Çinli elektrikli araç üreticisi BYD, geliştirdiği ileri seviye sürüş destek sistemi God’s Eye’ın yeteneklerini sergilemek amacıyla süper otomobili Yangwang U9’u sürücüsüz olarak yarış pistine çıkardı. Hunan Zhuzhou Uluslararası Yarış Pisti’nde gerçekleştirilen bu test, aracın gündüz koşullarında otonom sürüş kabiliyetini gözler önüne sererken, BYD aynı denemeyi gece de tekrarlayarak sistemin yalnızca gün ışığıyla sınırlı olmadığını kanıtladı.
BYD’nin yeni otomobili, pisti sürücüsüz bitirdi
Yangwang U9’un sürüşünü sağlayan God’s Eye A, BYD’nin en gelişmiş otonom sürüş sistemi olarak öne çıkıyor. Şirket kısa süre önce, 9500 dolarlık Seagull dahil tüm modellerinde God’s Eye teknolojisini kullanacağını açıklamıştı. BYD’nin otonom sürüş çözümleri, donanım ve işlem gücüne göre A, B ve C olmak üzere üç ayrı kategoriye ayrılıyor. Seagull gibi uygun fiyatlı modellerde DiPilot 100 olarak adlandırılan God’s Eye C sistemi yer alırken, en üst seviye olan God’s Eye A, Yangwang U9 gibi modellerde bulunuyor.
BYD’nin yeni otomobili, pisti sürücüsüz bitirmeyi başardı.
Bu sistemler arasındaki farklar kullanılan donanıma göre belirleniyor. Örneğin, God’s Eye C yalnızca kamera tabanlı bir sistem olup milimetrik dalga radarı ve ultrasonik sensörlerle desteklenirken, God’s Eye A ise üç Lidar sensörüne sahip ve 600 TOPS işlem gücüne ulaşabiliyor. Özellikle gelişmiş donanımları sayesinde en yüksek seviye hassasiyet sunan God’s Eye A, tam otonom sürüşe en yakın sistem olarak öne çıkıyor.
Çinli otomobil üreticileri, elektrikli araç pazarındaki liderliklerini otonom sürüş teknolojileriyle pekiştirmeyi hedefliyor. 2025 yılı itibarıyla şirketlerin bütçelerinde yapay zeka destekli sürüş sistemleri öncelikli hale gelirken, BYD bugüne kadar sürüş destek sistemlerinin performansı konusunda eleştiriliyordu. Ancak şirket, yeni God’s Eye teknolojisiyle bu algıyı değiştirmeyi ve rakiplerine karşı önemli bir avantaj elde etmeyi amaçlıyor.
Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, kuantum ışınlama teknolojisini kullanarak iki kuantum bilgisayarı arasında veri aktarımı yapmayı başardı. Bu önemli gelişme, kuantum bilgisayarların daha büyük sistemler oluşturabilmesi için bir dönüm noktası olabilir. Deneyde, iki kuantum bilgisayar arasında yaklaşık iki metre mesafe vardı. Ancak, kuantum dolanıklık sayesinde, mesafenin teorik olarak bir önemi olmadığı belirtiliyor ve bu durum, gelecekte gezegenler arası kuantum ağlarının mümkün olabileceğini gösteriyor.
Kuantum ışınlama teknolojisi ile veri transferi gerçekleştirildi
Kuantum ışınlama, kuantum dolanıklık fenomenine dayalı olarak çalışıyor. Bu fenomen, iki parçacığın birbirinden uzak olmasına rağmen, birinin durumunun değişmesiyle diğerinin durumunun da anında değişmesini sağlıyor. Bu özellik, kuantum bilgisayarları arasında veri aktarımı için kullanılabiliyor. Deneyde, her biri bir stronsiyum ve bir kalsiyum iyonu içeren iki iyon tuzağı kullanıldı. Bu tuzaklar arasındaki optik kablolarla yapılan veri transferi, lazerler aracılığıyla başlatıldı.
Araştırmacılar, bu deneyde her lazer atışında dolanıklığın her zaman başarıyla gerçekleşmediğini ancak iyonların durumunun bozulmadığını keşfetti. Bu, deneyin tekrarlanabilirliğini sağladı. Dolanıklığın başarılı olduğu durumlarda, fotonlar yayılmaya başladı ve bu, kuantum ışınlamanın başarılı bir şekilde gerçekleştiğini gösterdi. Ayrıca, Grover algoritması kullanılarak yapılan testlerde, kuantum ağı %70 doğruluk oranı ile başarılı hesaplamalar gerçekleştirdi. Araştırmacılar, hata oranlarının kuantum ışınlamadan değil, yerel donanım işlemlerinden kaynaklandığını belirtti.
Bu buluş, gelecekte kuantum interneti olarak bilinen ultra güvenli ve yüksek kapasiteli ağların temelini atabilir. Kuantum bilgisayarlar arasında hatasız veri aktarımı sağlanması, kriptografi, yapay zeka, büyük veri analizi ve ilaç keşfi gibi pek çok alanda devrim yaratabilir. Ancak, mevcut deneyler hala optik kablolarla sınırlı ve kuantum gürültüsünün uzun mesafelerde fiber optik altyapıyı nasıl etkileyeceği belirsizliğini koruyor. Buna rağmen, bu gelişme, kuantum bilgisayarların daha büyük bir ekosistem oluşturmasına ve klasik bilgisayarlarla kıyaslanamayacak hız ve doğrulukta işlemler gerçekleştirmesine olanak tanıyabilir.
Tesla, Şanghay’daki Megapack batarya fabrikasında üretime başladığını duyurdu. Bu, şirketin ABD dışındaki ilk batarya üretim tesisi olma özelliğini taşıyor. 2024 yılı Mayıs ayında inşaatına başlanan tesis, Aralık 2024’te tamamlanarak üretime geçiş yaptı. Şanghay’daki tesiste, Tesla’nın büyük ölçekli enerji depolama sistemi (BESS) olan Megapack’ler üretilecek. Her bir Megapack ünitesi 38 ton ağırlığında olup, yaklaşık 3.600 haneye bir saat boyunca enerji sağlayabilen 3,9 MWh enerji depolama kapasitesine sahip.
Tesla’nın yeni Megapack batarya fabrikası faaliyete geçti
Tesla’nın Şanghay fabrikasında hedeflenen üretim kapasitesi, 2025’in ilk çeyreğinde yıllık 10.000 Megapack ünitesine ulaşmak. Bu da yıllık 40 GWh enerji depolama kapasitesine denk geliyor. Tesla, bu tesis sayesinde küresel enerji depolama pazarındaki etkisini artırmayı hedefliyor. Şirketin son mali raporları, enerji depolama işinin artan önemini ortaya koyuyor. 2024’te Tesla, enerji depolama bölümünden %67 artışla 10,86 milyar dolar gelir elde ederken, otomotiv geliri ise %6 düşüş gösterdi.
