Google Haritalar, kullanıcı deneyimini geliştirmeye yönelik küçük ama önemli bir adım atıyor. Uygulama şu anda test aşamasında olan bir özellikle, bina ve mekan girişlerini harita üzerinde gösterme yeteneği kazanacak. Bu yeni özellik, kullanıcılara daha doğru ve etkili yönlendirme imkanı sağlayarak mekanlara ulaşım konusunda pratik bir çözüm sunmayı hedefliyor.
Google Haritalar, zaman içinde birçok güncelleme ve özellik ekleyerek kullanıcı memnuniyetini artırdı. Ancak, özellikle bir binanın veya mekanın giriş kapılarını gösterme konusundaki eksiklik dikkat çekiyordu. Bu eksiklik, kullanıcıları doğru giriş noktasına yönlendirmekte zorluk yaşanmasına neden oluyordu. Google, nihayet bu konuda yapılan talepleri dikkate alarak, giriş kapılarını harita üzerinde gösterme özelliğini test aşamasına aldı.
Şu an için test aşamasındaki bu özellik, belirli bir bölgede ve sınırlı sayıda kullanıcıya sunulmuş durumda. Ancak Google, birkaç ay içinde bu özelliği tüm kullanıcılarına sunmayı planlıyor. Bu süreç içinde, bütün mekan girişlerini harita üzerinde göstermek için detaylı bir veri tabanı oluşturmak zaman alacak olsa da, kullanıcılar artık giriş kapılarını haritadan kolayca takip edebilecekler.
Bu güncelleme, özellikle şehirlerarası seyahat eden veya yeni mekanlara giden kullanıcılar için büyük bir avantaj sağlayacak. Artık Google Haritalar, kullanıcıları doğru giriş noktasına yönlendirerek zaman kaybını minimize etmeyi amaçlıyor. Yakın gelecekte tüm kullanıcıların bu özellikten faydalanması beklenirken, Google’ın bu adımı, harita servisi alanındaki rekabeti daha da kızıştırabilir.
HP’de 26 yıldır görev yapan Filiz Akdede, HP’nin faaliyette bulunduğu çeşitli ülke ve bölgelerde Perakende ve Kurumsal Satış ve Pazarlama Direktörü olarak çalıştı. Akdede bu süreçte dönüşüm stratejileri, iş yürütme ve derinlemesine pazar içgörüleri konularında liderlik yaptı. Yeni görevinden önce 5 yıl boyunca HP Geniş Formatlı Yazıcılar Avrupa Genel Müdürü, 5 yılı aşkın süre ile de HP Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Akdede, karmaşık pazar zorluklarının üstesinden gelerek ve etkili pazara giriş stratejilerine öncülük ederek derin bir uzmanlık da kazandı.
HP’nin büyüme sürecine olan önemli katkısı ve vizyoner liderliği sayesinde bu göreve getirilen Akdede, büyüme fırsatlarına sahip pazarlar hakkındaki bilgisi ve karmaşık kategori yönetimindeki uzmanlığı ile dikkat çekiyor. Akdede, bu deneyimiyle HP 3D Yazıcı Grubu’nun global pazarı genişletme çalışmalarında önemli bir itici güç olacak. Sürdürülebilirlik ve çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılığın (DE&I) savunucusu ve başarılı bir kadın lider olan Akdede sürdürülebilirlik ve DE&I konularında saygın bir ses olarak İspanya’da çok kültürlü İş Araştırma Gruplarına (BRG) liderlik ederken kapsayıcılık ve sürekli öğrenme kültürünü de teşvik ediyor.
HP Kişiselleştirme ve 3D Yazıcı Grubu Başkanı Savi Baveja konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Filiz Akdede’nin atanması ekibimiz için önemli bir dönüm noktası. Geçmiş performansındaki başarısı, stratejik içgörüsü, sürdürülebilirlik ve çeşitlilik konusundaki tutkulu savunuculuğu, onu pazara açılma stratejimizi ileriye taşıyacak mükemmel bir lider haline getiriyor.
Kendisi HP’de değer verdiğimiz yenilikçilik ve liderlik niteliklerini bünyesinde barındırıyor. Yeni görevinde de son derece pozitif bir etki yaratacağından eminim. HP 3D Yazıcı Grubu olarak Filiz Akdede’nin ekibe getireceği yeni bakış açıları ve yenilikçi stratejiler konusunda heyecan duyuyoruz. Bu atamanın HP’nin 3D Yazıcı sektöründe mükemmellik, yenilikçilik ve liderliğe yönelik süregelen taahhüdünü yansıttığına inanıyoruz.”
Filiz Akdede yeni göreviyle ilgili olarak, “Katmanlı üretim, HP’nin inovasyona olan tutkusunun en güzel örneklerinden biri. 3D yazıcı liderlerimizle birlikte çalışmak ve çözümlerimizi yeni sektörlere taşımak, bu çığır açan teknolojinin şirketlerin tedarik zinciri, sürdürülebilirlik ve kişiselleştirme yaklaşımlarını nasıl değiştirebileceğini görmek için mükemmel bir fırsat.” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun olan Filiz Akdede, Stanford Üniversitesi’nde Yaratıcı Liderlik Programı’nı ve Berkeley Üniversitesi Kapsayıcı Liderlik Programı’nı tamamladı. Ayrıca, Amerikan Şirketler Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği, TÜSİAD Bilgi Teknolojileri Masası Başkanlığı, TÜSİAD Bu Gençlikte İş Var Projesi Mentorluğu, B20 Zirvesi Çalışma Komitesi Üyeliği, Turkish WIN Barcelona Ekibi Liderliği, EADA Business School Sürdürülebilirlik Komitesi Üyeliği, Win-Win Connection Proje Liderliği görevlerini de yürüttü. Filiz Akdede Sürdürülebilirlik, Mega Trendler, Değişim Yönetimi, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık, Yüksek Performanslı Takımlar Yaratma, Şirket Kültürü konularında konuşmacı olmasının yanı sıra çeşitli üniversitelerde eğitim vermektedir.
HPE Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar & Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü Güngör Kaymak ve HPE Aruba Networking Türkiye, Kafkaslar ve Orta Asya Ülke Müdürü Ersin Uyar bu yılın neler getireceğine dair trendleri ve görüşlerini paylaştı.
Paylaşılabilir süper bilgisayarlar, Wi-Fi 6 destekli özel 5G ağlar ve gelecekte yapay zekanın taleplerini karşılayacak donanımlar için bugün neler yapılıyor? @HPE_Turkey Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar & Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü Güngör Kaymak ile teknoloji dünyasındaki en… pic.twitter.com/0CSYKqLVkr
Kaymak, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ağ teknolojileri birleşiyor. Müşteriler ve son kullanıcılar, nerede olurlarsa olsunlar hız ve güvenlik yeteneklerine sahip evrensel bağlantıya ihtiyaç duyuyorlar. HPE’nin en bütüncül özel 5G ve Wi-Fi portföyüne ulaşması amacıyla geçen yıl, Athonet’i satın aldığımızı duyurduk. Athonet’i portföyümüze entegre ettik ve özel 5G çözümlerinde dünya lideri olarak yolumuza devam ederek müşterilerin karmaşık bağlantı ihtiyaçlarını karşılayan kapsamlı bir çözüm seti sunma yeteneğimizi geliştirdik. Gelecekte Juniper Networks satın alımı ile ağ teknolojileri konusundaki erişimimiz daha da genişleyecek.”
Uyar ise şöyle konuştu: “Şirketlerin esneklik ve güvenlik ihtiyaçları giderek karmaşıklaşırken, HPE Aruba Networking olarak, SASE (Güvenlik Hizmetleri Uç Noktası) çözümümüzle bu zorlukları ele alıyoruz. Kullanıcıların herhangi bir yerden, herhangi bir cihazdan güvenli bir şekilde erişimini ve kuruluşların ağlarını korumasını sağlayarak, işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini destekliyoruz. HPE Aruba Networking’in SASE çözümü, müşterilerimize daha iyi bir kullanıcı deneyimi sunarken, ağlarını daha güvenli ve yönetilebilir hale getiriyor.”
Bağımsız güvenlik duvarlarının sonu geliyor
Hibrit iş gücündeki yükseliş ve IoT cihazlarının yaygınlaşması, ağ sınırlarını geri döndürülemez bir şekilde aşındırdı ve bağımsız güvenlik duvarının yeterli gelmediğini gösterdi. Artık “içerdeki” iyiler, “dışarıdaki” kötülerden güvenlik duvarı halkasıyla korunamıyor. Kurumun içine daha fazla güvenlik duvarı yerleştirerek boşlukları kapatmaya çalışmak yalnızca karmaşayı artırıyor, hata için fırsat yaratıyor ve hızlı hareket etmek isteyen işletmeleri yavaşlatıyor.
