil ödeme sistemleri finansal teknolojileri değiştiriyor
Düşük ve orta gelirli ülkelerde fintech’ten, yenilikçi ve faydalı sağlık sistemlerine ulaşabilmek için dersler çıkarabiliriz. Acil sağlık sorunlarının kademeli adımlarla değil, bizi altyapı gibi geleneksel engelleri aşan inovasyon sıçramaları yapıyor. Bu vizyon çok da uçuk bir hayal değil. düşük ve orta gelirli ülkelerin (LMIC’ler) dikkat çekici fintech yeniliklerinden ilham alarak dijital sağlık devriminin eşiğinde durduğu durum yaşanıyor. Mobil ödeme sistemleri sistemleri bu yönüyle dönüşüme neden oluyor.
Fintech devriminin finansal erişimi yeniden tanımlaması gibi Küresel Güney’de sağlık teknolojisinde paralel dönüşüme tanık oluyoruz. Kenya doğumlu mobil para hizmeti M-Pesa’yı düşünün. Finansal dışlanmaya yönelik gerekli çözüm olarak başlayan şey, uluslararası finans alanında önemli bölüm haline geldi. Afrika’yı mobil işlemlerde öncü konuma getiren mobil para artışını yansıtan M-Pesa, GSMA’ya göre artık küresel mobil para akışlarının şaşırtıcı bir şekilde YÜZDE 70’ini oluşturuyor. Bu değişim, gerekliliğin önemli teknolojik ilerlemenin annesi haline geldiği daha geniş bir inovasyon eğiliminin sembolü.
Benzer şekilde, diğer bölgeler kitleler için hizmetlere erişimi yeniden tanımlayan fintech harikaları üretti. Dubai’deki Optasia ve Latin Amerika’daki Nubank, bu yıkıcı potansiyele örnek teşkil ediyor. Geleneksel bankacılık ve finansın önündeki uzun süredir var olan engelleri ortadan kaldırıyor.
Bu yenilikleri farklı kılan şey, teknolojileri ve yerel bağlamlara son derece uyumlu çözümler üretme yetenekleri. Kapsayıcılık ilkesiyle çalışırlar ve coğrafya veya ekonomik statüden bağımsız olarak herkesin kaliteli sağlık hizmetine erişebilmesi için çabalıyor. Bu sağlık teknolojisi girişimlerinin başarısı, Düşük ve Orta Gelirli Ülkelerin dijital sağlık inovasyonunda sadece ilerleme kaydetmekle kalmıyor. Aynı zamanda liderlik potansiyeline sahip olduklarını gösteren etkileyici bir hikaye sunuyor.
OpenAI tarafından desteklenen tasarılardan biri olan Yapay Zeka İnovasyonu Geleceği Yasası, Birleşik Devletler Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü’nün federal bir kurum olarak resmen yetkilendirilmesini öngörüyor. Bu enstitü, yapay zeka modelleri için standartlar ve yönergeler belirleyecek.
Şirketin Küresel İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Anna Makanju, LinkedIn’de yaptığı bir paylaşımda, “Bu yeni teknolojinin yaratabileceği potansiyel riskleri minimize etmek için bu enstitünün misyonunu sürekli olarak destekledik.” dedi. Makanju, tasarının yeni enstitünün misyonuna Kongre desteği sağladığını belirtti.
OpenAI ayrıca NSF Yapay Zeka Eğitimi Yasası ve CREATE AI Yasası’nı da destekliyor. Bu tasarılar, yapay zeka araştırmaları için federal burslar sağlanmasını ve kolejler ile K-12 seviyesinde yapay zeka eğitimi kaynaklarının oluşturulmasını amaçlıyor.
Peki, OpenAI neden şimdi ABD yasalarını destekliyor?
Makanju’nun LinkedIn paylaşımında, OpenAI’in, yapay zekanın güvenli ve erişilebilir olmasını sağlamak için hükümetin önemli bir rol oynaması gerektiğine inandığı belirtiliyor. Ancak, OpenAI’in dünyanın en önde gelen üretken yapay zeka şirketlerinden biri olduğu ve Microsoft ile Apple gibi büyük ortaklıklarla 86 milyar dolarlık bir değere ulaştığı göz önüne alındığında, bu desteklerin gelecekteki düzenleyici incelemelere karşı bir tür iyi niyet sağlama çabası olduğu söylenebilir.
