Elektrikli uçaklara bir adım daha yaklaştık!

0

Rolls-Royce tarafından geliştirilen motor, ultra düşük emisyonlar üreten yeni yanma teknolojisi kullanılarak tasarlandı. Elde edilen bu önemli başarı, hafif bir turbojeneratör sistemine entegre edilecek olan kompakt, yoğun güç türbinin etkinliğini hayata geçiriyor.

Yeni Nesil Hava Ulaşımı (Advanced Air Mobility – AAM) pazarına entegre bir turbojeneratör sistemi geliştiriliyor. Söz konusu pazarda, Kentsel Hava Hareketliliği (Urban Air Mobility – UAM) için elektrikli dikey kalkış ve iniş (eVTOL) veya elektrikli kısa kalkış ve iniş (eSTOL) uçakları ile 19 koltuğa kadar kısa mesafe uçakları yer alıyor. Test edilen gaz türbini ayrıca helikopter, yardımcı güç ünitesi (auxiliary power unit – APU) ve savunma sanayi pazarlarında da potansiyel uygulamalar sunabiliyor.

Turbojeneratör sistemi, Rolls-Royce‘un elektrikli tahrik portföyünün tamamlayıcısı niteliğinde olacak. Bu sistem ayrıca 500 kW ile 1.200 kW arasında ölçeklenebilir güç sunan yerleşik bir güç kaynağı sağlayarak sürdürülebilir havacılık yakıtlarıyla ve sonrasında da hidrojen yakma yoluyla daha uzun menzilli uçuşları mümkün kılacak. Bu sayede, elektrikli bataryaya sahip uçaklar daha uzun menzilli uçuşlar gerçekleştirebilecek ve yeni rotalara yolculuğun önü açılacak.

Rolls-Royce, turbojeneratör çalışmalarında, hafif ve kompakt yüksek hızlı dönen elektrikli makineler ve yüksek verimli gaz türbinleri hakkındaki yeteneklerinden faydalanıyor. Rolls-Royce ayrıca bu çalışmaları sistem ve platform düzeyinde entegre etme alanındaki uzmanlığını da gözler önüne seriyor.

Dünya standartlarında performansa sahip sertifikalı bir motor ortaya çıkacak

Rolls-Royce

Toplam 14 alt birimden oluşan test sistem ve ekipmanları, küresel bir ekip tarafından bir yıldan daha kısa, rekor denebilecek bir sürede tasarlanarak temin edildi ve kurulumları tamamlandı. Test düzeneği; valf ve hortumlar gibi bileşenlerin yanı sıra yakıt enjeksiyon sistemleri, yağ ve havalandırma sistemleri, motor yatağı ve su freni gibi bu yeni teknolojiye özgü test gereksinimlerine göre uyarlanmış özel alt sistemlerden oluşuyor.

Yapılan ilk testler, ekibin konuyla ilgili önemli bilgiler edinmesine ve tasarımın temel teknik özelliklerini doğrulamak için gerçek veriler üretmesine yardımcı oldu. Elde edilen bu bilgi ve veriler, bir sonraki testler için tasarım uyarlamalarına olanak tanıyacak ve yeni pazar segmenti için dünya standartlarında performansa sahip sertifikalı bir motorun ortaya çıkmasını sağlayacak.

Turbojeneratör seri veya paralel hibrit uygulamalarda kullanılabiliyor. Bataryaları şarj etmenin yanı sıra elektrikli tahrik ünitelerine doğrudan enerji sağlamak için de oldukça uygun olan bu uygulamalar, uçakların uçuş sırasında güç kaynakları arasında geçiş yapabilmesine olanak sağlıyor. Bu teknolojinin araştırma ve geliştirme çalışmaları için gereken finansmanın bir kısmı Alman Ekonomi ve İklim Eylemi Bakanlığı tarafından karşılanıyor.

Starlink, cep telefonlarına doğrudan uydu haberleşmesi sağlayacak!

Starlink, önümüzdeki yıl başlayacak olan ve mevcut telefonlarla çalışacağını ve sonunda metin, ses ve verilere erişim sağlayacağını iddia ettiği Direct to Cell‘in uydu telefonu hizmetinin reklamını yapmaya başladı.

Starlink web sitesindeki özel bir sayfa, Direct to Cell‘in 2024’ten itibaren bir kısa mesaj hizmeti sunacağını, ses ve veri özelliklerinin ise 2025’te ekleneceğini iddia ediyor.

Bu, Starlink‘e göre “karada, göllerde veya kıyı sularında nerede olursanız olun mesajlaşmaya, aramaya ve göz atmaya her yerde erişim” sağlamanın yanı sıra IoT cihazları için bağlantıyı de bağlantıyı destekleyecek.

SpaceX‘in uydu bağlantısı bölümü, T-Mobile US ortaklığıyla ilk olarak geçen yıl uydu aracılığıyla telefon hizmeti sağlama niyetini açıklamıştı. O zamanki plan, “ABD kıtasının neredeyse her yerinde”, ayrıca Hawaii’yi, Alaska’nın bazı kısımlarını, Porto Riko’yu ve ABD karasularını ilk kapsama alanı sağlamak ve gelecekte diğer küresel taşıyıcıları ekleyerek genişletmekti.

Starlink, T-Mobile US’e ek olarak artık Kanada’da Rogers’ı, Avustralya’da Optus’u, Yeni Zelanda’da One NZ’yi, İsviçre’de Salt’ı ve Japonya’da KDDI’yi “tüm ortak ülkelerde karşılıklı küresel erişime” sahip olanlar olarak listeliyor.

Starlink, Direct to Cell hizmetinin “mevcut LTE telefonlarla” çalıştığını ve metin, ses ve verilere erişim sağlamak için telefon donanımında, cihaz yazılımında veya özel uygulamalarda herhangi bir değişikliğe gerek olmadığını söylüyor. 

Hizmetin, standart dolaşım ortağına benzer ağ entegrasyonuyla “uzaydaki bir cep telefonu kulesi gibi” çalıştığı belirtiliyor. Bu, küresel ortak ağların müşterilerinin, sağlayıcılarının baz istasyonu kapsama alanı dışında olduklarında Direct to Cell hizmetine geçebilecekleri anlamına geliyor.

Henüz hiçbir fiyatlandırma bilgisi açıklanmadı.

Apple‘ın geçen yıl iPhone 14‘te uydu desteği sunmasının ardından telefonların uydulara bağlanması konusunda bir hareketlilik yaşandı. Bu, hücresel servis mevcut olmadığında uydu bağlantısını kullanabilen bir Acil SOS özelliğini içerir.

Qualcomm bu yılın başlarında Snapdragon 8 Gen 2 platformunu temel alan akıllı telefonların Iridium uydu takımyıldızı aracılığıyla iki yönlü mesajlaşma yeteneğine sahip olacağını duyurmuştu. İngiltere merkezli akıllı telefon şirketi Bullitt Group, belirli telefonların ABD’deki aboneler için uydu mesajlaşma servislerine erişebileceğini duyurdu.

Derin teknoloji fonu 212 NexT kuruldu!

0

Derin teknoloji fonu 212 NexT, Türkiye ve dünya genelinde büyüyen derin teknoloji pazarında yenilikçi girişimlere yatırım yapacak. Hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak teknoloji çözümlerine yapılacak yatırımlar, kimyadan tekstile, ambalajdan enerjiye, otomotivden elektroniğe sektörleri dönüştürecek.

Sürdürülebilirlik, sadece ülkelerin değil şirketlerin de gündeminde ilk sırada yer almaya devam ediyor. Şirketler sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda, enerji, su başta olmak üzere verimliliği artırıcı, atık azaltıcı, geri kazanım sağlayıcı teknolojilere sahip olmak için büyük çaba gösteriyorlar. Bu konulardaki girişimler yoğun ilgi görürken, özellikle ileri malzemelere odaklanan girişimlere yapılan yatırımlar hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliği destekleyerek iki yönlü fayda sağlıyor.

