Günümüzde dijital mahremiyet, bireylerin kişisel bilgilerini koruma ihtiyacını artırmıştır. Google Haritalar‘ın popüler Sokak Görünümü modu, ev sahiplerine evlerini gizlemek için etkili bir araç sunmaktadır. İşte adım adım evinizi Google Haritalar’da bulanıklaştırmanın detayları:
Google Haritalar’ı Açın: İlk adım olarak, tarayıcınızda maps.google.com’u açın.
Evinize Gitme: Harita üzerindeki gezegen sembolünü kullanarak, evinize yaklaşın ve konumunuzu belirleyin.
Sokak Görünümü İkonunu Kullanın: Haritayı gezdirirken, evinizin tam önündeki yolu seçerek Sokak Görünümü moduna geçin.
Görüntüyü Ayarlayın: Mülkünüze odaklanın ve görüntüyü istediğiniz şekilde ayarlayın. Doğru açıyı bulana kadar ekranı gezdirin.
Sorun Bildirme: Sağ alt köşede bulunan “Sorun bildirin” seçeneğine tıklayarak yeni bir pencere açın.
Adres Kontrolü: Açılan pencerede adresinizi kontrol edin ve doğru olduğundan emin olun. Eğer adres hatalıysa, geri dönün ve düzeltin.
Görüntü Önizlemesi Ayarı: Görüntüyü odaklamak ve netleştirmek için Görüntü Önizlemesini ayarlayın.
Bulanıklaştırma Talebini Gönderin: “Gönder” butonuna tıklayarak, bulanıklaştırma talebinizi ayrıntılı bir şekilde açıklayın. Talebiniz Google Haritalar Ekibi tarafından incelendikten sonra, işlemin tamamlanması birkaç gün sürebilir.
Bulanıklaştırma işlemi bir kere gerçekleştirildiğinde geri alınamaz, bu nedenle talebinizi dikkatlice gönderdiğinizden emin olun.
Unutmayın:
Ev sahipleri, evlerini gizlemeyi düşündüklerinde, bu kararı satış süreçlerini etkileyebilir.
Google Haritalar’ın alternatiflerini düşünmek isteyebilirsiniz. Bing, Yandex ve Apple Haritalar, evinizin görünürlüğünü kontrol etme konusunda başka seçenekler sunabilir.
Mahremiyetinizi koruyarak çevrim içi ortamda daha güvende hissetmek için bu adımları takip ederek evinizi Google Haritalar’da bulanıklaştırabilirsiniz.
Kişisel verilerin işlenmesine dair veri sorumlularının uyması gereken yükümlülükleri düzenleyen KVKK’da yapılması beklenen değişikliklerin bir kısmı 12 Mart 2024 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi. Yeni kanun, yurt dışına kişisel veri aktarımı ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarına dair önemli değişiklikler getirildi.
KVKK’da yapılan değişiklikleri ve bu değişikliklerin iş hayatına nasıl yansıyacağını, firmaların alması gereken önlemleri ve Türkiye’ye gelecek yatırımlara yapacağı etkiyi Bilişim Hukukçusu Av. Görkem Gökçe ile değerlendirdik.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları değişti
Sağlık, cinsel hayat, sendika ve vakıf üyeliği bilgileri ile biyometrik veriler özel nitelikli kişisel veriler olarak düzenleniyor. KVKK, bu verileri halihazırda sağlık ve cinsel hayat verileri ve diğer özel nitelikli kişisel veriler olarak ayırıyordu. Kanun, bu ayrımı büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Bu alandaki en önemli yenilik, pratik dünyada sıkça karşılaşılan istihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki veri işleme faaliyetleri için getirilen düzenleme. Bu kapsamda, ilgili kişinin açık rızası olmasa dahi, gerekli şartlar sağlanırsa, bu sayılan alanlardaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için verilerin işlenmesi mümkün olabilecek.
KVKK ile kişisel verilerin yurtdışına aktarılması sil baştan düzenlendi
Kanun, kişisel verilerin yurtdışına aktarılması için tamamen yeni ve önceki düzenlemelerle farklı bir sistematik benimsiyor. Buna göre; artık üç kademeli ve alternatifli bir aktarım rejimi olacak:
Yeni düzenlemelere göre artık ilgili kişinin açık rızasının olması, verinin yurt dışına aktarılmasına doğrudan imkan vermeyecek. Bu kapsamda, veri sorumlusu ve veri işleyen;
– Kişisel verinin aktarılacağı ülke veya spesifik sektörler için Kurul tarafından verilmiş bir yeterlilik kararı sorgulayacak.
– Yeterlilik kararı yoksa; taraflar ancak belirlenen güvencelerden birini sağlaması halinde verileri yurt dışına aktarabilecek.
– Taraflar güvenceleri de sağlayamıyorsa; sadece “arızi durumlar” için yurt dışına kişisel veri aktarımı yapabilecek. Sürekli kişisel veri aktarımları için kişilerin açık rızasının alınması, artık yurt dışına aktarıma imkan vermeyecek.
Sözleşmeler mutlaka bildirilecek
Yurt Dışına Aktarımda Kullanılacak Standart Sözleşmeler 5 İş Günü İçinde KVK Kurumu’na Bildirilecek.
Yurt dışına veri aktarımı için uygun güvence yöntemlerinden biri olan “standart sözleşmeler” veri sorumlusu veya veri işleyen tarafından 5 iş günü içinde KVK Kurumu’na bildirilecek. Aksi halde, 50.000 Türk Lirası’ndan 1.000.000 Türk Lirası’na kadar idari para cezası düzenlenebileceği öngörülüyor.
Uyumluluk İçin Ne Yapmalı?
Bu durumda veriyle temas eden herkes (veri işleyenler de dahil) tüm veri aktarım süreçlerini tekrar kurgulamak zorunda kalacak. Çünkü artık açık rızaya dayalı aktarım (eğer arızi bir durum yoksa) mümkün olmayacak.
Bu kapsamda, veri sorumluları ve veri işleyenlerin bu esaslı değişiklikleri içselleştirmesi, yeni düzenlemelere uygun aydınlatma süreçleri tasarlaması, veri aktarım taahhütlerinin ve veri aktarımlarının yeni düzenlemelere göre tekrar kurgulaması gerekecek. İlgili kişilerin açık rızasına başvurulabilecek haller tekrar tespit edilmeli ve buna uygun yöntemler belirlenmeli.
Google, yıllık Oyun Geliştiricileri Zirvesi’nde önemli bir duyuru yaparak, kendi PC oyun kataloğunu genişleterek Steam ve Epic Games gibi devlerle doğrudan rekabet etmeye hazırlanıyor. Şirket, 2022 yılında piyasaya sürdüğü PC için Google Play Games‘in ardından, kendi oyunlarını katalogunda daha da artırdığını açıkladı.
Google’ın Play Games for PC aracılığıyla, iş ortaklarıyla birlikte çalıştığı seçilmiş geliştiricilerin yerel Windows oyunlarını kolayca yükleyip oynamanızı sağlayacak. Bu oyunlar arasında Lineage2M, Odin: Valhalla Rising, Genshin Impact ve Dragonheir gibi popüler yapımlar yer alıyor.
Şirket, kendi oyun sayısını artırmayı hedefleyerek, oyunlarla ilgilenen tüm geliştiricilere kapılarını açtı. Şu an için belirtilen bir zaman dilimi olmasa da, geliştiricilerin ilgilerini şimdiden göstermeye başlamaları bekleniyor.
Google, kullanıcılarına sıkı bir entegrasyon vaat ederek, yerleşik platformlar olan Steam veya Epic gibi rakiplerini geride bırakmaya çalışıyor. Google hesabınızla daha sıkı bir entegrasyon, Play Store ödeme yöntemlerini ve kredilerini kullanma imkanı tanıyarak, PC’de Play Pass içeriğine erişmenizi sağlıyor. Ayrıca, mobil ve masaüstü platformlar arasında daha kapsamlı bir bağlantı sağlıyor.
