Google, yapay zeka için nükleer enerji anlaşması yaptı!

Teknoloji devi Google, yapay zeka alanındaki çalışmalarının hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak için çarpıcı bir adım attı ve nükleer enerjiye yöneldi. ABD merkezli nükleer enerji şirketi Kairos Power ile imzalanan bu önemli anlaşma, Google’a küçük modüler reaktörlerden (SMR) elde edilecek 500 megawattlık devasa bir enerji kapasitesi sağlayacak.

Google, yapay zeka için nükleer enerji anlaşması yapıyor

Bu anlaşma, SMR teknolojisinin ticarileşmesi yolunda bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çünkü Google, SMR’lerden enerji satın alan ilk büyük şirket olma özelliğini taşıyor. SMR’ler, geleneksel nükleer santrallerin aksine daha küçük boyutlu ve modüler yapıları sayesinde daha hızlı ve düşük maliyetle inşa edilebiliyor. Bu da onları, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının yetersiz kaldığı durumlarda cazip bir alternatif haline getiriyor.

Google ve Kairos Power, ilk SMR’yi 2030 yılında devreye almayı planlıyor. 2035 yılına kadar ise toplamda yedi reaktörün faaliyete geçmesi hedefleniyor. Kairos Power, bu proje için gerekli olan tasarım ve inşaat izinlerini almak üzere ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu ile görüşmelerini sürdürüyor. Şirket, ilk reaktörünün 2027 yılında faaliyete geçeceğini ve ABD’nin “dördüncü nesil” ilk nükleer santrali olacağını belirtiyor.

Yapay zekanın her geçen gün artan enerji talebi, Google gibi dev teknoloji şirketlerini yeni enerji kaynaklarına yönelmeye zorluyor. Nitekim Google’dan önce de Microsoft, geçtiğimiz Eylül ayında Constellation Energy ile yaptığı anlaşmayla Three Mile Island nükleer santralini yeniden faaliyete geçirme kararı almıştı. Amazon da Mart ayında Talen Energy’den nükleer enerjiyle çalışan bir veri merkezi satın alarak bu alandaki varlığını güçlendirmişti.

Veri merkezlerinin enerji tüketiminin 2023 ile 2030 yılları arasında yaklaşık üç katına çıkarak 47 gigawattlık yeni bir üretim kapasitesine ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor. Bu durum, Google gibi şirketlerin enerji portföylerini çeşitlendirmelerini ve nükleer enerji gibi alternatif kaynaklara yönelmelerini zorunlu kılıyor.

Türk oyun şirketi Fiber Games, yeni yatırım turunu tamamladı

Türk oyun şirketi Fiber Games, yeni yatırım turunu tamamladı. Fiber Games bu yatırımla ekibini güçlendirmeyi ve hybrid-casual türünde yeni oyunlarını global ölçekte büyütmeyi planlıyor.

Arz Portföy ve Boğaziçi Ventures liderliğinde tamamlanan tura Inveo Ventures Co-Investment GSYF, Doğa Girişim Yönetim Kurulu Üyesi Birol Özkan, Inventuna Games ve Kod-A firmalarının kurucu ortakları Ersin Taşkın ve Erhan Taşkın katıldı.

Fiber Games kurucu ortağı Faruk Akıncı “Fiber Games olarak tüm eforumuzu pazara uyumlu (market-compatible) mobil deneyimler geliştirmeye harcıyoruz. Bulmaca türündeki hyper-casual oyunlar üzerindeki prototip çalışmalarımız devam ederken, hibrid türündeki denemelerimiz çok yüksek oyun süresi metrikleri üretti. Başarıyla kapattığımız bu yeni yatırım turumuz bu alandaki üretim kabiliyetlerimizi artırmamızı sağlayacak” dedi.

Fiber Games kurucu ortaklarından Volkan Turan ise sürdürülebilirliğe dikkat çekerek “İş modelimize güvenen tüm yatırımcılarımıza teşekkür ederiz. Fiber Games, önceden olduğu gibi ayakları yere sağlam basan başarılı ve eğlenceli projelere imza atmaya devam edecek. Bu doğrultuda profesyonel düşünen tüm sektör yeteneklerine de ekibimizde yer olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Girişimlere 221 milyon TL destek!

Sabancı Topluluğu tarafından, girişimcilik ekosistemine ve açık inovasyona katkı sunma amacıyla hayata geçirilen Sabancı ARF Almost Ready to Fly girişim hızlandırma programında üçüncü dönem tamamlandı. Sabancı Topluluğu’nun odak alanları olan “Enerji ve İklim Teknolojileri”, “İleri Malzeme Teknolojileri”, “Dijital Teknolojiler” ve “Sağlık Teknolojileri” iş kollarındaki parlak fikirlerin değerlendirme kapsamına alındığı üçüncü dönem programı sonunda, Inversense, Biomix, Beespencer, MyGenomeScreen ve ICARBON Sabancı ARF Almost Ready to Fly platformundan toplam 82 milyon TL’lik ön tohum yatırımı almayı başardı. Yatırım Jürisi değerlendirmesi sonucunda, tohum yatırımına hak kazanan girişimler 14 Ekim’de düzenlenen Demo Day’de duyuruldu.

43 girişim kabul edildi, 19’una yatırım yapıldı

Söz konusu girişimler, aldıkları tohum yatırımı sayesinde ürünlerini ticarileştirme ve şirketlerini büyütme imkanına sahip olacak. Bu süreçte Sabancı’nın bilgi birikimi ve müşteri ağından da aktif şekilde yararlanabilecek girişimler, Sabancı’nın yeni ekonomi odaklı büyüme stratejisinin önemli itici güçlerinden biri olacak.

Sabancı Topluluğu tarafından 2022 yılında başlatılan programa bugüne kadar katılan girişim sayısı 43 olurken, bu girişimlerden 19’u ön tohum yatırımına layık görüldü. Ön tohum yatırımlarının yanında, tüm girişimlere sağlanan 30’ar bin dolarlık nakit desteklerle birlikte, üç dönemde girişimcilere sağlanan ayni ve nakdi desteklerin toplam büyüklüğü 221 milyon TL’yi buldu.

