Meta, büyük dil modeli Llama 3‘ün yeni bir sürümünü beklenenden önce piyasaya sürebilir. The Information‘ın raporlarına göre, bu yeni model, önümüzdeki hafta içinde küçük bir versiyonla kullanıcılara sunulabilir. Tam açık kaynaklı modelin ise Temmuz ayında çıkması planlanıyor ve Claude 3 ve GPT-4 gibi rakip modellerle rekabet edebilecek yetenekte olduğu iddia ediliyor.
Instagram’ın sahibi olan Meta, Llama ve diğer yapay zeka modellerini eğitmek için büyük yatırımlar yapıyor. Bu çabalar arasında Nvidia’dan yüz binlerce H100 GPU satın alma gibi girişimler de bulunuyor.
Meta Llama 3, Claude Haiku veya Gemini Nano gibi modellerle rekabet edebilecek küçük boyutlu bir dil modelinden, GPT-4 veya Claude Opus gibi daha büyük tam yanıt ve muhakeme yeteneklerine sahip modellere kadar geniş bir yelpazede çeşitli boyutlarda gelecek. Ancak, Llama 3 hakkında detaylı bilgi bulunmamakla birlikte, açık kaynak kodlu olması ve metin ve görsel girdileri anlayabilen çok modlu bir model olması bekleniyor.
Meta Llama 3 farklı boyutlarda bir dizi sürümü olması muhtemel, bu da 7 milyar parametrelik küçük versiyonlardan 100 milyardan fazla parametre içeren büyük versiyonlara kadar değişebilir. Ancak, bu parametre sayısı hala GPT-4’ün eğitimi için kullanılan trilyonlarca parametreden daha küçük olacak.
Selefinin aksine, Llama 3’ün aşırı ılımlılık kontrolleri ve katı korkuluklar nedeniyle eleştirilere neden olan daha az ihtiyatlı bir yaklaşıma sahip olması bekleniyor.
Meta’nın bu yeni dil modeliyle ilgili detaylar, önümüzdeki hafta piyasaya sürülecek olan küçük versiyonunun kullanıcılar tarafından erken denendiğinde daha fazla netlik kazanacak.
Son yıllarda yapay zeka teknolojisi finanstan sanata, eğitimden güvenliğe kadar birçok alana damgasını vurdu. Dünyayı değiştiren bu teknolojiyle ilgili hukuki düzenlemelerin ilkini Avrupa Birliği Mart ayında onayladı. Türkiye’de ise henüz bir düzenleme yok. Gelecekte yapay zekanın hukuk alanında çok etkin olacağını, davalarda kullanılacağını ancak son sözü yine insanın söyleyeceğine dikkat çeken Bahçeşehir (BAU) Üniversitesi İdari Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yayla, ülkemizde yapay zeka düzenlemesinin bir an önce yapılması gerektiğini vurguladı. Yayla, konunun 16-17 Nisan’da yapılacak Future AI Summit 24’te de ele alınacağını ifade etti.
Yapay zekanın hukuki statüsü hakkında çalışmalar yapılıyor
Bahçeşehir (BAU) Üniversitesi İdari Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yayla
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi başta olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin yapay zekanın hukuki statüsü hakkında çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Ahmet Yayla, ülkemizde düzenleme konusunda henüz yeterli ve somut adımın atılmadığını belirtti. Her geçen gün gelişen yapay zeka teknolojisiyle ilgili yasanın, mutlaka bir an önce hazırlanması gerektiğini vurgulayan Yayla, şunları söyledi: “Yapay zeka sistemleri büyük miktarda veriye dayanarak birtakım kurallar koyabiliyor. Bu kurallara dayanarak da hukuki sonuç doğuran kararlar alabiliyor. Bu kararlar temel hak ve hürriyetleri ilgilendirebilir. Örneğin güvenlik açısından sakıncalı olabilecek kişileri tespit etmek için kullanılacak bir yapay zeka sistemi, kişi hürriyeti ve güvenliğini ilgilendirecektir. İşe alımlarda başvuran kişiler arasından en uygun olanı seçmek için kullanılacak bir yapay zeka sistemi, çalışma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilir. Temel hak ve hürriyetleri sınırlandırabilmesi Anayasamıza göre ancak kanunla mümkün olabilir. Şu halde, bir yapay zeka yasasına ihtiyaç vardır.”
Avrupa Birliği yapay zeka ile manipülasyonu yasakladı
Avrupa Birliği’nin (AB) uzun bir çalışma sonrasında yasal düzenleme yaptığını belirten Prof. Dr. Ahmet Yayla, bilinçaltı mesajlar vererek kişileri manipüle edecek yapay zeka sistemlerinin tamamen yasaklandığını söyledi. Diğer yapay zeka sistemleri arasında da konularına göre yüksek riskli sistemler ve bu nitelikte olmayanlar bakımından ayırım yapıldığını vurgulayan Yayla, ülkemizde yapılacak düzenleme için bu çalışmanın kılavuz olabileceğini söyledi.
Yapay zeka ile ilgili hazırlanacak kanunda mutlaka yapay zekanın öğrenme aşamasına ilişkin etkin bir denetimi sağlayacak hükümlerin de bulunması gerektiğine dikkat çeken Yayla, “Öğrenme aşamasında kullanılan verilerin sıhhati, sistemin işleyişinde hukuka aykırı hareket etme ihtimalini asgari seviyeye indirebilmek bakımından zorunludur. Örneğin; bir yapay zeka sistemine geçmişe ilişkin verileri olduğu gibi denetimsiz biçimde aktardığımızda cinsiyetçi ya da ırkçı kararlar veren bir sistem elde etmemiz kaçınılmaz. Çünkü, bugüne kadar insanlığın biriktirdiği verilerde ayırımcılık var.” dedi.
“Basit uyuşmazlıklar haricinde gerçek kişi olan yargıç ve diğer hukukçuların içinde olmadığı bir yargılama faaliyeti düşünülemez” diyen Yayla, yargılamada araç olarak yapay zeka sistemlerinin kullanılabileceğini belirtti. Yayla, Amerika Birleşik Devletleri’nde, son karar yargıca ait olmak kaydıyla, hükümlülerin tekrar suç işleme ihtimaline ilişkin değerlendirmede yapay zeka sisteminden yararlanıldığını söyledi.
