Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 203

WhatsApp dolandırıcılık önlemlerini artırıyor

0

Dolandırıcılık olaylarını azaltmak için Meta, popüler mesajlaşma servisi WhatsApp’a gelecek yeni güvenlik özelliklerinin ayrıntılarını yayınladı. Örneğin, WhatsApp grup mesajlarındaki kullanıcıları korumaya yardımcı olmak için Meta, kişilerinizde olmayan biri sizi yeni bir WhatsApp grubuna eklediğinde sizi uyaran yeni bir güvenlik özelliği sunuyor. Uyarı, grup hakkında bilgilerin yanı sıra güvenliğinizi nasıl koruyacağınıza dair hatırlatmalar da içerecek. Böylece sohbete bakmadan bile gruptan hemen çıkabilirsiniz. Ancak grubu tanıdığınızı düşünüyorsanız, her iki seçeneği de onaylamak için sohbete göz atabilirsiniz.

WhatsApp dolandırıcılık olayları için yeni önlemler alıyor

Bazı dolandırıcılar, tespit edilmekten kaçınmak ve kandırmaya çalıştıkları kişiyle güven oluşturmak gibi nedenlerle, WhatsApp gibi başka bir platforma geçmeden önce iletişimi bir platformda başlatmayı tercih ediyor. Meta: “Bu taktiğe karşı korunmak için, insanları etkileşime girmeden önce duraklatmaları konusunda uyarmak için yeni yaklaşımlar test etmeye devam ediyoruz. Örneğin, rehberinizde olmayan biriyle sohbete başladığınızda, mesajlaştığınız kişi hakkında ek bağlam sunarak sizi uyarmanın yollarını araştırıyoruz, böylece bilinçli bir karar verebilirsiniz” dedi.

Teknoloji devi web sitesinde yayınladığı bir raporda, Güneydoğu Asya’da genellikle zorla çalıştırma yoluyla faaliyet gösteren suç dolandırıcılık merkezlerinin, çevrimiçi dolandırıcılıkların önemli bir kaynağı olduğunu belirtti. WhatsApp, 2025’in ilk yarısında, kripto para ve piramit şemaları da dahil olmak üzere çeşitli kampanyalar yürüten bu merkezlere bağlı 6.8 milyondan fazla hesabı yasakladı. Bu kampanyalar, insanları nakit ödülleri karşılığında ödeme yapmaya zorluyor.

Meta, WhatsApp’ın yanı sıra Facebook, Instagram, Threads ve Messenger’ı da içeren tüm platformlarındaki kullanıcılarına, “özellikle hızlı para vaat eden tanımadığınız bir numaradan geliyorsa, şüpheli veya sıra dışı bir mesaja yanıt vermeden önce duraklamalarını, sorgulamalarını ve doğrulamalarını” tavsiye ediyor.

OpenAI özelleştirilebilir yapay zeka modelini başlatıyor

0

OpenAI, ABD ve Çin rakiplerinin benzer tekliflerine meydan okumak için kullanıcılar tarafından ücretsiz olarak indirilebilen ve değiştirilebilen iki yeni yapay zeka (YZ) modelini yayınladı.

gpt-oss-120b ve gpt-oss-20b açık dil modelleri”nin yayınlanması, ChatGPT üreticisinin, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak ortaya çıkışının ruhuna uygun olarak yazılımının iç işleyişini paylaşması yönünde baskı altında olduğu bir dönemde gerçekleşti. OpenAI CEO’su Sam Altman: “2015 yılında başladığımız bu yolda, OpenAI’nin misyonu tüm insanlığın yararına olacak AGI’yi (Yapay Genel Zeka) sağlamaktır” dedi.

OpenAI özelleştirilebilir yapay zeka modeli sağlıyor

Üretken yapay zeka bağlamında açık ağırlıklı bir model, eğitilen parametrelerin herkese açık hale getirildiği ve kullanıcıların bunları ince ayar yapabilmelerine olanak tanıyan bir modeldir. Meta, yapay zekaya yönelik açık kaynaklı yaklaşımını öne çıkarırken, Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, kullanıcıların teknolojiyi özelleştirmesine olanak tanıyan açık ağırlık yaklaşımıyla düşük maliyetli, yüksek performanslı modeliyle sektörü sarstı.

OpenAI’ın kurucu ortağı ve başkanı Greg Brockman, gazetecilerle yaptığı brifingde, “Uzun bir aradan sonra ilk kez dilde açık ağırlık modeli yayınlıyoruz ve bu gerçekten inanılmaz.” dedi. OpenAI’a göre, yeni, yalnızca metinden oluşan modeller düşük maliyetle güçlü bir performans sunuyor. Bu modeller, internette arama yapmak veya bilgisayar kodu çalıştırmak gibi yapay zeka işleri için uygun ve yerel bilgisayar sistemlerinde çalıştırılması kolay olacak şekilde tasarlandı.

Altman: “Bu sürümün yeni tür araştırmalara ve yeni tür ürünlerin yaratılmasına olanak sağlayacağı konusunda oldukça umutluyuz” dedi. OpenAI, modellerin gerçek dünyadaki kullanımları konusunda Fransız telekomünikasyon devi Orange ve bulut tabanlı veri platformu Snowflake gibi ortaklarla çalıştığını söyledi.

OpenAI’a göre açık ağırlık modelleri kötü amaçlı kullanılmayı engelleyecek şekilde ayarlandı. Altman, bu yılın başlarında şirketinin, teknolojisinin nasıl çalıştığı konusunda açık sözlü olma konusunda “tarihin yanlış tarafında” olduğunu söylemişti.

Türkiye’de Siber Güvenlikte Kritik Dönemeç: Karmasis, Yerli Güçle Yasal Uyumun Anahtarı Oluyor

0

Yürürlüğe giren 7545 sayılı Yeni Siber Güvenlik Kanunu, Türkiye’de kişisel ve hassas veri işleyen tüm kurumlar için yeni yükümlülükler getirdi. Kritik altyapılar başta olmak üzere her kurum, yalnızca verilerini korumakla kalmayıp, olası tehditleri anlık olarak tespit edebilen, erişim hareketlerini izleyen ve denetime hazır bir yapıya sahip olmak zorunda. Ancak mevcut raporlar, bu teknolojilere erişimde hala ciddi eksikler olduğunu gösteriyor.

DAM ve SIEM Çözümleri Artık Zorunlu

Yeni düzenlemelerle birlikte DAM (Veritabanı Hareket İzleme) ve SIEM (Güvenlik Bilgi ve Olay Yönetimi) çözümleri kurumlar için öncelikli hale geldi.
DAM sistemleri, veritabanlarına yapılan tüm erişimleri gerçek zamanlı izleyerek kim, ne zaman ve hangi veriye ulaşmış sorularına net yanıt veriyor. Şüpheli hareketleri anında tespit ediyor ve uyarı mekanizmasıyla güvenlik açıklarının önüne geçiyor.
SIEM çözümleri ise kurum içindeki tüm dijital hareketleri merkezileştiriyor, analiz ediyor ve olası tehditlere karşı proaktif bir savunma sağlıyor. Artık bu teknolojiler bir tercih değil, yasal bir zorunluluk.