Ayrıca bu tür destekler, OpenAI’in yapay zeka düzenlemeleri üzerine gelecekteki tartışmalarda söz sahibi olmasını sağlıyor.
OpenAI, Pazartesi günü Microsoft, Meta, Palantir, Cohere, Amazon ve diğer bazı büyük ve küçük şirketlerle birlikte, yasa koyuculara yönelik AI Güvenliği Enstitüsü’nü destekleyen bir mektubu da imzaladı. Yapay Zeka İnovasyonu Geleceği Yasası uyarınca, enstitünün, yapay zeka sistemleri için standartlar geliştirmek amacıyla özel ve kamu kuruluşlarıyla birlikte çalışması öngörülüyor.
OpenAI’in bu desteği zamanlaması tesadüf değil; bu tasarıların ikisi, Çarşamba sabahı bir Yürütme Oturumu’nda değerlendirilecek. Bu destekler, OpenAI ve diğer yapay zeka şirketlerinin, gelecekte kaderlerini belirleyebilecek yasa koyucularla olumlu ilişkiler kurma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.
Yazılım devi, kesintinin Microsoft Entra, bazı Microsoft 365 ve Microsoft Purview hizmetlerinin (Intune, Power BI ve Power Platform dahil) yanı sıra Azure App Services, Application Insights, Azure IoT Central, Azure Log Search Alerts, Azure Policy ve Azure portalını etkilediğini söyledi. Şirket bugün yayınladığı bir hafifletme açıklamasında, dünkü kesintinin arkasındaki temel nedenin bir DDoS saldırısı olduğunu doğruladı, ancak bunu henüz belirli bir tehdit aktörüyle ilişkilendirmedi.
Microsoft, “İlk tetikleyici olay, DDoS koruma mekanizmalarımızı harekete geçiren bir Dağıtık Hizmet Reddi (DDoS) saldırısı olmakla birlikte ilk incelemeler, savunmalarımızın uygulanmasındaki bir hatanın saldırının etkisini azaltmak yerine artırdığını gösteriyor” dedi ve ekledi: “Kullanım artışının doğası anlaşıldığında, DDoS koruma çabalarımızı desteklemek için ağ yapılandırma değişiklikleri uyguladık ve rahatlama sağlamak için alternatif ağ yollarına yük devretme gerçekleştirdik.”
Bu doğrulama, şirketin kesinti olayını hafifletirken “Azure Front Door (AFD) ve Azure Content Delivery Network (CDN) bileşenlerinin kabul edilebilir eşiklerin altında performans göstermesine neden olan ve aralıklı hatalara, zaman aşımına ve gecikme artışlarına yol açan” “beklenmedik bir kullanım artışından” kaynaklandığını söylemesinin ardından geldi.
Microsoft ayrıca 72 saat içinde bir Olay Sonrası Ön İnceleme (PIR) ve önümüzdeki iki hafta içinde bu haftaki kesintiden öğrenilen ek ayrıntılar ve derslerle birlikte bir Olay Sonrası Nihai İnceleme yayınlamayı planladığını söyledi.
Microsoft DDoS saldırılarının hedefi olmaya devam ediyor
Haziran 2023’te Microsoft, Anonymous Sudan (diğer adıyla Storm-1359) olarak bilinen ve Rusya bağlantılı olduğuna inanılan bir tehdit aktörünün Katman 7 DDoS saldırılarıyla Azure, Outlook ve OneDrive web portallarını çökerttiğini de doğruladı. Ayrıca geçtiğimiz haftalarda on binlerce Microsoft 365 müşterisi, Microsoft’un Azure yapılandırma değişikliği olarak tanımladığı bir başka yaygın kesintiden etkilenmişti.
DDoS (dağıtık hizmet reddi) saldırılarının çoğu, İnternet’e yönelik siteleri ve hizmetleri bozmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Bu yöntemde saldırgan, sunucuları trafikle doldurarak hedefi bunaltabiliyor ve her türlü soruna neden olabilir. Bir veya iki dakikalık küçük kesintiler bile çok fazla görünmese de kritik uygulamaları çalıştıran büyük şirketler için bu büyük bir baş ağrısı olabiliyor. Saldırıların süresi ve boyutu arttıkça, hizmet kesintileri çok daha ciddi boyutlara ulaşabiliyor.