Son söz insanın olacak
Yapay zekanın kısa, orta ve uzun vadede yargıda daha yaygın kullanılacağını ifade eden Yayla, tüm aşamalarda son sözü söyleyecek olanın insan olacağına vurgu yaptı. Yayla, yapay zekanın kısa vadede özellikle uyuşmazlıkla ilgili emsal yargı kararlarının araştırılması, öğretinin görüşlerinin tespit edilmesi, yargılamaya ilişkin bazı belgelerin oluşturulması gibi işlerde rol oynayacağını belirtti. Orta vadede bazı uyuşmazlıkların çözümünün tek başına yapay zeka sistemlerine bırakılacağını, uyuşmazlık hakkında mahkemelerin ne yönde karar vereceğini öngörmenin mümkün olacağını da söyleyen Yayla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hakimlerinin kararlardaki görüş yazılarından hareketle önceden belirli bir uyuşmazlıkta nasıl bir karar verileceğini tespit eden bir yapay zeka sisteminin geçmişte denendiğini söyledi. Prof. Dr. Ahmet Yayla uzun vadede yaşanacak olanlarla ilgili ise şu öngörüde bulundu: “Uzun vadede yargılamaya ilişkin işlemlerin büyük bölümünün yapay zeka sistemlerine bırakılması söz konusu olabilir. Ancak yargılamanın tümüyle yapay zekaya devredildiği bir gelecek öngörmüyoruz. Yargılamada son söz mutlaka gerçek hukuk süjelerine bırakılmalıdır. Yani insan her zaman devrede olmalıdır. Buna öğretide ‘Human in the loop’ (döngüde bir insanın olması şartı) diyorlar. İnsan onuru, ‘insan dışı yapay bir varlığın’ alacağı kararlara tabi olmamayı, onun tahakkümü altına girmemeyi gerektirir.”
Dava süreleri kısalacak
Yapay zekanın davaların hızlı sonuçlanmasında olumlu bir katkısı olacağını ifade eden Prof. Dr. Ahmet Yayla, “Bir davanın hazırlanması aşamasında mevzuat ve içtihad taraması, dilekçelerin bazı bölümlerinin ve diğer gerekli metinlerin hazırlanması, bazı delillerin tespiti gibi zaman alan ve uyuşmazlığın esasına ilişkin nitelikli hukuki muhakeme gerektirmeyen işlerin yapılması gerekmektedir. Yapay zeka sistemleri bu işlerin hızlı biçimde yapılmasını sağlayarak davaları hızlandıracaktır” dedi.
Yapay zeka ve hukuk konusu Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğini yapacağı Future AI Summit’24’te de konuşulacak. Yapay zeka alanında çalışma yapan yerli ve yabancı uzmanları bir araya getirecek zirvede, hukuk dışında, tarım, eğitim, sağlık, finans, pazarlama, mühendislik, yazılım, tarım, savunma sanayi, kreatif endüstriler, üretim ve lojistik alanlarında yapay zekanın kullanılması ve gelecekte öngörülen tablo konuşulacak. Microsoft, İntel, Microsoft, Huawei, Arçelik gibi 50’den fazla firmasının stant açacağı zirvede tarım alanında faaliyet gösteren bazı markalar da yer alacak.
Güneş tutulması, internet kullanıcılarını ekranlarından uzaklaştırarak çevrimdışı bir deneyime yönlendirdi. Cloudflare’in verilerine göre, Maine, New Hampshire ve Ohio gibi eyaletlerde internet trafiği tutulma sırasında yüzde 40 veya daha fazla düşüş yaşadı.
Meksika, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın bazı bölgelerinde güneşin ışığını engelleyen ay, online kullanıcıları gökyüzündeki olağanüstü gösteriye odaklanmaya davet etti.
Cloudflare, dünya genelindeki web sitelerinin yaklaşık yüzde 20’si tarafından kullanılan bir bulut bilişim hizmeti olarak, izleyicilerin gerçek dünya deneyimini takip etmek için dijital cihazlarına ara verdiği sırada internet trafiğinin düştüğünü tespit etti.
En büyük düşüşlerin yaşandığı eyaletler arasında Vermont, Arkansas, Indiana, Maine, New Hampshire ve Ohio yer alıyor. Cloudflare, bu eyaletlerde internet trafiğinin tutulma sırasında yüzde 40 ila yüzde 60 oranında düştüğünü belirtti.
Diğer yandan kısmi manzaraya sahip eyaletlerde de internet aktivitesinde azalmalar gözlendi. Örneğin, New York’taki internet trafiği, Doğu saatiyle 15:25’te bir önceki haftaya kıyasla yüzde 29 oranında azaldı.
110 mil genişliğindeki bütünlük yolu, Meksika’nın Mazatlán kentinden Montreal’e kadar uzanıyor ve tutulma bölgesinde yer alan bölgelerde internet trafiğinin azaldığı gözlendi. Örneğin, Meksika’nın Durango eyaletinde internet trafiği yüzde 57 azalırken, Mexico City’de yüzde 22 azaldı.
Güneş tutulmasının süresi konuma göre değişti; bazı bölgelerde dört dakikadan fazla sürerken bazılarında sadece bir ya da iki dakika sürdü.
Tam güneş tutulması Kanada’nın doğu kıyısı açıklarında sona erdi ve Prens Edward Adası’nda yerel saatle 16:35’te trafik yüzde 48 oranında azaldı. Güneş tutulması, insanların gözlerini gökyüzüne dikmelerini sağlayarak dijital dünyadan uzaklaşmalarına neden oldu.
Teknoloji devi Mediatek, son zamanlarda yaklaşmakta olan amiral gemisi işlemcisi Dimensity 9400 ile dikkatleri üzerine çekiyor. İşte bu yeni işlemci, akıllı telefon dünyasında bir dönüm noktası olabilir. Gelen bilgilere göre, Dimensity 9400, bugüne kadar üretilen en büyük işlemci olacak ve akıllı telefon endüstrisinde heyecan uyandırıyor.
Bu yeni çipsetin, 150 mm² zar alanına ve 30 milyardan fazla transistöre sahip olacağı iddia ediliyor. Bu, Dimensity 9300‘de bulunan transistör sayısından %32 daha fazla bir artış anlamına geliyor. Büyük zar alanı, daha yüksek önbellek ve daha büyük Nöral İşlem Üniteleri gibi özelliklerin eklenmesine olanak tanıyarak performansı artırabilir. Ancak, bu büyüme doğal olarak maliyeti de artırırken, Dimensity 9400‘ün, Mediatek‘in şimdiye kadar ürettiği en pahalı akıllı telefon işlemcisi olabileceği söyleniyor.
Dimensity 9400‘ün performansıyla ilgili iddialar da oldukça cesaret verici. Geekbench 5 testine göre 1900/8500 ve Geekbench 6 testine göre 2800/10000 puanın üzerinde skor elde edeceği tahmin ediliyor. Ayrıca, GPU tarafında ARM‘ın yeni nesil grafik işlemcisi sayesinde, önceki nesillere göre %20’lik bir performans artışı ve verimlilik sağlayarak Qualcomm‘un Snapdragon Gen 4‘ünü geride bırakabilir.