Google, sadece PC oyunlarıyla sınırlı kalmayarak mobil cihazlarda da yenilikler yapmaya devam ediyor. Özellikle, AdMob reklamlarında sunulan yeni sürükleyici reklamların, oyunların daha önemli bir parçası haline gelmesini hedefliyor. Google, “yayıncıların oyun içi reklam deneyimini yeniden tasarlayabileceklerini ve oyun ortamlarına doğal bir şekilde uyan reklamlar gösterebileceklerini” belirtiyor. Bu, seviye araları, seviye ilerlemesi ve daha fazlası gibi çok sayıda yerleştirme seçeneğiyle çeşitli oyun türlerinde işe yarıyor.
Google’ın bu stratejisi, oyun dünyasında önemli bir oyuncu olma yolunda atılmış büyük bir adım gibi görünüyor. Bu gelişmelerle birlikte, Google’ın oyun endüstrisindeki rekabet gücünün önümüzdeki dönemde nasıl evrileceği merakla bekleniyor.
2023 yılında Apple’ın iPhone satışları, Güney Kore pazarında dikkat çekici bir artışla zirveye ulaştı, bu da uzun yıllardır lider konumda olan Samsung’u geride bırakmasına neden oldu.
Apple’ın iPhone modelleri, teknolojik yenilikleri ve kullanıcı dostu arayüzüyle Güney Kore’de büyük ilgi gördü. Özellikle distribütörlerle yapılan anlaşmaların etkisiyle iPhone’un fiyatında yaşanan düşüş, daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını sağladı.
Apple’ın iPhone’u Samsung’u , uzun yıllardır Güney Kore’nin en çok satan akıllı telefon markası olma unvanını taşıyordu. Ancak, Android pazarındaki güçlü rekabet, özellikle Huawei, Google ve Xiaomi gibi rakip firmaların yükselişi, Samsung’un pazar payını olumsuz etkiledi. Ayrıca, markanın yenilik eksikliği ve monoton cihaz tasarımları da tüketicilerin ilgisini diğer markalara çekti.
Apple’ın iPhone’lara eklediği USB-C şarj portu ve RCS mesajlaşma gibi özellikler, tüketicilerin dikkatini çekti. Özellikle telekomünikasyon şirketleriyle yapılan anlaşmalar sayesinde iPhone’larda sunulan arama kaydı özelliği, kullanıcıların iPhone’a geçişini hızlandırdı.
Güney Kore’de Samsung’u geride bırakması, Apple’ın küresel düzeydeki rekabet gücünü artırarak teknoloji dünyasında dikkat çekici bir değişikliğe işaret ediyor. Bu gelişmeler, tüketicilerin tercihlerinde ve akıllı telefon pazarındaki dengelerde yeni bir tablo oluşturuyor.
Güney Kore’de Samsung’un liderliğini kaybetmesi, akıllı telefon endüstrisindeki rekabetin sürekli evrimleştiğini gösteriyor. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Enerjisa Üretim, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek elektrikli araçlar ve farklı şarj tedarikçileri için ortak buluşma noktası olan Charging Hub’ı kuruyor ve aynı zamanda şarj tedarikçilerinin yeşil elektrik tedariğindeki güvencesi oluyor.
Huawei teknolojisi ile sektördeki en hızlı şarj imkanını sunan ve farklı markalara ait şarj cihazlarını tek bir platformda buluşturan Charging Hub’ın çatısı tamamen güneş panellerinden oluşacak ve kendi enerjisini üreten bir model olarak öne çıkacak. Enerjisa Üretim, Charging Hub için yenilenebilir enerji santrallerinde üretilen elektrikten yeşil enerji sertifikası da sağlayacak.
İstanbul Ataşehir’de başlayan pilot çalışmanın, öncelikli olarak Enerjisa Üretim’in rüzgâr santrali yatırımlarının bulunduğu bölgeler ve şehirlerde yaygınlaşması planlanıyor. Yeni kurulacak olan Charging Hub’lar, müşterilere market, kafe ve dinlenme alanı gibi sosyalleşebilecekleri alanlar da sunacak.
Ultra hızlı şarj imkanı
Projenin teknoloji ortağı Huawei, geliştirdiği 720 kw’lık FusionCharge sıvı soğutmalı yüksek hızlı güç ünitesi ile ultrahızlı şarj imkanı sağlayacak. Geliştirilen teknolojik altyapı, iş ortağı Zebra Elektronik dağıtıcıları ile sadece binek ve SUV araçların şarjlarıyla sınırlı olmayıp, hafif ticari ve ağır ticari segmentlerdeki araçların da hızlı şarj edilmesine imkan tanıyacak. Ayrıca güneş enerjisi ve enerji depolama sistemleri ile entegre edilebilen yüksek hızlı şarj altyapısı sayesinde şarj gücü ihtiyaca göre dinamik olarak ayarlanabilecek ve dağıtıcılar arasında paylaşılabilecek. Bu sayede şebeke kullanımı azalacak ve şarj eş zamanlılığı önemli ölçüde artacak. 10 yıl kullanım ömrüyle yüksek verimli, hızlı ve güvenilir şarj imkanı sağlayan FusionCharge sıvı soğutmalı güç ünitesi, artan elektrikli araç penetrasyonu ile oluşan beklenmedik şebeke yüklenimlerinin önüne geçecek. Şarj tesislerinin temelini oluşturması beklenen ünite ile operatörler ve taşıyıcılar, şarj tesisi işletme ve bakım maliyetlerinden tasarruf ederken kullanıcılar daha iyi bir şarj deneyiminden yararlanacak.
Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, şunları söyledi: “Elektrikli araçlara geçiş sürecinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaştığı bu dönemde lansmanını gerçekleştirdiğimiz Charging Hub, tüm şarj istasyonları için bir buluşma noktası olma özelliği taşıyor. Yeni nesil araçların teknolojisini destekleyecek şarj istasyonları hem uzun menzil sağlaması hem de hızlı şarj özelliği ile müşterilere zaman kazandırması açısından oldukça kritik. Enerjisa Üretim olarak yenilenebilir enerji konusunda gerçekleştirdiğimiz tüm yatırımlar bir noktada şarj istasyonları için şebekeyi de besleyecek önemli bir unsur haline geliyor. Huawei, Zebra Elektronik ve Altensis gibi konunun uzmanı güçlü paydaşlar ile yeşil enerji kullanımını teşvik etmek ve elektrikli araçlar için erişilebilir bir altyapı sağlamak amacıyla çalışıyoruz. Ülkemize olduğu kadar dünyaya da model olabilecek bir örnek oluşturmanın heyecanıyla elektrikli şarj istasyonlarında ilham verecek yenilikler gerçekleştirmek istiyoruz.”
Huawei Türkiye Dijital Enerji İş Grubu Genel Müdürü Gavin Zhao, Türkiye’de e-mobilitenin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin gelecek yüzyılı için belirlediği en önemli hedefler arasında olan sürdürülebilir kalkınma ve enerji politikaları kapsamında dijital güç odaklı Ar-Ge ve inovasyon stratejileri son derece kıymetli bir yerde duruyor. Huawei Türkiye olarak; geliştirdiğimiz yenilikçi ve entegre enerji çözümler ile değer zincirinde katma değer yaratıp, dijital enerji dönüşümüne geçişi hızlandırmayı amaçlıyoruz. Şüphesiz, bu dönüşümü destekleyecek en önemli etken, sektör paydaşlarımızla kurduğumuz iş birlikleri olacaktır. Bugün, Huawei ve Zebra Elektonik teknoloji altyapısı ile Enerjisa Üretim bünyesinde faaliyet gösterecek Türkiye’nin ilk Charging Hub’ını duyurmanın heyecanını yaşıyoruz. Hayata geçirilen bu projenin enerji dönüşümünde yönlendirme gücü olacağına inanıyoruz.”
Zebra Elektronik CEO’su Berkay Somalı ise “Geliştirmiş olduğumuz donanım ve yazılımlarla elektrikli araç şarj sektöründe sürdürülebilir bir gelecek için üretmeye devam ediyoruz. Zebra Elektronik’in yeni ürünü Boost-e Yüksek Hızlı Şarj Cihazı bu proje ile sahalarda yerini alacak ve şarj süresinin kısalığı ile elektrikli araç kullanımını teşvik etmede önemli bir rol oynayacak. Charging Hub Projesi’nde yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanacak şarj hizmetleri sürdürülebilir bir ulaşım sisteminin oluşturulmasına katkı sağlayacak. Bu bağlamda Enerjisa Üretim ve Huawei ile iş birliği yapmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz ‘’ dedi.