Türkiye’nin öncü ve köklü sanayi gruplarından Akkök Holding’in girişim sermayesi şirketi Akkök Next de Türkiye’nin ilk dikey derin teknoloji fonu 212 NexT’i kurdu. Kimya, enerji ve kompozit başta olmak üzere farklı sektörlerde 23 şirketi bünyesinde bulunduran Akkök Holding, girişim sermayesi şirketi Akkök Next ile 212 NexT’in öncü yatırımcısı oldu.

Yatırımcılar için önemli bir alternatif

212 NexT, global değer zincirlerinde dönüşüme öncülük eden ileri malzemeler ve yenilikçi derin teknoloji girişimlerine odaklanacak. İleri malzemeler, enerjiden otomotive, biyomedikalden inşaata kadar çeşitli sektörlerde devrim yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda atık ve enerji tüketimini en aza indiren daha temiz, daha verimli çözümler de sunuyor.

2022 yılında küresel çapta 275 yeni derin teknoloji girişim şirketi kurulurken, bu alandaki girişimler Avrupa’da 19,7 milyar $, ABD’de ise 51 milyar $ yatırım aldı. Dünyada derin teknolojilerle dönüşüm ve buradan hareketle derin teknoloji yatırımlarına olan ilgi artmaya devam ederken, 212 NexT Fonu bu değişimin bir parçası olmak için hayata geçiyor. 212 NexT Fonu, bu alandaki büyüme potansiyelinden faydalanmak, yatırım yapmak isteyen yatırımcılar için önemli bir alternatif olacak.

Çevresel ve ekonomik teknoloji girişimlerine yatırım yapacak

Kurulduğu günden bu yana benimsediği sürdürülebilirlik yaklaşımını, attıkları her adımda pusula olarak belirleyen Akkök Holding de, Akkök Next’in  öncü yatırımcısı olduğu 212 NexT fonu ile hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak yatırımlarda öncü rolü üstlenecek.

 Akkök Holding CEO’su Gökşin Durusoy
Akkök Holding CEO’su Gökşin Durusoy

Derin teknolojilere yönelik ilginin küresel olarak giderek arttığına ve malzeme teknolojilerinin itici güç olarak konumlandığına dikkat çeken Akkök Holding CEO’su Gökşin Durusoy, Akkök Next ile hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak 212 NexT’in öncü yatırımcısı olmaktan ve Türkiye’nin malzeme teknolojileri sektöründe inovasyonun ön saflarında yer almaktan gurur duyduklarını belirtti.

Derin teknoloji girişimlerinin, başta imalat olmak üzere ana sanayiye getirdikleri çözümlerle ilgili sektörlerin önemli oyuncuları olduğunun altını çizen Durusoy, “212 NexT’in de geleceği biçimlendiren girişimleri büyüterek geleceği şekillendirmede katkısı olacağına inanıyoruz. Günümüzde sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm küresel gündemin ve ekonomik büyümenin ana meselelerinden biri haline geldiğine biliyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sanayi 5.0 çerçevesi bu değişimi somutlaştırdı. Malzeme teknolojilerine olan ilgi, bu değişimin yarattığı ihtiyaçlarla birlikte artmaya devam ediyor. Yeni teknolojilerle geleneksel sektörlerin dönüşümü hem karbon emisyonu, atık, su gibi sürdürülebilirlik sorunlarına çözüm olabiliyor, hem de verimlilik artışlarını sağlayarak ekonomik büyümeyi ve rekabet gücünü beraberinde getiriyor. 212 NexT ile dünyanın her yerinden, bu teknolojileri geliştiren girişimlere yatırım yapmayı amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin ilk dikey derin teknoloji fonu

Yenilikçi teknolojilere yatırım yapmak AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasından (CBAM) doğan yüklerin azaltılmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Aciliyeti kritikleşen iklim krizi karşısında, karbon salımına dair uluslararası düzenlemeler sıkılaştıkça, sürdürülebilir malzemelere öncelik veren şirketler, CBAM gibi düzenlemelere uyum konusunda daha iyi bir pozisyon elde ederek rekabet avantajlarını artırabiliyorlar.

Malzeme teknolojilerinde geleceği şekillendiren fırsatları gözlemlediklerini söyleyen 212 NexT’in Yönetici Ortağı Selin Arslanhan, “Türkiye’nin ilk dikey derin teknoloji fonunu hayata geçirdiğimiz için çok heyecanlıyız. 212 NexT, global girişimlere odaklanmasının yanı sıra, Türkiye ekosisteminde de önemli bir boşluğu kapatacak ve geleneksel sektörlerin ihtiyaçlarına cevap olabilecek teknolojilere erişim olanağı sağlayacak. Hem yatırımcılar hem de sanayi için derin teknolojilere erişimi demokratikleştiren bir değer yaratmayı amaçlıyoruz” dedi.

Geleceğin şirketlerinin büyümesine katkı

212 NexT, Akkök Holding’in desteğiyle hem ekonomiye hem de çevreye hizmet eden sürdürülebilir, gelişmiş malzemeler alanında yapacağı yatırımlarla sektörlerin rekabet edebilirliğine de katkı sağlamış olacak.

“212 NexT kuruluş aşamasındaki gücünü, 10 yılı aşkın süredir girişimcilik ekosistemine öncülük eden 212’nin tecrübesi ve geniş ağı ile, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden Akkök Holding’in birlikteliğinden alıyor” diyen 212’nin Kurucu Ortağı Numan Numan şunları söyledi: “212 olarak, teknoloji yatırımları konusundaki on yılı aşan deneyimimizi, Akkök Holding öncülüğündeki deneyimli ve etkili yatırımcılarımızın sektör bilgisiyle birleştirerek 212 NexT fonunu oluşturduk. Bu fon aracılığıyla malzeme teknolojilerinde geleceğin şirketlerine sermaye sağlayarak, büyüme süreçlerine eşlik edeceğiz.”

ABD’de veri silme yasası imzalandı!

Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri’nde tüketici gizliliği konusunda önemli bir adım atarak Kişisel Veri Silme Yasası’nı kabul etti. Bu yeni yasa, Kaliforniya sakinlerinin kişisel bilgilerini veri simsarlarından kaldırmalarını kolaylaştırarak, mahremiyet haklarını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom tarafından imzalanan Silme Yasası, tüketicilere kişisel bilgilerinin güvence altına alınmasını ve veri simsarlarının denetim altına alınmasını sağlamayı hedefliyor. Bu yasa, Kaliforniyalılara veri simsarlarına karşı daha fazla kontrol ve şeffaflık sağlayarak, kişisel mahremiyet haklarını güçlendiriyor.

  • Veri simsarlarının kaydolması: Silme Yasası, tüm veri simsarlarının Kaliforniya gizlilik koruma ajansına (CPPA) kaydolmalarını şart koşuyor. Bu sayede, veri simsarlarının faaliyetleri daha yakından izlenecek ve denetim altında tutulacak.
  • Kolay veri silme hakkı: yasa, Kaliforniya sakinlerine kişisel bilgilerinin veri simsarlarından silinmesini talep etme hakkı tanıyor. Bu talepler, veri simsarlarının bilgilere nasıl eriştiğine bakılmaksızın, tek bir çevrimiçi platform aracılığıyla kolayca yapılabilir.
  • Para cezaları: Silme Yasası, veri simsarlarının bu yeni kurallara uymamaları halinde para cezaları veya diğer yaptırımlar öngörüyor. Bu, veri simsarlarının daha fazla hesap verebilirlik taşımasını amaçlıyor.

Silme Yasası, gizlilik savunucuları ve mahremiyet haklarına duyarlı gruplar tarafından büyük bir destekle karşılandı. Ancak, reklam şirketleri ve veri simsarları, bu yasanın sektörlerine zarar verebileceğini ve tüketicilere daha az özelleştirilmiş reklam sunma yeteneklerini kısıtlayabileceğini iddia ediyorlar. Yine de, tüketici gizliliği savunucuları, bu yasanın kişisel verilerin nasıl toplandığı ve kullanıldığı konusunda daha fazla şeffaflık sağladığını vurguluyorlar.