Ancak, Dimensity 9400‘ün geliştirilme sürecinde bazı zorluklarla karşılaşıldığı da belirtiliyor. Özellikle, ARM‘ın yeni Cortex-X5 çekirdeklerinden kaynaklanan ısınma sorunları yaşandığı aktarılıyor. Ancak, Mediatek‘in bu sorunu çözmek için kalıp boyutunu artırarak bir çözüm bulduğu düşünülüyor.
Tüm bu bilgiler ışığında, Dimensity 9400‘ün akıllı telefon endüstrisinde bir devrim yaratabileceği düşünülüyor. Detaylar ve performans testleriyle ilgili daha fazla bilgi beklenirken, bu işlemcinin sektördeki standartları yeniden belirleyebileceği umuluyor.
Britanyalı ünlü fizikçi Peter Higgs, yaşamını yitirdiğinde 94 yaşındaydı. İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da bulunan evinde huzur içinde hayata gözlerini yumdu. Higgs’in ölümü, bilim dünyasında büyük bir kayba işaret ediyor. Nobel Fizik Ödülü sahibi olan Higgs, temel parçacıkların kütle kazanmasını açıklayan teorisiyle modern fiziğin temel taşlarından birini oluşturdu.
Peter Higgs‘in adı, 1964’te ortaya koyduğu teoriyle özdeşleşti. Bu teori, temel parçacıkların kütle kazanmasını sağlayan bir mekanizma önerdi ve bu parçacığa da kendi adını verdi: Peter Higgs Bozonu. Bu teori, o zamandan beri parçacık fiziğinin temelini oluşturan Standart Model‘in ana bileşenlerinden biri olarak kabul ediliyor.
2012 yılında CERN‘deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda yapılan deneyler, Higgs‘in teorisinin doğruluğunu kanıtladı ve ona Nobel Fizik Ödülü‘nü getirdi. Ödülü, çalışmalarına önemli katkı sağlayan Belçikalı fizikçi François Englert ile birlikte aldı. Bu ödül, Peter Higgs’in bilimsel dehasını ve evrenin temel yapısını anlama yolundaki çabalarını taçlandırdı.
Higgs‘in kariyeri büyük ölçüde Edinburgh Üniversitesi‘nde geçti. Burada yaptığı çalışmalar, modern fiziğin gelişimine önemli katkılarda bulundu ve birçok genç bilim insanına ilham verdi. Edinburgh Üniversitesi Rektör Yardımcısı Peter Mathieson, Higgs‘in bilgi ve vizyonunun, dünya hakkındaki anlayışımızı derinleştiren ve zenginleştiren bir miras bıraktığını ifade etti.
Peter Higgs Bozonu, evrenin temel parçacıklarından biri olarak kabul edilir. Evrenin her köşesinde var olan bu parçacık, diğer parçacıklara kütle kazandıran bir alanla ilişkilendirilir. Higgs Parçacığı‘nın varlığı, evrenin oluşumunu ve yapısını anlamamız için hayati bir öneme sahiptir.
Peter Higgs‘in vefatı, bilim dünyasında büyük bir boşluk yaratırken, mirası ve bilimsel katkıları sonsuza kadar hatırlanacaktır. Onun çalışmaları, insanlığın evreni anlama yolculuğunda ışık tutmaya devam edecek ve gelecek nesiller için ilham kaynağı olmaya devam edecektir.
Suudi Arabistan’ın cesur ve çığır açıcı projesi olan 170 kilometrelik çizgi şehir “The Line“, ilk aşamada planlanandan daha mütevazı bir şekilde hayata geçirilebilir. Bloomberg’in kaynak gösterdiği habere göre, projenin gerektirdiği büyük miktardaki dış yatırımın sağlanamaması yetkilileri endişelendiriyor. Suudi Arabistan’ın sınırsız gibi görünen petrol gelirlerine rağmen, bu tür bir mega projenin finansmanı sınırlı kaynaklarla gerçekleştirilmek zorunda kalabilir.
Şehir, başlangıç aşamasında 2.4 kilometrelik bir uzunlukla planlanmış durumda. Yüksekliği 500 metre olan sıralı gökdelenlerden oluşacak ve genişliği 200 metre olacak. Projenin tamamlanması hedeflenen tarih ise 2030. Ancak, önceki tahminlerin aksine, nüfusun başlangıçta öngörülen 1.5 milyon yerine 300 binden az olabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte, yetkililer şehrin zamanla normal bir şehir gibi büyüyeceğini ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeni işyerleri, konutlar ve turistik alanlar ekleyebileceklerini ifade ediyorlar.
Projenin inşaat videosu incelendiğinde, hala oldukça iddialı ve devasa bir ölçekte olduğu görülüyor. Ancak, 170 kilometrelik uzunluğa ve 9 milyon kişinin yaşayacağı çizgi şeklindeki şehir hedefine ulaşmak için henüz çok yol kat etmek gerekiyor. Bu projenin gerçekleştirilmesi, bir dizi zorluk ve engelin üstesinden gelmeyi gerektiriyor ve bu da zaman alabilir.
ABD, küresel çip endüstrisinde rekabet avantajını güçlendirmek ve yarı iletken üretiminde lider konumunu yeniden kazanmak amacıyla büyük çaplı bir teşvik programını başlatıyor. Son olarak, Samsung’a Teksas’taki çip üretim tesislerini genişletmesi için 6.6 milyar dolarlık bir hibe sağlanacağı duyuruldu.
Bu önemli adım, geçtiğimiz günlerde TSMC’ye yapılan benzer büyüklükteki bir hibeden sonra gelmektedir. Biden yönetimi, çip üretimini artırmak ve teknoloji endüstrisini desteklemek için önemli oyunculara finansal teşvikler sağlama konusundaki kararlılığını gösteriyor.
6.6 milyar dolarlık hibe, Teksas’ta inşa edilecek iki yeni çip üretim tesisi, gelişmiş bir paketleme tesisleri ve Ar-Ge merkezlerinin yanı sıra çeşitli araştırma ve geliştirme faaliyetlerini finanse etmek için kullanılacak. Ticaret Bakanlığı Sekreteri Gina Raimondo, yardımların ayrıntılarını önümüzdeki hafta resmi olarak açıklayacak.
Bu hibe Samsung’a aynı zamanda, henüz duyurulmamış olan başka bir yatırımı da içermekte ve Samsung’un ABD’deki toplam yatırımını 44 milyar doların üzerine çıkarması beklenmektedir. Benzer şekilde, TSMC’nin aldığı mali destekle ABD’deki yatırımlarını 65 milyar dolara çıkarması planlanıyor. Daha önce Intel gibi diğer çip üreticileri de çip üretimi için federal destek almışlardı.
