Samsung, giyilebilir teknoloji dünyasında devrim yaratacak bir yeniliğe imza attı. Şirket, dünyanın ilk ultra küçük tamamen katı hal pilini geliştirdiğini duyurdu. Samsung’un alt kuruluşu Samsung Electro-Mechanics tarafından geliştirilen bu yeni pil teknolojisi, 2026 yılından itibaren şirketin akıllı saatleri ve kulaklıkları gibi giyilebilir cihazlarında kullanılmaya başlanacak.
Samsung, resmen dünyanın ilk küçük katı hal pilini tasarladı
Yeni katı hal pilleri, mevcut lityum iyon pillere kıyasla çok daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip olacak. Bu da daha uzun pil ömrü anlamına geliyor. Business Korea’nın haberine göre prototip pil, 200 Wh/L enerji yoğunluğuna sahip. Ancak bu rakam, günümüz lityum iyon pillerinin ulaşabildiği 1000 Wh/L seviyesinin altında kalıyor. Bu nedenle haberde bir hata olma ihtimali de bulunuyor.
Samsung, resmen dünyanın ilk küçük katı hal pilini tasarladı.
Katı hal pil teknolojisi, son yıllarda elektronik sektöründe büyük heyecan yarattı. Daha güvenli, daha küçük ve daha uzun ömürlü olması beklenen bu piller, özellikle giyilebilir cihazlar ve elektrikli araçlar için önemli bir potansiyel vaat ediyor.
Samsung’un bu adımı, katı hal pil teknolojisinin ticari olarak uygulanabilir hale geldiğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Eğer testler başarılı olursa, Samsung Electro-Mechanics, 2026’nın ilk yarısında yeni pillerin seri üretimine başlamayı planlıyor. Bu da Galaxy Watch 9 serisi, 2026 Galaxy Buds ve Galaxy Ring gibi cihazlarda bu yeni pil teknolojisini ilk kullanan ürünler olabileceği anlamına geliyor.
Hollandalı ağır yük kaldırma ve taşıma şirketi Mammoet, dünyanın en büyük ve güçlü elektrikli vincini tanıttı. 200 metre yüksekliğindeki ve SK6000 adı verilen bu dev vinç, 6.000 tonluk muazzam bir kaldırma kapasitesine sahip. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Dünyanın en büyük elektrikli vinci resmen yapıldı
Daha önce en büyük elektrikli vinç unvanı, 400 tonluk kaldırma kapasitesine sahip olan Konecranes üretimi Gottwald Generation 6 modeline aitti. Mammoet’in SK6000’i ise bu kapasiteyi tam 15 kat aşarak mühendislik dünyasında yeni bir çığır açıyor.
Dünyanın en büyük elektrikli vinci resmen yapıldı.
Mammoet, SK6000’i özel olarak büyük enerji ve altyapı projelerindeki ihtiyaçları karşılamak için tasarladıklarını belirtiyor. Örneğin, son yıllarda hızla yaygınlaşan açık deniz rüzgar santrallerindeki devasa türbinlerin kurulumu için SK6000 biçilmiş kaftan. 3.000 tonluk bir yükü 220 metre yüksekliğe kaldırabilen vinç, geleceğin daha da büyük ve karmaşık rüzgar santralleri için de gerekli olan gücü ve kapasiteyi sunuyor. Ayrıca deniz üstü petrol ve gaz projeleri ile nükleer santral projelerinde de kullanılabilecek esnekliğe sahip.
Şu anda Hollanda’daki Mammoet Westdorpe tesisinde testleri sürdürülen SK6000, bu yıl içerisinde ilk projesine hazır hale gelecek. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Meta’nın yeni Ray-Ban gözlükleri, ön kısmında bulunan küçük bir kamerayla kullanıcıların hem bilinçli olarak çektikleri hem de yapay zeka özellikleri tetiklendiğinde otomatik olarak kaydedilen fotoğrafları topluyor. Ancak şirket, bu fotoğrafların özel olup olmayacağı konusunda net bir açıklama yapmıyor.
Meta’ya bu gözlüklerden toplanan görüntülerin AI modelleriyle eğitilip eğitilmediği sorulduğunda, Meta’nın temsilcileri bu konu hakkında kamuya açık bir bilgi paylaşmadıklarını belirtti. Bu durum, özellikle gözlüklerin pasif olarak çektiği ve kullanıcıların farkında olmadığı görüntülerin güvenliği hakkında endişelere yol açıyor.
Ray-Ban Meta gözlüklerinin yeni AI özelliği, belirli anahtar kelimelerle tetiklendiğinde ortamı tarayarak canlı video akışı sağlıyor. Bu özellik, kullanıcının çevresine dair sorulara düşük gecikmeli ve doğal yanıtlar verebilecek şekilde yapay zeka modellerine fotoğraflar gönderiyor. Ancak bu görüntülerin ne kadar sürede saklandığı ya da nasıl kullanıldığı konusunda Meta herhangi bir bilgi vermiyor.
Meta’nın daha önce Instagram ve Facebook’taki kullanıcı gönderilerini “halka açık veri” olarak değerlendirip AI modellerini bu içeriklerle eğittiği biliniyor. Ancak Ray-Ban gözlüklerinden gelen görüntülerin halka açık olup olmadığı sorusu hala yanıtsız. Şirket, bu görüntülerin AI modellerinde kullanılmadığını belirtmiyor, ancak kullanılacağına dair kesin bir açıklama da yapmıyor.
Diğer bazı yapay zeka sağlayıcıları, kullanıcı verileriyle ilgili daha açık politikalara sahip. Örneğin, Anthropic, kullanıcı girdilerinin AI modellerini eğitmek için kullanılmadığını açıkça belirtirken, Meta’nın bu konuda nasıl bir yol izleyeceği hâlâ belirsiz.
Şirketin yapay zeka ile çalışan Ray-Ban gözlüklerinin fotoğrafları nasıl işlediği ve gizlilik politikaları hakkında net bir açıklama yapmaması, kullanıcılar arasında veri güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açıyor.
Elektrikli araç dünyası, heyecanla yeni nesil batarya teknolojilerini bekliyor. İşte Panasonic, bu beklentiye cevap verecek önemli bir adım attı. Uzun süredir merakla beklenen 4680 lityum-iyon bataryalarının seri üretimine hazır olduklarını duyurdular. Bu gelişme, elektrikli araçların menzil, güç, şarj süresi ve verimlilik gibi kritik alanlarında büyük bir sıçramayı temsil ediyor. Üstelik tüm bu gelişmeler, maliyetlerde de düşüş sağlayacak.