Rekabet Kurulu, bugün Ford Motor Company ve Volkswagen AG arasında bir tonluk ticari araçların geliştirilmesi, bu araçların tedariki ve üretimi konusunda yapılan anlaşmaya muafiyet tanındığını açıkladı. İşte ayrıntılar…
Rekabet Kurulu’ndan Ford ve Volkswagen için yeşil ışık
Aktarılan bilgilere göre söz konusu bir tonluk ticari araçlar, Ford Otomotiv Sanayi AŞ‘nin Kocaeli’ndeki tesislerinde üretilecek. Anlaşma kapsamında üretilecek ilk araçların yeni nesil Ford Transit Custom ve Ford Tourneo Custom ailesinin dizel, şarj edilebilir hibrit ve tam elektrikli varyasyonları olacağı aktarıldı. Odak noktası, bu üretimle özellikle ihracat pazarlarını hedeflemek olarak belirlendi.
Aktarılan bilgilere göre Ford, 2020-2025 yılları içerisinde 1 milyar 390 milyon euroluk bir yatırım yapacak. Ayrıca bir tonluk ticari araç üretim kapasitesini 405 bine yükseltecek. Tabii bunun bir öngörü olduğunu belirtelim. Rekabet Kurulu, firmanın yaklaşık 11 yıllık üretim planına başlamasının beklendiğini ifade etti.
Ford Motor Company ve Volkswagen AG arasındaki bu stratejik iş birliği, sadece ölçek ekonomileri ve maliyet verimliliklerini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’deki yatırımlar, üretim teknolojileri ve istihdam alanlarına da önemli katkılarda bulunacak.
Rekabet Kurulu tarafından yapılan ilgili açıklama şu şekilde;
“Rekabet Kurulu, verdiği muafiyet kararıyla büyüme ve istihdama katkı sağlayan işbirliklerine olumlu yaklaştığını ve Türkiye’nin otomotiv sektöründe uluslararası ve bölgesel bir üretim merkezi haline getirilmesi yönündeki çabaları desteklediğini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Rekabet Kurulunca alınan karar sonrasında, tarafların ortak teknoloji ve bileşenlerin kullanımı ile elde edeceği ölçek ekonomileri ve maliyet etkinliklerinin yanı sıra Türkiye’de yatırıma, istihdama ve üretim teknolojisine sağlanacak katkılar olması beklenmektedir.”
Peki ya siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Eski ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social‘ı satmak istediğini Elon Musk’a sordu. Teklif henüz resmi bir anlaşmaya dönüşmedi, ancak Musk ile Trump arasındaki iletişim arttı. Washington Post’un bildirdiğine göre, SpaceX, Tesla ve X’in sahibi Musk’a yapılan teklif şu ana kadar sonuçlanmamış olsa da, ikili arasındaki görüşmelerin devam ettiğini gösteriyor.
Geçmişte Twitter ve Facebook tarafından engellenen Trump, Truth Social adlı yeni sosyal medya platformunu kurmuştu. Ancak Trump’ın bu platformu satmak istediği bilgisi ortaya çıktı. İki işadamı arasındaki ilişki, Trump’ın Truth Social’ı satma isteği üzerine daha fazla iletişim kurmaya başlamış gibi görünüyor. Trump’ın danışmanlarına göre, Musk ile ikili arasında siyaset ve iş dünyasıyla ilgili başka görüşmeler de yapılmıştır.
Musk, Truth Social’ı satın almak veya başka bir işbirliği konusunda henüz resmi bir açıklama yapmasa da, Trump’ın Palm Beach, Fla.’da bir toplantıda Musk ve diğer güçlü Cumhuriyetçi bağışçılarla bir araya gelmiş olması dikkat çekiyor. Musk, Truth Social ve Trump ile yaptığı görüşmeler hakkında sorulara yanıt verirken, Trump’ın mülkü olan “Mar-a-Lago’ya” hiç gitmediğini belirtti.
Musk, Twitter’ın Trump’ın hesabını yasaklamasını kınamış ve Trump’ın hesabını 2022’nin sonlarında tekrar etkinleştirmişti. Ancak Musk, geçmişte Trump’ın Truth Social’ını eleştirmiş ve 2022’de platformunun adını beğenmediğini belirtmişti. Trump’ın platformu satışa çıkarmak istemesi, ikili arasındaki ilişkinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Asli görevleri arasında toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak, genç bilim insanlarını teşvik etmek olan TÜBA, 2021 yılında ihdas ettiği TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülleri TEKNOFEST’in öncelikli alanları özelinde hazırlanan, tüm alanlarda yetişmiş nitelikli insan kaynağını artırmak amacıyla bilim insanlarını ödüllendirmeye devam ediyor. Teknoloji ve tasarım, bilgi ve iletişim teknolojileri, eğitim, sağlık, tarım ve ekoloji teknolojileri ve biyoteknoloji ile milli teknoloji hamlesinin uluslararası ilişkiler, kalkınma politikaları, eğitim yaklaşımları, güvenlik politikaları konularını içeren doktora tezlerini teşvik etmek, desteklemek ve onurlandırmak üzere ulusal düzeyde uygulamaya konan ödül programına başvurular bireyselin yanı sıra, TÜBA Üyeleri ile YÖK, TÜBİTAK, TÜSEB ve Üniversite Rektörlükleri tarafından da gerçekleştirilebiliyor.
TEKNOFEST’in düzenlendiği yıldan önceki üç yıl içerisinde; 2021-2023 yılları arasında savunması tamamlanan doktora tezi başvuruları TEKNOFEST yarışma alanlarına yönelik TÜBA tarafından açıklanan tematik program ile ilgili konu başlıklarını içermesi ve tezden çıkan yayın, patent, ürün ve bilimsel faaliyetleri açısından değerlendiriliyor. Ödüle daha önce başvuran adaylar, kendi bilimsel dosyalarında tezleri ile ilgili ek yeni yayın, patent, ürün gibi performans artışı olduğunu belirtmek ve belgelemek koşuluyla ve başvuru şartında ilan edilen yıllarda tezlerini bitirmiş olmak şartıyla tekrar başvuru yapabiliyor.
Ödül Programı kapsamında 2024 yılı için birinci olan tez yazarına 75.000, ikinciye 60.000 ve üçüncüye ise 50.000 Türk Lirası ödül veriliyor.
Amazon Web Services (AWS), yazılım geliştirme sürecinde devrim yaratmak için yenilikçi yapay zeka odaklı araçlar başlattı. Amazon CodeWhisperer genel müdürü ve Amazon Q yazılım geliştirme direktörü Doug Seven liderliğinde geliştirilen bu araçlar, geliştirici üretkenliğini artırmayı ve kodlama görevlerini kolaylaştırmayı vaat ediyor.
Bu girişimin ön saflarında CodeWhisperer ve Amazon Q yer alıyor. CodeWhisperer, bağlamsal kodlama önerileri sunarak ve koddaki güvenlik açıklarını tespit ederek geliştiricilere yardımcı oluyor ve böylece daha sorunsuz bir geliştirme deneyimi sunuyor. Öte yandan Amazon Q, geliştiricilere kod açıklamaları, yeniden düzenleme ve hata ayıklama görevlerinde yardımcı olan bir asistan görevi görüyor. Her iki araç da kodlama sürecini basitleştirmek ve hızlandırmak için üretken yapay zekadan yararlanıyor.
Şirketlerin standartlarına göre özelleştirilebiliyor
CodeWhisperer’ın öne çıkan özelliklerinden biri, şirketlerin kodlama önerilerini kendi iç çerçevelerini ve kodlama geleneklerini yansıtacak şekilde uyarlamalarına olanak tanıyan özelleştirme seçenekleri. Bu, geliştiricilerin kuruluşlarının tercihlerine uygun öneriler almasını sağlayarak daha verimli kodlama uygulamalarına yol açıyor. Üstelik AWS, geliştiricilerin teknik karmaşıklıklara takılıp kalmadan kodlarına odaklanabilmesini sağlamak için karmaşık yapay zeka modellerini ve algoritmalarını soyutlayarak kullanıcı dostu bir yaklaşımı vurguluyor.
