Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 547

Yapay zeka destekli yazılım geliştirme geleceğin kodlama yöntemleri

Yazılımların sürekli gelişmesi, yapay zekanın entegrasyonu bir paradigma değişimini başlatıyor. Kdun nasıl üretildiği konusu da devrim yaratıyor. Zahmetli manuel ve hata dolu kodlama günleri geride kaldı. Yapay zeka destekli kod üretimi süreçleri akıcı hale getiriyor. Bununla birlikte verimliliği artırıyor ve yeni olasılık alanlarının kilidini açıyor.

Yapay zeka destekli yazılım geliştirme sektörü değiştiriyor

Yapay zekanın ortaya çıkmasından önce, yazılım geliştirmede önemli kodlamada zorluklar vardı. Yazılımcılar genellikle manuel kodlama süreçlerinin zaman alıcı doğasıyla boğuşuyor. Bu da uzun çalışma döngülerine ve geciken proje teslimatına yol açıyor. Dahası, modern yazılım sistemlerinin karmaşıklığı anlamlı ve karmaşık kodlama uzmanlığı gerektiriyor. Bu da daha az deneyimli yazılımcıların yazılım projelerine katkıda bulunmasını zorlaştırıyor.

Ek olarak, büyük kod tabanlarında kod kalitesi ve tutarlılığı zorlu bir görevdi. İnsan hatası genellikle hatalara ve verimsizliklere yol açıyordu. Ayrıca, teknolojik gelişmelerin hızlı temposu, yazılımcıların gelişen kodlama standartlarına ve en iyi uygulamalara ayak uydurmakta zorlandığı anlamına geliyordu. Genel olarak, yapay zeka destekli otomasyonun olmaması, geliştiricilerin kod oluşturma süreçlerini kolaylaştırma yeteneklerini engelledi. Bu da daha yavaş proje hızlarına, daha yüksek maliyetlere ve hatalara karşı artan duyarlılığa neden oldu.

Dahası, yapay zeka destekli kod ayrı bir süreç. Bu nedenle yorgunluk veya bilişsel önyargılar gibi insan sınırlamalarına bağlı değil. Bu yetenek, karmaşık yapıları nedeniyle insanların tek başına ele alması pratik veya uygulanabilir olmayan, dikkate değer karmaşıklığa sahip algoritmaların ve sistemlerin geliştirilmesini sağlıyor. Yapay zeka ile yazılımcılar ileri makine öğrenimi yeteneklerini sorunsuz bir şekilde entegre etme yeteneği kazanıyor. Böylece kodun performansını ve güvenliğini artırıyor. Sonuçta bu yapay zeka destekli uygulamalar, geleneksel insan odaklı geliştirme yaklaşımlarının kısıtlamalarını aşarak artan güvenilirlik, sağlamlık ve hız sergiliyor. Yapay zeka destekli yazılım geliştirme kodlamada yeni bir dönemi başlatıyor.

ABD, dünyanın en güçlü süper bilgisayarını inşa ediyor!

0

ABD Enerji Bakanlığı (DOE), yüksek performanslı bilgi işlem alanındaki liderliğini sürdürebilmek için yeni bir süper bilgisayar inşa ediyor. Bu kapsamda, Frontier adlı mevcut süper bilgisayarı geçmeyi hedefleyen Discovery adında yeni bir proje başlatıldı. Frontier, 2022’de duyurulan ve AMD tarafından desteklenen dünyanın ilk halka açık exascale sınıfı bilgisayarı olarak Haziran 2024 itibarıyla en güçlü süper bilgisayar konumundadır.

Frontier, Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda (ORNL) bulunuyor ve 1.206 exaflops teorik işlem gücüyle dikkat çekiyor. 3. Nesil AMD EPYC CPU’ları ve AMD Instinct MI250X hızlandırıcıları içeren sistem, yaklaşık 8,7 milyon çekirdeğe sahip.

Ancak DOE, Discovery süper bilgisayarının Frontier’dan 3 ila 5 kat daha hızlı olmasını planlıyor. 30 Ağustos‘a kadar tekliflerin toplanacağı ve ardından kurulum sürecine geçilecek Discovery, 2028 yılı başında ORNL’ye teslim edilecek. Discovery’nin 8,5 exaflops‘un ötesine geçmesi bekleniyor.