Sonuçta yeni nesil güvenlik duvarı cihazı, son güvenlik duvarı cihazına dönüşme yolunda. Diğer tarafta güvenli hizmet sınırı (SSE), güvenlik duvarlarının ve proxy’lerin yerini bulut tarafından sağlanan güvenli web ağ geçidine, bulut erişimi güvenlik aracısına ve sıfır güven ağ erişimine bırakıyor. Secure Service Edge mimarisi, uygulamalara her yerden erişen kullanıcılar için güvenliği yönetmenin ilgi uyandıran bir yolunu simgeliyor. Diğer taraftan IoT güvenliği için de şirket içinde, ağın hemen ucunda segmentasyona ihtiyaç duyuluyor ve bunu sağlamak adına doğrudan erişim noktalarına, ağ anahtarlarına ve SD-WAN ağ geçitlerine güvenlik duvarı hizmetleri yerleştiriliyor. Veri merkezinde bile L4-7 güvenlik işlevselliğine sahip raf üstü ağ anahtarlarının kullanıma sunulması, geleneksel yeni nesil güvenlik duvarlarından çok daha uygun maliyetle ihtiyaç duyulan segmentasyonu sağlayabilir. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yerleşik ve bulut tabanlı yeteneklerle güvenli bağlantıları yönetmenin daha basit yolları keşfedildikçe, yeni nesil güvenlik duvarı pazarı daralmaya devam edecek.
Sıfır güven ilkelerinin kullanımı yaygınlaşacak
Çoğu kuruluşun ağı ve güvenliği yöneten ayrı ekipleri vardır. Birçok yönden bunların hedefleri birbiriyle çelişebilir. 2024 yılında önde gelen kuruluşlar, daha iyi son kullanıcı deneyimi ve iş odaklı sonuçlar ortaya koymak üzere iki ekibin çıkarlarını uyumlu hale getirmek adına sıfır güven ilkelerinin nasıl kullanılabileceğini gösterecek.
Ağ ekibinin kurumdaki hedefi, çalışanları ve hizmetleri güvenilir bir şekilde birbirine bağlı, çalışır durumda ve tahmin edilebilir derecede iyi performansla işlevsel halde tutmaktır. Çalışanların ihtiyaç duydukları herhangi bir kaynağa bağlanmalarını kolaylaştırırken kesintilere, gecikmelere veya yavaşlamalara neden olacak karmaşa yaratmaktan kaçınırlar. Öte yandan, güvenlik bölümü riski en aza indirmekten ve uyumluluğu sürdürmekten sorumludur. Bunu yaparken de çoğu zaman kullanıcı ve kullanıcı deneyimi arada sıkışıp kalır. Aşırı sıkı bir güvenlik uygulaması, kullanıcıların ihtiyaç duydukları uygulamalara ve verilere erişimini yavaşlatabilir ya da imkansız hale getirerek işletmeyi yavaşlatabilir. Öte yandan, gevşek güvenlik önlemleri eşliğinde çalışanları memnun etmeyi amaçlayan bir ağ ekibi, sistemlere sızılmasını ve fidye yazılımlarının bulaşmasını kolaylaştırabilir.
Dünyanın önde gelen şirketleri, ağın görevinin herhangi bir şeyi herhangi bir şeye bağlamaktan öte güvenlik politikası için bir uygulama katmanı olarak tanımlandığı sıfır güven mimarilerini benimsiyor. Uygulamalara erişmek isteyen kullanıcılar için güvenlik politikaları bulut üzerinden uygulanabilir. Ancak özellikle IoT cihazları ve ilgili hizmetlere dair trafik akışı söz konusu olduğunda güvenlik politikalarını erişim noktaları, anahtarlar ve yönlendiriciler gibi erişim cihazlarında otomatik olarak uygulamak daha verimli olacaktır. Doğru ölçüde sağlanacak görünürlüğün yanı sıra otomasyon, politika ve zorlayıcı kuralların net bir şekilde tanımlanmasıyla, ağ ve güvenlik ekipleri birbiriyle uyumlu hedeflere sahip olabilir ve kullanıcılara daha iyi bir deneyim sunabilir.
Son kullanıcı deneyimi mutlaka ölçülmeli
Çalışanların ve müşterilerin beklentilerini karşılamak için, BT kuruluşlarının ölçülebilen kullanıcı deneyimine dayalı SLO’lara ve SLA’lara geçmesi gerekecektir. Kullanıcılar neyin hatalı olduğunu umursamazlar, onun yerine son derece basit bir şeye odaklanırlar: Kullandıkları uygulama iyi çalışıyor mu çalışmıyor mu? Kullanıcı bir sorun bulduğunda, BT ekibi tüm cihazların çalışır durumda olduğu ve doğru şekilde çalıştığı yönünde bir raporla geri dönüş yaparsa memnuniyeti bir anda düşer.
Bu durumu ele almak için kuruluşlar, hem son kullanıcıların gerçek deneyimini ölçen hem de kullanıcılar mevcut olmadığında bile altyapı hazırlığı sağlamak için sentetik ölçümler yapan dijital deneyim yönetimi (DEM) araçlarını yaygın olarak kullanıma alacaklar. Kuruluşlar bunun için muhtemelen uç nokta aracılarından (SSE aracısı gibi) toplanan ölçümlere ve özellikle Wi-Fi performansını izleyen özel donanım sensörlerinin topladığı ölçümlere ihtiyaç duyacaklar. Bu ölçümler en iyi uygulamaları öğrenip uygulayabilen, sorunları hızla önceliklendirebilen ve otomatik olarak düzeltebilen otomatik AIOps’u destekler.
6GHz Wi-Fi kullanımı hızla artacak
6GHz spektrumunda Wi-Fi dağıtımını yavaşlatan engeller çoğu coğrafyada ortadan kalkacak ve benimseme hızla artmaya başlayacak.
Bundan birkaç yıl önce, Wi-Fi 6E standardı 6GHz bandı için destek sunarak Wi-Fi kapasitesini iki katı artırdı. Bu da daha fazla kullanıcının desteklenmesine ve daha yüksek hızlara yolu açtı. Bu teknoloji bazı segmentlerde hızla benimsendi, ancak diğerleri daha temkinli davrandı. 2024 yılında teknolojinin geniş çapta benimsenmesinin önündeki son engeller de ortadan kalkmış olacak.
İlk olarak, 6GHz bandının özellikle açık havada kullanımının hükümet yetkililerinin onayına tabi olduğunu belirtmek lazım. ABD gibi bazı ülkeler spektrumu Wi-Fi için açma konusunda hızlı davransa da, diğer ülkeler daha yavaş davranıyor. Neyse ki bu alanda da çok fazla ilerleme kaydedildi ve 2024’te çoğu şirket dünyanın çoğu yerinde erişilebilir 6GHz spektrumuna sahip olacak.
İkincisi, bazı işletmeler Wi-Fi 7’nin eli kulağındayken Wi-Fi 6E’yi benimseme konusunda temkinli davranıyordu. Wi-Fi 7 onaylandığına göre, Wi-Fi 6E ve Wi-Fi 7’nin birlikte çalışabileceğinden şüphe yok. 6E cihazlarının ve erişim noktalarının yüksek hacimlerde dağıtılmasıyla, 6GHz Wi-Fi yaygınlaştırması tam hızda ilerleyebilir.
Son olarak, bu teknolojinin benimsenmesi hem erişim noktalarındaki hem de istemci cihazlardaki desteğe bağlı. Wi-Fi 6E’yi destekleyen çok sayıda yeni cihaza ve 6E erişim noktalarının yaygınlaşmasına tanık oluyoruz. Bunun da ötesinde, ufukta daha fazla Wi-Fi 7 cihazı görünüyor. Bunlar Wi-Fi 6E veya Wi-Fi 7 erişim noktalarında daha iyi kullanıcı deneyimi sunmak için 6GHz bandını kullanabilir.
Bu gelişmelerin bir araya gelmesi, 2024 yılında 6GHz spektrumunun büyük ölçüde kullanılacağını ve daha hızlı veri aktarımının yanı sıra daha iyi kullanıcı deneyimi sağlanacağını gösteriyor.
Yapay zeka BT yöneticilerini özgürleştirecek
Bazıları tarafından işinizi yapay zekaya kaptırmayacağınız, işinizi yapay zekayı etkin bir şekilde kullanan birine kaptıracağınız söylenir. Bu, BT yöneticileri için kesinlikle doğru bir tespit.