Yenilenebilir enerjinin artan kullanımıyla enerji depolamanın önemi de giderek arttı. 2024’te küresel enerji depolama kapasitesinin %76 oranında artarak 69 GW/169 GWh seviyesine ulaşması bekleniyor. Çin ise bu büyümede önemli bir oyuncu olarak dikkat çekiyor. Tesla, Çin’deki büyük pazardan daha fazla pay alabilmek için Şanghay’daki Megapack tesisini stratejik bir merkez olarak kullanmayı planlıyor.
Ancak Tesla, artan rekabet ve fiyat baskılarıyla da karşı karşıya. Megapack’in maliyeti, 2024’ün başında 4,56 CNY/Wh iken, 2025’in başında bu rakamın 2,23 CNY/Wh’ye düşmesi bekleniyor. Fakat Çinli üreticiler, Tesla’nın fiyatlarının çok altına inebilen fiyatlarla enerji depolama sistemleri sunabiliyor. Tesla, Şanghay’daki tesisiyle maliyetleri daha da düşürmeyi ve Çinli rakipleriyle daha iyi rekabet etmeyi hedefliyor.
Honor, DeepSeek-R1 teknolojisini cihazlarına entegre etmeye başladığını resmen duyurdu. Huawei’den ayrılarak bağımsız bir marka haline gelen Honor, yapay zeka (AI) alanındaki gelişmeleri hızla sürdürürken, bu kez DeepSeek-R1 modelini akıllı telefonlarına ve dizüstü bilgisayarlarına entegre ediyor.
DeepSeek, resmen Honor cihazlara entegre oluyor
DeepSeek, ChatGPT’nin belki de en büyük rakiplerinden biri olarak Ocak ayında piyasaya sürdüğü sohbet botuyla büyük bir dikkat çekmişti. Hem düşük maliyeti hem de yüksek performansı ile teknoloji dünyasında yankı uyandıran bu model, şimdi Honor cihazlarında da kullanılmaya başlanacak.
Honor, kendi akıllı asistanı YOYO’nun yeni sürümünde DeepSeek-R1’in kullanıldığını duyurdu. YOYO’nun aylık 130 milyon aktif kullanıcısı olduğu belirtiliyor ve bu yeni entegrasyon, doğal dil işleme, bağlamsal anlama ve mantıksal akıl yürütme gibi alanlarda önemli gelişmeler vaat ediyor. Bu sayede, Honor kullanıcıları daha sezgisel, akıllı ve kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşamayı bekleyebilirler. DeepSeek’in entegrasyonu, kullanıcıların cihazlarıyla etkileşimde daha verimli ve doğal bir deneyim sunmayı amaçlıyor.
DeepSeek-R1, MagicOS 8.0 ve üzeri sürümlere sahip Honor telefonlarında kullanılabilecek. Kullanıcıların, YOYO asistanını 80.0.1.503 sürümüne güncellemeleri gerekiyor. Ancak, şu anda bu entegrasyon yalnızca Çin pazarında mevcut ve küresel pazara ne zaman yayılacağı konusunda henüz net bir bilgi bulunmuyor. Bu gelişme, yapay zeka alanında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve Honor’un akıllı cihaz deneyimlerini daha da güçlendirmeyi hedeflediğini gösteriyor.
TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (TÜBİTAK SAGE) tarafından geliştirilen ve Türkiye’nin ilk yerli görüş ötesi hava-hava füzesi olma özelliği taşıyan GÖKDOĞAN, gerçekleştirilen test atışıyla önemli bir eşiği daha başarıyla geçti. F-16 savaş uçağından ateşlenen füze, havadaki hedefini tam isabetle vurdu. Bu gelişme, Türkiye’nin hava savunma ve taarruz kapasitesini artıran kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’nin ilk yerli hava-hava füzesi GÖKDOĞAN, testi geçmeyi başardı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, GÖKDOĞAN’ın test atışında hedef uçağı başarıyla vurduğunu duyurdu. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ise GÖKDOĞAN’ın, havadan havaya füze yeteneğinin stratejik önemini vurgulayarak, bu başarının Türkiye’nin hava hakimiyeti ve caydırıcılığı açısından kritik bir kazanım olduğunu belirtti.
GÖKDOĞAN füzesi şu an için F-16 savaş uçaklarından ateşlenerek test ediliyor, ancak ilerleyen süreçte insansız hava araçlarına (İHA) da entegre edilmesi planlanıyor. Türkiye’nin geliştirdiği bir diğer hava-hava füzesi olan BOZDOĞAN, kısa menzilli görüş içi (WVR) angajmanlar için geliştirilirken, GÖKDOĞAN, görüş ötesi menzilli (BVR) bir füze olarak daha uzun mesafelerden angajman yapma kabiliyetine sahip. Her iki füzenin de yerli olarak geliştirilen MURAD AESA radarının İHA’lar için optimize edilmiş versiyonuyla entegre edilerek kullanılacağı ifade ediliyor.
ABD üretimi AIM-120 AMRAAM muadili olarak geliştirilen GÖKDOĞAN, katı hal yakıt teknolojisine sahip ve aktif radar (AR) arayıcı başlığı ile donatılmış durumda. Bu sayede “ateşle ve unut” prensibiyle çalışabilen füze, çoklu hedef angajmanı, fırlatma sonrası kilitleme (LOAL) ve geniş açılardan hedefe angaje olma gibi gelişmiş yeteneklere sahip. Elektronik harp ortamlarında etkin çalışabilecek şekilde tasarlanan GÖKDOĞAN, karıştırma kaynaklarına yönlendirilebilir özelliği ile rakip sistemlere karşı üstünlük sağlıyor.
Yaklaşık 65 kilometrelik etkileyici bir menzile sahip olan füze, 4+ Mach hızında seyredebilmesiyle öne çıkıyor. Bu teknik özellikler, GÖKDOĞAN’ın Türkiye’nin hava savunma kapasitesine büyük bir katkı sağladığını gösterirken, aynı zamanda uluslararası arenada rekabetçi bir füze sistemine sahip olunduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki yerlileşme hamlesinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilen bu başarılı test, hava-hava mühimmatları konusunda dışa bağımlılığı azaltma hedefinde önemli bir aşama kaydedildiğini ortaya koyuyor.
ABD’nin yapay zeka çiplerine getirdiği kısıtlamalar, Deepseek ve diğer Çinli şirketlerin gelecekteki rekabet şansını ciddi şekilde etkileyebilir. Deepseek’in OpenAI ve Google gibi devlerle rekabet eden bir yapay zeka modeli geliştirmesi, özellikle donanım açısından kısıtlı olduğu düşünüldüğünde büyük bir başarı olarak değerlendiriliyor. Ancak yapılan analizler, şirketin aslında Nvidia’nın en güçlü GPU’larına dolaylı yollardan eriştiğini gösteriyor. Şu an için Deepseek’in H800 ve H20 modellerinin yanı sıra H100 çiplerini de kullanarak yapay zekasını eğittiği belirtiliyor. Bu durum, Nvidia’nın en üst düzey GPU’ları olmadan da rekabetçi modeller geliştirilebileceği yönündeki ilk iddiaların gerçeği tam olarak yansıtmadığını ortaya koyuyor.