Discovery, iklim değişikliği tahminiilaç keşfiyüksek enerji fiziği ve yeşil enerji çözümleri gibi alanlarda devrim niteliğinde bilimsel araştırmalara olanak tanıyacak. ORNL Bilgisayar ve Hesaplamalı Bilimler Laboratuvarı Direktör Yardımcısı Georgia Tourassi, Discovery hakkında, “Yalnızca deney, gözlem ya da teoriyle kolayca keşfedemeyeceğimiz zorlu sorunları incelememize yardımcı olacak” şeklinde yorumda bulundu.

6G teknolojisi iletişimin geleceğinde bizi neler bekliyor?

6G; 4G ve 5 G’nin önceki yinelemelerinin yeteneklerini aşmaya hazırlanan kablosuz ağ teknolojisindeki bir gelişme. Yüksek hızlar, mikro gecikme süresi ve benzeri görülmemiş bağlantı sunması beklenen 6G teknolojisi yeniliklerle geliyor. Ağ alanındaki endüstrileri ve iş rollerini dönüştürecek. Ayrıca kablosuz iletişimin geleceğini yenileyecek.

6G teknolojisi ve kablosuz iletişimin geleceği

6G, geleceğin ağ mühendisliği ve hücresel teknoloji inovasyonu olmaya hazır. Düşük gecikmeyle benzeri görülmeyen hızlarda yüksek kapasiteli kapsama alanı sunacak. Böylelikle 6G, dünya çapındaki işletmeleri ve küresel nüfusun yaşamlarını destekleyecek. Mikro saniye gecikmeli iletişimlere ulaşma beklentisiyle büyük umutlara sahip. Ayrıca bu da onu 5G’den 1.000 kat daha hızlı hale getiriyor.

Kablosuz iletişimin geleceğine güç vermeye yakın olan 6G ağları, 5G’den daha yüksek frekanslar kullanacak ve kablosuz teknolojide önemli iyileştirmeler sağlayacak. Böylelikle 6G’nin konum farkındalığı, görüntüleme, yüksek ağ kapasitesi öne çıkıyor. Ayrıca güvenlik gibi kablosuz iletişimin yönlerinde devrim yaratacak. 6G teknolojisinin faydalarını bu kılavuzun ilerleyen kısımlarında ele alacağız.

Yapay Zeka (AI) ve Makine Öğrenimi (ML), 6G teknolojisini tamamlayacak. 6G, BT altyapısı hakkında karar verme işlemi için AI ve ML’yi kullanacak. Ayrıca bir ağın performansını ve kullanıcı deneyimini geliştirmek için veri depolama, paylaşma ve işleme için en iyi konumları belirlemeye yardımcı olacak. Dünya sürücüsüz arabaların, akıllı şehirlerin ve AR ve VR gerçekliğin kullanımına doğru evrilirken, 6G kablosuz teknolojisi ve gelecekteki hücresel nesiller ön planda olacak.

Henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen, 6G teknolojisi dünyanın mevcut kablosuz iletişim kapsamımızı ilerletme yeteneğine sahip daha akıllı ağlarla daha fazla birbirine bağlı hale gelmesine yardımcı olacak. 6G ağları hala araştırma ve geliştirme aşamasında. Ancak yayına girdiklerinde dünyayı kablosuz teknolojiye yönelik en gelişmiş yaklaşıma açacak.

Porsche Çin pazarındaki düşüşün ardından yönetimde değişikliğe gidiyor

0

Porsche, lüks otomobil dünyasında kendine sağlam bir yer edinmiş bir marka olmasına rağmen, Çin pazarında ciddi bir gerileme yaşıyor. Markanın Çin’deki satışları 2023 yılında %15 oranında azalarak 79,283 araca düştü. 2022’de ise bu rakam 93,286’dı. Özellikle 2023 yılının üçüncü çeyreğinde satışlar %40 gibi çarpıcı bir oranda geriledi. Bu düşüş, Çin’deki ekonomik zorluklar ve yerel elektrikli araç markalarının artan rekabeti ile ilişkilendiriliyor.