Hızlandırılmış öğrenme ve gelişmiş üretkenlik
CodeWhisperer gibi yapay zeka destekli araçlarla ilişkili başlangıçta bir öğrenme süreci olmasına rağmen, tüm deneyim seviyelerindeki geliştiriciler hızlı bir şekilde uyum sağlayabilir ve artan üretkenlikten yararlanabiliyor. AWS, CodeWhisperer kullanan geliştiriciler arasında görev tamamlama oranlarında ve hızlarında önemli iyileşmeler olduğunu ve katılımcıların görevleri rakiplerinden 57 kat daha hızlı gerçekleştirdiğini iddi ediyor. Üstelik CodeWhisperer, yardım ihtiyacını azaltarak ve daha kendine güvenen ve verimli bir geliştirme ortamını teşvik ederek daha sorunsuz bir işbirliğini kolaylaştırıyor.
Google, AI sohbet robotu Gemini’nin bu yıl gerçekleşecek küresel seçimlerle ilgili soruları yanıtlamasını kısıtlıyor. Firma, yaptığı açıklamada teknolojinin dağıtımında olası yanlış adımlardan kaçınmayı amaçladığı için böyle bir yola gittiğini belirtti.
Güncellemenin, görüntü ve video oluşturma da dahil olmak üzere üretken yapay zekadaki ilerlemelerin halk arasında yanlış bilgi ve sahte haber endişelerini körüklediği ve hükümetleri teknolojiyi düzenlemeye sevk ettiği bir zamanda gelmiş olması, ilgi çekici.
Joe Biden ile Donald Trump arasında yaklaşan ABD başkanlık seçimi gibi seçimler sorulduğunda Gemini, “Bu soruya nasıl cevap vereceğimi hâlâ öğreniyorum. Bu arada Google Arama’yı deneyin” yanıtını veriyor.
Google, Aralık ayında ABD’de kısıtlamaların seçimden önce yürürlüğe gireceğini açıklamıştı.
Bir şirket sözcüsü Salı günü yaptığı açıklamada, “2024’te dünya çapında gerçekleşecek birçok seçime hazırlık olarak ve çok dikkatli davranarak, Gemini’nin yanıt vereceği seçimle ilgili sorgu türlerini kısıtlıyoruz” dedi.
ABD’nin yanı sıra, aralarında Güney Afrika ve dünyanın en büyük demokrasisi olan Hindistan’ın da bulunduğu birçok büyük ülkede ulusal seçimler yapılacak. Hindistan, teknoloji firmalarından “güvenilmez” veya deneme aşamasında olan yapay zeka araçlarının kamuya açıklanmasından önce hükümet onayı almalarını ve bunları yanlış yanıt verme potansiyeline göre etiketlemelerini istedi.
Google’ın AI ürünleri, Gemini tarafından oluşturulan bazı tarihsel insan tasvirlerindeki yanlışlıklar yüzünden geçen ayın sonlarında sohbet robotunun görüntü oluşturma özelliğini duraklatmak zorunda kaldıktan sonra, güvenilmez olarak nitelendirilmeye başlanmıştı. CEO Sundar Pichai, şirketin bu sorunları çözmek için çalıştığını söyledi ve sohbet robotunun yanıtlarını “önyargılı” ve “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirdi.
Apple’ın Vision Pro cihazı, teknoloji camiasında ilgiyle karşılansa da özellikle de 3.500 dolarlık fiyat etiketi nedeniyle pek çok eleştiriye konu oldu. Ancak cihazın kurumsal sektörlerde kullanımı devrim niteliğinde olabilir. Örneğin İngiltere’de cerrahlar ülkede karma gerçeklik başlığının kullanıldığı ilk ameliyatı gerçekleştirdi.
Apple, son tüketiciyi hedef almakla birlikte Vision Pro’nun büyük başarı elde edeceği alanlardan birinin tıp endüstrisi olmasını umuyor. Daily Mail’in haberine göre, Londra’daki özel Cromwell Hastanesi’nde bir hastanın omurgasını onarmak için kısa süre önce gerçekleştirilen bir operasyon sırasında, cerrahın yanında çalışan bir hemşire hazırlık yapmak, prosedürü takip etmek ve doğru aletleri seçmek için Vision Pro’yu kullandı. Bu, Birleşik Krallık’ta Vision Pro’nun kullanıldığı ilk operasyon oldu.
Ameliyat sırasında Apple’ın sanal gerçeklik cihazında çalışan yazılım, Microsoft’un HoloLens’i için de benzer programlar hazırlamış olan ABD’li eXeX şirketinden geliyor. Basın açıklamasına göre bu yazılım hemşirelere ve teknisyenlere ameliyat odasının steril alanı içinden cerrahi düzeneğe ve prosedür kılavuzlarına hem holografik hem de dokunmatik erişim imkânı sunuyor. Yazılım ayrıca bir ameliyatın her aşamasını izliyor ve ameliyatın diğer cerrahlar tarafından gerçekleştirilen önceki prosedürlere kıyasla ne kadar iyi gittiğini ölçebiliyor.
London Independent Hospital’ın baş ameliyat hemşiresi Suvi Verho, “Vision Pro insan hatasını en aza indiriyor ve tahmin yürütmeyi ortadan kaldırıyor,” diyor ve eklliyor: “Ameliyatta size güven veriyor.”
Vision Pro İngiltere’de ilk kez bir ameliyat sırasında kullanılırken, cihazın bir ameliyathanede ilk kez kullanılışı geçen ay, piyasaya sürülmesinden sadece üç gün sonra, Orlando’da ikamet eden ve dünyaca ünlü Beyin Cerrahı Dr. Robert Masson’un birkaç omurga rekonstrüksiyonu ameliyatı sırasında cihazı takmasıyla gerçekleşmişti. Masson, “Cerrahide yeni bir çağdayız ve cerrahi ekiplerimiz ilk kez görsel holografik rehberlik ve haritaların parlaklığına sahip olarak her cerrahi ekip ve tüm uzmanlık alanlarındaki her ameliyat için görsel-uzamsal ve zamansal oryantasyonu geliştiriyor” demişti.
Vision Pro, dünya çapında çeşitli sağlık kuruluşları tarafından farklı alanlarda deneniyor. Cerrahiye yardımcı olmanın yanı sıra radyoloji, hasta izleme, tıbbi eğitim ve planlama, terapi ve hastalıkların erken belirtilerini tespit etmek için de kullanılıyor.
YouTube artık bir Google hesabından çıkış yapan ya da Gizli mod kullanan kullanıcılara önerilen videoları göstermiyor ve bu da insanların her zaman hizmette oturum açmaları için baskıya maruz kaldıkları endişesinin artmasına neden oluyor. Şu anda yayılmakta olan bu değişiklik, herhangi bir video veya ne izleneceğine dair ipuçları içermeyen basit bir YouTube ana sayfası gösteriyor.
Daha önce, gizli modda ya da giriş yapmadığınızda bile Google size video önerileri göstermeye devam ediyordu. Artık kullanıcılar YouTube’u gizli modda açtıklarında “Başlayın” ve “İlginizi çekebilecek içeriklerle dolu bir akış oluşturmamıza yardımcı olmak için video izlemeye başlayın” şeklinde bir mesaj görüyor ve videolar artık önerilmiyor. Ayrıca arama ve izleme geçmişini temizleyen ya da geçmiş ayarlarını kapatan kullanıcılar da oturum açtıklarında hiçbir öneri görmüyor.
Uzmanlar, YouTube’un bu konuda ısrarcı olduğunu ve kullanıcıların geçmiş ayarlarını açmalarını sağlamaya çalıştığını düşünüyor. Google tarafından 2006 yılında 1,65 milyar dolar karşılığında satın alınan YouTube, dünyanın en popüler video paylaşım platformu olmaya devam ediyor. Massachusetts Amherst Üniversitesi araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 14 milyarın üzerinde video içerik barındıran platform, Google’ın reklam gelirlerinde de önemli bir yere sahip. 2023 yıl sonu rakamlarına göre Google, sadece YouTube reklamlarından 31,5 milyar dolar gelir elde etmiş durumda. Bu rakama ek olarak, popüler video platformunu reklamsız olarak izlemek isteyen kullanıcılardan da aylık 13.99 dolar (ülkemizde 57,99 TL) ücret alınıyor.