Panasonic, yeni nesil lityum-iyon batarya üretimine başlayacak
Mevcut elektrikli araçlarda yaygın olarak kullanılan 2170 batarya hücreleriyle kıyaslandığında 4680’ler, adından da anlaşılacağı gibi, boyut olarak çok daha büyük. Bu büyüklük farkı, enerji yoğunluğunda da ciddi bir artış anlamına geliyor. Yeni hücreler, eski versiyonlara göre beş kat daha fazla enerji depolayabiliyor. Boyutlardaki artış, araçlarda ek bir ağırlık yaratmıyor. Aksine daha az malzeme kullanımı sayesinde araçlar hem daha hafif hem de daha kompakt bir yapıya kavuşuyor. Bu da daha geniş ve ferah iç hacim anlamına geliyor.
4680 hücreleri, Tesla’nın 2020 yılında tanıttığı ve elektrikli araç dünyasında büyük yankı uyandıran batarya teknolojisinin bir benzeri. Tesla, bu teknolojiyi şu an için sadece Cybertruck modelinde kullanıyor. Panasonic ise Japonya’daki fabrikasında yaptığı yatırımlarla devasa bir üretim kapasitesine ulaştı ve sektörün önde gelen isimlerine bu yeni nesil bataryaları tedarik etmeye hazırlanıyor.
Panasonic, bu alandaki çalışmalarını daha da ileriye taşıyor. ABD merkezli Sila şirketiyle yapılan iş birliğiyle, bataryaların enerji yoğunluğunu daha da artıracak yeni bir teknoloji üzerinde çalışılıyor. Bu teknoloji henüz emekleme aşamasında olsa da, gelecekte elektrikli araçların menzil ve performansında yeni bir çığır açma potansiyeline sahip.
Telif ve hak ihlali konusunda dünyanın en sert ve katı firmalarından biri olarak bilinen Nintendo, şimdi de YouTube üzerindeki içerik üreticilerinin peşine düştü. Özellikle emülatör kullanımı ve retro oyun incelemeleriyle ilgili videoları hedef alan Japon oyun devi, son dönemde popüler YouTube kanalı Retro Game Corps’a yönelik sert bir hamlede bulundu.
Nintendo, telif hakkı ihlaline karşı sert adımlar atıyor
Nintendo, uzun süredir emülatör kullanımı ve telif hakkı ihlallerine karşı ciddi önlemler alıyor. Firmanın, özellikle kendi konsollarında çalışan oyunların emülasyonuna karşı toleransı yok. YouTube’da içerik üreten birçok kişi, Nintendo’nun bu politikalarından nasibini almış durumda. Ancak son olarak, 500 binden fazla abonesi olan Retro Game Corps kanalı, doğrudan Nintendo’nun hedefinde yer aldı.
Retro Game Corps neden hedefte?
Retro Game Corps, taşınabilir retro oyun cihazlarını ve bu cihazlarda çalışan emülasyon sistemlerini inceleyen bir kanal olarak tanınıyor. NES, SNES, Game Boy, N64 ve hatta Wii U gibi Nintendo’nun eski konsollarına ait oyunların bu cihazlarda nasıl performans gösterdiğini izleyicilerine sunan kanal, özellikle retro oyun meraklıları tarafından ilgiyle takip ediliyor.
Ancak Nintendo, Retro Game Corps’un Wii U incelemesiyle ilgili bir videosunu telif hakkı ihlali gerekçesiyle YouTube’dan kaldırttı. Bu gelişme, birçok kişi tarafından gereksiz bir sertlik olarak nitelendirildi ve şirketin telif hakkı konusundaki agresif tutumunun bir örneği olarak görüldü.
İkinci telif hakkı uyarısı geldi
Kanalın sahibi Russ, YouTube üzerinden yaptığı açıklamada durumu doğruladı ve Nintendo’nun özellikle kendisini hedef aldığını ifade etti. Russ, “Korktuğum başıma geldi ve Nintendo beni özellikle hedef almış görünüyor” diyerek sürecin zorlu geçtiğini belirtti. İlk olarak Wii U videosunun kaldırılmasıyla başlayan süreç, kanala ikinci bir telif hakkı uyarısının gelmesiyle devam etti. Russ, daha önceki videolarının da benzer içerikler taşıdığını, ancak bu son olayın daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade etti.
Russ, kanalında sadece cihazların performansını incelemeyi ve tüketicilere rehberlik etmeyi amaçladığını vurguladı. Ancak Nintendo’nun, her türlü emülasyon ve telif hakkı ihlali şüphesine karşı sıfır tolerans politikası uyguladığı biliniyor.
İçerik üreticileri zor durumda
Nintendo’nun bu sert adımı, içerik üreticileri ve retro oyun meraklıları arasında büyük bir tartışma başlattı. Birçok kişi, bu tür videoların tüketicileri bilgilendirme amaçlı olduğunu savunurken, Nintendo’nun bu durumu telif hakkı ihlali olarak görmesi tartışmalara neden oluyor. Özellikle emülasyonla ilgili içerik üreten YouTuber’lar, bu tür durumlar karşısında kanallarının kapanma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Nintendo’nun bu sert politikaları, şirketin gelecekte nasıl bir yol izleyeceği konusunda soru işaretleri yaratırken, retro oyun ve emülasyon topluluklarını da endişelendirmeye devam ediyor.
Qualcomm, PC işlemcisi alanında büyük adımlar atmaya devam ediyor. Snapdragon X Plus ve Snapdragon X Eliteişlemcileriyle büyük ilgi çeken şirket, şimdi de bu serinin halefi olacak Snapdragon X2 Elite üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Teknoloji dünyasında merakla beklenen yeni nesil işlemciler hakkında ilk bilgiler gün yüzüne çıkarken, çıkış tarihi de netleşmeye başladı.
Snapdragon X2 Elite: geliştirme süreci ve teknik özellikler
Asya pazarından gelen bilgilere göre, Qualcomm’un Snapdragon X2 işlemcileri üzerindeki test hazırlıkları son aşamalara gelmiş durumda. Özellikle WinFuture kaynakları, yeni ve üst düzey bir versiyonun varlığını doğrulamayı başardı. Bu yeni işlemci, “SC8480XP” model numarasıyla tespit edildi ve Snapdragon X2 Elite olarak adlandırılması bekleniyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, mevcut Snapdragon X Elite işlemcileri “SC8380XP” model numarasına sahip ve 12 çekirdekli konfigürasyonları ile biliniyor.