Porsche, bu zorluklarla başa çıkabilmek amacıyla köklü bir yönetim değişikliğine gidiyor. Alexander Pollich, Porsche Çin’in yeni CEO’su olarak göreve başlayacak. Önceki CEO Michael Kirsch‘in döneminde, Porsche’nin Çin pazarı markanın en büyük pazarlarından biri haline gelmişti. Ancak, yerli markalardan gelen baskı ve değişen tüketici tercihlerinin etkisiyle bu başarı sürdürülemedi.

Çin’deki gerilemenin aksine, Porsche dünya genelinde 2023 yılında toplam 320,221 araç teslim ederek %3’lük bir artış kaydetti. En çok satılan modeller arasında Cayenne ve Macan öne çıkarken, 911 modelinin satışları %24 oranında arttı. Ayrıca, Taycan modeli 40,629 adetlik satışıyla önemli bir büyüme gösterdi.

Çinli tüketicilerin yeni enerji araçlarına yönelmesi ve çevre dostu teknolojilere olan ilginin artması, Porsche’nin piyasadaki konumunu yeniden değerlendirmesine yol açtı. Pollich’in yeni görevdeki başarısı, Porsche’nin Çin pazarında yeniden ivme kazanması ve global başarıyı sürdürmesi açısından kritik öneme sahip. Yeni modellerin etkili lansmanı ve elektrikli araç stratejisinin başarılı bir şekilde uygulanması, markanın geleceği için belirleyici olacak.

Hangi üniversite mezunları daha kolay iş buluyor?

0

İşverenlerin Tercihi (İşveren İlgi Endeksi) analizinin beşincisini yayınlandı. “Hangi üniversite ve bölüm mezunları daha hızlı işe giriyor” sorusuna cevap veren analiz, 550 bin işverenin Kariyer.net üzerinden yaptığı 250 milyon işe alım hareketi incelenerek uzman akademik bir kadrodan oluşan danışma kurulu rehberliğinde hazırlandı. Analiz yapılırken mezunların, üniversite mezuniyetini takip eden ilk 2 yıl içerisindeki işe girme hızları baz alındı. İşveren İlgi Endeksi analizinin detaylarına universiterehberi.net adresinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor.

İşverenler bu üniversiteyi tercih ediyor  

İşveren İlgi Endeksi sonuçlarına göre işverenler tarafından en çok tercih edilen ilk 5 üniversite bu yıl da değişmedi. Şirketlerin en çok tercih ettiği üniversite geçen yıl olduğu gibi yine Galatasaray Üniversitesi (GSÜ) oldu. Galatasaray’ı sırasıyla; Sabancı, Koç, Boğaziçi ve Türk Alman Üniversiteleri izledi.

 Analize göre en hızlı işe giren mezunlar, Matematik Mühendisliği bölümünü başarıyla tamamlayanlar oldu. Listede Almanca İşletme ikinci sırada yer alırken onu sırasıyla; İşletme Mühendisliği, Enformasyon Teknolojileri ve İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümü takip etti. Listenin ilk sıralarında yer alan bölümlerin, daha az mezun veren, daha az üniversitede bulunan bölümler olması dikkat çekti. İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünün geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yükselişte olması dikkat çekti. Top 10 bölüm arasında yer alan diğer bölümler ise sırasıyla İşletme Enformatiği, Finans Matematiği, Mütercim Tercümanlık (Çince), Bilgisayar Mühendisliği ve Otomasyon Mühendisliği oldu.

Mühendislik öne çıkıyor

 Hangi üniversite-bölüm kombinasyonundan mezun olanların daha hızlı işe girdiğini de ortaya koyan analiz, ilk 10’da mühendislik bölümlerinin ağırlıkta olduğunu gösteriyor. Listenin ilk sırasında İTÜ – Bilgisayar Mühendisliği yer alırken; GSÜ – Bilgisayar Mühendisliği ve YTÜ – Bilgisayar Mühendisliği sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada konumlanıyor.

Mütercim-Tercümanlık bölümlerine olan ilginin son yıllarda arttığı gözlemleniyor. İlk 10 arasında 8. sırada yer alan Çince Mütercim-Tercümanlık bölümü mezunları, en çok ‘Üretim / Endüstriyel Ürünler’ ve ‘Kimya’ sektörlerinde istihdam ediliyor. Bunun yanı sıra Fransızca Mütercim Tercümanlık (+13), İtalyan Dili ve Edebiyatı (+3), Almanca Mütercim-Tercümanlık (+2) bölümleri de işverenler tarafından tercih edilen bölümler listesinde yükselişini sürdürüyor. Dil bölümleri incelendiğinde; işveren tercihlerinde mezun sayısı az olan İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümü ilk sırada yer alıyor. Bu bölümden mezun olanlar en çok Eğitim, Kamu ve İnternet sektörlerinde Tercüman/Çevirmen olarak görev yapıyor.