Sabit, hatta azalan personel sayısıyla yeni teknolojileri uygulamanın ve siber güvenliği sürdürmenin artan yükü, her yöneticinin daha fazlasını ortaya koyması gerektiği anlamına geliyor. Neyse ki, yapay zeka ve otomasyon hızla ilerliyor. İşler tek tek cihazları yönetmekten ve yapılandırmaktan, tüm bir mülke hükmeden politika tanımlamaya ve bu politikanın otomatik ve tutarlı bir şekilde uygulanmasına doğru kayıyor. Yapay zeka ayrıca anomalileri belirlemek, çözüm önermek ve hatta uygulamak için büyük hacimli verileri tarayabiliyor. Yapay zekanın yalnızca onu besleyen veri seti kadar iyi olduğu, daha büyük, yüksek kaliteli veri setlerinin daha iyi yapay zekanın anahtarı olduğu artık iyi bilinen bir gerçek. Bunun için önde gelen tedarikçiler, milyonlarca yönetilen cihazı ve yüz milyonlarca uç noktayı temsil eden veri göllerinden yapay zeka içgörüleri elde edecekler. Son olarak büyük dil modelleri (LLM’ler) mevcut doğal dil arayüzlerini çok büyük ölçüde hızlandıracak ve yöneticilerin ihtiyaç duydukları bilgileri almaları için daha uygun yollar sağlayacak.
Sonuç olarak, kuruluşlardaki yöneticilerin BT ekiplerine, piyasada rekabetçi kalabilmek için ihtiyaç duydukları yapay zeka kuvvet çarpanını sağladıklarından emin olmaları gerekiyor.
Google’ın benzer planları duyurmasından yaklaşık iki ay sonra gelen bu haber, Google’ın AWS ve Microsoft’un ardından halka açık bulut üçlüsünde üçüncü büyük oyuncu olarak “örnek olmak” için büyük ölçüde teşvik edildiği gerçeğini yansıtıyor.
AWS veya Azure’den tamamen ayrılmak daha ucuzsa, bir şirketin Google Cloud’a geçme olasılığı daha yüksek olabilir.
Ancak bu kararlar aynı zamanda Ocak ayında yürürlüğe giren ve bulut müşterilerinin sağlayıcıları tamamen farklı bir buluta; çoklu bulut yaklaşımını benimseyerek veya şirket içindeki tüm verileri şirket içi bir altyapıya geri çekiyor.
AWS halihazırda müşterilerinin sunucularından ayda 100 GB’a kadar veriyi ücretsiz olarak aktarmalarına izin veriyor olsa da bu, tüm veri depolarını “kaldırıp başka bir sağlayıcıya taşımak” isteyen şirketleri kapsamıyor ve AWS için etkili bir şekilde değişen şey de bu.
Avrupa Veri Yasası tamamen Avrupa’da rekabeti teşvik etmekle ilgili olsa da, AWS’nin hareketinin küresel operasyonlar için geçerli olduğunu da belirtmekte fayda var.
Verilerini AWS’nin dışına taşımak isteyen şirketlerin AWS ile iletişime geçmesi isteniyor; bu durumda AWS, görünüşe göre taşınan veriler için kredi verecek. AWS baş geliştirici savunucusu Sébastien Stormacq, değişiklikleri duyuran bir blog yazısında “bunu yapmamanızı içtenlikle umduğunu” söylüyor.
Birleşik Krallık’ın buluta kilitlenme uygulamalarına yönelik devam eden antitröst soruşturmasıyla ilgili bugünkü haberlerin ne anlama geldiği açık değil. Bu soruşturmanın önemli bir yönü çıkış ücretleriyle ilgiliydi ve Microsoft’un bu değişikliği yaparken iki rakibine katıldığını varsayarsak, bu durum düzenleyicileri endişelendirecek bir şey daha yok olacak.
Bununla birlikte, burada oyunda başka faktörler de var. Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Otoritesi (CMA) tarafından belirlenen bir diğer sorun, bulut şirketlerinin ürünlerini rakip hizmetlerle iyi performans göstermeyecek şekilde tasarladığı alanlarla ilgili birlikte çalışabilirlikti.
Ücretlerin kaldırılması, CMA’nın deyimiyle “geçişin önündeki teknik engelleri” kesin bir netlikte ortadan kaldırmıyor; bu nedenle, hâlâ bazı düzenleyici olumsuzluklar yaşanabilir.
Hepsiburada, teknolojinin ve girişimciliğin kadınlar için açtığı imkanları kutlamak ve onlara destek olmak amacıyla “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”ne özel bir film yayınladı. Bu özel film, izleyicilere ilham veren bir hikaye sunuyor: ipekböceklerine duyduğu büyük sevgi sayesinde, küçük bir kız çocuğunun bu tutkusunu ileride nasıl başarılı bir işe dönüştürdüğünü anlatıyor.
Film, aynı zamanda Hepsiburada’nın “Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü” programının önemli bir özelliğini vurguluyor. Bu program, 2017 yılından bu yana kesintisiz bir şekilde sürdürülüyor ve şimdiye kadar 47 bin kadına ulaşarak onların teknoloji alanında kendilerini geliştirmelerine yardımcı oluyor.
Filmde, programın katılımcılarından biri olan Duman Pedük’ün başarı hikayesi detaylı bir şekilde anlatılıyor. Pedük, başlangıçta küçük bir kız çocuğu olarak ipekböceklerine olan sevgisiyle tanınıyor.
Ancak zamanla bu tutkusunu bir işe dönüştürmeyi başarıyor ve Girişimci Kadınlara Teknoloji Programı sayesinde girişimci bir kadın oluyor. Pedük’ün başarısı, programın katılımcılarına ilham kaynağı oluyor ve izleyicilere de kadınların teknoloji dünyasında nasıl güçlü bir rol oynayabileceklerini gösteriyor.
Filmin sonunda izleyicilere, kadınların güçlü birer girişimci olabileceklerini ve teknoloji dünyasında önemli bir rol oynayabileceklerini hatırlatan bir mesaj veriliyor. Hepsiburada’nın bu tür etkinliklerle kadınların güçlenmesine katkı sağlaması, toplumda cinsiyet eşitliği ve kadınların iş dünyasındaki yerinin güçlenmesi için oldukça önemli.
Yapay zeka sektörünün öncü kuruluşlarından biri olan OpenAI, Elon Musk’ın şirketi terk etmesi sonrasında başlattığı dava için detaylı bir cevap verdi. OpenAI, yayınladığı blog gönderisinde, Musk’ın şirket üzerinde “mutlak kontrol” talep ettiğini ve yaşanan görüş ayrılıklarını özenle anlattı.
Elon Musk, geçtiğimiz günlerde OpenAI’a karşı dava açarak, sözleşme ihlali iddiasında bulunmuş ve şirketin orijinal misyonunu terk ettiğini, Microsoft’un etkisi altında “kapalı” bir yan kuruluşa dönüştüğünü öne sürmüştü. OpenAI ise bu iddiaları reddederek, Elon Musk’ın şirketin misyonuyla ilgili taleplerinin uyumsuz olduğunu belirtti.
OpenAI kurucu ortakları Greg Brockman, Ilya Sutskever, John Schulman, Sam Altman ve Wojciech Zaremba tarafından kaleme alınan cevap metninde, Musk’ın şirketin Tesla ile birleşmesini istediğini, çoğunluk hissesini, yönetim kurulu kontrolünü ve CEO pozisyonunu talep ettiğini ifade etti. Ancak, OpenAI ekibi, bu taleplerin kâr amacı gütmeyen bir yapının misyonuna uygun olmadığını düşündükleri için kabul edilemez bulduklarını belirtti.
Elon Musk’ın dava dosyasında, OpenAI’ın artık insanlığa fayda sağlama amacının yerine para kazanmaya odaklandığını iddia etmesine karşı, şirket, bu tutumunun misyonlarına uygun olduğunu ve Elon Musk’ın bunu anlamış olduğunu savundu. Ayrıca, yapay genel zeka (AGI) konusunda açık kaynak kullanımının zaman içinde azalabileceği ve bilimi paylaşmamanın sorun olmadığı konusunda önceden anlaşıldığını vurguladı.
OpenAI ekibi, Musk’a olan hayranlıklarını ve bu ayrılığın üzücü olduğunu belirtirken, yapay zeka sektöründeki bu çekişmenin sektöre etkilerini görmek için davanın detaylarını bekleyenleri heyecanlandırdı.
Microsoft, bu ay içinde beklenen Surface cihazlarını tanıtmaya hazırlanıyor. Şirketin iddialı yeni ürünleri, Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6, 21 Mart’ta düzenlenecek olan etkinlikte sahneye çıkacak.
Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde Surface ailesini genişleten Microsoft, şimdi de iş ve ticaret dünyasına hitap eden üst seviye modelleriyle dikkat çekiyor. Surface Pro 10 ve Surface Laptop 6, tasarımsal anlamda küçük değişikliklere sahip olacak, ancak tüketici sınıfı modeller için büyük tasarım değişiklikleri de planlanıyor.