Türkiye’nin dört bir yanından girişimcilere ve Sabancı Topluluğu çalışanlarına açık olan programa başvurular, Sabancı ARF Almost Ready to Fly’ın internet sitesinde yer alan form üzerinden alınıyor. Değerlendirme süreci sonunda programa kabul edilen girişimciler, birebir mentorluk almaya ve Grup şirketleri ile tanışmaya başlıyor. 20 hafta boyunca Sabancı Holding’in İstanbul’daki merkezi Sabancı Center’da kendilerine özel olarak hazırlanan alanda çalışan girişimlere, ürün ya da hizmet prototiplerini geliştirmek, ilk müşteri bağlantılarını yapmak veya kestiği fatura sayısını artırmak için 30’ar bin dolarlık nakit destek imkânı sağlanıyor. Girişimciler, 20 haftalık program sonunda projelerini Yatırım Jürisi’ne sunma şansı elde ederken, değerlendirmesi olumlu sonuçlanan girişimciler, Sabancı ARF Almost Ready to Fly ön tohum yatırımına hak kazanıyor.  

Mühendis gibi düşünebilen yapay zeka tasarlandı!

Mühendislik dünyası, tıpkı bir mühendis gibi düşünebilen yeni bir yapay zeka sistemi olan Noyron ile tanıştı. Leap 71 şirketi tarafından geliştirilen bu devrim niteliğindeki teknoloji, deneyimli mühendislerin bilgilerini ve tecrübelerini yapay zekanın işlem gücüyle birleştirerek karmaşık makinelerin ve ürünlerin tasarlanma biçimini yeniden tanımlıyor.

Mühendis gibi düşünebilen yapay zeka geliştirildi

Noyron, bildiğimiz CAD yazılımlarından çok daha fazlasını sunuyor. Geleneksel CAD sistemleri sadece geometrik şekillerle çalışırken, Noyron fiziksel modelleri, üretim süreçlerini ve mühendislik prensiplerini bir araya getirerek gerçek dünyadaki performansı öngörebilen tasarımlar ortaya çıkarıyor. Üstelik farklı alanlara odaklanan özel versiyonlarıyla da dikkat çekiyor. Örneğin Noyron RP roket motorları, Noyron EA elektromanyetik sistemler, Noyron HX ise ısı eşanjörleri için optimize edilmiş durumda.

Noyron’u diğer yapay zeka sistemlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, sürekli olarak gerçek dünya verileriyle beslenerek kendini geliştirmesi. Her test sonucu, Noyron’un öğrenme algoritmaları tarafından analiz edilerek bir sonraki tasarımda daha doğru ve verimli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.

Noyron’un potansiyelini somut bir şekilde göstermek için Leap 71 ekibi, Sheffield Üniversitesi ve 3D baskı şirketi AMCM ile güçlerini birleştirerek 5 kilonewton gücünde bir roket motoru tasarladı. Tamamen Noyron tarafından tasarlanan bu motor, sıvı oksijen ve kerosen gibi zorlu bir yakıt kombinasyonuyla çalışan bir sistem. Yapılan testlerde motor 13 saniye boyunca sorunsuz bir şekilde çalışarak Noyron’un karmaşık mühendislik problemlerini çözmedeki başarısını kanıtladı.

Noyron, geleneksel mühendislik süreçlerini de altüst ediyor. Normalde haftalar hatta aylar süren tasarım ve test aşamaları, Noyron sayesinde dakikalar içinde tamamlanabiliyor. Bu da mühendislere daha önce zaman kısıtı nedeniyle mümkün olmayan yaratıcı çözümleri deneme ve sınırları zorlama imkanı tanıyor.

Peki Noyron’u diğer yapay zeka sistemlerinden farklı kılan ne? ChatGPT gibi üretken yapay zeka araçları her seferinde farklı sonuçlar üretebilirken, Noyron tutarlı ve güvenilir çıktılar sunuyor. Geleneksel yapay zeka modellerinin aksine, Noyron’un ürettiği tasarımlar sürekli bir mühendis kontrolü gerektirmiyor. Her tasarım kararını mantıksal bir temele dayandırdığı için insan müdahalesine ihtiyaç duymadan uçtan uca bir çözüm sunuyor.

Leap 71’in hedefleri oldukça iddialı. Şirket, gelecekte Noyron’u roket motorlarından uçak gövdelerine, barajlardan füzyon motorlarına kadar çok geniş bir alanda kullanılabilen genel amaçlı bir mühendislik yapay zekasına dönüştürmeyi planlıyor. Tıpkı Iron Man’in sadık yapay zekası Jarvis gibi, Noyron da geleceğin dünyasını şekillendirecek teknolojilerin tasarımında önemli bir rol oynamaya aday.

TSMC, Avrupa’da yeni çip fabrikaları kuracak!

0

Dünyanın önde gelen çip üreticisi TSMC, Avrupa’daki yatırımlarını artırma sinyali veriyor. Tayvan Ulusal Bilim Konseyi Başkanı Wu Cheng-wen’in açıklamalarına göre, şirket Almanya’nın Dresden kentinde yapımına başlanan fabrikanın ardından Avrupa’da birkaç fabrika daha kurmayı planlıyor.

TSMC, Avrupa’da yeni çip fabrikaları kurmayı planlıyor

Dresden’deki fabrika, Alman otomotiv endüstrisinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmıştı ve ESMC adlı ortak bir girişimin parçası olarak hayata geçiriliyor. Ancak yeni planlanan fabrikaların odak noktasında daha çok yapay zeka çipleri olacak ve daha gelişmiş üretim süreçleri kullanılacak.

TSMC, Avrupa'da yeni çip fabrikaları kurmayı planlıyor.
TSMC, Avrupa’da yeni çip fabrikaları kurmayı planlıyor.

Henüz somut bir adım atılmamış olsa da, TSMC’nin Avrupa’daki genişleme planları, şirketin küresel çip talebini karşılama ve jeopolitik riskleri azaltma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. Tayvan ile Çin arasındaki gerginliklerin artması, TSMC’yi üretim ağını çeşitlendirmeye itiyor. Şirket, ABD ve Japonya’da da yeni fabrikalar kurarak tedarik zincirini güçlendirmeyi hedefliyor.

Avrupa Birliği’ndeki ilk fabrikası olan ESMC, TSMC’ye yaklaşık 10 milyar euro’ya mal olacak. Projenin yaklaşık yarısı devlet hibeleriyle finanse ediliyor. 2027 sonunda üretime başlaması beklenen fabrika, aylık 40 bin adet 300 mm’lik silikon gofret işleme kapasitesiyle dikkat çekiyor.