ABD’nin çip ambargosu, Çinli yapay zeka şirketlerine zarar verecek
Çinli şirketler, GPU’lara erişim sağlamak için farklı yöntemler kullanıyor. Bunların başında, bulut hizmetleri sunan şirketlerden GPU kiralamak geliyor. Örneğin, ByteDance’in Google ve Oracle gibi büyük bulut sağlayıcılardan geniş çapta GPU kiraladığı biliniyor. Ayrıca Singapur gibi üçüncü taraf ülkeler üzerinden dolaylı satın alımlar da Çin’in GPU engelini aşmasına yardımcı oluyordu. Ancak Joe Biden’ın görev süresi bitmeden imzaladığı yeni düzenleme, bu dolaylı yöntemlere ciddi sınırlamalar getirerek Amerikalı şirketlerin AI çiplerini yurt dışına kiralamasını ve satmasını daha da zorlaştırdı.
Bu yeni yaptırımların Deepseek ve ByteDance gibi şirketler üzerinde uzun vadede büyük bir baskı oluşturması bekleniyor. Mevcut GPU stoklarıyla kısa vadede bir sorun yaşanmayabilir, ancak birkaç yıl içinde yeni nesil yapay zeka modellerinin geliştirilmesi için daha fazla işlem gücüne ihtiyaç duyulacak. Mevcut kısıtlamalar devam ederse, Çinli şirketlerin Batılı rakipleriyle aynı hızda ilerleyememesi olası görünüyor. Özellikle internet üzerinden büyük ölçekli AI hizmetleri sunmak giderek daha fazla donanım gerektirdiği için bu şirketlerin rekabet avantajını sürdürmesi zorlaşabilir.
Öte yandan, Deepseek gibi şirketler yazılım ve model verimliliğini artırarak bu açığı kapatmaya çalışıyor. Ancak yapay zeka teknolojisinde Jevons Paradoksu geçerli olduğundan, verimlilik artsa bile toplam işlem gücü ihtiyacı da büyümeye devam ediyor. Bu nedenle, birkaç jenerasyon sonra Çinli şirketler için en büyük engelin GPU kıtlığı olacağı öngörülüyor. Ancak teknoloji dünyasında her şey hızla değiştiği için kesin tahminler yapmak zor. Çin’in bu kısıtlamaları aşmak için yeni stratejiler geliştirip geliştiremeyeceği önümüzdeki yıllarda netleşecek.
Ford, 2024 yılı itibarıyla elektrikli araç (EV) ve yazılım işinde 5,1 milyar dolar zarar ettiğini duyurdu. Bu rakam, bir önceki yılın 4,7 milyar dolarlık zararından daha yüksek. Şirket, elektrikli araç işinde 2025’te 5,5 milyar dolar daha zarar etmeyi öngörüyor. Ancak, Ford’un içten yanmalı araç satışları sayesinde yıl sonunda toplamda 5,9 milyar dolar net gelir ve 10,2 milyar dolar düzeltilmiş kazanç elde etti. Bu, Ford’un elektrikli araç işindeki zararları dengelemeye yardımcı olmuş olsa da, şirket maliyetli yeni araç lansmanları ve düşen araç fiyatları nedeniyle 2025’te kazancının 2 milyar doların üzerinde azalabileceğini belirtiyor.
Ford, 2024’te elektrikli araç departmanında rekor zarar etti
Ford, elektrikli araç pazarında General Motors gibi rakipleriyle kıyaslandığında geri planda kalıyor. GM, 2024’te yeni Chevy ve Cadillac modellerini piyasaya sürerken, Ford’un satışta yalnızca üç elektrikli aracı bulunuyor. GM’nin elektrikli araç birimi kârlılık gösterirken, Ford hala zarar etmeye devam ediyor.
Ford, yalnızca bataryalı elektrikli araçlar yerine şarj edilebilir hibrit araçlar ve genişletilmiş menzilli elektrikli araçlara da odaklanmayı planlıyor. Şirket, elektrikli üç sıralı SUV projesini iptal ettikten sonra, yeni nesil elektrikli kamyonet lansmanını 2027’nin sonlarına ertelemeyi tercih etti. Ayrıca 2026’da yeni bir elektrikli ticari van ve 2027’de orta boy bir elektrikli SUV sunmayı hedefliyor.
Öte yandan, Ford’un CEO’su Jim Farley, ABD Başkanı Donald Trump’ın Meksika ve Kanada’dan ithalata %25 oranında gümrük vergisi getirme tehdidinin şirketin maliyetlerini artıracağını belirtiyor. Ayrıca, Biden dönemi elektrikli araç teşviklerinin sona ermesiyle ilgili endişeler de bulunuyor. Farley, uzun vadeli gümrük vergilerinin yalnızca Ford’a değil, genel olarak ABD otomotiv sektörüne de zarar vereceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Samsung, Exynos 2500 yonga setinin çıkış tarihiyle ilgili önemli bir açıklama yaptı. Uzun süredir sızıntılarla gündemde olan bu işlemci, daha önce Galaxy S25 serisinde yer alması beklenirken, yalnızca Snapdragon 8 Elite işlemcisiyle tanıtılan Galaxy S25 modellerinin ardından geri planda kalmıştı. Bu süreçte, Samsung’un 3nm GAA üretim sürecinde yaşadığı düşük verimlilik sorunları da gündeme gelmişti. Ancak son gelişmelere göre, Exynos 2500 için hazırlıklar hızla devam ediyor ve bu işlemci, 2025 yılının ikinci yarısında piyasaya sürülecek.
Samsung Exynos 2500 işlemcinin çıkış tarihi ortaya çıktı
Samsung’un çip geliştirme birimi LSI, Exynos 2500’ün optimize edildiğini ve yılın ikinci yarısında duyurulacağını belirtti. Yonga setinin hangi cihazda kullanılacağı ise henüz kesinleşmiş değil. Ancak, Galaxy S25 serisinin dışında kalan Exynos 2500’ün, özellikle Galaxy Z Flip 7 ile çıkabileceği konuşuluyor.
Bu, Samsung için çip maliyetlerini düşürme açısından önemli bir adım olabilir. Ancak, Geekbench 6 testlerinde yapılan karşılaştırmalara göre, Exynos 2500’ün tek çekirdek ve çok çekirdek performansı, Snapdragon 8 Elite’in gerisinde kalıyor. Gerçek dünya kullanımında bu farkın ne kadar hissedileceği belirsiz olsa da, Samsung’un Exynos serisini rakipleriyle daha rekabetçi hale getirmesi gerektiği aşikar.
