“Şirinler” ağ sistemlerine saldırıyor!

Şirinler (Smurf) saldırısı, ağ katmanında meydana gelen bir tür dağıtılmış hizmet reddi (DDoS) saldırısı anlamına geliyor. Smurfing saldırıları, adını bilgisayar korsanlarının bu saldırıları gerçekleştirmesini sağlayan DDoS.Smurf adlı kötü amaçlı yazılımdan alıyor. Daha yaygın olarak, saldırılar, birlikte çalışarak daha büyük düşmanları alt etme yetenekleri nedeniyle çizgi film karakterleri Şirinler’in adını almış.

DDoS smurf saldırıları, bir tür hizmet reddi (DoS) saldırısı olan ping flood’lara benziyor. Bir bilgisayar korsanı, bilgisayarları ping olarak da bilinen İnternet Kontrol Mesajı Protokolü (ICMP) yankı istekleri ile aşırı yüklüyor. ICMP, verilerin amaçlanan hedefe doğru zamanda ulaşıp ulaşmadığını belirliyor ve bir ağın verileri ne kadar iyi ilettiğini izliyor. Smurf saldırısı da ICMP pingleri gönderiyor ancak İnternet Protokolü (IP) ve ICMP’deki güvenlik açıklarından yararlanabildiği için potansiyel olarak daha tehlikeli.

Şirinler (Smurf) saldırılarının tarihçesi 

Smurf saldırısı aslında TFreak olarak da bilinen tanınmış hacker Dan Moschuk tarafından yazılmış bir kod. Bu yaklaşımı kullanan ilk saldırılardan biri 1998 yılında gerçekleşti ve başlangıçta Minnesota Üniversitesi’ni hedef aldı. Saldırı, eyalet çapında bir internet servis sağlayıcısı (ISP) olan Minnesota Bölgesel Ağını da etkileyen bir siber trafik sıkışıklığına neden oldu. Eyalet genelinde bilgisayarların kapanmasına, ağların yavaşlamasına ve veri kaybına yol açtı.

Şirinler saldırısı nasıl çalışıyor?

İnternet Kontrol Mesajı Protokolü (ICMP), ağdaki cihazlara ICMP yankı istekleri yayınlayarak ağ kaynaklarını aşırı yükleyen bir DDoS saldırısı biçimi. İsteği alan cihazlar yankı yanıtlarıyla karşılık verir, bu da yüksek bir ICMP trafik oranı oluşturan bir botnet durumu yaratıyor. 

Sonuç olarak, sunucu veri istekleri ve ICMP paketleri ile dolup taşar, bu da bilgisayar ağını bunaltır ve çalışamaz hale getiriyor. Bu durum özellikle cihazların bilgi işlem ortamları olarak hareket etmesine ve kullanıcıların kaynaklara uzaktan erişmesine olanak tanıyan dağıtılmış bilgi işlem sistemleri için sorun teşkil edebiliyor.

Bir smurf saldırısı aşağıdaki üç adımlı süreçle çalışıyor:

• DDoS Smurf kötü amaçlı yazılımı, sahte bir IP adresine bağlanan bir ağ veri paketi oluşturuyor. Bu spoofing olarak biliniyor.

• Paket, ağ düğümlerine bir yanıt gönderme komutu veren bir ICMP ping mesajı içeriyor.

• ICMP yankıları olarak bilinen bu süreç, bir ağı sürekli taleplerle boğan sonsuz bir döngü yaratıyor.

Şirin saldırı türleri neler?

Temel Smurf Saldırısı: Temel bir smurf saldırısı, saldırgan hedef ağı sonsuz ICMP istek paketleriyle doldurduğunda meydana geliyor. Paketler, ağın yayın adresine gönderilen sahte bir kaynak adresi içeriyor, bu da ağdaki isteği alan her cihazı sahte kaynağa yönlendiriyor. Bu, sonunda hedef sistemi çökertecek büyük miktarda trafiğe neden oluyor.

Gelişmiş Smurf Saldırısı: Gelişmiş bir smurf saldırısı temel bir saldırı olarak başlıyor. Ancak, yankı istekleri kaynakları yapılandırabiliyor, böylece ek üçüncü taraf kurbanlara yanıt verebiliyorlar. Bu, saldırganların aynı anda birden fazla kurbanı hedef almasını sağlar, bu da daha kapsamlı ağları yavaşlatabilecekleri ve daha büyük kurban gruplarını ve web’in daha büyük bölümlerini hedefleyebilecekleri anlamına geliyor.

Smurf saldırı etkileri

Smurf saldırısı Truva atı veya kötü amaçlı yazılım, doğrulanmamış web sitelerinden yazılım veya uygulama indirerek ya da virüslü veya sahte e-posta bağlantıları aracılığıyla yanlışlıkla bulaşabiliyor. Smurf saldırıları, bilgisayar korsanlarının veri ve sistemlere kolayca yetkisiz erişim sağlamalarına yardımcı olan arka kapılar oluşturmalarını sağlayan rootkit’lerde de paketlenebiliyor. 

Smurf programı genellikle saldırgan tarafından etkinleştirilene kadar bilgisayarda gizli kalıyor ve ağları ve sunucuları günlerce sakat bırakmalarını sağlıyor. Ayrıca, bir DoS smurf saldırısı genellikle veri hırsızlığı gibi daha önemli bir siber saldırının ilk adımı olabilir.

Smurf saldırılarından nasıl korunulur?

Smurf saldırıları, tüm ağ yönlendiricilerinde IP yayın adreslemesini kapatarak önlenebiliyor. Smurf saldırılarına karşı savunma, kurumların ağ trafiğini izlemesini, anormal, şüpheli veya kötü niyetli davranışları tespit etmesini, kötü amaçlı yazılımları engellemesini ve saldırıları başlamadan durdurmasını sağlayan bir tehdit önleme stratejisi gerektiriyor.

Fortinet FortiDDoS çözümü, kurumların ağlarını smurf saldırılarına ve ICMP’nin kötüye kullanımına karşı güvende tutmalarına yardımcı oluyor. FortiDDoS, cihaz davranışlarını inceleyen ve potansiyel saldırıları başlamadan önlemek için olağandışı etkinlikleri işaretleyen dinamik, çok katmanlı bir çözüm. İşletmeleri bilinen ve sıfırıncı gün tehditlerine karşı korur, kurulumu ve yönetimi kolaydır ve kapsamlı analiz ve raporlama sağlar. Aynı anda yüz binlerce veri yönünü inceleyebiliyor, bu da DDoS saldırılarına karşı kapsamlı bir savunma sağlıyor.  

Doğuş Teknoloji Girişim Hızlandırma Programı başvuruları bekliyor!

1 Mayıs’a kadar başvuru kabul eden InvenDO Up programı, süreci başarıyla tamamlayan girişimcilere 1.000.000 TL’den başlayan yatırım imkanı ile yerel ve global pazarda hızla büyüme fırsatları da sunuyor. Girişimcilerin gelişimini hızlandırma amacıyla düzenlenen ve bu yıl üçüncüsünün gerçekleştirileceği InvenDO Up Programı, erken aşama teknoloji girişimlerine mentorluk ve iş geliştirme desteklerine ek olarak yatırım imkanı da sunacak.

InvenDO Up Programına 550’den fazla başvuru yapıldı!

2022 yılından bu yana InvenDO Up programları ile 550’den fazla başvuruyu değerlendirerek yenilikçi 4 girişimi mezun eden Doğuş Teknoloji; ilk mezunlarından 3pmetrics ve Ingosa girişimlerine 2023’teki yatırım turlarında da destek verdi. Ayrıca, programın 2. döneminden mezun olan Sweephy için de yatırım süreçleri devam ediyor. Hızlandırma programı boyunca, girişimcilere alanında uzman kişiler tarafından verilen eğitimlerin yanı sıra, düzenli mentorluk toplantıları ile satış, pazarlama, büyüme stratejileri, hedef kitle belirleme, en doğru fiyatlandırmayı oluşturma gibi alanlarda da destek veriliyor.

 Girişimcilere verilen destekler

Girişimcilik ekosistemini güçlendirerek yenilikçi çözümlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan Doğuş Teknoloji, InvenDO Up programı ile erken aşama teknoloji odaklı girişimlere destek veriyor, yerel ve global pazarlarda başarıya ulaşmalarını hedefliyor.

Programın VC partneri Invexen iş birliğiyle, özellikle sürdürülebilirlik, Gen AI, Ethical AI, yapay zeka tabanlı siber güvenlik uygulamaları ve elektrikli araçlar için mobilite altyapı çözümleri başta olmak üzere yapay zeka ve verinin gücünden faydalanmaya odaklanan girişimlere erişilmesi hedefleniyor. Bununla sınırlı kalmayarak, global pazarda hızla ölçeklenme hedefi ve potansiyeli olan tüm erken aşama teknoloji girişimleri programa dahil edilmek üzere değerlendiriliyor.

Doğuş Teknoloji’nin sağladığı sinerji sayesinde InvenDO Up 3. Dönem’e kabul edilen girişimler, Doğuş Grubu bünyesindeki şirketlerde PoC yapma imkanı bulabilecek. Yurt içi ve yurt dışı pazarlarındaki potansiyel müşterilere ve yatırımcı ağlarına da ulaşabilecek bu heyecan verici programda eğitim ve mentorluk faaliyetleri 4 ay sürecek.  PoC süreçlerinin tamamlanabilmesi için ise program desteği 6 ay boyunca devam edecek.

