Realme, mobil teknoloji alanındaki iddialı adımlarına devam ediyor. 6 Mart’ta kullanıcılarla buluşacak olan Realme 12 5G ve Realme 12+ 5G, beklenenin üzerinde özelliklerle donatılarak dikkat çekiyor. Özellikle Realme 12 5G, sunduğu yenilikçi özelliklerle Android telefon dünyasında bir ilki gerçekleştirecek.
Dinamik Düğme özelliği, Realme 12 5G‘nin kullanıcı dostu tasarımında öne çıkan önemli bir ayrıcalık olarak karşımıza çıkıyor. Firma, bu özelliği kullanıcıların günlük kullanımını daha da kolaylaştırmak ve kişiselleştirmek adına entegre ettiğini duyurdu. Reklam afişi, bu Dinamik Düğme‘nin büyük olasılıkla telefonun güç düğmesi olarak kullanılacağını gösteriyor. Benzeri olmayan bu düğme, Apple’ın Eylem Düğmesi’ne benzer bir işlevsellik sunarak, kamera kontrolünden fener kullanımına, sessiz moda geçişten uçak moduna kadar geniş bir yelpazede özel eylemler gerçekleştirmek için kullanılabilecek.
Geekbench’te ortaya çıkan bilgilere göre, Realme 12 5G, 8 GB RAM ile güçlendirilmiş MediaTek Dimensity 6100+ SOC işlemcisini bünyesinde barındıracak. Bu donanım kombinasyonu, akıcı ve hızlı bir kullanım deneyimi sunmayı vaat ederken, telefonun performansını üst seviyeye taşıyacak. Ayrıca, 5.000 mAh kapasiteli batarya, uzun ömürlü bir pil performansı sunarak günlük ihtiyaçları karşılamak için ideal bir çözüm sunacak.
Realme 12 5G‘nin kamerası da öne çıkan özelliklerinden biri olacak. Üçlü arka kamera kurulumu, 108 MP birincil sensör ile desteklenerek kullanıcılara yüksek çözünürlükte fotoğraf ve video çekme imkanı sağlayacak. Gelişmiş kamera teknolojisi, anıların daha net ve canlı bir şekilde yakalanmasına olanak tanıyacak.
Tüm bu özelliklerle birlikte, Realme 12 5G‘nin 6 Mart lansmanı merakla bekleniyor. Fiyatı ve diğer detaylarıyla birlikte, kullanıcılar bu yeni nesil telefonun performans ve özellik avantajlarını daha yakından keşfedecekler.
Yapay zeka, artırılmış gerçeklik (AR), metaverse ve Web3 gibi yeni teknolojiler, geçtiğimiz yıllarda sektörleri dönüştürme potansiyelini de ortaya koydu. Yükseliş ve olgunlaşma döngüleri izleyen bu teknolojiler arasında, perakende ve alışverişin geleceğini etkilemesi en muhtemel kavram, artırılmış gerçeklik oldu. ConsumerX tarafından 12 ülkede yürütülen bir araştırma, müşterilerin gelecekte alışveriş deneyimlerini geliştirmesi beklenen teknoloji olarak en üst sırada artırılmış gerçekliği gösterdi. Bu potansiyel, AR teknolojilerine odaklanan girişimleri de beraberinde getirdi.
Bu bağlamda, Türkiye’de e-ticaretin geleceğini inşa etmek için çalışan ve İ. Eser Memişoğlu ile Kuzey Çağdaş Eroğlu tarafından kurulan Ovesis‘in AR teknolojisini hizmet olarak yazılım (SaaS) modeliyle sunan platformu Ovesar, güvenilir kitlesel fonlama platformu Fongogo üzerinden yatırım turuna çıktı.
Hedef: 5 milyon TL fon toplamak
İşletmelere ürünlerini AR teknolojisiyle interaktif bir şekilde tanıtma, etkileyici deneyimler sunma ve dijital varlıklarını güçlendirme olanağı veren SaaS platformu Ovesar’ın yatırım öncesi değerlemesi, 69 milyon TL olarak belirlendi. %100 yerli sermayeyle kurulan ve geliştirilen Ovesis Yazılım Teknolojileri A.Ş.’nin öncü projesi Ovesar’ın birkaç adımda ürünleri üç boyutlu ortama gerçeğe uygun bir biçimde taşıdığını dile getiren Ovesis Kurucu Ortağı ve CTO’su Kuzey Çağdaş Eroğlu, “Perakendenin Geleceği araştırması, Z ve Y kuşaklarına mensup 5 kişiden dördünün, AR teknolojisinin alışveriş deneyimlerini güçlendireceğini söylediğini gösteriyor. Ovesis, artırılmış gerçeklik dikeyinde güçlü ürünler geliştiren Ovesar’ın kitle fonlama kampanyasıyla her ölçekten yatırımcıya Web 3.0 teknolojilerine erken yatırım fırsatı sunuyor. 1.000 TL’si olan herhangi bir küçük yatırımcının da Ovesis ortağı olmasını sağladığımız kitle fonlama yatırım turumuzla, bir ay içinde 5 milyon TL yatırıma ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Kuzey Çağdaş Eroğlu
Türkiye’nin AR teknolojisi talebini karşılayacak
Artırılmış gerçeklik teknolojisinin, e-ticarette özellikle hacimli ve yüksek fiyatlı ürünlerin satışını kolaylaştırma potansiyeline dikkat çeken Kuzey Çağdaş Eroğlu, “Mobilya, yat, makine, endüstriyel üretim cihazları gibi ürünlerin internetten satın alınması, alıcılar için önemli bir yatırım süreci. AR, bu ürünlerin gerçeğe uygun üç boyutlu modellemelerini en ince ayrıntılarıyla dijital ortama taşıma olanağı sunuyor. Ovesar, sektörün zorluklarına hızlı, kolay ve uygun maliyetli bir çözüm sunuyor” dedi.
En güçlü yanlarından birinin üç adımda entegrasyon olduğuna dikkat çeken CTO, “Ovesar’ın Türkiye’de bir ilk olan; renk, doku ve diğer ayrıntıları değiştirerek yeni ürünleri kolayca oluşturma olanağı sunan editörüyle üretilen üç boyutlu modellemeler, üç adımda, tek satır kod ekleyerek tüm e-ticaret platformlarına entegre edilebiliyor. Ovesar’ın servis modeli, tüm bu süreçleri uygun maliyetli hale getiriyor. Ayrıca sitelere entegre edilen AR ürünlerinin kullanım verileri, analitik özellikler aracılığıyla incelenebiliyor. Ovesar, kitle fonlamadan aldığı güçle, Türkiye’nin AR teknolojisi talebini karşılayacak” ifadelerini kullandı.