Her iki cihaz da ticari ve tüketici versiyonlarında, yeni Copilot tuşu ile gelecek. Microsoft‘un Windows 11 üzerinde geliştirdiği Copilot deneyimi, bilgisayar kullanımını daha etkileşimli hale getirecek. Ayrıca, “Gelişmiş Copilot” özelliği, kullanıcıların bilgisayarlarında yaptıkları her şeyi kataloglamak ve bu verilere doğal dil kullanarak erişmek için tasarlanmış.
Donanım tarafında, ticari modeller en yeni Intel işlemcileri ile güncellenecek ve tasarım açısından önceki Surface 9 ailesine benzer bir çizgiye sahip olacak. Tüketici versiyonları ise Arm işlemci seçenekleri ile geniş tasarım değişikliklerine olanak tanıyacak.
Surface Laptop 6, daha ince ekran çerçeveleri, yuvarlatılmış köşeler, dokunmatik yüzey, iki USB-C ve bir USB-A bağlantı noktası gibi özelliklere sahip olacak. Surface Pro 10 ise HDR içeriği destekleyen yansıma önleyici bir OLED ekran ile gelecek ve ön yüzde ultra geniş kamera ile donatılacak. Ayrıca, yerleşik NFC okuyucu özelliği de kullanıcılara sunulacak.
Microsoft, Nisan ayında Intel versiyonlarını, Haziran ayında ise Arm versiyonlarını piyasaya sürmeyi planlıyor. Bu yeni modeller, hem iş hem de günlük kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik geniş özellik yelpazesi ile dikkat çekecek.
Çoğu zaman tüketicilerin yaptığı web aramaları, yüksek sıralamalarına rağmen vaat ettikleri uzman incelemelerini veya yararlı promosyonları sağlamayan düşük kaliteli veya spam içerikli web siteleri getirir. Google, bu durumun şirketin son arama güncellemesiyle değişmek üzere olduğunu söyledi.
Salı günü Google, özellikle web sitelerinin arama kalitesi sıralamasını iyileştirmeye odaklanacak ve Google Arama’nın spam politikalarını güncelleyecek bir arama kalitesi güncellemesi duyurdu.
İkincisi durumunda; Google’ın yeni politikaları, ölüm ilanlarının yanı sıra, “süresi dolmuş web sitelerinin yeni sahipleri tarafından spam deposu olarak yeniden kullanılması” gibi düşük kaliteli içeriğin arama dışında tutulması ihtiyacını ele alacak.
Şirketin duyurusunda, güncellemenin genel olarak Google’ın sıralama sistemlerini iyileştirmeyi ve “insanlar için değil arama motorları için oluşturulmuş” sayfaların sıralamasını düşürmeyi amaçladığı belirtiliyor. Yani, kullanıcı deneyimi zayıf olan veya çok spesifik bir arama sorgusuyla eşleşecek şekilde tasarlanmış gibi görünen siteler etkilenecek. Google, bu güncelleme ve daha önceki çalışmaları sayesinde düşük kaliteli ve orijinal olmayan içerikleri %40 oranında azaltabileceğini tahmin ediyor.
Her ne kadar Google’ın blog yazısında “yapay zeka” veya “AI” teriminden doğrudan bahsedilmese de, Arama Merkezi’ndeki ayrıntılı yazısında bu terim yer alıyor. Şirket, bu yeni teknolojinin web üzerinde yarattığı etkiyi, ölçeklendirilmiş içerik oluşturma yöntemlerinin genellikle “otomasyondan” yararlandığını açarak açıklıyor. Bu teknolojilerin karmaşıklığı nedeniyle içeriğin insan tarafından mı oluşturulduğu, otomasyonun dahil olup olmadığı veya ikisinin bir kombinasyonu mu olduğu her zaman açık değil.
Bunun yerine Google, sitenin nasıl oluşturulduğuna bakılmaksızın arama sıralamalarını yükseltmek için geniş ölçekte içerik oluşturmanın istismar edici davranışına odaklanacağını söylüyor. Bu, popüler arama sorgularına yanıt veriyormuş gibi görünen ancak aslında son kullanıcıya pek fazla değer sağlamayan web sayfalarını etkileyebilir.
Sözcü Jennifer Kutz’a göre Google, sıralama değişikliklerinin “tıklama çekmek için tasarlanmış, ancak çok fazla orijinal değer katmayan, düşük kaliteli yapay zeka tarafından oluşturulmuş içeriğe doğrudan değineceğini” söyledi.
“Güncellemeler aynı zamanda diğer içerik türlerini de ele alacak; bunlar öncelikli olarak insanlar tarafından oluşturulmuş olabilecek ancak kullanıcılara fazla değer katmayan içerikler. Nihai hedef, tatmin edici olmayan ve orijinal içerikten yoksun sayfaların varlığını azaltmaktır.” dedi. Google, ölçekli içerik kötüye kullanımı politikasının insanlar, üretken yapay zeka veya diğer otomatik araçlar tarafından oluşturulan içeriğe odaklanacağını belirtti.
Google’ın değişiklikleri aynı zamanda, genellikle değerli içeriğe sahip bir web sitesinin, kullanıcıların kafasını karıştırmak ve sitenin mevcut itibarını zayıflatmak amacıyla kendi alanlarında üçüncü taraflardan gelen düşük kaliteli içerikleri de barındırması anlamına gelen “site itibarının kötüye kullanılması“sorununu da ele alacak. Şirket, bir eğitim web sitesinin, sıralama avantajları elde etmek için nakit avans kredisi incelemelerini nasıl içerebileceğine dair bir örnek sunuyor; ancak bunun, görünüşe göre artık gerçek uygulamalı testler yapmayan, sadece yapıyormuş gibi davranan çok sayıda ürün inceleme sitesini de etkilediğini hayal edebiliyoruz.
Bu sorun kısa bir süre önce 404 Media tarafından gündeme getirilmiş ve bu araştırma, yıl boyunca binlerce arama terimini analiz ettikten sonra Google’ın Arama kalitesinin nesnel olarak kötüleştiğini ortaya koyan son Alman araştırmasına işaret etmişti. Arama pazarlamacıları da dolandırıcıların kazandığını söyleyerek bu değerlendirmeye katıldı. Bu arada, HouseFresh’in hava temizleme cihazı inceleme sitesi gibi niş bir pazara odaklanan bağımsız siteler, insan liderliğindeki uzman ürün araştırmalarını gölgede bırakan SEO spam’indeki artıştan zarar görüyor. HouseFresh geçen ay bir blog yazısında “Google bizimki gibi bağımsız siteleri öldürüyor.” yazdı; bu yazı, büyük medya yayıncılarının ürün tavsiyelerinin, meşru editoryal incelemeler gibi görünmeseler de Google’daki incelemelerini nasıl geride bıraktığını ortaya koyuyor.
Güncelleme ayrıca, tüketicileri yeni içeriğin eski bir sitenin parçası olduğu konusunda yanıltmayı amaçlayan, süresi dolmuş alan adının kötüye kullanılmasıyla ve alan adlarının düşük kaliteli içerik ve spam’ı artırmak için yeniden satılıp başka amaçlarla kullanılmasıyla da mücadele edecek.
Google, arama kalitesi güncellemesiyle bu sorunları başarılı bir şekilde çözerse, tüketicilerin Google Arama’nın kullanışlılığını nasıl algıladıkları üzerinde önemli bir etkisi olabilir. Bu, yapay zeka ilerlemelerinin ardından birçok kişinin giderek daha fazla endişe duymaya başladığı bir konu.
Yayıncılar, Arc’ın web tarayıcısı gibi web sitelerine ve yeni girişimlere yönelik tıklamaların azaldığını görüyor ve haber okuyucuları, yayıncıların sitelerini canlı tutan web sitesi trafiği pahasına bilgileri özetlemek için yapay zekadan yararlanmak istiyor.
Google, site sahiplerine değişiklik yapmaları için zaman tanımak amacıyla politikasını 5 Mayıs’ta, yürürlüğe girecek tarihten iki ay önce yayınladığını açıkladı.
AMD, Amerikalı bilgisayar bilimcisi Thomas Zacharia’yı stratejik teknoloji ortaklıkları ve kamu politikasından sorumlu kıdemli başkan yardımcısı olarak görevlendirdi.
Görevi; AMD’nin hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve diğer müşterilerle olan ilişkilerinin küresel çapta genişletilmesine öncülük ederek “AMD destekli özelleştirilmiş yapay zeka çözümlerinin” dağıtımını hızlandırmak.
Zacharia; bilimsel araştırma, teknoloji geliştirme, kamu politikası ve stratejik kamu/özel sektör ortaklıkları konularında geniş deneyime sahip seçkin bir sektör lideri olarak tanımlanıyor. Daha önce, diğer şeylerin yanı sıra nükleer araştırmalar yürüten Tennessee’deki federal fonlu araştırma ve geliştirme merkezi olan Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nın direktörlüğünü yaptı. Bu nedenle, şişkin bir iletişim defterine sahip olacağından emin olabilirsiniz.