3. dönem InvenDO Up Girişim Hızlandırma Programı’na buradan başvurulabiliyor.

Düşünce gücüyle oyun oynamak artık mümkün!

0

Beyin-bilgisayar arayüzünde yeni bir dönüm noktasına ulaşıldı. Neuralink’in çipini bir süredir test eden Noland Arbaugh isimli felçli kişi, bir gece boyunca Civilization 6 oynamayı başardı. 29 yaşındaki hasta, sadece zihnini kullanarak strateji oyununu kontrol etti.

Bir yüzme kazasının ardından boynundan aşağısı felçli kalan 29 yaşındaki Noland Arbaugh, Neuralink’in deneysel implantını test etmeye devam ediyor. Şirket daha önce düşünce gücüyle bilgisayar kullandığı anları göstermişti. Ardından Arbaugh’un Mario Kart oynadığı bir videoyu paylaşmıştı.

Neuralink çipine yönelik son testini ise Civilization 6 ile gerçekleştirdi. Twitter’da yaptığı canlı yayında, yaptığı ilk şeylerden birinin gece boyunca Civilization 6 oynamak olduğunu söyledi. Neuralink’in beyin dalgalarını ölçen çipi sayesinde, oyunu saatler boyunca kendi başına oynayabildi.

Konuyla ilgili açıklamasında Arbaugh, “Harikaydı, aslında bu oyunu oynamaktan vazgeçmiştim. Şimdi kelimenin tam anlamıyla yatağıma uzanıp gönlümce oynayabiliyorum” ifadelerini kullandı.

Neuralink çipi için şu anki en büyük sınırlama, implantın uzun süreli kullanımdan sonra yeniden şarj edilmesi. Ancak bu, beyin-bilgisayar arayüzlerin felçli veya ampute insanlara hareket kabiliyetini geri kazandırabileceğine gösteriyor.

Her ne kadar büyük bir adım olarak görülse de, proje tartışmaların odağında. Neuralink’in bazı yasal izinleri almakta zorluk yaşadığı daha önceden biliniyor. Özellikle insanlar üzerinde yapılan bilimsel deney, birçok kez reddedilmişti. Hatta bazı deneyleri yasal izni olmadan yaptığı iddia edilen şirket, ilk kez 2023’ün Mayıs ayında insanlar üzerinde çalışma izni alabildi.

İBB Başkan Adayı Murat Kurum girişimcilere ne vaat ediyor?

İstanbul Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, şehrin girişimcilik ve inovasyon potansiyelini güçlendirmek adına önemli bir adım attı ve Hakkı Alkan tarafından kurulan ortak çalışma alanı Co-Founder.Work‘u ziyaret etti.

Ziyaretin amacı, girişimciliğin ve inovasyonun desteklenmesi gerektiğini vurgulamak ve bu alandaki girişimlere dikkat çekmekti. Murat Kurum, girişimcilere verilecek desteğin önemini belirterek, “Biz İstanbul’u bu merkez haline getirdiğimiz zaman, hem ülkemizin büyümesine katkı sağlayacak. Hem de dünyada söz sahibi olacağımız bir yatırımı burada hep birlikte gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden hem gençlerimize, hem kadınlarımıza bu iş kurma fırsatını da vereceğiz. 100 bin gencimize işini kuracakları ofis imkanını da vereceğiz” dedi. Kurum, belediye olarak girişimcilere ve startup’lara yönelik hizmet ve desteklerin artırılacağını, ayrıca ortak çalışma alanlarının sayısının ve kalitesinin artırılmasına yönelik politikalar geliştireceklerini vurguladı.

İBB Başkan Adayı Murat Kurum’dan Co-Founder.Work’a özel ziyaret

Ziyaret ayrıca, eGaranti’nin Kurucu Ortağı Sinan Peksoy, teknoloji ve inovasyona dayalı projeleriyle nasıl bir fark yarattıklarını ve bu projelerin ekosisteme nasıl katkıda bulunduğunu anlattı. Peksoy, “Amacımız, güçlü ve yenilikçi fikirlerle sürdürülebilir başarılar elde etmek ve Türkiye’nin girişimcilik ekosistemini uluslararası alanda daha rekabetçi hale getirmektir,” şeklinde konuştu.

Murat Kurum’un ziyareti, İstanbul’un girişimcilik ve inovasyon alanındaki yüksek potansiyelini ortaya koydu ve şehrin bu alandaki gelişimine yönelik taahhüdünü pekiştirdi. Girişimcilik ve ortak çalışma alanlarına verilen bu destek, İstanbul’u uluslararası bir inovasyon ve girişimcilik merkezi yapma yolunda önemli bir adım olarak görülmekte.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Murat Kurum liderliğinde, girişimciliği ve inovasyonu teşvik eden politikaları ile İstanbul’un sosyoekonomik kalkınmasına önemli katkılarda bulunmayı hedefliyor. Şehrin girişimcilik ekosisteminin güçlendirilmesi, hem yerel ekonomi için hem de global arenada rekabet edebilir yerli girişimler için yeni fırsatlar yaratacaktır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un Co-Founder.Work ortak çalışma alanına gerçekleştirdiği bu ziyaret, şehrin girişimcilik ve inovasyon ekosistemine sağlanacak desteğin somut bir göstergesi olarak ön plana çıkıyor. Bu alandaki girişimcilerle yapılan birebir görüşmeler, Murat Kurum’un İstanbul’un ekonomik kalkınmasını hızlandırmak ve global bir inovasyon merkezi haline getirmek için girişimcilere ve startup’lara sağlanacak desteği artırma konusundaki kararlılığını vurguladı.

Microsoft’tan bakarak yazma teknolojisi geliyor!

Microsoft tarafından geliştirilmekte olan devrimsel bir yenilik olan göz takibi teknolojisi, kullanıcıların uygulamalarla etkileşim şeklini göz hareketleri kullanarak değiştirebilir. Microsoft’un yakın zamanda aldığı bir patent, teknolojinin erişilebilirlik ve kullanıcı deneyimi alanındaki son ilerlemelerini gözler önüne seriyor.

Patentli göz takibi sistemi, kullanıcının ekrandaki tuşlara bakmasıyla yazmasını sağlayan ‘Bekleme-zamanı olmayan’ bir yazma yöntemi kullanıyor. Ayrıca, kullanıcıların çeşitli uygulamalarla sadece gözlerini odaklayarak etkileşim kurmasına olanak tanıyor; bu sayede, herhangi bir fiziksel müdahale olmaksızın web tarayıcıları içindeki butonlara tıklayabiliyorlar.

Microsoft, göz hareketlerindeki titreme ve düzensiz bakış kayıtları ile ilgili sorunları gidermek için ‘bekleme-zamanı olmayan’ adında bir düzgün tepki sistemi tanıttı. Bu, bir kişinin baktığı noktada doğru bir hedefin olmasını sağlama sorununu ele alıyor. Ayrıca, bir şeye çok uzun süre bakılmasını gerektirmiyor, böylece kullanılabilirliği artırıyor ve göz yorgunluğunu azaltıyor. Teknoloji, Apple Vision Pro’nun göz takibine yakından rakip oluyor.

Bu teknolojinin Windows ile entegrasyonu, kullanıcıların ses seviyeleri gibi mekanizmaları göz hareketleriyle kontrol etmesini sağlıyor. WindowsReport’a göre, bu teknoloji pek çok programla entegre olma potansiyeline sahip. Bu sistemin minimum sınırlamaları var ve şeylere yaklaşım konusunda çeşitli yollar sunuyor.

Bu özelliğin geliştirilmesinde kullanılan özel yapay zeka tabanlı model dikkat çekici. Tüketicilerden toplanan verileri kullanarak öneriler sunar ve tahminler yapar. Kullanıcının bakışındaki desenleri analiz ederek, belirli eylem formlarını görsel ipuçları ile birleştirerek etkinliği artırır.

Teknoloji başlangıçta Windows ile entegre olacak, daha sonra diğer platformlara genişleyecek. Microsoft Göz Takibi Teknolojisi ayrıca, kullanıcılara hızlı bir şekilde yanıt veren tahminsel işleme ve akıllı algoritmaları da içeriyor. Testler başlangıçta HoloLens kulaklıklarında karışık gerçeklik ortamları içinde yapılsa da, uzmanlar bu teknolojinin mobil telefonlar, tabletler ve kişisel bilgisayarlar dahil olmak üzere tüm cihazlara genişleyeceğine inanıyor.

Bu, erişilebilirlik ve kullanıcı arayüzü yeniliği açısından büyük bir ileri adımı temsil ediyor – belki de gelecekteki AI tabanlı Windows iterasyonları ve Microsoft Edge için kullanılacak. Bu yeni yaklaşım heyecan verici olabilir ancak aynı zamanda, AI tarafından yönlendirilen teknolojiyle uğraşırken bireylerin ne kadar özgürlüğe sahip olması gerektiği konusunda gizlilikle ilgili soruları da gündeme getiriyor.

ASELSAN, rekor kırmaya devam ediyor!