Maliyet etkin ve kolay kullanımlı bir çözümle her ölçekten işletme ve kullanıcıya erişilebilirlik getirdiklerini dile getiren Ovesis Kurucu Ortağı ve CTO’su Kuzey Çağdaş Eroğlu, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Geçmişte VR Fuar, Savunma Sanayi Fuar Alanı ve ArvEdu gibi teknolojileriyle AR’ı gerçek dünya örneklerinde uygulamaya alan Ovesis, Ovesar ile bu başarılarına yenilerini ekleyecek. Üç boyutlu model sayımızı 2030’a kadar her yıl %80 ila %100 oranında büyütmeyi, ciromuzu yıllık %40 artırmayı hedefliyoruz. Fongogo üzerinden toplayacağımız fonu 3D Sanal Showroom projemizi hayata geçirmek, yapay zeka odaklı görüntü işleme ve modelleme çalışmalarının adımlarını atmak ve büyüme potansiyelimizi artırmak için kullanacağız. Ülkemizde kazandığımız deneyimler ve yeni atılımlarla, düşük maliyetlerle yüksek nitelikte hizmet sunarak küresel pazarda hızla yer edinmeyi hedefliyoruz. Ovesis’e ve Ovesar’a ilişkin tüm ayrıntıları, Fongogo kampanya sayfamızda paylaşıyoruz. E-ticaretin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen tüm küçük ve nitelikli yatırımcıları kampanyamıza davet ediyoruz.”
Kullanıcılara gönderilen bir e-postada şirket, 29 Mart 2024’te Oculus hesaplarını sileceğini; uygulamalarınızı, uygulama içi satın alma işlemlerinizi, mağaza kredilerinizi ve daha fazlasını yeniden etkinleştirmenizi veya almanızı önleyeceğini söylüyor. Bu tarihten önce Meta hesabına geçiş yapmazsanız başarılarınızı, arkadaş listenizi ve hesabınızla oluşturduğunuz tüm içerikleri kaybedeceksiniz.
Oculus hesapları, o zamanlar Facebook olarak bilinen şirketin yeni kullanıcıların bunun yerine Facebook hesaplarına kaydolmalarını zorunlu kılmaya başladığı 2020’den beri kullanımdan kaldırılıyor.
Ancak 2022 yılında Meta hesabı oluşturma özelliğini de ekleyerek, Facebook hesabını Quest kulaklığına bağlamak istemeyen kullanıcılara bir alternatif sundu. Meta, Ocak 2023’ten itibaren kullanıcıların Oculus hesaplarına giriş yapmasına izin vermeyi bıraktı. Çekmecenizin bir yerinde toz toplayan bir Quest’iniz varsa, Oculus hesabınızı bir Meta hesabına taşımak için şimdi son şansınız.
Bu sayfaya giderek ve kullandığınız e-posta adresiyle bir Meta hesabına kaydolarak hesabınızı taşıyabilirsiniz. Buradan, hesabınızda kayıtlı tüm oyunlara, verilere ve diğer satın alma işlemlerine erişebileceksiniz.
Oculus hesaplarını zaten Meta’ya dönüştürmüş olan pek çok kişi bu e-postayı aldı. Meta’nın bu e-postaları yanlışlıkla mı gönderdiği ya da Meta hesap sahiplerinin yapması gereken herhangi bir işlem olup olmadığı belli değil.
Ancak yaklaşan son kendini iyiden iyiye göstermeye başladı. Her geçen gün artan bir hızla gelişim gösteren teknolojiler, şirketleri daha farklı stratejiler izleme zorluyor. Meta’nın adımını da bu temelde ele almak mümkün.
Kuantum Araştırma, yapay zekayla desteklenerek geliştirilen sanal pazarlama asistanı Kai’nin beta sürümünü kullanıma sundu. Yapay zeka destekli bir sanal pazarlama asistanı olan Kai, işletmelerin karar alırken veriyi merkeze alması ve geleceğe geç kalmaması noktasında işletmelere danışmanlık ve rehberlik edecek.
Şu an için az sayıda kullanıcı kitlesine sunulan ve ilerleyen günlerde başta KOBİ’ler olmak üzere tüm profesyonellerin kullanımına açılacak olan Kai, Kuantum Araştırma’nın 16 yıllık deneyimi ve bu deneyimin sonucu olarak topladığı veriler ile eğitildi. İşletmelerin dijital dönüşümüne baştan sona rehberlik etmesi için tasarlanan Kai, pazarlama ve e-dönüşüm ile ilgili birçok sorunun da üstesinden gelecek.
Kai ayrıca, işletmeler tarafından kendilerine özel bir şekilde eğitilebilecek şekilde tasarlandı. Üstelik firmalar bu alanda herhangi bir kod kullanmaya da ihtiyaç duymayacak. İşletmeler, Kai’nin teknolojisini kendi sunucularında kullanarak Kai’ye yeni “çalışma arkadaşları” da geliştirebilecekler. Dolayısıyla Kai, gereken eğitimler verildiğinde hem sanal hem de firmaya özel danışmanlık hizmeti vererek bu alanda bir devrim yaratmaya hazırlanıyor.
İşletmeler Kai’ye bilimsel pazarlama ve bilimsel pazarlama entegrasyonu, karar vermede veriyi odağa alma, yapay zeka teknolojilerinin işletmelere entegrasyonu konularında sorular sorarak stratejilerini Kai’nin rehberliğine göre çizebilecekler.
Continental, Conti Urban Sensor gibi akıllı lastiklerle kullanılabilen ContiConnect Lite ile lastik yönetiminde çığır açıyor. Lastik basıncı, sıcaklığı gibi lastiğin performansına dair veriler sağlayan ContiConnect Lite’ın yeni sürümü ile tarım, hafriyat ve liman lastikleri de dijital olarak izlenebiliyor.
Premium lastik üreticisi ve teknoloji şirketi Continental, sensör ve veri aktarım teknolojileri sayesinde lastikleri araç filolarına entegre ediyor. Şirket, 2023 yılsonundan bu yana Conti Urban lastik serisinin tüm modellerini fabrikadan en yeni nesil lastik sensörleriyle çıkarıyor. Hannover merkezli çözüm sağlayıcı artık ContiConnect Lite uygulamasını lastik sensörleri ve profesyonel lastik yönetimi arasındaki bir köprü olarak kullanıyor. ContiConnect Lite’ın dijital lastik yönetimi çözümü ContiConnect’in ücretsiz bir uygulaması olduğunu söyleyen Continental Lastikleri Global Dijital Çözümler Başkanı Clarisa Doval, “ContiConnect Lite, kullanıcı dostu uygulaması ile akıllı lastik müşterilerimize lastik yönetiminde bir çığır açıyor. Kullanıcının lastik performansı hakkında anında bilgi edinmek için sadece çevrimiçi kayıt olması yeterli” diyor. ContiConnect Lite, akıllı telefondan seçilen ContiConnect fonksiyonlarına basit ve ücretsiz erişim sağlıyor. Uygulamanın yeni sürümüyle tarım, hafriyat ve liman lastikleri de dijital olarak izlenebiliyor.
Lastik takibi kolaylaşıyor
Sürücülerin lastiklerinin durumunu izlemelerine yardımcı olan ContiConnect Lite, özellikle akıllı lastik veya Gen2 sensörü kullanan küçük filolara katma değer sağlıyor. ContiConnect Lite uygulamasını kullanmak için ek bir donanım gerekmiyor. Kayıt işleminin tamamlanmasının ardından Bluetooth üzerinden araca bağlanmanın veya araç değiştirmenin mümkün olduğunu belirten Doval, şöyle devam ediyor: “Toplamda beş araç ve üç kullanıcı ücretsiz olarak kaydedilebiliyor. Lastik sensörleri basınç veya sıcaklıkta bir değişiklik tespit ettiğinde, sürücüler anlık bildirimle hemen uyarılıyor. Lastiklerden alınan gerçek zamanlı veriler, öngörücü bakım ile maliyetleri düşürürken enerji tasarrufu sağlıyor ve emisyonları azaltıyor.”