Silme Yasası, Kaliforniya’yı tüketici gizliliği konusunda lider bir konuma taşıyor ve mahremiyet haklarını güçlendiriyor. Bu adım, diğer eyaletlere ve ülkelerin de benzer düzenlemeleri düşünmeleri için ilham kaynağı olabilir. Tüketicilerin kişisel verileri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını ve mahremiyet haklarını güçlendirmeyi amaçlayan bu tür gizlilik önlemleri, dijital dünyada daha fazla güvence sağlama yönünde atılmış önemli bir adımdır.

Bitcoin’de yeni bir devrim: BitVM ile akıllı sözleşmeler artık mümkün!

Bitcoin, geleneksel olarak sadece temel işlemler için kullanılan bir dijital varlık olarak bilinirken, BitVM adlı yeni bir teknoloji, bu kripto para birimine Ethereum benzeri akıllı sözleşmeleri getirebilir. BitVM, Bitcoin ağının ana zincirinin temel konsensüs kurallarını değiştirmeden, zincir dışında akıllı sözleşmelerin yürütülmesini mümkün kılacak bir çözüm sunuyor.

BitVM’in öne çıkan özellikleri:

  1. Mantık Zincir Dışında Yürütülür: BitVM, Bitcoin’in ana zincirinden bağımsız bir şekilde çalışan akıllı sözleşmeleri destekler. Bu, Bitcoin ağının ana zincirinin gereksiz yüklenmeden korunmasına yardımcı olur.
  2. Fraud Proof: BitVM, akıllı sözleşmelerin doğruluğunu kontrol etmek için kullanılan fraud proof adlı bir mekanizma içerir. Bu, sözleşmelerin güvenilirliğini sağlar.

BitVM, bir Bitcoin geliştiricisi ve ZeroSync proje lideri olan Robin Linus tarafından 9 Ekim tarihinde yayımlanan teknik inceleme belgesi ile duyuruldu. Linus, BitVM’nin Bitcoin’in işlem kapasitesini genişletebileceğini ve özellikle oyunlar, tahmin pazarları ve yeni işlem kodlarının taklit edilmesi gibi bir dizi potansiyel uygulamanın mümkün olabileceğini belirtti.

Bitcoin topluluğundan gelen tepkiler:

Bu önemli gelişme, Bitcoin topluluğu içinde karışık tepkilere neden oldu. Ünlü Bitcoin uzmanı Eric Wall, BitVM’nin temel kavramlarının “teyit edildiğini” ve bu teknolojinin gerçek dünyada kullanımının heyecan verici olduğunu söyledi. Ancak diğer uzmanlar, hala çok fazla heyecanlanmanın erken olduğunu ve BitVM’nin daha fazla geliştirme ve test sürecine ihtiyaç duyduğunu vurguladılar.

BitVM, Kasım 2021’de gerçekleşen Taproot soft fork’u ile aktifleştirildi. Bitcoin topluluğu, bu yeni teknolojinin Bitcoin’in potansiyelini daha da genişletebileceğini merakla bekliyor. BitVM’nin bu alandaki gelişmeleri ve etkileri, kripto para dünyasında büyük bir heyecan uyandırdı ve gelecekte neler getireceğini görmek için büyük bir beklenti yaratıyor.

Disney, Wall-E’den esinlenen yeni bir robot tanıttı!

Doğrudan Disney tarafından geliştirilen robot, bu ayın başlarında Detroit’te düzenlenen IEEE/RSJ Uluslararası Akıllı Robotlar ve Sistemler Konferansı‘nda ilk kez sahneye çıktı. 

Robotun çoğunlukla modüler donanım ve aktüatörlere sahip 3D baskılı parçalardan oluşması, gelecekte kolayca kopyalanmasını ve büyütülmesini sağlıyor.

Walt Disney Imagineering‘den yapılan açıklamada, yeni karakterin prosedürel animasyon, modüler donanım ve pekiştirmeli öğrenimi birleştirerek benzersiz “yürüyüş ve özellikler” yeteneğine sahip yürüyen bir karakter tasarlayıp programladığı belirtildi. 

Tasarım, animasyonların etkileyici, kişilik dolu hareketlerini robotik forma dönüştüren animatörler ve mühendisler arasındaki işbirliğinin bir sonucu.

Ekip ayrıca tasarımın geliştirme sürecinde hızla ilerlediğini ve önümüzdeki aylarda daha fazla sürümün duyurulacağına dair işaretlerin bulunduğunu söyledi. 

“Yeni bir robotik tasarımın, inşa edilmeden önce bir simülasyon ortamında sanatsal hareketi taklit etmeyi öğrenmesi yeteneği, Imagineering’in inovasyon hattını ilerletiyor ve bu keşifle daha neler yapılabileceğini görmek için sabırsızlanıyoruz!”

Bu Disney’in ilk karakter robotu değil; şirket, animasyonlu tavşan karakteri Judy Hopps’u temel alan bir robotu Mart ayında SXSW’de tanıtacak. 

Robot, bir kutudan çıkıp sahnede patenle kayarak ve takla atarak ortaya çıktı.

Disney’in bu alana yönelik çalışmaları artarak devam edecek gibi duruyor. fakat kendilerini sektörde hangi konumda görmek istedikleri henüz öngörülemiyor.

Gelişen yapay zeka teknolojileri ile düşünebilen, kendi kararlarını alıp hayata geçirebilen bir trend geliyorken Disney’in işi sadece sahne boyutunda tutması geleceğe yönelik büyük hedefleri olmadığı yönünde yorumlanabilir.

Microsoft’a vergi borcu şoku!

ABD’de gerek bireylerin gerekse de kurumların korkulu rüyası Gelir İdaresi Kurumu (IRS), teknoloji devi Microsoft’a geçmişe yönelik kümülatif bir vergi borcu çıkardı. 2004 – 2013 arasındaki dönemi kapsayan borç 28,9 milyar dolar düzeyinde ve temelde şirketler arası mal ve hizmet transferindeki tutarsızlıklara dayanıyor.  Microsoft ise, taraflarına iletilen vergi borcunun hatalı olduğunu ve pek çok unsur dikkate alınmadan raporlandığını bildirerek itiraz edeceklerini duyurdu.

IRS tarafından Microsoft’a iletilen borç tutanağı aslında bir cezai işlemden ziyade, Önerilen Düzenleme Bildirimleri (NOPA) adlı bir forma dayanıyor. NOPA bildirimi, vergi denetlemesinde ortaya çıkan bir tutarsızlık durumunda cezai işlem uygulamak yerine ilgili firmaya düzeltme yapması için tanınan bir fırsat. IRS, Microsoft’a gönderilen bildiride “şirketler arası transfer fiyatlandırmasında usulsüzlük” tespit ettiklerini açıklıyor. Daha net ifade etmek gerekirse IRS transfer fiyatlandırmasını “malların, hizmetlerin veya maddi olmayan varlıkların transferini içeren şirketler arası bir işlemde, bir bağlı kuruluş tarafından diğerine uygulanan fiyatların, kontrolsüz vergi mükelleflerinin aynı koşullar altında aynı işlemi yapmaları halinde elde edilecek sonuçlarla tutarlı sonuçlar vermesi” olarak tanımlıyor.

Microsoft Activision oyunlarını İngiltere'den çekebilir

Transfer fiyatlandırması ABD vergi kanunlarında yasal, ancak gelirin düşük vergili yargı bölgelerine kaydırıldığı görüldüğünde kötüye kullanım olarak değerlendiriliyor. Benzer bir şekilde IRS Microsoft’un 39 milyar Dolar tutarındaki gelirlerini Puerto Rico’ya taşıyarak düşük vergi ödediğini iddia etmiş ve konu yargıya taşınmıştı. IRS mahkemede konuyu detaylandırmış ve Microsoft’un aynı zamanda Puerto Rico hükümetine de danışmanlık hizmetleri veren denetim firması KPMG ile birlikte çalışarak vergi kaçırmak için bir plan oluşturduklarını iddia etmişti.