0

Türkiye’nin önde gelen savunma sanayii şirketlerinden ASELSAN, 2023 yılında finansal ve teknolojik açıdan kayda değer başarılar elde etti. Şirketin yıllık cirosu yüzde 10 artışla 73,6 milyar TL’ye ulaşırken, brüt kârı yüzde 13, FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kârı) ise yüzde 14 artış göstererek 16 milyar TL oldu. Net kârı 7,4 milyar TL’ye ulaşan ASELSAN, öz kaynaklarının aktife oranını yüzde 59 olarak gerçekleştirdi.

ASELSAN, 2023’te tarihi rekor kırdı

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol’un değerlendirmelerine göre şirket, 2023 yılını teknolojik yenilikler ve ihracat alanında önemli başarılarla kapattı. CENK, AKREP, ALPER Radarları, YENER Mayın Tespit Sistemi, ASELFLIR-400 Kamerası gibi pek çok yeni ve kritik teknolojiyi Türkiye’nin kullanımına sundu. Ayrıca ASELFLIR-500 gibi kendi alanında dünyanın en iyi kameralarından birinde, SİPER hava savunma sisteminde ve DERİNGÖZ otonom sualtı aracı gibi önemli projelerde büyük ilerlemeler kaydedildi.

2023’te ASELSAN’ın ihracat faaliyetleri de dikkat çekiciydi. Şirket, dört ülkeye ilk defa ihracat yaparak ve 20’den fazla ürünü ilk kez yurt dışına satışını gerçekleştirerek tarihi bir başarıya imza attı. Bu başarıların arasında Şili’de kazanılan tank modernizasyon ihalesi özellikle önemli bir yer tutuyor. Ayrıca 601 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesi imzalanarak tarihi bir rekora ulaştı.

Hürkuş, Bayraktar TB2, Anka, MİLGEM, Ejder Yalçın, Kirpi gibi Türkiye’nin önemli savunma platformlarını geliştirdiği teknolojilerle destekleyerek bu platformların küresel rekabetteki yerini güçlendirdi. Ek olarak dünyanın en büyük savunma sanayii şirketleri arasında 47. sıraya yükselen ASELSAN, Türkiye’nin de en çok Ar-Ge harcaması yapan şirketlerine öncülük etti.

İleri Malzeme Tesisi, Güdüm Kiti Entegrasyon ve Üretim Tesisi ile Elektronik Harp Üretim ve Entegrasyon Tesisi gibi önemli tesisleri faaliyete geçirdi. FLIR kamera sistemleri, hava savunma sistemleri, mikroelektronik ve AESA radar alanlarında dört büyük yatırım daha başlattı.

Apple WWDC 2024’ün tarihini açıkladı!

0

Apple, WWDC 2024’ün tarihlerini az duyurdu. WWDC, 10 Haziran – 14 Haziran 2024 tarihleri ​​arasında gerçekleşecek. 10 Haziran’da Cupertino, Kaliforniya’daki Apple Park’ta özel bir etkinlik düzenlenecek ve etkinlikte iOS 18, iPadOS 18, watchOS 11, tvOS 18, macOS 15 ve VisionOS 2’nin tanıtılması bekleniyor.

WWDC tüm çevrimiçi geliştiriciler için ücretsiz olacak. Geliştiriciler, Apple’ın tüm donanımlarında yazılımdaki en son gelişmeleri sergileyen çeşitli çevrimiçi oturumlara ve laboratuvarlara erişebilecek.

Açılış konuşması aynı zamanda herkesin Apple Developer uygulamasında, Apple’ın web sitesinde ve Apple’ın YouTube kanalında canlı yayın yoluyla çevrimiçi olarak izlenebilecek. Apple ayrıca hafta boyunca videolar ve bilgiler paylaşacak.

Apple aynı zamanda geliştiriciler ve öğrenciler için sınırlı kontenjanla özel bir kişisel etkinlik de düzenleyecek. Katılma şansı için Apple’ın piyango sistemi aracılığıyla başvuruda bulunmak gerekiyor. Katılım bilgileri Apple Developer sitesinde bulunuyor. Katılmak üzere seçilenler, etkinliği bizzat izleyebilecek, Apple ekip üyeleriyle tanışabilecek ve Apple Tasarım Ödülleri gibi özel etkinliklere katılabilecek.

WWDC 2024 hakkında daha fazla bilgi, Apple Developer uygulaması ve web sitesi aracılığıyla geliştiricilerle paylaşılacak.

Facebook’a büyük suçlama!

Facebook’un Snapchat hakkında değerli bilgiler edinmek amacıyla kullanıcılarının cihazlarını gizlice kullanma planı “Hayalet Avcıları Projesi” (Project Ghostbusters) ortaya çıktı!

Facebook, Instagram, WhatsApp ve Facebook üzerinden çok sayıda veriye sahip olmasına rağmen, anlaşılan bu yeterli gelmedi. Geçen hafta açılan mahkeme dosyalarına göre, Meta, Snapchat’i gizlice izlemek için “Hayalet Avcıları Projesi” adı verilen bir iç girişimi oluşturdu. İddialara göre Meta, bu girişimi 2016 ile 2019 yılları arasında sunduğu ve sonunda hiç de özel olmayan bir Sanal Özel Ağ (VPN) hizmeti olan Onavo aracılığıyla gerçekleştirdi.

Dinleme girişiminin emrini Mark Zuckerberg vermiş

Mark Zuckerberg, 2016 yılında üç Facebook yöneticisine gönderdiği ve Meta’nın antitröst davasında Cumartesi günü açıklanan bir e-postada, “Snapchat hakkında bir soru sorulduğunda, genellikle trafiklerinin şifreli olması nedeniyle hakkında hiçbir analitik verimiz olmadığı yanıtı alınır,” dedi. “Onlar hakkında güvenilir analitikler elde etmenin yeni bir yolunu bulmak önemli görünüyor… Bunun nasıl yapılacağını bulmalısınız.”

Böylece, Hayalet Avcıları Projesi doğdu. Bu, Meta’nın 2016 yılından itibaren Snapchat’ten veri analitiklerini izlemek için kullandığı, daha sonra YouTube ve Amazon’da da kullanılan ev içi dinleme aracı. Mahkeme dosyalarına göre bu girişim, belirli uygulamalar için trafiği kesmek üzere iOS ve Android cihazlarına yüklenebilen “kitler” oluşturmayı içeriyordu. Bu, Facebook’un rakipleri hakkında veri elde etmek için bir “arada adam” yaklaşımı olarak tanımlandı, ancak Onavo’yu kullanan kullanıcılar “arada adam” oldu.

Meta’nın Onavo birimi, Facebook’un kullanıcıları üzerinde veri toplamak için saldırgan teknikler kullanma geçmişine sahip. Meta, Onavo’yu 10 yıldan fazla bir süre önce bir İsrailli firmadan satın alarak, çoğu VPN’in yaptığı gibi kullanıcılara özel ağ vaadinde bulundu. Ancak, hizmetin Onavo’yu indiren on milyonlarca insan üzerinden rakip sosyal medya uygulamalarını izlemek için kullanıldığı bildirildi. Bu, Facebook’a rakipleri hakkında değerli bilgiler verdi ve bu haftaki mahkeme dosyaları bunu doğruluyor gibi görünüyor.

Mahkeme dosyalarına göre, bir grup kıdemli yönetici ve yaklaşık 41 avukat Hayalet Avcıları Projesi üzerinde çalıştı. Grup, programın basın incelemesi karşısında devam ettirilip ettirilmemesi konusunda ciddi endişeler taşıyordu. Facebook, Apple’ın VPN’i uygulama mağazasından kaldırmasının ardından Onavo’yu 2019’da kapattı.

Savcılar ayrıca, Facebook’un Birleşik Devletler Telgraf ve Telefon Dinleme Yasası’nı ihlal ettiğini iddia ediyor. Bu yasa, başka bir kişinin elektronik iletişimlerini kasıtlı olarak elde etmeyi yasaklıyor.

Mahkeme dosyaları, Zuckerberg’in bu iletişimlere doğrudan dahil olduğunu gösteren sohbetleri ve e-postaları gösteriyor. 2019’da Zuckerberg’e, SSL şifre çözmenin (Hayalet Avcıları Projesi) durdurulup durdurulmayacağına ilişkin kararını açıkça soran bir e-posta gönderildi. Ancak Meta, CEO’sunun bu konuda bir girişimi olduğunu reddediyor.

Facebook, mahkeme dosyalarına ilişkin yorum taleplerine herhangi bir yanıt vermiş değil.

Rakibin trafik analizlerine erişim, reklamverenlere satış söz konusu olduğunda Facebook’a önemli bir avantaj sağlayabilirdi. Meta, son on yılda reklamcılık sektöründe baskın bir güç haline geldi ve Snapchat gibi rakiplerin çok önüne geçti. Savcılar, Hayalet Avcıları projesinin reklam endüstrisindeki rekabete zarar verdiğini ve Meta’nın sosyal medyada tekel olduğu şeklindeki temel argümanlarına ağırlık kattığını iddia ediyor.

StrelaStealer e-posta saldırı yöntemi korkutmaya devam ediyor!