Spotify rekor karla parladı, hisseleri yükseliyor!

Spotify, 2024’ün ikinci çeyreğinde analistlerin tahminlerini geride bırakarak dikkat çekici bir performans sergiledi. Şirket, kâr ve abone artışıyla hisselerinin de yükselişe geçtiğini açıkladı. Haziran sonuna kadar olan üç aylık dönemde, Spotify tarihinin en büyük çeyrek kârını elde etti.

Spotify, ücretli abonelerinin sayısının 246 milyonu, toplam kullanıcı sayısının ise 626 milyonu aştığını duyurdu. Aylık aktif kullanıcı sayısı, bir önceki yıla göre %14 artarak 626 milyona ulaşırken, ücretli aboneler %12’lik bir artışla 246 milyona ulaştı. Bu büyüme, Spotify’ın kullanıcı tabanındaki sürekli artışı ve başarısını gözler önüne seriyor.

Gelirlerde önemli artış

Kullanıcı sayısındaki bu büyüme, Spotify’ın toplam gelirinin yıllık bazda %20 artarak 4,1 milyar dolara ulaşmasını sağladı. Ayrıca, şirketin işletme geliri de önemli bir iyileşme göstererek 266 milyon Euro’ya yükseldi.

CEO’dan iyimser açıklamalar

Spotify CEO’su Daniel Ek, bu başarının önemine dikkat çekerek, “Spotify’da heyecan verici bir zaman. Yenilik yapmaya ve sadece harika bir ürün değil, aynı zamanda giderek daha da harika bir işletme olduğumuzu göstermeye devam ediyoruz. Bunu kendi beklentilerimizi bile aşan bir zaman çizelgesinde yapıyoruz. Bunların hepsi gelecek için çok iyiye işaret” açıklamasında bulundu.

Spotify’ın bu başarısı, şirketin kullanıcı ve abone tabanındaki büyümenin yanı sıra, mali performansındaki iyileşme ile de dikkat çekiyor. Bu gelişmeler, Spotify’ın gelecekteki başarısı için olumlu bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Samsung akıllı telefon pazarında liderliği ele geçirdi!

Teknoloji dünyasının nabzını tutan Canalys’in son raporuna göre, akıllı telefon pazarında büyük bir sürpriz yaşandı. 2024 yılının ikinci çeyreğinde, Güney Koreli dev Samsung, uzun süredir pazar lideri olan Apple’ı geride bırakarak zirveye oturdu.Canalys’in verilerine göre, Samsung dünya genelinde akıllı telefon pazarında %18’lik bir paya sahip olarak liderliği ele aldı. Yakın takipçisi Apple ise %16’lık bir pazar payıyla ikinci sırada yer aldı. Bu sonuç, Samsung’un özellikle orta ve üst segmentteki modelleriyle büyük bir başarı yakaladığını gösteriyor.

Samsung akıllı telefon pazarında bu başarısındaki en önemli etkenlerden biriyapay zeka destekli Galaxy AI özelliğine yaptığı yatırımlarOne UI 6.1.1 güncellemesiyle daha da geliştirilen Galaxy AI, kullanıcı deneyimini önemli ölçüde iyileştirdi. Ayrıca, şirketin yakında tanıtacağı One UI 7 ile birlikte büyük tasarım değişiklikleri yapması bekleniyor.

Çinli üreticiler Xiaomi, Vivo ve Transsion da pazar paylarını koruyarak sırasıyla üçüncü, dördüncü ve beşinci sırada yer aldı. Bu üç marka toplamda yaklaşık %33’lük bir pazar payına sahip.

Pazarın genel durumu

Canalys’in raporuna göre2024 yılının ikinci çeyreğinde dünya genelinde yaklaşık 288 milyon akıllı telefon satıldı. Bu rakam, bir önceki çeyreğe göre %12’lik bir artışı gösteriyorAkıllı telefon pazarının, özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyümeye devam ettiği görülüyor.