Microsoft vergi borcu olmadığını savunuyor

IRS tarafından Microsoft’a iletilen 28,9 milyar dolarlık borç tutanağı hakkında bir açıklama yayınlayan Microsoft Dünya Geneli Vergi ve Gümrükten Sorumlu Başkan Yardımcısı Daniel Goff, tüm itiraz haklarını kullanacaklarını söylüyor. Goff açıklamada şu ifadelere yer veriyor:

“IRS, Microsoft’un 2004-2013 yılları için 28,9 milyar dolar ek vergi, ceza ve faiz borcu olduğunu söylüyor. IRS’nin önerdiği ayarlamalar nihai bir tespiti temsil etmemektedir. Önerilen düzeltmelerde Microsoft tarafından Vergi Kesintileri ve İş Yasası (TCJA) kapsamında ödenen vergiler yansıtılmamıştır ve bu da denetim kapsamında borçlu olunan nihai vergiyi 10 milyar dolara kadar azaltabilir.

Microsoft önerilen bu ayarlamalara katılmamaktadır ve birkaç yıl sürmesi beklenen bir süreç olan IRS nezdinde temyiz başvurusunda bulunacaktır. Her zaman IRS’nin kurallarına uyduğumuza ve ABD’de ve dünya genelinde borçlu olduğumuz vergileri ödediğimize inanıyoruz. Microsoft tarihsel olarak ABD’nin en iyi kurumlar vergisi mükelleflerinden biri olmuştur. 2004 yılından bu yana ABD’ye 67 milyar doların üzerinde vergi ödedik.”

Apple, Google, Microsoft, Intel, Amazon gibi ABD teknoloji devlerinin yüksek vergilerden kaçınmak için farklı ülkelerde ofis açmaları ve gelirlerini bu ülkelere kaydırmaları sık rastlanan bir durum. Bu konudaki en çarpıcı örnek İrlanda, ancak orada da AB bazı yasal düzenlemeler yapmıştı.

Google, şimdiye kadarki en büyük DDoS saldırısı ile karşılaştı!

Google tarafından hafifletilen söz konusu saldırı dizisi ağustos ayında gerçekleşti ve akış çoğullamasına dayalı yeni bir HPPT/2 “Hızlı Sıfırlama” yaklaşımı kullanıldı. Etkinlik yalnızca iki dakika sürdü ancak zirve noktasında saniyede 398 milyon istek (rps) oluşturuldu.

Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse, saldırı, Eylül ayının tamamı boyunca Wikipedia’da görüntülenen toplam makale sayısından daha fazla talep üretti.

Google, hizmetlerin ve müşterilerin büyük ölçüde etkilenmemesini sağlamak için ağının ucundaki saldırıyı azaltabildiğini söyledi. Saldırılar Ağustos ayından bu yana devam ediyor ve ekip, kullanılan metodoloji hakkında daha fazla ayrıntı anladıkça sistemlerini güncelleyebildi ve savunmalarını güçlendirebildi.

Arama devi, İnternet’e HTTP tabanlı iş yükü sunan herhangi bir kuruluş veya bireyin risk altında olabileceğini ve HTTP/2 protokolünü kullanarak iletişim kurabilen hizmetlerin, uygulamaların ve API’lerin savunmasız olabileceğini söyledi. CVE-2023-44487 olarak izlenen ve 10 üzerinden 7,5’lik yüksek şiddet puanına sahip saldırı için yamalar mevcut.

Google ayrıca daha fazla bilgi edinmek isteyenler için bulut blogunda Hızlı Sıfırlama tekniği hakkında daha derin bir inceleme yayınladı.

Bu yeni tür saldırıları başarıyla azaltan tek teknoloji devinin Google olmadığını da belirtmekte fayda var. Amazon ve Microsoft da son aylarda Hızlı Sıfırlama saldırılarına karşı önlem aldı. 

DDoS saldırılarının çoğu, İnternet’e yönelik siteleri ve hizmetleri bozmak amacıyla gerçekleştiriliyor. 

Bir saldırgan, sunucuları trafikle doldurarak hedefi bunaltabiliyor ve her türlü soruna neden olabilir. Bir veya iki dakikalık kesinti çok fazla görünmese de kritik uygulamaları çalıştıran büyük şirketler için bu büyük bir baş ağrısı olabiliyor.

Adobe, yapay zeka içeriklerini tanıtan yeni bir sembol geliştirdi

Teknoloji devleri arasında bulunan Adobe, Microsoft, ve Intel gibi şirketler, sahte içeriklerin ve yanlış bilgilerin yayılmasını engellemeye yardımcı olacak yeni bir sembol geliştirdi. Bu sembol, yapay zeka tarafından oluşturulan içerikleri belirlemek ve kullanıcılara daha fazla şeffaflık sağlamak amacıyla kullanılacak.

“cr” olarak adlandırılan bu sembol, içeriklerin yapay zeka tarafından oluşturulup oluşturulmadığını göstermek için kullanılacak. Adobe, bu sembolü “şeffaflığın simgesi” olarak tanımlıyor. Sembol, Adobe’nin fotoğraf veya düzenleme uygulamaları ve Microsoft’un Bing Resim Oluşturucu gibi platformlarda görünecek. Kullanıcılar, bu sembolü tıklayarak içeriğin nasıl oluşturulduğu, kim tarafından yapıldığı, kullanılan uygulama ve kullanılan yapay zeka aracı gibi ayrıntılı bilgilere erişebilecekler.

Bu sembol, içeriklerin orijinalliğini ve kaynağını belirlemek için kurulan C2PA (Content Authenticity Initiative) koalisyonuna ait. C2PA koalisyonu, Adobe, Microsoft, Intel, Arm ve Truepic gibi teknoloji devlerini bir araya getiriyor. Aynı zamanda, bu sembol sanatçıların ve içerik oluşturucularının bilinirliğini artırarak içeriklerin doğruluğunu korumaya yardımcı olacak.ve içerik ayrımı daha anlaşılır hale gelecek

Adobe, C2PA üyelerinin önümüzdeki aylarda bu sembolü kendi hizmetlerine entegre etmeye başlayacaklarını açıkladı. Microsoft ise zaten Bing ile oluşturulan görsellerde filigran kullanıyordu ve bu sembolü kullanmaya başlayacak. Ancak sembolün kullanılması zorunlu olmayacak; kullanıcılar içeriklerin doğruluğunu daha iyi anlamak için bu sembolü kullanabilirler. Söz konusu sembol, yapay zeka destekli içeriklerin yayılmasını sınırlamak ve yanıltıcı bilgilere karşı bir önlem olarak tasarlanmış.

Huawei, Baidu ve Alibaba otonom sürüşün standartlarını belirliyor!

Huawei,  Baidu’nun otonom sürüş birimi ve Alibaba‘nın haritalama hizmeti, Çin otoyollarında otonom sürüşe yönelik teknoloji standartlarını oluşturmak için işbirliği yapıyor. 

Bu girişim, ülkenin yeni teknolojiyi entegre etme ve karayolu ağını gelişmekte olan otonom sürüş endüstrisine uyum sağlayacak şekilde geliştirme planının bir parçası.

SCMP’nin raporlarına göre şirketler, Ulaştırma Bakanlığı’nın yol bilimi akademisi ve uzay-zamansal akıllı altyapı şirketi Qianxun SI da dahil olmak üzere bağlı şirketlerle birlikte çalışıyor. 

Güncelleme, Çin’in ekonominin büyüme hedefine ulaşmasına yardımcı olmak için 2023 bütçe açığı planlarına ilişkin raporların ardından geldi.

Çin, otoyol sistemini otonom sürüşle uyumlu hale getirmek için iyileştirmeye büyük yatırım yapıyor. 2022 yılında ülke, otoyol iyileştirmelerine 219 milyar dolar ayırdı; bu, bir önceki yıla göre %7,3 artış anlamına geliyor. 

Otonom araç eğitimi

Otonom sürüş altyapısı, merkezi bulut kontrol platformlarını, trafik sensörlerini, iletişim ve konumlandırma ekipmanlarını, yol kenarı bilişimini, güç kaynaklarını ve ağ güvenlik tesislerini kapsıyor.

1 Aralık’tan itibaren geçerli olacak yeni yönergeler, trafik bilgilerinin saklanması, işlenmesi ve otomatikleştirilmiş araçlarla paylaşılması için bulut platformlarının entegrasyonunu özetliyor. 