Snapdragon X2 Elite‘in teknik detayları henüz resmi olarak açıklanmış değil. Ancak saat hızları, çekirdek sayısı ve işlemci mimarisi gibi konularda büyük gelişmelerin olacağı öngörülüyor. Yeni işlemci için kullanılan Project Glymurkod adı da dikkat çekiyor. İlginç bir şekilde, Qualcomm’un genellikle işlemci geliştirmelerinde Hawaii‘deki yerleri kod adı olarak kullanmasına rağmen, bu kez İzlanda‘daki ikinci en yüksek şelaleye atıfta bulunulmuş. Bu değişiklik, Qualcomm’un önceki nesillere kıyasla daha büyük yenilikler sunma amacını işaret ediyor olabilir.
Qualcomm’un rekabet stratejisi: Apple ve Intel’e karşı monumlanma
Mevcut Snapdragon X Elite işlemcileri, özellikle tek çekirdek performansında oldukça başarılı sonuçlar verirken, çok çekirdekli performans ve grafik gücü açısından Apple M4‘ün gerisinde kalıyor. Ancak Qualcomm’un PC dünyasına adım atması, başta Intel ve AMD olmak üzere sektörün devlerini zor durumda bıraktı. Özellikle Windows PCplatformlarında Snapdragon işlemcilerin kullanımı, Intel ve AMD’nin pazar payını tehdit etmeye başladı.
Snapdragon X Elite ve X Plus işlemcilerinin piyasaya sürülmesiyle birlikte Qualcomm, hem hesaplama gücü hem de enerji verimliliği konularında Apple Silicon ile rekabet etmeyi sürdürüyor. Snapdragon X2 Elite’in gelişiyle bu rekabetin daha da kızışması bekleniyor. Özellikle Apple’ın güçlü performansıyla dikkat çeken M serisi işlemcilerine karşı Snapdragon’un yeni işlemcisinin nasıl bir performans göstereceği teknoloji dünyasında merak konusu.
Snapdragon X2 Elite: beklentiler ve çıkış tarihi
Snapdragon X2 Elite’in geliştirilmeye devam ettiği ve 2025 yılına kadar tamamlanacağı bildiriliyor. Qualcomm’un bu yeni işlemci ile Apple’ın M4 işlemcisine yakın bir performans sunması ve çok çekirdekli görevlerde de fark yaratması bekleniyor. Bunun yanı sıra Qualcomm’un işlemci mimarisi konusunda yaptığı iyileştirmelerle enerji verimliliğiaçısından da önemli adımlar atacağı öngörülüyor.
Snapdragon X2 Elite, PC dünyasında yeni bir dönemin başlangıcını işaret edebilir. Windows cihazlarında Snapdragon işlemcilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, Qualcomm’un rekabet stratejisiIntel ve AMD‘yi zorlamaya devam ediyor. X2 Elite’in performansını ve sunduğu yenilikleri görmek için bir süre daha beklememiz gerekecek. Ancak bu bekleyiş, teknoloji dünyasında büyük bir merak uyandırmaya devam ediyor. Qualcomm’un yeni nesil işlemcisi, performans ve verimlilik açısından çıtayı bir üst seviyeye çıkarma potansiyeline sahip.
Snapdragon X2 Elite’in resmi tanıtımının ise önümüzdeki yıllarda yapılması bekleniyor. Qualcomm, yeni işlemciyle ilgili daha fazla detay paylaşmasa da, teknoloji dünyasında Snapdragon X2 Elite’in büyük yankı uyandıracağına kesin gözüyle bakılıyor.
Google, video arama deneyimini tamamen değiştirecek yeni bir özelliği kullanıcılarına sunmaya hazırlanıyor. Android 15ile birlikte tanıtılan yapay zeka özelliklerini genişleten şirket, şimdi de “Bu videoyu ara” adını verdiği devrim niteliğinde bir araç üzerinde çalışıyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar, telefonlarındaki herhangi bir videoda, kaynağı ne olursa olsun, istedikleri içerikleri kolayca bulabilecekler. Google’dan devrim yaratan video araması, kullanıcıların hayatını kolaylaştıracak.
Peki, bu özelliknasıl çalışacak?
Google’ın şu anda kullandığımız video arama yöntemleri oldukça sınırlı. AI Overview ile video içinde arama yapılabiliyor olsa da, yeni özellik çok daha kapsamlı bir deneyim sunmayı hedefliyor. Kullanıcılar, videoların kaynağına bakmaksızın, kendi kaydettikleri videolarda, web sitelerindeki videolarda ve hatta YouTube gibi platformlardaki içeriklerde bile arama yapabilecekler. Gerçekten, Google’dan devrim yaratan video araması büyük bir yenilik.
Circle to Search nasıl çalışacak?
Google uygulamasının en son sürümünde yapılan incelemeler, “omnient” özelliği içerisinde video tabanlı aramaya yönelik kodlar bulunduğunu ortaya koydu. Bu, kullanıcıların videolar üzerinde çember şeklinde arama yapmalarına olanak tanıyan bir teknolojinin geliştirilmekte olduğunu gösteriyor. Google’dan devrim yaratan video araması, bu teknoloji ile mümkün olabilir.
Ne zaman kullanılabilir hale gelecek?
Henüz aktif olmayan bu özellik, büyük bir potansiyele sahip olsa da, bazı soru işaretleri de bulunuyor. Özellikle güvenlik ve sosyal medya uygulamalarındaki etkileşimi gibi konular henüz netleşmiş değil.
Samsung’un rolü nedir?
Samsung’un, Circle to Search video arama özelliğini 2025’te piyasaya sürmesi beklenen Galaxy S25 serisi ile entegre edebileceği yönünde söylentiler olsa da, bazı kaynaklar bu özelliğin çok daha kısa sürede kullanılabilir hale gelebileceğini iddia ediyor. Öyleyse, Google’dan devrim yaratan video araması beklediğimizden daha erken kullanılabilir olabilir.
Google’ın yeni video arama özelliği, içerik tüketim alışkanlıklarımızı kökten değiştirebilir. Özellikle mobil cihazların hayatımızdaki yerinin giderek artmasıyla birlikte, bu tür yenilikler kullanıcılar için büyük bir kolaylık sağlayacak.
Microsoft Paint, yıllara meydan okuyarak varlığını sürdüren ve 1985’ten bu yana milyonlarca kullanıcının vazgeçilmezi haline gelen bir uygulama. Ancak bu sefer Paint, klasik çizim ve boyama uygulamalarının ötesine geçerek yapay zeka destekli yeni özelliklerle karşımıza çıkıyor.