Samsung’un yakında Türkiye’de de satışa sunacağı Galaxy Z Fold 6 ve Galaxy Z Flip 6 gibi katlanabilir telefonlarla pazar payını daha da artırması bekleniyor. Bu cihazların, özellikle premium segmentte büyük ilgi görmesi öngörülüyor.

Nesnelerin İnterneti IoT günlük hayatımızı nasıl değiştiriyor?

Akıllı telefonların ve yüksek hızlı internetin gelişi, iletişim kurma biçimimizi kökten değiştirdi. Mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya platformları ve görüntülü konferans araçları her yerde bulunur hale geldi. Dünya genelindeki bireyleri anında birbirine bağladı. İletişim teknolojilerinin anında ulaşılabilmesi yalnızca insanları yakınlaştırmakla kalmadı. Aynı zamanda ilişkilerin, iş birliklerinin ve hatta aktivizmin doğasını da sağladı. Özellikle sosyal medya, bilgi yaymak, toplulukları destekledi. Ayrıca kamuoyunu şekillendirmek için güçlü bir araç haline geldi.

Nesnelerin İnterneti IoT hayatımıza etki ediyor

Yapay Zeka, hayatımızın çeşitli yönlerine nüfuz ediyor. Benzersiz düzeyde kişiselleştirme sağlıyor. Akış hizmetlerindeki kişiselleştirilmiş önerilerden Siri ve Alexa gibi AI destekli sanal asistanlara hayatımıza dahil oluyor. Bununla birlikte teknolojiyle etkileşimlerimiz tercihlerimize göre değişiyor. AI algoritmaları, eğlence, alışveriş ve hatta sağlık hizmetlerindeki tercihlerimizi tahmin ediyor. Öneri motorlarına güç veriyor. Bu özellik, kullanıcı deneyimlerini iyileştiriyor. Fizlilik ve kişisel verilerin etik kullanımı konusunda endişeleri de beraberinde getiriyor.

Nesnelerin İnterneti IoT, destekli akıllı şehirler kavramı, kentsel ortamların birbirine bağlı olduğu ve verimlilik için optimize edildiği bir gelecek öngörüyor. Akıllı sensörler ve bağlı altyapı gibi IoT cihazları, gerçek zamanlı veri toplama ve analizini mümkün kılıyor. Bu veri odaklı yaklaşım, şehir yönetimini iyileştiriyor. Kamu hizmetlerini geliştiriyor ve teşvik ediyor. Ancak, artan bağlantı aynı zamanda akıllı şehir girişimleri bağlamında siber güvenlik endişelerini ortaya çıkarıyor. Böylelikle veri gizliliğiyle ilgili soruları da gündeme getiriyor. 

Akıllı şehirler daha yenilikçi olacak. Ortaya çıkan teknolojiler çevresel zorlukların ele alınmasında önemli bir rol oynuyor. Temiz enerji, enerji tasarruflu teknolojiler ve uygulamalardaki yenilikler endüstrileri yeniden yaratıyor. Elektrikli araçlardan akıllı şebekelere kadar teknoloji, daha yeni bir geleceğe geçişi yönlendiriyor. Ancak elektronik cihazların üretiminin çevresel etkisi ve e-atıkların uygun şekilde bertaraf edilmesi gerekiyor. Bu teknolojilerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlamak için ele alınması gereken zorluklar ortaya koyuyor.

AI teknolojilerinin enerji ihtiyacı bin kat azalacak!

Mevcut AI hesaplamalarında, veriler işlem yapılan bileşenler (mantık) ile verilerin saklandığı (bellek/depolama) arasında taşınır. Bu sürekli bilgi alışverişi, hesaplamada kullanılan enerjinin 200 katına kadar enerji tüketimine neden olabilir.

Araştırmacılar, bu sorunu çözmek için Computational Random-Access Memory (CRAM) teknolojisine yöneldiler. Araştırma ekibinin geliştirdiği CRAM, bellek hücrelerinin içinde yüksek yoğunluklu, yeniden yapılandırılabilir spintronic bellek içi hesaplama alt tabakası yerleştiriyor.