Yeni bir araştırmaya göre, ABD ve AB’de 100’den fazla kuruluş, e-posta hesabı kimlik bilgilerini çalan büyük ölçekli bir kötü amaçlı yazılım kampanyası olan StrelaStealer’dan etkilendi. Palo Alto Networks’ün Unit 42 tehdit istihbarat kolundaki araştırmacılar, 2023’ün sonlarına doğru bir önceki kampanyanın ardından her iki bölgedeki büyük kuruluşları etkileyen “büyük ölçekli StrelaStealer kampanyaları dalgası” tespit etti.

StrelaStealer e-posta kimlik bilgilerini hedef alarak kurbanın e-posta hesabının oturum açma verilerini sızdırıyor ve saldırganın komuta ve kontrol (C2) sunucusuna geri gönderiyor. İlk olarak Kasım 2022’de Berlin merkezli siber güvenlik şirketi DCSO CyTec tarafından belgelenen StrelaStealer’ı dağıtmak için kullanılan bulaşma yöntemleri ise ilk dağıtımından bu yana gelişmeye devam ediyor.

Saldırıların ilk versiyonları kötü amaçlı yazılımı dağıtmak için ISO dosyalarını kullanmış ve yem belgeleri kullanarak ağırlıklı olarak İspanyolca konuşan kurbanları hedeflemişti. Palo Alto’nun araştırması, saldırganların daha önce oluşturulmuş imza veya kalıpları kullanarak tespit edilmekten kaçınmak için ilk e-posta eki dosya biçimini bir kampanyadan diğerine değiştirdiğini tespit etti.

StrelaStealer nasıl çalışıyor?

DCSO CyTec’in araştırması, Kasım 2022 kampanyasının bulaşma zincirinin, çalıştırılan uygulamaya göre farklılaşan DLL/HTML çoklu dosyaları olarak yük dağıtmaya dayandığını vurgulamıştı. Buna karşılık, Unit 42 tarafından gözlemlenen mevcut StrelaStealer kampanyası, ZIP dosyası ekleri içeren kimlik avı e-postaları yoluyla yükün yayılmasına dayanmaktadır. Bu yeni saldırı, ZIP dosyasını indirip çıkardıktan sonra kurbanın sistemine JScipt dosyaları bırakıyor.

Bu JScript dosyası, şifresi çözüldükten sonra taşınabilir bir yürütülebilir DLL dosyası oluşturan ve rundll32.exe aracılığıyla çalıştırıldığında yükü dağıtan base64 şifreli bir dosya kullanır. Enfeksiyon zincirinin en son versiyonu, yeni saldırı yolunu gizlemek isteyen tehdit aktörleri tarafından daha iyi gizleme tekniklerine sahip. Bu ise güvenlik ekiplerinin adli analizini engellemek için bir kontrol akışı gizleme tekniği kullanan güncellenmiş bir paketleyici kullanılarak sağlanıyor.

Her iki kampanyada da saldırıyı başlatmak için gerekli olan kötü amaçlı bir dışa aktarma işlevine sahip yük olarak DLL dosyaları kullanıldı, ancak Palo Alto raporu, son saldırı dalgasında benimsenen yaklaşımın analizi zayıflatmak için çeşitli değişiklikler içerdiğini belirtti.

Bu değişiklikler arasında aritmetik talimatlardan oluşan aşırı uzun kod bloklarının kullanılması da yer alıyordu ki bu da araştırmacıların örnekleri sanal alan ortamda çalıştırma girişimleri sırasında zaman aşımına yol açabiliyordu.

Ana hedef yüksek teknoloji şirketleri

Unit 42 verilerine göre, Kasım 2023 kampanyası ABD’de 250’den fazla kuruluşu ve Avrupa’da 100 kadar kuruluşu hedef alan kimlik avı saldırılarını içeriyordu. StrelaStealer saldırılarının son dalgası Ocak 2024’te gerçekleşti ve tehdit aktörlerinin ABD kuruluşlarına 500’den fazla ve Avrupa firmalarına yaklaşık 100 saldırı başlattığı görüldü; Şubat ayının başında ayrıca ABD kuruluşlarını hedef alan yaklaşık 250 saldırı görüldü.

Palo Alto’nun araştırması, en son kampanyanın çeşitli sektörlerdeki kuruluşları hedef aldığını ortaya koydu. Ancak, ‘yüksek teknoloji’ sektörü siber suçlular için açık ara en popüler hedef durumunda. Ocak 2024 kampanyası sırasında teknoloji şirketlerine yaklaşık 875 StrelaStealer tabanlı saldırı düzenlendi. Yüksek teknolojiden sonra en sık hedef alınan sektörler ise finans, profesyonel ve yasal hizmetler ve imalat oldu ve her sektörde yaklaşık 125 kuruluş StrelaStealer saldırılarına maruz kaldı.

Palo Alto’nun raporu, bulaşma zincirinde kullanılan çeşitli dosya türleri için tehlikeye girme göstergeleri sağlamıştır ve kuruluşlara, çalışanlarının aldıkları istenmeyen e-postaları incelerken dikkatli olmalarını sağlamaları tavsiye edilmektedir.

Seçimler için yapay zekâ uyarısı!

0

Yayımladığı rehber nitelikli içeriklerle yapay zeka teknolojisine eleştirel bir bakış açısı kazandırmayı hedefleyen doğrulama platformu, deepfake fark etme testi düzenledi. Üç kişiden ikisinin yapay zeka destekli görselleri ayırt edebildiği teste 2.579 kişi katıldı. Platform, seçim dönemlerinde yapay zeka tarafından üretilen içeriklere karşı daha dikkatli olunması çağrısında bulundu.

Yapay zeka teknolojisinin hızlı yayılmasının yanlış bilgi sorununu etkilemesine ve hakikati bulandırmasına yönelik endişeler arttı. 2024’ün seçimler yılı olması ve yapay zeka teknolojisiyle oluşturulan deepfake (sahte kurgu) görüntü ve seslerin seçmen davranışlarını etkileme olasılığı da bu endişeleri destekledi. 2016’dan bu yana internetteki şüpheli bilgileri inceleyen, dijital okuryazarlık ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek için eğitim faaliyetleri yürüten doğrulama platformu teyit.org, bu konudaki farkındalığı artırmak için bir deepfake testi hazırladı.

Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Teyit Eğitim İçerikleri Sorumlusu Zeynep Şahin, “Yapay zeka teknolojisi o kadar hızlı gelişti ki gerçeğe epey yakın görsel çıktılar artık neredeyse her gün karşımıza çıkabiliyor. Yapay zekanın ürettiği sahte kurguları tespit etmeye yönelik ipuçlarının da aynı hızda güncellenmesi gerekiyor. Yalnızca Türkiye’nin değil, dünya nüfusunun neredeyse dörtte birinin sandık başına gittiği bu yıl, yapay zeka tarafından üretilen içeriklere karşı daha dikkatli olunmalı” dedi.

Teste katılanların doğru yanıt oranı düşük

Seçim Güvenliği

Teyit’in testinde, ThisPersonDoesNotExist.com adresinden alınan, StyleGAN2 isimli yapay zeka algoritması tarafından üretilen insan görselleri ve gerçek insan fotoğraflarının, yapay zeka üretimi mi yoksa gerçek mi olduğu soruldu. Teste 2.579 kişi katılırken, doğru yanıt verme oranı %67,84 olarak kaydedildi.

Seçim yılında yapay zekanın seçmen davranışını etkileyebileceğinden endişe edildiğini belirten Zeynep Şahin, “Adayların yapay zeka ile oluşturulmuş deepfake görüntü ve seslerinin kullanılması, bu teknolojiye karşı seçim döneminde dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatıyor. Zira dezenformasyonun dozunun artması, alışılmışın dışında yöntemlerle oluşturulmuş yanlış bilgilerin üretilmesi, yapay zeka ile üretilmiş ses ve görüntülerin gerçeklik algısını bozması, bu küresel seçim yılında beklenenler arasında yer alıyor. teyit.org olarak hazırladığımız test, ipuçlarını yakalamak ve bir görselin yapay zeka üretimi olup olmadığını anlamak için dikkat edilmesi gerekenleri, uygulamalı bir biçimde öğrenmek için etkili bir araç sunuyor” diye konuştu.

Yapay zeka, sahte görüntüleri tespit edebilir

OpenAI’ın duyurduğu metin komutlarından video üretebilen Sora’nın ortaya çıkmasından sonra yapay zekanın gerçeğe yakın üretim kapasitesinin daha da belirginleştiğini ifade eden Teyit Eğitim İçerikleri Sorumlusu Zeynep Şahin, “Her ne kadar yapay zeka ile üretilmiş görüntü ve sesler artık gerçeğe çok yakın olsalar da onların doğruluğunu teyit etmek hâlâ mümkün. Biz kullanıcılara düşen başlıca görev, karşımıza çıkan görsel, video ve seslerin kaynağını sorgulamak ve sosyal medya akışımıza daha eleştirel bir gözle bakabilmek için yavaşlamak. Şüpheli görseldeki bozulmalar gözle görülür olmasa bile, bir görselin yapay zekayla üretilip üretilmediğini anlamak için de yapay zeka araçlarından yararlanılabiliyor. Yapay zeka, sebep olduğu düşünülen sorunun çözümünü de sunuyor. Sekiz yıldır yanlış bilgiyle mücadele eden teyit.org olarak, hem seçim öncesinde yanıltıcı bilgilerin doğrulunu teyitliyor hem de geçmiş seçim dönemlerinde sıkça karşılaşılan yanlış ve yanıltıcı bilgileri belirli başlıklar altında toplayarak paylaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Risklerin farkında olmak her zamankinden daha önemli

Yapay zeka konusundaki görüşlerin iki ayrı uçta konumlandığını ve bir gerilime sebep olduğunu söyleyen Zeynep Şahin, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Bir yandan faydalarını konuşuyoruz, bir yandan da işimizin elimizden gideceğinden veya geleceğin en tehlikeli suçlarının yapay zeka ile üretileceğinden korkuyoruz. Yapay zekayla üretilen sahte kurguya sahip içeriklerin, seçmenleri sandığa gitmemeye ikna etmek, gerçeklik algısını bulandırmak gibi riskleri seçim dönemlerinde daha çok öne çıkıyor. Örneğin Ocak 2024’te ABD’de Joe Biden adına, yapay zeka tarafından onun sesinin taklit edildiği bir sahte ses kaydı, seçmenlerden sandığa gitmemelerini istiyordu. Risklerin farkında olmanın her zamankinden daha önemli olduğunu bilmek gerekiyor.