Photoshop’u aratmayacak özellikler
Microsoft, yapay zeka destekli Paint ve Fotoğraflar uygulamalarıyla kullanıcılara Photoshop benzeri araçlar sunmaya hazırlanıyor. Özellikle içerik üreticilerinin Adobe Photoshop gibi güçlü düzenleme yazılımlarına bağımlılığını azaltmayı hedefleyen bu yenilik, görsel düzenleme işlemlerini daha erişilebilir ve kolay hale getirecek.
Paint’e eklenen en dikkat çekici özelliklerden biri, ‘Generative Fill’ ve ‘Generative Erase’ adlı araçlar. Adobe Photoshop kullanıcılarının aşina olduğu bu iki özellik, artık Paint’te de kullanılabilir hale geliyor. Kullanıcılar, görüntülerine istedikleri objeleri ekleyebilecek ya da mevcut objeleri kolaylıkla çıkartabilecek.
Kullanıcı dostu ve basit
Yeni özellikler, Paint’i her yaştan kullanıcı için daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Düzenleme yapılacak alanlar, boyutu ayarlanabilen fırça ile seçilebilecek. Özellikle ‘Generative Erase’, istenmeyen figürleri, arka plandaki karmaşıklığı veya dikkat dağıtan diğer nesneleri silmeye yarayarak Google’ın Pixel telefonlarında kullanılan “Sihirli Silgi” (Magic Eraser) özelliğini andırıyor.
Bunun yanında ‘Generative Fill’ aracı, kullanıcılara metin açıklamalarıyla yapay zeka tarafından oluşturulan yeni görsel unsurlar ekleme fırsatı sunuyor. Bu araç, Photoshop’taki aynı adlı özellik ile benzer işlevleri yerine getiriyor ve kullanıcıların daha yaratıcı düzenlemeler yapmasını sağlıyor.
Paint’in geleceği yapay zekada
Microsoft’un Paint ve Fotoğraflar uygulamalarına eklediği bu yapay zeka destekli araçlar, yaratıcı projelerin üretiminde hız ve kolaylık sağlayarak, kullanıcıların deneyimini geliştirmeyi hedefliyor. Bu özelliklerin, belirli güncellemelerle kullanıcılara bölüm bölüm sunulmaya başladığı belirtiliyor.
Yapay zeka destekli Paint, görsel düzenleme süreçlerini hızlandırarak, içerik üreticilerin iş akışını daha verimli hale getirecek.
Samsung, 2024 yılına özel yeni bir Chromebook modeli olan Galaxy Chromebook Plus‘ı resmi olarak duyurdu. Özellikle öğrenciler ve bulut tabanlı uygulamalarla çalışan profesyonellere hitap eden bu cihaz, hem performans hem de tasarımıyla dikkat çekiyor. Intel Core 3 100U işlemci, 8 GB RAM ve 256 GB depolama alanı gibi güçlü donanım özelliklerine sahip olan Chromebook Plus, temel işlemler için yeterli bir performans sunuyor. Ancak bu cihazın asıl avantajı, donanıma değil, yazılım gücüne dayanıyor.
OLED Ekran ile görsel ziyafet
Galaxy Chromebook Plus’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri, 15.6 inç büyüklüğündeki OLED ekranı. 400 nit parlaklığa ulaşabilen ekran, canlı renkler ve yüksek kontrast oranı sayesinde film izlemekten grafik tasarımına kadar her alanda üst düzey bir görsel deneyim vadediyor. OLED ekranın sağladığı derin siyahlar ve parlak renkler, özellikle içerik tüketimi için cihazı cazip hale getiriyor.
13 Saatlik batarya ömrü ile gün boyu kesintisiz kullanım
Samsung, Galaxy Chromebook Plus’ın bataryasının tam şarj ile 13 saate kadar dayanabileceğini belirtiyor. Bu da kullanıcıların priz arama derdi olmadan, gün boyunca cihazlarını rahatça kullanabilecekleri anlamına geliyor. Hem mobil çalışanlar hem de öğrenciler için bu, önemli bir avantaj.
Yeni ChromeOS ile güçlü yazılım desteği
Cihaz, Google Gemini’yi destekleyen yeni ChromeOS işletim sistemi ile geliyor. ChromeOS, özellikle bulut tabanlı iş akışlarına odaklanan kullanıcılar için ideal bir deneyim sunuyor. Welcome Recap gibi yeni özelliklerle son açtığınız pencerelere hızlıca dönebilir, iş akışınızı hızlandırabilirsiniz. Ayrıca, Quick Insert düğmesi ile emojilere, Google’ın yapay zeka araçlarına ve diğer ChromeOS araçlarına anında erişim sağlanabiliyor.
Fiyat ve satış bilgileri
Samsung Galaxy Chromebook Plus, 799 Euro fiyat etiketiyle satışa sunulacak. Hafifliği, zarif tasarımı ve OLED ekranı ile hem estetik hem de teknik açıdan beklentileri karşılayacak bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Galaxy Chromebook Plus, öğrenciler ve profesyoneller için yeterli bir cihaz mı? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar bölümünde paylaşabilirsiniz.
AMD, yapay zeka dünyasında sadece güçlü donanımlar sunmakla kalmayıp, yazılım alanında da iddialı olduğunu gösteriyor. Özellikle Nvidia’nın hâkimiyetinin hissedildiği bu pazarda, AMD farklı bir strateji izleyerek özel işletmelere yönelik çözümler geliştiriyor. Bu doğrultuda şirket, “AMD-135M” adını verdiği yeni küçük dil modelini tanıttı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
AMD, yeni küçük dil modelini resmen tanıttı
AMD-135M, “tahminsel kod çözme” adı verilen ve yüksek hızı mümkün kılan bir teknolojiyi kullanıyor. Bu teknoloji sayesinde, işlemci aynı anda birden fazla tahminde bulunabiliyor ve bunları daha sonra doğrulayarak sonuca ulaşıyor.
Bu da geleneksel yöntemlere göre 2 ila 3 kat daha hızlı sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. Ancak bu hız artışı, beraberinde daha fazla enerji tüketimi gibi bir dezavantajı da getiriyor.