Samsung, önümüzdeki yıllarda 3nm GAA üretim sürecindeki verimliliği artırarak Exynos çiplerine daha fazla ağırlık vermeyi planlıyor. Bu strateji doğrultusunda, 2026’da çıkacak Galaxy S26 serisinin tamamen Exynos tabanlı olabileceği söylentileri de gündeme gelmiş durumda. Ancak kısa vadede Exynos 2500’ün rekabet gücü, teknoloji dünyasında merakla beklenen bir konu olmaya devam edecek.
OpenAI CEO’su Sam Altman, geçtiğimiz saatlerde şirketin yapay zeka yol haritasını açıkladı. Altman, GPT-4.5’in (kod adı: Orion) yakında piyasaya sürüleceğini ve bunun OpenAI’ın son “zincirleme düşünme” içermeyen modeli olacağını belirtti. Ardından, GPT-5’in daha kapsamlı ve birleşik bir yapıya sahip olacağı ifade edildi. Peki GPT-5 ne zaman geliyor? Ayrıntılar haberimizde…
OpenAI gelecek planlarını açıkladı: GPT-4.5 ve GPT-5 yolda!
Öncelikle, Altman’a göre GPT-4.5 (Orion), GPT-5’ten önceki son büyük güncelleme olacak. Bu model, mevcut sistemlerin geliştirilmiş bir versiyonu olacak ve daha iyi dil işleme yetenekleri sunacak. Ancak OpenAI, “model seçme” (model picker) özelliğinden rahatsız olduğunu ve gelecekte daha birleşik bir yapay zeka sistemi oluşturmayı düşünüyor.
Altman, GPT-4.5 ve GPT-5’in çıkış tarihleri hakkında kesin bir bilgi vermese de, önümüzdeki haftalar veya aylar içinde piyasaya sürülebileceğini ima etti. Aslında, GPT-5’in en önemli özelliği, OpenAI’nin tüm teknolojilerini tek bir sistemde birleştirecek olması. Altman, bu modelin “o-serisi” ve “GPT-serisi” sistemlerini birleştirerek, farklı görevler için en uygun düşünme sürecini kullanabileceğini söyledi. Yeni sistemin kullanıcı erişimi şu şekilde olacak:
ChatGPT Plus aboneleri, daha gelişmiş bir yapay zeka seviyesine erişebilecek.
Pro aboneler ise en yüksek zeka seviyesinde GPT-5 modelini kullanabilecek.
Ayrıca, OpenAI’nin daha önce tanıttığı o3 modeli, bağımsız bir model olarak sunulmayacak ve GPT-5’in bir parçası olacak. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz…
Yapay zeka, son dönemde önemli bir dönemece girdi. Fudan Üniversitesi’nden bilim insanları, yapay zekanın insan müdahalesi olmadan kendini kopyalayabilme yeteneğine sahip olduğunu gösterdi. Bu buluş, Meta ve Alibaba’nın büyük dil modelleri (LLM) kullanılarak gerçekleştirilen deneylerle ortaya kondu. Yapılan testlerde, Meta’nın Llama3-70B-Instruct modeli ve Alibaba’nın Qwen2.5-72B-Instruct modeli, kendilerini kopyalamayı başardı. Özellikle, yapay zekanın zincirleme çoğalma yeteneği, bu teknolojinin potansiyel tehlikelerini gözler önüne seriyor.
Yapay zeka, artık kendini kopyalayabiliyor
Araştırma, yapay zekanın “kapanmadan kaçınma” ve “zincirleme çoğalma” senaryolarını test etti. Sonuçlar, bu yapay zekaların sistemdeki hataları düzeltebildiği, eksik dosyaları tamamlayabildiği ve hatta bazı işlemleri sonlandırarak sistemdeki çakışmaları giderebildiğini gösterdi.
Bu buluş, yapay zekanın evrimiyle ilgili kritik bir eşik olduğunu düşündürüyor. Uzmanlar, bu tür gelişmelerin, yapay zekaların kendilerini kopyalayarak hayatta kalma kabiliyetlerini artırabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte, “başıboş yapay zeka” (rogue AI) riskine dair endişeler de artıyor. Bu tür yapay zekaların, öz farkındalık ya da özerklik kazanarak insan çıkarlarına karşı çalışabilecekleri uyarıları yapılıyor.
Bu bulgular, yapay zekanın gelişiminin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini ve bu teknolojinin güvenlik sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Bu alandaki ilerlemeler, sınır yapay zekası (frontier AI) olarak adlandırılan yeni nesil yapay zeka sistemlerinin ortaya çıkmasıyla daha da önem kazanıyor. Bu gelişmelerin, yapay zekanın gelecekteki yönelimleri ve güvenlik stratejileri üzerinde büyük etkileri olabilir.
BYD‘nin premium markası Denza, Z9 GT modeliyle paralel park sorununa son derece yenilikçi ve havalı bir çözüm sunuyor. Özellikle yeni sürücüler için zorlayıcı olabilen paralel park işlemi, Denza Z9 GT’nin sahip olduğu gelişmiş elektrik motoru kontrol sistemi sayesinde oldukça kolay bir hale geliyor. Geleneksel park sensörleri ve geri görüş kameraları sürücülere yardımcı olsa da, bu modelin sunduğu sistem, doğrudan aracın hareket mekaniğini değiştirerek işi tamamen farklı bir seviyeye taşıyor.
Bu Çinli otomobil, paralel park sorunu için çözüm sunuyor
Denza Z9 GT, 100 kWh kapasiteli batarya paketi, üç elektrik motoru ve yaklaşık 1.000 beygir gücüyle dikkat çeken bir elektrikli spor otomobil. Ancak onu farklı kılan asıl özellik, park manevrası yaparken sunduğu özel bir teknoloji. Araçta bulunan üç motorun ikisi arka tekerlekleri kontrol ediyor ve yazılımla bağımsız olarak yönlendirilebiliyor. Bu sayede aracın ön tarafı sabit kalırken, arka kısmı yana doğru kaydırılarak park işlemi gerçekleştiriliyor.
Bu Çinli otomobil, paralel park sorununa çözüm getirdi.
Sistem şu şekilde çalışıyor: Öncelikle sürücü, park yerine aracın ön tarafını çapraz bir şekilde sokuyor. Ardından, bilgi-eğlence ekranında gösterilen sistem devreye girerek arka tekerleklerin açısını ayarlıyor. Motorlar, arka tekerleklere zıt yönlerde tork uygulayarak, tekerleklerin birbirine ters hareket etmesini sağlıyor. Aynı anda, ön tekerlekler aracı geri kaymaktan koruyacak şekilde öne doğru yönlendiriliyor ve en dıştaki ön tekerlek sabit bir pivot noktası oluşturarak arka kısmın yana doğru kaymasına olanak tanıyor. Böylece araç, herhangi bir ileri-geri manevra yapmadan doğrudan park yerine oturuyor.
