Nvidia’nın Microsoft’u geride bırakarak dünyanın en değerli şirketi haline gelmesiyle birlikte, telekom iş geliştirme küresel başkanı Chris Penrose yapay zekâ çip devinin bir sonraki adımlarını ve mobil sektöre yönelik planlarını tartışmak üzere sahneye çıktı. Şirketin son başarısı açıklanırken açılış konuşmasını yapan ve izleyicilerden alkış alan Penrose, “bunu Nvidia için mümkün kılan” tüm ortaklarına teşekkür etti.
Nvidia’nın hisseleri 18 Haziran Salı günü yüzde 3,5 artışla 135,58 dolara yükseldi ve bu ayın başlarında Apple’ı geçtikten sonra Microsoft’u da geride bırakarak piyasa değerini 3,33 trilyon dolara çıkardı. Dünyanın en değerli şirketler listesinin en tepesinde kıyasıya bir yarış var ve Microsoft, Nvidia ve Apple her hafta yaptıkları hamlelerle listenin sürekli değişmesine sebep oluyorlar.
Microsoft 2023’ün son günlerinde Apple’ı geçerek dünyanın en değerli şirketi olurken, Nvidia da bu ayın başında Apple’ı geride bırakarak 2. sıraya tırmanmıştı. Apple, WWDC ile hızlı bir çıkış yakalayıp önce 2. sonra 1. sıraya yerleşse de bu başarı kalıcı olmadı.
Nvidia telekom iş geliştirme küresel başkanı Chris Penrose şirketin öncelikli odağının yapay zekâ yeteneklerini pazara sunmak olduğunu ve insanların harika şeyler yaratmasını sağlayacak platformlar ve araçlar oluşturmak istediğini söylüyor. Konuşmasında telekom sektörüyle olan çalışmalarını doğrudan ele alan Penrose, üç adımlı bir plan ortaya koydu.
Penrose bu çerçevede ilk olarak, Nvidia’nın amaca yönelik çözümler oluşturmaya odaklandığını ve bunun sonucunda her biri farklı alanlarda özel bir teklif sunan bir “yapay zekâ modelleri takımyıldızının” düzenlendiğini söyledi. Penrose ikinci olarak, altyapı talebine odaklandı ve son olarak yapay zekânın ağa yerleştirilmesi konusunu ele aldı. Penrose ayrıca YZ çiplerine olan talebin artmaya devam etmesiyle birlikte Nvidia’nın üretimi iyileştirmek için çalıştığını da sözlerine ekledi.
Teknoloji firmaları dünyada yükselişte, ülkemizde ise henüz gerideler
Öte yandan, dünyanın en değerli şirketleri listesine bakıldığında ilk 5 sıranın tamamen teknoloji firmalarından oluşması (Nvidia, Microsoft, Apple, Google ve Amazon) bir hayli dikkat çekici. 7. sırada yer alan Meta (Facebook) ve 8. sırada yer alan TSMC de listeye eklendiğinde İlk 10’da yer alan firmalardan 7’sinin teknoloji firması olduğu görülüyor.
Ülkemizde durum nasıl derseniz, aynı listelerin yerel pazara göre uyarlanmış sıralamasında bırakın ilk 5’i ilk 10’da yer alan bir teknoloji firmamız bulunmuyor. Çekirdek işleri olmasa da kısmen teknoloji firması diyebileceğimiz Aseslan 11, Turkcell 14 ve Türk Telekom 18. sırada yer alıyorlar.
Apple’ın iPhone 17 serisi ile birlikte önemli bir değişim trendine başlayacağı haberleri gündemde. Ekosistemdeki tüm cihazlar, daha ince ve kompakt kasalara sahip yeni nesil bir tasarıma kavuşacak.
Sızıntılar, Apple iPhone 17’nin tasarımında radikal bir değişiklik olacağını gösteriyor. Ekranların küçüleceği ve daha ince bir Slim modelinin de piyasaya sürüleceği söyleniyor. Apple’ın bugüne kadar geliştirdiği en ince cihazlar olan iPad Pro M4 serisinden ilham alan bu tasarım, Apple iPhone 17’yi daha kompakt ve zarif bir hale getirecek.
Tüm ekosistemde incelik
Sadece Apple iPhone 17 değil, MacBook Pro ve Apple Watch modelleri de aynı dönemde daha ince kasa tasarımı ile gelecek. Bu değişim, Apple’ın tüm ürünlerinde inceliği ve kompaktlığı ön plana çıkaracağını gösteriyor.
İnceliğin dezavantajları
Apple iPhone 17 Ancak bu incelik arayışı, bazı dezavantajları da beraberinde getirebilir. Daha ince bir kasa, daha kolay yamulabilen bir cihaz ve kısıtlı soğutma imkanı anlamına geliyor. Apple’ın bu dezavantajları nasıl aşacağı merak konusu.Kaynaklar, firmanın grafen tabanlı bazı çözümler üzerinde çalışmaya başladığını belirtiyor.
Apple’ın yeni nesil cihazları
Apple’ın bu incelik devrimi ile birlikte ekosistemindeki tüm cihazlar yeni bir görünüme kavuşacak. iPhone 17’nin yanı sıra iPad Pro ve Apple Watch modelleri de daha ince ve kompakt tasarımlar ile karşımıza çıkacak. Bu değişim,Apple’ın tasarım felsefesinde önemli bir dönüm noktası olabilir.
ByteDance, dünya çapında popülerlik kazanan TikTok’un ardından Instagram benzeri yeni bir sosyal medya uygulaması olan “Whee“yi piyasaya sürdü. Şirket, Whee’yi şu anda Google Play Store‘da erken erişimde sunuyor. Uygulama, kullanıcılarına özellikle gizlilik ve yakınlık odaklı bir deneyim sunarak sadece yakın arkadaşlarıyla paylaşımda bulunma imkanı sağlıyor.
Whee, kullanıcıların günlük yaşamlarındaki anları spontane bir şekilde fotoğraf ve video olarak paylaşmalarına olanak tanıyan bir platform olarak tasarlandı. Bu özellikleriyle, Instagram ve benzer sosyal medya platformlarıyla doğrudan rekabet ediyor. Uygulama şu an için yalnızca Android kullanıcıları için mevcut olup, iOS versiyonu henüz yayınlanmamış durumda.
Screenshot
ByteDance’in bu yeni girişimi, özellikle TikTok’un ABD ve Avrupa‘daki gizlilik endişeleriyle mücadele ettiği bir dönemde dikkat çekiyor. Whee, kullanıcı verilerinin işlenmesi ve gizliliği konusundaki hassasiyeti artırarak, bu endişeleri azaltma hedefi taşıyor. Bu bağlamda, platform sadece yakın çevredeki arkadaşlarla paylaşım yapma seçeneği sunarak kullanıcıların daha güvenli ve kontrollü bir deneyim yaşamalarını sağlıyor.
TikTok’un başarısıyla dünya genelinde tanınan ByteDance, Whee gibi yeni uygulamalar aracılığıyla büyüme stratejisini genişletmeye çalışıyor. Ancak Çin hükümetinin TikTok’un algoritmasının yabancı şirketlere satılmasını yasaklaması, ByteDance’in uluslararası stratejilerini etkileyebilir ve benzer uygulamalar için önemli bir örnek oluşturabilir.