Üniversite öğrencilerine özel düzenlenen 10 günlük teknoloji kampı, teknoloji dünyasına adım atmak isteyenler için eşsiz bir fırsat sunuyor. 19-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek kampımızda, Frontend ve Backend, Cloud Computing, Game Development ve AI gibi 101 seviyesinde eğitimlerle teknolojiye ilgi duyan tüm öğrencileri bekliyoruz.
Kampımızda Neler Var?
Günlük Eğitimler: Her gün üç farklı eğitim ile dolu dolu geçecek. Teknolojinin temel alanlarında sağlam bir bilgi birikimi edineceksiniz.
Sektörün Önde Gelenleri ile Buluşma: Kamp boyunca sektörün önde gelen firmalarıyla tanışma ve onların deneyimlerinden faydalanma şansına sahip olacaksınız.
Öğrenciler İçin Yol Haritası: Öğrenciler, birbirinden farklı alanları tanıyarak kendilerine bir yol haritası oluşturma fırsatı bulacaklar.
Ağ Kurma Fırsatları: Teknolojiye ilgi duyan diğer öğrencilerle tanışarak önemli bağlantılar kurma şansına sahip olacaksınız.
Kampın İçeriği:
19 Ağustos
Tech 101: Teknolojiye giriş dersleri ile temel kavramları öğrenin.
Fintech 101: Finansal teknolojilerin dünyasına adım atın.
Cloud Tech SQL 101: Bulut bilişim ve SQL temellerini keşfedin.
20 Ağustos
UX and UI 101: Kullanıcı deneyimi ve arayüz tasarımının temellerini öğrenin.
DevOps 101: Yazılım geliştirme ve operasyon süreçlerini birleştirin.
Frontend 101: Web geliştirmede kullanıcı arayüzlerini oluşturmayı öğrenin.
21 Ağustos
Cyber Security 101: Siber güvenlik dünyasına giriş yapın.
Agile Project Management 101: Çevik proje yönetiminin temel ilkelerini öğrenin.
Game Development 101: Oyun geliştirme dünyasında ilk adımlarınızı atın.
22 Ağustos
Backend 101: Sunucu tarafı geliştirme konularında bilgi sahibi olun.
Machine Learning and AI 101: Makine öğrenimi ve yapay zeka temellerini öğrenin.
Embedded Systems 101: Gömülü sistemler dünyasına giriş yapın.
23 Ağustos
Mobile Android 101: Android mobil uygulama geliştirme temellerini öğrenin.
Frontend 101: Web geliştirmede kullanıcı arayüzlerini oluşturmayı öğrenin.
Web Tech 101: Modern web teknolojilerini keşfedin.
26 Ağustos
Cloud Management 101: Bulut yönetimi ve ölçeklendirme konularını öğrenin.
Mobile iOS 101: iOS mobil uygulama geliştirme temellerini öğrenin.
Backend 101: Sunucu tarafı geliştirme konularında bilgi sahibi olun.
27 Ağustos
Tech Career: Teknoloji kariyerinizi planlama ve geliştirme konularını öğrenin.
Git and GitLabs 101: Versiyon kontrol sistemleri ve GitLab kullanımı hakkında bilgi edinin.
Fintech 101: Finansal teknolojilerin dünyasına adım atın.
28 Ağustos
Game Development 101: Oyun geliştirme dünyasında ilk adımlarınızı atın.
Frontend 101: Web geliştirmede kullanıcı arayüzlerini oluşturmayı öğrenin.
Backend 101: Sunucu tarafı geliştirme konularında bilgi sahibi olun.
29 Ağustos
Generative AI: Yapay zeka ve üretici modeller hakkında bilgi edinin.
Automotive Tech: Otomotiv teknolojileri dünyasına giriş yapın.
Defense Tech: Savunma teknolojilerinin temel kavramlarını öğrenin.
30 Ağustos
Tech Influencers: Teknoloji alanında etkili bir sosyal medya varlığı oluşturmanın yollarını öğrenin.
Kampın Size Katacakları:
Teknoloji Bilgisi: Temel teknolojik kavramlar hakkında derinlemesine bilgi sahibi olun.