Eğer TSMC, Avrupa’da yapay zekaya odaklanan bir fabrika daha kurarsa, AMD ve Nvidia gibi şirketlerin ihtiyaç duyduğu en gelişmiş çipleri üretmesi gerekecek. Bu da 5nm ve 4nm gibi son teknoloji üretim süreçlerini gerektiriyor. Ancak bu tür fabrikaların maliyeti 20 milyar doları aşabiliyor. Dolayısıyla TSMC’nin Avrupa’daki yeni yatırımları için devlet teşviklerine ve büyük müşterilerinden gelecek sipariş garantilerine ihtiyacı olacak.

Çin, dünyanın en büyük rüzgar türbinini tanıttı!

Çin, yenilenebilir enerji alanındaki iddiasını bir kez daha gözler önüne serdi. Devlete ait Dongfang Electric Corporation, hem kapasite hem de boyut olarak dünyanın en büyüğü olan 26 megawattlık devasa bir rüzgar türbinini ürettiğini duyurdu.

Çin, dünyanın en büyük rüzgar türbinini görücüye çıkardı

Fujian eyaletindeki fabrikasında üretilen türbinin fotoğrafları, gördükleri karşısında hayrete düşüren bir ölçeği gözler önüne seriyor. 310 metreyi aşan devasa kanat açıklığı ve 185 metrelik göbek yüksekliğiyle türbin, adeta gökyüzünü deliyor.

Çin, dünyanın en büyük rüzgar türbinini görücüye çıkardı.
Çin, dünyanın en büyük rüzgar türbinini görücüye çıkardı.

Saniyede 8 metre ve üzeri rüzgar hızlarına sahip bölgelerde çalışmak üzere tasarlanan türbin, saniyede ortalama 10 metrelik rüzgarda yılda 100 gigawatt saat elektrik üretebiliyor. Bu da yaklaşık 55 bin evin enerji ihtiyacını karşılamaya denk geliyor. Ayrıca türbin, 30 bin ton kömür tüketiminin ve 80 bin ton karbondioksit salımının önüne geçerek çevresel anlamda büyük bir katkı sağlıyor. Şirket, türbinin tayfun gibi şiddetli hava olaylarına karşı da dayanıklı olduğunu vurguluyor.

Çinli şirketler arasında daha büyük ve güçlü rüzgar türbinleri geliştirme konusunda büyük bir rekabet yaşanıyor. Son aylarda Mingyang Smart Energy 20 megawattlık, Sany Group ise 15 megawattlık kara türbinleriyle rekorları altüst etmişti.

Bu rekabetin ardında yatan en önemli etkenlerden biri, rüzgar enerjisi maliyetlerini düşürmek. Daha büyük türbinler, daha fazla enerji üretimi sağlayarak rüzgar enerjisini daha rekabetçi hale getiriyor. Yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapan Çin, bu tür projelerle 2060 yılına kadar karbon nötr olma hedefine emin adımlarla ilerliyor.

Europa Clipper, uzay yolculuğuna başladı!

NASA, tarihin en önemli uzay görevlerinden biri olarak kabul edilen Europa Clipper’ı geçtiğimiz günlerde SpaceX’in Falcon Heavy roketiyle uzaya fırlattı. Görevin hedefi, Jüpiter’in buzlu uydusu Europa’da yaşam izleri aramak. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Europa Clipper, uzay yolculuğuna resmen başladı

Europa Clipper, NASA’nın bir başka gezegene göndermek için geliştirdiği en büyük uzay aracı olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda Dünya dışında bir okyanus uydusunu araştıracak ilk görev olma unvanını da elinde bulunduruyor. 5.2 milyar dolarlık bu iddialı görev kapsamında Europa Clipper, toplamda 2.9 milyar kilometre yol kat edecek. Yolculuğu sırasında sapan etkisiyle hız kazanmak için Şubat 2025’te Mars’ın, Aralık 2026’da ise Dünya’nın yanından geçecek. Nihai hedefi olan Jüpiter’in yörüngesine 2030 yılında ulaşması beklenen uzay aracı, burada 49 kez Europa’ya yakın geçiş yaparak detaylı gözlemler yapacak.

Europa Clipper’ın temel amacı, Europa’nın yaşamı destekleyip destekleyemeyeceğini belirlemek. Daha önce 1990’larda Jüpiter’i inceleyen Galileo uzay aracından elde edilen veriler, Europa’nın buzlu yüzeyinin altında Dünya’daki tüm okyanuslardan daha fazla su barındıran devasa bir tuzlu su okyanusu olduğunu düşündürüyor. Üstelik Europa’da organik bileşiklerin ve enerji kaynaklarının da bulunabileceğine dair güçlü kanıtlar var.

Europa Clipper, eğer Europa’nın yaşanabilir olduğunu kanıtlayabilirse, bu durum Güneş Sistemi’mizde ve hatta ötesinde yaşamın var olma olasılığı hakkındaki bilgilerimizi temelden değiştirebilir. Europa’ya sadece 25 kilometre kadar yaklaşacak olan uzay aracı, buz tabakasını delip geçebilen radar sistemleri, termal kameralar ve diğer gelişmiş sensörlerle donatılmış durumda. Bu sayede Europa’nın yüzeyindeki sıcaklık değişimlerini, olası su püskürmelerini ve buz tabakasının yapısını inceleyecek. Elde edilecek bilgiler, NASA’nın gelecekte Europa’ya bir yüzey aracı göndererek okyanus tabanını keşfetme planları için de büyük önem taşıyor.

Europa Clipper, bugüne kadar bir gezegenler arası göreve gönderilen en gelişmiş bilimsel ekipmanlarla donatılmış durumda. Üzerindeki devasa güneş panelleri, Jüpiter’in zayıf güneş ışığında bile tüm sistemlere yeterli enerjiyi sağlayacak kapasitede. Tüm bu özellikleriyle Europa Clipper, insanlığın evrende yalnız olup olmadığı sorusuna cevap arayan yolculukta önemli bir kilometre taşını temsil ediyor.

Japonlar, Çinli elektrikli araçların ucuz olmasının sebebini öğrendi!