Whee uygulaması şu anda beta aşamasında olup, birçok ülkede henüz kullanıma sunulmamış durumda. Ancak Türkiyegibi bazı ülkelerde Google Play Store üzerinden indirilebilir durumda. ByteDance’in yeni uygulaması, mobil sosyal medya pazarında nasıl bir etki yaratacağı merakla bekleniyor.
Modern savaş alanlarının ihtiyaçlarına cevap veren Rolls-Royce, dizel-elektrikli hibrit motor konseptiyle geleceğin tanklarına gizlilik unsuru katmayı hedefliyor. Rolls-Royce Güç Sistemleri bölümü, askeri kara araçları için geliştirdiği MTU motor programını hibrit bir güç paketiyle genişletiyor. Firma, bu yeni güç ünitesiyle NATO kuvvetlerinde başarılı olan MTU Series 199’un 10 silindirli, 1100 kW’ın (1,475 hp) üzerinde güç çıkışına sahip bir versiyonunu tanıttı. Bu yeni nesil hibrit motor sayesinde tanklar gizlilik özellikleri kazanarak daha etkin hale geliyor.
Hibrit motorlu tankların dönemi
Rolls-Royce hibrit motorlu MTU Series 199 motorları, NATO tarafından kullanılan Boxer 8×8 ve Ajax ailesi ile ABD tarafından kullanılan M10 Booker savaş aracı gibi birçok araca güç sağlıyor. 2000’lerin başından bu yana altı ve sekiz silindirli varyantlar da dahil olmak üzere bu seriden 4.000’den fazla motor üretildi. Şimdi ise bu motorlar modern dünyanın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hibrit bir dönüşüm geçiriyor.
Rolls-Royce hibrit motorlu Geleceğin zırhlı askeri kara araçları, daha fazla güç ve elektronik sistemler için yerleşik güç kaynağına ihtiyaç duyuyor. Rolls-Royce’un yeni MTU hibrit tahrik sistemi, yüksek performanslı bir dizel motorun avantajlarını batarya-elektrikli tahrik sistemiyle birleştiriyor. Firma, bu yeni motorun daha mobil, daha kompakt ve maliyet açısından avantajlı olduğunu belirtiyor. Hibrit motorlu tanklar ile sahada orduların bel kemiğini oluşturan bu araçların hayatta kalma şansı artıyor. Hibrit tahrik sistemleri, tankların termal ayak izlerini ve gürültülerini azaltarak düşman keşfi, sızma ve baskın gibi ek olasılıklara kapı açıyor.
Yüksek performans ve modüler tasarım
1.100 kW’ın üzerinde güce sahip 10V Series 199, 260 ila 800 kW arasında güçlere sahip MTU Series 199, birçok askeri kara savunma programında kendini kanıtlamış bir motor serisi. Bu seri, 15’ten fazla ülkede farklı iklim koşullarında kullanılıyor. 10 silindirli varyant ile 199 serisi, 1.100 kW’a (1,475 hp) kadar güç üretebiliyor ve 50 ila 70 ton ağırlığındaki araçlara güç sağlayabiliyor.
Rolls-Royce hibrit motorlu MTU Series 199’un modüler tasarım prensibi ve kompakt boyutları sayesinde, bu motor sadece yeni araçlar için değil, aynı zamanda mevcut araçların yeniden güçlendirilmesi için de ideal. Askeri elektrifikasyon bazıları tarafından iklim kaygısı nedeniyle zorlanan bir olgu olarak görülse de, gerçekte bu geçiş modern savaş alanlarının gerekliliklerinden kaynaklanıyor. ABD, ordusunu tamamen elektrikli olacak şekilde modernize etmeye çalışırken, AB ise daha yumuşak bir geçiş istiyor. Bu dönüşüm, çevresel kaygılardan ziyade, modern orduların ihtiyaç duyduğu yerleşik elektrik gücünden kaynaklanıyor.
Rolls-Royce’un yeni MTU hibrit tahrik sistemi, dizel motoruyla bataryalarını şarj ederken güç konusunda herhangi bir aksama yaşanmamasını amaçlıyor. Firma, gelecekte bu motor serisini 1.200 kW’a çıkarmayı hedefliyor. Bu yenilikçi yaklaşım, modern savaş alanlarının değişen ihtiyaçlarına cevap vererek geleceğin tanklarını daha gizli ve etkin hale getirecek.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına olan küresel ilgi her geçen gün artıyor ve bu alandaki gelişmeler bizleri heyecan verici bir geleceğe taşıyor. Bu dönüşümün tam merkezinde yerimizi almak ve sektördeki son gelişmeleri yakından takip etmek üzere biz de bu yıl 19-21 Haziran tarihleri arasında Münih’te düzenlenen The smarter E Europe 2024’te olacağız.
Fuar, yenilenebilir enerjinin geleceğine ışık tutacak dört önemli etkinliği bünyesinde barındırıyor: Intersolar Europe, ees Europe, Power2Drive Europe ve EM-Power Europe. 3 binin üzerinde katılımcının yenilikçi ürün ve çözümlerini sergileyeceği ve 115 binden fazla ziyaretçinin beklendiği The smarter E Europe, üç gün boyunca sektör liderlerini, yenilikçi teknolojileri ve geleceğin enerji modellerini tek bir çatı altında buluşturarak 7/24 sürdürülebilir enerji çözümlerine ulaşmanın yollarını arayacak.
Fotovoltaik (PV) teknolojilerindeki son gelişmelerin sergileneceği Intersolar Europe’ta, büyük ölçekli ve hibrit enerji santralleri, yüzer PV sistemleri ve tarımsal PV uygulamaları gibi önemli konular ele alınacak ve sektörün önde gelen isimleri geleceğin enerji vizyonlarını paylaşacak.
Enerji depolama sistemlerinin öneminin giderek arttığı günümüzde, 10. yılını kutlayan ees Europe ise ticari ve konut tipi depolama sistemlerinden yenilikçi batarya teknolojilerine, mobil depolama sistemlerinden yapay zekaya kadar geniş bir yelpazede ürün ve çözümü ziyaretçilerin beğenisine sunacak.
Katılımcılar arasında, sektörün geleceğini şekillendirecek batarya üreticileri, enerji depolama çözümleri sağlayıcıları ve sistem entegratörleri de yer alacak. Elektrikli mobilite sektöründeki hızlı büyüme, şarj altyapısının geliştirilmesini de beraberinde getiriyor.
Power2Drive Europe 2024, filo şarj çözümleri, akıllı enerji yönetimi sistemleri ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegre şarj teknolojileri gibi konularda son gelişmeleri sergileyerek e-mobilitenin geleceğine ışık tutacak. Fuar, elektrikli araç üreticileri, şarj istasyonu sağlayıcıları, enerji depolama çözümleri geliştiricileri ve yazılım şirketlerini bir araya getirerek sektördeki işbirliği ve inovasyonu teşvik edecek.