ABD’nin yarı iletken endüstrisinde liderliği yeniden ele geçirme hedefine yönelik olarak CHIPS and Science Act yasası kapsamında yapılan bu teşvikler, ülkenin yarı iletken üretimindeki payını artırmayı ve dışa bağımlılığını azaltmayı amaçlamaktadır.
Özellikle, 1990’larda yarı iletken üretiminde dünya lideri olan ABD’nin 2020’de payının %12’ye düşmesi, bu alandaki stratejik önemi daha da artırmaktadır. Dolayısıyla, ABD’nin bu çabaları, teknoloji ve ekonomik rekabet açısından kritik bir dönemde önem kazanıyor.
Microsoft, şirketin iç dosyaları ve kimlik bilgilerini açık internette ifşa eden bir güvenlik açığını çözdü. SOCRadar adlı bir siber güvenlik şirketi, Microsoft’un Bing arama motoruna ilişkin iç bilgileri barındıran açık ve halka açık bir depolama sunucusunun varlığını keşfetti. Bu sunucu, Microsoft çalışanlarının diğer iç veritabanlarına ve sistemlerine erişim için kullandıkları şifreleri, anahtarları ve kimlik bilgilerini içeren kodları, betikleri ve yapılandırma dosyalarını barındırıyordu.
Fakat depolama sunucusu şifre ile korunmuyordu ve internet üzerinden herkes tarafından erişilebilirdi. Güvenlik araştırmacıları Can Yoleri, Murat Özfidan ve Egemen Koçhisarlı tarafından keşfedilen bu açık, kötü niyetli aktörlerin Microsoft’un iç dosyalarını nerede sakladığını tanımlamasına ve bu yerlere erişim sağlamasına yardımcı olabilir. Bu durum, daha ciddi veri sızıntılarına ve kullanımdaki hizmetlerin tehlikeye girmesine yol açabilir.
Araştırmacılar, güvenlik açığını 6 Şubat’ta Microsoft’a bildirdi ve Microsoft, sızan dosyaları 5 Mart’ta güvence altına aldı. Bulut sunucusunun internette ne kadar süreyle açık kaldığı veya SOCRadar dışında başka birinin açık verileri keşfedip keşfetmediği bilinmiyor. Microsoft, açığa çıkan iç kimlik bilgilerini sıfırlayıp değiştirdiğini belirtmedi.
Bu, Microsoft’un son yıllarda bir dizi bulut güvenlik olayının ardından müşterileriyle olan güveni yeniden inşa etmeye çalıştığı sırada yaşanan son güvenlik hatasıdır. Geçen yıl benzer bir güvenlik açığında, araştırmacılar Microsoft çalışanlarının GitHub’a yayınladıkları kodda kendi kurumsal ağ giriş bilgilerini açığa çıkardığını bulmuştu.
Microsoft güvenlik zafiyeti hacker’ların yolunu açtı!
Microsoft, geçen yıl Çin destekli hacker’ların, ABD hükümetinin üst düzey yetkililerinin Microsoft barındırılan gelen kutularına geniş erişim sağlamasına izin veren bir iç e-posta imza anahtarını nasıl çaldığını bilmediğini kabul ettikten sonra eleştirilerin hedefi oldu. E-posta ihlalini araştırmakla görevlendirilen bağımsız bir siber uzmanlar kurulu, geçen hafta yayımlanan raporlarında, hacker’ların başarısının “Microsoft’ta bir dizi güvenlik başarısızlığından” kaynaklandığını yazdı.
Mart ayında Microsoft, Rusya devlet destekli hacker’ların şirketin kaynak kodunun bir kısmını ve Microsoft kurumsal yöneticilerine ait iç e-postaları çaldığı devam eden bir siber saldırıya karşı mücadele ettiğini söyledi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, ülkenin elektrikli araç pazarındaki hızlı yükselişinin sübvansiyonlara değil, inovasyona dayandığını savundu. ABD ve Avrupa’nın kapasite fazlası iddialarını da reddeden Bakan Wang, Çin’in elektrikli araçlardaki üstünlüğünün sağlam tedarik zinciri ve piyasa rekabetinden kaynaklandığını vurguladı.
Sübvansiyon karşıtı soruşturmaya tepki
Bakan Wang’ın açıklamaları, AB’nin Çin’den elektrikli araç ithalatına yönelik sübvansiyon karşıtı soruşturmasına ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “piyasanın ucuz elektrikli araçlarla dolduğu” yorumuna tepki olarak nitelendiriliyor. Wang, elektrikli araçların çevre için önemini vurgulayarak Çinli firmaların meşru haklarını koruyacaklarını da sözlerine ekledi.
Bakan Wang’ın açıklamaları, 10’dan fazla Çinli elektrikli araç ve batarya üreticisinin temsilcileriyle yapılan bir toplantının ardından geldi. Toplantıda AB’nin sübvansiyon karşıtı soruşturması ve inovasyonun önemi ele alındı.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ise bu hafta sonunda Çin’deki aşırı endüstriyel kapasitenin ABD ekonomisi için risk oluşturduğunu belirtti. Yellen, ABD ile Çin arasındaki ikili ekonomik ilişki ve çıkarların konuşulması için Çin’de bulunuyor.
Çin’in elektrikli araç pazarındaki başarısı
Çin, son yıllarda elektrikli araç pazarında önemli bir büyüme kaydetti. 2023 yılında dünya genelinde satılan elektrikli araçların yarısından fazlası Çin’de üretildi. Çinli firmalar, Geely, BYD ve CATL gibi devler, inovasyon ve sağlam tedarik zinciri ile global pazarda da önemli bir yer edinmeye başladı.
Sonuç olarak: Çin, elektrikli araç pazarındaki başarısını sübvansiyonlara değil, inovasyona ve sağlam tedarik zincirine bağlıyor. AB ve ABD’nin gelen tepkilere karşın, Çinli firmalar global pazarda yer edinmeye ve büyümeye devam ediyor.
Dünya genelindeki geleneksel Bilgisayar pazarı, Uluslararası Veri Kuruluşu (IDC) tarafından yayınlanan son rapora göre, 2024’ün ilk çeyreğinde güçlü bir büyüme sergileyerek pandemi öncesi hacimlere ulaşıyor.