Karanlık Web’de Artış, Kritik Altyapılara Saldırılar

ThreatMon’un 2025 Ulusal Siber Tehdit Raporu’na göre Türkiye’de karanlık web üzerinden kişisel ve kurumsal verilerin satışında büyük bir artış gözlemlendi. Aynı zamanda gelişmiş sürekli tehdit (APT) saldırıları da ciddi şekilde yükseldi. Araştırmalar gerçekleşen siber saldırıların %94’ünün veriyi hedef aldığını gösteriyor. Bu tablo, Türkiye’deki kurumlar için hızla harekete geçilmesi gereken bir dönüşümü işaret ediyor.

Kritik Çağrı: Zaman Kaybetmeyin

Türkiye’nin öncü siber güvenlik firmalarından Karmasis, tamamen yerli kaynaklarla geliştirdiği sertifikalı DAM ve SIEM çözümleriyle kurumların yasal uyum süreçlerine liderlik ediyor.

Karmasis Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Gürer “özellikle artan regülasyonlar ve karmaşık tehdit ortamı, kurumları yerli ve güçlü çözümlere yönelmeye zorluyor. Yerli siber güvenlik ürünlerinin tercih edilmesi, sadece yasal uyum sağlamakla kalmaz; aynı zamanda veri güvenliği üzerinde tam kontrol sağlar, dışa bağımlılığı azaltır ve ulusal güvenlik stratejilerine doğrudan katkı sunar. Karmasis olarak, yüzde yüz yerli sermayemiz, uluslararası sertifikalarımız ve alanında kanıtlanmış uzmanlığımızla kurumlara yalnızca yasal gereklilikleri karşılayan değil, aynı zamanda sürdürülebilir, güvenilir ve uzun vadeli bir siber güvenlik altyapısı sunuyoruz. Türkiye’nin siber güvenlik yolculuğunda, yerli ve sertifikalı Karmasis çözümleriyle kurumlara tam uyum ve güçlü bir koruma sağlıyoruz.” yorumunda bulundu.

Kritik Bir Adım: Yasal Uyumu Geciktirmeyin

Karmasis’in çözümleri sayesinde kurumlar yasal uyum süreçlerini hızla tamamlayabiliyor. Bu çözümler, mevzuata uygunluk sağlarken aynı zamanda sürdürülebilir, güçlü ve dışa bağımlı olmayan bir siber güvenlik mimarisi inşa edilmesini mümkün kılıyor.

Türkiye’nin dijital geleceği için siber güvenlik yatırımları artık ertelenemeyecek kadar kritik. Kurumlar için bu adım sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda güvenli, dirençli ve rekabetçi kalabilmenin anahtarı.

Elon Musk, efsane kısa video uygulamasını hayata döndürüyor!

Elon Musk, hafta sonu yaptığı bir paylaşımla Vine’ın yıllardır kayıp olduğu sanılan video arşivinin şirket tarafından bulunduğunu ve bu içeriklere kullanıcıların tekrar erişebilmesi için çalışmaların başladığını açıkladı.

2012 yılında Twitter tarafından yaklaşık 30 milyon dolara satın alınan Vine, sadece 6 saniyelik döngüsel videolara izin vermesiyle kısa sürede bir fenomen hâline gelmişti. Ancak şirket, platformun potansiyelini tam anlamıyla değerlendiremedi ve 2016’da yeni video yüklemelerini durdurarak Vine’ı fiilen sonlandırdı. 2017’de ise tamamen kapatıldı. Buna rağmen bir dönem kullanıcı arşivi çevrim içi kalmış, pek çok Vine videosu YouTube derlemeleriyle yaşamaya devam etmişti. Hatta platform, pek çok internet fenomeninin de doğduğu yer oldu.

Musk, 2022 yılında Twitter’ı satın aldıktan sonra Vine’ı yeniden canlandırma fikrine sıcak baktığını göstermişti. “Vine geri gelsin mi?” şeklinde bir anket düzenleyen Musk’ın sorusuna kullanıcıların yaklaşık %70’i “evet” cevabını vermişti. O dönem bazı mühendislerin projeye yönlendirildiği de konuşulmuştu, ancak somut bir gelişme yaşanmamıştı.

Elon Musk, Vine’ın dönüşü konusunda ciddi mi?

Elon Musk’un Vine arşivini geri getirme açıklaması, yeni tanıttığı yapay zekâ video oluşturma aracı “Grok Imagine” ile aynı döneme denk geldi. Musk, Grok’un bu yeni özelliğini “AI Vine” olarak tanımlayarak, platformun geleceğinin insan yaratıcılığından çok, yapay zekâ destekli içerik üretimine yöneldiğini ima etti. Grok Imagine, şu an yalnızca X Premium+ abonelerine sunuluyor.

Bu durum, Vine’ın gerçekten kullanıcıların eski videolarını paylaşabilecekleri şekilde geri dönüp dönmeyeceği konusunda soru işaretlerine yol açtı. Bazı yorumculara göre Musk’un duyurusu, nostaljiye dayalı bir pazarlama stratejisi olabilir ve asıl amaç Grok’un tanıtımını yapmak.

Ancak net olan bir şey var: Vine, internet tarihinin unutulmaz parçalarından biri olarak hâlâ hafızalarda yerini koruyor. Arşivin tekrar erişime açılması, geçmişte içerik üreten binlerce kullanıcı ve Vine nostaljisi yaşayanlar için önemli bir gelişme olabilir. Gerçekten ne olacağını ise zaman gösterecek.

ChatGPT büyümede rekor üstüne rekor kırıyor!

Şirketin açıklamasına göre ChatGPT, bu hafta itibarıyla haftalık 700 milyon aktif kullanıcıya ulaşmaya hazırlanıyor.

OpenAI’nın ChatGPT uygulamasından sorumlu başkan yardımcısı Nick Turley, X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mart ayı sonunda uygulamanın 500 milyon haftalık kullanıcıya ulaştığını ve bir yıl öncesine göre 4 kat büyüdüğünü açıkladı. Turley, “Her gün insanlar ve ekipler ChatGPT ile öğreniyor, üretiyor ve daha zor problemleri çözüyor. Büyük bir haftaya giriyoruz. Uygulamayı herkes için daha faydalı hâle getiren ekibe minnettarız.” ifadelerini kullandı.

Bu büyümede Mart ayında GPT-4 tabanlı geliştirilmiş görsel üretim özelliğinin büyük payı olduğu düşünülüyor. OpenAI COO’su Brad Lightcap, Nisan ayı başında yaptığı açıklamada, kullanıcıların birkaç gün içinde 700 milyondan fazla görsel oluşturduğunu ve 130 milyon kişinin bu yeni özelliği aktif olarak kullandığını belirtmişti.

ChatGPT, bireysel kullanıcıların yanı sıra kurumsal pazarda da hızlı bir büyüme sergiliyor. Lightcap’in geçtiğimiz hafta paylaştığı bilgilere göre, platformun ücretli kurumsal kullanıcı sayısı 5 milyona ulaşarak Haziran ayındaki 3 milyonluk seviyeden önemli bir artış gösterdi.

OpenAI açık modeli

ChatGPT kullanıcılarının günlük ve aylık etkileşimi de hayli yüksek

Pazar araştırma şirketi Sensor Tower’ın yayımladığı son rapora göre, kullanıcılar ChatGPT’yi ayda ortalama 12 gün kullanıyor. Bu rakam, ChatGPT’yi Google ve X’in ardından en yüksek etkileşim oranına sahip üçüncü uygulama konumuna getiriyor. Aynı rapor, 2025’in ilk yarısında kullanıcıların uygulamada günlük ortalama 16 dakika geçirdiğini de ortaya koydu.