Artan enerji talebini karşılamak ve yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonunu sağlamak için enerji şebekeleri de köklü bir dönüşüm geçiriyor. EM-Power Europe 2024, akıllı şebekeler, enerji depolama sistemleri, siber güvenlik ve dijitalleşme gibi konularda en son trendleri ve teknolojileri ele alarak enerji sektörünün geleceğini şekillendirecek. Etkinlik, şebeke operatörleri, enerji tedarikçileri, teknoloji sağlayıcıları ve danışmanlık firmalarını bir araya getirerek enerji sektöründeki dönüşümü hızlandıracak çözümleri ve işbirliği fırsatlarını masaya yatıracak.
Elektrikli araç inovasyonunda öncü firmalardan biri olan Nio, yeni nesil batarya değişim istasyonu Power Swap Station 4.0’ı tanıttı. Yeni istasyonlar, sadece 144 saniyede batarya değişimi gerçekleştiriyor. Çin’de ilk istasyon faaliyete geçti.
Şarj yok, değişim var
Nio’nun Power Swap Station 4.0 istasyonlarına giren sürücüler, aracın ekranına küçük bir dokunuş yaparak batarya paketini tam şarjlı bir başka paket ile değiştirebiliyor. Tüm süreç, istasyondaki robotik kol sistemleriyle yapılıyor. Nio, yeni nesil istasyonlarında batarya değişiminin sadece 144 saniye sürdüğünü belirtiyor. Bu süre, önceki nesil istasyonlara göre yüzde 22 daha hızlı.
Power Swap Station 4.0, birden fazla marka ve farklı araç modelleriyle uyumlu olarak çalışıyor. Her bir istasyon, günde 480 değişim gerçekleştirebiliyor. İstasyonlar, altı ultra geniş FOV LiDAR ve dört adet Nvidia Orin X çipi ile donatılmış durumda. Bu sistem toplamda 1.016TOPS bilgi işlem gücü sağlıyor. İstasyonların üzerinde 60m2’lik güneş paneli de yer alıyor. Yeni batarya değişim istasyonuyla birlikte tanıtılan 640kW sıvı soğutmalı şarj kablosu sayesinde daha hızlı şarj da mümkün hale geliyor.
Nio’nun bu yaklaşımı, sürücülerin bataryanın şarj olmasını bekleme ihtiyacını ortadan kaldırıyor ve onları daha hızlı yola çıkarıyor. İstasyonlarda isteğe bağlı daha küçük batarya paketleri de araçlara takılabiliyor. Bu, şehir içi kullanım için daha ideal oluyor. Uzun yolculuklarda ise daha büyük paketlere erişim sağlanabiliyor.
Çin’den avrupa’ya genişleyen ağ
Nio, bugüne kadar Çin’de 22.633 geleneksel şarj istasyonunun yanı sıra 2.432 batarya değişim istasyonu kurdu. 2014 yılında kurulan Nio, öncelikle Çin’de faaliyet gösteriyor ancak yakın zamanda Avrupa’ya da açıldı. Yeni bir şirket olmasına rağmen Nio, Çin’deki en büyük batarya değiştirme ve şarj ağına sahip otomobil şirketi konumunda.
Yapay zeka (AI) teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, bu teknolojileri destekleyen donanımların enerji tüketimi de büyük bir sorun haline geldi. Tek bir yapay zeka GPU’su, yılda 3,7 MWh elektrik tüketiyor. Ortalama olarak, bir ChatGPT sorgusunun işlenmesi, bir Google aramasının işlenmesinden yaklaşık 10 kat daha fazla elektriğe ihtiyaç duyuyor.
Yıllar boyunca, veri merkezleri iş yükleri artarken bile stabil bir güç talebi sergiledi. Ancak, elektrik kullanımındaki verimlilik artışının hızı yavaşladıkça ve yapay zeka devrimi hız kazandıkça, veri merkezlerinin güç talebinin yüzde 160’tan fazla artması bekleniyor. Bu veri merkezlerinde ise şu anda ağırlıklı olarak yapay zeka GPU’ları bulunuyor ve her biri yılda yaklaşık 3,7 MWh elektrik tüketiyor.
Veri merkezlerinin artan güç tüketimi
Dünya çapındaki veri merkezleri şu anda toplam gücün yüzde 1-2’sini tüketiyor, ancak bu oran on yılın sonunda yüzde 3-4’e yükselecek. Günümüz veri merkezleri, genellikle yapay zeka iş yükleri için inşa ediliyor veya optimize ediliyor ve bu tesislerde genellikle yapay zeka iş yüklerinde güçlü performans sergileyen GPU’lar kullanılıyor. Bu GPU’ların her biri 700 watt’a kadar güç tüketimi yapabiliyor. Bu, yıllık yüzde 61’lik bir kullanımla GPU başına yaklaşık 3,74 MWh tüketime denk geliyor.
2023 yılında, veri merkezlerine toplamda 3,83 milyondan fazla GPU teslim edildi. Bu GPU’ların toplam elektrik tüketimi, 14.348,63 GWh olarak hesaplanıyor. Bu miktar, Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon hane, ABD’de ise 1,3 milyon hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer.
Yükselen enerji ihtiyacı
Bu hesaplamalar sadece 2023 yılına ait veri merkezi GPU’larını kapsıyor. Veri merkezlerinde kullanılan CPU’lar veya soğutma sistemlerini de hesaba kattığımızda, geçen yıl inşa edilen sunucular ve veri merkezlerinin yılda 25 GWh’den fazla enerji gerektirdiği ortaya çıkıyor.
Goldman Sachs Research’e göre, veri merkezi iş yükleri 2015 ile 2019 yılları arasında neredeyse üç katına çıktı, ancak bu dönemdeki elektrik talebi yılda yaklaşık 200 terawatt-saat ile sabit kaldı. Ancak 2020’den bu yana, verimlilik kazanımlarının azaldığı ve veri merkezleri tarafından tüketilen gücün arttığı görülüyor.
Yapay zeka ve enerji tüketimi
Tek bir ChatGPT sorgusu 2,9 watt-saat elektrik gerektirirken, bu rakam bir Google araması için 0,3 watt-saat.Araştırmacılara göre, yapay zeka kaynaklı veri merkezi güç tüketimindeki genel artış, 2023 ile 2030 yılları arasında yılda 200 terawatt-saat düzeyinde olacak. 2028 yılına kadar yapay zekanın veri merkezi güç talebinin yaklaşık yüzde 19’unu temsil etmesi bekleniyor. 2030’a kadar veri merkezlerinin güç talebinin 550 terawatt-saatin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.
Yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik konularının önemi daha da artıyor. Veri merkezlerinin enerji tüketimi konusunda daha verimli çözümler geliştirilmesi, hem çevresel etkilerin azaltılması hem de sürdürülebilir bir teknoloji altyapısının oluşturulması için kritik önem taşıyor.
McDonald’s, ABD’deki bazı restoranlarında kullanılan yapay zeka destekli sipariş teknolojisini geri çekme kararıaldı. IBM tarafından geliştirilen bu teknoloji, 2019 yılında duyurulmuş ve ses tanıma yazılımı aracılığıyla müşteri siparişlerini işlemek için kullanılmıştı. Ancak teknolojinin güvenilirliği konusunda yaşanan sorunlar, bazı tuhaf ve komik sipariş hatalarının internette viral hale gelmesine yol açtı.