Şehir içi trafiğin zorlu taleplerini karşılamada kendini kanıtlamış bir uzman olan Conti Urban otobüs lastiği aynı zamanda akıllı bir ürün. Continental, 2023 Ağustos itibarıyla tüm lastik serisini en yeni nesil sensörlerle donattı. Müşteriler Conti Urban HA3, Conti UrbanScandinavia HA3+ ve Conti UrbanScandinavia HD3 modellerinden birini seçebiliyor. Bu, Continental’i tümü sensörlü lastik serisi sunan ilk üretici yaparken filoların dijitalleşmesi yolunda ilerleyişinin de önünü açıyor. Akıllı lastikler ayrıca belediyelerin ve otobüs firmalarının araçlarını mobilite ve enerji dönüşümü açısından daha düşük maliyetlerle daha verimli işletmelerine yardımcı oluyor.
Copilot for OneDrive, çok çeşitli dosyalardan bilgi bulabilen, özetleyebilen ve çıkarabilen bir tür araştırma asistanı rolünü üstlenecek. Bunlara metin belgeleri (Word ve zengin metin), sunumlar, elektronik tablolar, HTML sayfaları, PDF dosyaları ve daha fazlası dahil. Kullanıcılar, Copilot’tan özetleri yalnızca önemli noktaları veya belirli bir bölümden öne çıkan noktaları içerecek şekilde kendi beğenilerine göre uyarlamasını isteyebilir.
Geçen sonbaharda Microsoft’un üçüncü nesil bulut depolama hizmetini duyurmasından bu yana, OneDrive’ın yapay zeka ile elden geçirileceğini biliyorduk. Şirket, yapay zekanın dosya aramayı daha kolay ve hızlı hale getireceğinin ve belgeleri akıllıca özetleyip düzenleyebileceğinin sözünü verdi. Kullanıcılar, örneğin Copilot’tan vergi belgelerini hızlı bir şekilde bulmasını veya iş yerindeki sıkıcı PowerPoint sunumunu özetlemesini isteyebilir.
Chatbot ayrıca doğal dildeki komutlara yanıt verebilecek ve kullanıcının dosyalarının içeriğiyle ilgili son derece spesifik soruları yanıtlayabilecek. Microsoft tarafından verilen bazı örnekler arasında, Copilot’tan bir haftalık içecek satışlarını tablo haline getirmesinin ve verileri gün bazında bir tablo görünümüne atmasının istenmesi yer alıyor. Kullanıcılar, belgelerini nasıl daha iyi hale getirebilecekleri konusunda Copilot’tan tavsiye bile isteyebilirler.
OneDrive’daki Copilot ayrıca mevcut dosyalara dayalı olarak kullanıcılar için taslaklar, tablolar ve listeler oluşturabilecek.
OneDrive kullanıcıları, bu ayın sonlarında Microsoft’un paylaşılan belgelerin özetlerini sunmasıyla Copilot’un tadına erkenden varabilecekler. Kullanıcılar, paylaşmadan önce bir Microsoft Word belgesinin yapay zeka tarafından oluşturulan bir özetini ekleyebilir; alıcılar, belgeyi açmadan önce e-postalarında okuyabilirler.
Copilot, Web için OneDrive’da veya Microsoft Teams, OneDrive ve SharePoint’teki dosya görüntüleyicide mevcut olacak. Microsoft 365 için Copilot lisansına sahip iş ve okul müşterilerinin kullanımına Nisan ayı sonlarında sunulacak.
Teknoloji devi Apple, Avrupa Birliği’nde progressive web uygulamalarının (PWA) desteğini sonlandırma kararını iptal ettiğini duyurarak, kullanıcıların iOS 17.4 güncellemesi ile birlikte Ana Ekran web uygulamalarını sorunsuz bir şekilde kullanmaya devam edebileceklerini açıkladı.
Şirketin açıklamasına göre, Ana Ekran uygulamaları, Safari tarayıcısının kullandığı WebKit motoru üzerine inşa edilmeye devam edecek. Bu karar, üçüncü taraf tarayıcılar aracılığıyla indirilen web uygulamalarının, kendi motorları yerine WebKit üzerinden çalıştırılacağı anlamına gelmektedir. Böylece, Google Chrome veya Firefox gibi tarayıcılar da Apple’ın Ana Ekran özelliklerinden tam anlamıyla yararlanabilecek.
Apple, bu güncelleme ile birlikte Avrupa Birliği’nde üçüncü taraf tarayıcı motorlarını destekleme konusunda da adımlar attığını vurguluyor. Şirketin önceki planları, Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ile uyumlu hale gelme çabaları olarak açıklanmıştı. Ancak, kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebilecek bu hamle, yeni bir entegrasyon mimarisi geliştirmenin pratik olmaması nedeniyle iptal edildi.
Apple, iOS 17.4 güncellemesi ile birlikte kullanıcıların web uygulamalarını daha sorunsuz bir şekilde kullanmalarını sağlamayı hedefliyor. Bu adım, şirketin kullanıcı dostu politikalarını sürdürme ve Avrupa Birliği’nin dijital pazar düzenlemelerine uyum sağlama çabalarını yansıtıyor. Kullanıcılar, güncelleme ile birlikte Apple’ın sunacağı yeni özellikleri yakından takip edebilecekler.
En sonunda yapay zekalar da virüs saldırılarına karşı savunmasız değil. Yapılan yeni bir araştırma, bir virüsün ChatGPT ve Google Gemini’nin güvenlik önlemlerini aşabildiğini gösteriyor. Geçtiğimiz yıl, birbirine entegre üretken yapay zeka ekosistemleri oluşturan birçok şirket, yeni ve mevcut uygulamalarına bu teknolojileri entegre etti. Ancak uzmanlar, diyalog zehirlenmesi, gizlilik sızıntıları ve jailbreak gibi kritik sorunlarda uyarıda bulunuyor.
Yapılan yeni çalışmada, araştırmacılar kendi kendini kopyalayan istemleri kullanarak üretken yapay zeka ekosistemlerini hedef alan ilk solucanı geliştirdi. Morris II adını taşıyan bu yapay zeka virüsü, e-posta asistanlarının kişisel verilerini sızdırmak ve spam e-postalar göndermek gibi zararlı faaliyetlere neden oldu.
Araştırmacılar, bu “sıfır tıklamalı” yapay zeka solucanının metin ve görüntü girdileri aracılığıyla düşmanca bir istem kullanarak ChatGPT, Gemini ve açık kaynaklı yapay zeka modeli LLaVA’dan yararlandığını tespit etti. Bu sayede solucanın, ekosistem içindeki bağlantılardan yararlanarak saldırıyı diğer yapay zeka modellerine de yayabileceği belirlendi.
Virüsün potansiyel kullanım alanları arasında kimlik avı saldırıları düzenleme, spam e-postalar gönderme ve hatta propaganda yayma bulunuyor. Araştırma, bu virüsün GenAI araçlarını oluşturan büyük dil modellerinin bilgisayar virüsleri tehdidine karşı bağışık olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Morris II, adını 1988 yılında Cornell öğrencisi Robert Morris tarafından geliştirilen ve o dönemde internete bağlı bilgisayarların yaklaşık %10’unu çökerten ilk kendi kendini kopyalayan bilgisayar solucanlarından biri olan Morris Worm’dan alıyor. Araştırmacılara göre, üretken yapay zeka ekosistemlerindeki kötü mimari tasarım, kendi kendini kopyalayan kötü amaçlı yazılımların oluşmasına olanak tanıyor. Bu da, GenAI araçlarının daha güvenli hale getirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Eğer bu tür bir yazılım günümüzde veya gelecekte GenAI ekosistemlerine bulaşırsa, etkileri oldukça büyük olabilir.