Tüm bu veriler, ChatGPT’nin yalnızca bir teknoloji ürünü değil, aynı zamanda kullanıcıların günlük hayatlarının ve iş süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası hâline geldiğini gösteriyor. OpenAI, sahip olduğu büyüme ivmesiyle yapay zekâyı daha erişilebilir, faydalı ve sürdürülebilir hâle getirme misyonunu daha geniş kitlelere ulaştırma yolunda hızla ilerliyor.

Katlanabilir iPad bekleyenler için kötü haber!

0

2026 yılında piyasaya sürülmesi beklenen katlanabilir iPad modelinin çıkış tarihi, son analizlere göre 2028’e ertelendi. Apple ekosistemine sadık kullanıcıların ilk katlanabilir ekranlı tablet için en az üç yıl daha beklemeleri gerekecek gibi görünüyor.

İlk olarak 2022 yılında ekran analisti Ross Young tarafından gündeme getirilen katlanabilir Apple cihazının, yaklaşık 18.8 ila 20 inç arasında değişen bir ekrana sahip olacağı öne sürülmüştü. O dönem, bu cihazın bir iPad mi yoksa dokunmatik klavyeye sahip bir MacBook mu olacağı netlik kazanmamıştı. Young ve bir diğer tanınmış analist Ming-Chi Kuo, tedarik zincirindeki işaretleri yorumlayarak 2026’da piyasaya çıkabileceği görüşündeydi.

Ancak Apple’a yakınlığıyla bilinen Bloomberg yazarı Mark Gurman, bu öngörülerin fazla iyimser olduğunu belirterek cihazın 2028’den önce gelmeyeceğini iddia etmişti. Gurman ayrıca bu cihazın bir iPad olarak piyasaya sürüleceğini, ancak gelişmiş iPadOS sayesinde bazı macOS uygulamalarını da çalıştırabileceğini ifade etti. Bu durum, cihazın bir iPad-Mac hibriti olmasa da, her iki dünyanın özelliklerini taşıyacağı anlamına geliyor.

Yeni iPad’in kusursuz bir deneyim için zamana ihtiyacı var

Son olarak analist Jeff Pu da beklentisini revize ederek cihazın 2028’e kaldığını duyurdu. MacRumors tarafından aktarılan yatırım notunda, Pu cihazın aslında 2025 sonu veya 2026 başı için planlandığını, ancak teknik ve üretimsel zorluklar nedeniyle bu tarihin ötelendiğini belirtiyor.

Apple’ın hâlihazırda katlanabilir ekran teknolojisi konusunda rakiplerine göre daha temkinli adımlar attığı biliniyor. Samsung, Huawei ve Google gibi markalar pazara çoktan katlanabilir cihazlar sunarken, Apple tarafında henüz somut bir prototip bile görülmedi.

2028’e ertelenen bu model, Apple’ın bugüne kadarki en büyük ekranlı taşınabilir cihazı olabilir. Ancak gelişmiş donanım ve yazılım entegrasyonunun sağlanabilmesi için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğu açıkça görülüyor.

Katlanabilir iPad hayalini kuran kullanıcılar için bu haber moral bozucu olsa da, Apple’ın bu alanda sağlam ve sorunsuz bir deneyim sunmak istediği de ortada. Görünen o ki, “beklemeye değer” olup olmayacağı 2028’de belli olacak.

Cloudflare’den Perplexity’e yönelik çarpıcı suçlama!

Şirkete göre Perplexity, site yöneticilerinin içeriklerini yapay zekâ botlarına kapatma isteğini dikkate almadan, kimliğini gizleyerek ve IP adreslerini değiştirerek bu kısıtlamaları aşıyor.

Cloudflare tarafından yayımlanan raporda, birçok müşterinin Perplexity botlarının sitelerine hâlâ erişebildiği yönünde şikayette bulunduğu belirtiliyor. Oysa bu müşteriler, sitelerindeki robots.txt dosyasıyla Perplexity’yi açıkça engellediklerini ve hatta Web Uygulama Güvenlik Duvarı (WAF) kuralları oluşturduklarını ifade etmişti. Cloudflare’in testleri de bu iddiaları destekliyor: Şirket, Perplexity’nin botlarının önce kendilerini “PerplexityBot” veya “Perplexity-User” olarak tanıttığını; engellemeyle karşılaştıklarında ise kullanıcı ajanı bilgilerini değiştirerek “macOS üzerinde çalışan Google Chrome tarayıcısı” gibi davrandıklarını belirtiyor.

Perplexity, IP ve ağ bilgilerini de değiştiriyor

Cloudflare, Perplexity’nin sadece kullanıcı ajanı değil, aynı zamanda IP adreslerini ve o IP’lerin bağlı olduğu otonom sistem numaralarını (ASN) da değiştirdiğini savunuyor. Bu yöntemle yapay zekâ girişimi, binlerce farklı alan adına ve günde milyonlarca isteğe ulaşıyor. Ayrıca, bu gizli bot trafiğinin Perplexity’nin resmî IP adresleri listesinde yer almayan adresler üzerinden gerçekleştiği belirtiliyor.

Cloudflare’in CEO’su Matthew Prince, özellikle son aylarda yapay zekâ şirketlerinin yayıncılık sektörü için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı. Şirket kısa süre önce, web sitelerine içeriklerinin taranması karşılığında ücret talep etme hakkı sundu ve varsayılan olarak tüm AI tarayıcılarını engellemeye başladı. Bu gelişmelerin ardından Perplexity, Cloudflare’in “Doğrulanmış Botlar” listesinden çıkarıldı.

Cloudflare davası

Öte yandan, Perplexity cephesinden gelen açıklamada Cloudflare’in raporu “bir halkla ilişkiler şovu” olarak nitelendirildi. Şirket sözcüsü Jesse Dwyer, blog yazısında pek çok yanlış anlaşılmanın bulunduğunu ileri sürdü.

Yapay zekâ ve veri erişimi arasındaki gerilim, giderek daha fazla gündeme gelmeye devam ediyor. Bu son gelişme, özellikle telif hakları ve dijital içeriklerin izinsiz kullanımı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirecek gibi görünüyor.

X, AB’de hedefli reklam şikayetleriyle karşı karşıya!

Aralarında European Digital Rights ve Global Witness’ın da bulunduğu dokuz sivil toplum kuruluşu, X platformunun kullanıcıların hassas kişisel verilerini reklamcılıkta kullandığını ve bunun Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasasına (DSA) ve Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne (GDPR) aykırı olduğunu savunuyor.

Kuruluşların yaptığı açıklamada, “X’in kullanıcıların dini inançları, cinsel yönelimleri, siyasi görüşleri ve sağlık durumu gibi özel nitelikteki kişisel verilerini hedefli reklamlar için kullanmasından derin endişe duyuyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Şikâyetlerin temel dayanağını, DSA kapsamında oluşturulan ve herkese açık olan X’in Reklam Arşivi oluşturuyor. Bu arşiv üzerinden yapılan analizlerde, büyük markaların ve kamu kurumlarının, özel nitelikli verilere dayalı reklam kampanyaları yürüttüğü iddia edildi. Şikâyet dilekçesinde, bu verilerin özellikle GDPR’nin 9. maddesi kapsamında koruma altına alındığına dikkat çekildi. Bu madde, bireylerin rızası olmadan hassas kişisel verilerin işlenmesini açıkça yasaklıyor.