AMD’nin yeni dil modeli, iki farklı versiyonla sunuluyor. Bunlardan ilki olan AMD-Llama-135M, genel amaçlı kullanımlar için tasarlandı ve 670 milyar veri üzerinde eğitildi. İkinci versiyon olan AMD-Llama-135M-code ise, özellikle yazılım geliştirme alanında kullanılmak üzere optimize edildi ve 20 milyar ek veriyle desteklendi. AMD, her iki modelin de performansının ileride yapılacak optimizasyonlarla daha da artırılabileceğini belirtiyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce AMD firmasının yeni nesil ürünleri sektörde beklenen etkiyi yapabilecek mi? Siz daha önce hiç AMD marka bir elektronik işlemci kullandınız mı? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Teknoloji dünyasında heyecan verici bir gelişme yaşandı: bilim insanları ilk kez silikon kullanılmadan üretilen esnek ve programlanabilir bir çip geliştirmeyi başardılar. İngiltere merkezli Pragmatic Semiconductor ve Türk bilim insanı Emre Özer liderliğindeki ekip tarafından üretilen bu yeni nesil mikroişlemci, 6 mW güç tüketimiyle dikkat çekiyor.
RISC-V işlemcilerde Türk çağı başlayabilir
Açık kaynaklı 32-bit mimariye sahip olan bu çip, makine öğrenimi görevlerini yerine getirebiliyor ve esnek yapısı sayesinde büküldüğünde bile çalışmaya devam edebiliyor. Üstelik RISC-V mimarisi sayesinde 1 dolardan daha ucuza mal olması beklenen bu çip, giyilebilir sağlık teknolojileri ve akıllı etiketler gibi pek çok düşük maliyetli cihazın geleceğini şekillendirebilir.
RISC-V işlemcilerde Türk çağı başlayabilir.
Pragmatic’in işlemci geliştirme direktörü Emre Özer, bu yeni teknolojinin sağlık alanında çığır açabileceğini belirtiyor. Örneğin, göğse takılan esnek elektrotlara ve bunlara bağlı esnek bir mikroişlemciye sahip bir EKG bandı geliştirerek hastadan alınan EKG verilerini işleyebilir ve kalp ritim bozukluklarını sınıflandırabiliriz. Normal ve anormal kalp ritimlerinin tespiti, esnek mikroişlemcide çalışan bir makine öğrenimi algoritmasıyla gerçekleştirilebiliyor.
Esnek elektronikler, vücuda giyilen veya yerleştirilen cihazlar gibi yumuşak malzemelerle etkileşim gerektiren uygulamalar için büyük bir potansiyel sunuyor. Ancak geleneksel elektronikler genellikle silikon gibi sert malzemelerden üretildiği için, bu tür uygulamalarda kullanım alanları sınırlı kalıyor. Pragmatic, silikon işlemcilere kıyasla çok daha düşük maliyetli bir esnek mikroişlemci geliştirmeyi hedefledi.
Flex-RV adı verilen bu yeni 32-bit mikroişlemci, indiyum galyum çinko oksit (IGZO) bazlı bir metal-oksit yarı iletken üzerine inşa edildi. Silikon bazlı esnek cihazlar, mikroçipleri bükülme ve gerilme stresine karşı korumak için özel bir paketleme gerektiriyor. Ancak IGZO transistörler, düşük sıcaklıklarda esnek plastikler üzerine inşa edilebiliyor ve bu da hem maliyetleri düşürüyor hem de silikon ihtiyacını ortadan kaldırıyor.
Yeni mikroçip, 2010 yılında tanıtılan ve daha küçük, daha düşük güçlü ve daha yüksek performanslı işlemciler sunmayı amaçlayan RISC-V komut setini kullanıyor. Hem ücretsiz hem de açık kaynaklı olan RISC-V, çip tasarımcılarının x86 ve Arm gibi tescilli mimarilerle ilişkili maliyetli lisans ücretlerinden kaçınmasına olanak sağlıyor. Özer, bu esnek işlemcinin Serv adında açık kaynaklı bir 32-bit RISC-V CPU kullanılarak tasarlandığını belirtiyor. Serv, açık kaynak topluluğundaki en küçük RISC-V işlemci olarak biliniyor.
Flex-RV’nin en önemli özelliklerinden biri de makine öğrenimi donanım hızlandırıcısına sahip olması. 17,5 milimetrekarelik bir çekirdeğe ve yaklaşık 12.600 mantık kapısına sahip olan Flex-RV, 60 kilohertz hızında çalışabiliyor ve 6 miliwattan daha az güç tüketiyor. Bir kaleme sarıldığında bile çalışmaya devam edebilen bu mikroçip, esnekliğiyle göz dolduruyor.
Flex-RV, silikon işlemciler kadar hızlı çalışmasa da, Özer’e göre bu durum pek çok uygulama için sorun teşkil etmiyor. Birçok sensörün çok daha yavaş çalıştığını belirten Özer, akıllı ambalajlar, etiketler ve giyilebilir sağlık teknolojileri gibi alanlarda kullanılan sensörlerin Flex-RV’nin çalışma hızıyla uyumlu olduğunu ifade ediyor. Pragmatic ekibi, Flex-RV’nin 1 dolardan daha ucuza mal olabileceğini ve bu sayede esnek elektroniğin kullanım alanını genişletebileceğini düşünüyor.
Bu yatırım, Google’ın Asya’daki genişlemesini artırma stratejisinin bir parçası olarak, yapay zekayı uluslararası düzeydeki itici gücü haline getirmeyi hedefliyor. Google, bu süreçte Microsoft ve OpenAI gibi rakiplerle yoğun bir rekabete girecek.
Google, Tayland’daki ilk veri merkezinin Chonburi ilinde inşa edileceğini duyurdu. Veri merkezleri, modern dijital ekonominin belkemiğini oluşturmakta ve internet üzerinden depolama, işlem gücü ve analitik hizmetlere erişim sağlayan bulut bilişim teknolojisinin yükselişine katkıda bulunmaktadır.
Google’ın Tayland’daki ülke lideri Jackie Wang, blogda yaptığı açıklamada, bu tesisin Google Cloud ve yapay zeka yenilikleri için artan talebi destekleyeceğini belirtti. Ayrıca, popüler Google hizmetlerinin Tayland’daki talebini karşılamaya da yardımcı olacağını ifade etti.
Wang, Google’ın Tayland’daki 1 milyar dolarlık yatırımının sadece altyapı geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda işletmeler, eğitimciler ve tüm Tayland halkı için yeni fırsatlar açmakla ilgili olduğunu vurguladı.
Tayland, büyük bir potansiyel barındırıyor!