Teknoloji devi Samsung, yeni Galaxy S25 serisinde Exynos çipset kullanma iddiasıyla gündemi sarsıyor. Kaynaklara göre, S25 modelleri tamamında muhtemelen Exynos 2500 çipsetiyle gelecek. Ancak, dikkat çeken bir detay da Galaxy Z Fold 7 modelinde Qualcomm’un Snapdragon işlemcisine geçiş yapılacağı yönünde.
Sektörde sızıntılarıyla bilinen bir kaynağa göre, Samsung’un 2025’e damgasını vuracak katlanabilir modelleri Galaxy Z Fold 7 ve Galaxy Z Flip 7, sadece Snapdragon işlemcileriyle güçlendirilecek. Özellikle Galaxy Z Fold 7’nin bu tercihi, performans ve kullanıcı deneyimi açısından merak konusu.
Galaxy A serisi ise iddialara göre yoluna Mediatek ve Samsung’un kendi yonga setleriyle devam edecek. Bu, orta segmentteki kullanıcılara geniş bir yelpaze sunmayı amaçlayan Samsung’un stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ancak, bu iddiaların henüz resmiyet kazanmamış olması ve söz konusu modellerin piyasaya çıkmasına bir süre daha olması nedeniyle, bilgilerin güncellenebileceği unutulmamalıdır. Samsung, geçtiğimiz dönemde Galaxy S24 ve S24 Plus modellerinde kullanılan Exynos 2400 çipseti ile olumlu bir performans sergilemişti. Şimdi ise gözler, Exynos 2500 çipsetinin Qualcomm’u yakalayıp yakalayamayacağını görmek için sabırsızlıkla bekliyor.
Bu gelişmeleri takip etmeye devam edin, çünkü teknoloji dünyasında heyecan dorukta!
Teknoloji devi Apple, kullanıcılara sunduğu iCloud bulut depolama hizmetindeki 5GB’lık ücretsiz depolama sınırı nedeniyle toplu bir dava ile karşı karşıya. Yakın zamanda yapılan bir mahkeme başvurusuna göre, Apple’ın bu sınırlamanın ötesine geçen Kısıtlı Dosyaları iCloud üzerinden barındırmayı zorunlu kılması, şirketin rekabeti azaltmak amacıyla yasadışı bir şekilde hareket ettiği iddialarına yol açtı.
ABD Kuzey Bölgesi Bölge Mahkemesi’nde açılan dava dosyasına göre, Apple’ın mobil cihazlarındaki bazı verilere, özellikle uygulama verileri ve cihaz ayarlarına erişim, yalnızca iCloud üzerinden mümkün. Bu durum, kullanıcıların cihazlarını değiştirdiklerinde kısıtlamalara ve zorunlu bir bağlantıya yol açıyor.
Davacılar, Apple’ın bu keyfi uygulamasının iCloud’u, bulut depolama pazarında rakiplerinin önüne geçirecek şekilde yasadışı bir şekilde bağladığını öne sürüyor. Dava dosyasında belirtildiği üzere, iCloud’un bu zorunlu kullanımının teknolojik veya güvenlik gerekçeleri bulunmuyor. Aksine, “Apple, bu ayrımı yalnızca rekabeti azaltmak ve iCloud ürününü rakip bulut platformlarına göre avantajlı kılmak için kullanıyor” ifadelerine yer veriliyor.
Apple’ın fiyat politikası ve rekabet:
Apple’a iCloud’ fiyatlarını yükseltmesi ve kullanıcılara sınırlı ücretsiz depolama sunması, şirketin hizmetten elde ettiği geliri artırmak amacıyla alınan kararlar olarak değerlendiriliyor. Ancak, bu durum kullanıcılar arasında tepki çekiyor ve şimdiye kadar gizli kalmış olan iCloud’un zorunlu kullanımıyla ilgili hukuki sorunları gündeme getiriyor.
Mahkeme sürecinde ortaya çıkacak sonuçlar, bulut depolama pazarındaki rekabeti etkileyebilir ve sektördeki diğer şirketlere de örnek olabilir. Kullanıcıların talepleri ve mahkeme kararları, bulut depolama hizmeti sağlayan şirketlerin politikalarını ve fiyatlandırmalarını gözden geçirmelerine neden olabilir.
Sonuç olarak, Apple’a iCloud’ politikalarına yönelik bu toplu dava, hem şirketin hem de bulut depolama sektörünün geleceği açısından önemli bir gelişme olarak takip ediliyor. Mahkeme kararları, kullanıcıların hakları ve bulut depolama hizmeti sağlayan şirketlerin sorumlulukları konusunda sektöre önemli bir yön verebilir.
Son zamanlarda giderek artan fidye yazılımı saldırılarına karşı Windows kullanıcılarının alabileceği ek güvenlik önlemleri hakkında bilgi veriyoruz. Fidye yazılımları, dosyaları şifreleyerek erişimi kilitleyerek fidye talep eden kötü amaçlı yazılımlardır. Bu tür saldırılara karşı en iyi savunma, güvenilir kaynaklardan indirmeler yapmak ve dikkatli davranmaktır. Ancak, ek koruyucu önlemler almak da önemli.
Windows güvenliği’nde fidye yazılımı korumasını etkinleştirme adımları
Windows Güvenliği’ni Açma:
Klavyenizde Alt + Boşluk tuşlarına basın, “windows security” yazın ve Enter tuşuna basın.
Başlat Menüsü’nü açın, “windows security” yazın, ardından Enter tuşuna basın.
Ayarlar uygulamasını açın, sol bölmede “Windows Güvenliği”ni seçin.
Fidye Yazılımı Korumasını Yönetme:
Windows Güvenliği uygulamasında, “Virüs ve tehdit koruması”na tıklayın.
Ekranın alt kısmındaki “Fidye yazılımı korumasını yönet” seçeneğine tıklayın.
Kontrollü Klasör Erişimini Açma:
“Kontrollü klasör erişimi”ni açın. Bu ayar, önemli klasörlere uygulama erişimini kısıtlar.
OneDrive Kullanımını Doğrulama:
Fidye yazılımı koruması altında “Fidye yazılımı veri kurtarma” bölümüne bakarak OneDrive’ın etkin olduğundan emin olun.
Önemli kısımlar:
Kontrollü klasör erişimi, OneDrive ve diğer önemli klasörlere uygulama erişimini sınırlar.
OneDrive’da oturum açmak, otomatik yedeklemelerin yapıldığından emin olmanızı sağlar.
Windows’ta fidye yazılımı korumasını etkinleştirmek, bilgisayarınızı potansiyel fidye saldırılarına karşı daha güvenli hale getirebilir. Ancak, bu ek önlemlerin kullanım rahatlığına etkisi olabileceğini unutmamanız önemlidir. Kullanıcılar, gerekirse uygulamalara erişim izinlerini elle ayarlayarak veya dosyaları farklı bir klasöre kaydederek bu sorunları hafifletebilirler.