Profesyonel Deneyim: Sektörün önde gelen firmalarının deneyimlerinden faydalanarak kariyerinizde fark yaratın.
Değerli Bağlantılar: Benzer ilgi alanlarına sahip öğrencilerle tanışarak, gelecekteki iş birlikleri için güçlü bir ağ oluşturun.
Katılım ve Kayıt: Kampımıza katılmak için hemen başvurun ve teknoloji dünyasına ilk adımınızı atın! 19-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek bu kamp, sizi geleceğin teknolojilerine hazırlamak için mükemmel bir fırsat sunuyor.
Sonuç: 10 günlük teknoloji kampımızda, hem temel eğitimlerle donanacak hem de sektörün liderleri ile tanışma fırsatını yakalayacaksınız. Bu benzersiz deneyimi kaçırmamak için hemen kaydolun ve teknoloji dünyasında yerinizi alın!
30 Temmuz Salı günü düzenlenen StartupCentrum Ekosistem Buluşması, Türkiye girişimcilik ekosisteminin önemli oyuncularını bir araya getirdi ve büyük ilgi gördü. Facebook İstasyon’da gerçekleşen etkinlikte, ekosistemdeki değerli paydaşlar bir araya geldi ve StartupCentrum – Yıldız Tekno GSYO 2024 Yarıyıl Türkiye Ekosistemi Yatırım Raporu’nun ilk verileri değerlendirildi.
Ekosistem buluşması, StartupCentrum Kurucu Ortağı Müge Bezgin’in konuşması ile başladı. 2024 yarıyıl verilerini değerlendiren Bezgin, “StartupCentrum olarak, ekosistem buluşmalarımızı düzenli hale getirerek, girişimcilik ekosistemine katkıda bulunmaya devam etmeyi hedefliyoruz. Her adımımızı veri odaklı ve ekosistemi geliştirmek üzere atıyoruz. Yeni yarıyıl raporumuz ile Türkiye ekosistemindeki son durumu ve gelecekteki fırsatları kapsamlı bir şekilde ele alarak, tüm oyunculara rehberlik edecek önemli bir kaynak yaratmayı amaçladık. Raporun hazırlanmasında katkıları olan ana sponsorumuz Yıldız Tekno GSYO, altın sponsorlarımız H2O Investment, Arz Portföy, destekçimiz Habitat Derneği’ne ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yıldız Tekno GSYO Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Tamer Yılmaz ve Habitat Derneği’nden Hasan Rıdvan Çiftçi, etkinliğin öne çıkan konuşmacıları arasındaydı. Prof. Dr. Tamer Yılmaz, raporun faydasını “Ölçemezsen yönetemezsin” ifadeleriyle vurguladı. Etkinlik sırasında yapılan speed networking seansı ile katılımcıların birbirleriyle tanışmaları ve potansiyel iş birlikleri kurmaları sağlandı. Speed networking’in ardından StartupCentrum Veri Ekibi Lideri Mustafa Erşad Zor, 2024 yarıyılının ilk verilerini sundu.
StartupCentrum – Yıldız Tekno GSYO 2024 Yarıyıl Türkiye Ekosistemi Yatırım Raporu’ndan Öne Çıkanlar:
245 Girişime 586.5 Milyon Dolar Yatırım
2024 yılının ilk yarısında gerçekleşen 254 yatırım turunda, girişimlere toplamda 586.8 milyon dolar yatırım yapıldı. Bu miktar, 2023 yılındaki toplam yatırım miktarını geçerken, TÜBİTAK BİGG-1812 yatırımlarının toplamı 4 milyon dolara ulaştı. Getir’in aldığı 250 milyon dolarlık yatırım, 2024’ün ilk yarısında gerçekleşen tek 100 milyon dolar üstü yatırım olarak kayda geçti.
Yatırım adetleri bakımından incelendiğinde, toplamda 245 girişim yatırım aldı. Bu yatırımlardan 133’ü BİGG fonundan sağlanırken, BİGG fonu dışında kalan yatırım sayısı 112 olarak gerçekleşti. 2024 yılının ikinci çeyreği, 2021 yılından bu yana en az yatırım alınan çeyrek oldu.