Ancak öte yandan bazı uzmanlar, bu teknolojiyle ilgili alarm zillerinin erken çalındığı görüşünü paylaşıyor. Harvard Üniversitesi’nden akademisyenler tarafından kaleme alınan araştırmada, yeni teknolojilerin insanlarda her zaman panik yarattığı belirtiliyor. Yanlış bilgi sorununa yönelik sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine katkıda bulunan Teyit olarak, eğitim içeriklerimizde yapay zeka konusuna odaklanıyor ve teyitçiliği yapay zeka çağına uyarlıyoruz. Eleştirel bakış açısı kazanmak isteyen herkes, Teyit’in içeriklerinden yararlanarak yapay zekanın iyi potansiyeline dair bilgi sahibi olabilir.”

Yerli otonom robotlar uçak bakım-onarımına başlıyor!

ATP Digital tarafından geliştirilen otonom robotlar, yüksek hassasiyetli sensörler ve yapay zekâ algoritmaları ile Türk Hava Yolları Teknik A.Ş.’nin uçak yedek parça ve komponentlerini belirtilen noktalara taşıyarak, teknik operasyonlarını optimize edecek. Türk Hava Yolları Teknik A.Ş., ATP Digital’in sağladığı robot çözümüyle lojistik süreçlerini daha etkin bir şekilde yöneterek operasyonel verimliliğini artıracak.

Otonom robotlarla iş süreçlerini yeniden tanımlanıyor

Otonom robotlar, havacılık sektörünün yanı sıra otomotiv, hızlı tüketim, perakende, sağlık, gıda, üretim ve konuk ağırlama gibi birçok farklı sektöre yenilikçi çözümler sunuyor. Robotlar, teknik operasyonları optimize ederek mevcut iş gücüne destek oluyor. Sağladığı akıllı hizmetlerle hataları ortadan kaldırıyor, verimliliği artırıyor ve maliyetleri önemli ölçüde azaltıyor. ATP Digital, sahip olduğu otonom robot konusundaki teknik yetkinliklerini uyguladığı süreç mühendisliği yaklaşımıyla birleştirerek, müşterilerinin operasyonunu iyileştirmekle kalmayıp, bütünüyle yeniden tanımlıyor.

Anlaşmayla ilgili ATP CEO’su Ümit Cinali; ‘‘Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. gibi öncü bir kuruluşla iş birliği yapmaktan ve havacılık endüstrisinin geleceğine yönelik çözümler sunmaktan mutluyuz. Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. ile gerçekleştirdiğimiz bu anlaşma, sektörler arası iş birliğinin ve teknoloji entegrasyonunun en iyi örneklerinden birisidir. Otonom robotlarımız, depo içi operasyonlarda verimliliği artırırken, aynı zamanda güvenliği de sağlayacak. Bu iş birliği, havacılık endüstrisinde dijital dönüşümün önemli bir adımı olacaktır.” şeklinde konuştu.

Nvidia hava durumu tahmini yapan dijital ikiz projesini tanıttı

Nvidia, artan küresel sıcaklıkların bir sonucu olarak aşırı hava değişikliklerini izlemek ve azaltmak amacıyla hava ve iklim koşullarını simüle etmek için bir dijital ikiz platformu başlattı. Earth-2 adlı platform, Nvidia’nın geçtiğimiz hafta San Jose’de gerçekleşen GTC AI konferansında duyuruldu.

Hizmet, bulut örtüsü ve atmosfer yapısı gibi hava koşullarının yanı sıra tayfun ve türbülans gibi aşırı hava olaylarının etkileşimli, yüksek çözünürlüklü görüntülerini tahmin etmek ve sergilemek için yapay zekâ destekli simülasyonlar kullanıyor.

Earth-2, Nvidia’nın diğer hizmetlere kıyasla daha yüksek çözünürlüklü ve daha doğru hava tahminleri görüntüleri sağladığını söylediği CorrDiff adlı üretken yapay zekâ modelinden yararlanıyor. Platformu kullanan işletmeler ve devlet kurumları, hava durumu uyarıları ve tahminleri hakkında gerçek zamanlı bilgi toplayabilir ve geleneksel CPU odaklı modellemeye göre daha hızlı bir hizmet sunabilir.

Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, “İklim felaketleri artık sık görülen bir durum. Tarihi kuraklıklar, yıkıcı kasırgalar ve nesiller boyu süren seller haberlerde endişe verici sıklıkta yer alıyor” dedi ve ekledi: “Earth-2 bulut API’leri, aşırı hava koşullarına daha iyi hazırlanmamıza yardımcı olmaya ve aşırı hava koşullarını hafifletmek için harekete geçmemize ilham vermeye çalışıyor.”

Tayvan’ın Merkezi Hava İdaresi (CWA) bu dijital ikiz platformunu ilk benimseyenlerden biri oldu ve kuruluş platformu tayfunların daha kesin yerlerini tahmin etmek için kullanacağını söyledi. CWA yöneticisi Chia-Ping Cheng, “Tayvan küresel tedarik zincirinin kritik bir bileşenidir ve sel riski analizi ve tahliye hazırlığı görevimizin temelini oluşturmaktadır” diyor.

Earth-2 ayrıca Nvidia’nın Omniverse bilgi işlem platformundan da yararlanarak kullanıcıların 3D iş akışları ve uygulamaları geliştirmelerine olanak tanıyor ve olayların derinlemesine görselleştirilmesini sağlayarak müşterilerin hava koşullarını daha iyi anlamalarına yardımcı oluyor.

Dijital ikiz projesinin bir diğer erken kullanıcılarından The Weather Company’nin CEO’su Sheri Bachstein ise “Hava durumu ve iklimle ilgili mevcut ve gelecekteki zorlukların etkili bir şekilde ele alınmasına yardımcı olmak için, hava durumunun etkilerini daha iyi analiz etmek, planlamak ve simüle etmek amacıyla güvenilir, küresel ölçekli gerçek hava durumu verilerini ve içgörülerini dijital ikiz ortamlarına dahil etmek her zamankinden daha kritik bir öneme sahip” diyor ve ekliyor: “Daha düşük maliyetle daha yüksek çözünürlüklü, enerji tasarruflu simülasyonlar oluşturmak için Earth-2 API’lerini benimsemeyi planlıyoruz.”

Yapay zekâ uygulamalarının hızla yükselmesi, teknolojinin farklı alanlarında da atılımları beraberinde getiriyor. Bu alanlardan birisi de fiziksel bir ürünün ya da bir hizmetin gerçek dünyadaki davranışının ve oluşturduğu sonuçların sanal modeli olarak tanımlan Dijital İkiz (Digital Twin) süreçleri.

Bu bilgisayarlar kuantum siber saldırılarından korunuyor!

Asimetrik kriptografiyi kırabilen kuantum bilgisayarların potansiyel olarak ortaya çıkması tüm dijital dünyayı riske atıyor ve gerçekleşme olasılığı her geçen gün daha da artıyor. Bu nedenle 2024 Yıllık İş Ortağı Konferansında HP, kuantum bilgisayar saldırılarına karşı ürün yazılımını koruyan dünyanın ilk iş bilgisayarlarını duyurdu.

HP, belirli bilgisayarlarda yerleşik olarak bulunan yükseltilmiş Uç Nokta Güvenlik Denetleyicisi (ESC) çipi ile müşterilerine hassas ve düzenlenmiş verilerin yönetilebilirliğini ve korunmasını sağlayan en gelişmiş güvenliği sunabiliyor. Kuantum bilgisayar saldırıları her yıl biraz daha yaklaşırken bu korumanın giderek daha önemli hale geleceği anlaşılıyor.

Kuantum bilgisayarlar tüm şifreleri kırabilir

Araştırmalar, uzmanların yüzde 27’sinin 2033 yılına kadar kriptografik olarak uygun bir kuantum bilgisayarının (CRQC) ortaya çıkma olasılığının yüzde 50 olduğunu düşündüğünü gösteriyor. O gün geldiğinde, aygıt yazılımı ve yazılım üzerindeki mevcut dijital imzaların güvenliği söz konusu olacak ve dijital güven ortadan kalkacak. (Kriptografiye yönelik Kuantum tehdidini öngörmek hakkında daha fazlası buradan okunabilir).