IDC’nin verilerine göre, küresel Bilgisayar sevkiyatları iki yıllık bir düşüş trendinin ardından artış göstererek büyümeye başladı. Pazar genelinde %1,5’lik bir büyüme kaydedilirken, sevkiyatlar toplamda 59,8 milyon cihaza ulaştı. Bu, pandeminin etkisiyle düşüş yaşanan dönemin ardından pazardaki toparlanmanın işaretleri olarak değerlendiriliyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise önde gelen Bilgisayar üreticilerinin performansı oldu. Örneğin, Apple, Dell’in neredeyse iki katı geride kalmasına rağmen %14,6’lık bir satış artışı elde ederek dördüncü sıraya yerleşti. Apple’ın bu başarısında, M3, M3 Pro ve M3 Max çipleriyle donatılan MacBook Pro modellerinin yüksek talebi etkili oldu.
Ayrıca, Acer ve Lenovo gibi firmaların da %9,2 ve %7,8 gibi önemli büyüme oranlarına ulaştığı görülüyor. Ancak, Asus’un satışlarının %4,5 oranında azalması sektördeki dengeleri gözden geçirmeyi gerektiriyor.
Küresel PC pazarındaki bu iyileşme süreci, özellikle pandemi sonrası dijital dönüşümün hızlanmasıyla birlikte beklenen bir gelişme. Evden çalışma ve uzaktan eğitim gibi faktörler, Bilgisayar talebinin artmasına ve bu alanda rekabetin daha da kızışmasına yol açıyor. Önümüzdeki dönemde, pazardaki liderlik mücadelesinin daha da yoğunlaşması bekleniyor.
sonuç olarak, IDC’nin raporu küresel Bilgisayar pazarının 2024’ün ilk çeyreğindeki canlılığını ve toparlanma eğilimini yansıtıyor. Bu gelişmeler, sektörün geleceği hakkında olumlu sinyaller verirken, firmaların rekabet stratejilerini gözden geçirmesi ve tüketicilere daha yenilikçi ürün ve hizmetler sunması gerekliliğini ortaya koyuyor.
Nvidia‘nın yapay zeka GPU’larına olan talebi, gelişmiş çip paketleme süreçlerini gerektiriyor. TSMC‘nin kapasitesinin yetersiz kalmasıyla birlikte Nvidia, çözüm arayışında Samsung‘u tercih etti. Samsung‘un, Nvidia için gelişmiş çip paketleme siparişi aldığı bildiriliyor.
TheElec’in raporuna göre, Samsung‘un Advanced Package (AVP) ekibi, Nvidia’yainterpose ve I-Cube‘u sunacak. Ancak Samsung, şimdilik GPU veya HBM üretimini gerçekleştirmeyecek; bu, diğer şirketler tarafından yapılacak. Samsung, 2.5D paketleme sürecinde çip kalıplarını interpozer üzerine yerleştirecek.
Bu stratejik iş birliği, Nvidia‘nın yapay zeka GPU’ları için gelişmiş çip paketleme teknolojilerine erişimini sağlayacak ve talebi karşılamak için kapasite artışına olanak tanıyacak. Samsung‘un uzmanlığı ve üretim yetenekleri, Nvidia‘nın yapay zeka çözümlerini daha geniş bir pazarda sunmasına yardımcı olacak.
Samsung, Nvidia için dört HBM yongası içeren bir 2.5D paketi sağlayacak. Teknoloji devi, sekiz HBM çipi yerleştirecek paketleme teknolojisine sahip olduğunu belirtiyor.
TSMC‘nin CoWoS kapasitesinin yetersiz kalması, Nvidia‘nın Samsung‘u tercih etmesinde etkili oldu. Yoğun talep devam ettiği sürece, TSMC‘nin kapasite artışı sağlaması bekleniyor. Ancak Nvidia, şimdilik Samsung ile iş birliğini sürdürecek gibi görünüyor.
Bu iş birliği, sektördeki teknolojik gelişmelerin ve rekabetin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Nvidia ve Samsung‘un güçlerini birleştirmesi, yapay zeka endüstrisinin ilerlemesine ve yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Huawei, elektrikli araç pazarında yeni bir adım atarak elden geçirilmiş elektrikli aracı Huawei Luxeed S7’yi yakında tanıtacak. Şirketin hafta içinde düzenleyeceği lansman etkinliği, otomobil tutkunlarını heyecanlandırıyor.
Geçtiğimiz yılın sonlarında Chery iş birliğiyle piyasaya sürülen Luxeed S7, bu yıl için iyileştirilmiş bir versiyonla karşımıza çıkacak. 11 Nisan’daki lansamanda, Huawei’nin Luxeed S7 modelinin iki yeni versiyonu resmen tanıtılacak. Bu yeni versiyonlar, öncekilerden farklı ölçülere ve ağırlığa sahip olacak, böylece kullanıcıların daha fazla konfor ve performans elde etmelerine olanak tanıyacak.
Her iki versiyonun da, özellikle Luxeed S7 Max RS gibi güçlü motorlarla donatılacağı ifade ediliyor. Ayrıca, Huawei’nin mühendislik ve tasarım ekibi tarafından yapılan iyileştirmelerin, aracın performansını artıracağı ve sürüş deneyimini daha keyifli hale getireceği belirtiliyor. Buna ek olarak, Huawei, bu yeni versiyonları sunarken orijinal fiyatları koruyacak, böylece kullanıcıların daha fazla değer elde etmelerini sağlayacak.
Bu yeni elektrikli araçların yıl içinde piyasaya sürülmesi bekleniyor. Ancak, Huawei’nin sadece otomobil endüstrisinde değil, aynı zamanda teknoloji alanında da önemli bir oyuncu olduğunu göz önünde bulundurarak, bu yeni ürünlerin beklenenden daha büyük bir etki yaratabileceği düşünülüyor.
Ayrıca, Huawei’nin lansman etkinliğinde, uzun süredir beklenen amiral gemisi Huawei P70 ve MateBook X Pro dizüstü serisinin de resmen tanıtılması bekleniyor. Bu, Huawei’nin sadece otomotiv sektöründe değil, aynı zamanda bilgisayar teknolojisi alanında da inovasyon ve liderlik rolünü sürdürdüğünü gösteriyor.
Huawei’nin elektrikli araç pazarındaki bu hamlesi, şirketin sadece teknoloji alanında değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk konularında da önemli adımlar attığını gösteriyor. Bu, kullanıcılar arasında Huawei’nin sadece bir telekomünikasyon şirketi olmadığına dair algıyı değiştirebilir ve şirketin farklı sektörlerdeki potansiyelini vurgulayabilir.
Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Enstitüsü müdürü, Türkiye’nin Rusya ve Çin‘in kurduğu Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu‘na başvuruda bulunduğunu açıkladı. Rus devlet medyasına göre, Türkiye, Rusya ve Çin liderliğindeki Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) programına katılmak için başvuruda bulundu. Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Enstitüsü (IKI) direktörü Anatoly Petrukovich tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin istasyon programına katılmak için talepte bulunduğunu söyledi.