Bu güvenlik önlemleriyle birlikte düzenli yedeklemeler yapmak da önemlidir. Dosyalarınızın güvenli bir şekilde yedeklendiğinden emin olmak için çevrimdışı ve bulut tabanlı yedekleme yöntemlerini kullanmanızı öneririz.
İtalya’nın güney kıyısında, İyonya Denizi üzerinde hayata geçirilecek büyük ölçekli bir enerji projesi, güneş ve rüzgar enerjisinin birleşimini vadediyor. Hollanda-Norveç kökenli offshore güneş enerjisi şirketi SolarDuck, İtalyan yatırım fonu Arrow Capital ve İtalyan geliştirici New Developments iş birliğiyle Taranto Körfezi’nde 540 megavatlık (MW) hibrit yüzer güneş ve rüzgar enerjisi santrali inşa edilecek.
SolarDuck, denizin zorlu koşullarına dayanıklı, sıradışı tasarımıyla dikkat çekiyor. Damen Tersanesi’nin bir yan kuruluşu olan şirket, güneş panellerini suyun 3 metre üzerine yerleştirecek ve bu sayede tuz birikmesini en aza indirecek. Ayrıca, açık deniz sınıfı alüminyum platformlar, dayanıklılıklarını artıracak.
Yüzer platformlar, modüler üçgen formda tasarlandığından, birbirine bağlanarak büyük tesislerin oluşturulmasına olanak tanıyacak. Bu esnek tasarım, proje ölçeğini artırarak sürdürülebilir enerji üretimini optimize edecek. Platformlar üzerindeki kaymaz yürüyüş yolları ve çitler ise erişim ve bakım süreçlerini kolaylaştıracak.
Hibrit yüzer santralin toplam kapasitesi, 420 MW rüzgar enerjisi ve 120 MW güneş enerjisi olarak planlanıyor. 28 adet yüzer rüzgar türbini, bölgenin rüzgar potansiyelini en üst düzeye çıkaracak. Corigliano isimli proje, 2028 yılında tam kapasiteyle faaliyete geçmesi bekleniyor.
Bu yenilikçi enerji girişimi, İtalya’nın enerji portföyünü çeşitlendirmesine ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasına önemli bir katkıda bulunacak. Aynı zamanda, deniz üstü enerji üretiminde öncü teknolojilerin kullanılması, uluslararası alanda çevre dostu enerji çözümlerine olan talebi artırabilir. İtalya’nın bu proje aracılığıyla sürdürülebilir enerji alanındaki liderliği, bölgede ve küresel ölçekte etkileyici bir örnek teşkil edebilir.
Alman eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) aracı geliştiricisi Volocopter, Federal Havacılık Dairesi Luftfahrt-Bundesamt (LBA) tarafından VoloCity aracının seri üretimi için resmi izin aldı. Bu onay, Almanya’nın Bruchsal kentinde kurulacak olan iki yeni Volocopter üretim ve hangar tesisleri için geçerli olacak.
Volocopter’in işletme müdürü Andreas Fehring, “Bu bizim için önemli bir dönüm noktasıdır. Uçak tasarımı ve üretimi sıkı düzenlemelerle kontrol edilmektedir; güvenli mobilite ürünleri üretmek amacıyla.” şeklinde açıklamada bulundu.
Onay, eVTOL’ün prototipten seri üretime kadar olan sürecini kapsayarak, Volocopter’in güvenli ve yüksek kaliteli ticari hava araçları üretebilme kabiliyetini vurguluyor.
Uçan taksinin Mürettebatlı VoloCity hava taksi, Osaka ve Amagasaki şehirlerinde düzenlenen 2025 Dünya Fuarı Osaka Kansai Expo öncesi uçuş testlerini başarıyla tamamladı. Volocopter, uluslararası bir fuarda ticari hava taksisi ile uçan ilk şirket olmayı planlıyor.
Volocopter, Japonya’daki kentsel hava hareketliliğine odaklanarak, ülkenin 2018’den bu yana ilk hava taksi bağlılığını açıklayan ülkelerden biri olma özelliğini taşıyor.
Aynı zamanda, Florida’daki Tampa Uluslararası Havalimanı’nda tanıtılan VoloCity hava taksi, Sheltair Aviation’da gerçekleşen etkileyici bir lansmanla medya ve davetlilerin beğenisine sunuldu. Aracın 18 rotorlu ve iki kişilik olması, elektrikli hava aracının 2,000 pound kalkış kapasitesiyle 68 mph’ye kadar hızlarda seyahat etmesini sağlıyor.
Uçan taksi Volocopter’in VoloCity hava taksisi, FAA ile yapılan test uçuşları öncesinde Tampa havaalanında detaylı bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Yedekli sistemlere sahip olan araç, güvenli ve etkili bir mobilite çözümü sunmayı amaçlıyor.
Teknoloji devi Google, popüler bulut depolama ve dosya paylaşım platformu Google Drive’ı önemli bir güncelleme ile tanıttı. Bu güncelleme ile birlikte kullanıcılara sunulan üç temel özellik, videoların daha hızlı yüklenmesini sağlama, gelişmiş arama filtreleri ve bağlı sayfalardaki sorguların daha geniş bir zaman diliminde işleme alınabilmesi imkanını beraberinde getiriyor.
Videolar artık daha hızlı yüklenecek
Google Drive’a eklenen ilk özellik, videoların oynatma deneyimini iyileştirmeye odaklanıyor. Güncelleme ile birlikte, Drive’a yüklenen videolar için HTTP üzerinden Dinamik Uyarlanabilir Akış (DASH) video kod dönüştürmeleri otomatik olarak oluşturulacak. Bu, kullanıcıların yerel ağ kalitesine bağlı olarak videoları daha yüksek veya daha düşük çözünürlükte izleme avantajını sunacak. Ancak, bu özellik yalnızca yeni yüklenen videolar için geçerli olacak ve mevcut videoların güncellenmesi için bir süre daha beklemek gerekecek.
Gelişmiş arama diltreleri ile kolay erişim
Google Drive’ın kullanıcılarına sunduğu ikinci önemli özellik, uygulama içindeki arama deneyimini daha etkili hale getiriyor. Özellikle iOS kullanıcıları için tasarlanan yeni arama filtreleri, doğrudan arama çubuğunun altından erişilebilen kategoriler içeriyor. Dosya Türü, Sahipler ve Son Değiştirilme gibi filtreler, kullanıcıların istedikleri dosyaları daha hızlı ve doğru bir şekilde bulmalarını sağlayacak.
Bağlı sayfalarda zaman aşımı süresi artırıldı
Geçtiğimiz yıl yapılan bir güncelleme ile BigQuery ve Looker için zaman aşımı süresi 5 dakikadan 10 dakikaya çıkarılmıştı. Yeni güncelleme ile bu süre 20-30 dakikaya çıkartıldı. Bu özellik, özellikle büyük veri setlerini işleyen ve karmaşık sorguları çalıştıran kullanıcılar için önemli bir rahatlama sağlayacak. Bağlı Sayfa kullanıcıları, artık sorgularının durumunu Google E-Tablolar üzerinden takip edebilecek ve gerekirse iptal edebilecekler.
Google, bu güncellemelerle kullanıcılarına daha hızlı, esnek ve kullanıcı dostu bir deneyim sunma hedefini taşıyor. Güncellemelerin tüm kullanıcılara ulaşması birkaç hafta sürebilir, ancak bu yeni özelliklerin Drive kullanıcılarına sunduğu avantajlar, bekleme süresine değecek gibi görünüyor.