McDonald’s‘ın yapay zeka destekli Otomatik Sipariş Alma (AOT) teknolojisini geri çekme kararı, şirketin bu teknolojinin mevcut kullanımını Temmuz ayı sonuna kadar test ettiği 100’den fazla restorandan başlamak üzere uygulamaya koymasının bir sonucudur. Restoran zinciri, teknolojinin günlük işleyişte sağladığı pratik faydaları değerlendirirken, müşteri memnuniyetsizliklerini de göz önünde bulundurdu.
McDonald’s‘ın bir sözcüsü yaptığı açıklamada, “IBM ile Otomatik Sipariş Alma teknolojisine yönelik mevcut küresel ortaklığımızı 2024 yılı sonunda sonlandırmaya karar verdik” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, yapay zekanın restoran işletmeciliğindeki rolünün yeniden değerlendirileceği ve ilerleyen dönemlerde yeni sesli sipariş çözümleri üzerinde çalışılacağı belirtildi.
Ancak, yapay zekanın restoran endüstrisindeki geleceği hakkındaki tartışmalar henüz sona ermiş değil. Teknolojinin uygulanabilirliği ve güvenilirliği, özellikle insan faktörüyle olan etkileşimlerinde kritik önem taşıyor. McDonald’s‘ın bu adımı, yapay zekanın hizmet sektöründeki potansiyelini ve sınırlamalarını anlamak adına önemli bir örnek teşkil ediyor.
IBM ise McDonald’s ile gelecekte yapacakları işbirliklerine dair umutlarını dile getirerek, “Bu teknoloji, sektördeki en kapsamlı yeteneklerden bazılarına sahip olduğunu ve zorlu koşullarda hızlı ve doğru bir şekilde çalıştığını kanıtlamıştır” şeklinde bir açıklama yaptı. IBM, McDonald’s ile ilerleyen dönemlerde farklı projelerde işbirliği yapmaya devam etmeyi planladıklarını da ekledi.
Bu gelişme, yapay zeka destekli teknolojilerin restoran işletmeciliğindeki potansiyelini ve pratik uygulama zorluklarını anlamak adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
AMD’nin Zen 5 çekirdek mimarisini temel alan yeni nesil Ryzen 9000 masaüstü işlemcilerin fiyatları nihayet gün yüzüne çıktı. Ryzen 9 9950X, AMD Ryzen 9 7950X3D modelinden daha uygun bir fiyatla sunulabilir. AMD, Haziran ayının başında Ryzen 9000 işlemcilerini duyurmuş ve serideki modellere dair bilgiler paylaşmıştı. Lansmanda işlemcilerin Temmuz ayında satışa çıkacağı belirtilirken, fiyatlara dair bir açıklama yapılmamıştı. Ancak, bu sessizlik nihayet bozulmaya başladı ve Ryzen 9000 masaüstü işlemciler erken perakende listelerinde görünmeye başladı.
Ryzen 9000 serisi masaüstü işlemciler, dört ana modelden oluşuyor: Ryzen 9 9950X, Ryzen 9 9900X, Ryzen 7 9700X ve Ryzen 5 9600X. Bu modeller sırasıyla 16, 12, 8 ve 6 çekirdeğe sahip. Ayrıca, Zen 4’e kıyasla %16’lık bir IPC artışı, 8000 MT/s bellek hızları, yapay zeka yüklerine yönelik grafik bant genişliğinde %100 artış ve büyük dil modellerinde (LLM) %20 yapay zeka hızlandırma gibi yenilikler sunuyor.
Önceki söylentiler, Ryzen 9000 serisinin selefi ile benzer fiyatlara satılacağı yönündeydi ve perakende kanallarından alınan bilgiler bunu doğrular nitelikte. Listelere göre Ryzen 9000 serisinin amiral gemisi modeli Ryzen 9 9950X, 610 ila 647 dolar arasında değişen fiyatlarla satışa sunulacak.
Karşılaştırmak gerekirse, mevcut Ryzen 9 7950X3D‘nin 699 dolar etiketle tanıtıldığını hatırlatalım. Diğer modellere geldiğimizde ise Ryzen 9 9900X596 dolar, Ryzen 7 9700X409 dolar ve Ryzen 5 9600X için belirlenen fiyat ise 315 dolar olarak görünüyor.
Ryzen 9 9950X: 610 – 647 dolar
Ryzen 9 9900X: 596 dolar
Ryzen 7 9700X: 409 dolar
Ryzen 5 9600X: 315 dolar
AMD, Ryzen 9000 işlemcilerin Temmuz ayında perakende satış raflarına çıkacağını resmi olarak doğruladı. Ancak, bazı perakende kanalları bu tarihin yalnızca ön siparişler için geçerli olacağını belirtiyor. Dolayısıyla, resmi fiyatlar ve daha fazlası için bir süre daha beklememiz gerekecek.
T-Mobile US, ABD Savunma Bakanlığı tarafından toplam 2,7 milyar dolar değerindeki on yıllık bir sözleşmenin parçası olarak ABD Donanması için telekom hizmetleri ve ekipman tedarik etmek üzere kablosuz sağlayıcılardan birisi olarak seçildi. Spiral 4 anlaşması, Savunma Bakanlığı tarafından hizmet personeli ve sivil çalışanlara iletişim sağlamak üzere devreye sokulan kablosuz ve telekomünikasyon hizmetleri çerçevesinin en güncel versiyonu.
Sözleşme aslında sadece T-Mobile ile sınırlı değil. AT&T ve Verizon da dahil olmak üzere ABD’nin “üç büyük” operatörünün tamamı da Spiral 4 programı için seçilerek, Savunma Bakanlığı kurumlarının önümüzdeki on yıl boyunca kablosuz hizmetleri ve kitleri için sipariş vermelerinin önünü açıyor. Ancak T-Mobile’ın yabancı bir firmaya (Alman Deutsche Telekom) ait olması, tedarikçi olarak seçilmesini enteresan hale getiriyor.
T-Mobile, çok ödüllü sözleşme ses, veri, sabit kablosuz, Nesnelerin İnterneti ve mobilite yönetimi çözümlerini içerdiğinden, savunma müşterilerinin 5G ağını – ve daha sonra uzay bağlantı hizmetlerini – hükümet operasyonlarının “gelişen” gereksinimlerini karşılamak için kullanmasını bekliyor. Gelecekte devlet kurumları da Starlink uydu ağı üzerinden T-Mobile’dan iletişim hizmetleri satın alabilecek.
T-mobile güvenlik endişelerini beraberinde mi getiriyor?
T-Mobile US, her ne kadar ABD merkezli bir şirket olarak yönetilse de çoğunluk hissesi Deutsche Telekom’a ait. Bu durum, Savunma Bakanlığı ihaleleri gibi hassas ihalelerde güvenlik endişelerini de beraberinde getirebiliyor. Ayrıca firmanın güvenlik bağlamında mükemmel bir sicile sahip olmadığını ve hem 2021’de hem geçtiğimiz yıl veri ihlalleri yaşadığını unutmamak gerekiyor.