2024’in Kaybedenleri: İlk Yatırımını Arayan Girişimler
2024 yılının ilk yarısında Türkiye girişimcilik ekosisteminde gerçekleşen yatırımlar, çeşitli yatırım aralıklarına göre incelendiğinde çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. 1 milyon dolar altı yatırımlar, toplamda 191 işlemle rekor sayıya ulaşmış olsa da bu yatırımların 133’ü BİGG yatırımlarından oluştu. BİGG programı dışındaki yatırımların sayısı sadece 58 olarak görüldü. Buna karşılık, 10 milyon ile 100 milyon dolar arasında gerçekleşen 7 yatırımda toplamda 269 milyon dolar toplanarak tüm yatırımların yaklaşık %46’sını oluşturdu. Bu segmentteki yatırımlar, yüksek değerlemelere sahip potansiyel unicorn’lar, diğer bir deyişle ‘Soonicorn’lar olarak değerlendirildi.
Yapay Zekâ ve Oyun Sektörleri Öne Çıkıyor
2024’ün ilk yarısında, BİGG programının da etkisiyle beraber, en çok yatırım alan sektörler sağlık ve biyoteknoloji oldu. BİGG yatırımları hariç tutulduğunda, yapay zeka ve makine öğrenimi sektörü 31 yatırımla en aktif sektör haline geldi. Bu sektörü 14 yatırımla oyun, 11 yatırımla sürdürülebilirlik & çevre, 10 yatırımla fintech sektörleri izledi.
Yatırım miktarları incelendiğinde ise ulaşım ve lojistik sektörü, Getir’in 250 milyon dolarlık yatırımı sayesinde en çok fon toplayan sektör oldu. Fintech sektörü 130.8 milyon dolar ile ikinci sırada, yapay zeka ve makine öğrenimi ise 94.2 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı.
29 Farklı Şehirde Yatırım Turları Tamamlandı
2024’ün ilk yarısında, ilk kez 29 farklı Türk şehrindeki girişimler aynı dönemde yatırım almayı başardı. Geçtiğimiz sene 17 olan bu sayı, BİGG programının da etkisiyle arttı.
TÜBİTAK BİGG Fonu aracılığıyla 27 farklı şehirden 133 girişim yatırım aldı. İstanbul, Ankara, Kocaeli ve İzmir gibi büyük şehirler yatırımları çekmeye devam ederken, Kayseri’den 8 proje, Eskişehir ve Antalya’dan 4’er girişimin yatırım alması dikkat çekti. Ayrıca Burdur, Kastamonu, Elazığ, Van, Rize ve Niğde gibi şehirlerin ilk kez yatırım alması, ekosistemimiz açısından sevindirici oldu.
Girişimlerin Yönetim Merkezi: İstanbul
Yurtdışında resmi merkezleri bulunan, ancak ekibi ve operasyonlarının büyük bir kısmını Türkiye’de sürdüren girişimlerin faaliyet gösterdiği Türk şehirleri incelendiğinde; İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentler girişimler için öncelikli merkezler olmaya devam ediyor. Yatırım alan girişimlerin %17’sinin merkezi yurtdışında bulunuyor.
Yabancı Yatırımcı Oranı Gerilemeye Devam Ediyor
2023 yılında 10-100 milyon dolar arasındaki yatırımlarda yerli yatırımcı katılım oranı %16 iken, 2024’ün ilk yarısında bu oran %30’a yükseldi. Kuzey Amerika ve Avrupa’dan gelen yatırımcıların oranı sabit kalırken, MENA ve Asya’dan bu yatırım aralığında aktif bir yatırımcı bulunmuyor.
100 milyon doların üzerindeki yatırımlarda ise son üç yıl içinde Avrupa merkezli hiçbir yatırımcının katılım göstermemesi dikkat çekici. MENA bölgesi yatırımcıları, son üç yılda 10 milyon doların altındaki yatırımlara pek ilgi göstermemiş, katılım oranları %1-2’yi geçmemiştir.
BİGG Yatırımları Arasında Kadın Kurucu Ortağı Olan Girişimlerin Oranı %21’i Geçti
2024 yılının ilk yarısında, kurucu ortaklarından en az biri kadın olan girişimlerin oranı %30 seviyesini geçti. Özellikle TÜBİTAK BİGG programlarının etkisiyle beraber en az bir kadın kurucu ortağa sahip girişimlerin oranı %30,5 oldu. Bu girişimlerin yarısında yalnızca kadın kurucular bulunurken, diğer yarısında hem kadın hem de erkek kurucular yer alıyor. Önceki yıllarda yalnızca kadın kuruculara sahip girişimcilik oranı %5 ile %7 arasında değişirken, 2024 yılında bu oran %15’e yükseldi.