Petrukovich, açıklamasında “Uluslararası Ay İstasyonu çerçevesinde diğer ülkeler de katılmayı planlıyor, bu sadece Rus-Çin ya da Çin-Rus istasyonu değil. Örneğin Türkiye’den ve diğer ülkelerden de istasyona katılmak açın başvurular bulunuyor.” ifadelerini kullandı. Türk makamlar ise henüz bu konuda bir açıklamada bulunmadı.
Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) şu anda Roscosmos ve Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA) tarafından yürütülen bir Ay üssü projesi konumunda. 9 Mart 2021’de Rusya ve Çin bir Ay yüzeyi araştırma istasyonu ya da bir Ay yörüngesi araştırma istasyonunun inşasına ilişkin anlaşma imzalamıştı. Hiçbir Avrupa ülkesi ya da ABD programa davet edilmemiş ya da katılmak için başvuruda bulunmamış olsa da Roscosmos ve CNSA, BM Dış Uzay İşleri Ofisi, Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda ile kapalı kapılar ardında görüşmelerde bulunuyor. Haziran 2023 itibariyle, programa ilk katılan ülkeler BAE ve Pakistan olurken aynı zamanda Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü (APSCO) de programa girmişti. Süreç içerisinde programa katılan birkaç ülke daha olurken son olarak geçtiğimiz günlerde Tayland, ILRS programına dahil edilmişti.
Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ILRS nedir? Çin ve Rusya, Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ILRS, Roscosmos ve Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA) tarafından yönetilen bir Ay üssü projesi. ILRS, keşif ve kullanım, Ay tabanlı gözlem, temel bilimsel deney ve teknik doğrulama ve uzun vadeli otonom operasyon dahil olmak üzere çok disiplinli ve çok amaçlı bilimsel araştırma faaliyetlerini yürütebilecek, Ay yüzeyinde veya Ay yörüngesinde inşa edilmiş kapsamlı bir bilimsel deney üssü olarak hizmet verecek.
ILRS‘nin 2035 yılına kadar tamamlanması ve 2036 yılında tamamen devreye girmesi planlanıyor. Program 3 aşamaya ayrılıyor; keşif, inşaat ve kullanım. An itibariyle keşif aşamasında bulunuluyor ve program kapsamında şimdilik sadece 7 Aralık 2018’de Çin, Chang’e 4 aracıyla Ay’a iniş yapabildi. Rusya’nın geçtiğimiz yılki Luna 25 görevi ise başarız olmuştu. Çin, Mayıs 2024’te Chang’e 5 ile Ay’a bir kez daha inmeyi planlıyor. 2028’e kadar keşif sürecinin devam etmesi bekleniyor.
Tayvan’daki son deprem, küresel bellek piyasasında dalgalanmalara yol açtı ve DRAM fiyatlarında artış beklentisini beraberinde getirdi. Deprem, Micron, Samsung ve SK Hynix gibi önde gelen bellek üreticilerinin üretim tesislerinde operasyonları sekteye uğrattı, özellikle plaka üretiminde aksamalara neden oldu. Bu aksamalar, tedarik zincirindeki dengesizlikleri artırarak fiyat artışlarını tetikleyebilir.
Önde gelen üreticilerin ikinci çeyrekte fiyat tekliflerini askıya alması, piyasada potansiyel bir yükseliş sinyali olarak yorumlanıyor. Bu durum, tedarik zincirindeki kırılganlığı ve fiyatları etkileyebilecek herhangi bir kesintinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Bellek yongası üreticileri, deprem öncesinde fiyat artışlarına yönelik adımlar atmıştı. Depremin bu artışı daha da hızlandırabileceği öngörülüyor, zira benzer doğal afetlerin bellek fiyatlarını artırdığı geçmiş tecrübelerle destekleniyor.
İkinci çeyrekte DRAM ve NAND bellek sözleşme fiyatları, ilk çeyreğe göre yavaş bir artış gösteriyordu. Ancak depremin etkisiyle bu artışın daha da ivme kazanması bekleniyor. Bu durum, tedarik zincirindeki herhangi bir aksamada fiyatların ani bir yükselişe geçebileceği uyarısını beraberinde getiriyor.
Bellek modülü üreticileri, yüksek çip satın alma maliyetlerine hazırlanıyor. Ancak, tedarikçilerin kapasite kullanım oranlarının artmasıyla birlikte fiyat artışlarının yavaşlayabileceği öngörülüyor. Bu noktada, piyasanın dinamikleri ve talep ile arz dengesi önemli bir rol oynayacak.
Spot piyasada talebin düşük olması, kontrat fiyatlarının yükselmesine rağmen spot piyasanın zayıf kalmasına neden oluyor. Ancak, beklenen fiyat artışlarına rağmen spot piyasada hala bol miktarda arz olduğu belirtiliyor. Bu durum, piyasada dalgalanmaların devam edebileceğini gösteriyor ve yatırımcıları tedbirli olmaya teşvik ediyor.
Microsoft’un son açıklamasına göre, Qualcomm’un yeni işlemcisi Snapdragon X Elite, yakın bir zamanda piyasaya sürülecek Arm tabanlı dizüstü bilgisayarlarda güçlü bir performans sergileyecek. Bu yeni platform, M3 MacBook Air’den daha hızlı olacak ve sektörde yeni performans standartları belirlemeye aday görünüyor.
Snapdragon X Elite işlemcili dizüstü bilgisayarların önümüzdeki aylarda satışa sunulması bekleniyor. Qualcomm’un temel ve Plus modelleri dahil olmak üzere çeşitli sürümlerle gelecek olan bu işlemci, Microsoft’un göre kullanıcı deneyiminde önemli bir fark yaratacak.
Microsoft’un yaptığı açıklamaya göre, şirket Snapdragon X Elite‘in performansını göstermek için özel bir demo hazırlıyor. Bu demo, işlemcilerin CPU görevleri, yapay zeka hızlandırma ve uygulama emülasyonu gibi kritik yeteneklerini karşılaştıracak ve potansiyel kullanıcıların işlemcinin gücünü daha iyi anlamasına yardımcı olacak.
Ayrıca, Microsoft, X Elite destekli Windows dizüstülerinin Apple’ın Rosetta 2’sinden daha hızlı uygulama emülasyonu sağlayacağına inanıyor. Bu, Qualcomm’un iddialı bir performans göstermeye hazırlandığını ve Arm tabanlı dizüstü bilgisayarların yüksek performanslı uygulamaları daha verimli bir şekilde çalıştıracağını gösteriyor.