Öte yandan Verizon’a göre Spiral 4, Donanma Bakanlığı’na (DoN) odaklanan selefine kıyasla Savunma Bakanlığı’nı daha geniş bir şekilde kapsıyor. Bununla birlikte, Savunma Bakanlığı’nın Spiral 3’ü kullanması için Savunma Bakanlığı Ofisi’nin önceki yetkisinin yeni sözleşmeye taşınacağı belirtildi. Verizon, Spiral 4’ün endüstri standartlarındaki gelişmeleri, teknolojideki ilerlemeleri ve daha rekabetçi fiyatlandırma planlarını da içerdiğini iddia etti.
Verizon’un savunma portföyü başkanı David Rouse, “Verizon’un Spiral 4’e dahil edilmesi, Spiral 3 de dahil olmak üzere federal kurumlarla dijital modernizasyon ortaklığı geçmişimiz sayesinde geliştirilen, DoN’un kritik görev iletişimine yönelik sofistike taleplerine ilişkin anlayışımızı temsil ediyor” dedi.
ABD hükümeti ve kamu ihalelerini izleyen Washington Technology sitesine göre, Spiral 4 sözleşmesinde yedi şirkete pozisyon verildi ve diğer dördü MetTel, Hughes Network Systems, Real Mobile ve WidePoint oldu.
Site, bir önceki sözleşme olan Spiral 3’ün tamamlanma tarihinin 2 Haziran olduğunu ve 993 milyon dolarlık yükümlülüğün bu sözleşmeden geçtiğini, AT&T’nin bunun 406.9 milyon dolarını alarak en büyük alıcı olduğunu belirtti.
Apple, dünya genelinde merakla beklenen WWDC etkinliğinde, yapay zeka teknolojileri için tasarlanmış iki yeni logo tanıttı. Bu logoların ilki, Apple Intelligence adı verilen genel yapay zeka platformu için kullanılacakken, diğeri ise yenilenen yapay zeka destekli Siri‘nin simgesi olarak işlev görecek.
Şirketin Apple Intelligence logo tasarımı yaklaşımı, yapay zekanın kullanıcılar arasında daha dost canlısı, tehditkar olmayan ve insan benzeri olmayan bir imajla algılanmasını hedefliyor. Uzmanlara göre, Apple’ın tercih ettiği renk paletleri ve tasarım öğeleri, genel bir sektör trendini yansıtarak yapay zekayı daha erişilebilir ve kullanıcı dostu kılmayı amaçlıyor. Logolar genellikle parlak ve neşeli renklerle, pastel tonlarla ve yumuşak geçişlerle şekillendirilmiş.
Apple’ın Apple Intelligence tasarım tercihleri, yapay zekanın soğuk ve endişe verici bir teknoloji olmaktan çıkıp, kullanıcılar tarafından daha yakın ve güvenilir bir şekilde algılanmasına yardımcı oluyor. Şirket, yapay zekayı insan benzeri veya robotik bir şekilde temsil etmek yerine, daha insani ve samimi bir tasarımla sunarak teknolojiyi daha geniş kitlelere benimsetmeyi hedefliyor.
Grafik tasarım konusunda bilgi sahibi olanlar için, Apple’ın logolarında kullanılan renklerin ve formun insanların duygusal tepkilerini nasıl etkilediği önemli bir gözlem alanı sunuyor. Apple’ın logo tasarımlarının arkasında titiz bir süreç ve kapsamlı tasarım dokümanları bulunduğu da belirtiliyor. Bu detaylar, teknoloji devinin estetik tercihlerinin sadece görsel değil, aynı zamanda kullanıcı algısı üzerinde de derin etkiler yarattığını gösteriyor.
ABD Adalet Bakanlığı ve Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Adobe’nin aboneliklerini iptal etmek isteyen kullanıcılarına gizli bir iptal ücreti uyguladığı gerekçesiyle şirkete dava açtı. Adobe, kullanıcılarını istemedikleri abonelikleri iptal etmekten caydırmak için karmaşık ve zor bir iptal sürecine zorlamakla suçlanıyor.
Adobe, Creative Cloud ürünlerini abonelik bazında sunuyor ve ücretler aylık olarak ödeniyor. Ancak bu aylık ödeme, istediğiniz zaman iptal edebileceğiniz anlamına gelmiyor. Çoğu müşteri, aslında gizli bir yıllık sözleşmeye bağlı kalıyor. Müşteriler, ücretsiz deneme sürümüne kaydolduktan sonra varsayılan olarak yıllık Creative Cloud planına kaydediliyor. Yıllık sözleşmeyi iptal etmek isteyen Adobe kullanıcıları, kalan sözleşme yükümlülüğünün yüzde 50’sine tekabül eden gizli bir ücret ödemek zorunda kalıyor.
Adobe, müşterilere daha yüksek maliyetli olan ve iptal edilebilir bir aylık abonelik planı sunuyor, ancak bu fark yeni veya mevcut müşterilere her zaman net bir şekilde belirtilmiyor. Adobe’nin internet sitesinde, tüm uygulamalarına erişim için aylık 60 dolarlık bir ücret listeleniyor, ancak bu sadece yıllık sözleşmeyi kabul ederseniz geçerli. Gerçek bir aylık plan, iptal edilebilir, aylık 90 dolar bir ücrete sahip ve bir yıl peşin ödeme yaparsanız, 14 günlük süreden sonra iptal ettiğinizde geri ödeme yapılmıyor.
Adalet Bakanlığı’na göre, Adobe’nin bu düzenlemesi Restore Online Shoppers’ Confidence Act (ROSCA) yasasını ihlal ediyor. Gizli ücret bilgilerini ince yazılar ve fark edilmesi zor bağlantılar aracılığıyla sakladığı iddia ediliyor. Şikayet, yıllarca Adobe’nin bu gizli ücretten kâr elde ettiğini, tüketicilere aboneliklerin gerçek maliyetleri hakkında yanıltıcı bilgi verdiğini ve iptal etmeye çalıştıklarında onlara bu ücreti dayatarak güçlü bir müşteri tutma aracı olarak kullandığını belirtiyor.
Adobe’nin ayrıca çevrimiçi aboneliklerini iptal etmek için tüketicilere basit bir mekanizma sunmadığı iddia ediliyor. Bunun yerine Adobe’nin abonelik gelirlerini korumak amacıyla, abonelerini iptal etmeye çalışırken gereksiz adımlar, gecikmeler, istenmeyen teklifler ve uyarılarla dolu karmaşık ve verimsiz bir iptal sürecine tabi tuttuğuileri sürülüyor.
Dava, belirtilmemiş miktarlarda tüketici tazminatı, parasal cezalar ve Adobe’nin müşteri iptallerini engellemek için gizli ücretler kullanmaya devam etmesini önleyecek kalıcı bir tedbir talep ediyor. ABD hükümeti, Adobe’nin bu uygulamalarına son vermesini ve müşterilere daha şeffaf ve adil bir iptal süreci sunmasını istiyor.
Xiaomi, elektrikli otomobil pazarında ses getiren SU7 modelinin ardından, şimdi de hibrit destekli bir SUVgeliştirdiğini açıkladı. Çin’de açılan yeni iş ilanı, şirketin hibrit SUV modeline dair planlarını gün yüzüne çıkardı.