Bu inovatif park çözümü, paralel park konusunda sıkıntı yaşayan sürücüler için oldukça cazip bir özellik. Ancak sistemin uzun vadeli kullanımda lastik aşınmasını artırabileceği belirtiliyor. Özellikle arka tekerleklerin zıt yönlerde dönmesi nedeniyle lastikler normalden daha hızlı yıpranabilir. Bununla birlikte, özelliğin ölçülü kullanımıyla bu etkinin en aza indirilebileceği düşünülüyor. Yine de, bu teknolojinin hem sürücülere kolaylık sağlayacağı hem de park esnasında çevredeki insanlara oldukça etkileyici bir gösteri sunacağı kesin.
Yapay zeka teknolojilerinin hızla benimsenmesi, yarı iletken endüstrisinde büyük bir büyüme dalgası yarattı. 2024 yılında küresel yarı iletken gelirleri, yüzde 18,1 artışla 626 milyar dolara ulaştı ve analistlere göre bu rakam 2025 yılında 705 milyar doları aşacak. Bu büyümenin arkasındaki en büyük itici güç, veri merkezleri ve sunucular için geliştirilen yapay zeka çipleri oldu. Büyük dil modelleri (LLM) ve üretken yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması, yüksek işlem gücü gereksinimini artırarak AI hızlandırıcılara olan talebi rekor seviyelere çıkardı.
Yapay zeka, yarı iletken endüstrisini büyütüyor
Pazarın lideri konumundaki Samsung, 66,5 milyar dolarlık gelirle yarı iletken sektöründe zirveye yerleşirken, Intel 49,1 milyar dolarla ikinci sırada yer aldı. Nvidia ise AI çiplerine yönelik muazzam talep sayesinde yüzde 84’lük büyüme kaydederek 46 milyar dolarlık gelire ulaştı ve hem veri merkezi hızlandırıcıları hem de GeForce RTX serisi grafik kartlarıyla sektördeki konumunu güçlendirdi.
Bellek üreticisi SK Hynix, 42,8 milyar dolarlık geliriyle yüzde 86’lık büyüme kaydederek dördüncü sıraya yükseldi. Bellek yongaları, özellikle yapay zeka iş yüklerinin artışıyla GPU’lar kadar kritik bir hale geldi ve bu durum, DRAM ve NAND bellek gelirlerinde yüzde 75’in üzerinde bir artış yaşanmasına neden oldu.
Gartner analistlerine göre, yüksek bant genişliğine sahip bellekler (HBM), DRAM pazarının ana gelir kaynaklarından biri olmaya devam edecek. Özellikle yapay zeka ve veri merkezi odaklı uygulamaların daha yüksek performans gereksinimleri, HBM segmentinin büyümesini hızlandıracak. 2025 yılında HBM pazarının yüzde 66,3 büyüyerek 19,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Genel olarak, ilk 10 yarı iletken şirketinden dokuzu 2024 yılında rekor sonuçlar elde etti ve bu trendin 2025’te de devam etmesi öngörülüyor.
Bibby Marine, denizcilik sektöründe devrim niteliğinde bir projeye imza atıyor. Şirket, dünyanın ilk tamamen elektrikli CSOV (Commissioning Service Operation Vessel) gemisini inşa etmek için İspanyol tersanesi Armon ile sözleşme imzaladı. Bu gemi, özellikle açık deniz rüzgar enerjisi endüstrisi için tasarlanmış olup, 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Gemi, 25MWh kapasiteli Corvus Energy Blue Whale Batarya Enerji Depolama Sistemi (BESS) ile donatılacak.
Dünyanın ilk tamamen elektrikli CSOV gemisi tasarlanıyor
Bu, denizcilik sektöründe kullanılan en büyük Lityum Demir Fosfat (LFP) batarya sistemi olacak. Böylece gemi, tüm operasyonlarını tamamen elektrik gücüyle sürdürebilecek ve operasyon süresince sıfır emisyon üretecek.
Dünyanın ilk tamamen elektrikli CSOV gemisi tasarlanıyor.
Gemi, sadece elektrikli olmanın ötesinde, çift yakıtlı metanol motorlarıyla da desteklenecek. Bu motorlar, geminin operasyonel menzilini artıracak ve güvenilirliğini sağlayacak. Metanol, geleneksel deniz dizeline kıyasla daha düşük çevresel etkiye sahip olduğu için, bu sistem emisyonları azaltma konusunda önemli bir rol oynayacak. Ayrıca, gemi, enerji kullanımını optimize eden bir DC şebeke güç dağıtım sistemiyle donatılacak ve yapay zeka ile dijitalleşme teknolojileri kullanılarak operasyonel verimliliği artırılacak.
Bir başka dikkat çekici özellik ise, geminin açık deniz operasyonları sırasında dinamik pozisyonunu korurken bataryalarını şarj edebilme yeteneği olacak. Bu özellik, servis operasyon gemileri (SOV) pazarında bir ilk olarak değerlendiriliyor ve bu geminin sektördeki gelecekteki gelişmelere yön verecek potansiyeli bulunuyor.
Lyft’in hangi otomobil üreticisiyle ortaklık kuracağı ve hizmet başlatıldığında kaç adet sürücüsüz taksinin mevcut olacağı henüz belli değil. Otonom taksi pazarı, Lyft’in gelecek yıl Dallas’ta sürücüsüz yolculuklar sunacağını duyurmasıyla hareketlenmeye devam ediyor. Lyft otonom taksileri, şehre yeni bir ulaşım şekli sunacak.
Lyft otonom taksileri yaygınlaşıyor
Şehirdeki müşteriler, Lyft CEO’su David Risher’ın X’te yaptığı bir paylaşımla doğruladığı yeni anlaşmanın bir parçası olarak, Japon filo uzmanı Marubeni’ye ait olan ve İsrailli şirket Mobileye’nin teknolojisini kullanan Lyft üzerinden robotaksi rezervasyonu yapabilecek. Risher: “Geçtiğimiz Kasım ayında, @Lyft’e hazır otonom araçları platformumuza getirmek için @Mobileye ile iş birliğimizi paylaştık. Bugün, bu yolculuğa katılmak üzere dünyanın önde gelen otomotiv ve filo finansman şirketlerinden biri olan @Marubeni_Corp’u ağırlıyoruz. En geç 2026’da, @Mobileye AV teknolojisine sahip @Marubeni’ye ait arabalar Lyft platformunda CityofDallas’ta piyasaya sürülecek” dedi. Lyft otonom taksileri Dallas’ta yoğun ilgi görecek gibi duruyor.