Tesadüfen, Oak Ridge aynı zamanda dünyanın ilk exascale sistemi olan AMD destekli Frontier süper bilgisayarının da evi ve dolayısıyla Zacharia yalnızca yüksek performanslı bilgi işlem bilgisine değil, aynı zamanda AMD’nin HPC kitine de sahip. Oak Ridge ayrıca; yapay zekanın güvenliği, güvenilirliği ve enerji verimliliğine odaklanan bir dizi yapay zeka programına da sahip.
Zacharia yaptığı açıklamada, “Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda 35 yıl geçirdikten sonra, dünya için olumlu bir etki yaratmak amacıyla HPC ve yapay zeka teknolojilerinin benimsenmesine yardımcı olmak için deneyimlerimi ve yeteneklerimi kullanmak istiyordum.” dedi.
“Artık bilim, yapay zeka ve kamu politikası alanlarındaki kapsamlı deneyimimden yararlanırken, muhteşem AMD ekibiyle birlikte çalışarak dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve kuruluşlar için küresel etki yaratacak etkili teknolojiler ve çözümler yaratabiliyorum.” diye ekledi.
Ve hiç şüphe yok ki bunun için kendisine cömert bir ödeme yapılacak.
Zacharia’nın rolünün bir kısmı, bağımsız yapay zeka dağıtımlarını teşvik etmek olacak; bu fikir, Nvidia’nın patronu Jensen Huang’ın yakın zamanda düzenlediği bir konferansta da gündeme geldi.
Huang, egemen yapay zekanın, bir ülkenin başkalarına güvenmek yerine kendi bilgi işlem altyapısını ve kaynaklarını kullanarak yapay zekayı kullanma becerisini ifade ettiğini söyledi ve hükümetleri egemen yapay zeka için gerekli yatırımları yapmaya çağırdı.
AMD CEO’su Lisa Su, Zacharia’nın atanmasını doğal olarak memnuniyetle karşıladı ve “ABD’deki en büyük çok programlı bilim ve enerji araştırma laboratuvarının eski direktörü olarak Thomas, geniş deneyimini bilim ve teknolojinin sınırlarını ilerletmek için kullanmak içineşsiz bir konuma sahip. Bu deneyimi, dünya genelindeki ülkelerin kamu yararı için AMD güçlü yapay zeka çözümlerini kullanmalarına yardımcı olmak için kullanacak.” dedi. Elbette AMD için de.
Elon Musk, Twitter’ı satın aldığından beri basit ve işlevsel bir Twitter uygulamasını, her şeyi yapan ama hiçbirini tam olarak iyi yapamayan bir uygulamaya dönüştürmekte kararlı. Çılgın milyarder yaz aylarından beri üzerinde çalışılan bir özelliği hayata geçirerek geçen hafta X’te sesli ve görüntülü arama özelliğini başlattı. Ancak bu yeni özellik varsayılan olarak açık konumda ve IP adresinizi konuştuğunuz herkese sızdırıyor ve sizi kimin arayabileceğini nasıl sınırlayacağınızı bulmak inanılmaz derecede kafa karıştırıcı.
X’in resmi haber hesabı geçtiğimiz hafta yaptığı bir paylaşımla “Sesli ve görüntülü arama artık X’teki herkes tarafından kullanılabilir! İlk kimi arıyorsunuz?” diyerek yeni özelliği duyurdu. Instagram ve Tiktok gibi mecraların birer “video paylaşım platformundan” hızla birer “sosyal medya aracına” dönüştüğü bir ortamda X için bu hamle önemli bir eşik gibi görünse de bazı sorunları beraberinde getiriyor. Bu sorunların başında da gizlilik ve mahremiyet hakkı gelmekte.
Bir kişinin IP adresi ilk bakışta son derece hassas bir veri olarak görülmeyebilir, ancak bu çevrimiçi tanımlayıcılar konum çıkarmak için kullanılabilir ve bir kişinin çevrimiçi etkinliğiyle ilişkilendirilebilir, bu da yüksek riskli kullanıcılar için tehlikeli olabilir.
Sesli ve görüntülü arama özelliği, hem iOS hem de Android’de artık sağ üst köşede bir telefon simgesinin göründüğü X uygulamasının Mesajlar bölümünde yer alıyor. X (Twitter) uygulamalarında arama varsayılan olarak etkinleştirilmiş durumda. Belki henüz tarayıcınızda değil, yalnızca X uygulamasında bu mevcut ama yine de bu özelliğin varsayılan olarak açık konumda gelmesi can sıkıcı. Varsayılan olarak, aramalar eşler arasıdır, yani aramadaki iki kişi birbirlerinin IP adreslerini paylaşır çünkü arama doğrudan cihazlarına bağlanır. Bu durum aslında FaceTime, Facebook Messenger, Telegram, Signal ve WhatsApp gibi çoğu mesajlaşma ve arama uygulamasında tasarım gereği gerçekleşiyor.
Yapılan ağ analizleri, X’in arama özelliğini Twitter’ın 2021’de durdurulan canlı yayın hizmeti ve uygulaması Periscope’u kullanarak oluşturduğunu gösteriyor. Nihayetinde, X aramasını kullanıp kullanmamak herkesin kendi seçimi. Ancak hesap ayarlarınızı değiştirmezseniz bu sizi muhtemelen arama almak istemediğiniz kişilerden gelen aramalara maruz bırakabilir ve gizliliğinizi tehlikeye atabilir. Ya da X’in ayarlarını deşifre ederek sizi kimlerin arayabileceğini sınırlandırmayı deneyebilirsiniz. Ya da bu özelliği tamamen kapatabilir ve bu konuda endişelenmenize gerek kalmayabilir.
Nasıl kapatılır?
X, resmi yardım merkezinde, aramaların kullanıcılar arasında IP adreslerinin “diğerine görünür olabileceği” şekilde eşler arası yönlendirildiğini söylüyor. X, resmi yardım merkezi sayfasında şifrelemeden hiç bahsetmiyor, bu nedenle aramalar muhtemelen uçtan uca şifrelenmiyor ve Twitter’ın konuşmaları dinlemesine izin veriyor. Signal, Telegram veya WhatsApp gibi uca şifrelenmiş uygulamalar ise uygulamanın kendi sunucuları da dahil olmak üzere arayan ve alıcı dışında herhangi birinin yapılan görüşmeyi dinlemesini engeller.
IP adresinizi gizlemek istiyorsanız, X’in (Twitter) Mesaj ayarlarında “Geliştirilmiş arama gizliliği” geçişini açabilirsiniz. Bu ayarı açtığınızda X, aramanın “X altyapısı üzerinden aktarılacağını ve bu ayarın etkin olduğu herhangi bir tarafın IP adresinin maskeleneceğini” söylüyor. X için varsayılan ayarda kimleri arayabileceğiniz veya kimlerden arama alabileceğiniz “Takip ettiğiniz kişiler” olarak geçiyor. Ancak kişilerinizi X ile paylaştıysanız bunu “Adres defterinizdeki kişiler” veya X için ödeme yapan herkesin sizi aramasına izin verecek “Doğrulanmış kullanıcılar” olarak seçmek de mümkün.
NASA’nın Juno görevinden elde edilen verilere dayanan son araştırma, Jüpiter’in buzlu uydusu Europa’nın günde 1.000 ton oksijen ürettiğini ortaya koymaktadır. Bu dikkat çekici keşif, Europa’nın sadece büyüleyici bir görsel şölen sunan buzlu yüzeyin ötesinde, potansiyel olarak yaşanabilir bir gezegen olabileceği fikrini kuvvetlendirmektedir.
Juno uzay aracının detaylı ölçümleri, Europa’nın parlak buzlu kabuğunun altında tuzlu bir okyanusun bulunduğunu göstermektedir. Bu okyanus, uzaydan gelen yüklü parçacıkların etkisiyle donmuş suyu hidrojen ve oksijen moleküllerine ayırarak, günde 1.000 ton oksijen üretiyor.
Günlük bu oksijen üretimi, Dünya’nın fotosentez sürecinden farklı bir mekanizma tarafından gerçekleşiyor. Araştırmacılar, bu miktarın sadece bir milyon insanın bir gün boyunca nefes almasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda potansiyel enerji kaynağı olabileceğini belirtiyor.
Jüpiter Ancak, bu oksijenin yaşam için ne kadarının gerekli olduğu konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Araştırmacılar, oksijen üretiminin yaşamla doğrudan bağlantılı olup olmadığını belirlemek amacıyla daha fazla inceleme yapılması gerektiğini vurguluyorlar.
Europa’nın özellikle altındaki okyanusun varlığını ve boyutunu doğrulamak amacıyla 2031’de Jovian sistemine ulaşması beklenen Avrupa Uzay Ajansı’nın JUICE görevi ve NASA’nın Europa Clipper görevi, bilim dünyasına büyük bir heyecan katmaktadır. Bu görevler, Europa’nın gizemini çözmek ve belki de yaşanabilir bir alan olarak ne kadar uygun olduğunu değerlendirmek için önemli adımlar atacaktır.