İlk Adım: SU7 modeli ile başarı
Geçtiğimiz Haziran ayında piyasaya sürülen Xiaomi’nin ilk elektrikli aracı SU7, satışa sunulduğu andan itibaren büyük bir ilgi gördü. Şu anda sadece Çin’de satılmasına rağmen, SU7 modelinin satışları beklentileri aştı ve Xiaomi’yi bu alanda daha ileriye taşıdı.
Hibrit SUV planları
Yeni iddialara göre Xiaomi, hibrit bir SUV modeli üzerinde çalışıyor. Şirket, hibrit teknolojisini benimseyerek daha fazla menzil sunmayı hedefliyor. Bu, elektriğe alternatif bir çözüm sunarak kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor. Çin’de açılan iş ilanı, Xiaomi’nin hibrit araç planlarını doğruladı. Şirket, “araç termal yönetim teknolojisi rota planlaması ve program formülasyonu” için deneyimli mühendisler arıyor. İş ilanında, başvuru sahiplerinin otomotiv endüstrisinde 15 yıldan fazla deneyime sahip olmaları ve hibrit veya uzun menzilli elektrikli araçlar için termal yönetim entegrasyonu üzerinde en az 10 yıl çalışma şartı aranıyor.
2025’te satışta
Xiaomi’nin ikinci otomobilinin SUV olacağı ve hibrit teknolojisini destekleyeceği netleşmiş durumda. Hibrit SUV modelinin yıl sonunda piyasaya sürüleceği ve 2025 yılında satışa sunulacağı tahmin ediliyor. Şirketin ayrıca 2026 yılında 25 bin dolarlık daha uygun fiyatlı bir elektrikli araç piyasaya sürmeyi planladığı da gelen bilgiler arasında. Ancak şu an için Xiaomi’nin öncelikli hedefi SU7 ve hibrit SUV modeli.
Xiaomi’nin otomotiv sektörüne hızlı girişi ve iddialı planları, gelecekte bu alanda ne kadar etkili olacağının bir göstergesi. Elektrikli ve hibrit araç pazarındaki rekabetin kızışacağı kesin. Xiaomi’nin yeni hibrit SUV modeli merakla bekleniyor.
Apple, geçtiğimiz yıl kullanıcıların beğenisine sunduğu Apple Pay Later hizmetini sonlandırdı. Bu hizmet, kullanıcıların 50 ila 1000 dolar arasında borçlanıp altı hafta içinde faizsiz olarak dört eşit taksitte ödeme yapmalarına imkan tanıyordu. Bugün itibarıyla sona eren Apple Pay Later’ın yerini alacak yeni taksitli ödeme sistemi ise yıl sonuna kadar kullanıma sunulacak.
Apple, yeni sistemle ilgili detayları paylaşırken, Apple Pay kullanıcılarının kredi ve banka,ve online kartları üzerinden çevrimiçi ve uygulama içi alışverişlerde taksitli ödeme yapabileceklerini belirtti. Yeni hizmet özellikler arasında kullanıcıların ödülleri görüntüleyip kullanabilmesi ve uygun taksit seçeneklerini görebilmesi bulunuyor. Ayrıca, hizmetin dünya genelinde birçok ülkede kullanılabilir olacağı vurgulandı.
Apple Pay Later , yeni taksitli ödeme sisteminin yıl sonuna kadar Avustralya, İspanya, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde ANZ, CaixaBank, HSBC, Monzo, Citi ve Synchrony gibi büyük bankalar aracılığıyla kullanıma sunulacağını duyurdu. Ayrıca, ABD’de kullanıcılar Apple Pay ile ödeme yaparken Affirm üzerinden doğrudan kredi başvurusunda bulunabilecekler.
Apple Pay Later hizmetinin sunulmasından sonra geçen süre çok kısa olmasına rağmen, Apple’ın yeni taksitli ödeme sistemi ile daha geniş bir kullanıcı kitlesine ve daha fazla ülkede hizmet sunma amacıyla bu değişikliği yapma kararı aldığı belirtildi.
Bu yeni adım, Apple’ın ödeme sistemleri alanındaki rekabetçi konumunu güçlendirme ve kullanıcılarına daha fazla esneklik sağlama stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Dubai polis filosuna katılan Tesla Cybertruck modeli, şehrin göz alıcı süper otomobil polis araçlarına bir yenisi olarak eklendi. Beyaz renkteki araç, “düşük çözünürlüklü bir balinaya” benzetilmesine rağmen, şehirde sadece bir tane bulunuyor. Dubai polisi tarafından yapılan açıklamaya göre, araç yıl sonunda aktif göreve başlayacak şekilde özel olarak hazırlandı.
Tesla Cybertruck, daha önce de polis aracı olarak modifiye edilmişti; bu önceki versiyon Unplugged Performance UP.FIT firması tarafından üretilmişti. Yeni versiyon ise acil durum ışıkları, güçlü bir siren ve diğer polis ekipmanlarıyla donatıldı. ABD’deki polis birimlerinden gelen talep üzerine, araç üç farklı versiyonla sunulacak: Patrol, Admin ve Tactical. Her bir versiyon, 547 km menzil ve sadece 2.6 saniyede 0’dan 100 km/s hıza ulaşabilmeözellikleriyle dikkat çekiyor.
Tesla Cybertruck, özellikle modifiye edilmiş versiyonlarıyla tanınıyor. Örneğin, bir önceki modeli gerçek altın kaplamaile süslenmişti. ABD pazarında satılan bu ikonik araç, çıkışından bu yana çeşitli ilginç modifiye çalışmalarının merkezinde bulunuyor. Son olarak, popüler YouTube kanalı JerryRigEverything tarafından yapılan elektrokaplamayöntemiyle gerçek altınla kaplanan bir Cybertruck modeli dikkat çekti. Zack Nelson‘ın öncülüğünde gerçekleştirilen bu proje, aracın metal gövdesinin yaklaşık olarak 60 bin dolar değerinde altınla kaplanmasını içeriyordu.
Tesla Cybertruck’ın Dubai polis filosuna katılması, aracın yenilikçi tasarımının ve güçlü performansının polis operasyonlarında nasıl kullanılabileceğine dair bir örnek sunuyor. Dubai’nin sürekli olarak ileri teknolojiye ve dikkat çekici araçlara yaptığı yatırımlarla, Tesla Cybertruck da şehrin polis hizmetlerine modern bir katkı sağlıyor.
apay zeka alanının önde gelen isimlerinden OpenAI’in kurucu ortağı Sam Altman, şirketin stratejisinde köklü bir değişiklik önerisinde bulundu. Altman, OpenAI’i kâr amacı güden bir işletme haline getirme kararı aldı. Bu karar, şirketin finansal sürdürülebilirliğini artırmayı ve büyümesini hızlandırmayı hedefliyor.
Altman’ın öncülüğündeki bu değişim, OpenAI’in kuruluşundan bu yana benimsediği kâr amacı gütmeyen misyonunun geleceğini belirsiz kılıyor. The Information’ın son raporlarına göre, yeni stratejiyle birlikte şirketin kâr amacı gütmeyen yönetim kurulu kontrolünü kaybetme riski bulunuyor.