Ne var ki tüm dijital dünyamızı yeni bir kriptografik standarda geçirmek çok büyük bir girişim. Şu da var ki, yazılım güncellenebilirken, donanım güncellenemiyor. Buna bilgisayar yazılımlarını koruyan bazı kriptografiler de dahil. Kriptografik korumalar olmadan hiçbir cihaz güvende olmayacaktır çünkü saldırganlar altta yatan aygıt yazılımına erişebiliyor ve değiştirebiliyor ve tam kontrol elde edebiliyor.

Bu tehditlerin önüne geçme çabalarında ivmenin arttığı görülüyor. Örneğin, Hollanda hükümetinin Kuantum Sonrası Kriptografi (PQC) geçiş el kitabındaki rehberliği, Kritik Altyapı Sağlayıcılarını PQC’ye geçiş üzerinde çalışmaya başlamak için daha fazla bekleyemeyecek acil uygulayıcılar olarak tanımlıyor.

ABD’de ise hükümet, ürün yazılımı imzalama için kuantuma dirençli kriptografik algoritmalara geçişle ilgili özel tavsiyelerde bulunarak kuantuma dirençli kriptografinin 2025’ten itibaren kullanılmasını ve hassas sistemler için 2030’dan itibaren zorunlu hale getirilmesini önerdi.

5. nesil ESC çipi koruma sağlayabilir

Kuantum bilgisayar saldırılarına karşı çip düzeyinde koruma sağlayan HP, bugün 5. nesil ESC çipiyle donanım ve ürün yazılımı güvenliğinde yeni bir standart belirliyor. ESC, çipi işlemci ve işletim sisteminden izole ederek veri ihlalleri riskini azaltan ve kesinti sürelerini önleyerek üretkenliği artıran bir donanım platformu sağlıyor.

Kişisel bilgisayarların tipik yenileme döngüleri artık her 3 ila 5 yılda bir yapıldığından ve sürdürülebilirliği artırmak için donanımın ömrünü uzatmaya yönelik daha geniş bir eğilim olduğundan, kuantum sonrası kriptografiye geçişin şimdi başlaması gerekiyor.  HP’nin 2024 ESC yükseltmesiyle, Kuantuma Dayanıklı Kriptografi ile PC ürün yazılımı bütünlüğünü koruyacak donanım hazır olacak ve gelecekte PC’lerde kriptografinin yazılım uygulamalarına yapılacak yükseltmelerden önce güvenli bir temel sağlayacak.

Çin, Intel ve AMD çiplerinin bilgisayarlarda kullanılmasını kısıtlıyor!

ABD ve Çin yönetimi arasında özellikle teknoloji ve yarı-iletken sektörü üzerinden uzun bir süredir yaşanan gerilimde bir adım da Çin’den geldi. Çin yönetimi Intel ve AMD şirketlerinin ABD menşeli mikroişlemcilerini devlete ait kişisel bilgisayar ve sunuculardan aşamalı olarak çıkarmak üzere bir kılavuz hazırladı.

Devlet kurumlarına gönderilen satın alma kılavuzunun ayrıca Microsoft’un Windows işletim sistemi ve yabancı veritabanı yazılımlarıyla da ilgili maddeler içerdiği ve yerli seçeneklerin desteklenmesi için teşvik niteliği taşıdığı söyleniyor. Çin’de ilçe düzeyinin üzerindeki tüm devlet kurumlarına, alım yaparken ihale ve şartnamelere “güvenli ve güvenilir” işlemciler ve işletim sistemleri gerektiren kriterleri dahil etmeleri söylendi.

Çin Sanayi Bakanlığı Aralık ayı sonunda, yayın tarihinden itibaren üç yıl boyunca “güvenli ve güvenilir” olarak kabul edilen ve tamamı Çinli şirketlere ait üç ayrı CPU, işletim sistemi ve merkezi veri tabanı listesi içeren bir açıklama yayınlamıştı. Şimdi bu adım hızlandırılmış oluyor. Geçiş sürecinin ne kadar süreceği ve kapsamının ilçe düzeyindeki resmi kurumları da dahil edecek şekilde genişletilip genişletilmeyeceği ise bilinmiyor.

ABD, Biden yönetiminin 2022 CHIPS ve Bilim Yasası ile yerli yarı iletken üretimini artırmayı ve Çin ve Tayvan’a olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. ABD yarı iletken sektörünü desteklemek üzere tasarlanan bu yasa, gelişmiş çiplerin üretimine yönelik sübvansiyonlarla birlikte yerli üretim için mali yardım içeriyor. Ayrıca Eylül ayında getirilen ek düzenlemeler ile çip üreticisi şirketlerin Çin’de belirli iş genişlemeleri, ortaklıklar ve araştırmalar yapmasını yasaklayacak nihai kurallar yayınlanmıştı.

Analistler, ABD ve Çin yönetimi arasında süren ekonomi ve teknoloji savaşının farklı boyutlarda devam edeceği öngörüsündeler. Özellikle ABD yönetimi tarafından atılan adımlar, ilişkilerin sürekli gergin bir seviyede olmasına yol açıyor. Örneğin ABD hükümeti, Çin’de ve “diğer endişe verici ülkelerde” üretilen akıllı araba teknolojisinin ulusal güvenliğe yönelik oluşturduğu potansiyel risklere ilişkin bir soruşturma başlatmıştı. FBI da sürekli olarak Çin’in kritik ABD altyapısını hedef alan önceden yerleştirilmiş kötü amaçlı yazılım saldırıları konusunda uyarılar yayınlıyor.

Buna karşın Çin yönetimi ise örneğin devlet memurlarının iPhone kullanımını yasaklama kararı alarak ulusal siber güvenlik konusunda karşı hamleler yapmaktan çekinmiyor.  

300.000 sunucu siber saldırı riski altında!

0

Loop Denial-of-Service siber saldırı yöntemi bu hafta başında Almanya’daki CISPA Helmholtz Bilgi Güvenliği Merkezi’nden araştırmacılar Christian Rossow ve Yepeng (Eric) Pan tarafından açıklandı. Saldırı temel olarak, savunmasız A sunucusuna IP adresi kaynak sahteciliği kullanarak bir hata mesajı göndermeye dayanıyor, A sunucusu savunmasız B sunucusuna bir hata mesajı ile yanıt verirrken, o da A’ya bir hata mesajı gönderir. Kısa süre içinde bu hata mesajları bir döngüye yol açar ve A ve B sunucuları arasındaki UDP paketleri fırtınası makinelerin kaynaklarını tüketir.  Tüm normal kullanıcılar için sunucular kullanılamıyor gibi görünmeye başlar.

Rossow ve Pan’ın bu haftaki yazılarında “Örneğin, girdi olarak bir hata mesajı aldığında bir hata mesajıyla yanıt veren iki hizmet düşünün. Girdi olarak alınan bir hata çıktı olarak bir hata yaratırsa ve ikinci bir sistem de aynı şekilde davranırsa, bu iki sistem sonsuza kadar hata mesajları göndermeye devam edecektir” diyor.

Bu yöntem siber saldırı düzenleyenlere çeşitli şekillerde fayda sağlıyor. normal DoS saldırılarında sürekli trafik yaratmak zorlayıcı olabilirken, bu yöntemde hizmetleri kullanılamaz hale getirmek için sürekli trafik dalgaları göndermelerine gerek yok ve bir kez başladığında, hedeflenen makineler ya da aradaki biri sonsuz döngüyü kırana kadar bunu durdurmak mümkün değil.

TFTP, DNS ve NTP’nin belirli uygulamalarının yanı sıra Echo, Chargen ve QOTD gibi eski protokollerin de risk altında olduğu söyleniyor. İstismar, tüm makinelerin veya ağların olmasa bile hizmetlerin çökmesine neden olabilir. DNS, NTP ve TFTP taramalarına bakılırsa, en fazla sayıda halka açık potansiyel savunmasız sistem Çin, Rusya ve Amerika’da bulunurken, bunları İran, Güney Kore, İtalya, Fransa, Kanada ve Brezilya takip ediyor.

Araştırmacılar, bu tür bir uygulama katmanı döngüsünün 1996’dan beri bilinen bir sorun olduğunu belirtirken “Bildiğimiz kadarıyla bu tür bir saldırı henüz sahada gerçekleştirilmedi. Bununla birlikte, riski azaltmak için herhangi bir önlem alınmazsa saldırganların bu güvenlik açığından yararlanması kolay olacaktır” diyor.

Araştırmacılar, risk altındaki uygulamaların üreticileri ve “güvenilir bir operatör topluluğu” ile Aralık ayında temasa geçerek bulgularını açıkladıklarını ve yamaların yayınlanıp dağıtılmasını umduklarını söylediler. Arris, Broadcom, Microsoft, Honeywell, Brother ve MikroTik’in donanım ve yazılımlarının Loop DoS’a karşı savunmasız olanlar arasında olduğu söyleniyor. Ayrıca Cisco, TP-Link ve Zyxel’in desteği kesilen ürünlerinin de risk altında olduğu bildirilmekte.

Rus hacker grubu Alman siyasi partilerini hedef alıyor!