Söz konusu reklam ve abonelik gelirlerinden mahrum olmak istemeyen Google, geçtiğimiz aylarda reklam engelleyicileri (AdBlocker) tamamen devre dışı bırakmak için adeta bir savaş başlatmıştı. YouTube’un Hizmet Şartları, yasal olan reklam engelleme uzantılarının kullanımını spesifik olarak yasaklamaktan aciz. Bununla birlikte YouTube kullanan herkesin mecburen kabul ettiği sözleşmede yer alan “Kullanıcıların hizmetin herhangi bir bölümünü atlatamayacağını, devre dışı bırakamayacağını, hileli bir şekilde meşgul edemeyeceğini veya başka bir şekilde müdahale edemeyeceğini” düzenleyen maddesi YouTube’a imkân tanıyor.
Arama devi, bir yandan reklam engelleyicilere savaş açarken bir yandan da kullanıcıları kendisine daha fazla çekebilmek adına sevdikleri türde video ve içerikleri göstermek adına canla başla çalışıyor. Ancak firmanın bu çabaları çoğunlukla aşırıya kaçtığı için kullanıcılardan ciddi eleştiriler almaya devam ediyor.
Roku, kullanıcıların Netflix, Hulu ve Amazon Prime Video gibi hizmetlere erişmesini sağlayan özel işletim sistemini çalıştıran akış çubukları ve kutuları satan aynı zamanda da ev otomasyon kitleri, ses ve ışık sistemleri ve TV’ler sunan bir dijital medya ve akış içeriği şirketi olarak biliniyor. Firma yaşanan veri ihlalini ilk kez Cuma günü açıkladı ve 15.363 müşteri hesabının bir kimlik bilgisi doldurma saldırısıyla ele geçirildiği uyarısında bulundu. Kimlik bilgisi doldurma saldırısı, tehdit aktörlerinin veri ihlallerinde açığa çıkan kimlik bilgilerini toplaması ve daha sonra bunları başka sitelerde, oturum açmak için kullanmaya çalışması olarak özetlenebilir.
Şirket, bir hesap ihlal edildiğinde, tehdit aktörlerinin şifreler, e-posta adresleri ve gönderim adresleri de dahil olmak üzere hesaptaki bilgileri değiştirmesine izin verdiğini söylüyor. Bu da gerçek kullanıcıyı tamamen hesabın dışında bırakarak tehdit aktörlerinin, yasal hesap sahibi sipariş onay e-postalarını almadan, kayıtlı kredi kartı bilgilerini kullanarak alışveriş yapmalarına olanak sağladı.
Veri ihlali bildiriminde “Aynı kullanıcı adı/şifre kombinasyonlarının bu tür üçüncü taraf hizmetlerinin yanı sıra belirli bireysel Roku hesapları için de giriş bilgisi olarak kullanılmış olması muhtemel görünüyor” deniyor ve şu ekleme yapılıyor: “Sonuç olarak, yetkisiz kişiler üçüncü taraf kaynaklardan giriş bilgilerini elde edebilmiş ve daha sonra bunları belirli bireysel Roku hesaplarına erişmek için kullanabilmiştir. Erişim sağladıktan sonra, etkilenen bireysel Roku hesapları için Roku giriş bilgilerini değiştirdiler ve sınırlı sayıda durumda yayın abonelikleri satın almaya çalıştılar.”
Roku, etkilenen hesapların güvenliğini sağladığını ve olayı tespit ettikten sonra parola sıfırlamaya zorladığını söylüyor. Buna ek olarak, platformun güvenlik ekibi, bilgisayar korsanları tarafından gerçekleştirilen yetkisiz satın alımlar nedeniyle herhangi bir ücretlendirme olup olmadığını araştırdı ve ilgili abonelikleri iptal etmek ve hesap sahiplerine para iadesi yapmak için adımlar attı. Buna karşın ne yazık ki Roku, kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi durumunda bile ele geçirmeleri önleyen iki faktörlü kimlik doğrulamayı desteklemiyor.
Roku hesapları yalnızca 50 sente satıldı
Roku, müşterilerin doğrudan Roku hesapları üzerinden akış abonelikleri satın almalarına olanak tanıyor. Bu sayede müşteriler tüm yayın hizmetlerini tek bir hesap üzerinden yönetebiliyor. Bununla birlikte, bir abonelik eklerken, Roku müşterilerin kredi kartı bilgilerini çevrimiçi hesaplarında saklar, böylece gelecekteki satın alımlar için kolayca kullanılabilirler. Bu da aslında hesabı çalınan gerçek kullanıcının daha da fazla zarara uğraması anlamına geliyor.
Çalınan hesapları satın alanlar, bu hesapları kendi bilgileriyle ele geçiriyor ve kameralar, uzaktan kumandalar, ses çubukları, ışık şeritleri ve yayın kutuları satın almak için kayıtlı kredi kartlarını kullanıyor. Alışverişlerini yaptıktan sonra, çalıntı hesap pazarlarıyla ilişkili Telegram kanallarında redakte edilmiş sipariş onay e-postalarının ekran görüntülerini paylaşmaları yaygın görülen bir durum.
Sesinizin kaydedilmesi belki ilk bakışta size zararsız görünebilir, ancak aslında sesiniz kimliğinizin bir parçasıdır. Günümüzde deepfake video ve ses dolandırıcılıklarından tutun da kimlik tespiti ve kişilik analizine kadar sesiniz aslında pek çok alanda siz farkına bile varmadan sizin aleyhinize kullanılabilir. Dolayısıyla ses mahremiyeti oldukça önemlidir. Örneğin geçtiğimiz aylarda ABD Başkanı Joe Biden’ın sesinin yapay zekâ destekli ses taklit araçları ile klonlandığı ve Demokrat Parti seçmenlerine yapılan sahte aramalarda kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine oldukça kritik bir karara imza atan ABD Federal İletişim Komisyonu, robot çağrılarda yapay zekâ kullanımını yasaklamıştı.
ABD Başkanı veya herhangi bir ünlünün sesinin kullanılması olağan, ama kendi sesinizin size karşı kullanılması pek olası gelmiyorsa bir daha düşünün. Kimliğinizin bir parçası olan sesiniz aslında operatörlere ve bankacılık uygulamalarına “Onaylıyorum” diyerek verdiğiniz ödeme, abonelik ve/veya iptal onaylardan tutun da, bir yakınınıza sizmiş izlenimi vererek yapılacak çağrılara kadar geniş bir potansiyel kullanım (ve dolandırıcılık) alanına sahip. Üstelik yapay zekâ araçları da hız kesmeden gelişmeye devam ediyor.
Neyse ki bu konuda, yani ses mahremiyeti üzerine çalışan firmalar da var. Fransa’nın Lille şehri merkezli Nijta da bu alandaki startup firmalardan birisi. Nijta, gizlilik gerekliliklerine uyması gereken müşterilerine yapay zekâ destekli konuşma anonimleştirme teknolojisi sağlayarak bu konuda yardımcı olmayı umuyor. Adı Hintçe’de gizlilik anlamına gelen Nijta, iş kurmak isteyen doktoralı girişimcileri desteklemeyi amaçlayan bir program olan Inria Startup Studio’dan doğdu. Fransız derin teknoloji VC fonu Elaia ve Lille merkezli yatırım şirketi Finovam Gestion da dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan 2 milyon euro fon toplayan firmanın öncelikli müşterileri ise çağrı merkezleri ve B2B şirketler.
Büyüyen kullanım alanları
Njita’nın CEO’su Brij Srivastava “Avrupa bizim öncelikli pazarımız” derken bunun sebebini ise “Bölgede yürürlükte olan GDPR aslında çok güçlü bir veri gizliliği yasası” şeklinde açıklıyor. Elaia yatırım direktörü Céline Passedouet yaptığı açıklamada, “Nijta’nın yapay zekâ destekli ses anonimleştirme teknolojisi, veri gizliliği konusunda giderek daha fazla endişe duyan ve üretken yapay zekâ konusunda heyecan duyan birçok işletme için bir çözüm sunuyor” diyor.