X, Avrupa Komisyonu ve Arcom, iddialarla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak uzmanlar, bu tür şikâyetlerin ciddiyetle incelenmesi gerektiğini ve eğer iddialar doğrulanırsa X’in ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.

Twitter Hizmet Şartları

Dijital hizmet sağlayıcılarına daha fazla şeffaflık ve sorumluluk yükleyen DSA, özellikle kullanıcıların mahremiyetini koruma konusunda yeni kurallar getirmişti. Bu kapsamda, kullanıcıların rızası olmadan yapılan kişiselleştirilmiş reklamlar, özellikle hassas veri kategorilerine dayanıyorsa, yasa dışı kabul ediliyor.

Xe yönelik bu başvuru, AB içinde büyük teknoloji şirketlerine karşı artan düzenleme baskısının son halkası olarak dikkat çekiyor. Avrupa’daki düzenleyici kurumların, kullanıcı mahremiyeti ve veri güvenliği konusunda nasıl bir tavır takınacağı önümüzdeki süreçte daha da netleşecek.

OpenAI, yeni nesil yapay zekâ aracısını tanıttı!

OpenAI tarafından öne sürülen iddialara göre bu yeni araç, kullanıcılar adına bilgisayar üzerinde yapılabilecek pek çok görevi kendi başına yerine getirebiliyor. Takvim yönetimi, sunum oluşturma, internet üzerinden bilgi toplama, hatta kod yazıp çalıştırma gibi karmaşık işlemleri, doğal dilde verilen basit komutlarla gerçekleştirmek artık mümkün.

ChatGPT Agent, daha önce OpenAI tarafından geliştirilen Operator ve Deep Research gibi araçların yeteneklerini tek bir çatı altında topluyor. Bu sayede kullanıcı, sadece doğal bir şekilde yazılmış bir komutla; örneğin “Dört kişilik Van kahvaltısı planla ve malzemeleri satın al.” gibi bir istekte bulunarak ajanın tüm süreci yönetmesini sağlayabiliyor.

Yeni araç, şu an için ChatGPT Pro, Plus ve Team abonelerine sunulmuş durumda. Kullanıcılar, ChatGPT’deki araçlar menüsünden “Agent Mode” seçeneğini aktif ederek bu özelliği kullanmaya başlayabiliyor.

ChatGPT Agent, OpenAI’nın “Connector” olarak adlandırdığı yapılar sayesinde Gmail, GitHub gibi uygulamalara da bağlanabiliyor. Böylece, kullanıcıya özel bilgiye erişim sağlayarak görevleri daha akıllı ve kişiselleştirilmiş şekilde yerine getiriyor. Ayrıca araca terminal erişimi ve API kullanımı da tanımlanmış; bu sayede yazılım geliştirme ve analiz gibi ileri seviye görevlerde de kullanılabiliyor.

OpenAI, güvenlik konusuna da özel önem vermiş. ChatGPT Agent için hazırlanan güvenlik raporunda, modelin biyolojik ve kimyasal silahlarla ilgili bilgiye erişim kapasitesinin “yüksek yetenekli” olarak sınıflandırıldığı belirtiliyor. Şirket, doğrudan bir tehdit tespit edilmemiş olsa da ihtiyati önlemler çerçevesinde içerik filtreleri ve gerçek zamanlı takip sistemleriyle donatıldığını vurguluyor. Özellikle biyolojiyle ilgili talepler ikinci bir filtreleme sürecine tabi tutuluyor.

OpenAI hisse senedi

Performans tarafında da dikkat çeken gelişmeler var. Model, zorlu testlerden biri olan Humanity’s Last Exam’da %41,6 başarı oranı yakalayarak önceki nesil modellere fark attı. Matematik alanında kullanılan FrontierMath testinde ise araç, terminal erişimiyle birlikte %27,4 başarıya ulaştı; bu oran, bir önceki rekorun yaklaşık dört katı.

OpenAI’nın bu hamlesi, yapay zekâyı pasif bir sohbet partnerinden çıkarıp aktif bir dijital yardımcıya dönüştürme yolunda önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak uzmanlar, bu ajanın gerçek dünyadaki performansının ve güvenliğinin zamanla netleşeceği görüşünde birleşiyor.

Twitch, dikey video yayınlarına geçiş için ilk adımı attı!

Twitch tarafından test edilen bu yeni özellik, şirketin bu yılın başlarında Rotterdam’daki TwitchCon etkinliğinde duyurduğu planın ilk adımı olarak hayata geçirildi. Pazar analiz şirketi AppSensa tarafından fark edilen güncel bir uygulama sürümünde, bu testlere dair çeşitli kod referansları ve özellik detayları ortaya çıktı.

Yeni dikey video formatı, Twitchi TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi popüler kısa video platformlarıyla rekabet edebilir hâle getirmeyi amaçlıyor. Şimdilik yalnızca sınırlı sayıda yayıncıyla yapılan testler, Twitch’in daha geniş kullanıcı kitlesine ulaşmadan önce sistemi küçük bir ölçekte denediğini gösteriyor. Hangi yayıncıların bu testlere dahil olduğu ise şu an için bilinmiyor.

Twitch, mobil cihazlardan yayın yapılmasına izin verecek

AppSensa’nın analizine göre, yeni format Twitch’e özel bir Dikey Tiyatro Modu ve bu mod için tasarlanmış kullanıcı arayüzü öğeleriyle birlikte geliyor. Kullanıcılar, klasik Twitch görünümünden bu yeni dikey formata geçiş yapabilecek ve istedikleri zaman geri dönebilecek. Özellik ilk kez kullanıldığında, kullanıcıların karşısına “Dikey video burada” şeklinde bilgilendirme mesajları çıkacak ve test sürecinde oldukları hatırlatılacak.

Uygulama kodlarında ayrıca kamera ve mikrofon izinleriyle ilgili düzenlemeler de tespit edildi. Bu da dikey yayınların mobil cihazlardan canlı yapılacağını gösteriyor. Yani yayıncılar doğrudan telefonları üzerinden, TikTok’taki gibi dikey yayınlar açabilecekler.

Twitch ise testlere dair ayrıntı vermekten kaçındı. Şirket sözcüsü yalnızca, TwitchCon etkinliğinde duyurulduğu üzere yaz aylarında küçük bir yayıncı grubuyla testlerin başlayacağını ve yılın ilerleyen dönemlerinde kapsamın genişletileceğini belirtti.

Öte yandan Twitch, aynı etkinlikte çift formatta (hem yatay hem dikey) yayın desteği ve 2K çözünürlükte yayın seçeneklerini de sınırlı sayıda yayıncıyla test edeceğini açıklamıştı. Bu da platformun hem teknik altyapısını geliştirmek hem de kullanıcı deneyimini zenginleştirmek adına ciddi adımlar attığını gösteriyor.

Twitch’in bu hamlesi, özellikle genç kullanıcı kitlesine daha iyi hitap edebilmek ve mobil izleyici oranını artırmak açısından kritik bir dönüşüm olabilir. Dikey videonun platform genelinde nasıl bir karşılık bulacağı ise önümüzdeki aylarda netlik kazanacak.