Japon otomotiv endüstrisi, Çinli rakiplerinin yükselişi ve özellikle de sundukları uygun fiyatlı elektrikli otomobiller karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. Geçtiğimiz günlerde Japonya’nın Chubu bölgesinde düzenlenen sıra dışı bir workshop, bu şaşkınlığın ve merakın giderilmesi için ilginç bir fırsat yarattı.

Japonlar, Çinli elektrikli araçların nasıl ucuz olduğunu öğrendi

Etkinlikte, çok sayıda parçalarına ayrılmış Çin yapımı elektrikli otomobiller, Japon yedek parça üreticilerinin ve mühendislerinin mercek altına alındı. İncelemeler sonucunda ortaya çıkan en çarpıcı bulgu ise Çinli üreticilerin, maliyetleri düşürmek ve üretim süreçlerini basitleştirmek için parça sayısını önemli ölçüde azalttığı yönünde oldu.

Japonlar, Çinli elektrikli araçların nasıl ucuz olduğunu öğrendi.
Japonlar, Çinli elektrikli araçların nasıl ucuz olduğunu öğrendi.

Özellikle BYD‘nin 2022’de piyasaya sürdüğü ATTO 3 modeli, Japon mühendisleri şaşkına çeviren bir örnek olarak dikkat çekti. Karmaşık yapıdan uzak, sade ve entegre bir tasarıma sahip olan aracın elektrikli tahrik sistemi yalnızca sekiz parçadan oluşuyor. Bu da BYD’nin üretim maliyetlerini düşürmesini, aracın ağırlığını azaltmasını ve verimliliği artırmasını sağlıyor.

Çinli üreticiler, aynı parçaları farklı modellerde kullanarak üretim süreçlerini daha da optimize ediyor ve büyük ölçekli üretim avantajından yararlanıyor. Bu da rekabetçi fiyatlarla elektrikli otomobil sunmalarına olanak tanıyor.

Ancak bu maliyet odaklı yaklaşım, Japonların geleneksel olarak benimsediği kalite ve dayanıklılık odaklı üretim felsefesiyle temelde çelişiyor. Japon üreticiler, uzun ömürlü ve sorunsuz otomobiller üretme konusunda haklı bir üne sahipler. Fakat Çinli rakiplerinin hızla pazar payını artırması, Japonları da yeni arayışlara itiyor.

Etkinliğe katılan Japon yöneticiler, BYD ve Tesla gibi markaların araçlarında gördükleri parça sadeliği karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Bazı yöneticiler, Çinli üreticilerin bu deneyimlerinden ders alarak elektrikli otomobil sektöründe daha rekabetçi hale gelmeleri gerektiğini belirtirken, bazıları ise kalite konusunda taviz vermeden maliyetleri düşürmenin yollarını aramaya devam edeceklerini vurguladı.

Görünen o ki, otomotiv sektöründe yaşanan bu rekabet, tüketiciler için daha uygun fiyatlı ve teknolojik olarak gelişmiş elektrikli otomobillerin önünü açacak. Ancak uzun vadede hangi üretim felsefesinin galip geleceğini zaman gösterecek.

Elon Musk, “Ben, Robot” filminin tasarımlarını mı çaldı?

0

2004 yapımı kült bilim kurgu filmi “Ben, Robot”un (I, Robot) yönetmeni Alex Proyas, Tesla’nın geçtiğimiz hafta düzenlediği ve büyük yankı uyandıran robotaksi etkinliğinin ardından tasarım hırsızlığı suçlamasında bulundu. Suçlamanın hedefinde ise Tesla’nın CEO’su Elon Musk yer alıyor. Peki bu ilginç tartışmanın fitilini ateşleyen neydi? Elbette Tesla’nın etkinlikte tanıttığı yeni nesil araçlarının taşıdığı tanıdık tasarım çizgileri.

Elon Musk, “Ben, Robot” filminin tasarımlarını çalmış olabilir mi?

Proyas’a göre Tesla’nın özellikle Cybertruck ve Robovan modelleri, “Ben, Robot” filminde kullanılan fütüristik araçların neredeyse birebir kopyası. Yönetmen bu iddiasını desteklemek için Tesla’nın araçlarının ve kendi filmindeki araçların fotoğraflarını yan yana koyduğu görselleri sosyal medya hesabından paylaştı. Paylaşımına, “Hey Elon, tasarımlarımı geri alabilir miyim lütfen?” notunu düşen Proyas, Tesla’nın bu benzerliği görmezden gelmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Elon Musk, “Ben, Robot” filminin tasarımlarını çalmış olabilir mi?

Aslında Tesla’nın “Ben, Robot” filminden esinlendiği herkes tarafından biliniyordu. Hatta şirketin etkinliğine verdiği “We, Robot” (Biz, Robot) ismi de filme yapılan açık bir göndermeydi. Ancak Proyas’a göre bu gönderme, tasarım hırsızlığını haklı çıkarmak veya maskelemek için yeterli değil.

Proyas’ın bu çıkışı sosyal medyada büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Birçok kullanıcı ünlü yönetmene destek vererek Tesla’yı kopyacılıkla suçlarken, bazı kullanıcılar ise Proyas’ın tepkisinin abartılı olduğunu savundu. Bu kullanıcılar, “Metropolis” gibi çok daha eski filmlerde de benzer fütüristik tasarımların kullanıldığına dikkat çekerek Proyas’ın bu tasarımları sahiplenemeyeceğini iddia etti.

Tartışmanın diğer bir boyutu ise “Ben, Robot” filminin Isaac Asimov’un aynı adlı öykü kitabından uyarlanmış olması. Bazı kullanıcılar, hem filmin hem de Tesla’nın aslında Asimov’un yarattığı evrenden esinlendiğini, bu yüzden Proyas’ın tepkisinin yersiz olduğunu savundu.

Tesla cephesinden ise henüz konuyla ilgili resmi bir açıklama gelmedi. Elon Musk’ın bu ilginç suçlamaya nasıl bir yanıt vereceği ise merak konusu.

TikTok, sızdırılan şok belgelerle gündemde!

Dünyanın en popüler sosyal medya platformlarından TikTok, hakkında çıkan yeni iddialarla yine gündeme bomba gibi düştü. Sızdırılan gizli belgeler, uygulamanın sahibi ByteDance şirketinin, TikTok’un özellikle çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olduğunu gözler önüne seriyor.