Sam Altman, ayrıca OpenAI’i kâr amacı güden bir sosyal şirket (B-Corp) olarak yeniden yapılandırma seçeneklerini de değerlendiriyor. Bu adım, şirketin sadece finansal performansını değil, aynı zamanda toplum üzerindeki etkilerinide göz önünde bulunduracağı bir yapıya geçiş yapmasını sağlayacak.
OpenAI’in mevcut kâr amacı gütmeyen modelinin sürdürülebilirliği için yeterli fon sağlama zorluğu, Altman’ın bu stratejik değişiklikleri önerme sebeplerinden biri olarak öne çıkıyor. Altman, şirketin yönetim kurulunu genişleterek ve yeni üyeler ekleyerek bu dönüşüm sürecini yönetmeyi planlıyor.
OpenAI’in yapay zeka alanındaki rolü ve etkisi, şirketin alacağı bu stratejik kararlarla birlikte şekillenecek. Konuyla ilgili gelişmelerin yakından takip edilmesi bekleniyor.
Apple, teknolojisini bir adım öteye taşıyor ve ürün yelpazesini kapsayacak şekilde çok daha ince tasarımlar üzerinde çalışıyor. Güvenilir Bloomberg kaynaklarından gelen bilgilere göre, iPhone 17, MacBook Pro ve Apple Watchmodelleri yepyeni bir tasarıma kavuşacak.
iPhone 17‘nin, 2025 yılında piyasaya sürülmesi planlanan bu yeni tasarımla birlikte kategorisindeki en ince ve en hafif ürün olma hedefine ulaşacağı belirtiliyor. Kaynaklara göre, bu incelik kullanıcıların cebinde telefon taşıdıklarını bile hissetmemelerini sağlayacak kadar iddialı.Sadece iPhone ile sınırlı kalmayan Apple, MacBook Pro ve Apple Watch‘un yeni versiyonlarında da benzer bir incelik hedefliyor. Son tasarım değişikliğinde biraz kalınlaşan MacBook Pro’nun bu sayede eski inceliğine kavuşacağı ve Apple’ın en son tanıttığı M4 iPad Pro’nun 5.1 mm kalınlığıyla şu ana kadarki en ince ürünü olma rekorunu elinden alacağı düşünülüyor.
Apple Watch’un ise bu incelik hamlesiyle birlikte bugüne kadarki en büyük tasarım değişikliğini yaşayacağı öngörülüyor.Geçtiğimiz ay tanıtılan M4 iPad Pro’nun 5.1 mm kalınlığıyla Apple’ın şu ana kadarki en ince ürünü olması, yeni nesil ince Apple cihazlarının başlangıcı olarak görülüyor. Mark Gurman’ın da belirttiği gibi, bu incelik tüm ürün yelpazesine yayılacak ve gelecekte çok daha ince ve hafif Apple cihazlar görmeyi bekleyebiliriz.
Apple’ın bu hamlesi, rakipleri için de büyük bir meydan okuma anlamına geliyor. Teknoloji devi, bu yeni tasarımlarla pazar payını genişletmeyi ve kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor.Apple’dan gelen bu heyecan verici gelişmeler, teknoloji dünyasını yakından takip edenler için büyük bir heyecan kaynağı. Yeni nesil ince cihazların ne zaman piyasaya sürüleceği ve hangi özelliklere sahip olacağı ise merak konusu.
Google Fotoğraflar’ın yenilikçi düzenleyici aracı olan Magic Editor, şimdi daha fazla Android cihazında kullanılabiliyor. Bu özellik ilk olarak Pixel 8 serisiyle tanıtılmış ve Mayıs ayından itibaren tüm kullanıcılara ücretsiz olarak sunulmaya başlanmıştı. Son raporlara göre ise Magic Editor artık Samsung ve eski Pixel cihazlarında da geniş bir şekilde erişilebilir durumda.
Magic Editor, kullanıcılara fotoğraflarında detaylı düzenlemeler yapma imkanı tanıyor. İlk olarak 2023 Google I/Oetkinliğinde duyurulan ve Ekim ayında Pixel 8 ve 8 Pro’da piyasaya sürülen bu özellik, kullanıcıların görüntülerini yeniden tasarlamalarına olanak sağlıyor. Ancak özellik, ücretsiz sürümünde aylık 10 Magic Editor düzenlemesiyle sınırlıydı; daha fazlası için Google One üyeliği gerekiyordu.
Google Fotoğraflar’ın AI araçları da artık ücretsiz olarak sunuluyor ve bu araçlar arasında sihirli silgi, bulanıklığı giderme, portre bulanıklaştırma, HDR efekti gibi seçenekler yer alıyor. Bu değişiklik, Google’ın yapay zeka destekli fotoğraf düzenleme yeteneklerini daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırma çabasının bir parçası olarak dikkat çekiyor.
Henüz iOS kullanıcıları için Google Fotoğraflar uygulamasında Magic Editor sunulmamış olsa da, Android platformunda genişlemesi, Google’ın mobil düzenleme çözümlerini iyileştirme ve çeşitlendirme stratejisini yansıtıyor.
Enerji sektörünün nabzını tutan, yeniliklerin ve çığır açan projelerin buluşma noktası The smarter E Europe bir kez daha kapılarını geleceğe araladı. Fuarın hemen öncesinde gerçekleşen ve heyecanla beklenen The smarter E AWARD 2024 ödül töreni, bu yıl da yenilenebilir enerji alanındaki en parlak zihinleri ve öncü çalışmaları bir araya getirdi.
Beş farklı kategoride verilen ödüller, güneş enerjisi verimliliğinden enerji depolama çözümlerine, e-mobilitedeki dev adımlardan akıllı şebeke teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede, sürdürülebilir bir enerji geleceği için çabalayan şirketlerin başarılarını kutladı.
Güneş enerjisi verimliliği zirve yapıyor
Güneş enerjisi teknolojilerindeki hızlı gelişim The smarter E AWARD 2024’te bir kez daha gözler önüne serildi. Fransız devi ArcelorMittal Construction çatı entegreli fotovoltaik (BIPV) sistemleri için geliştirdiği Helioroof ile hem mimari estetiği hem de enerji verimliliğini bir araya getirmeyi başardı. Hem yeni hem de mevcut çatılara kolayca uygulanabilen Helioroof modülleri hafif ve esnek yapılarıyla dikkat çekerken, 2,17 kilovata kadar pik güç sağlayarak yüksek performans vadediyor.
Alman şirketi NexWafe ise, EpiNex gofretleri ile güneş pili üretiminde devrim yaratmaya aday bir teknolojiye imza attı. Doğrudan gazdan gofrete üretim teknolojisi, geleneksel yöntemlerin yol açtığı malzeme ve enerji kayıplarının önüne geçerek, daha sürdürülebilir ve ekonomik bir üretim süreci sunuyor. EpiNex gofretleri, incelikleri ve yüksek verimlilikleri ile geleceğin güneş enerjisi teknolojilerine de öncülük ediyor.