Kamu kurumlarında DeepSeek kullanımını yasakladı!

Başbakan Petr Fiala, kararı, Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında kullandığı “Devlet kurumlarının DeepSeek tarafından sunulan yapay zekâ ürünleri, uygulamaları, çözümleri, internet siteleri ve hizmetlerini kullanmaları yasaklanmıştır.” sözleriyle duyurdu.

Karar, Almanya, İtalya ve Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerinin DeepSeek’e yönelik sınırlayıcı önlemlerini takip ediyor. Ortak endişe ise aynı: Çin hükümetine veri sızdırma riski. Fiala, DeepSeek’in Çin yasaları gereği Pekin yönetimiyle iş birliği yapma zorunluluğuna dikkat çekerek, “Bu durum, DeepSeek’in Çin’deki sunucularında saklanan verilere Çin hükümetinin erişebileceği anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

DeepSeek, 2024 yılının başında düşük maliyetle OpenAI’nın ChatGPT’si gibi büyük modellerle rekabet edebilecek düzeyde yapay zekâ geliştirdiğini iddia ederek dikkat çekmişti. Ancak şirket, kısa sürede hem Avrupa’da hem de Amerika Birleşik Devletleri’nde veri güvenliği politikaları nedeniyle yoğun incelemeye alındı.

DeepSeek’in gizlilik politikası uyarınca, kullanıcıların yapay zekâya sorduğu sorular, yüklediği dosyalar ve diğer kişisel veriler Çin’deki bilgisayarlarda depolanıyor. Bu durum, başta kamu kurumları olmak üzere birçok kullanıcı açısından ciddi güvenlik riski olarak değerlendiriliyor.

Şirketten ve Çin’in Prag Büyükelçiliği’nden konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

DeepSeek özellikleri

Çekya’nın aldığı bu karar, yapay zekâ teknolojilerinin sadece ticari bir rekabet değil, aynı zamanda jeopolitik bir güvenlik meselesi haline geldiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle Çinli şirketlerin Batı’daki veri altyapısına erişimi, hükümetlerin giderek daha dikkatli hareket etmesine neden oluyor.

Gözlemciler, benzer yasakların yakın gelecekte diğer AB ülkelerinde de yaygınlaşabileceğini belirtiyor. Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası ve yaklaşmakta olan yapay zekâ düzenlemeleri, bu tarz güvenlik kaygılarına karşı daha merkezi çözümler sunmayı hedefliyor.

DeepSeek örneği, yapay zekâ alanında teknolojik ilerlemenin yanı sıra güven ve şeffaflık unsurlarının da ne kadar kritik hale geldiğini gözler önüne seriyor.

Meta, 8 milyar dolarlık gizlilik davasında sona geldi!

Dava, Cambridge Analytica skandalı çerçevesinde kullanıcı verilerinin izinsiz şekilde üçüncü taraf uygulamalarla paylaşılmasına odaklanıyordu. Meta hissedarları, bu uygulamanın şirkete ciddi itibar kaybı ve maddi zarar yaşattığını savunarak şirket yöneticilerinin, özellikle de Zuckerberg ve eski COO Sheryl Sandberg’in, bu ihlallerde sorumluluk taşıdığını öne sürdü.

Davacılar, Meta’nın 2012 yılında Federal Ticaret Komisyonu (FTC) ile yaptığı ve kullanıcı verilerini koruma sözü verdiği anlaşmaya kasıtlı olarak uymadığını belirtti. 2019 yılında FTC, bu ihlaller nedeniyle şirkete 5 milyar dolarlık rekor bir ceza kesmişti. Bu dava ise şirketin hissedarları tarafından, yöneticilerin görevlerini ihmal ettiği ve şirkete zarar verdikleri gerekçesiyle açılmıştı.

Uzlaşmaya varılan davada, mahkemede ifade vermesi beklenen isimler arasında Mark Zuckerberg, Sheryl Sandberg, yatırımcı Peter Thiel, Andreessen Horowitz’in kurucularından Marc Andreessen ve Netflix CEO’su Reed Hastings gibi teknoloji dünyasının önde gelen figürleri bulunuyordu.

Meta için önemli bir kapanış fırsatı var

Bu uzlaşma, Meta için uzun süredir devam eden bir hukuki sürecin kapanması anlamına geliyor. Şirket, Cambridge Analytica skandalının ardından kamuoyunda ve kullanıcı nezdinde ciddi güven kaybı yaşamıştı. Davanın kapanması, Meta’nın hem yatırımcı ilişkilerini hem de marka algısını yeniden inşa etme sürecine odaklanmasına olanak tanıyabilir.

Meta ve Denetim Kurulu

Ancak, gizlilik ihlalleri ve veri güvenliği konusundaki tartışmalar teknoloji devleri için hâlâ sıcaklığını koruyor. Meta’nın ve benzeri şirketlerin bu konuda atacağı adımlar, önümüzdeki dönemde daha yakından takip edilecek gibi görünüyor.

Amazon, yeni bir işten çıkarma dalgasıyla karşı karşıya!

Amazon sözcüsü Brad Glasser tarafından yapılan açıklamada, “Organizasyonumuzu, önceliklerimizi ve gelecekte odaklanmamız gereken alanları kapsamlı şekilde gözden geçirdikten sonra, AWS ekiplerindeki bazı pozisyonları kaldırmak gibi zor bir karar aldık.” ifadelerine yer verildi. Glasser, bu kararın hafife alınmadığını ve etkilenen çalışanlara geçiş sürecinde destek verileceğini de vurguladı.

Amazon, hangi birimlerin etkilendiği ya da kaç kişinin işten çıkarıldığı konusunda bilgi vermekten kaçındı.

AWS, şirketin en kârlı bölümlerinden biri olmasına rağmen, son dönemlerde büyüme hızında yavaşlama yaşanıyor. 2024’ün ilk çeyreğinde AWS’nin geliri %17 artarak 29,27 milyar dolara yükseldi; ancak bu oran, bir önceki çeyrekteki %18,9’luk büyümenin gerisinde kaldı. Amazon, işten çıkarmaların doğrudan yapay zekâ yatırımlarına bağlı olmadığını, daha çok operasyonel verimliliği artırma ve belirli önceliklere odaklanma çabalarının bir sonucu olduğunu belirtti. Öte yandan şirket, AWS içinde bazı pozisyonlar için işe alımların sürdüğünü de ekledi.

Amazon CEO’su Andy Jassy’nin liderliğinde sürdürülen maliyet düşürme stratejisi, 2022’den bu yana toplamda 27 binden fazla çalışanın işten çıkarılmasına neden oldu. Bu yıl da küçülmeler devam ediyor, ancak önceki yıllara kıyasla daha sınırlı çapta. Son dönemde Amazonun mağazacılık, iletişim ve cihaz hizmetleri bölümleri de bu kesintilerden etkilenmişti.

Geçtiğimiz yıl AWS, fiziksel mağaza teknolojileri ile satış ve pazarlama birimlerinde yüzlerce kişiyi işten çıkarmıştı. Şirketin genel stratejisi, bazı görevlerde daha az personele ihtiyaç duyulurken, yeni teknolojilere yatırım yaparak farklı alanlarda yeni istihdam alanları yaratmak yönünde şekilleniyor.