Bir grup araştırmacı, verileri çalabilen, kötü amaçlı yazılım yayan ve bir e-posta istemcisi aracılığıyla birden fazla sisteme yayılmak üzere başkalarına spam gönderebilen birinci nesil bir yapay zeka solucanı yarattı. Morris II adını verdikleri bu solucan, popüler LLM test ortamlarında tasarlandı ve başarıyla çalışıyor. Bulgulara göre araştırmacılar, bu tür kötü amaçlı programlamanın yol açabileceği potansiyel tehlikeler hakkındaki endişelerini paylaşarak üretken yapay zeka geliştiricilerine tavsiyede bulundu. Ekip, verileri çalmak ve diğer e-posta istemcilerini etkilemek için iki yöntemin nasıl kullanıldığını gösteren araştırma makalelerini paylaştı ve bir video yayınladı.
Yapay zeka solucanı Cornell Tech’ten Ben Nassi, İsrail Teknoloji Enstitüsü’nden Stav Cohen ve Intuit’ten Ron Bitton tarafından yaratıldı. 1988’de çevrimiçi ortamda dünya çapında sıkıntı yaratan ilk bilgisayar solucanı olan orijinal Morris’ten ilham aldılar ve “Morris II” adını verdiler. Solucan, Gen AI uygulamalarını hedef alarak ve hatta Gemini Pro, ChatGPT 4. 0 ve LLaVA gibi AI modellerine karşı metin ve görüntüler üreten Gen AI özellikli e-posta asistanlarını hedef alarak çalışıyor.
Morris II sistemi, kendi kendini kopyalayan rakip bir istem kullanılarak çalışıyor. Araştırmacılar çalıştığını bu üretken yapay zeka motorlarıyla bir e-posta sistemi oluşturarak ve kendi kendini kopyalayan bir sistemde metin kullanarak veya bir resim dosyasına katıştırılmış olarak istemde bulunarak gösterdiler.
Metin istemi, sistemi dışından gelen ekstra verileri kullanmak için LLM’yi kullanan e-posta asistanına bulaşıyor ve bu veriler daha sonra metin içeriği oluşturmak için GPT-4 veya Gemini Pro’ya gönderiliyor. Bu içerik GenAI hizmetini jailbreak yapıyor ve dolayısıyla verileri başarıyla çalıyor. Her iki işlem sırasında da araştırmacılar, e-posta asistanının kredi kartı bilgileri ve sosyal güvenlik numaraları gibi bilgiler içeren mesajları herkese iletmesini sağladılar.
Kontrollü bir ortamda bile böyle çalışan bir solucan, bunun artık teorik olmadığını ve bu tür kötü niyetli istemler bulunduğunda etkili çözümlerle ciddi şekilde ele alınması gerektiğini kanıtlıyor.
Saldırganlar, yerleşik kripto para birimi yatırımcılarının kimliğine bürünerek bir video konferans görüşmesi planlamayı talep ediyor. Ancak dolandırıcıların sağladığı toplantı bağlantısına tıklamak, kullanıcıyı macOS sistemlerine sessizce kötü amaçlı yazılım yükleyen bir komut dosyası çalıştırmaya yönlendiriyor.
KrebsOnSecurity yakın zamanda Web’e yönelik yeni bir blockchain platformu oluşturmak için yatırım arayan bir startup’ta çalışan birinden haber aldı. Okuyucu, isminin bu hikayede kullanılmaması şartıyla konuştu, bu yüzden basitlik adına ona Doug diyeceğiz.
Kripto para sahnesinde yer alan Doug, aynı zamanda anlık mesajlaşma platformu Telegram’da da aktif. Bu ayın başlarında Doug’a, Telegram’daki profil adı, resmi ve açıklamasında kendisinin Singapur merkezli köklü bir yatırım şirketi olan Signum Capital’den Ian Lee olduğu söylenen biri yaklaştı. Profil ayrıca Bay Lee’nin aynı profil resmini içeren Twitter/X hesabına da bağlandı.
Yatırımcı, Doug’ın girişimini finansal olarak desteklemekle ilgilendiğini ifade etti ve Doug’a, yatırım olanaklarını tartışmak üzere bir video görüşmesi için zaman bulup bulamayacağını sordu. “Elbette” dedi Doug; “İşte Calendly profilim, rezervasyon yaptır; o zaman yaparız.“
Bay Lee ile planlanan toplantının günü ve saati geldiğinde Doug takvimindeki toplantı bağlantısına tıkladı ama hiçbir şey olmadı. Doug daha sonra Telegram’daki Bay Lee hesabına mesaj atarak video platformunda bir tür teknoloji sorunu olduğunu ve BT çalışanlarının farklı bir toplantı bağlantısı kullanmayı önerdiğini söyledi.
Doug yeni bağlantıya tıkladı ancak video konferans uygulamasını açmak yerine Mac’inde video hizmetinin teknik sorunlar yaşadığını belirten bir mesaj belirdi.
Mesajda “Bazı kullanıcılarımız hizmetimizle ilgili sorunlarla karşılaşıyor.” yazıyordu. “Bu sorunları çözmek için aktif olarak çalışıyoruz. Lütfen bu komut dosyasına geçici bir çözüm olarak bakın.“
Doug, senaryoyu kendisinin çalıştırdığını ancak bundan sonra hiçbir şey olmadığını ve video konferans uygulamasının hâlâ başlamadığını söyledi. Bay Lee rahatsızlıktan dolayı özür diledi ve toplantılarını yeniden planlamaları gerektiğini söyledi ancak Doug’ın takip eden mesajlarından hiçbirine yanıt vermedi.
Doug, Bay Lee ile kaçırılan toplantının bir kötü amaçlı yazılım saldırısı olabileceğini günler sonra fark etti. Konuşmayı yeniden gözden geçirmek için Telegram müşterisine geri dönen Doug, potansiyel yatırımcısının toplantı bağlantısını ve diğer konuşma parçalarını ortak sohbet geçmişinden sildiğini keşfetti.
Signum Capital, geçtiğimiz ay Twitter/X hesabında yayınladığı bir gönderide çalışanları Bay Lee gibi davranan sahte bir profilin Telegram’da insanları dolandırmaya çalıştığı konusunda uyardı.
Doug’ın çalıştırdığı dosya, macOS sistemlerinde çalıştırılmak üzere tasarlanmış kötü amaçlı bir truva atını indirip çalıştıran basit bir Apple Komut Dosyası. Ne yazık ki Doug, önemli belgelerini yedekleyerek, şifrelerini değiştirerek ve ardından macOS’u bilgisayarına yeniden yükleyerek kandırıldığına karar verdikten sonra çıldırdı. Bu tamamen mantıklı bir yanıt olsa da, komut dosyası tarafından Mac’ine aktarılan gerçek kötü amaçlı yazılıma sahip olmadığımız anlamına geliyor.
Ancak Doug’da hâlâ toplantı bağlantısı tıklatılarak indirilen kötü amaçlı komut dosyasının bir kopyası var (bu bağlantıyı sunan çevrimiçi toplantı sahibi artık çevrimdışı). Google’da bu komut dosyasından bir dizi metin arandığında, kripto para birimi güvenlik firması SlowMist’in Kuzey Kore devlet destekli bilgisayar korsanlarının Telegram’a yönelik kimlik avı saldırılarıyla ilgili Aralık 2023 tarihli bir blog gönderisi ortaya çıkıyor.