Tayland, Güneydoğu Asya’daki dijital ekonomi açısından ikinci en büyük ülke konumunda ve 2025 yılına kadar 50 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Google, bu bölgedeki yatırımlarını yapay zeka odaklı bir strateji ile sürdürüyor, çünkü rakip teknoloji devleriyle bulut bilişim alanında rekabet baskısı altında bulunuyor.
İnternet devi, küresel ölçekte arama motoru teknolojisinde lider konumda. Ancak, OpenAI’in ChatGPT gibi üretken yapay zeka araçlarının yükselişiyle giderek artan bir tehdit altında. Google, bu alanda öncülük ettiği teknolojileri geliştirmiş olsa da, günümüzde ChatGPT ve Perplexity gibi ürünlerin yaygın kullanımı, bilgiye erişimde önemli bir alternatif sunuyor.
Geçen hafta Google, Avrupa Komisyonu’na karşı bir rekabet karşıtı dava açarak Microsoft’u bulut endüstrisindeki hakim konumunu kötüye kullanmakla suçladı. Bu gelişmeler, Google’ın sektördeki konumunu koruma çabalarını artırdığı bir dönemi işaret ediyor.
Artık moderatörler, topluluklarının görünürlüğünü değiştirmek için bir Reddit yöneticisinden onay almak zorunda. Bu politika, toplulukların güvenli ya da güvenli değil olarak sınıflandırılması da dahil olmak üzere tüm ayar değişiklikleri için geçerli olacak.
Bu değişiklik, Reddit’in geçtiğimiz yıl API fiyatlandırma politikalarını protesto eden toplulukların kullandığı bir yöntemi ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Toplulukların özel hale getirilmesi, platformu genel ziyaretçiler için erişilmez hale getiriyordu.
Bu durum, Reddit’in kullanılabilirliğini düşürdüğü için şirket, bu hamle ile platformun işleyişini korumayı hedefliyor. Reddit’in topluluk başkan yardımcısı Laura Nestler, topluluk ayarlarının ani şekilde değiştirilmesinin platformun kurallarını ihlal ettiğini ve Reddit’e zarar verdiğini belirtti.
Geçen yıl, binlerce subreddit, API fiyatlandırmalarındaki değişiklikleri protesto etmek için kendini özel duruma almıştı. Bu eylemler, farkındalık yaratma konusunda etkili olmuş, ancak Reddit’teki içeriklere erişimi zorlaştırmıştı. Ayrıca, Google arama sonuçlarının da olumsuz etkilenmesine yol açmıştı. Reddit, protestolara katılan moderatörlere uyarılarda bulunarak topluluklarını yeniden açmadıkları takdirde görevlerinden alınacaklarını belirtmişti.
Yeni kurallara göre, toplulukların özel ya da NSFW (Güvenli Değil) hale gelmesi talepleri 24 saat içinde değerlendirilecek. 5.000’den az üyesi olan veya 30 günden daha genç topluluklar ise otomatik olarak onay alacak. Ayrıca, topluluklar yedi güne kadar gönderi ve yorum kısıtlaması getirebilecek.
Nestler, değişikliklerin moderatörler ile önceden paylaşıldığını ve genel olarak ölçülü bir tepki aldıklarını söyledi. Ancak, bu kuralın geçen yılki protestolara karşı bir ceza olarak algılanabileceğini kabul etti. Reddit’in amacı, toplulukları erişilebilir tutmak ve platformun uzun vadeli sağlığını korumak.
Bu yeni düzenleme, Nvidia gibi firmaların yapay zeka çiplerinin Orta Doğu’daki veri merkezlerine gönderilmesini hızlandırabilir.
Ekim 2023’ten itibaren, ABD’li ihracatçılar, gelişmiş çipleri Orta Doğu ve Orta Asya’nın bazı bölgelerine göndermeden önce lisans almak zorundaydı. Ancak yeni kural kapsamında, bu veri merkezleri “Doğrulanmış Son Kullanıcı” statüsüne başvurabilecekler ve bu sayede ABD’li tedarikçilerinin her bir sevkiyat için ayrı ayrı lisans almasına gerek kalmadan, genel bir yetkilendirme ile çip alabilecekler.
ABD yetkilileri, bu program için başvuran veri merkezleriyle ve onların bulundukları ülkelerin hükümetleriyle iş birliği yaparak teknolojinin güvenliğini ve emniyetini sağlayacaklarını belirtti.
Dünyanın önde gelen yapay zeka çipi tedarikçilerinden Nvidia, konu hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Bu hamle, Washington’da büyüyen endişeler arasında geldi. Orta Doğu’nun, Çin’in doğrudan ABD’den satın alamadığı gelişmiş çipleri elde etmek için bir kanal haline gelmesinden korkuluyor. Bu endişeler arasında özellikle BAE merkezli G42 adlı yapay zeka şirketi öne çıkıyor. G42, geçmişte Çin ile bağlantıları olan bir şirket olarak biliniyor.
Nisan ayında Microsoft, G42’ye 1,5 milyar dolarlık bir yatırım yapacağını duyurmuştu. Bu anlaşma, yapay zeka modellerini geliştirmek için kullanılan çipleri ve sofistike verileri G42’ye sağlama planlarını da içeriyordu. Ancak bu yatırım, Kongre’deki Çin karşıtı kesimlerin eleştirilerine maruz kalmıştı. G42, şubat ayında Çin’den ayrıldığını ve ABD’nin dayattığı kısıtlamaları kabul ettiğini açıklamıştı.
ABD Ticaret Bakanlığı’na göre, bu yeni düzenlemeye başvuran veri merkezleri sıkı bir inceleme sürecinden geçecek. Bu süreçte, mevcut ve potansiyel müşteriler, iş faaliyetleri, erişim kısıtlamaları ve siber güvenlik gibi bilgilerin değerlendirilmesi planlanıyor. Ayrıca, başvuran şirketlerin, ABD hükümeti tarafından gerçekleştirilecek yerinde incelemeleri kabul etmesi gerekiyor.
Ticaret Bakanlığı, program kapsamında verilecek yetkilendirmelerin, ihraç edilecek teknoloji miktarını ve türünü sınırlayacağını belirtti.
Çin Piyasa Düzenleme İdaresi (SAMR), BYD tarafından üretilen söz konusu araçların bu hatadan kaynaklı yangın riski barındırabileceği gerekçesiyle geri çağrıldığını belirtti.