CEO Jassy, yakın zamanda yaptığı bir açıklamada, “Bugün bazı işleri yapan kişilere daha az, farklı işler içinse daha fazla çalışana ihtiyacımız olacak. Tam olarak nasıl bir denge oluşacak kestirmek zor, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde toplam kurumsal iş gücümüzün azalmasını bekliyoruz.” diyerek bu dönüşüm sürecinin daha da derinleşeceğine işaret etmişti.

Amazon’un iş gücünü yeniden yapılandırma süreci, teknoloji sektöründe yapay zekâ etkisinin en somut yansımalarından biri olarak öne çıkıyor.

NASA, uzaydan kirlilik tespiti yapmayı başardı!

NASA bünyesinde yer alan Jet Propulsion Laboratory (JPL) ekibi, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) konuşlandırılan bir cihazla Kaliforniya sahillerine ulaşan kirliliği tespit etmeyi başardı.

Bu cihaz, Earth Surface Mineral Dust Source Investigation (EMIT) adlı görev kapsamında aslında mineral haritalama amacıyla kullanılıyordu. Ancak yakın zamanda yapılan bir test, cihazın su kirliliğini de tespit edebileceğini ortaya koydu. EMIT, görüntüleme spektroskopisi adı verilen yöntemle ışığı bileşenlerine ayırarak maddelerin kimyasal içeriğini analiz ediyor. Bu teknoloji, 1980’lerde JPL tarafından geliştirilmişti.

Tijuana Nehri’nden gelen kirli akıntı tespit edildi

Test sırasında EMIT, San Diego’nun güneyinden Meksika sınırından geçen Tijuana Nehri’nden gelen bir atık su bulutunu gözlemledi. Bu su akıntısında Fikosiyanin adlı zararlı bir organizma tespit edildi. Fikosiyanin, insanlarda ve hayvanlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek bir mikroorganizma olarak biliniyor. NASA’nın uzaydan yaptığı bu gözlem üzerine yer ekipleri su örnekleri alarak cihazın bulgularını doğruladı.

Sahilde yaşayanlar için suyun kalitesini internet üzerinden kontrol etmek mümkün olsa da, bilim insanları ve düzenleyici kurumlar için bu genellikle sahaya çıkıp numune almak anlamına geliyor. EMIT’in uzaydan sunduğu geniş perspektif sayesinde bu süreç daha hızlı ve etkili bir şekilde yönetilebilir hale geliyor.

NASA görevleri ciddi bütçe kesintileri ile karşı karşıya

Ancak NASA’nın bu gibi çevresel görevleri, ciddi bütçe kesintileriyle karşı karşıya. 2025 yılı için yapılan bütçe planlamasında NASA’nın Yer Bilimleri programlarına ayrılan kaynak büyük ölçüde azaltıldı. Bu kesintiler, sadece EMIT gibi görevleri değil, iklim takibi ve doğal afet öngörülerine yönelik projeleri de sekteye uğratabilir.

Uzmanlar, bu tür kesintilerin uzun vadede sadece bilimsel ilerlemeyi değil, aynı zamanda çevre sağlığını ve halkın güvenliğini de olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunuyor. Kongrede NASA bütçesinin önceki yıllardaki seviyeye çekilmesi için bazı girişimler olsa da, bu adımlar şu an için komisyon aşamasında takılmış durumda.

NASA’nın uzaydan dünyayı koruma çabaları, gezegenimizin geleceği için büyük önem taşıyor. Ancak bu çabaların devam edebilmesi için, gerekli politik ve ekonomik desteğin sağlanması şart.

Google, AB tarafından milyar dolarlık bir cezaya çarptırılabilir!

0

Google, otel, havayolu ve dikey arama hizmetleri sağlayıcılarıyla yaptığı görüşmelerde arama sonuçlarının nasıl sunulacağına dair anlaşmaya varamadığını açıkladı. Bu durum, şirketi milyarlarca dolarlık antitröst cezası riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

AB Komisyonu’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlediği atölye çalışmasında Google, Avrupa’daki eleştirmenlere iki farklı çözüm önerisi sundu. Her iki modelde de Skyscanner, Booking.com gibi dikey arama platformlarına arama sayfasının üst kısmında özel kutucuklar verilmesi, otel ve havayolu gibi doğrudan hizmet sağlayıcıların ise daha alt sıralarda yer alması planlanıyordu.

Ancak bu öneriler, başta Skyscanner olmak üzere birçok rakip şirket tarafından yetersiz bulundu. Skyscanner CEO’su Bryan Batista, “Mevcut öneriler, tüketiciyi yanıltma riski taşıyor ve Google’ın organik sonuçlarda üst sırada kalmasını pekiştiriyor.” dedi.

Google uzaktan çalışanları

Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu Dijital Pazarlar Yasası (DMA), büyük teknoloji şirketlerinin pazar hakimiyetini kısıtlamayı amaçlıyor. Bu yasa kapsamında ihlaller, küresel yıllık gelirin %10’una kadar ceza ile sonuçlanabiliyor. Google gibi dev şirketler için bu oran, milyarlarca dolara tekabül edebilir.

Google’ın hukuk ekibinden Oliver Bethell, süreci değerlendirdiği bir blog yazısında “Farklı çıkarlar bizi farklı yönlere çekiyor. Bu süreci birkaç şirketin çıkarı değil, milyonlarca kullanıcı ve işletmenin yararı için bitirmeliyiz.” ifadelerine yer verdi. Ancak AB Komisyonu, Google’ın bu açıklamalarını yeterli bulmuyor.

Google’a karşı şikâyetçi taraflardan bazılarının avukatı olan Thomas Hoppner ise şirketin dikkatleri esas sorundan saptırmaya çalıştığını savundu: “Google, tedarikçilerle aracılar arasındaki gerilimi öne çıkarıyor, ama bu sorunun asıl nedeni zaten kendi uyumsuzluğu.”

Avrupa Komisyonu’nun önümüzdeki aylarda, Google’ın sunduğu çözüm önerilerinin DMA ile uyumlu olup olmadığına karar vermesi bekleniyor. Bu karar, sadece Google için değil, teknoloji devlerinin AB pazarındaki geleceği açısından da belirleyici olacak.

Sakarya Üniversitesi Siber Güvenlik Mühendisliği Lisans programı ile karşımızda

0

Sakarya Üniversitesi (SAÜ), 2014 yılında attığı ilk adımlardan bu yana siber güvenlik alanında Türkiye’nin öncü kurumlarından biri olarak yürüttüğü başarılı çalışmalarını, 2025 yılında açacağı Siber Güvenlik Mühendisliği Lisans Programı ile yeni bir seviyeye taşıyor. Bu yeni program, üniversitenin on yıllık birikiminin, ulusal projelerinin ve akademik başarılarının bir sonucu olarak ülkenin nitelikli siber güvenlik uzmanı ihtiyacını karşılamayı hedefliyor.

Temellerden Zirveye Adım Adım Bir Başarı Hikayesi

Sakarya Üniversitesi’nin siber güvenlik serüveni, 1 Mayıs 2014’te bu alanı “tematik alan” olarak ilan etmesiyle başladı. Aynı yıl içerisinde Türkiye’nin ilk Siber Güvenlik Öğrenci Topluluğu olan SAUSiber’i kurarak öğrenci odaklı bir yaklaşım benimsedi. 2015 yılına gelindiğinde ise Siber Güvenlik Tezli Yüksek Lisans programı açılarak akademik altyapı güçlendirildi. Aynı dönemde kurulan SiberLab ve SCADALab gibi modern laboratuvarlar, teorik bilginin pratiğe dökülmesine olanak sağladı.