SlowMist, “Proje ekibi bağlantıya tıkladığında bir bölge erişim kısıtlamasıyla karşılaşıyor.” diye yazdı. “Bu noktada Kuzey Koreli bilgisayar korsanları, ekibi ‘konum değiştiren’ kötü amaçlı bir komut dosyası indirmeye ve çalıştırmaya ikna ediyor. Proje ekibi buna uyduktan sonra bilgisayarları bilgisayar korsanlarının kontrolüne giriyor ve bu da fonların çalınmasına yol açıyor.“
SlowMist, Kuzey Kore kimlik avı dolandırıcılığının, kötü amaçlı bağlantılar eklemek ve kimlik avı saldırıları başlatmak için Calendly toplantı planlama sisteminin “Özel Bağlantı Ekle” özelliğini etkinlik sayfalarında kullandığını söylüyor.
Blog yazısı şöyle açıklıyor: “Calendly çoğu proje ekibinin günlük çalışma rutinleriyle iyi bir şekilde bütünleştiğinden, bu kötü amaçlı bağlantılar kolayca şüphe uyandırmaz.” “Sonuç olarak, proje ekipleri yanlışlıkla bu kötü amaçlı bağlantılara tıklayabilir, kötü amaçlı kod indirebilir ve çalıştırabilir.“
SlowMist, kötü amaçlı bağlantı tarafından indirilen kötü amaçlı yazılımın Kaspersky Labs’ın Lazarus hack grubunun bir alt grubu olduğunu söylediği BlueNoroff adlı Kuzey Koreli bir bilgisayar korsanlığı grubundan geldiğini söyledi.
Kaspersky, Aralık 2023’te BlueNoroff hakkında şunları yazdı: “Bankaları, kumarhaneleri, finans teknolojisi şirketlerini, POST yazılımını ve kripto para birimi işletmelerini ve ATM’leri hedef alan; Lazarus’la yakından bağlantılı, finansal motivasyona sahip bir tehdit aktörü.“
Kuzey Kore rejiminin, askeri ve diğer devlet projelerini finanse etmek için çalıntı kripto para birimlerini kullandığı biliniyor. Recorded Future’ın yakın tarihli bir raporu, Lazarus Grubu’nun son altı yılda yaklaşık 3 milyar dolarlık kripto para birimi çaldığını ortaya koyuyor.
Bugün Microsoft Windows PC’leri hedef alan çok daha fazla kötü amaçlı yazılım bulunsa da; macOS kullanıcılarını hedef alan, bilgi çalan truva atlarının yaygınlığı istikrarlı bir şekilde artıyor. MacOS bilgisayarları, Apple’ın yerleşik antivirüs teknolojisi olan X-Protect’i içerir. Ancak uzmanlar, saldırganların X-Protect’ten kaçmak için kötü amaçlı yazılımlarının görünümünü ve davranışını sürekli değiştirdiklerini söylüyor.
Güvenlik firması SentinelOne, “MacOS’un XProtect imza veri tabanındaki son güncellemeler, Apple’ın sorunun farkında olduğunu gösteriyor; ancak, 2024’ün başlarında bazı hırsız ailelerin bilinen imzalardan kaçtığını gördük.”
Tehdit avcılığı platformu Hunt.io’dan Chris Ueland’a göre, sahte toplantı web sitesi Doug’ın İnternet adresi kandırılarak (104.168.163,149) ana bilgisayarı ziyaret etti veya yakın zamanda birçoğu video konferansla ilgili sözcükleri çağrıştıran yaklaşık 75 farklı alan adını barındırdı. Bu alanlar, Kuzey Koreli hacker grubunun bir dizi sahte kripto para firmasının arkasına saklandığını gösteriyor.
Yeni Mac kötü amaçlı yazılımlarının artan sıklığı, Mac kullanıcılarının genellikle yasal yazılımlarla birlikte gelen veya yasal yazılım gibi görünen kötü amaçlı dosyaları işaretlemek için güvenlik yazılımlarına ve araçlarına güvenmemeleri gerektiğinin iyi bir hatırlatıcısıdır.
Uyulması gereken iyi bir güvenlik kuralı şudur: Aramadıysanız kurmayın. Bu mantığı takip etmek, kullanılan platformdan bağımsız olarak çok sayıda kötü amaçlı yazılım saldırısının önüne geçer. Bir yazılım yüklemeye karar verdiğinizde, onu orijinal kaynaktan indirdiğinizden emin olun ve ardından yeni güvenlik düzeltmeleriyle güncel tutun.
Bu son açıdan, planlanmış bir video konferans görüşmesine katılmadan önce sistemimi yapılandırmak için son dakikaya kadar beklememenin iyi bir fikir olduğunu buldum. Aramada halihazırda bilgisayarımda bulunan bir yazılım kullanılıyor olsa bile, programın kullanılabilmesi için yazılım güncellemelerinin sıklıkla yapılması gerekir ve ben yazılım üreticisinin gizliliğinde yapılan değişiklikleri incelemeyi seven tuhaf insanlardan biriyim. Güncellemeleri yüklemeyi seçmeden önce politikaları veya kullanıcı sözleşmelerini kontrol edin.
Hepsinden önemlisi, yabancılardan herhangi bir şey kabul etmeden önce yeni kişilerinizi doğrulayın. Bu durumda Doug, Bay Lee’nin Twitter/X’teki gerçek hesabına mesaj atmış olsaydı veya doğrudan Signum Capital ile iletişime geçmiş olsaydı, gerçek Bay Lee’nin asla bir toplantı istemediğini keşfederdi.
Benzer bir yöntemle size de yaklaşılırsa, olası kurbanın SlowMist blog yazısında belgelenen yanıtı muhtemelen en iyisi.
Dünyanın en gelişmiş siber silahlarından birinin üreticisi olan NSO Group’a, ABD mahkemesi tarafından şirketin devam eden davası kapsamında Pegasus ve diğer casus yazılım ürünlerinin kodunu WhatsApp tarafına aktarması emredildi.
Yargıç Phyllis Hamilton’un kararı, Meta’nın sahibi olduğu iletişim uygulaması WhatsApp için büyük bir yasal zafer. WhatsApp, İsrail şirketinin casus yazılımının iki yıldan fazla 1.400 kullanıcısına karşı kullanıldığı iddiasıyla 2019’dan beri NSO’ya karşı açılan bir davaya karışmıştı.
NSO’nun Pegasus kodu ve sattığı diğer gözetim ürünlerinin kodu, yakından ve çok aranan bir devlet sırrı olarak görülüyor. NSO, tüm lisansların yabancı hükümetlere satışını incelemesi ve onaylaması gereken İsrail savunma bakanlığı tarafından yakından denetleniyor.
Hamilton‘ın kararına varırken, NSO’nun “çeşitli ABD ve İsrail kısıtlamaları” nedeniyle tüm keşif yükümlülüklerinden muaf tutulma talebini değerlendirdiği belirtiliyor.
Ancak sonuç olarak, WhatsApp’ın lehine karar verdi ve şirkete iddia edilen saldırıların yaşandığı iki haftadan bir yıl öncesine ve sonrasına kadar “ilgili casus yazılımın tamamını” sunmalarına emretti. NSO ayrıca WhatsApp’a “ilgili casus yazılımın tam işlevselliği ile ilgili bilgileri” vermek zorunda.