SAMR tarafından yapılan açıklamaya göre, geri çağırma, Kasım 2022 ile Aralık 2023 tarihleri arasında Çin’de üretilen Dolphin ve Yuan Plus modellerini kapsıyor. Bu iki model, BYD’nin 2023 yılındaki en çok satan araçları arasında yer alıyordu ve şirketin toplamda sattığı 3 milyon aracın %26’sını oluşturuyordu. Bu nedenle geri çağırma, şirket açısından önemli bir gelişme olarak görülüyor.
BYD, geri çağırma kapsamında araç sahiplerini bilgilendirerek yetkili bayiler aracılığıyla fiziksel bir düzeltme uygulanacağını bildirdi. Ancak SAMR’nin açıklamasında, bu geri çağırmanın ihraç edilen araçları kapsayıp kapsamadığına dair herhangi bir bilgi yer almadı. BYD, konuya ilişkin bir yorum yapmaktan kaçındı.
Çin’de elektrikli araç sektöründe hızla büyüyen BYD, son yıllarda dünya çapında en çok elektrikli araç satan üretici konumuna ulaştı. Şirket, tamamen elektrikli ve hibrit araçlarını nadiren geri çağırsa da, 2022 yılında Tang modelinin küçük bir partisini batarya paketinde yangın riski oluşturan bir hata nedeniyle geri çağırmak zorunda kalmıştı.
Bu son geri çağırma, BYD’nin üretim kalitesini ve güvenlik standartlarını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Özellikle elektrikli araçların hızla popülerleştiği bir dönemde, böylesi büyük bir geri çağırma, şirketin tüketici güvenini koruması açısından kritik önem taşıyor. BYD‘nin bu soruna yönelik atacağı adımlar, elektrikli araç pazarındaki konumunu sürdürmesi açısından da belirleyici olacak.
Enerji sektöründe devrim yaratma potansiyeline sahip küçük modüler reaktörler (SMR’ler), son yıllarda giderek artan bir ilgi görüyor. Westinghouse Electric tarafından geliştirilen eVinci mikroreaktörü ise bu alandaki en umut verici tasarımlardan biri. Yapay zeka merkezleri için özel olarak tasarlanmış yapısıyla dikkat çekiyor.
eVinci mikroreaktör için başvuru yapıldı
Nükleer enerji şirketi Westinghouse Electric, eVinci mikroreaktör tasarımını devreye almak için önemli bir adım attı. Buna göre ABD Enerji Bakanlığı’na Ön Güvenlik Tasarım Raporu’nu sundu. Ulusal Reaktör İnovasyon Merkezi’ne sunulan rapor, eVinci’nin mikroreaktör deneyleri yapılmasını sağlayacak.
eVinci, veri merkezleri gibi uygulamalar için özel olarak tasarlanmış modüler bir nükleer reaktördür. 5 megavat elektrik çıkışı planlanan reaktör, yakıt ikmali olmadan 8 yıldan fazla çalışacak şekilde tasarlandı. Yenilikçi tasarımı sayesinde tek bir ünite olarak sahaya ulaşabiliyor. Bu sayede taşınması ve kurulması da oldukça kolay.
Yapay zeka uygulamalarının büyümesiyle birlikte veri merkezlerinin güç ihtiyaçları arttı. Ortalama bir evden daha fazla elektrik tüketebilen veri merkezleri, şebekenin yapay zeka kullanımını destekleme kapasitesi konusunda endişelere yol açıyor. eVinci gibi mikroreaktörler ise bu endişelere alternatif sunuyor.
eVinci, nükleer çekirdekten termal enerjiyi çıkarmak için ısı borularına yer veriyor. 8 yılı aşkın ömrünün ardından, tüm mikroreaktör tek bir modül olarak minimum kesintiyle çıkarılıp değiştirilebiliyor. Kendi kendine yeten taşıma ve yakıt ikmali sayesinde lojistik endişesini gideriyor.
Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’ndeki bir araştırma ekibi, kuantum bilgisinin temel birimleri olan kübitleri manipüle etmek için kullanılan lazer ışığını kontrol etmenin bir yolunu bularak kuantum hesaplama alanında önemli bir atılım gerçekleştirdi.
Kuantum hesaplamada önemli bir başarıya imza atıldı
Bu gelişme, kübitlerin sıfırlanması, ölçülmesi veya silinmesi sırasında güvende tutulması gibi kuantum bilimindeki en zorlu problemlerden birine çözüm sunuyor. Yeni teknik, ölçümler sırasında kübitleri bozulmadan koruyarak veri kaybını önlüyor. Araştırmacılar ayrıca, yakındaki iyon kübitlerine dokunmadan sıkışmış bir iyon kübitini ölçmeyi ve sıfırlamayı da başardılar.
Kuantum hesaplamada önemli bir başarıya imza atıldı.
Kübitleri korumak, kuantum biliminde büyük bir engel olarak kabul ediliyor. Tek bir kübitte yapılan tek bir değişiklik, komşu kübitleri etkileyerek veri kaybına neden olabiliyor. Mevcut kübit koruma yöntemlerinin ise yeni hatalar ekleyebilen ve verimliliği düşüren ekstra kaynaklar veya adımlar gerektirmesi gibi dezavantajları bulunuyor.
Waterloo Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu soruna çözüm bulmak için iki teknolojiyi bir araya getirdi: iyon tuzaklı kübitler ve ışın holografik şekillendirme. Bu yöntem, lazer ışığının hedef üzerinde odaklanmasını ve diğer kübitlere yayılmasını önleyerek kübitleri güvende tutuyor.
Ekibin deneyi, kuantum hesaplama alanında büyük bir başarı olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar, dağınık fotonları başarıyla kontrol edip sınırlandırarak komşu kübitlerin herhangi bir bozulma veya hasardan korunmasını sağladılar. Daha önce, çevredeki kübitleri etkilemeden tek bir kübiti ölçmenin neredeyse imkansız olduğuna inanılıyordu.
TÜSİAD tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Dijital Türkiye Konferansı, 1 Ekim’de Wyndham Grand Levent’de gerçekleşti. “Dönüşen Rekabette Yıkıcı Güç” temasıyla düzenlenen konferansta; yeni teknolojilerin küresel rekabete, üretim ve tedarik süreçlerine, iş yapış biçimleri ve insan kaynağına etkilerinin çok boyutlu bir perspektiften ele alınması amaçlandı.