Trafik sensörleri trafiği, olayları ve hava koşullarını izleyecek, yol kenarındaki bilgi işlem tesisleri ise bu bilgileri toplayacak ve yayınlayacak. SCMP, ağ güvenlik tesislerinin yazılım ve verilerin bütünlüğünü ve gizliliğini sağlayacağını belirtiyor.

Ülke, Baidu‘nun Pekin, Wuhan ve Chongqing gibi şehirlerdeki belirlenmiş alanlardaki robotaksi filoları da dahil olmak üzere yerel teknoloji firmaları tarafından yapılan çok sayıda otonom sürüş deneyini zaten onayladı. 

Geçtiğimiz yıl belli bir düzeyde otonom sürüş kabiliyetine sahip araç satışları %45,6 artışla 7 milyon adede ulaştı.

Kumarhane devi Caesars da fidye yazılım kurbanı!

0

Eylül ayında Las Vegas kumarhane ve otellerine yapılan siber saldırılarla ilgili daha fazla ayrıntı ortaya çıkmaya devam ediyor. Saldırganların hedefinde yer alan firmalardan ABD’li otel ve kumarhane devi Caesars Entertainment, 41.000’den fazla ABD vatandaşına ait kişisel bilgilerinin bir fidye yazılım çetesi tarafından çalındığını doğruladı.

Rain Man, Ocean’s Eleven ve The Hangover gibi pek çok Hollywood filminin çekim mekanları arasında yer alan Caesars otel ve kumarhaneleri, geçtiğimiz hafta ABD eyaleti Başsavcılığı’na yaptığı başvuruda, sadakat programlarında yer alan yalnızca ABD’nin Maine eyaletinden 41.397 kişiye ait verileri çaldırdığını açıkladı. Toplam kurban sayısı ise henüz bilinmiyor. Yapılan açıklamaya göre otel ve kumarhane zincirinin sadakat programı fidye yazılım çetesi tarafından yağmalanmış ve Caesars müşterilerine ait kimlik ve ehliyet bilgileri çalınmış. Şirket, müşterilerine ait finansal bilgiler ve ödeme ayrıntılarının ise korunduğunu ve herhangi bir sızma tespit etmediklerini söylüyor. Otel, restoran ve kumarhane zinciri yaşanan veri hırsızlığını şu şekilde tanımlıyor:

“Caesars, dış kaynaklı bir BT destek sağlayıcısına yapılan ve 18 Ağustos 2023’te Caesars’ın ağına yetkisiz erişimle gerçekleşen, akabinde yaklaşık olarak 23 Ağustos 2023’te başlayan ve eyalet sakinlerinin kişisel bilgilerinin sızmasıyla sonuçlanan bir sosyal mühendislik saldırısının kurbanı oldu. Şüpheli faaliyeti tespit ettikten sonra, olay müdahale protokollerimizi hızla etkinleştirdik ve bir dizi kontrol altına alma işlemi uyguladık. Şirket ayrıca devam eden bir soruşturma başlatmış, önde gelen siber güvenlik firmalarıyla işbirliği yaparak kolluk kuvvetlerini ve yasal düzenleyicileri bilgilendirmiştir. Olay kontrol altına alındıktan sonra yetkisiz kişiler tarafından elde edilen verilerde bulunan hassas kişisel bilgileri tespit etmek için ayrıntılı inceleme yapılmıştır.”

15 milyon dolarlık fidye pazarlığı

Firma yaptığı açıklamalarda saldırganların fidye yazılım (ransomware) kullandığını net bir biçimde doğrulamıyor. Ancak saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia eden ALPHV (ya da diğer adıyla BlackCat) firmadan 30 milyon dolarlık ilk talebin ardından 15 milyon dolar fidye için müzakere yapıldığını iddia ediyor.

Caesars’tan müşterilerine iletilen mektupta  “Endişelerinizi hafifletmek için, veri ihlali ve kurtarma hizmetleri uzmanı IDX aracılığıyla size iki yıl boyunca ücretsiz kimlik hırsızlığı koruma hizmetleri sunuyoruz,” deniliyor ve ekleniyor: “Bu kimlik koruma hizmeti, bilgilerinizin kötüye kullanımını tespit etmeye yardımcı olmak için iki yıllık kredi ve dark web izlemenin yanı sıra, kimlik hırsızlığına kurban gitmeniz durumunda 1.000.000 dolara varan sigorta geri ödeme poliçesi ve tam olarak yönetilen kimlik restorasyonunu içerir.”

Bu fidye yazılımı enfeksiyonu aslında bir başka büyük kumarhane ve otel zinciri olan MGM Resorts’un, Scattered Spider olarak bilinen aynı siber suç ekibinin ağına girip müşterilerin verilerini çalmasının ardından BT sistemlerini ve slot makinelerini kapatmak zorunda kalmasıyla ortaya çıkmıştı. MGM, geçen hafta ABD Menkul Kıymetler Borsası’na yaptığı 8-K SEC bildiriminde güvenlik ihlalinin şirkete en az 100 milyon dolara mal olmasını beklediğini açıklamıştı.

Google, Microsoft Edge’de YouTube videolarını engelliyor!

Google’ın, YouTube’da reklam engelleyicilere karşı yürüttüğü mücadele, Microsoft Edge tarayıcı kullanıcıları için yeni bir soruna yol açtı. Kullanıcılar, YouTube video izleyemiyorlar ve bu sorun, Edge’in izleme engelleme ayarlarına bağlı görünüyor.

Microsoft Edge tarayıcısı, izleme engelleme seçeneklerini Temel, Dengeli ve Katı olmak üzere üç farklı seviyede sunuyor. Katı mod seçildiğinde, tarayıcı son derece sıkı önlemler uygulayarak, YouTube dahil tüm web sitelerinde izlemeyi engelliyor. Sonuç olarak, Edge kullanıcıları, bu modu tercih etmeleri halinde YouTube videolarını izleyemiyorlar.

Ancak bu sorun sadece video izlemeyi etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda Google’ın kullanıcı verilerini toplama ve kişiselleştirilmiş reklamlar sunma yeteneğini de kısıtlıyor. Google, Edge kullanıcılarının Katı modu kullanmalarını reklam engelleyici olarak kabul ediyor gibi görünüyor ve bu nedenle aynı yaptırımları uyguluyor.

Şu ana kadar, ne Google ne de Microsoft temsilcileri bu konu hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Bu nedenle, bu değişikliğin bilinçli bir hareket mi yoksa bir hata mı olduğu konusunda net bir bilgi bulunmuyor.

Kullanıcılar, bu sorunu çözmek veya YouTube videolarını izlemek için alternatif seçenekleri göz önünde bulundurabilirler. Ancak bu tür değişiklikler teknoloji dünyasında sık sık yaşandığından, kullanıcıların tarayıcı ayarlarını düzenlemeleri ve değişiklikleri takip etmeleri önemlidir. Her iki şirketin de gelecekte bu konuda daha fazla açıklama yapması beklenmiyor.

Küçük dronlar da radarla tespit edilebilecek

ABD merkezli General Atomics şirketi, “Eagle Eye” adını verdiği yeni radar sistemi ile küçük insansız hava araçlarını tespit edebilme ve takip edebilme yeteneği sunan bir teknoloji geliştirdi. Bu radar sistemi, özellikle ABD ordusunun yüksek kabiliyetli “Gray Eagle” insansız hava araçlarına takılacak. “Eagle Eye” radar sistemi sentetik açıklıklı radar teknolojisi kullanarak, hava hedeflerini 80 km uzaklığa kadar yüksek çözünürlükle tespit edebilirken, denizde bu menzil 201 km’ye kadar çıkabiliyor.

Bu teknoloji, özellikle küçük insansız hava araçlarının giderek yaygınlaştığı günümüzde dünya çapındaki orduların ilgisini çekmektedir. Dronlar, farklı savaş bölgelerinde tanklara, yerleşik personele ve sabit silah platformlarına karşı etkili araçlar olarak kullanılmış ve tehdit oluşturuyor.

General Atomics, “Eagle Eye” radarıyla donatılmış “Gray Eagle” insansız hava araçlarıyla tespit edilen küçük dronları vurmayı amaçlamıyor. Bu nedenle bu insansız sistemlerin pahalı silahlarını kullanmak yerine, tespit edilen dronları karadaki birliklere bildirmeyi hedefliyorlar.