Çağrı merkezleri genel olarak Nijta’nın potansiyel müşterileri ancak bazen daha farklı ve spesifik projeler de söz konusu olabiliyor. Örneğin tıbbi acil durum çağrılarını daha iyi ele almayı amaçlayan bir proje olan Oky Doky bunlardan birisi. Yapay zekânın bu alanda firmalara nasıl yardımcı olabileceğini görmek kolay olsa da, hem konuşmacının kimliğini hem de kişisel olarak tanımlanabilir bilgileri eğitim verilerinden çıkarmak için seslerin anonimleştirilmesi son derece kritik ve bu noktada devreye Njita giriyor.
Nijta, işledikleri ve nihai veri halinde getirdikleri tüm içeriklerin filigranlı olduğunu bildiriyor. Yani ses mahremiyeti konusunda iddialılar. Girişim ayrıca Nijta Voice Harbor’ın korumasının, röportaj yaptıkları kurbanları korumayı uman medya kuruluşları tarafından akılsızca kullanılan bazı ses modifikasyonlarının aksine, geri döndürülemez olduğunu söylüyor.
Öncelikli hedef Avrupa pazarı
Sesle ilgili gizlilik konularında farkındalık eksikliği özellikle son kullanıcılar bazında Nijta’nın yüzleşmek zorunda kalacağı zorluklardan birisi. Ancak B2B ve Avrupa ile başlamanın mantıklı görünmesinin nedeni de tam olarak bu: Son kullanıcılar ses mahremiyeti konusunda ısrarcı olmasalar bile, ağır para cezası riskleri nedeniyle şirketler bu konuda çok daha dikkatli davranmak zorundalar.
Nijta, örneğin kayıtlı mesajların güvenliğini sağlamak amacıyla B2C’ye doğru genişlemeyi umuyor. Srivastava, “Güvenli iletişim için gerçek zamanlı anonimleştirme de çok aktif olarak araştırdığımız bir şey” dedi. Ancak B2C birkaç yıl daha sürecek gibi görünüyor zira Nijta aslında sadece 7 kişinin çalıştığı bir startup konumunda. Firma bu konuda genişleme çalışmaları yaptıklarını bildirmekte.
Ancak Nijta’nın uluslararası arenaya açılabilmesi için çok dilli olması gerekecek. Bu büyük bir Ar-Ge zorluğu, ancak girişim Avrupa ve Asya’yı hedefleyerek bu konu üzerinde de çalışıyor. Girişimin Bpifrance’ın derin teknoloji geliştirme yardımından yararlanacak olması ve ayrıca Ar-Ge harcamalarını finanse etmek için yaklaşık 1 milyon euroluk bir birleşik hibe almış olması da bu süreci hızlandırabilir.
Dijital sanat dünyasında projeksiyon cihazlarının kullanımı yapay zeka ve lazer teknolojisiyle hızlanıyor. Epson’un lazer projeksiyon teknolojisi, görsel sanatlar, performans sanatları ve mekan enstalasyonları gibi çeşitli sanat dallarında etkileyici ve sürükleyici sanatsal deneyimler yaratıyor. Türkiye’nin en önemli sergileri ve müzelerinde sanat ve tarihi canlandıran Epson, İstanbul’dan sonra Bursa Downtown AVM’de açılan X-Media Art Museum by DAS DAS’ta da yapay zekayla oluşturulan eserleri sanatın yeni formunda yansıtıyor. İstanbul ve Bursa’dan sonra Anadolu’nun farklı şehirlerinde de müzeler ve sanatçıları destekleyecek olan Epson, dijital sanat evrenini genişletmeyi hedefliyor.
İstanbul’dan sonra Bursa Downtown AVM’de açılan X-Media Art Museum by DAS DAS’ta da yapay zekayla oluşturulan eserler dev perdelerde sergileniyor. Yapay zeka sanat müzesini ve kullanılan teknolojiyi @epsonTR Projeksiyon İş Çözümleri’nden Erdal Bilimli’ye sorduk. pic.twitter.com/7fmAW3O1fT
Epson’un projeksiyon ürünleri, görsel sanatlar alanında dijital resimlerin ve videoların büyük ölçekli ve yüksek çözünürlüklü sunumlarını sağlamak için kullanılıyor. Aynı zamanda, karmaşık desenler, renkler ve hareketli görseller ile deneysel bir boyut kazandırarak, sanat eserlerinin etkileyici hale getirilmesine olanak tanıyor. Daha önce Epson’un lazer projeksiyonlarıyla Hope Alkazar’daki Refik Anadol’un Alkazar Rüyası eseri ile başlayan serüven günümüzde Selçuk Artut Sonsuza Uzanan Motifler: Yeniden Yorumlar eseriyle devam ediyor. İstanbul X-Media Art Museum by DAS DAS’tan, Alice Müzikali ve Truva Müzesi’ne kadar projeksiyonlarla etkileyici deneyimler yaşatan Epson, şimdi de Bursa’da açılan Downtown X-Media Art Museum by DAS DAS’ta sanatseverlere sınırları zorlayan bir yolculuk sunuyor.
Ouchhh tarafından hazırlanan, Leonardo da Vinci’nin dehası ve Van Gogh’un duygusal dokunuşları, ‘PARALLEL UNIVERSE’ (Paralel Evren) sergisinde yapay zeka tarafından yeniden yorumlanıyor. Leonardo’nun ve Van Gogh’un hayat boyu çizdiği tüm eskizleri, resimleri ve çalışmaları, yapay zeka algoritmaları sayesinde canlanıyor.
Farklı şehirlerden talep yağıyor
Dijital sanat evrenini büyütmek için çalıştıklarını belirten Epson Profesyonel Projeksiyon Ürünleri Ülke Müdürü Erdal Bilimli, bu alandaki katkılarını şöyle anlattı: “Bursa Downtown AVM X-Media Art Museum by DAS DAS’ta 20 adedi 16.000 lümenlik ve 4Ke lazer özellikli Epson EB-PU2216B ve 8 adedi 20.000 lümenlik 4Ke lazer Epson EB-PU2220B olmak üzere toplam 28 lazer projeksiyon ürünü kullanılıyor. 4Ke Geliştirme Teknolojisi ile dikkat çeken bu ürünler dijital sanat ve enstelasyon projeleri alanında büyük ilgi görüyor. X-Media iş birliğimiz büyümeye devam ediyor. Dünyanın farklı ülkelerinde dijital sanatların en büyük destekçisi olmayı hedefleyerek yenilikçi ürünler sunuyoruz. Türkiye’de Bursa’dan sonra farklı şehirler için de dijital sanat müzeleri ve sanatçıları desteklemeye devam edeceğiz.”
En büyük perde uygulaması
Bursa X-Media Art Museum by DAS DAS, Epson ürünlerinin yanında önemli ilkleri de barındırıyor. Söz konusu projede 20 metreye 7,5 metre boyunda 4 adet perde bulunurken böyle bir alanda kullanılan en büyük perdeler olarak dikkat çekiyor.
3LCD teknolojisi kullanılıyor
3LCD projektörler, canlı renklere sahip, parlak görüntüler üretiyor. Epson’un LCD projeksiyon sistemleri, ışık kaynağından gelen ışığı, üç ana ışık rengine ayırıyor: kırmızı, yeşil ve mavi (RGB). Işık huzmelerinin her biri, ana renklerin her biri için farklı bir LCD’den geçiyor. Böylece bir LCD’de kırmızı bir görüntü, diğerinde yeşil bir görüntü ve üçüncüsünde mavi bir görüntü oluşturuluyor. Üç ışın, projeksiyon merceğine ulaşmadan önce özel bir prizma ile tek bir ışın halinde yeniden birleştiriliyor. Böylece aslına sadık ve canlı, tam renkli bir görüntü üretiliyor. Görüntüler doğal görünüyor ve renklerin sıralı olarak sunulması durumunda ortaya çıkan, renk bozulması veya gökkuşağı etkisi adı verilen bir sorunla karşılaşılmıyor.
Ekim 2023’ün sonlarında yayımlanan Windows 11 sürüm 23H2; Windows 11’in görünüm, çalışma ve davranış biçimlerinde büyük değişiklikler getirdi. Yapısındaki en büyük değişikliklerden biri, işletim sistemiyle birlikte sağlanan sorun giderme platformları ve araçlarıyla ilgili.
Bunun neyle ilgili olduğunu açıklamak için Windows’a yönelik önceki iki nesil sorun giderme araçlarını ve platformlarını anlatacağım; ardından, Windows 11 23H2’de (ve Windows’un gelecek sürümlerinde) nelerin değiştiğini açıklayacağım.