Bu, mevcut bellek içi işlem çözümlerinden, örneğin Samsung’un PIM teknolojisinden farklıdır; çünkü Samsung‘un çözümü, bellek çekirdeği içinde bir işlemci ünitesi (PCU) yerleştirir. Veriler hala bellek hücrelerinden PCU’ya ve geri dönmek zorunda, ancak mesafe o kadar uzun değil. CRAM kullanarak veriler bellekten hiç çıkmaz, bunun yerine tamamen bilgisayarın bellek dizisi içinde işlenir.

Araştırma ekibine göre bu, AI hesaplama uygulamasını çalıştıran sistemin enerji tüketiminde “son teknoloji bir çözüme göre 1.000 katlık bir iyileşme” sağlar.

Yapay zeka bilgisayarlar

Diğer örnekler, daha büyük enerji tasarrufları ve daha hızlı işlem potansiyelini gösteriyor. Bir testte, MNIST el yazısı rakam sınıflandırıcı görevini gerçekleştirirken CRAM, 16nm teknoloji düğümünü kullanan yakın bellek işleme sistemine göre 2.500 kat daha enerji verimli ve 1.700 kat daha hızlı olduğunu kanıtladı. Bu görev, AI sistemlerinin el yazısını tanıması için kullanılıyor.

Bu tür çalışmaların önemi abartılamaz. Son raporlar, AI iş yüklerinin 2021’de tüm Kıbrıs nüfusunun tükettiği kadar elektrik tükettiğini öne sürüyor. 2023’te toplam enerji tüketimi 4.3 GW olarak gerçekleşti ve önümüzdeki yıllarda %26 ile %36 arasında bir oranla büyümesi bekleniyor. Arm CEO’su, 2030 yılına kadar AI’ın ABD’de üretilen tüm enerjinin dörtte birini tüketebileceğini öne sürdü.

Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi artıyor: Chery’den Samsun’a yatırım sinyali

Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi hızla artıyor. Çinli BYD’nin ardından şimdi de Chery’nin Türkiye’ye yatırım yapacağı, hatta lokasyon olarak Samsun’u tercih edeceği belirtiliyor.

Bu ayın başlarında, Çinli otomobil devi BYD, Türkiye’ye 1 milyar dolar yatırım yapma kararı almış ve Manisa’da 150 bin araç kapasiteli üretim tesisi ile mobilite AR-GE merkezi kuracağını açıklamıştı. Bu yatırımla, teşviklerle birlikte gümrük vergileri yükünden kurtulan BYD’nin ardından bir başka Çinli dev olan Chery de Türkiye’ye yatırım yapmayı planlıyor.

Chery’nin Samsun planları

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, yaptığı açıklamada, “Bugünlerde Samsun’da önemli bir yatırımcı trafiği ile karşı karşıyayız. Avrupa’ya Samsun üzerinden girmek isteyen özellikle Çinli yatırımcıların önemli bir şekilde Samsun’a gelip gittiklerini görüyoruz” dedi. Doğan, son dönemde sıkça Samsun’a gelip incelemelerde bulunan Çin menşeili otomotiv devi Chery Automobile ve lastik üreticileri gibi birçok global firmanın Samsun’dan Avrupa’ya açılmak için girişimlerde bulunduğunu belirtti.

Chery’nin Türkiye’deki başarısı

Çinli otomotiv devi Chery’nin Türkiye’ye olan ilgisi ve yatırım için fizibilite çalışmaları yaptığı biliniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, mayıs ayında BYD ve Chery ile görüşmelerin ileri aşamada olduğunu söylemişti. Nitekim BYD, bu ay içerisinde yatırımını duyurdu. Yatırım merkezli MG’nin sahibi olan SAIC ve Great Wall Moto ile de görüşmeler yapılıyor. Öte yandan Chery, Türkiye’de oldukça başarılı bir firma. Yılın ilk yarısında toplam 34.501 otomobil satarak Türkiye’de en çok satan marka olmuştu. Bu başarıda firmanın fiyat/performans oranı yüksek otomobillerinin büyük etkisi var.

Türkiye pazarında OMODA 5, TIGGO 7 PRO ve TIGGO 8 PRO isimli üç farklı SUV modelle faaliyetlerini sürdüren Chery, temmuz ayı itibarıyla popüler SUV modellerinin TIGGO 7 PRO Max, TIGGO 8 PRO Max ve OMODA 5 PROadı verilen güncellenmiş versiyonlarını piyasaya sürdü.