General Atomics, “Eagle Eye” radarı ile donatılmış ilk on iki “Gray Eagle” 25M insansız hava aracını 2026’nın ikinci yarısında ABD ordusuna teslim etmeyi planlamaktadır. Şirket ayrıca, ABD’nin isteğine göre bu radarı diğer insansız hava araçları için de üretebileceklerini belirtiliyorlar.

“Gray Eagle” 25M varyantı, açık mimarili uçak ve yer sistemleri, daha güçlü motorlar, gelişmiş veri bağlantıları ve artırılmış menzil gibi yükseltilmiş sistemlere sahiptir. General Atomics, bu tür araçları 2000’lerden beri üretiyor ve son beş yılda program üzerindeki çalışmaları hızlandırmıştır. Şirket, yeni radar sistemine diğer ülkelerden de ilgi olduğunu belirtmiş, ancak isim vermekten kaçınmıştır. Ayrıca, bu radarın “Gray Eagle” insansız hava aracının ötesinde başka platformlara da uyarlanabileceği ifade ediliyor.

Microsoft WordPad’deki açığı nihayet kapadı!

Microsoft Salı günü bir güvenlik güncellemesi yayınlayarak 100’den fazla sistem hatasını ve açığı adresledi. Güncellemeye konu açıklar arasında halihazırda aktif saldırı altında olan iki hatanın yanı sıra ağustos ayından bu yana sıfırıncı gün olarak aktif bir şekilde kullanılan bir HTTP/2 zafiyeti de yer alıyor. Güvenlik güncellemesi yapılan açıklardan birisinin Microsoft’un destek vermeyi keseceğini duyurduğu WordPad üzerinde yer alması ise dikkat çekici.

Microsoft’tan yayınlanan açıklamaya göre CVE-2023-36563 adlı açık, Microsoft WordPad’de NTLM karmalarını çalmak için kullanılabilen bir bilgi ifşa hatası. Microsoft’a göre bu açıktan faydalanmanın iki yolu var. Yollardan biri, sahte veya güvenliği ihlal edilmiş bir kullanıcı olarak oturum açmak ve “daha sonra güvenlik açığından yararlanabilecek ve etkilenen bir sistemin kontrolünü ele geçirebilecek özel olarak hazırlanmış bir uygulama çalıştırmak.” Diğer yol ise kurbanı kandırarak kötü niyetli bir dosyayı açmasını sağlamak. Microsoft “Saldırganın kullanıcıyı, genellikle bir e-posta ya da anlık mesajda yer alan bir bağlantıya tıklamaya ikna etmesi ve ardından özel olarak hazırlanmış dosyayı açmaya ikna etmesi gerekir,” diyor. Yani güvenilir bir kullanıcıdan gelmeyen WordPad dosyası açtıysanız dikkatli olmanızda yarar var.

Zero Day Initiative’den Dustin Childs, yayınlanan güvenlik güncellemelerini kurmanın yanı sıra, kullanıcıların Windows 11’de giden NTLM-over-SMB’yi engellemelerini de öneriyor. Childs, “Bu yeni özellik çok fazla dikkat çekmedi, ancak NTLM-relay istismarlarını önemli ölçüde engelleyebilir,” diyor.

Microsoft tarafından yayınlanan güvenlik güncellemelerinden CVE-2023-41763 yaması ise, Skype Kurumsal’da bazı bilgilerin ifşa edilmesine izin verebilecek bir ayrıcalık yükseltme güvenlik açığını adresliyor. Microsoft, “Bir saldırgan, hedef Skype Kurumsal sunucusuna özel olarak hazırlanmış bir ağ çağrısı yapabilir ve bu da rastgele bir adrese yapılan bir HTTP isteğinin ayrıştırılmasına neden olabilir” diyor. Bu durum saldırganın IP adresleri ya da port numaraları gibi bazı hassas bilgileri görüntülemesine olanak sağlıyor ancak ifşa edilen bilgilerde herhangi bir değişiklik yapılması mümkün olmuyor.

Yeni yayınlana ekim ayı yamalarının 13’ü kritik dereceli hataları ele alıyor. Bunların 12’si uzaktan kod çalıştırma (RCE) ve Hızlı Sıfırlama DDoS saldırılarına yol açıyor. Geri kalanlar ise “önemli” güvenlik açıkları olarak kabul ediliyor. Güncellemede 20 Message Queuing yaması var. CVE-2023-44487 ya da diğer adıyla Rapid Reset olarak bilinen ve HTTP/2 protokolündeki bir zayıflığı kullanan sıfırıncı gün güvenlik açığı da yayınlanan son güncelleme ile gideriliyor.

Apple Vision Pro 100Hz’e kadar ekran yenileme hızını destekleyebilir!

Apple’ın karma gerçeklik alanındaki yeni girişimi olan Vision Pro başlığı, teknoloji dünyasında büyük bir heyecan yaratmaya devam ediyor. Özellikle başlığın ekranıyla ilgili yeni ayrıntılar, meraklıları ve teknoloji tutkunlarını heyecanlandırmış durumda.

Apple, Vision Pro başlığının çoğu zaman 90Hz yenileme hızında çalıştığını açıklamıştı. Ancak, son beta sürümü ile birlikte bu bilgi daha da derinleşti. Başlık, kullanıcılarına çeşitli yenileme hızı modları sunuyor. Bunlar arasında 90Hz, 96Hz ve maksimum 100Hz bulunuyor. Bu, kullanıcıların farklı içerikler ve kullanım senaryoları için en iyi görüntü deneyimini elde etmelerine olanak tanıyor.

Özellikle 24fps hızında çekilen video içeriklerinde 96Hz yenileme hızı kullanılarak daha yüksek bir akıcılık sağlanabilir. Buna ek olarak, 100Hz yenileme hızının yalnızca yapay aydınlatma kaynaklı titreşimleri dengelemek amacıyla özel bir modda etkinleştirildiği bilgisi dikkat çekiyor. Bu, başlık kullanıcılarına daha istikrarlı bir görsel deneyim sunmayı amaçlıyor.

Vision Pro başlığının ekranları, 23 milyon piksele sahip özel mikro OLED ekranlarla donatılmıştır. Bu, daha yüksek çözünürlük, parlaklık ve renk doygunluğu sunarak kullanıcıların gerçeklikle daha etkileşimli bir deneyim yaşamalarına yardımcı olabilir.

Apple’ın bu yenilikçi VR başlığıyla ilgili daha fazla ayrıntı ve özelliklerin lansmanına yaklaştıkça teknoloji dünyası ve kullanıcılar, Vision Pro’nun ne gibi sürprizlerle geleceğini heyecanla bekliyor. Gözlük, 2024 yılında piyasaya sürülecek ve bu tarihi lansmanı sabırsızlıkla bekleyen birçok kişi bulunuyor.

Geri Sayım Başladı: Zirve 23 ile geleceğe adım at!

0

23 Yetenek Derneği’nin her sene düzenlediği Türkiye’nin en büyük gençlik zirvesi “Zirve 23”e son bir gün kaldı. Tüm Türkiye’den 5 bin genci 13 Ekim Cuma günü Ülker Sports Arena’da bir araya getirecek etkinlik; Alev Alatlı, Zeynep Bodur Okyay, Emrah Safa Gürkan, Jim Hagemann Snabe, Ebru Baybara Demir ve daha pek çok önemli ismi ağırlayacak. Zirve, Evrencan Gündüz konseriyle sona erecek.

‘’Türkiye’nin En İyi Zirvesi’’ Zirve 23, bu sene “Geleceğe Adım At” temasıyla Ülker Sports Arena’da kapılarını açıyor. 13 Ekim Cuma günü gerçekleşecek programda, farklı sektör ve uzmanlık alanlarından seçkin konuklar, Türkiye’nin 81 ilinden gelen 34 binden fazla başvuru içinden seçilen 5.000 üniversite öğrencisi ve çeşitli kuruluş ve organizasyonlardan 500 özel davetli buluşacak. 