Risher, Marubeni’nin çeşitli yan kuruluşları ve ortak girişimleri aracılığıyla 900.000’den fazla aracı yönettiğinin bildirildiğini ve Lyft’in Flexdrive kiralama ve filo biriminin içgörülerini “araçlardan en iyi şekilde yararlanmak” için kullanacağını söyledi. Bunların hangi araçlar olacağı henüz belli değil. Çünkü Lyft hangi otomobil üreticisiyle ortaklık kuracağını açıklamadı. Ancak Mobileye çözümleri, Volkswagen Grubu markaları, Nissan ve Ford’un da aralarında bulunduğu çok sayıda üreticinin otomobillerine takılıyor. Hizmet başladığında Dallas’ta kaç tane sürücüsüz taksinin mevcut olacağı henüz belli değil ancak Risher önümüzdeki aylarda daha fazla gelişmeyi paylaşacağına söz verdi. Lyft otonom taksileri konusunda daha fazla bilgi vermeyi planlıyor.
Lyft’in kararı, ABD genelinde otonom taksi pazarının önemli bir ivme kazandığını gösteriyor. Mevcut lider Waymo şu anda Phoenix , San Francisco , Los Angeles ve Austin’de faaliyet gösteriyor ve 2025’te Atlanta’da Uber ile yolculuklar sunacak, ayrıca 2026’da Miami’de lansman yapacak. Ayrıca bu yıl San Diego, Las Vegas ve New Orleans dahil olmak üzere 10 yeni ABD şehrinde test yapma planlarını da açıkladı. Lyft otonom taksileri, ABD genelinde rekabeti artıracak büyük bir yenilik olarak öne çıkıyor.
Hava taksi şirketi Archer Aviation, savunma sanayiine yönelik hibrit uçak platformunun gelişimini hızlandırmak için 300 milyon dolar topladı. Yeni finansman, BlackRock tarafından yönetilen fonlar da dahil olmak üzere kurumsal yatırımcılardan geldi. Archer, savunma uygulamaları için yeni nesil hibrit tahrikli VTOL (dikey kalkış ve iniş) araçları geliştirmek amacıyla geçen yılın sonlarında Archer Defense’i kurdu.
Hava taksi şirketi Archer
Yeni finansman, piller ve kompozitler de dahil olmak üzere üretim kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik. Archer’ın kurucusu ve CEO’su Adam Goldstein: “Savunmada gelişmiş dikey kalkışlı uçaklar için fırsatın başlangıçta beklediğimden önemli ölçüde daha büyük göründüğüne inanıyorum. Sonuç olarak, bu fırsatı ve daha fazlasını yakalamamıza yardımcı olmak için kompozitler ve piller gibi kritik yeteneklere yatırım yapmamıza yardımcı olacak ek sermaye topluyoruz” dedi.
Archer, Georgia eyaletinin Covington kentindeki uçan araç üretim tesisine taşınmak için oturma izni aldı. 38 bin 600 metrekarelik tesiste ilk üretimin 2025 yılı başında başlaması planlanırken, yıl sonuna kadar ayda iki adet eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) aracı üretilmesi planlanıyor. Arc adı verilen yüksek hacimli tesis, sermaye, ileri üretim teknolojisi ve uzmanlık yatırımı yapan otomobil üreticisi Stellantis ile işbirliği içinde inşa edildi. Archer, tesisin bu on yılın sonuna kadar yılda 650 hava taksisi üretmesini bekliyor ve tamamen elektrikli Midnight’ı da Arc tesisinde üretmeyi planlıyor. Archer Midnight, dört yolcu, bir pilot ve el bagajını taşıyabiliyor ve uçuşlar arasında 10 dakikalık pil şarj süresiyle 20 ila 50 mil arası yolculuklar hedefliyor.
Archer daha önce 430 milyon dolar ek öz sermaye toplamıştı ve toplanan toplam sermaye yaklaşık 2 milyar dolara ulaşmıştı. Söz konusu finansman, uzun vadeli destekçiler Stellantis ve United Airlines’ın yanı sıra kurumsal yatırımcılar Wellington Management ve Abu Dabi yatırım holding şirketi 2PointZero’dan geldi.
Intel, Panther Lake ve Wildcat Lake işlemcileriyle ilgili önemli yeni bilgiler sızdırıldı. Bu işlemciler, Intel’in yeni nesil mimarilerinin bir parçası olarak tasarlanıyor ve özellikle mobil platformlar için optimize edilecek. Panther Lake, Intel’in 18A üretim süreciyle üretilecek ve ilk olarak dizüstü bilgisayarlarda kullanılacak. Bu işlemciler, 2025’in ikinci yarısında piyasaya sürülecek olan Core Ultra 300 serisinin bir parçası olacak. Panther Lake işlemcilerinin, Intel’in önceki nesil Cougar Cove performans çekirdeklerinden güç alması bekleniyor ve bu sayede 16 çekirdeğe kadar bir yapı sunulacak.
Intel Panther ve Wildcat Lake işlemciler resmen sızdırıldı
Bu çekirdeklerin konfigürasyonu, 4 performans çekirdeği (P-Core), 8 verimlilik çekirdeği (E-Core) ve 4 düşük güç çekirdeğinden (LP-Core) oluşacak. Panther Lake işlemcileri, aynı zamanda 12 Xe3 GPU çekirdeği, 10 TOPS’a kadar yapay zeka performansı ve 12 PCIe 5.0 hattı desteği sunacak. Bu işlemcilerin GPU tarafında ise Intel’in Battlemage ailesinin halefi olan Celestial Xe-LPG mimarisine geçiş yapması bekleniyor; bu, grafik performansında önemli bir artış sağlayacak.
Wildcat Lake ise Panther Lake’in daha düşük konfigürasyonlu versiyonu olarak karşımıza çıkacak. Bu işlemciler, ultra taşınabilir dizüstü bilgisayarlar için optimize edilecek ve en üst modelinde 6 çekirdek bulunacak. Wildcat Lake, 2 performans çekirdeği, 0 verimlilik çekirdeği ve 4 düşük güçlü çekirdek (LP-Core) ile donatılacak. GPU tarafında ise 2 Xe3 çekirdeği yer alacak ve PCIe 4.0 desteği sunulacak. Bu özellikleriyle Wildcat Lake, daha fazla taşınabilirlik ve düşük güç tüketimi isteyen kullanıcılar için ideal olacak.
Intel, bu yeni işlemcilerle mobil cihazlar için performansı artırmayı hedefliyor ve grafik, yapay zeka gibi alanlarda büyük iyileştirmeler sunmayı amaçlıyor. Panther Lake’in en üst konfigürasyonu, güçlü işlemci ve grafik çekirdekleri ile hem oyun hem de içerik üretimi gibi yüksek performans gerektiren uygulamalarda önemli bir ilerleme sağlayacak. Wildcat Lake ise, taşınabilirlik ve batarya ömrü odaklı kullanıcılar için daha uygun bir seçenek olacak.