Snapdragon X Elite, Arm tabanlı mimariye sahip olacak ve Qualcomm’un Geekbench 6 sonuçlarına göre M3 işlemcilerinden %21’e kadar daha hızlı çoklu çekirdek performansı sunacak. Ancak, bu karşılaştırmanın alt düzey M3 işlemcilerle yapıldığı dikkate alınmalıdır, çünkü MacBook Air 2020’den bu yana Apple M1 işlemcisiyle fan olmadan tasarlanmıştır.
Microsoft, 20 Mayıs’ta Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6 gibi Snapdragon X Elite destekli dizüstülerin duyurusunu yapmayı planlıyor. Bu duyuruların, işlemcinin gerçek performansını ve kullanımını daha iyi anlamamıza yardımcı olacağı bekleniyor ve sektördeki rekabeti daha da kızıştırabilir.
Apple Watch, piyasadaki en popüler giyilebilir cihazlardan biri olsa da, bazı kullanıcılar için bilek konforu hala bir sorun olabiliyor. Apple, bu sorunu çözmek için yeni bir patent başvurusunda bulundu. Patent, elektronik cihazları bilekte rahatça tutan mıknatıslı bir bileklik tasarımını içeriyor.
Mspoweruser haberine göre, 29 sayfalık patent başvurusu ilk olarak 2022’de yapılmış, ancak Nisan 2024’te yayınlanmış. Tasarım, saat veya fitness takip cihazı gibi elektronik cihazları bilekte rahatça tutan bir bileklik içeriyor. Bileklik, esnek mıknatıslar ve manyetik bir malzemeyle karıştırılmış bir polimerden yapılıyor. Bu mıknatıslar cihazı güvenli bir şekilde tutmak için yeterince güçlü, ancak aynı zamanda bükülebilir ve rahatça takılabilir.
Bileklik, bölümleri üst üste bindirilerek bileğinize rahatça oturacak şekilde ayarlanabilir. Elektronik cihaza konektörler ve bir tutma halkası ile bağlanıyor, böylece bileklikleri kolayca değiştirebiliyorsunuz. Bilekliğin bir tarafı cildinize temas ederken (temas yüzeyi), diğer tarafı kendisine yapışıyor (bağlantı yüzeyi). temas yüzeyinin yakınındaki mıknatıslar, bilekliği katladığınızda veya üst üste koyduğunuzda bölümlerin birbirine yapışmasına yardımcı oluyor.
Apple Watch’un halihazırda kordonları olsa da, bu kordonlar her zaman rahat olmayabiliyor ve cihazdan önce kopabiliyor. Mıknatıslı bileklik, bu sorunun bir çözümü olabilir.
Ancak patent başvurusu, Apple’ın bu teknolojiyi ticari bir ürün olarak sunacağı anlamına gelmiyor. Patentler, şirketlerin gelecekte kullanmak isteyebilecekleri fikirleri korumak için başvurduğu bir yol.
Apple’ın geçen yıl Microsoft ve Google’dan daha fazla patent aldığını göz önünde bulundurursak, bu teknolojinin gelecekte bir Apple ürününde yer alma ihtimali yüksek.
Otomobil endüstrisindeki yoğun rekabet ortamı, markaların sürekli olarak rakip ürünleri inceleme ve analiz etme ihtiyacını doğuruyor. Son olarak, Tesla’nın çığır açıcı tasarıma sahip elektrikli pick-up’ı olan Cybertruck, BMW Ar-Ge merkezinin yakınında beklenmedik bir şekilde görüldü ve bu görüntü, otomotiv dünyasında dikkatleri üzerine çekti.
Cybertruck’ın BMW Ar-Ge merkezinin çevresinde görülmesi tesadüf değil gibi görünüyor. Zira bu bölgede BMW’ye ait birçok tesis bulunuyor. Tesla’nın Cybertruck’ı inceleme amacıyla ithal etmiş olabileceği gibi, BMW mühendislerinin bu eşsiz aracı yakından incelemek istemesi de mümkün. Cybertruck’ın benzersiz tasarımı ve kullanılan teknolojiler, BMW mühendislerinin ilgisini çekecek pek çok noktayı barındırıyor.
Ancak, BMW’nin Cybertruck’a rakip olacak bir model üzerinde çalışıp çalışmadığı belirsiz. Bu görüntü, BMW’nin kendi elektrikli pick-up modelini geliştirmek için ilham alabileceği veya Cybertruck’ın teknolojik özelliklerinden faydalanabileceği spekülasyonlarına neden oldu. Ayrıca, BMW mühendislerinin aracı parçalara ayırarak Cybertruck’ın teknik detaylarını daha iyi anlamak istemiş olabileceği de düşünülebilir.
Bu durum, otomotiv endüstrisindeki rekabetin ne kadar yoğun ve dinamik olduğunu gösteriyor. Rakip markaların ürünlerini dikkatle inceleyerek, kendi ürünlerini geliştirmek için fırsatlar aradıkları açıkça ortaya çıkıyor. Tesla Cybertruck’ın BMW Ar-Ge merkezi yakınında görülmesi, otomobil endüstrisinin heyecan verici ve sürekli evrilen doğasını bir kez daha vurguluyor.
Bilim dünyası, Avusturalya’nın Nöromorfik Sistemler Merkezi’nin son derece etkileyici bir başarıya imza attığını konuşuyor. İnsan beyninin 2000 kat daha hızlı işlem yapabilen bir süper bilgisayar olan Deep South‘un geliştirilmesi, sadece bilimsel araştırmalarda değil, teknoloji dünyasında da büyük yankı uyandırıyor.
Deep South, saniyede 228 trilyon işlem yapabilme kapasitesiyle rakipsiz bir güç sunuyor. Bu olağanüstü hızıyla, sadece insan beynini değil, tüm insan vücudunu simüle etme yeteneğine sahip olduğu keşfedildi. Sistem, veri depolama ve işlem gücünü bir araya getirerek insan beyninin karmaşık işleyişini taklit etmeye odaklanıyor. Bu sayede, beyin hastalıklarının araştırılması, tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ve yaşlanma süreçlerinin anlaşılması gibi alanlarda önemli bir adım atılmış oluyor.
Ancak Deep South‘un sadece bilimsel araştırmalara değil, günlük hayata da önemli katkıları olabilir. Donanım teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte, telefon bataryaları gibi günlük hayatta kullandığımız teknolojilerde daha uzun ömürlü ve daha verimli ürünlerin ortaya çıkması muhtemel. Ayrıca, küçük boyutlu süper bilgisayar yongalarının gelişimi, taşınabilir cihazların güç ve hız açısından önemli bir sıçrama yapmasını sağlayabilir.
Deep South‘un şaşırtıcı potansiyeli, bilim ve teknoloji alanında önemli bir kilometre taşı olmaya aday. Bu süper bilgisayarın, insanlığın en karmaşık yapılarından biri olan beyin hakkında daha derinlemesine anlayışlar sağlayarak gelecekteki araştırmalara ve teknolojik gelişmelere ışık tutması bekleniyor.