Zirve, 23’ün etkili bir bireyin içselleştirmesi gereken yetkinlikler ve tutum geliştireceği duygusal beceri setleri olarak ortaya koyduğu 9 tema çerçevesinde şekilleniyor. Oturumlara da adını veren 9 temanın isimleri: Belirsizlik, Şüphe, Merak, Tutku, Cesaret, Denge, Huzur, Vicdan ve Devrim.

 “Geleceğe Adım At” olarak belirlenen Zirve’nin bu seneki temasına dair düşüncelerini 23 Yetenek Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çağrı Yıldız aktardı: 

“Yeni yüzyılımızı şekillendirecek gençlerle doğru adımları atmak üzerine konuşacağımız Zirve 23, katılımcılarına eşsiz bir gün yaşatacak”

Yıldız; Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına adım atarken Türkiye’nin geleceğine katkı sunacak, hayallerini eyleme dönüştürecek girişimcileri ve cesaretle harekete geçen gençleri desteklemek için çalıştıklarının altını çizdi.

Eşsiz Deneyimler ve Sürprizlerle Zirve 23 Sahnesi

İki senedir düzenlenen ve üst üste iki kez “Yılın En İyi Zirvesi” seçilen Zirve 23, gerçek tecrübeyi merkeze alan ve 2 yıllık eşsiz bir program sunan 23’ün serüveninin ilk adımı kabul ediliyor.

Eser Yenenler’in sunacağı, Mesut Süre’nin performansının yer alacağı ve Evrencan Gündüz konseriyle sona erecek Zirve 23’te girişimcilerin ve üst düzey yöneticilerin kendi hikâyelerini paylaşacakları oturumlar yer alacak. Şirketlerin deneyim alanları; gençlere dinamik bir zirve ortamını yaşatırken, farklı sektörleri keşfedebilmelerine de imkân sunacak. Etkinlikte sürpriz isimler bulunduğu gibi Türkiye ve uluslararası arenadan zirve için gelecek birçok konuşmacı da gençlere seslenecek.

Zirve 23’ün duyurulan konuşmacılarının listesi şu şekilde:

Yazar Alev Alatlı, Şef & Sosyal Girişimci Ebru Baybara Demir, Türkiye Tasarım Vakfı Kurucusu Mehmet Kalyoncu, Param Kurucusu ve CEO’su Emin Can Yılmaz, Kiralarsın Kurucu Ortak & CEO’su Başak Baykan, Next Academy Kurucusu Levent Erden, Siemens AG Uluslararası Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe, Tarihçi Akademisyen Emrah Safa Gürkan, Socar Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, KMPG Türkiye CEO’su Murat Alsan, Trendyol Grup CEO’su Erdem İnan, Teknoloji İletişimcisi Sertaç Doğanay, Kale Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, Shazam Kurucusu ve CEO’su Chris Barton, Psikoterapist Mehmet Dinç, Swipeline Kurucusu Umut Yaka, Avane Cloud Kitchens Kurucusu Ahmet Orhon.

Zirve 23 ve sonrası

Zirveye katılan gençler arasından çeşitli başvuru aşamalarını başarıyla tamamlayan 100 üniversitelinin katılacağı program; etki odaklı çalışma, takım çalışması, problem çözme gibi birçok farklı yetkinliği gençlerin deneyimleyerek elde edebilmesini hedefliyor.

Gençlerin yerel ve evrensel boyutta etki odaklı bakış açıları geliştirebilmelerine destek olan bir serüven tasarlayan 23, geleceğe adım atmak üzere tüm katılımcı ve davetlilerini Zirve 23’e bekliyor.

Google kimlik doğrulaması değişiyor!

Google, kullanıcılarını geleneksel şifrelerden vazgeçmeye ve geçiş anahtarlarını kullanmaya teşvik etmek için büyük bir adım attı. Artık Google Hesapları için geçiş anahtarlarının kullanılması varsayılan bir tercih haline gelecek.

Geçiş anahtarları, cihazların kendi kimlik doğrulama yöntemleriyle şifrelerin yerini almayı amaçlıyor. Özellikle pin kodları, yüz tanıma ve parmak izi gibi yöntemlerle hızlı, güvenli ve şifresiz oturum açmayı sağlıyorlar. Google, bu değişikliği başlatarak kullanıcılarından artık şifrelerle uğraşma zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.

Bu dönüşüm, Google kullanıcılarına, hesaplarını güvende tutmak ve oturum açma süreçlerini daha basit hale getirmek adına geçiş anahtarlarını kullanmalarını teşvik ediyor. Kullanıcılar artık hesap ayarlarında manuel olarak şifre aramak zorunda kalmayacaklar.

Google, bu değişikliğin geleneksel şifrelerin hala kullanılmaya devam edeceği bir geçiş dönemi olduğunu belirtiyor. Kullanıcılar, tercihlerine göre hala şifrelerle oturum açmaya devam edebilirler, ancak geçiş anahtarlarını kullanmayı tercih edenler için bu yeni standart çok daha hızlı ve güvenli bir seçenek sunuyor.

Google, geçtiğimiz yıl Workspace ve Cloud hesapları da dahil olmak üzere bir dizi ürününde geçiş anahtarlarına destek ekledi. Ayrıca, pek çok önde gelen web sitesi ve uygulama da bu yeni kimlik doğrulama yöntemini benimsemeye başladı.

Geçiş anahtarları, geleneksel şifreleri unutma veya değiştirme zahmetinden kurtarıyor ve kimlik doğrulamayı cihazlarınıza entegre ediyor. Bu, kullanıcıların iPhone’larında Face ID veya Android telefonlarında parmak izi sensörlerini kullanarak web sitelerine hızlı ve güvenli bir şekilde erişmelerini sağlıyor. WebAuthn teknolojisi sayesinde, kullanıcılar iki farklı anahtar oluşturuyorlar: biri hesaplarının olduğu web sitesi veya hizmet tarafından saklanırken, diğeri ise kimliklerini doğrulamak için kullandıkları cihazda özel bir şekilde korunur.

Google’ın bu hamlesi, çevrimiçi güvenliği artırmak ve kullanıcı deneyimini iyileştirmek amacıyla attığı önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Geleneksel şifrelerin yerini geçiş anahtarlarının alması, gelecekteki kimlik doğrulama standartlarına doğru atılmış önemli bir adımı temsil ediyor.

NevaSoft yatırım turuna çıktı

0

Sağlık teknolojileri şirketi NevaSoft “Kan Analiz Yazılımı” projesiyle yatırım turuna çıktı  

Tıbbi laboratuvarlardaki tanı çözümleri için yenilikçi yazılım ve cihazlar geliştiren sağlık teknolojileri şirketi NevaSoft fonbulucu platformunda yatırımcılarla buluştu. Kan hastalıklarının teşhis sürecinde kan numunelerinden elde edilen tıbbi sonuçları yapay zekâ ile analiz eden yazılım projesiyle paya dayalı kitle fonlama turuna çıkan girişim, şirket paylarının yüzde 11’inin yatırımcılara arzıyla 4 milyon TL fon talep ediyor. TÜBİTAK BIGG desteği ile Temmuz 2021’de kurulan NevaSoft’un geliştirdiği Kan Analiz Yazılımı, minimum yüzde 95 doğruluk oranı ile mevcut hastalık durumunu belirlemenin yanı sıra gelecekteki hastalık eğilimlerini de önceden tahmin ederek erken teşhis avantajı sağlıyor.

Özellikle hematoloji ve onkoloji laboratuvarındaki tanı çözümleri için yazılım ve cihaz geliştiren sağlık teknolojileri şirketi NevaSoft, paya dayalı kitle fonlama turunu başlattı. Bugüne kadar Founder Institute, Siemens Healthineers & Acıbadem Future of Labs2, TOGG Mobilite gibi birçok prestijli hızlandırma programına kabul alan, 15 farklı girişim yarışmasında derece elde eden ve yakın zamanda TÜBİTAK 1507 programından da kabul alarak 1,2 milyon TL destek kazanan girişim; 11 Aralık 2023’ kadar sürecek tur boyunca 4 milyon TL finansmana ulaşma hedefiyle şirket paylarının yüzde 11’ini yatırımcılara arz edecek. Girişim şirketi, yatırım turunun başlama tarihi olan 12 Ekim Perşembe günü saat 10.00 itibari ile 20 iş günü içerisinde EFT veya kredi kartı ile yapılan yatırımlarda yatırımcılara yüzde 20 fazladan pay verecek. Bu ek paylar, tur sonunda Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) nezdinde yapılacak pay dağıtımı esnasında yatırımcıların hesaplarına aktarılacak. 