Antik tarih: Mr. Fix-it
Windows 7’den (2009’da tanıtıldı), Windows 10’un erken günlerine (2015’te tanıtıldı) kadar Windows; yazıcı erişimi, ağ adresleme ve internet erişimi, kullanıcı erişim denetimleri (UAC) gibi belirli Windows sorunlarını ele almak için tasarlanmış “Fix it” onarım araçlarının tam bir koleksiyonunu kullanıyordu. Diğerlerinin yanı sıra, her biri üzerinde sevimli tamirci Mr Fix It beliriyor.
Ancak 2016’nın ortalarında, Microsoft bu araçları emekliye ayırdı ve bir destek notunda şöyle açıkladı: “Fix-it araçları artık Windows 10’da mevcut değil. Bunun yerine, PC’nizdeki sorunları çözmeye yardımcı olmak için bir sorun giderici kullanın.”
Windows 10 sorun gidericilerine girin
Tüm Windows 10 sürümleri ve 22H2‘ye kadar Windows 11 sürümleri için Ayarlar aracılığıyla bir dizi sorun giderme aracı mevcut. Microsoft bunları “başlatıldığında çeşitli Windows özelliklerine ilişkin yaygın sorunları otomatik olarak tanılayan ve düzelten yerleşik araçlar” olarak tanımlıyor. Windows 10’da sorun gidericileri, gösterildiği gibiAyarlar > Güncelleme ve Güvenlik > Sorun Gidermealtında bulabilirsiniz.
Bu Ayarlar bölmesini açtığınızda, kontrollerin sizin adınıza yürütüldüğü varsayılır. Ancak “Sorun gidericileri otomatik olarak çalıştır…” altındaki metinde “Şu anda önerilen sorun giderici yok.” yazdığını unutmayın. Ayrıca “son kontrol” tarihine dikkat edin: Temmuz 2020; bu noktada otomatik kontroller durduruldu. Windows 10’un 20H2 ve daha yeni sürümlerinde otomatik kontrol kapatılmıştır.
Windows 11 22H2’de bu özellik Ayarlar > Sistem > Sorun Giderme altında bulunuyor ve varsayılan “Çalıştırmadan önce bana sor” seçeneğiyle görüntüleniyor.
Lütfen genel sorun giderme öğelerinin altındaki “Yardım alın” öğesine de dikkat edin. Bu, Windows 11’in 23H2 ve sonraki sürümlerindeki değişikliklerin habercisi. Gerçek bir sorun olmadığında hiçbir şey otomatik olarak çalışmaz.
Windows 10’da bu öğelerden herhangi birine tıklandığında ilgili, özel bir sorun giderme aracına geçiş yapılır. Windows 11’de tıklandığında araç hemen çalıştırılır. Her iki durumda da aracın başlatılması, neyin yanlış olabileceğini teşhis edip edemeyeceğini ve muhtemelen düzeltip düzeltemeyeceğini görmek için kullanıcılara belirli bir dizi kontrol (Windows bunları gerçekleştirir) veya testler (Windows kullanıcılardan bunları çalıştırmalarını ister) aracılığıyla yol gösterir.
Windows 10 sorun gidericilerinden çıkın, Yardım Alın’a girin
Ancak Şubat 2023’te yayınlanan bir Windows 11 Microsoft Destek notu, Windows sorun gidermeye yönelik yeni bir yönün ana hatlarını çiziyor.Bu notta “eski gelen kutusu sorun gidericileri” olarak tanımlanan Windows 10 tarzı sorun gidericiler, temel aldıkları Microsoft Destek Tanılama Aracı (MSDT) platformuyla birlikte kullanımdan kaldırılıyor.
Ayarlar > Sistem > Sorun Giderme‘yi ziyaret ederseniz Windows 11 23H2’de neler olacağına bir göz atabilirsiniz. Artık önerilen sorun gidericilere işaret etmeiyor. Aslında ekran oldukça seyrek.
Buradaki tek gerçek seçenek son iki öğe: Diğer sorun gidericiler ve Yardım alın. Diğer sorun gidericileri ziyaret ederseniz aynı “En sık” (Ses, Ağ ve İnternet, Yazıcı ve Windows Güncelleme) ve “Diğer” öğeleri (BITS, Bluetooth, Kamera, Program Uyumluluğu ve daha fazlası) kümesini bulacaksınız.
Ancak şimdi işler ilginçleşiyor. Bu öğelerden herhangi birine tıklarsanız çoğu sizi doğrudan yeni Yardım Alma olanağına yönlendirir. Yalnızca “kullanımdan kaldırılacak” uyarısını içeren Windows Update hâlâ eski tarz bir sorun gidericiyi çağırıyor; Gizlilik Kaynakları yalnızca bilgi sağlar ancak otomatik araçlar sağlamaz.
Sorun Giderme ekranından Yardım al’ı seçmek elbette sizi doğrudan gösterilen Yardım Al uygulamasına götürür. Windows masaüstündeki doğrudan yol, Windows 11 Başlat menüsüne veya görev çubuğu arama kutusuna “Yardım Al” yazmaktır. Ardından sonuçlardan Yardım Al’ı seçin.
Yardım Alın uygulamasında, yaşadığınız sorunla ilgili birkaç kelime yazın. “Ağ ve internet” gibi genel bir şey girerseniz, hangi konuda yardıma ihtiyacınız olduğunu belirlemeye çalışmak için öneriler sunacaktır. Belirli bir sorun girerseniz Yardım Al genellikle bir çözüm sunar; bir sorun giderici başlatmak olabilir. Örneğin, “İnternete bağlanılamıyor” girilmesi, ağ sorun gidericisini çağırır.
Ağ sorun gidericisini başlattığınızda; bağdaştırıcının yeniden başlatılmasını, kablo bağlantısının kontrol edilmesini, sınır aygıtının yeniden başlatılmasını ve bilgisayarın yeniden başlatılmasını içeren bir dizi tanıdık ağ kontrolü ve onarımı gerçekleştirir.
Bu, eski sorun gidericilerden yeni, daha akıcı ve Windows 11 ile tutarlı bir biçimde aşağı yukarı doğrudan bir aktarımdır. Bu tür kontrollerin her birinin çalıştırılması için sağlanan bağlantılar gösterilmektedir.
Yardım Al’ın yeni formattaki eski sorun gidericilere çok benzediğini gözlemleme eğilimindeyseniz, hedeften sapmış değilsiniz. Bu, sorun gidermenin yeni bir yolu; ancak temeldeki araçlar ve teknikler tamamen benzer.
Yardım Alın, kullanıcılara; kullanıcının bildirdiği sorunu çözmeye yönelik adım adım tanılama, sıfırlama ve onarım araçlarını sunmaya devam ediyor. Yeni şişelerdeki eski şarap olabilir, ancak en azından selefi kadar iyi çalışıyor ve genel Windows 11 görünümüne ve hissine daha iyi uyuyor.
Buradan nereye?
Bu nedenle, Windows 11 22H3’teki yeni Yardım Alma araçlarını ve olanaklarını keşfetmeye başlamanın tam zamanı. Sonunda Yardım Alın, sorun giderme açısından gidilecek tek yol olacak.
Bütün bunlar, tüm eski sorun gidericilerin hala Windows 10’da çalıştığını ve bunlara her zaman olduğu gibi Ayarlar > Güncelleme ve Güvenlik > Sorun Giderme yoluyla erişebileceğinizi söyledi.
Yaklaşımınız ne olursa olsun, Windows sorun giderme en az önümüzdeki bir veya iki yıl boyunca birden fazla gezinme yolu ve araç seti üzerinden çalışmaya hazır.
Üretken yapay zeka üzerindeki telif hakkı davalarını takip etmek artık zorlaşıyor. Bu kez yazarlar, işletmelere kendi sohbet botlarını oluşturup eğitmelerine izin veren bir dil modeli olan NVIDIA NeMo yapay zeka sistemine dava açıyorlar. Şirketin, yapay zekayı izin almadan kitaplarını kullandığı bir veri kümesi üzerinde eğittiğini iddia ediyorlar.