SMA Solar Technology, büyük ölçekli PV santrallerinin olmazsa olmazı haline gelen Sunny Central FLEX ile The smarter E AWARD 2024’te adından söz ettirmeyi başardı. DC-DC dönüştürücü, invertör, orta gerilim transformatörü ve anahtarlama panosunu tek bir konteynerde bir araya getiren Sunny Central FLEX, şebeke stabilitesi ve enerji kesintilerine karşı da etkin bir çözüm sunuyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde kullanılabilmesi için enerji depolama teknolojileri hayati bir rol oynuyor. The smarter E AWARD 2024’te enerji depolama kategorisinde ödüle layık görülen çözümler, bu alandaki hızlı ilerlemeyi ve çeşitliliği gözler önüne serdi.
Amerikan şirketi ESS Inc., konteynerize demir akış batarya sistemi Energy Center ile dikkatleri üzerine çekti. 1,16 megavat saat depolama kapasitesi ve 174 kilowatt maksimum şarj gücü sunan Energy Center, soğutma gerektirmeyen yapısı ve uzun kullanım ömrü ile öne çıkıyor. Üstelik, demir, tuz ve su gibi bol ve düşük maliyetli malzemeler kullanılarak üretilmesi, Energy Center’ı hem çevre dostu hem de ekonomik bir çözüm haline getiriyor.
Pfannenberg Europe GmbH, mobil ve sabit uygulamalarda sıvı soğutmalı batarya sistemleri için geliştirdiği akıllı termal çözümü Compact Chiller VLV 12 ile The smarter E AWARD 2024’te jüriyi etkilemeyi başardı. Geniş bir sıcaklık aralığında (-25 ile +45°C) 12 kilowatt soğutma kapasitesi sunan Compact Chiller VLV 12, sessiz ve titreşime dayanıklı yapısıyla da öne çıkıyor.
Alman şirketi sonnen GmbH ise, modüler dış mekan enerji depolama sistemi sonnenPro FlexStack ile ticari ve endüstriyel uygulamalar için pratik ve ölçeklenebilir bir çözüm sunuyor. Farklı kapasite seçenekleri sunan sonnenPro FlexStack, yüksek verimliliği ve uzun kullanım ömrü ile dikkat çekiyor.
Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte şarj altyapısının geliştirilmesi ve yenilikçi çözümlerin üretilmesi, e-mobilite sektörünün geleceği için kritik bir önem taşıyor. The smarter E AWARD 2024’te e-mobilite kategorisinde ödül alan projeler, bu alandaki dinamizmi ve yaratıcılığı gözler önüne serdi.
İsviçre merkezli Designwerk Technologies, ağır hizmet tipi elektrikli araçlar için geliştirdiği megavat batarya şarj sistemi ile The smarter E AWARD 2024’te fark yarattı. 2.000 kilowatt saat depolama kapasitesi ve 2,1 megavata kadar deşarj gücü sunan sistem, şebeke kısıtlamalarına karşı tampon depolama özelliği ile de öne çıkıyor. Bu sayede, elektrikli kamyonlar gibi ağır araçlar bile kısa sürede şarj edilebiliyor.
Alman şirketi EcoG, dağıtık şarj mimarisinin verimliliğini artıran EcoG Connect ile The smarter E AWARD 2024’te jüriden tam not aldı. Merkezi güç modüllerini kullanarak dinamik bir doğru akım anahtarlama matrisi sunan EcoG Connect, hem maliyetleri düşürüyor hem de enerji verimliliğini artırıyor.
İsrail merkezli Apollo Power ise, ticari araçlar için geliştirdiği esnek güneş modülleri SolarPaint ile The smarter E AWARD 2024’te sürdürülebilir ulaşım alanındaki vizyonunu gözler önüne serdi. Kamyon ve otobüs gibi araçların çatısına kolayca uygulanabilen SolarPaint modülleri, güneş enerjisi ile araçların elektrik ihtiyacının bir kısmını karşılayarak yakıt tüketimini ve karbon emisyonlarını azaltmaya yardımcı oluyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının artan oranı, enerji şebekelerinin daha akıllı ve esnek hale gelmesini zorunlu kılıyor. The smarter E AWARD 2024’te akıllı entegre enerji kategorisinde ödül alan projeler, bu alandaki ilerlemeyi ve yenilikçi yaklaşımları gözler önüne serdi.
Avusturya merkezli CyberGrid, yenilenebilir enerji sistemlerinin entegrasyonunu ve yönetimini kolaylaştıran yazılım platformu CyberNoc ile The smarter E AWARD 2024’te jüriyi etkilemeyi başardı. Rüzgar, güneş ve batarya gibi farklı enerji kaynaklarını sanal enerji santrallerinde bir araya getiren CyberNoc, gerçek zamanlı veri analizi ile enerji şebekelerinin daha verimli ve istikrarlı bir şekilde yönetilmesine yardımcı oluyor.
Alman şirketi dvlp.energy, güneş, rüzgar ve batarya projeleri için ideal konumlar bulmayı kolaylaştıran yenilikçi yazılım platformu ile The smarter E AWARD 2024’te ödüle layık görüldü. Harita ve uydu verilerini yapay zeka ile birleştiren dvlp.energy, projelerin planlama ve geliştirme sürecini hızlandırıyor ve optimize ediyor.
Alman şirketi The Mobility House ise, batarya depolama sistemlerinin paraya çevrilmesi için geliştirdiği yazılım ve teknoloji platformu Battery Commercialization ile The smarter E AWARD 2024’te jüri özel ödülüne layık görüldü. Battery Commercialization, batarya sahiplerinin enerji piyasalarına katılmasını ve bataryalarından gelir elde etmesini kolaylaştırıyor.
The smarter E AWARD 2024’te üstün projeler kategorisi, sürdürülebilir bir enerji geleceği için ilham veren ve somut çözümler sunan projelere ev sahipliği yaptı. Alman şirketi IO-Dynamics, ticari elektrikli araç filoları için geliştirdiği akıllı şarj çözümü ile The smarter E AWARD 2024’te üstün proje ödülünün sahibi oldu. Proje, şebeke kapasitesini ve enerji talebini optimize ederek elektrikli araçların en verimli şekilde şarj edilmesini sağlıyor.
Alman şirketi MaxSolar, vatandaş katılımıyla hayata geçirdiği 125 MWp’lik güneş enerjisi parkı projesi ile The smarter E AWARD 2024’te jüri özel ödülüne layık görüldü. Proje, yenilenebilir enerji üretimini artırmanın yanı sıra yerel kalkınmaya da katkı sağlıyor.
Suudi Arabistan merkezli Red Sea Global ise, dünyanın en büyük şebeke dışı güneş enerjisi sistemiyle çalışan lüks turizm tesisi projesi ile The smarter E AWARD 2024’te jüriden tam not aldı. Proje, sürdürülebilir turizm alanında çığır açan bir örnek teşkil ediyor.
The smarter E AWARD 2024, yenilenebilir enerji alanındaki dinamizmi, yaratıcılığı ve toplumsal faydayı bir araya getiren projeleri ödüllendirerek, daha sürdürülebilir bir gelecek için umut vadediyor. Ödül alan projeler, aynı zamanda iş dünyası, kamu ve bireyler olarak hepimize düşen sorumlulukları da hatırlatıyor.