TikTok, bu kez sızdırılan şok belgelerle gündeme oturdu

Kentucky eyaletinde açılan bir dava dosyasına yanlışlıkla eklenen bu belgeler, şirketin kendi yaptığı araştırmaların çarpıcı sonuçlarını içeriyor. TikTok, platformun ne kadar bağımlılık yapıcı olduğunu kabul ediyor; sadece 35 dakika gibi kısa bir sürede kullanıcıları ekranlara kilitleyebildiğini itiraf ediyor.

TikTok, bu kez sızdırılan şok belgelerle gündeme oturdu.

Daha da endişe verici olanı ise, şirketin aşırı TikTok kullanımının çocukların zihinsel ve sosyal gelişimine zarar verdiğinin farkında olması. Belgelerde, platformun analitik düşünme, hafıza, odaklanma ve empati kurma becerilerini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Uyku düzensizliği, okul ve iş hayatında başarısızlık, sosyal ilişkilerde kopukluk gibi sorunlar da yine şirketin kendi araştırmaları sonucunda ortaya konan olumsuz etkiler arasında.

Skandalın boyutu bununla da sınırlı değil. Şirket, uygulamaya eklediği ekran süresi sınırlama özelliğinin etkisiz olduğunu bilerek kullanıcıları yanılttığını da kabul ediyor. Görünüşte sorunu çözmek için sunulan bu özelliğin, günlük kullanım süresini sadece 1,5 dakika azalttığı ortaya çıktı. Bu durum, şirketin toplumsal baskıyı azaltmak için kullanıcıları oyalama taktiği uyguladığı şüphesini doğuruyor.

TikTok, çocukların kişisel verilerini topladığı ve sattığı iddialarıyla da karşı karşıya. Tüm bu gelişmeler, platformun dünya genelinde, özellikle de genç kullanıcılar üzerindeki potansiyel zararlarını gözler önüne seriyor.

Toplum olarak, çocuklarımızı ve gençlerimizi korumak adına bu tür platformların risklerini ve zararlarını açıkça konuşmamız gerekiyor. Aşırı sosyal medya kullanımının yol açtığı tehlikelere karşı farkındalık yaratmak ve gerekli önlemleri almak, gelecek nesillerin sağlıklı bir dijital deneyim yaşayabilmesi için hayati önem taşıyor.

AMD, Ultra Ethernet uyumlu ilk ağ kartını tanıttı!

0

Yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanlarında yaşanan hızlı gelişmeler, veri merkezlerindeki ağ altyapısının sınırlarını zorluyor. AMD, bu ihtiyaca cevap verecek yeni nesil bir ağ teknolojisi olan Ultra Ethernet’i destekleyen ilk ağ kartını tanıttı. İlginç olan ise, Ultra Ethernet standardının ilk sürümünün henüz yayınlanmamış olması. Ultra Ethernet Konsorsiyumu (UEC) standardı 2025’in ilk çeyreğinde yayınlamayı planlıyor ancak AMD, bir adım öne çıkarak bu yeni teknolojiye hazır olduğunu gösteriyor.

AMD, Ultra Ethernet uyumlu ilk ağ kartını görücüye çıkardı

AMD Pensando Pollara 400 adı verilen bu yeni ağ kartı, yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem veri merkezleri için özel olarak tasarlandı. Kartın en dikkat çekici özelliği, yapay zeka iş yüklerinde 6 kata kadar performans artışı sağlayabilmesi. Bu da, büyük veri kümeleri üzerinde çalışan yapay zeka uygulamaları için büyük bir fark yaratabileceği anlamına geliyor.

Pollara 400, akıllı çok yollu yönlendirme ve yola duyarlı sıkışıklık kontrolü gibi gelişmiş özelliklerle donatılmış. Bu özellikler, veri paketlerinin ağda en verimli şekilde iletilmesini sağlayarak performansı artırıyor ve gecikmeleri azaltıyor. Ayrıca hızlı arızadan kurtulma yeteneği sayesinde, ağda herhangi bir sorun yaşanması durumunda veri akışının kesintiye uğramadan devam etmesini sağlıyor.

AMD’nin bu hamlesi, Ultra Ethernet’in geleceği için büyük önem taşıyor. Henüz standart tam olarak belirlenmemiş olsa da, AMD gibi büyük bir oyuncunun bu teknolojiye şimdiden yatırım yapması, Ultra Ethernet’in gelecekte yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanlarında önemli bir rol oynayacağının sinyallerini veriyor. AMD’nin yeni ağ kartı, 2025’in ilk yarısında piyasaya sürülecek ve Ultra Ethernet’in sunduğu avantajlardan yararlanmak isteyenler için yeni bir dönem başlatacak. Bu gelişme, veri merkezlerinde daha hızlı, daha verimli ve daha güvenilir bir ağ altyapısının kapılarını aralıyor.

BMW Elektrikli araç satışlarını arttırırken, Mercedes geriliyor

BMW, elektrikli araç pazarında yükselişini sürdürürken, en büyük rakibi Mercedes’in satışları düşmeye devam ediyor. 2024’ün üçüncü çeyreğinde BMW, elektrikli araç satışlarını geçtiğimiz yıla göre %19 arttırırken, Mercedes’in aynı dönemdeki satışları %22 oranında azaldı.

BMW’den rekor satışlar: Avrupa’da Tesla’yı geride bıraktı

BMW Grubu, Mini markası da dahil olmak üzere 2024’ün üçüncü çeyreğinde toplamda 103.440 elektrikli araç sattı. Bu, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %10’luk bir artışı ifade ediyor. Yılın ilk 9 ayında ise BMW, 294.000’den fazla elektrikli araç satarak satışlarını %19 oranında arttırdı.

BMW’nin Avrupa pazarındaki başarısı dikkat çekici. Şirket, 2024’ün ilk 9 ayında Avrupa’da geçen yıla kıyasla %35,8 artışla 121.844 araç teslim etti. Özellikle iX1 ve i4 modelleri, bu büyümede kilit rol oynadı. Jato Dynamics’in verilerine göre, BMW Temmuz 2024’te Avrupa’da ilk kez Tesla’nın elektrikli araç satışlarını geride bıraktı.