Ulusal Çapta Bir Merkez ve Resmi Kurumların Takdiri

Üniversitenin bu alandaki çalışmaları, 2017’de projelendirilen ve 2 Şubat 2021’de resmi açılışı yapılan

Kritik Altyapılar Ulusal Test Yatağı Merkezi ile ulusal bir boyut kazandı. STM gibi savunma sanayii devleriyle yapılan işbirlikleri sayesinde, bu merkez Türkiye’nin enerji ve su yönetimi gibi kritik altyapılarının siber saldırılara karşı daha güvenli hale gelmesinde kilit bir rol üstlendi.

SAÜ’nün bu alandaki yetkinliği, resmi kurumlar tarafından da defalarca tescillendi:

  • TÜBİTAK Yetkinlik Analizi: Üniversite, TÜBİTAK tarafından 2020, 2021 ve 2023 yıllarında yayımlanan yetkinlik analizi raporlarında, “Bilgi Güvenliği” alanında Türkiye’deki tüm üniversiteler arasında ilk sıralarda yer aldı.
  • YÖK Öncelikli Alan: Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Mayıs 2023’te Sakarya Üniversitesi’ni “Bilgi Güvenliği” alanında uzmanlaşan bir “Öncelikli Üniversite” olarak seçti.
  • EPDK Yönetmeliği: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), enerji sektöründeki denetimler için, denetçi personelde Sakarya Üniversitesi Kritik Altyapılar Ulusal Test Yatağı Merkezi tarafından verilen eğitim ve başarı sertifikasını zorunlu kılmıştır.

Geleceğin Siber Kahramanları SAÜ’de Yetişecek

Bu güçlü birikimin doğal bir sonucu olarak SAÜ, 2025 yılında siber güvenlik alanında uzmanlaşmış mühendisler yetiştirmek amacıyla Siber Güvenlik Mühendisliği Lisans Programı‘nı hayata geçiriyor. Program, öğrencilere sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda ülkenin en gelişmiş test merkezlerinde pratik yapma imkanı da sunacak.

İnceleme yapmak isteyenler için: sgm.sakarya.edu.tr

Üniversitenin kurduğu siber güvenlik ekosistemi, öğrencilere çok yönlü bir gelişim fırsatı sağlıyor:

  • Akademik ve Endüstriyel İşbirlikleri: Sanayi firmaları ve araştırma merkezleriyle ortak projeler yürütülmektedir.
  • Uygulamalı Eğitim: Öğrenciler, EPDK eğitimleri gibi sektöre yönelik özel programlara katılma ve test yatağı merkezlerinde gerçek dünya senaryoları üzerinde çalışma fırsatı bulmaktadır.
  • Öğrenci Liderliğinde Gelişim: SAUSiber öğrenci topluluğu, düzenlediği hackathon’lar, kamplar, haftalık siber bültenler ve lise düzeyinde verdiği farkındalık eğitimleri ile ekosistemin dinamizmini artırmaktadır.

Sakarya Üniversitesi’nin siber güvenlik yolculuğu, tematik bir alandan tam teşekküllü bir mühendislik bölümüne uzanan bu vizyoner adımla, ülkenin siber güvenlik alanındaki insan kaynağı ihtiyacını karşılamada ve ulusal güvenliğe katkı sunmada kilit bir rol oynayacağını göstermektedir.

Siber Güvenlik Mühendisliği bölümü de 2014 yılından itibaren günümüze kadar 11 yıl boyunca yapılan çalışmalar ve faaliyetler kapsamında elde edilen birikim, tecrübe ve uzmanlık sonucunda açılmıştır. 

Google Fotoğraflar, büyük bir yapay zeka takviyesi alıyor!

Google tarafından yapılan açıklamaya göre, kullanıcılar artık fotoğraflarını anime, çizgi roman, eskiz veya 3D animasyon gibi farklı görsel stillerde “remix” edebilecek. Ayrıca, tek bir fotoğraftan kısa video klipler oluşturmak da mümkün olacak.

Bu yeni özellikler, Google Fotoğraflar’ın içerisinde yer alacak yeni “Create” (Oluştur) sekmesi altında toplanacak. Kullanıcılar burada yalnızca yapay zekâ destekli araçlara değil, aynı zamanda kolaj oluşturma, vurgulu video yapma gibi klasik düzenleme araçlarına da erişebilecek. Yeni AI destekli araçlar sayesinde, 1.5 milyardan fazla kullanıcıya sahip Google Photos platformu, daha geniş bir kitleyi yaratıcı içerik üreticisine dönüştürmeyi hedefliyor.

Google, yeni özellikleri ilk etapta ABD’de Android ve iOS kullanıcılarına sunmaya başladı. Özelliklerin en dikkat çekiclerinden biri olan Photo to Video adlı yeni araç, Google’ın güçlü video modeli Veo 2’yi kullanarak tek bir fotoğrafı hareketli bir videoya dönüştürebiliyor. Kullanıcılar, “Subtle movements” (Hafif hareketler) ya da “I’m feeling lucky” (Şansımı denemek istiyorum) gibi iki seçenek arasından birini seçerek fotoğraflarına 6 saniyelik kısa videolar oluşturabiliyor.

Benzer teknoloji, daha önce MyHeritage gibi uygulamalarda eski aile fotoğraflarını canlandırmak için kullanılmıştı. Google, bu teknolojiyi artık daha erişilebilir hale getirerek geniş kitlelere sunuyor.

Remix adlı diğer özellik ise Google’ın gelişmiş görüntü üretim modeli Imagen AI tarafından destekleniyor. Kullanıcılar, galerisinden herhangi bir fotoğrafı seçip farklı bir tarzda yeniden düzenleyebiliyor. Anime, çizgi roman veya 3D gibi stiller arasında geçiş yapmak sadece birkaç saniye sürüyor.

Bu özellik, önümüzdeki haftalarda ABD’de hem Android hem de iOS kullanıcıları için kullanılabilir hale gelecek. Üretilen görseller ve videolar, dijital olarak SynthID isimli görünmez bir filigranla işaretlenecek. Bu sayede içeriğin yapay zekâ ile üretildiği anlaşılabilecek. Görsel olarak da, tıpkı Gemini tarafından üretilen içeriklerde olduğu gibi belirgin bir filigran yer alacak.

Google, özellikleri kullanıcı geri bildirimlerine göre şekiilendirecek

Google, yeni özelliklerin halen “deneysel” aşamada olduğunu belirtiyor. Bu nedenle kullanıcıların içeriklere verdiği geri bildirimlerle sistemin sürekli olarak geliştirileceği vurgulanıyor. Şirket ayrıca YouTube Shorts için de benzer AI araçlarını duyurdu ve platformun yaz sonuna doğru daha gelişmiş video üretim modeli Veo 3’e geçeceğini açıkladı.