Bu keşif, Europa’nın sadece oksijen üretmekle kalmayıp, aynı zamanda potansiyel bir enerji kaynağı olarak işlev görebileceği olasılığını ortaya koymaktadır. Europa’nın gelecekteki keşifleri, Güneş sistemi içindeki yaşanabilir alanlara dair daha fazla bilgi sağlayabilir ve belki de uzayda yaşamın izlerini bulmamıza yardımcı olabilir.
Tesla’nın Almanya’daki Gigafactory Berlin‘de meydana gelen önemli bir elektrik kesintisi, şirketi zor bir döneme soktu. Elektrik kesintisinin ardındaki muhtemel sabotaj iddiaları, olayın çözümünü karmaşıklaştırırken, şirket yetkilileri ve Alman yetkililer soruşturmayı derinleştiriyor.
Gigafactory Berlin, Salı sabahı Steinfurt ile Hartmannsdorf arasındaki yüksek gerilim direğinin bilinmeyen kişiler tarafından ateşe verilmesi sonucu ortaya çıkan büyük bir elektrik kesintisi nedeniyle üretimine ara vermek zorunda kaldı. Bu olay, Brandenburg Eyaleti İçişleri Bakanı Michael Stübgen tarafından “hain bir saldırı” olarak nitelendirildi. Henüz kimse sorumluluğu üstlenmese de, çevre aktivistlerinin daha önce şirkete karşı eylem çağrısında bulunmuş olması, olayın Tesla’ya yönelik olma ihtimalini güçlendiriyor.
Bu olay, Gigafactory Berlin‘in son zamanlarda karşılaştığı diğer zorluklarla birleşiyor. Yemen’deki iç savaş nedeniyle yaşanan kargo gemisi sorunları, tedarik zincirindeki aksamalar ve yerel sakinlerin 100 hektardan fazla ormanın kesilmesini içeren fabrika genişletme projesine karşı çıkması, Tesla’nın üretim süreçlerini olumsuz etkilemişti.
Tesla, bu zorlu süreçte fabrikayı güven altına aldığını açıkladı, ancak elektrik durumu nedeniyle üretimin ne zaman başlayacağı konusunda belirsizlik sürüyor. Şirket, üretim tesislerinin güvenliğini sağlamak için gerekli tüm önlemleri aldıklarını, ancak elektrik sağlayıcısı EDIS ile yapılan istişare sonucunda hızlı bir üretim başlangıcının beklendiğini belirtmedi.
Gigafactory Berlin, dünyanın en çok satan elektrikli otomobili olan Model Y‘nin üretimine ev sahipliği yapmaktadır. Elektrik kesintisi ve muhtemel sabotajın etkileri nedeniyle şirketin üretim planları üzerindeki belirsizlik devam ederken, Alman yetkililer olayın ardındaki gelişmeleri yakından izlemeye devam ediyor.
Son raporlara göre, Apple Vision Pro kullanıcılarının önemli bir kısmı, cihazlarını yalnızca ağırlığından ya da sağlık sorunlarına neden olmasından değil, aynı zamanda kurulum sürecini zor bulmalarından dolayı iade etme yoluna gidiyor. Apple, Vision Pro‘nun insanların yaşam ve çalışma tarzını kökten değiştireceğini iddia ederken, gerçek kullanıcı deneyimi oldukça farklı görünüyor. Apple Vision Pro sahipleri, sadece deneyimleme konusunda değil, aynı zamanda gözlüğü ilk kurulum aşamasında yaşadıkları zorluklar nedeniyle de çeşitli sorunlarla karşılaşıyor ve sonunda ürünü iade ediyorlar.
Yüksek profilli bir analistin belirttiğine göre, Vision Pro iadelerinin önemli bir yüzdesi, kullanıcıların gözlüğü ilk aldıklarında nasıl çalıştırılacağını anlayamamalarından kaynaklanıyor. Apple’ın tedarik zinciri üzerine sıkça raporlar sunan analist Kuo’ya göre, Apple Vision Pro iadelerinin yüzde 20-30’u, karma gerçeklik gözlüğünün kurulumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaktan kaynaklanıyor.
Kurulum sırasında kullanıcıların karşılaştığı zorluklar tam olarak belirlenmemiş olsa da, cihazın kullanım kılavuzuna göre Apple Vision Pro‘yu kurmak için birkaç adımı geçmek gerekiyor. Bataryasını şarj edip bağladıktan ve gözlüğün yüzde rahatça oturmasını sağladıktan sonra, elle ya da iOS 17/iPadOS 17 yüklü bir cihazla kurulum başlatılıyor. Daha sonra göz ve el girişi ayarlarının yapılması, Apple kimliğiyle giriş yapılması gerekiyor.
Ancak, Apple Vision Pro‘yu hantal tasarımı, yüksek fiyat etiketi ve çeşitli sağlık sorunları yaratması gibi nedenlerle iade edenlerin sayısı da oldukça fazla. Kullanıcılar, ürünün beklentilerini karşılayamaması ve kurulum zorlukları nedeniyle memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar.
Bilim insanları artık hava kirliliğinde bulunan küçük bir parçacık olan manyetitin Alzheimer semptomlarının başlangıcını tetikleyebileceğini öne sürüyor. Yeni bir çalışma, hava kirliliği ile sonunda hafıza kaybına, bilişsel gerilemeye ve yaşam kalitesinin düşmesine yol açan zayıflatıcı bir hastalık olan Alzheimer hastalığı arasında yeni bir bağlantıyı ortaya çıkardı. Bilim insanları artık hava kirliliğinde bulunan küçük bir parçacık olan manyetitin Alzheimer semptomlarının başlangıcını tetikleyebileceğini öne sürüyor.
Hava kirliliği alzheimer ile ilişkili mi?
Manyetit, yüksek sıcaklıktaki yanma işlemleriyle oluşan manyetik bir demir oksit bileşiği. Bunlar araç egzozu, odun yangınları, kömürle çalışan elektrik santralleri, fren balatası sürtünmesi ve motor aşınması ile ortaya çıkıyor. Burun yoluyla beyne girebilen yaygın bir hava kirletici görevi görüyor. Ayrıca zararlı maddelerin beyne ulaşmasını önleyen koruyucu bir tabaka olan kan-beyin bariyerini de atlayabiliryor.
Sidney Teknoloji Üniversitesi’nden (UTS) bilim insanları Doçent Cindy Gunawan ve Doçent Kristine McGrath liderliğindeki araştırmacılar, hava kirliliği ile beyin sağlığı arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemek için Avustralya ve Singapur’daki bilim insanlarıyla işbirliği yaptı. Öncü çalışmaları, Alzheimer hastalığının gelişimindeki rollerini anlamak için laboratuvarda fareleri ve insan nöron hücrelerini toksik hava kirliliği parçacıklarına maruz bıraktı.
Doçent Gunawan, “Alzheimer vakalarının yüzde 1’inden azı genetik kökene sahip olsa da çevre ve yaşam tarzı seçimlerinin hastalık üzerinde büyük etkisi var gibi görünüyor. Önceki çalışmalar hava kirliliği ile Alzheimer arasındaki bağlantıya dikkat çekti. Beyne bağlı manyetit parçacıklarının semptomlarını tetikleyip tetikleyemeyeceğini analiz eden ilk kişi. Ancak bu, beyindeki manyetit parçacıklarının varlığının gerçekten Alzheimer belirtilerine yol açıp açamayacağını inceleyen ilk çalışma” diyor.
Dört aylık çalışma sırasında hem sağlıklı hem de genetik olarak duyarlı fareler demir, manyetit ve dizel hidrokarbonlara maruz bırakıldı. Manyetit, maruz kalan farelerde önemli beyin hücrelerinin kaybı, amiloid plak oluşumu ve artan stres, kaygı ve kısa süreli hafıza bozukluğu gibi Alzheimer patolojilerini tutarlı bir şekilde yansıtıyordu. Maruz kalan farelerde ayrıca artan stres, kaygı ve hatta kısa süreli hafıza bozukluğu görüldü. Doçent McGrath: “Manyetit, araç egzozunda, odun ateşinde, elektrik santrallerinde ve hatta fren balatalarının aşınma ve yıpranmasında oluşan yaygın bir hava kirletici” diye açıklıyor.
Tüketici dizüstü bilgisayarları ve iş dizüstü bilgisayarlarının pek çok ortak noktası var. İşlerinizi kesinlikle bir tüketici dizüstü bilgisayarında gerçekleştirebiliyor ve içeriği bir iş dizüstü bilgisayarında tüketebiliyorsunuz. Ancak dürüst olalım: İş amaçlı bir dizüstü bilgisayar ile tüketiciye yönelik bir dizüstü bilgisayar arasındaki çizgi belirsiz. Bunun nedeni, gerçek farkın daha çok pazarlamayla ilgili olması.