AMD, yapay zeka çiplerindeki hızlı büyümeyle dikkat çekerek, ikinci çeyrekte beklenenin üzerinde bir performans sergiledi. Şirketin gelirlerinin neredeyse yarısı artık veri merkezi ürünlerinden geliyor. Bu durum, AMD’nin Nvidiagibi yapay zeka çipleri pazarında önemli bir oyuncu haline geldiğini gösteriyor.
AMD’nin yapay zeka çipleri satışlarında %115 Artış
Şirket, yapay zeka çipleri satışlarında %115’lik bir artış yaşayarak, veri merkezi segmentinde 2,8 milyar dolarlık gelir elde etti. Bu büyümede en büyük payı, Nvidia’nın H100 AI çipine rakip olan MI300 çipleri aldı. AMD CEO’su Lisa Su, MI300 çiplerinden elde edilen gelirin çeyrek boyunca 1 milyar doları aştığını belirtti.
AMD yapay zeka, Nvidia gibi her yıl yeni yapay zeka çipleri çıkararak pazardaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Şirket, önümüzdeki yıllarda MI350 ve MI400 gibi yeni çipleri piyasaya sürerek, Nvidia’nın Blackwell çözümlerine ciddi bir rakip olmayı planlıyor.
Diğer segmentlerdeki durum
AMD’nin kişisel bilgisayar CPU ve GPU işleri de geçtiğimiz çeyrekte artış gösterdi. Ancak konsolları da kapsayan Oyun gelirleri, düşüş yaşandı. Bu durum, konsol satışlarındaki yavaşlama ve oyuncuların yeni nesil çözümleri beklemesiyle açıklanabilir.
AMD’nin yapay zeka çipleri pazarındaki hızlı büyümesi, şirketin geleceği için olumlu sinyaller veriyor. Nvidia ile olan rekabetin artması, tüketicilere daha iyi ve daha uygun fiyatlı seçenekler sunulmasını sağlayacak. Ancak, Nvidia’nın hala pazarda güçlü bir konumda olduğu unutulmamalıdır.
Utah merkezli sağlık yardımları yöneticisi HealthEquity, Mart ayında yaşanan ve kişisel ve korunan sağlık bilgilerini etkileyen bir veri ihlalinin ardından 4,3 milyon kişiyi bilgilendiriyor. Şirket, Maine başsavcılığına sunduğu veri ihlali bildiriminde, ele geçirilen verilerin kişiye göre değişmekle birlikte, büyük ölçüde hesaplar için kayıt bilgilerinden ve şirketin yönettiği yardımlarla ilgili bilgilerden oluştuğunu belirtti.
HealthEquity, verilerin müşteri adlarını, adreslerini, telefon numaralarını, Sosyal Güvenlik numaralarını, kişinin işvereni ve bakmakla yükümlü olduğu kişi (varsa) hakkındaki bilgileri ve bazı ödeme kartı bilgilerini içerebileceğini söyledi. Şirket, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki şirketlerde çalışanlara sağlık tasarruf hesapları ve toplu taşıma ve otopark için banliyö seçenekleri gibi işyeri avantajlarına erişim sağlıyor. HealthEquity, Şubat ayındaki kazançlarında 15 milyondan fazla toplam müşteri hesabına sahip olduğunu belirtti.
HealthEquity, veri ihlali bildiriminde, müşterilerin kişisel ve sağlık bilgilerini içeren çekirdek ağının dışındaki “yapılandırılmamış bir veri havuzuna” yetkisiz erişim bulduktan sonra veri ihlalini keşfettiğini açıkladı. Şirket, çalınan verilerin bazılarının teşhisler ve reçetelerle ilgili bilgileri de içerdiğini belirtti. Bildirimde, ihlalin HealthEquity’nin tedarikçilerinden birinin kullanıcı hesabının ele geçirilmesi ve şifresinin çalınması nedeniyle meydana geldiği ve bu şifrenin kötü niyetli bilgisayar korsanı tarafından veri havuzuna erişmek için kullanıldığı belirtildi.