Google Fotoğraflar’ın yeni Create sekmesi ise ağustos ayında ABD’de tüm kullanıcılara açılacak. Sekmenin zaman içinde yeni araçlar ve deneysel özelliklerle güncellenmesi planlanıyor. Görünen o ki, Google’ın yapay zekâ yatırımları yalnızca metin değil, görsel ve video üretiminde de kullanıcıların günlük hayatına doğrudan dokunmaya başlıyor.

Perplexity, AI destekli tarayıcısı Comet ile devlere rakip olacak!

Çarşamba günü sınırlı sayıda kullanıcıya sunulan Comet, şirketin Google ve Microsoft gibi devlerle rekabet etme hedefinde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Comet, kullanıcıların Slack gibi kurumsal uygulamalara bağlanarak sesli ve yazılı komutlarla karmaşık sorular sormasına imkân tanıyor. Yayınlanan kısa tanıtım videosuna göre tarayıcı, kullanıcıların internette daha verimli gezinmesini ve bilgiyi daha kolay işlemesini amaçlıyor. Perplexity’nin “Comet’i internetin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak için geliştirdik.” açıklaması da bu vizyonu daha iyi ortaya koyuyor.

Yeni tarayıcı şimdilik yalnızca Perplexity Max abonelerine sunuluyor. Aylık ücreti 200 dolar olan bu hizmete yaz döneminde davetiye sistemiyle daha fazla kullanıcının erişmesi planlanıyor.

Perplexity, Comet için sürekli bir gelişim stratejisi izliyor

2023 yılında medya kuruluşlarını kaynak göstermeden içerik kopyalamakla suçlanan Perplexity, bu eleştiriler sonrasında yayıncılarla gelir paylaşımı modeli başlatmıştı. Şirket, bu uygulamayla hem içerik üreticilerini desteklemeyi hem de daha etik bir yapay zekâ platformu sunmayı hedefledi.

Mayıs ayında şirketin 14 milyar dolar değerlemeyle 500 milyon dolarlık yeni bir yatırım turuna girmesi bekleniyordu. Aynı dönemde Meta’nın da Perplexity’yi satın alma girişiminde bulunduğu ancak anlaşmanın gerçekleşmediği bildirilmişti.

Perplexity, yaptığı açıklamada Comet için “Kullanıcı geri bildirimleri doğrultusunda sürekli olarak yeni özellikler geliştireceğiz. Amacımız, insan merakını besleyen, doğru ve güvenilir bir yapay zekâ deneyimi sunmak.” ifadelerine yer verdi.

Yapay zekâ ve internetin kesişiminde konumlanan Comet, Perplexity’nin sadece bir arama motoru değil, aynı zamanda kapsamlı bir bilgi platformu oluşturma hedefinin ilk adımı olabilir.

Uber, kadın sürücü ve yolcuları eşleştiren yeni bir özelliği kullanıma sunuyor!

Uber uygulamasında yer alan yeni özellik sayesinde, kadın yolcular uygulama ayarlarından kadın sürücülerle eşleşmeyi tercih edebilecek. Benzer şekilde kadın sürücüler de yalnızca kadın yolcuları taşıma seçeneğine sahip olacak.

Uber’in ABD ve Kanada Operasyonları Başkan Yardımcısı Camiel Irving, bu yeniliğin amacını “Kadınlara daha fazla seçenek, kontrol ve konfor sunmak” olarak özetliyor.

Şirket, bu özelliğin eşleşmeyi garanti etmese de, kadınların kadınlarla eşleşme ihtimalini büyük ölçüde artıracağını belirtti. Pilot uygulama ilk etapta Los Angeles, San Francisco ve Detroit’te başlatılacak. Uber, aynı özelliği daha önce Fransa, Almanya ve Arjantin gibi ülkelerde test ettiğini de açıkladı.

Kadınlar için daha güvenli bir yolculuk ortamı hedefleniyor

Son hamle, Uber’in bu alandaki ilk girişimi değil. Şirket, 2019 yılında Suudi Arabistan’da kadın sürücülere yönelik kadın yolcu tercihi özelliğini devreye almıştı. Bu özellik daha sonra 40’a yakın ülkeye yayılmıştı. Uber’in 2015 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, ABD’deki sürücülerinin yaklaşık %20’si kadındı.

Uber ve rakibi Lyft, yıllardır cinsel taciz ve saldırı vakalarıyla ilgili güvenlik endişeleriyle karşı karşıya. Şirketler, bu eleştirilerin ardından çeşitli güvenlik önlemleri geliştirdi. Uber son yıllarda, gençler için ayrı hesaplar ve yolcu kimlik doğrulaması gibi güvenlik odaklı özellikleri hayata geçirdi. Lyft ise 2023 sonunda kadınların ve farklı cinsel yönelimlere sahip yolcuların eşleştirilmesini sağlayan benzer bir özellik sunmuştu.

Yeni kadın tercihli eşleştirme seçeneği, hem kadın sürücülerin daha rahat çalışmasını hem de kadın yolcuların kendilerini daha güvende hissetmelerini amaçlıyor. Bu adım, dijital ulaşım platformlarının kullanıcı güvenliğini önceleyen politikalarının daha da yaygınlaşmasına öncülük edebilir.

Fas, yenilenebilir enerjili veri merkezi kurmaya hazırlanıyor!

Projeyi duyuran Fas Dijital Dönüşüm Bakanı Amal El Fallah Seghrouchni, merkezin tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışacağını açıkladı. Ancak yatırımın maliyeti ve zaman çizelgesine ilişkin henüz detay verilmedi.

Bu adım, Fas’ın dijital egemenlik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bakan Seghrouchni, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bu veri merkezi ağı sayesinde krallık sadece dijital egemenliğini pekiştirmiyor, aynı zamanda Afrika’ya hizmet eden bölgesel bir dijital merkez olma vizyonunu da ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

Dijitalleşme için önemli bir bütçe ayrıldı

Fas, 2024–2026 yılları arasında dijital modernizasyon stratejisi kapsamında 11 milyar dirhamlık (yaklaşık 1,22 milyar dolar) yatırım yapmayı planlıyor. Bu strateji yapay zekâ uygulamalarını, fiber optik altyapının yaygınlaştırılmasını ve kamu-özel sektör iş birliğinde geliştirilen dijital çözümleri kapsıyor.

Krallık, ilk veri merkezini Ocak ayında Mohammed VI Politeknik Üniversitesi’nde devreye almıştı. Bu merkez, yerli kamu ve özel kuruluşlara bulut hizmetleri sunmaya devam ediyor.

Goodman Group veri merkezi

Fas, jeopolitik konumuyla büyük önem arz ediyor

Fas’ın veri merkezi yatırımını yenilenebilir enerjiyle desteklemesi, sürdürülebilir dijital dönüşüm için örnek teşkil ediyor. Dakhla, hem Atlantik kıyısında yer alması hem de yüksek güneş ve rüzgâr potansiyeline sahip olmasıyla enerji maliyetleri açısından avantaj sağlıyor. Ayrıca Batı Sahra’daki bu girişim, bölgedeki Fas egemenliğine ekonomik ve teknolojik anlamda katkı sağlayabilir.

Küresel ölçekte birçok ülke, hassas verilerini ulusal sınırlar içinde tutmak için veri merkezleri inşa ediyor. Fas’ın bu stratejik hamlesi, hem veri güvenliği açısından önemli bir adım hem de Afrika kıtasında büyüyen dijital pazarın geleceğinde önemli bir oyuncu olma iddiasının göstergesi.