Saldırıların arkasında yer alan APT29 ise (Midnight Blizzard, NOBELIUM, Cozy Bear olarak da bilinir), Rus Dış İstihbarat Servisi’nin (SVR) bir parçası olduğuna inanılan bir Rus casusluk hack grubu. Hack grubu, Aralık 2020’deki kötü şöhretli SolarWinds tedarik zinciri saldırısı da dahil olmak üzere birçok siber saldırıyla ilişkilendirildi.

Odak noktalarını diplomatik misyonları hedef alan tipik saldırılardan başka yöne kaydıran hacker grubu tarafından gerçekleştirilen kimlik avı saldırıları, tehdit aktörlerinin tehlikeye atılmış cihazlara ve ağlara uzaktan erişim sağlamasına olanak tanıyan WineLoader adlı bir arka kapı kötü amaçlı yazılımını dağıtmak için tasarlanmış durumda.

Hacker grubu uzun yıllar boyunca aktif olmaya devam etmiş ve genellikle hükümetleri, elçilikleri, üst düzey yetkilileri ve çeşitli kuruluşları bir dizi kimlik avı taktiği veya tedarik zinciri tehlikesi kullanarak hedef almıştı. APT29’un son dönemdeki odak noktası ise bulut hizmetleri olmuş, Microsoft sistemlerini ihlal ederek Exchange hesaplarından veri çalmış ve Hewlett Packard Enterprise tarafından kullanılan MS Office 365 e-posta ortamını tehlikeye atmıştı.

Siber güvenlik grubu Mandiant araştırmacıları, hacker grubu APT29’un Şubat 2024’ün sonlarından bu yana Alman siyasi partilerine karşı bir kimlik avı kampanyası yürüttüğünü söylüyor. Bu, hacker grubunun operasyonel odağında önemli bir değişime işaret ediyor, çünkü hacker grubu ilk kez siyasi partileri hedef alıyor.

Saldırı nasıl gerçekleştiriliyor?

Hacker grubu, Almanya’nın en büyük siyasi partilerinden biri olan ve federal parlamentonun (Bundestag) ikinci büyük partisi konumundaki Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) temalı oltalama e-postaları kullanıyor. Mandiant tarafından rapor edilen kimlik avı e-postaları, CDU’nun akşam yemeği davetleri gibi davranıyor ve ‘Rootsaw’ kötü amaçlı yazılım damlalığı içeren bir ZIP arşivi bırakan harici bir sayfaya bağlantı yerleştiriyor.

Rootsaw kötü amaçlı yazılımı çalıştırıldığında, kurbanın bilgisayarına ‘WineLoader’ adlı bir arka kapı indiriyor ve çalıştırıyor. WineLoader kötü amaçlı yazılımı daha önce Şubat ayında Zscaler tarafından keşfedilmiş ve bir şarap tadım etkinliği için diplomatlara davetiye gibi görünen kimlik avı saldırılarında kullanıldığını görmüştü.

WineLoader arka kapısı, geçmiş APT29 saldırılarında kullanılan ‘burnbatter’, ‘myskybeat’ ve ‘beatdrop’ gibi diğer kötü amaçlı yazılım varyantlarıyla birçok benzerlik göstermekte ve ortak bir geliştiriciye işaret etmektedir. Bununla birlikte, kötü amaçlı yazılım modülerdir ve önceki varyantlardan daha özelleştirilmiştir, hazır yükleyiciler kullanmaz ve komuta ve kontrol (C2) sunucusuyla veri alışverişi için şifreli bir iletişim kanalı kurar.

Tespit edilmekten kaçınmak için WineLoader RC4 kullanılarak şifresi çözülür ve meşru bir Windows yürütülebilir dosyasını (sqldumper.exe) kötüye kullanarak DLL yan yükleme yoluyla doğrudan belleğe yüklenir. Wineloader kurbanın kullanıcı adını, cihaz adını, işlem adını ve diğer bilgileri sistemin profilini çıkarmaya yardımcı olması için C2’ye gönderir. C2, kalıcılık oluşturmak gibi belirli görevleri yerine getirmek için dinamik olarak yüklenebilen modüllerin yürütülmesini emredebilir.

Exitcom Campus ile teknolojinin geleceğinde sen de yer al!

Exitcom Recycling ve Co-Founder Academy iş birliğiyle, mühendislik ve diğer alanlardaki öğrencilere yönelik Exitcom Campus programı, staj ve istihdam fırsatları sunarak sürdürülebilirlik bilinci ve yenilikçi beceriler kazandırmak amacıyla duyuruldu.

Exitcom Campus, teknolojinin ve sürdürülebilir enerjinin geleceğine odaklanan öncü bir eğitim programı sunuyor. Program, 1 Nisan 2024 tarihine kadar sürecek, kayıt dönemiyle birlikte, mühendis adayları ve sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren üniversite kulüpleri üyeleri için benzersiz bir program sunuyor. 128 saatlik detaylı ve çeşitlendirilmiş bir müfredatı kapsayan bu program, katılımcılara, sürdürülebilir gelişim, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, yapay zeka ve e-mobility gibi alanlarda derinlemesine bilgi ve tecrübe sunacak.

Programın içeriğinde, 40 saatlik ileri düzey yetkinlik dersleri, 20 saatlik uygulamalı teknik eğitim, 20 saatlik birebir mentorluk görüşmeleri ve 48 saatlik bir bitirme projesi hazırlama süreci bulunmaktadır. Katılımcılar, bu eşsiz eğitim süreci boyunca, sürdürülebilirlik ve teknoloji alanında önemli kazanımlar elde ederken, gerçek dünya senaryoları üzerinde çalışarak bilgilerini uygulama fırsatı bulacaklar.

Exitcom Campus, sektörde tanınan profesyoneller ve deneyimli eğitmenlerin rehberliğinde, katılımcıların sürdürülebilir inovasyonun karmaşık manzarasına derinlemesine dalış yapmalarını sağlayacak. Programı başarıyla tamamlayan her katılımcı, kendi alanlarında fark yaratacak Exitcom Campus Başarı Sertifikası ve Co-Founder Academy Katılım Sertifikası almaya hak kazanacak. Bu sertifikalar, hem profesyonel kariyerlerinde önemli bir avantaj sağlayacak hem de sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlıklarını ve yetkinliklerini resmi olarak kanıtlayacak.

Ayrıca, program, katılımcılara girişimcilik, sürdürülebilir iş modelleri, etkili zaman yönetimi, değişim yönetimi, yenilik gibi kritik konularda önemli bilgiler sunacak. Katılımcılar, bu bilgilerle donanarak, sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunma ve sektördeki yeniliklere öncülük etme konusunda ilham alacak.

Exitcom Campus, sürdürülebilir teknolojiler ve yenilenebilir enerji konusunda kendini geliştirmek ve bu alanda bir kariyer inşa etmek isteyen her bireyi, bu eşsiz fırsattan yararlanmaya ve kendi potansiyellerini maksimum seviyede kullanmaya davet ediyor.

Program sonunda Exitcom Recycling’de staj ve istihdam fırsatı başta olmak üzere yurt dışı teknik gezi programlarıyla başarılı katılımcılar programdan oldukça fayda alacak. 

Programa başvurmak ve daha fazla bilgi edinmek isteyenler, başvuru formunu ziyaret edebilirler. Bu program, katılımcılara sadece bilgi ve beceri kazandırmakla kalmayacak, aynı zamanda onları sürdürülebilir bir gelecek yaratma yolunda etkili adımlar atmaya teşvik edecek. Kariyerinizde sıradışı bir adım atmak ve sürdürülebilir bir dünyanın parçası olmak için şimdi harekete geçin.

ASELSAN tarafından geliştirilen AESA Burun Radarı uçaklara nesil atlatıyor!

0

ASELSAN tarafından tamamen milli imkanlarla geliştirilen AESA Burun Radarı, muadillerinden üstün yetenekleriyle muharip uçaklara nesil atlatacak özellikler kazandıracak. ASELSAN AESA Burun Radarı ile F-16 ÖZGÜR Platformu 4,5 nesil uçaklar seviyesine taşınırken; KAAN ve muharip İHA’lar düşük görünürlük özellikleriyle 5’inci Nesil ve ötesinde platformlar haline gelecek.

AESA Uçak Burun Radarının, ASELSAN’ın Ankara’daki teknoloji üssünde seri üretimine yönelik hazırlıklar tamamlandı. Çip seviyesinden, son sistem entegrasyonuna kadar, sıfır hata ile yüzde 100 milli imkanlarla üretilen AESA Uçak Burun Radarı, hava platformlarının Gök Vatan’daki gözü ve kulağı olacak. ASELSAN, kazandığı GaN (Galyum Nitrat) çip geliştirme ve üretim teknolojisi ile birlikte dünyanın önde gelen radar firmaları ile teknoloji bakımından yarışabilir düzeye ulaştı. AESA teknolojileri, zamanla ASELSAN’da radar, elektronik harp ve haberleşme alanlarında geliştirilen tüm sistemlerde kullanılmaya başlandı.