İş ve tüketici bilgisayarı farkları
İş amaçlı dizüstü bilgisayarlar işletmelere pazarlanır ve işletmelerin aradığı özelliklere sahip. Tüketici dizüstü bilgisayarları ise ortalama ev kullanıcısına pazarlanıyor. İş amaçlı dizüstü bilgisayarlar, ortalama tüketici dizüstü bilgisayarlarından daha pahalı olma eğiliminde. Tüketici dizüstü bilgisayarlarından bahsederken olduğu gibi “ucuz” dizüstü bilgisayarlara çok fazla odaklanılmıyor. Projektörlere bağlantı için dahili HDMI dahil daha fazla bağlantı noktası gibi iş ve üretkenliğe yönelik özelliklere öncelik veriyor. Genellikle daha sağlamdırlar ve seyahat için daha iyi dayanıyor. Üst düzey birinci sınıf bir tüketici dizüstü bilgisayarı bu özelliklerin çoğuna sahip olabiliyor.
Ancak güçlü CPU’lar, bol miktarda RAM ve bol miktarda depolama alanıyla dolu olsalar da iş dizüstü bilgisayarları genellikle güçlü GPU’lar içermiyor Pil ömrüne grafik gücünden daha fazla öncelik veriyorlar ve ideal oyun bilgisayarı olmayacak.
İş dizüstü bilgisayarları genellikle tüketici dizüstü bilgisayarlarından daha pahalı. Şirketler bazen bilgisayar “filosu” için dizüstü bilgisayarları toplu olarak satın alarak bu fiyatlarda indirim elde ediyor. Kendi kullanımınız için tek bir iş dizüstü bilgisayarı satın alırsanız, çok fazla bir şey elde edemeyebilirsiniz. Bunun aksine, tüketici dizüstü bilgisayarları öncelikle ortalama bilgisayar kullanıcısına, yani bazen işlerini yapmak isteyen ancak aynı zamanda sadece film izlemek ve internette gezinmek isteyen birine pazarlanmakta. Fiyatları daha düşük olma eğiliminde. Bu tür bir “toplu indirim” fiyatlandırması göz önünde bulundurularak belirlenmemiş durumda. Ancak fiyat açısından “iş amaçlı” dizüstü bilgisayarlar ile “tüketici” dizüstü bilgisayarlar arasında net bir çizgi yok. Ortalama iş dizüstü bilgisayarından daha pahalı olan ve tüketicilere pazarlanan son teknoloji donanımlarla dolu üst düzey dizüstü bilgisayarlar bulabilirsiniz. Ayrıca, öncelikle “iş dizüstü bilgisayarları” olarak pazarlanan ve ev kullanıcılarına da oldukça iyi değer sağlayan dizüstü bilgisayarlar da bulabilirsiniz.
Çevreci ve ekonomik elektrikli araçların Dünya çapında yaygınlaşmasıyla birlikte yeni problemler de ortaya çıkmaya başladı. Geleneksel otomobillerden farklı olan lineer hızlanma ve yüksek ağırlık etkenlerini göz önünde bulundurmak gerekli.
Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, “Benzinli kardeşinden ortalama 250-300 kg daha ağır olan elektrikli araçlar kazalarda yüksek ağırlıkları nedeniyle hem karşı tarafta hem de kendi karoserinde çok daha büyük hasarlara neden oluyor. Kazaların en önemli sebebiyse kullanım alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Birçok elektrikli araç ciddi ara hızlanma verilerine sahip. Bir diğer sorun ise bu araçların sessiz yapısı. Elektrikli araçlarda yüksek gaz tepki süresi, ani hızlanmalara neden olurken bu durum kullanıcıların daha dikkatli olmasını gerektiriyor. Ancak, bu dezavantajları dengelemek için rejeneratif frenleme sistemi gibi ek yardımcı sistemler aracın hareket enerjisini geri kazanarak elektrik enerjisine dönüştürüyor ve daha etkili bir şekilde fren yapılmasını sağlıyor.” diyor.
Mobilite alışkanlıklarının elektrikli araca dönüşüm hızına yetişemediği yorumunda bulunan Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, “Hepimiz benzinli veya dizel araçlar kullanırken son birkaç yılda hızla hayatımıza elektrikli araç gibi bir gerçek girdi. Basit bir örnekle çoğu elektrikli araç sessizliğiyle övünüyor. Yaya koruması için yapay sesler üretilse bile şehir içinde yayalar olarak nasıl bir refleks vereceğimizi halen bilmiyoruz.” dedi.
Hemen her kazanın nedeni, yüksek hız ve ani hızlanmalar
Daha lineer ve etkin hızlanmaya sahip elektrikli araçların kullanım alışkanlığı gerektirdiğinin altını çizen Aşçı devam etti: “100 beygirlik benzinli aracını satıp yerine 200 beygirlik elektrikli araç alan sürücü, sahip olduğu aracın sorumluluğunun bilincinde olmalı. Elektrikli araçlardaki hemen hemen her kazanın yüksek hız-ani hızlanmalar sebebiyle olduğu söyleniyor. Gerekirse bu araçları satan markalar, sürücüleri bilinçlendirecek kısa bir eğitime tabii tutmalı.”
Batarya sebebiyle elektrikli araçların konvansiyonel araçlardan ortalama 250-300 kilogram daha ağır olduğu ortaya çıkıyor. Elektrikli araçlarda yangın riski benzinli araçlara kıyasla daha düşük olsa da olası bir kaza anında benzinli araçlardaki kadar su tüketimi yeterli olmuyor ve batarya tutuşursa söndürmek için 10 kat daha fazla suya ihtiyaç gerekebiliyor. Yangın anında lityum-iyon bataryalar özel yağlar, solüsyonlar, battaniyelerle etkili bir biçimde söndürülebiliyor.
Öte yandan yüksek ağırlık, kaza esnasında karşı taraftaki araçlara ve nesnelere daha yüksek hasar bırakma potansiyelini de beraberinde getiriyor. Aynı şekilde kazaya karışan elektrikli aracın kendisi de daha yüksek hasarla baş etmek durumunda kalıyor. Hasar sonrasında batarya ve elektrikli motorun onarımının mümkün olmaması ise yüksek onarım maliyetlerini ve dolayısıyla yüksek kasko sigortası primlerini ortaya çıkarıyor.
Windows 11 yeni bir özellikle web kamerası pazarını altüst etti. Eski Android akıllı telefonunuz artık birinci sınıf bir web kamerası olarak hizmet verebilecek. Microsoft, web kamerası yerine Android akıllı telefonunuzu (veya yedek bir akıllı telefonu) kullanmanıza izin vermek için çalışıyor. Muhtemelen tüketicilerin yüksek kaliteli web kameralarına ücretsiz olarak erişmesine olanak tanıyacak.
Windows 11 web kamerası özelliği
Bu yetenek henüz tam olarak kullanımda değil. Microsoft, yaklaşan özelliği Windows 11 için Mart 2024 “an” güncellemesi bağlamında açıkladı. Ancak şirket daha sonra bu özelliğin “tüm” Windows Insider kanallarında test edildiğini belirten bir blog yazısı yayınladı. Bu alışılmadık bir durum çünkü Sürüm Önizleme kanalında da test edildiğini gösteriyor. Bu da onu yakında görebileceğimiz anlamına geliyor. Pandemi sırasında evden çalışma hareketinin Zoom ve Microsoft Teams görüntülü sohbetlerini öncelik haline getirdiği 2020 yılına kadar web kameraları büyük ölçüde göz ardı edildi. Bu, dizüstü bilgisayar üreticilerinin web kameralarının kalitesini artırmaya başladığı ve kaliteli 1080p ve 4K web kameralarının piyasaya çıkmaya başladığı anlamına geliyordu.
Ancak eski bir modeli elden çıkarmadığınızı varsayarsak, muhtemelen birden fazla akıllı telefona sahipsiniz. Çoğu akıllı telefon, ister öne ister arkaya dönük olsun, dizüstü bilgisayarlarda veya hatta bağımsız web kameralarında bulunan kameralardan önemli ölçüde daha üstün bir performans sergiliyor.
Microsoft: “Android telefonunuzun veya tabletinizin kamerasını Windows 11 PC’nizdeki herhangi bir video uygulamasında kullanma özelliğini tüm Insider Kanallarındaki Windows Insider’lara kademeli olarak kullanıma sunuyoruz Bu özellik sayesinde, mobil cihazınızın kamerasının yüksek kalitesinin keyfini bilgisayarınızda esneklik ve kolaylıkla kablosuz olarak çıkarabileceksiniz. Yeteneklerden bazıları arasında ön ve arka kamera arasında geçiş yapabilme, kesintiler sırasında akışı duraklatabilme ve mobil modelinizin sağladığı efektlerin keyfini çıkarabilme yer alıyor” dedi.