2 bin kişiden 160 bin veri toplandı, minimum yüzde 95 doğruluk oranına ulaşıldı

Kan Analiz Yazılımı; hematoloji ve onkoloji laboratuvarlarında, kan numunelerinden elde edilen tıbbi raporların yapay zekâ ve veri analizi teknikleriyle otomatik olarak analiz edilmesi, yorumlanması ve hastalıkla ilişkisinin değerlendirilmesi için geliştirilen bir karar destek sistemi. Yazılım; lösemi, lenfoma gibi kan kanserlerinin ve diğer kan hastalıklarının teşhis sürecinde, doktorun incelediği üç farklı tıbbi raporu (kan testi sonuçları, kan mikroskop görüntüsü ve flow sitometri sonuçları) tek platformda bir araya getirerek yapay zekâ ile kapsamlı bir şekilde analiz ediyor. Analiz sonucunda yazılım, bireyin mevcut hastalık durumunu belirlemenin yanı sıra hastaların potansiyel sağlık sorunlarına karşı önceden önlem almalarına yardımcı olurken, doktorlara daha güçlü ve veri destekli bir teşhis süreci sunuyor. Halihazırda Erciyes Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nde test amacıyla aktif bir şekilde kullanılan yazılım, şu ana kadar sağlıklı ve hematolojik hastalığı olan 2 bin kişiden 160 bin veri toplayarak minimum yüzde 95 doğruluk oranına ulaştı. 

“Global çapta 200 milyon dolarlık pazar payı elde etmeyi hedefliyoruz.”

Hizmet edilen pazar ve şirket hedefleri hakkında bilgi veren NevaSoft Kurucu Ortağı & CEO’su Salih Yalçın, “Pazarımız olan In Vitro Teşhis (IVD), 2031 yılına kadar 11 milyar dolara ulaşacağı öngörülen, yüzde 33,5’lik yıllık bileşik büyüme oranına sahip bir pazar. Türkiye’de ise yıllık bileşik yüzde 72,1’lik büyüme ile dikkat çeken bu pazarın ülkemizde 2025 yılında 3,8 milyar TL’lik bir hacme ulaşması bekleniyor. 4 yılı aşkın süredir bu büyüyen pazarın potansiyeli doğrultusunda stratejimizi şekillendiriyor ve inovasyonlarımızla doktorların tanı kararlarını desteklemek, hastaların yaşam kalitelerini artırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye’de henüz yazılımımızın benzeri ticarileşmiş bir yerli yazılım mevcut değil. Bu nedenle öncelikle Türkiye pazarında lider konuma gelmeyi hedefliyoruz. Diğer yandan doğrudan müşterilerimiz olan ve uluslararası pazarlarda güçlü bir varlık gösteren Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri (HBYS) firmaları, yurt dışına açılmak ve küresel pazarda varlık göstermek için bize büyük bir fırsat sunuyor. Ayrıca inovatif özelliklerimiz ve rekabetçi fiyat politikalarımızla olgunlaşan global sağlık sektöründe uzun vadede 200 milyon dolarlık bir pazar payı elde etmeyi hedefliyoruz. Kitle fonlama turumuza konu olan Kan Analiz Yazılım’ının yeni alanlara adaptasyonu ve geniş veri analitiği çözümlerimizle sağlık alanında devrim niteliğinde çalışmalara imza atacağımızdan hiç şüphemiz yok” dedi. 

Kampanya adresi: https://fnb.lc/nevasoft

Yapay zeka MRI taramalarında devrim yaratıyor!

Tavukçuluk ve yumurta sektöründe civcivler henüz yumurtadan çıkmadan cinsiyetlerini belirleyebilmek oldukça önemli bir konu. Zira yumurtlamadıkları için ihtiyaç fazlası olarak görülen erkek civcivler itlaf ediliyor. Almanya, Fransa ve İtalya geçen yıl bu konuda bir yasal düzenlemeye giderek itlafı engelleyen kararlara imza attılar. Bunun nedeni sadece yaratılan israf değil, aynı zamanda hayvan refahı ve etik kaygılardı. Almanya merkezli bir teknoloji girişim firması, yapay zeka destekli MRI teknolojisiyle yumurtadan cinsiyet tespiti sürecini hızlandırarak büyük bir başarı yakaladı ve toplam 32 milyon dolarlık fon kazandı.

Aslında kuluçkanın 13. gününde tüy rengine göre civcivlerin cinsiyetini doğru bir şekilde tespit eden hiperspektral görüntüleme, şu anda kullanılan bir teknoloji. Sistem yumurtaların tazelik, kırık yumurta sarısı ve kabuktaki çatlaklar gibi farklı yönlerini inceleyerek yaklaşık %97 doğruluk oranında cinsiyet tespiti yapabiliyor. Ama sorun şu ki bu sistemler genelde çok yavaş çalışıyor ve endüstriyel kullanımda üretime yetişemiyor.  kadar tespit edebilmektedir.

Bu nedenle, MRI teknolojisi üzerine bir doktora araştırmasından doğan Münih merkezli girişim Orbem, sorunu çözmek ve süreci hızlandırmak için yola çıktı ve önemli bir aşama kaydetti. Projede endüstriyel bir MRI tarayıcısı, kuluçkahanelerin bir yumurtanın cinsiyetini temassız ve invazif olmayan bir şekilde belirlemesini sağlayan yapay zeka tabanlı bir platformla birleştirildi. Orbem, bir yumurtayı mevcut süreçlerden çok daha hızlı bir şekilde bir saniyede tarayabildiğini iddia ediyor. 2019’da faaliyete geçen şirket, şimdiye dek 32 milyon dolar tutarında A Serisi fon sağladı. Fon verenler arasında yeni yatırımcı La Famiglia ile mevcut yatırımcılar The Venture Collective ve Possible Ventures da yer alıyor.

Orbem’in kurucu ortağı ve CEO’su Dr. Pedro Gomez aslında şirketin hedefinin MRI ve yapay zeka teknolojilerinin entegrasyonu olduğunu ama başlangıçta kümes hayvanı üreticilerine odaklandıklarını söylüyor. Gomes yaptığı açıklamada “Kümes hayvanlarının tonlarca sorunu var. Şu anda milyarlarca yumurtayı sadece içinde ne olduğunu bilmedikleri için israf ediyorlar, döllenmemiş yumurtaları ziyan ediyorlar ya da bir günlük erkek yavruları öldürüyorlar ki bu aslında etik değil ve sürdürülemez. Günümüzde artık bunu durduran yasal düzenlemeler de var. Teknoloji açısından bu alanda çalışmaya başlamamızın bir diğer neden ise, kümes hayvanları gibi geleneksel bir sektörde bile çalışabilecek kadar hızlı, erişilebilir ve basit sistemleri kurabileceğimizi göstermekti.”

Ancak Orbem burada durmayı planlamıyor. Gomez örneğin “fındıkları görüntüleyerek parazitleri tespit edebilir veya kabuğun içindeki fındıkları derecelendirerek müşterilerimizin dinamik fiyatlandırma yapmasına olanak sağlayabiliriz” diyor ve ekliyor “Orbem’in geliştirdiği sistem bitki türleri ve hatta insan vücudu gibi diğer biyolojik örnekleri de tarayabilir.”

Yapay zeka destekli MRI teknolojisinin önümüzdeki yıllarda da izlenmesi gereken bir trend olacağı açık. GlobalData’ya göre, son üç yılda tıbbi cihazlar sektöründe 710.000’den fazla “MRI için AI” patenti dosyalanmış ve verilmiş durumda. Allied Market Research’e göre ise tıbbi görüntüleme pazarında yapay zeka, 2032 yılına kadar küresel olarak 29,8 milyar dolar değerlemeye sahip olacak