BMW’nin aksine Mercedes, elektrikli araç satışlarında düşüş yaşamaya devam ediyor. Şirket, 2024’ün üçüncü çeyreğinde 46.900 elektrikli araç satarken, bu rakam bir önceki çeyreğe göre %8, geçen yılın aynı dönemine göre ise %31 azalma anlamına geliyor. Mercedes’in yılın ilk 9 ayındaki toplam elektrikli araç satışları %22 düşerek 148.500 adede geriledi.

Genel satışlar Çin’de sert darbe aldı

BMW’nin genel satışları üçüncü çeyrekte %13 düşerek 540.882 adede gerilerken, yılın ilk 9 ayındaki toplam satışlar %4,5 azalarak 1.754.158 adet olarak kaydedildi. Bu düşüşün en büyük nedeni, Çin pazarındaki sert düşüş oldu. Üçüncü çeyrekte Çin’deki satışlar %30 oranında azalarak 147.691 adede indi.

Mercedes de benzer şekilde Çin pazarında zorlanıyor. Lüks araçlara olan talebin azalması ve düşük fiyatlı yerel elektrikli araçların çoğalması, Mercedes’in satışlarının da çift haneli düşmesine neden oldu.

ADQ, Odeabank’ın yüzde 96’lık hissesini satın alıyor!

0

Abu Dabi merkezli yatırım devi ADQ, Türk bankacılık sektörüne yönelik dikkat çekici bir hamleyle, Lübnan kökenli Bank Audi’nin Türkiye’deki iştiraki olan Odeabank’ın %96’lık hissesini satın almak üzere kesin bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Bu stratejik satın alma, ADQ’nun finansal hizmetler sektöründeki varlığını güçlendirme hedefiyle paralellik gösterirken, Bank Audi’nin ise ana pazarı olan Lübnan’a ve Avrupa’daki operasyonlarına odaklanma stratejisini yansıtıyor.

ADQ, Odeabank’ın yüzde 96’lık hissesini satın alacak

2012 yılında kurulan ve kısa sürede Türkiye’nin önde gelen özel bankaları arasında yerini alan Odeabank, 15 şehirde faaliyet gösteren 41 şubesi ve yaklaşık 1.300 çalışanı ile dikkat çekiyor. Banka, özellikle ticari krediler alanındaki güçlü portföyünün yanı sıra, büyüyen perakende bankacılık ve varlık yönetimi hizmetleriyle de öne çıkıyor. Odeabank’ın başarısında, yenilikçi “fijital” modelinin de büyük payı bulunuyor. 2019 yılında hayata geçirilen “Bank’O” adlı dijital şubesiyle, geleneksel şube ağını dijital bankacılık hizmetleriyle kusursuz bir şekilde entegre eden Odeabank, Türkiye’de “fijital” bankacılık alanında öncü bir rol üstleniyor.

ADQ’nun sağladığı yeni sermaye ve sinerji fırsatları ile Odeabank’ın, zaten başarılı olan büyüme ivmesini daha da artırması bekleniyor. ADQ’nun geniş portföyü, enerji ve kamu hizmetlerinden gıda ve tarıma, sağlık ve yaşam bilimlerinden ulaştırma ve lojistiğe kadar Abu Dabi ekonomisinin kilit sektörlerini kapsıyor. Bu geniş yelpaze, Odeabank’a yeni iş birlikleri ve pazarlara erişim imkanı sunarak rekabet gücünü artıracak önemli avantajlar sağlayabilir.

Bu satın alma, ADQ’nun Türkiye ekonomisine olan güveninin de bir göstergesi niteliğinde. Daha önce Türkiye Varlık Fonu ile ortak bir teknoloji yatırım fonu kuran ve önde gelen ilaç şirketi Birgi Mefar Grubu’nu satın alan ADQ, Odeabank yatırımıyla Türkiye’deki varlığını daha da güçlendiriyor.

İşlemin tamamlanması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Rekabet Kurumu gibi düzenleyici kurumların onayına bağlı. Onay sürecinin ardından Odeabank, ADQ’nun Abu Dabi Menkul Kıymetler Borsası (ADX) ve dijital banka Wio Bank gibi önemli oyuncuları da içeren finansal hizmetler portföyünün bir parçası olacak.

Sonuç olarak, ADQ’nun Odeabank’ı satın alması, hem ADQ hem de Odeabank için kazan-kazan niteliğinde stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu hamle, ADQ’nun küresel finansal hizmetler arenasındaki yerini sağlarken, Odeabank’a büyüme hedeflerine ulaşmak için ihtiyaç duyduğu ivmeyi kazandıracak. Aynı zamanda, iki ülke arasındaki ekonomik bağları güçleştirerek, Türkiye’nin yatırım ortamına olan güveni pekiştiriyor.

TikTok, içerik moderasyonunda yapay zekaya geçiş yaparken yüzlerce çalışanı işten çıkardı

Dünyanın en popüler sosyal medya platformlarından biri olan TikTok, içerik moderasyonunda yapay zekanın kullanımını artırmaya yönelik adımları kapsamında büyük bir işten çıkarma dalgası başlattı. Reuters’ın haberine göre, şirket en az 700 çalışanının işine son verdi. Bu işten çıkarmalardan en fazla etkilenen bölge ise Malezya oldu; burada 700’den fazla çalışanın görevine son verildi. Şirketin basın servisi ise bu sayıyı doğrularken, işten çıkarılan kişi sayısının 500 olduğunu belirtti. Ancak bu kararın arkasındaki neden hakkında henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Yapay zeka, insan moderatörlerin yerini alıyor

TikTok’un içerik moderasyonu sürecinde yapay zekanın giderek daha fazla ön planda olduğu görülüyor. Şirket, platform üzerindeki içerik yönetimini iyileştirmek için moderatörlerin yerine yapay zeka teknolojilerini kullanmaya yöneliyor. TikTok’un ana şirketi olan ByteDance, dünya genelinde 200’den fazla şehirde 110.000’den fazla çalışanıolduğunu belirtiyor. Şirketin verdiği bilgilere göre, platformdaki içeriklerin %80’i halihazırda otomatik teknolojilertarafından kaldırılıyor. Bu oran, yapay zekanın içerik denetiminde ne kadar önemli bir rol oynadığını açıkça gösteriyor.