Hamilton, başka bir konuda ise NSO’nun lehine karar verdi: Şirket şu anda müşterilerinin isimlerini veya sunucu mimarisiyle ilgili bilgileri açıklamak zorunda olmayacak.
Bir WhatsApp sözcüsü, “Son mahkeme kararı, WhatsApp kullanıcılarını yasadışı saldırılara karşı koruma amacımızın uzun soluklu bir kilometre taşıdır. Casus yazılım şirketleri ve diğer kötü niyetli aktörlerin yasayı ihmal edemeyeceklerini ve yakalanabileceklerini anlamaları gerekiyor.” dedi.
NSO, karar hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava devam ediyor.
Hedefine başarıyla yerleştirildiğinde, NSO’nun Pegasus yazılımı herhangi bir mobil telefona sızabilir ve kullanıcının haberi olmadan telefon görüşmelerine, e-postalara, fotoğraflara, konum bilgilerine ve şifreli mesajlara sınırsız erişim sağlayabilir.
NSO, ABD dış politikası ve ulusal güvenlik çıkarlarına aykırı hareket ettiğini belirleyerek 2021’de Biden yönetimi tarafından kara listeye alındı.
NSO, casus yazılımını dünya çapındaki hükümet müşterilerine satıyor ve bunun nasıl kullanıldığıyla ilgili olarak bu ajansların sorumlu olduğunu söylüyor. NSO müşterilerinin isimlerini açıklamazken, yıllar boyunca yapılan araştırmalar ve medya raporları; bu teknolojiyi muhaliflere, gazetecilere, insan hakları aktivistlerine ve diğer sivil toplum üyelerine karşı kullanmış olan ülkeler arasında Polonya, Suudi Arabistan, Ruanda, Hindistan, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bulunduğunu belirtiyor.
NSO, Pegasus’un teröristleri, çocuk istismarcılarını ve ciddi suçluları yakalamaya yardımcı olmayı amaçladığını ve teknolojisinin yasal yollardan suçlularla mücadele eden kolluk kuvvetleri ve istihbarat ajanslarına yardımcı olduğunu savunuyor.
Biden yönetimi, Pegasus gibi ürünlerin yayılması ve kötüye kullanılması konusunda alarm vererek bunların ABD ulusal güvenliğine ve karşı istihbarat çabalarına potansiyel bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Şubat’ta açıklanan yeni bir politika, ticari casus yazılımın yanlış kullanımında yer alan kişilere küresel vize kısıtlamaları getirecek. Bu, AB ülkelerini ve İsrail’i de içeriyor.
Yüklenicileri temsil eden Alphabet Workers Union-CWA, ekibin; YouTube Müzik için müzik içeriğini onaylamaktan sorumlu olan Austin, Teksas’taki Google yüklenicisi Cognizant tarafından istihdam edilen moderatörlerden oluştuğunu söyledi.
Google sözcüsü Courtenay Mencini, ekibin kesilmesi kararının kendilerine ait olmadığını; daha ziyade Cognizant’a ait olduğunu ileri sürdü ve şöyle dedi: “Ülke çapındaki tedarikçilerimizle yapılan sözleşmeler rutin olarak doğal son kullanma tarihlerinde sona eriyor.“
40’tan fazla kişiden oluşan ekip, geçen yıl Şubat ayında Google’ın işe dönüş politikasında değişiklik yapılması talebiyle greve gitmişti. Sendika, uzaktan çalışmak üzere işe alınan birçok işçinin saat başına 19 dolar gibi düşük bir ücret aldığını ve ofise gitmenin çok pahalı olacağını söyledi.
Cognizant iletişim şefi Jeff DeMarrais, ekibe yedi haftalık maaş verileceğini ve Cognizant’ta başka bir rol bulma fırsatı verileceğini söyledi.
Google, geçmişte işçiler Google çalışanı olmadıkları için onlarla pazarlık yapmak zorunda olmadığını savunmuştu. Ancak Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu (NLRB), Mart 2023’te Google’ın sosyal hakları, çalışma saatlerini ve yüklenicilerin iş yönünü kontrol etmesi nedeniyle kısmi işveren olarak sayılmasına karar verdi. Şirket itirazda bulundu ve NLRB bu yılın Ocak ayında kararını onadı. Google federal mahkemeye itiraz edebilir.
Yüklenici ve sendika üyesi Jack Benedict bir açıklamada “Süreci daha iyi hale getirmek için yaptığımız çalışmalar karşılığında yaşamımızı sürdürebilmek için Google ile müzakere etmek için yıllardır mücadele ediyoruz. Dünyanın en güçlü ve kaynaklı şirketlerinden biri olan Google’ın, işçilerinin adil muamele talepleriyle karşılaştığında bu yolu seçmesi iğrenç.” dedi.
Google’ın kendilerini çalışan olarak tanıması için mücadele edenler yalnızca YouTube Müzik yüklenicileri değil. CNBC, NLRB’nin Google’ın Google Arama üzerinde çalışan ve Bard‘ı yeniden markalayan Accenture ile sendikalı yükleniciler için kısmi işveren olarak adlandırılabileceğini bildirdi.
The New York Times’a göre şehirde e-bisiklet kaynaklı yangınlar yalnızca 2023’te 18 kişiyi öldürdü ve 150 kişiyi yaraladı.
Cooper Meydanı’ndaki yeni şarj istasyonu, pilot program süresince 100 teslimat işçisine ücretsiz olarak sunulacak. Şehir, önümüzdeki haftalarda Brooklyn ve Manhattan’da dört istasyon daha açmayı planlıyor.
New York Belediye Başkanı Eric Adams, “Teslimat işçilerine çok güveniyoruz ve onların da bize güvenebilmesi gerekiyor; bu ister adil ücret için mücadele etmek, ister işlerini ve geçim kaynaklarını daha güvenli hale getirmek anlamına geliyor.” dedi.
Kötü yapılmış e-bisiklet pilleri, güvenli olmayan şarj uygulamalarının neden olduğu çok sayıda ölümcül yangına neden olmuştur. İtfaiye teşkilatının birden fazla e-bisikletin şarj edildiği yerlerde yaptığı nokta kontrolü, 4 tehlikeli durumdan 3’ünün konut binalarında olduğunu tespit etti.
New York City’nin yoğunluğunun yanı sıra pahalı kiralar ve yüksek yaşam maliyeti, bazen birden fazla teslimat işçisinin tek bir dairede yaşaması anlamına geliyor. Şubat ayında bir kişinin ölümüne yol açan yangın, altı teslimat işçisinin paylaştığı bir ünitede lityum iyon pilin şarj edilmesiyle başlamıştı.
Ayrıca ucuz, düşük kaliteli e-bisikletler ve patlama olasılığı daha yüksek olan piller sorunu da var. UL güvenlik sertifikasına sahip ürünleri satın almak gibi bu riski azaltmanın yolları var. Şehir, değiştirilebilir akü sistemleri ve kilitli şarj raflarıyla donatılmış halka açık şarj istasyonlarının, geliştirme ve kurulum sırasında New York Şehri İtfaiye Departmanı tarafından incelendiğini söyledi.
Programa katılmak isteyen teslimat çalışanları bir ilgi beyanı formu doldurabilir veya bir işe alım etkinliğine katılabilir. Etkinlikler 7 Mart 2024’te Cooper Meydanı’nda ve 8 Mart 2024’te Brooklyn Ordu Terminalinde gerçekleştirilecek.