Türk savunma sanayi için dönüm noktalarından olan proje hakkındaki gelişmeyi Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, sosyal medya hesabından açıkladı. “Uçaklara nesil atlatan AESA teknolojisi ülkemizin hizmetinde” değerlendirmesinde bulunan Prof. Dr. Görgün, şöyle devam etti:

“Ülkemize dünyanın en ileri aviyonik teknolojilerinden biri olan AESA radar teknolojisini de kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. ASELSAN Milli AESA Uçak Burun Radarı, sahip olduğu üstün yeteneklerle muharip uçaklara nesil atlatarak; onları semaların en zeki, çevik ve güçlü savaşçıları haline getiriyor. AESA radarı ile F-16 ÖZGÜR Platformu 4,5 nesil uçaklar seviyesine taşınırken, KAAN ve muharip İHA’lar ilave yetenekler ve düşük görünürlük özellikleriyle 5’inci nesil ve ötesinde platformlar haline gelecek. Bu üst düzey radar teknolojisi için gece gündüz demeden çalışan ASELSAN mühendislerimizi yürekten kutluyorum.”

Yakın zamanda uçuşlarına başlıyor

Muharip uçaklar ve İHA’lar için geliştirilen ASELSAN Milli AESA Uçak Burun Radarının ilk uçuşu 15 Şubat 2024’te görev bilgisayarı da millileştirilen F-16 ÖZGÜR Platformu ile gerçekleştirildi. Milli AESA Uçak Burun Radarı, çok yakın zamanda AKINCI ile de uçuşlarına başlayacak. 2024 yılı içinde başka jet uçakları ile diğer milli İHA’lara entegrasyonların yapılmasının ardından uçuşlar gerçekleştirilecek. Gök Vatan’daki çelik kanatların olmazsa olmaz parçası niteliğindeki AESA Uçak Burun Radarının otomatik tanıma, çoklu hedef takibi, yer haritalama, mesafe ölçümü, otomatik irtifa belirleme, SAR ile bulut altı gözetleme, yapay zeka destekli algoritmalar ile otomatik hedef sınırlama, geniş bantta radar spektrumu izleme (ESM), yönlü elektronik karıştırma (ECM) ve mühimmata daha etkin güdüm kazandırma kabiliyetleri bulunuyor. ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, F-16 ÖZGÜR, HÜRJET, Milli Muharip Uçak (KAAN), AKINCI, KIZILELMA ve ANKA-3 İHA’larda AESA teknolojisine sahip burun radarlarının çalışacağını açıkladı.

ASELSAN Milli AESA Uçak Burun Radarı

ASELSAN’ın sahip olduğu AESA teknolojisini “kara-hava-deniz” fark etmeden tüm faaliyet alanlarında geliştirdiği radar sistemlerinde kullandığına dikkat çeken Akyol, şunları kaydetti:

 “ASELSAN, söz konusu teknolojileri tüm alanlara uygulamasıyla dünyadaki ender kurumlardan birisi haline geldi. AESA Burun Radarının milli olarak geliştirilmesi sayesinde tüm bilgi birikimi ve teknolojiyi ASELSAN kendisi üretebilir ve müdahale edebilir hale geliyor. İlave olarak, benzer bir radar yurt dışından tedarik edildiğinde gizlilik ve çeşitli kısıtlar sebebiyle sağlanamayacak birçok yetenek de Türk Silahlı Kuvvetlerine sağlanıyor.”

Savaş uçağı AESA Burun Radarı özelinde global pazar büyüklüğünün yıllık beş milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Devam eden ihracat görüşmelerinin gerçekleşmesi ve özellikle uçan platformların yurt dışı satışları ile birlikte ASELSAN radarlarının hava platformları global pazarında belirleyici rol oynaması bekleniyor. Bunların yanı sıra, hava savunma, deniz platformları ve gözetleme radarları alanında da geliştirilen yüksek teknolojili ASELSAN AESA radarları ile pazar payının artması öngörülüyor.

Microsoft, Entra ID ile 365 hizmetleri arasındaki bağlantı üzerinden mercek altında!

Özellikle, Microsoft’a yönelik şikayetleri araştıran AB ekibi, müşterilerin Microsoft hizmetlerine erişmek için bulut tabanlı bir kimlik ve erişim yönetimi çözümü olan Entra ID’yi kullanmaları gerekip gerekmediğini veya rakiplerin teknolojisini de kullanıp kullanamayacaklarını anlamaya çalışıyor.

Bulut platformunun Başkan Yardımcısı Amit Zavery, AB’den gelen bu spesifik sorunun Google’ın masasına düştüğünü ve Microsoft’un lisanslamasında karmaşıklık oluşturduğunu söyledi.

Microsoft’un arayüzleri, API’leri kaldırabileceğini veya “diğer satıcıların ayak uydurmasına izin vermeden değişiklik yapabileceğini” iddia etti.

Konuşulan sistem yöneticileri, Microsoft 365 kaynaklarına erişmek için sadece Entra ID’yi kullandıklarını söylediler. Biri, “Kimse Samba veya farklı bir dizin kullanarak giriş yapmayı bilmezdi.” dedi. “365 üyeliği oluşturduğunuz anda, aynı zamanda bir Entra ID de oluşturuluyor, bunlar içsel olarak bağlantılı.

Üçüncü taraflar kesinlikle kendi kimlik ve kimlik doğrulama hizmetlerini Microsoft mülklerine satıyorlar.

Örneğin, Okta, “Microsoft teknolojileri ve ötesiyle sorunsuz entegrasyon” iddiasında bulunuyor. Microsoft’un “Office 365’in ötesindeki herhangi” bir “yeni çevrimiçi hizmetine” erişim sağlayabileceğini söylüyor ve Okta kullanarak müşterilerin cihazları birleştirebileceğini, Windows Hello yüz tanıma özelliğini kullanabileceğini ve “Okta Windows Edge tarayıcı eklentisi kullanarak SSO olmayan uygulamalara güvenli erişim” sağlayabileceğini belirtiyor.

Zavery, teknoloji uzmanlarının bu sorunu aşabileceğini kabul etti ancak küçük işletmelerin veya yeni kurulan şirketlerin ellerinde daha derin teknik kaynaklara sahip olmayabileceğini ve daha büyük müşterilerin risk veya şüphe yaratmak istemeyebileceğini belirtti.

Avrupa Komisyonu’ndan spesifik soruşturma hakkında yorum yapması istendi ve sözcü standart bir beyan gönderdi: “Komisyon, standart prosedürlerimize göre değerlendirdiğimiz Azure ürünüyle ilgili olanlar da dahil olmak üzere Microsoft ile ilgili birçok şikayet aldı. Genel olarak Komisyon, bilgi taleplerinin gönderilmesi de dahil olmak üzere, elinde bir dizi soruşturma yetkisine sahip.

Microsoft’un bir sözcüsü şunları söyledi: “Diğer bulut SaaS hizmetleri gibi Microsoft da müşterilerimizin bulut hizmetlerimize güvenli bir şekilde erişmesini sağlayan yerleşik kimlik yeteneklerine sahiptir.

Ayrıca, müşterilerimizin ihtiyaçlarına en uygun çözümü seçmelerine olanak sağlamak için Ping ve Okta gibi üçüncü taraf kimlik hizmetlerinin yanı sıra güvenlik sağlayıcılarıyla da kusursuz entegrasyon sağlayan açık API’ler sağlıyoruz.

Avrupa, ABD ve Birleşik Krallık’taki antitröst ekipleri, AWS de dahil olmak üzere rakiplerin, Microsoft’un lisanslama politikalarının rekabete aykırı olduğu ve müşterileri kilitlemek için tasarlandığı yönündeki iddialarını inceliyor. AB tarafından gönderilen Entra kimlik soruları, genel soruşturmanın yalnızca bir ayağını oluşturuyor.

Ayrıca, Microsoft’un rakibin bulutunda çalışan yazılımlar için daha fazla lisans ücreti talep etmesinin ve AWS, Google ve Alibaba‘nın listelenmiş sağlayıcılar olarak sınıflandırılmasının nedenleri de araştırılıyor. Bu da müşterilerinin aslında kendi bulut altyapılarında belirli Microsoft yazılımlarını çalıştırmasının yasaklandığı anlamına geliyor.

Microsoft, Ekim 2022’de daha küçük bulut sağlayıcıları için tavizler verdi ve üçlünün Microsoft lisanslarıyla ilgili olarak AB’ye ortak bir şikayette bulunmasının ardından Avrupa’daki OVHcloud, Aruba SpA ve DCC ile gizli bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmanın içeriği kamuya açıklanmayacak.

Benzer şekilde, AWS tarafından desteklenen Avrupa Bulut Altyapısı Hizmet Sağlayıcısı (CISPE) lobi grubu da şu anda Microsoft ile kendi anlaşmalarına varmak için pazarlık yapıyor. Daha önceki bir teklifi “önemsiz” olarak nitelendirerek reddetmişti.

Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Otoritesi yerel bulut pazarının durumunu inceliyor ve CMA’ya sunduğu sunumda AWS, Microsoft’u seçenekleri kısıtlamakla ve müşterilerin Microsoft dışında herhangi birini seçmesini “mali açıdan yaşanmaz” hale getirmekle suçladı. Amazon’un gelir tabanının genişleyen boyutu göz önüne alındığında bu belki biraz zengin.

CMA, çıkış ücretleri, indirimli fiyatlandırma, uyumluluk ve yazılım lisanslaması gibi konuları değerlendiriyor.

ABD’de Federal Ticaret Komisyonu da işlemleri izliyor ve Microsoft, Google tarafından Google’ın diğer iş alanlarının çok iyi bildiği bir şey olan bulut tekelini yönetmekle suçlanıyor.