Yorum için ulaşıldığında HealthEquity, üçüncü taraf satıcının adını vermedi. Şirket daha önce TechCrunch‘a, ele geçirilen üçüncü taraf satıcı hesabının, şirketlerin kendi dahili intranetlerini oluşturmalarına olanak tanıyan Microsoft SharePoint‘e atıfta bulunarak, “HealthEquity’nin SharePoint verilerinin bir kısmına” erişimi olduğunu söyledi.
Son yıllarda aralarında Activision, Snowflake ve Worldcoin‘in de bulunduğu pek çok şirket, çalışanların bilgisayarlarında bulunan parolaları ve kimlik bilgilerini ele geçiren kötü amaçlı yazılımlar aracılığıyla çalışanların parolalarının çalınması nedeniyle güvenlik vakaları yaşamıştır. Bazı parola çalan kötü amaçlı yazılımlar, bir çalışanın sürekli olarak oturum açmasını sağlamak için bilgisayarında depolanan oturum belirteçlerini çalarak, bazı parola hırsızlığı saldırılarını engelleyebilen bir güvenlik özelliği olan çok faktörlü kimlik doğrulamayı aşabilir. Oturum belirteçleri çalındığında, bilgisayar korsanı sanki o çalışanmış gibi şirketin ağına erişim sağlamak için kullanılabilir.
HealthEquity sözcüsü Stacie Saltzgiver, veri ihlalinin “münferit bir olay” olduğunu yineledi ve bulut devi Snowflaketarafından tutulan müşteri verilerinin son ihlalleriyle ilgisi olmadığını doğruladı. HealthEquity web sitesinde bir veri ihlali bildirimi yayınladı. TechCrunch web sitesindeki bildirimi kontrol ettiğinde, HealthEquity‘nin sayfaya arama motorlarına web sayfasını görmezden gelmelerini söyleyen gizli bir “noindex” kodu eklediğini ve etkilenen kişilerin HealthEquity‘nin veri ihlali bildirimini bulmasını etkili bir şekilde engellediğini gördü.
Apple, son dönemde tanıttığı Apple Intelligence özelliklerinin arkasındaki teknolojiyi detaylandırdı ve bu süreçte NVIDIA‘nın donanım hızlandırıcıları yerine Google’ın TPU‘larını tercih ettiğini duyurdu. Şirketin resmi araştırma belgesine göre, Apple Intelligence Foundation Dil Modelleri’nin (AFM) eğitiminde Google TPU (Tensor Processing Unit) kullanılmakta.
Google TPUv4 ve TPUv5 çiplerinin paketlendiği sistemler, Apple’ın AFM-server ve AFM-on-device modellerinin geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Haziran ayında WWDC 2024‘te tanıtılan çevrimiçi ve çevrimdışı Apple Intelligenceözellikleri, bu modellerin teknolojisiyle destekleniyor.
Apple yapay zeka AFM-server, Apple’ın en büyük LLM (Large Language Model) olup sadece çevrimiçi olarak çalışmakta. Eğitim sürecinde, Applebot web tarayıcısından toplanan veriler ve çeşitli lisanslı “yüksek kaliteli” veri kümeleri kullanılmıştır. Ayrıca, seçilmiş kod, matematik ve açık veri kümeleri de eğitim verileri arasında yer aldı.
Çevrimdışı çalışan ARM-on-device modeli ise daha küçük bir yapıya sahip, ancak Apple’ın bilgi damıtma teknikleri sayesinde bu modelin performansını ve verimliliğini optimize ettiği belirtiliyor. Bu modelin eğitimi, Google TPUv5kümeleri kullanılarak yapılmış ve modelin eğitiminde 2.048 TPUv5p çipten oluşan bir dilim kullanıldığı ifade ediliyor.
Apple’ın, Apple Intelligence’a güç veren teknikleri bu kadar ayrıntılı bir şekilde paylaşması alışılmadık bir durum; genellikle teknoloji devleri bu tür bilgileri gizli tutmayı tercih eder. Şirket içi testlerde, AFM-server ve AFM-on-devicemodellerinin Talimat Takibi, Araç Kullanımı, Yazma ve diğer alanlarda üstünlük sağladığı belirtiliyor.