Finansal hizmetler kuruluşları yapay zekanın işlerini devrim niteliğinde değiştirme potansiyelini kabul ediyor. Aslında IDC , dünya çapında yapay zeka harcamalarının 2028’e kadar 632 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Finansal hizmetler sektörü bu miktarın en büyük kısmını (%20) oluşturacak. Ancak operasyonları basitleştirmenin ve müşteri deneyimini iyileştirmenin ötesinde, AI aynı zamanda ödeme işleme manzarasını da dönüştürmeye hazır. Özellikle, dolandırıcılık tespitini ve önlemeyi geliştirme ve işlemleri basitleştirme söz konusu olduğunda.
Yapay zeka ödeme güvenliği sağlıyor
Sahtecilik tespiti, güvenli ödeme sistemlerinin temel bir bileşenidir ve yapay zeka, sahtekarlık içeren işlemleri benzeri görülmemiş bir hız ve hassasiyetle azaltabilir. Mastercard’ın Asya-Pasifik bölgesindeki ürün ve inovasyondan sorumlu başkan yardımcısı Sandeep Malhotra: “Geçtiğimiz yıl, çeşitli kullanıcı tabanımız için 125 milyardan fazla ödeme işlemini korumak için yapay zekayı kullandık. Bu kadar büyük miktarda veriyi küresel ölçekte işleme ve izleme yeteneği, yapay zeka olmadan mümkün olmazdı” diyor.
Discover şirketinin blogunda, şu yeni uygulamaların finansal işlemlerin güvenliğini sağlamaya yardımcı olduğu belirtiliyor:
Verileri gerçek zamanlı olarak analiz edin ve sahtekarlık tekniklerindeki değişiklikleri belirleyerek işlemlerin haksız yere reddedilme riskini en aza indirin.
İşlemlerde gizli olabilecek tehditleri sürekli olarak tespit edin ve bunlara karşı savunma sağlayın.
Şüpheli işlemleri tespit edip işaretlemek için verileri hızla tarayarak müşterinizi tanıma çerçevelerinizi güçlendirin.
“Dolandırıcılığı” (bir kişinin meşru bir ücreti itiraz etmesi) tespit etmek için müşterilerin satın alma alışkanlıkları hakkında veri toplayın.
Salesforce ayrıca bankaların finansal işlem anlaşmazlıklarını daha verimli bir şekilde çözmelerine yardımcı olmak için 2024’te yapay zeka destekli bir çözüm piyasaya sürdü . Bu çözüm, üretken yapay zeka tabanlı müşteri iletişimi ve satıcılarla basitleştirilmiş iş akışlarını kapsıyor. Salesforce’un genel müdürü ve finansal hizmetler kıdemli başkan yardımcısı Eran Agrios:”Bu yeni yetenekler, tüm işlem anlaşmazlığı döngüsünü basitleştirip düzene sokarak bankaların olağanüstü müşteri deneyimleri sunmalarına ve işletmeleri genelinde inovasyonu teşvik etmelerine olanak tanıyor” diyor.
DeepSeek temel modeli kısa birkaç haftada yapay zeka dünyasını altüst etti. Çinli araştırmacıların, daha düşük kaliteli bir donanımla daha üstün bir algoritma çalıştırabileceğini ve ABD’deki araştırmacıların, ister ulusal laboratuvarlarda eksaskal HPC simülasyonları çalıştırsınlar, ister yapay zeka eğitimi ve çıkarım iş yükleri çalıştıran hiper ölçekleyicilerde olsunlar, elde edebilecekleri en iyi sonuçlarla eşdeğer sonuçlar elde edebileceklerini bir kez daha kanıtladı.
DeepSeek yapay zeka modeli geliştirme süreci
DeepSeek-AI, Mayıs 2023’te Liang Wenfeng tarafından kuruldu ve yönetimi altında 8 milyar dolar varlık olduğu bildirilen ve çeşitli finansal araçlarda işlem yapmak için açıkça AI algoritmaları kullanmak üzere oluşturulmuş bir hedge fonu olan High-Flyer AI’nın etkili bir yan kuruluşudur. DeepSeek, uzmanlar karışımı (MoE) temel modelinin unsurlarını birbirine bağlamak için oluşturduğu yeni bir tür yük dengeleyiciyi tanımlayan bir makaleyi Ağustos 2024’te yayınlayana kadar büyük ölçüde radar altındaydı.
Şirket, tatillerde 671 milyar parametreyi kapsayan (üretilen herhangi bir belirteç için yalnızca 37 milyar parametre etkinleştirildi) ve 14.8 trilyon belirteç üzerinde eğitilen DeepSeek-V3 temel modelinin mimari ayrıntılarını yayınladı.
Son olarak ve belki de en önemlisi 20 Ocak’ta DeepSeek, modelin muhakeme yeteneklerini geliştirmek için iki takviyeli öğrenme aşaması ve iki denetlenen ince ayar aşaması ekleyen DeepSeek-R1 modelini kullanıma sundu. DeepSeek AI, burada görebileceğiniz gibi, R1 modeli için temel V3 modelinden 6,5 kat daha fazla ücret talep ediyor.
Ancak bilmek istediğimiz şey DeepSeek’in Nvidia’dan gelen ve performanslarının bir kısmı sınırlandırılmış birkaç bin sakat “Hopper” H800 GPU hızlandırıcısını nasıl alıp, OpenAI, Google ve Anthropic’in en büyük modelleriyle on binlerce kıvrılmamış GPU hızlandırıcısı üzerinde eğitilirken yapabileceklerinin en iyisini yapabilecek bir MoE temel modeli yaratabildiği. Bir modeli eğitmek için donanımın onda biri ile yirmide biri arasında bir şey gerekiyorsa, bu yapay zeka pazarının değerinin teoride 10 ila 20 kat arasında bir faktörle daralabileceği anlamına geliyor gibi görünüyor. DeepSeek-V3 makalesinde DeepSeek, ön eğitimi yapmak için H800 hızlandırıcılarına 2,66 milyon GPU saati, bağlam genişletmeye 119.000 GPU saati ve temel V3 modelinde denetlenen ince ayar ve takviyeli öğrenme için yalnızca 5.000 GPU saati harcadığını ve toplamda 2,79 milyon GPU saati harcadığını söylüyor.
Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar TB3 SİHA ve Bayraktar AKINCI TİHA’nın ihracatı için Endonezya ile anlaşma yapıldığı iddia edildi. Ayrıca Endonezyalı Republikorp ile Baykar, Endonezya’da İHA fabrikası için ortak girişim anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında Endonezya 60 set yani toplam 240 adet Bayraktar TB3 ve 9 set yani toplam 36 adet Bayraktar AKINCI TİHA alacağı söyleniyor.