TikTok’tan resmi açıklama: küresel işletim modelimizi güçlendiriyoruz

TikTok sözcüsü yaptığı resmi açıklamada, işten çıkarmaların sebebiyle ilgili detay vermese de, bu değişikliklerin şirketin genel stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti. Sözcü, “Bu değişiklikleri, içerik denetimi için küresel işletim modelimizi daha da güçlendirmeye yönelik devam eden çabalarımızın bir parçası olarak yapıyoruz” ifadelerini kullandı. Şirket, bu hamleyle moderasyon süreçlerinde daha fazla otomasyon ve verimlilik hedefliyor.

Küresel dönüşüm ve yapay zeka odaklı çözümler

TikTok’un bu hamlesi, yalnızca şirket içi bir karar olmanın ötesinde, teknoloji sektöründe giderek yaygınlaşan yapay zeka çözümlerinin bir parçası olarak görülüyor. Pek çok teknoloji şirketi, operasyonel maliyetleri azaltmak ve süreçleri hızlandırmak için yapay zeka odaklı çözümlere yöneliyor. İnsan moderatörlerin yapay zeka tarafından değiştirilmesi, daha hızlı, hatasız ve geniş çapta denetleme yapılmasını sağlarken, aynı zamanda maliyetleri önemli ölçüde düşürüyor. Bu durum, TikTok’un içerik yönetimi stratejisinin de gelecekte büyük oranda yapay zekaya dayanacağını işaret ediyor.

TikTok’un bu işten çıkarma dalgası, hem çalışanlar hem de teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Yapay zekateknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte içerik moderasyonundaki insan faktörünün giderek azalacağı ve bu alandaki iş gücü talebinin düşeceği öngörülüyor.

Çin, devasa bir hayalet parçacık dedektörü kurdu!

Çin, evrenin gizemlerini aydınlatmak için iddialı bir projeyi hayata geçirdi. Güney Çin’deki bir tepenin derinliklerinde, dünyanın en büyük şeffaf küresel dedektörünü inşa eden Çinli bilim insanları, “hayalet parçacıklar” olarak da bilinen nötrinoların gizemini çözmeyi hedefliyor. “Jiangmen Yeraltı Nötrino Gözlemevi” (JUNO) adı verilen bu devasa tesis, 35.4 metre çapındaki devasa küresel yapısıyla dikkat çekiyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Çin, devasa bir hayalet parçacık dedektörü inşa etti

Nötrinolar, evrenin oluşumu ve işleyişi hakkında önemli bilgiler sunan, ancak yakalanması oldukça güç parçacıklar. Maddeyle neredeyse hiç etkileşime girmedikleri için “hayalet parçacıklar” olarak adlandırılan nötrinolar, JUNO’nun hassas dedektörleri sayesinde yakalanarak incelenebilecek. 700 metre derinlikte konumlandırılan ve 20.000 ton özel bir sıvı ile doldurulan devasa küre, nötrinoların izlerini yakalamak için tasarlandı.

Çin, devasa bir hayalet parçacık dedektörü inşa etti.
Çin, devasa bir hayalet parçacık dedektörü inşa etti.

JUNO’nun temel amaçlarından biri de, nötrinoların kütlelerini belirleyerek evrenin evrimine dair önemli ipuçları elde etmek. Ayrıca süpernova patlamaları, Güneş’ten gelen nötrinolar ve atmosferdeki çeşitli olaylar sonucu oluşan nötrinolar da JUNO’nun inceleme alanına giriyor.

2025 yılında tam kapasiteyle çalışmaya başlayacak olan JUNO, uluslararası bilim camiasının da büyük ilgiyle takip ettiği bir proje. Fransa, İtalya, Rusya gibi birçok ülkeden 700’den fazla bilim insanının katkılarıyla yürütülen JUNO, önümüzdeki yıllarda evrenin sırlarını aralamaya devam edecek.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

100 kW gücünde nükleer reaktör inşa edilecek!

0

ABD merkezli Zap Energy şirketi, nükleer füzyon teknolojisinde ezber bozacak bir gelişmeye imza atarak “Century” adını verdiği prototip füzyon cihazını tüm dünyaya tanıttı. Zap Energy’nin iddiasına göre Century, füzyon enerjisi santralleri için geliştirilen çeşitli teknolojileri ilk kez bir araya getiren ve tam teşekküllü olarak uygulayan bir sistem. Bu iddialı proje için kısa süre önce 130 milyon dolarlık yatırım alan şirket, füzyon enerjisini ticari olarak ulaşılabilir kılma hedefine emin adımlarla ilerliyor.

100 kW gücünde nükleer reaktör inşa ediliyor

Füzyon enerjisi, basitçe anlatmak gerekirse iki atom çekirdeğinin birleşmesiyle ortaya çıkan muazzam enerjiyi ifade ediyor. Bu işlem için bugüne kadar tokamak ve stellarator gibi çeşitli yöntemler ve cihazlar geliştirildi. Ancak Zap Energy’nin geliştirdiği “kesilmiş akımda stabilize (SFS) Z-pinch” adlı yöntem, mıknatıs, kriyojenik sistemler veya yüksek güçlü lazerler kullanılmadan, sadece plazma ve elektrik akımı ile füzyonu mümkün kılıyor. Bu da Zap Energy’nin füzyon reaktörlerini daha küçük ve kompakt olarak tasarlayabilmesini sağlıyor.

100 kW gücünde nükleer reaktör inşa ediliyor.
100 kW gücünde nükleer reaktör inşa ediliyor.

1950’lerden beri bilinen bir plazma hapsetme yöntemi olan Z-pinch, plazmanın hızla dağılması sorunu yüzünden bugüne kadar füzyon enerjisi üretiminde etkili bir şekilde kullanılamamıştı.

Zap Energy, geliştirdiği SFS Z-pinch teknolojisi ile bu sorunu çözerek plazmanın ömrünü teorik olarak sonsuza kadar uzatabileceğini iddia ediyor. Zap Energy yetkilileri, Century ile hem teorik çalışmalarını hem de daha önce gerçekleştirdikleri deneyleri bütüncül bir şekilde tekrarlayarak ticari füzyon reaktörlerine giden yolda en doğru ve verimli yöntemi belirlemeyi hedefliyor.

Tek yönlü hareket eden ses dalgaları geliştirildi!