NVIDIA, yapay zeka telif hakkı ihlali nedeniyle dava ediliyor
Ars Technica’nın bildirdiğine göre yazarlar Abdi Nazemian, Brian Keene ve Stewart O’Nan, dava açarak NVIDIA’dan tazminat ödemesini ve NeMo büyük dil modellerini güçlendirmek için kullanılan Books3 veri kümesinin tüm kopyalarını yok etmesini istiyorlar. İddialarına göre bu veri kümesi, 196.640 korsan kitaptan oluşan Bibliotek adlı bir kütüphaneyi kopyalıyor.
İddia açıklaması şu şekilde: “NVIDIA, NeMo Megatron modellerini The Pile veri kümesinin bir kopyası üzerinde eğittiğini kabul etti. Bu nedenle NVIDIA, NeMo Megatron modellerini Books3’ün bir kopyası üzerinde de eğittiğini kabul etmeli. Çünkü Books3, The Pile’ın bir parçası. Plaintiffs tarafından yazılan kitaplar Books3’ün bir parçası ve bu nedenle NVIDIA, Plaintiffs’in telif haklarını doğrudan ihlal etti.”
Bu iddiaya yanıt olarak NVIDIA, “tüm içerik üreticilerinin haklarına saygı duyuyoruz ve NeMo’yu telif hakkı yasalarına tam uyum içinde oluşturduğumuza inanıyoruz” dedi.
Geçen yıl OpenAI ve Microsoft, kâr elde ettikleri eserlerin telif hakkı davasından etkilenmiş ve yazarlara ödeme yapmayı reddetmişlerdi. Bu yılın başlarında benzer bir dava açıldı. Bunun üzerine, The Intercept ve Raw Story gibi haber kuruluşlarından da bir dava açıldı. Şimdi de NVIDIA dava ile karşı karşıya.
Siz NVIDIA’nın dava edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizlerle paylaşmayı lütfen unutmayın.
Pazartesi günü yapılan bir güncellemede Airbnb, kiracıların “mahremiyetine öncelik verme” değişikliğinin 30 Nisan’da yürürlüğe gireceğini söyledi.
Tatil kiralama uygulaması daha önce ev sahiplerinin koridorlar, oturma odaları ve ön kapılar da dahil olmak üzere kayıtların “ortak alanlarına” güvenlik kameraları kurmasına izin veriyordu. Airbnb, ev sahiplerinin kayıtlarında güvenlik kameralarının varlığını açıklamalarını ve bunları açıkça görünür hale getirmelerini zorunlu kıldı; ev sahiplerinin yatak odaları ve banyolarda kamera kullanmasını yasakladı.
Ancak artık ev sahipleri iç mekan güvenlik kameralarını hiçbir şekilde kullanamıyor. Değişiklik, konukların kiralık evlerinde gizli kameralar bulduklarına dair çok sayıda raporun ardından geldi ve bu durum bazı tatilcileri odalarında kamera taraması yapmaya yöneltti.
Airbnb’nin yeni politikası aynı zamanda dış mekan güvenlik kameraları için de yeni kurallar getiriyor ve artık ev sahiplerinin, misafirler bir kayıt için rezervasyon yapmadan önce bu kameraların kullanımlarını ve konumlarını açıklamalarını gerektirecek. Toplantı sahipleri, kapalı alanları takip etmek için dış mekan kameralarını kullanamaz ve bunları açık hava duşu veya sauna gibi “büyük bir mahremiyet beklentisinin olduğu belirli dış mekan alanlarında” kullanamaz.
Ek olarak, kayıtlarda ev sahiplerinin kiralama sırasında bir parti olup olmadığını ölçmek için kullanabileceği gürültü desibel monitörlerinin de açıklanması gerekecek; bu zaten Airbnb’nin 2022’de yasakladığı bir şeydi. Airbnb’nin topluluk politikası ve ortaklık başkanı Juniper Downs bir açıklamada “Bu değişiklikler, misafirlerimiz, ev sahiplerimiz ve gizlilik uzmanları ile danışılarak yapıldı ve politikalarımızın küresel topluluğumuz için çalışmasını sağlamak adına geri bildirim almaya devam edeceğiz.” dedi.
Airbnb ev sahiplerinin kayıtlarındaki güvenlik kameralarını Nisan ayı sonuna kadar kaldırmaları gerekecek. Bir misafir bundan sonra iç mekan kamerasının varlığını bildirirse Airbnb konuyu araştıracağını ve bunun sonucunda ev sahibinin kaydını veya hesabını kaldırabileceğini söylüyor.
Yeni politika hâlâ gizli kameraların varlığını kontrol edemiyor ancak kurallara uyan ev sahiplerinin artık kiralık evlerinin herhangi bir yerine kamera koyamayacağını bilerek en azından biraz gönül rahatlığı sağlayacak.
Bu hamleyi LinkedIn üzerinden paylaşan Yoel Roth, şu anda şirketin Güven ve Güvenlikten sorumlu başkan yardımcısı.
Roth, duyuru gönderisinde “Derler ya… bazı kişisel haberler! Match Group’u sağa kaydettim!” dedi.
“15 yıl önce, o zamanlar yeni olan flört uygulamalarının dünyası Vahşi Batı gibi hissettirdiği için şimdi ‘güven ve güvenlik’ olarak adlandırdığımız şeyi araştırmaya başladım; dünya çapında uygulamalarımızda bağlantılar kuran milyonlarca insanı korumak için kollarımı sıvamak gerçekten bir hayalim gerçek oluyor.“
Roth, yedi buçuk yıl boyunca şimdi X olan Twitter’daydı ve Elon Musk’un liderliğinde sadece iki hafta sonra şirketten ayrıldı. Roth, Musk’ın itibarını zedelemek amacıyla kendisine asılsız suçlamalarla saldırmasının ardından tehlikeli ve homofobik tacizle karşı karşıya kalmıştı. Roth ayrıca, Roth ve Twitter’daki diğer yöneticilerin içerik denetlemeyi nasıl ele aldığını gösteren bir dizi dahili belge olan “Twitter Dosyaları“nın yayınlanmasının ardından da tacizle karşı karşıya kaldı. Artan tehditlerin ardından Roth evinden kaçmak zorunda kaldı.
Roth artık güven ve güvenlik uzmanlığını Tinder, Match.com, Meetic, OkCupid, Hinge, Plenty of Fish, OurTime ve daha fazlasını içeren Match’in flört uygulamaları ailesine taşıyor. Arkadaşlık uygulamalarının kullanıcıları güvende tutacak yerleşik özellikleri olmasına rağmen, bu uygulamalarda hala pek çok zararlı davranış var ve herkes onlara güvenmiyor. Bir Pew Research araştırması, çevrimiçi flörtün yeni insanlarla tanışmanın güvenli bir yolu olup olmadığı konusunda Amerikalıların ikiye bölündüğünü ortaya çıkardı; çünkü çevrimiçi flörtün genel olarak güvenli olduğuna inanan yetişkinlerin sayısı 2019’dan bu yana %53’ten %48’e düştü.
Flört uygulamalarında güvenlik ve mahremiyet üzerine doktora tezini yazan Yoel, Wired’a bir röportajda Match Group’taki yeni rolünün şirket kendisine ulaştıktan sonra atladığı bir “rüya iş” olduğunu söyledi. Roth, şirketin uygulamaları genelinde politika ve standartların geliştirilmesinden sorumlu olacağını söyledi.
Geçtiğimiz yıl, Federal Ticaret Komisyonu (FTC), aşk dolandırıcılıklarının mağdurlara 2022’de 1,3 milyar dolara mal olduğunu bildirirken, bildirilen ortalama zararın 4.400 dolar olduğunu bildirdi.
Roth, dolandırıcılık ve mali dolandırıcılık gibi şeylere karşı koruma özellikleri geliştirmek istediğini belirterek bu sorunu çözmeyi planlıyor. Match, uygulamalarından her dakika 44 spam hesabını kaldırdığını iddia etse de Roth, sorunu anlayarak ve platformlar arası eyleme izin verecek faktörleri uygulayarak kullanıcıları daha fazla korumak istediğini söylüyor.
Ayrıca Roth, Match Group’un reşit olmayan kullanıcıları tespit etmeye çalışmasına rağmen, uygulama mağazalarının da kullanıcıları korumada rol oynaması gerektiğine inandığını ve Meta CEO’su Mark Zuckerberg’in de sahip olduğu konumu yansıttığını söylüyor.