Dijital Dönüşümde Yıkıcı Güç, Türkiye'nin Geleceği İçin Fırsat! TÜSİAD Dijital Türkiye Yuvarlak Masası Başkanı Perihan İnci ile, "Dijital Dönüşümde Yıkıcı Güç" temasıyla gerçekleşen TÜSİAD Dijital Türkiye Konferansını değerlendirdik. @TUSIAD@tusiaddtk#dtk24pic.twitter.com/rzPJv0tLpN
Etkinliğin açılış konuşmalarını TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Türkiye Yuvarlak Masası Başkanı Perihan İnci, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Çoştu gerçekleştirdi. Tüm gün süren konferans değerli konuşmacılara ve ilham verici panellere ev sahipliği yaptı.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan
“Ekonomik büyümeye ilişkin paradigmaları değiştiren teknolojik yeniliklerin yaşandığı bir dönemdeyiz. Dijital teknolojiler, rekabeti ve iş hayatını hızla ve kökten dönüştürüyor.
Yapay zeka, kuantum teknolojileri, siber-fiziksel sistemler ve yarı iletkenler gibi kritik teknolojilerin etkisi her geçen gün artıyor. Türkiye’nin, geleneksel ekonomide küresel GSYH içindeki %1’lik payına karşılık, dijital ekonomideki payı ‰1 (binde bir) civarında. Bu veriler bize potansiyelimizi hayata geçirecek adımları atmanın kritik olduğu bir dönemde olduğumuzu gösteriyor.
Güçlü ve en üst seviyede sahiplenilmiş politika vizyonunu etkili ve bütüncül destek mekanizmaları ile kararlılıkla hayata geçirmeliyiz. Teknolojik dönüşüm yapısı gereği yıkıcıdır ve geçiş süreci zorludur. Öte yandan, teknolojik dönüşüm eğer doğru yönetilirse refaha, verimliliğe, yaratılan katma değere, beşeri sermayeye, sosyal kalkınmaya, demokrasiye olumlu yönde etki eder.
Bu dönüşüm sürecini var eden en önemli yatırım alanlarından biri ise yüksek teknoloji destekli inovasyon ekosisteminin oluşturulmasıdır.”
TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Türkiye Yuvarlak Masası Başkanı Perihan İnci konuşmasında şunları söyledi:
“Teknolojinin hızlı gelişimi, geleneksel yöntemlerle işlerimizi yönetmeyi, toplumsal dinamiklere etkisini değerlendirmeyi ve gelecek öngörüsü yapmayı zorlaştırıyor. Üretken yapay zeka gibi pek çok gelişim fırsatını da içinde taşıyan yenilikçi teknolojiler, hızlı ve farklı çözüm olanakları sağlıyor, rekabeti amansız bir şekilde dönüştürüyor. Bu durum, ekosistemin paydaşlarını farklı düşünmeye, politikaları çok boyutlu kurgulamaya ve uygulamaları iyi bir koordinasyonla en verimli şekilde gerçekleştirmeye zorluyor.
Kaynaklarımızı Ar-Ge’ye, teknolojiye, bilime, inovasyona ve eğitime daha fazla ayırmamız gerektiğine inanıyoruz.
Etkinliğimize katılan ve değer katan tüm konuşmacılara, desteklerini esirgemeyen Fibabanka, Amazon, İnci Radar, SabancıDx, Equinix, Esas Holding, Odgers Berndtson ve tüm destekçilerimize, emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum.”
TÜSİAD Dijital Türkiye Konferansı kapsamında ulusal ve uluslararası birçok değerli konuşmacı, geleceğin teknolojileri ve dijitalleşme vizyonu öngörülerini paylaştı. Türkiye’nin rekabetçi gücünü koruması için üretken yapay zekanın küresel ekonomik görünüme etkisi, CEO’ların dijital dönüşüm ajandası, değişen yetkinlik gereksinimleri, teknoloji ve tasarım, “Silikon Vadisi” ruhu ve girişimcilik ele alınan konulardan bazıları oldu.
TÜSİAD Dijital Türkiye Konferansı yenilikçi ve dinamik “Start-up Zone” ile bu yıl bir adım daha ileriye giderek Start-Up Talks ve TÜSİAD SD² kapsamında, teknoloji tedarikçilerine projelerini tanıtmak için ideal bir platform sundu. Katılımcılar, gün boyunca Start-Up Zone’da firmaların stantlarını ve deneyim alanlarını ziyaret etme ve networking imkânı buldu. Dönüşümde Yeni Nesil özel oturumuyla genç ve yaratıcı kuşakların etkileyici hikayeleri ve ilham verici projeleri dinleyicilerle paylaşıldı.
Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 2027’de dünya yörüngesine bir uydu fırlatacak ve atmosfere girerken parçalanmasını izleyecek. Bu görevle ESA, uyduların nasıl parçalandığını daha iyi anlamak ve bilim insanlarının uzay çöpü oluşumunu nasıl önleyebilecekleri konusunda bilgi edinmelerini sağlamak istiyor.
Avrupa Uzay Ajansı uydu parçalayacak
Dünya yörüngesindeki uydu sayısının artmasıyla birlikte uzay çöpü sorunu da giderek büyüyor. Bilim insanları ve uzay ajansları, bu sorunu çözmek için yoğun çalışmalar yürütüyor. ESA’nın bu görevi de 2030 yılına kadar yeni uzay çöpü oluşumunu engellemeyi amaçlayan “Sıfır Enkaz Sözleşmesi” girişiminin bir parçası.
Avrupa Uzay Ajansı uydu parçalayacak.
Destructive Reentry Assessment Container Object (DRACO) adı verilen görev kapsamında, uydu atmosfere girerken parçalanırken iç kısımlarındaki sensörler veri toplayacak. Ayrıca, yıkımdan kurtulmak üzere tasarlanmış 40 santimetrelik bir kapsül, toplanan verileri okyanusa doğru hareket ederken iletecek.
DRACO’yu inşa etmek için Deimos adlı havacılık mühendisliği şirketi ile anlaşma imzalandı. Yaklaşık bir çamaşır makinesi boyutunda ve 200 kg ağırlığında olacak DRACO’nun içinde 200 sensör ve 4 kamera bulunacak. Ancak itki veya navigasyon sistemi olmayacak. ESA’nın açıklamasına göre, dünyaya geri dönen uzay enkazlarının çoğu zaten kontrolsüz bir şekilde dönüyor. Bu görevle, ortalama bir atmosfere girişi taklit ederek parçalanma süreci yakından incelenecek.
Kapsül suya çarpmadan önce verileri almak büyük önem taşıyor. Gökyüzünde yuvarlanırken paraşüt açmaya çalışmak gibi zorluklar da yaşanabilir. ESA, verileri toplamak için 20 dakikalık bir zaman dilimi olduğunu belirtiyor.