Baykar’dan milyarlarca dolar değerinde satış
İmzalar Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar ile Endonezyalı Republikorp Kurucusu Norman Joesoef arasında atıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Endonezya ziyareti sırasında çeşitli savunma sanayii anlaşmaları da gerçekleştirildi.
Bayraktar TB3 kısa pistli deniz platformlarına iniş ve kalkış yapabilen bir silahlı insansız hava aracı olarak üretildi. Keşif, gözetleme ve istihbarat görevlerinin yanı sıra, yerli akıllı mühimmatlarla silahlı operasyonlar gerçekleştirebiliyor.
Katlanabilir kanat yapısı ile helikopter gemileri ve uçak gemilerine uyumlu olarak tasarlandı. Görüş hattı haberleşmesi ile birlikte görüş hattı ötesi haberleşme kabiliyeti de bulunuyor. Bu sayede uzun mesafelerden kontrol edilebiliyor.
Bayraktar TB3, 8,35 metre uzunluğa ve 14 metre kanat açıklığına sahip. 280 kilogram faydalı yük taşıma kapasitesine sahip olan hava aracı 1.600 kilogram azami kalkış ağırlığına ulaşıyor. 21 saatten fazla havada kalabilen TB3 25.000 feet servis tavanına ve 20.000 feet operasyonel irtifaya sahip. 170 beygir gücünde turbo dizel motor kullanan hava aracı, otonom kalkış, iniş ve seyir yeteneklerine sahip olarak geliştirildi.
Seyir hızı 110-130 KTAS arasında değişirken altı farklı mühimmat entegrasyonu ile lazer güdümlü, INS/GPS güdümlü, IR güdümlü ve havadan havaya mühimmat taşıyabiliyor. ISR görevleri için değiştirilebilir EO/IR/LD sistemleri, çok amaçlı AESA radar, ELINT ve Sonobuoy sistemleri entegre edilebiliyor.
Bayraktar AKINCI, Bayraktar TB2’ye kıyasla daha büyük boyutlara sahip bir taarruzi insansız hava aracı olarak üretildi. Bükümlü kanat yapısına sahip olan AKINCI, 20 metre kanat açıklığı ile birçok farklı mühimmat taşıyabiliyor.
Yapay zeka sistemi ile çevresel faktörleri analiz edebilen hava aracı, ileri uçuş ve teşhis fonksiyonlarını yerine getirebiliyor. Uydu haberleşme sistemleri, hava-hava radarları, engel tespit radarı ve sentetik açıklıklı radar gibi gelişmiş sistemlere sahip. Savaş uçaklarının bazı görevlerini üstlenebilen hava aracı hava-hava füzelerini kullanabiliyor.
Bayraktar AKINCI, SATCOM BLOS ve üç yedekli LOS haberleşme sistemine sahip. Otonom uçuş kontrol sistemi ile tam otonom kalkış ve iniş yeteneği bulunuyor. 40.000 feet servis tavanına ulaşabilen hava aracı, 30.000 feet operasyonel irtifada uçabiliyor.
Operasyonel menzili 6.000 kilometre olan AKINCI, 24 saatten fazla havada kalabiliyor. Azami kalkış ağırlığı 6.000 kilogram olan hava aracı, 1.500 kilogram faydalı yük taşıma kapasitesine sahip. Seyir hızı 150-240 KTAS arasında değişiyor. 2×450 hp, 2×750 hp veya 2×850 hp turboprop motor seçenekleri ile çalışıyor.
ISR görevleri için simultane EO/IR/LD/LRF gimbal kamera sistemleri, çok amaçlı AESA radar ve SIGINT sistemleri entegre edilebiliyor. Taşıyabildiği mühimmatlar arasında lazer güdümlü akıllı mühimmatlar, INS/GPS, IR güdümlü mühimmatlar, seyir füzeleri, standoff füzeleri ve havadan havaya füzeler yer alıyor.
Bayraktar AKINCI için geliştirilen yer kontrol istasyonu, telsiz sistemleri, pilot konsolu, iç konuşma sistemleri, faydalı yük operatör konsolu, görüntü kıymetlendirme konsolu, rack tipi kabinetler, güç sistemleri ve askeri tip klima üniteleri içeriyor.
Baykar tarafından askeri ve ergonomik standartlarda geliştirilen AKINCI yer kontrol istasyonu, hava aracının çeşitli hava ve çevre koşullarında yönetilmesine olanak sağlıyor. Konteyner, trailer ve oda tipi olmak üzere üç farklı konseptte geliştirilen yer kontrol istasyonu, sahada hareket kabiliyeti sunuyor.
Hindistan Yeni ve Yenilenebilir Enerji Devlet Bakanı Shripad Yesso Naik, Hindistan’ın Nisan-Kasım 2024 arasında 782 milyon dolar değerinde PV modülü ihraç ettiğini, bunun 756,08 milyon dolarının ABD’ye gönderildiğini söyledi. Hindistan’ın PV modül ihracatı son yıllarda istikrarlı bir şekilde büyüdü. Ülke, 2021-22 mali yılında yaklaşık 83 milyon dolar değerinde modül ihraç etti ve 2023-24 mali yılında 1.97 milyar dolara yükseldi.
Hindistan PV modülü ihracatı
Devlet Bakanı Shripad Yesso Naik, parlamentoda yaptığı konuşmada, 2024 yılı nisan-kasım döneminde ihracatın yaklaşık 782 milyon dolara ulaştığını söyledi. ABD pazarı, Hindistan’ın PV modülleri için en önemli hedef olmaya devam ediyor ve ABD ithalatındaki payı 2021’de yüzde 2,2’den 2023’te yüzde 9’a yükseliyor. Naik, Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü ile JMK Araştırma’nın bir raporuna atıfta bulunarak, Çin’in küresel PV modülü ihracatına öncülük ederken, Vietnam, Tayland, Malezya ve Kamboçya’nın ABD güneş enerjisi ithalatının yüzde 75’inden fazlasını oluşturduğunu söyledi.
Hindistan’ın ABD’ye modül ihracatı 2023-24 mali yılında 1.94 milyar dolar, Nisan-Kasım 2024 döneminde ise 756 milyon dolar olarak gerçekleşti. Naik, üretim bağlantılı teşvik (PLI) planı, yerli içerik gereksinimleri, yerel olarak üretilen modüller için tedarik tercihleri ve PV hücreleri ve modülleri üzerindeki ithalat vergileri de dahil olmak üzere hükümet politikalarının, yerli üreticileri güçlendirmeyi ve diğer ihracatçı ülkelere karşı rekabet güçlerini artırmayı amaçladığını söyledi.
Hindistan ayrıca 2023-24 mali yılında 54.7 milyon dolar değerinde ve Nisan-Kasım 2024 döneminde ise 27.3 milyon dolar değerinde güneş hücresi ihraç etti. ABD pazarına ise sırasıyla 32.8 milyon dolar ve 25 milyon dolarlık sevkiyat yapıldı.