Bu, telefonunuzun web kamerasını Zoom, Google Meet, Teams ve hemen hemen her şeyde, telefonunuzun kamerasında muhtemelen Windows’ta da mevcut olan filtreler veya diğer modlarla kullanabileceğiniz anlamına geliyor. Bunun web kamerası satışları ve akıllı telefonlar için dizüstü bilgisayar montaj parçaları pazarı üzerinde çok büyük bir etkisi olabiliyor.
Google, kuantum bilgisayarların gerçek kullanım alanlarını bulmak için 5 milyon dolarlık ödül başlattı. Mevcut kuantum bilgisayarlar bazı sorunları herhangi bir sıradan bilgisayardan daha hızlı çözebilir. Ancak bu sorunların hiçbirinin pratik bir kullanımı yok. Google ve XPRIZE bunu değiştirmeyi umuyor.
Google ve XPRIZE, kuantum bilgisayarların topluma gerçekten fayda sağlayabilecek pratik kullanımlarını bulmak için 5 milyon dolarlık bir yarışma başlatıyor. Google’ın 2019’da Sycamore işlemcisi için kuantum avantajını ilk kez iddia etmesinden sonra, kuantum bilgisayarların belirli görevleri klasik bilgisayarlardan daha hızlı gerçekleştirebildiğini zaten biliyoruz. Ancak bu gösteri görevleri, gerçek dünya uygulamaları olmayan basit kıyaslamalar.
Google kuantum çalışmaları için teşviklerde bulunuyor
Google’dan Ryan Babbush: “Kuantum bilgisayarların çok ama çok büyük hızlanmalar sağladığını kanıtlayabileceğimiz pek çok soyut matematik problemi var. Ancak araştırma topluluğunun büyük bir kısmı, bu daha soyut kuantum hızlandırmalarını belirli gerçek dünya uygulamalarıyla eşleştirmeye ve kuantum bilgisayarların nasıl kullanılabileceğini bulmaya daha az odaklandı” diyor.
Bu amaçla Google ve XPRIZE Vakfı, araştırmacıları üç yıllık bir yarışmanın parçası olarak yeni kuantum algoritmaları bulmaya çağırıyor. Babbush, kazanan algoritmaların, depolama kapasitesini büyük ölçüde artıran yeni bir pil elektroliti bulmak gibi mevcut bir sorunu çözebileceğini ancak pratikte sorunu çözmesine gerek olmadığını söylüyor. Bunun yerine, araştırmacıların yalnızca gereken kuantum hesaplama spesifikasyonlarını tam olarak detaylandırarak bir algoritmanın nasıl uygulanabileceğini göstermesi gerekiyor. Alternatif olarak rakipler, mevcut bir kuantum algoritmasının daha önce düşünülmemiş bir gerçek dünya sorununa nasıl uygulanabileceğini gösterebiliyor.
Şüphesiz XPRIZE, genişleyen kuantum teknolojisi tedarikçisinde ve ilk kullanıcı/kaşif topluluğunda heyecan yaratacak. XPRIZE organizatörleri, kuantum hesaplamanın mevcut eksikliklerine ve uygulama geliştirme konusunda çalışma ihtiyacına dikkat çekiyor. Açıklamada: “Şu anda kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların çözemediği gerçek dünyadaki toplumsal sorunları çözecek kadar yeterince gelişmiş değil. Ancak teknoloji ilerledikçe nispeten az sayıda şirket ve üniversite araştırmacısı, kuantum algoritmalarını gerçek dünyadaki uygulama senaryolarına dönüştürmeye ve yeterince güçlü bir donanım mevcut olduğunda küresel zorluklara çözüm bulmanın fizibilitesini değerlendirmeye odaklanıyor” ifadelerine yer verildi.
Bununla birlikte, organizatörlerin büyük umutları var: “ XPRIZE Kuantum Uygulamaları, insanlığın karşılaştığı en büyük sorunlardan bazılarıyla başa çıkma şeklimizi dönüştürme potansiyeline sahip; bu, XPRIZE’ın öncü ve etkili yeniliğe olan bağlılığının bir kanıtı. Bu ödül, XPRIZE’ın büyük ölçekli yarışmaları tasarlama, başlatma ve yürütme konusundaki uzmanlığını, Google Quantum AI’nın kuantum hesaplamayı ilerletme konusundaki kapsamlı bilgi birikimini ve liderliğini ve GESDA’nın küresel bakış açısını ve değişim yaratmak için politika yapıcıları ve uzmanları bir araya getirme becerisini bir araya getiriyor. Amacımız hep birlikte etik ve ileriye dönük bir kuantum ekosisteminin büyümesini desteklemek” ifadelerine yer verildi.
Bir araştırma ekibi, lityum iyon pillerin ultra düşük sıcaklıklarda verimli bir şekilde çalışmasını sağlayan yeni bir elektrolit geliştirdi. Zhejiang Üniversitesi’nde profesör olan Fan Xiulin liderliğindeki uluslararası ekip, geliştirmenin pillerin eksi 80 santigrat derece (eksi 112 Fahrenheit) kadar düşük sıcaklıklarda etkili bir şekilde çalışmasına olanak sağlayacağını iddia ediyor.
South China Morning Post’a (SCMP) göre araştırmacılar ayrıca pillerde daha önce keşfedilmemiş bir iyon taşıma mekanizmasını da ortaya çıkardı. bu mekanizma, aşırı koşullar altında çalışabilen yüksek enerjili pillerin geliştirilmesine zemin hazırlama potansiyeline sahip. Xiulin, bu pillerin telekomünikasyon, trenler, arktik keşifler, havacılık ve elektrikli araçlar gibi çeşitli alanlarda kullanım alanı bulabileceğinin altını çiziyor. Ekibin araştırmasının ayrıntıları Science dergisinde yayınlandı.
Düşük sıcaklıklarda çalışan piller enerji yoğunluğu sorunun çözebilir
Düşük sıcaklıktaki ortamlara uygun lityum iyon piller oluşturmak, yüksek enerji yoğunluğu, geniş çalışma sıcaklığı aralığı ve tek bir pilde hızlı şarj etme özellikleri arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle zorlayıcı oluyor. Bunun nedenlerinden biri, tüm bu özelliklerin, iyonları elektrotlar arasında hareket ettiren ve birbirine karşıt niteliklere sahip bir pil bileşeni olan bir elektrolite bağlı olması.
SCMP’ye göre ekip, bu zorluğu çözmek için mevcut elektrolit tasarımlarıyla “ulaşılamaz” olan pil özelliklerine olanak tanıyan çok küçük solvent moleküllerinden oluşan bir elektrolit yarattı. Araştırmalarına göre elektrolit, soğuk ortamlarda ultra hızlı şarjı kolaylaştırdı. Bu, lityum iyon pillerin eksi 112 Fahrenheit (80 Celcius) kadar düşük sıcaklıklarda büyük kapasite ve kararlılıkla çalışmasına olanak sağladı. Pil, son derece düşük sıcaklıklarda 10 dakikada kapasitesinin yüzde 80’ini şarj edebiliyor.
Organik bir çözücü içinde karıştırılan lityum tuzları, lityum iyon akü elektrolitlerinin olağan bileşenler. Elektrolitler pildeki iyonik iletkenliği veya iyon hareketini kısıtlıyor. Bununla birlikte, geniş bir sıcaklık aralığında birçok çözücünün test edilmesini içeren dört yıllık bir araştırmadan sonra grup, bir elektrolit oluşturmak için floroasetonitril olarak bilinen bir çözücü kullandı.
Araştırmacılar, SCMP’ye göre, düz kese pil hücreleri olarak da bilinen yumuşak paket lityum iyon pilleri kullanarak yapılan deneylerde, elektrolitin piller içinde keşfedilmemiş bir yapısal hareket modunu kolaylaştırdığını keşfetti. Araştırmacılar, elektrolitteki küçük solvent moleküllerinin lityum iyonlarının etrafında iki kılıf tabakası oluşturduğu ve iyonların içinden geçebileceği kanallar oluşturduğu bu sürece “ligand-kanal taşınması” adını veriyor. Ligand kanalıyla kolaylaştırılmış iletim mekanizması, zorlu ortamlarda çalışan yüksek enerjili pilleri mümkün kılıyor. SCMP’ye göre bu yöntem, elektrolitlerinin -94 Fahrenheit (70 santigrat derece) sıcaklıkta standart elektrolitlere göre 10.000 kat daha iyi iyon iletkenliğine sahip olmasını sağladı.
Ekibe göre, elektrolitin geleneksel bir pil tasarımında düzgün çalışabileceğini garanti etmek için daha fazla araştırma gerekiyor.