Intel Vision etkinliğinde Intel, popüler büyük dil modelleri (LLM) ve çoklu modlu modeller üzerinde yapay zeka eğitimi ve çıkarımı için önceki nesline kıyasla 4 kat yapay zeka hesaplama gücü, 1,5 kat daha fazla bellek bant genişliği ve sistem ölçeklendirmesi için 2 kat ağ bant genişliği sunan Intel® Gaudi® 3 AI hızlandırıcısını tanıttı.
Intel® Gaudi® 3 AI hızlandırıcısı performans ve üretkenlikte önemli bir sıçrama anlamına geliyor. Intel, sistemlerini daha esnek bir şekilde ölçeklendirmek isteyen müşterilere, açık topluluk tabanlı yazılım ve endüstri standardı Ethernet ağ ile de bir seçenek sunuyor.
Intel veri merkezi ve AI Grubu’nun icra başkan yardımcısı ve genel müdürü Justin Hotard, “Sürekli gelişen AI piyasasının manzarasında, mevcut tekliflerde önemli bir boşluk sürüyor. Müşterilerimizden ve daha geniş pazardan aldığımız geri bildirimler, artan seçim ihtiyacını vurguluyor. Kuruluşlar, erişilebilirlik, ölçeklenebilirlik, performans, maliyet ve enerji verimliliği gibi hususları değerlendiriyor. Intel Gaudi 3, fiyat performansı, sistem ölçeklenebilirliği ve değere ulaşma avantajı açısından dikkat çekici bir Üretken Yapay Zeka alternatifi olarak öne çıkıyor” dedi.
Üretken Yapay Zeka deneysel olmaktan çıkacak
Günümüzde, finans, imalat ve sağlık gibi kritik sektörlerdeki işletmeler, AI’ye erişimi genişletmeyi hızla arzuluyor ve Üretken Yapay Zeka projelerini deneysel aşamalardan tam ölçekli uygulamaya geçirmeye çalışıyor. Bu geçişi yönetmek, inovasyonu teşvik etmek ve gelir büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için işletmeler, yatırım getirisine (ROI) ve operasyonel verimlilik ihtiyaçlarını karşılayan açık, maliyet etkin ve daha enerji verimli çözümlere ve ürünlere ihtiyaç duyuyor. Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, işletmelerin AI sistemlerini ve uygulamalarını esnek bir şekilde ölçeklendirmelerine yardımcı olacak açık topluluk tabanlı yazılım ve açık endüstri standardı Ethernet aracılığıyla bu gereksinimleri karşılayacak ve çok yönlülük sunacak.
Büyük ölçekli AI hesaplama için tasarlanmış Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, 5 nanometre (nm) üretiliyor ve bir önceki sürüme göre önemli ilerlemeler sunuyor. Hızlandırıcı, Matrix Çarpım Motoru (MME), Tensor İşlemci Çekirdekleri (TPCs) ve Ağ Arayüz Kartları (NICs) dahil olmak üzere tüm motorların paralel olarak etkinleştirilmesini sağlayacak şekilde tasarlandığından dolayı hızlı, verimli derin öğrenme hesaplaması ve ölçeklendirme için gerekli hızlandırmayı sağlıyor.
LLM Kapasite Gereksinimleri için Bellek artırılıyor
128 gigabayt (GB) HBMe2 bellek kapasitesi, 3,7 terabayt (TB) bellek bant genişliği ve 96 megabayt (MB) yerleşik statik rastgele erişim belleği (SRAM) büyük Üretken Yapay Zeka veri kümelerini daha az Intel Gaudi 3 ile işlemek, özellikle büyük dil ve çoklu modlu modelleri hizmete sunarken iş yükü performansını ve veri merkezi maliyet verimliliğini artırıyor.
Her Intel Gaudi 3 hızlandırıcısına entegre edilen yirmi dört 200 gigabit (Gb) Ethernet portu, esnek ve açık standart ağ sağlar. Büyük hesaplama kümelerini desteklemek için verimli ölçeklendirmeyi sağlıyor. Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, Üretken Yapay Zeka modellerinin geniş gereksinimlerini karşılamak için tek bir düğümden binlercesine kadar verimli bir şekilde ölçeklendirilmek üzere tasarlandı.
Açık Endüstri Yazılımı
Intel Gaudi yazılımı, PyTorch çerçevesini entegre ediyor ve optimize edilmiş Hugging Face topluluk tabanlı modelleri sağlıyor. Bu, Üretken Yapay Zeka geliştiricilerin kullanım kolaylığı ve üretkenlik için yüksek soyutlama seviyesinde çalışmalarını sağlıyor ve model taşıma işlemlerini donanım türleri arasında kolaylaştırıyor.
Ürün serisine yeni eklenen Gaudi 3 PCIe eklenti kartı daha düşük güç ile yüksek verimlilik sunmak üzere üretiliyor. Bu yeni form faktörü ince ayarlama, çıkarım ve geri çağırma-augmente edilmiş üretim (RAG) gibi iş yükleri için ideal olarak kabul ediliyor. 600 watt ile çalışan kartın bellek kapasitesi 128GB ve bant genişliği saniyede 3,7TB.
Nvidia H100’den daha hızlı
Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, önde gelen Üretken Yapay Zeka modellerinde eğitim ve çıkarım görevleri için önemli performans iyileştirmeleri sağlıyor. Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, Nvidia H100’e kıyasla Llama2 7B ve 13B parametreleri ve GPT-3 175B parametre modelleri arasında %50 daha hızlı eğitim süresi, Llama 7B ve 70B parametreleri ve Falcon 180B parametre modellerinde %50 daha hızlı çıkarım verimliliği ve %40 daha fazla çıkarım enerji verimliliği sağlıyor.
2024’ün ikinci çeyreğinde kullanımı başlıyor
Pazar Kabulü ve Kullanılabilirlik Hakkında: Intel Gaudi 3 hızlandırıcısı, 2024’ün ikinci çeyreğinde Universal Baseboard ve açık hızlandırıcı modülü (OAM) endüstri standardı yapılandırmalarında orijinal ekipman üreticilerine (OEM) sunulacak. Gaudi 3’ü pazara sunacak dikkate değer OEM benimseyenler arasında Dell Technologies, HPE, Lenovo ve Supermicro bulunuyor. Intel Gaudi 3 hızlandırıcılarının genel kullanılabilirliği 2024’ün üçüncü çeyreği için hedefleniyor. Intel Gaudi 3 PCIe eklenti kartı ise 2024’ün son çeyreğinde kullanılabilir olacak.