0

Ses dalgaları, bildiğimiz gibi kaynağından çıktıktan sonra her yöne yayılır. Fakat İsviçre’deki ETH Zürih ve Lozan Federal Teknoloji Enstitüsü’nden (EPFL) bilim insanları, bu kalıbı değiştirerek sesin sadece tek bir yönde ilerlemesini sağlayan çığır açıcı bir cihaz geliştirdi. Bu yeni teknoloji, iletişim teknolojilerinin geleceğini derinden etkileyebilecek bir potansiyele sahip.

Tek yönlü hareket eden ses dalgaları geliştiriliyor

Geliştirilen cihaz, üç eşit aralıklı bağlantı noktasına sahip disk şeklinde bir boşluktan oluşuyor. Bu bağlantı noktalarının her biri ses dalgalarını hem gönderme hem de alma özelliğine sahip. Cihaz aktif hale getirilmediğinde bağlantı noktaları ses dalgalarını eşit şekilde algılıyor. Yani bir noktadan gönderilen ses, diğer iki noktada da aynı şekilde duyuluyor ve yankılanarak kaynağına geri dönüyor.

Tek yönlü hareket eden ses dalgaları geliştiriliyor.

Ancak cihaz çalıştırıldığında işin içine ilginç bir fizik yasası giriyor. Cihazın içinde belirli bir hız ve yoğunlukta dönen hava, ses dalgalarının sadece belirlenen bir yöne doğru ilerlemesini sağlıyor. Örnek vermek gerekirse, birinci noktadan gönderilen bir ses, yalnızca ikinci nokta tarafından duyulabiliyor, üçüncü nokta ise bu sesi algılayamıyor. Bu sayede ses dalgaları, tıpkı ışın gibi, enerji kaybetmeden hedef noktaya ulaşabiliyor.

Bu teknoloji, ses dalgalarının hedef odaklı iletilmesini gerektirdiği alanlarda büyük avantajlar sağlayabilir. Örneğin gürültü engelleme sistemlerinde bu teknoloji kullanılarak istenmeyen sesler tamamen ortadan kaldırılabilir. Ayrıca daha verimli radar ve iletişim sistemleri tasarlamak için de bu teknolojiden yararlanılabileceği düşünülüyor.

Motosikletlere Android Automotive geliyor!

0

Avusturyalı motosiklet devi KTM, teknolojide çığır açan bir adım atarak enduro ve off-road motosiklet modellerinde Android Automotive işletim sistemini kullanmaya başladığını duyurdu. Bu gelişme, KTM’nin yeni nesil dokunmatik ekranlı gösterge panelleriyle birlikte sunulacak. Android Automotive entegrasyonu sayesinde KTM sürücüleri, motosikletlerinde daha gelişmiş bir navigasyon deneyimi yaşayacak, daha fazla uygulamaya erişebilecek ve kablosuz güncelleme kolaylığından yararlanabilecek.

Motosikletlere Android Automotive gelecek

Aslında bazı motosiklet modelleri, bir süredir akıllı telefonların ekranının yansıtılması yoluyla Android Auto sistemini kullanıyordu. Ancak bu yöntem, sürücüler için önemli güvenlik riskleri barındırıyordu. Özellikle kablolu bağlantılarda yaşanan kopmalar, sürücülerin dikkatini dağıtarak tehlikeli durumlara yol açabiliyordu. KTM’nin tercih ettiği Android Automotive işletim sistemi ise motosikletin kendi sistemine entegre olarak çalıştığı için çok daha stabil ve güvenli bir kullanım sunuyor.

Motosikletlere Android Automotive gelecek.

KTM’nin yeni Android Automotive gösterge panelleri, sürücülerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hem dikey hem de yatay olarak tasarlanmış. Ancak bu sistem, otomobillerde kullandığımız versiyondan farklı olarak Play Store ve diğer Google uygulamalarına erişim imkanı sunmuyor. KTM’nin bu kararı, sürücülerin dikkatini dağıtacak ve güvenliklerini tehlikeye atabilecek unsurları en aza indirgeme amacını taşıyor olabilir.

KTM’nin attığı bu adım, motosiklet dünyasında teknoloji ve güvenliğin nasıl bir araya gelebileceğinin önemli bir göstergesi. Bu entegrasyonunun diğer motosiklet üreticilerine de örnek olması ve sektörde yeni bir dönemi başlatması bekleniyor.

Google Search Central Live Türkiye etkinliğine katıldık: Neler oldu?

0

Google’ın İstanbul’da düzenlediği Search Central Live etkinliği başladı. Türkiye’de ilk kez düzenlenen bu etkinlik kapsamında ilk olarak bir tanışma gerçekleştirildi ve daha sonra nelerin konuşulup tartışılacağına dair bir program paylaşıldı.

Techinside, Google Search Central Live etkinliğinde: Peki neler oldu?

Google Search Central Live adından da anlaşıldığı üzere Google dinamiklerinin tam olarak nasıl çalıştığına odaklanıyor. Marka, etkinliğin hemen başlarında Google’ın ve Haberler servisinin tarihçesini anlatırken, daha sonra kendisini internetin en büyük arama motoru haline getiren bu dinamiklerin çalışma mantığını bizlerle paylaşıyor.

Google, daha sonra bugün internette her istediğimiz sonucu bulmamızı sağlayan Google Arama’nın nasıl çalıştığını gösterdi. Bununla birlikte şirket, her gün dünya genelinde yapılan aramaların %15’inin tamamen benzersiz ve yeni aramalar olduğu gibi değerli bilgiler paylaştı.

Google’ın bir diğer odağı Seach Console idi. Bu ücretsiz hizmet sayesinde Google’ın internet sitelerini nasıl taradığı, dizine eklediği ve yayınladığı hakkında değerli bilgiler alabiliyorsunuz. Bununla birlikte, web sitesi sahiplerinin Search/Arama performansını takip etmesine ve optimize etmesine imkan sağlıyor. Bunun yanı sıra, Shopping/Alışveriş sekmesi hakkında da bazı bilgiler paylaşıldı.

Etkinlikte bir diğer dikkat çeken detay web site sahiplerinin yakından bildiği üzere Core ve Spam güncellemeleri oldu. Bu kapsamda gelen son güncellemelerin tarihi paylaşıldı.