TAB Gıda şirketi ne zaman kuruldu?

0

TAB Gıda şirketi, Türkiye’nin önde gelen hızlı servis restoran zincirlerinden biri. TAB Gıda şirketi son yıllarda çok hızlı büyüme gösteriyor.

1994 yılında kurulan şirket, hızlı ve kaliteli yemek sunma misyonuyla tanınır. Bununla birlikte TAB Gıda, Burger King, Popeyes ve Sbarro markalarının Türkiye distribütörüdür. Şirket, bu markalarıyla geniş bir müşteri kitlesine hizmet verir.

TAB Gıda şirketi hangi şirketleri bünyesine barındırıyor?

TAB Gıda, hızlı servis restoran sektöründe büyük bir pazar payına sahiptir. Şirket, kaliteli hizmet ve geniş menü seçenekleri ile dikkat çeker. Ayrıca Burger King, TAB Gıda’nın en bilinen markalarından biridir. Bu marka, globalde olduğu gibi Türkiye’de de popülerdir. Popeyes, tavuk menüleri ile tanınır ve geniş bir müşteri kitlesine sahiptir. Bununla birlikte Sbarro ise, pizza ve İtalyan mutfağına odaklanır.

TAB Gıda’nın restoranları, modern ve hijyenik bir ortam sunar. Müşteri memnuniyetini ön planda tutan şirket, sürekli olarak hizmet kalitesini artırmaya çalışır. Ayrıca restoranlarda sunulan yemekler, taze malzemelerle hazırlanıyor. Bu, müşteri deneyimini olumlu yönde etkiler ve müşteri sadakatini artırır.

Ayrıca şirket, teknolojiye de büyük önem verir. TAB Gıda, dijital ödeme sistemleri ve online sipariş gibi yenilikçi çözümler sunar. Bu teknolojik altyapı, müşteri deneyimini geliştirir ve hizmet süreçlerini hızlandırır.

TAB Gıda, sosyal sorumluluk projelerine de katkıda bulunur. Bununla birlikte eğitim, çevre ve sağlık alanlarında çeşitli projelere destek sağlar. Bu projeler, topluma olan bağlılığını ve sorumluluk anlayışını gösterir.

Sonuç olarak, TAB Gıda, Türkiye’de hızlı servis restoran sektörünün önemli oyuncularından biridir. Burger King, Popeyes ve Sbarro markalarıyla geniş bir müşteri kitlesine hizmet verir. Ayrıca kaliteli hizmet, teknolojik yenilikler ve sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekiyor. TAB Gıda, sektördeki liderliğini sürdüren bir şirkettir.

Japon otomotiv devleri birleşiyor: Mitsubishi, Honda-Nissan ittifakına katılıyor!

Otomotiv dünyasında rekabet, Çinli üreticilerin yükselişiyle birlikte daha da artıyor. Bu artan rekabet, sektördeki büyük oyuncuları yeni iş birlikleri arayışına itiyor. Bu kapsamda, Japon otomotiv devleri Mitsubishi, Honda ve Nissan arasında yeni bir ittifak kurulması gündemde.

Japon otomotiv devleri Nikkei Asia’nın haberine göre, MitsubishiHonda ve Nissan arasındaki mevcut anlaşmaya katılmak istiyor. Mart ayında yapılan anlaşmada, bu iş birliğinin “otomotiv yazılım platformları, elektrikli araçlar ile ilgili temel bileşenler ve tamamlayıcı ürünler” üzerinde odaklanacağı belirtilmişti. Mitsubishi’nin bu ittifaka katılması, bu alanlardaki Ar-Ge maliyetlerini azaltmak ve teknoloji geliştirme süreçlerini hızlandırmak adına önemli bir adım olarak görülüyor.

Japon otomotiv devleri Nissan’ın Mitsubishi’nin %34 hissesine sahip olması, bu anlaşmayı daha da mantıklı kılıyor. Ayrıca, Nissan ve Mitsubishi’nin Renault ile olan mevcut iş birliği, bu yeni ittifakın potansiyelini daha da artırıyor. Bu genişleyen ittifak, Japon otomotiv sektöründe daha güçlü bir konum elde etme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bu, Japon üreticiler arasında son dönemde duyduğumuz ilk iş birliği değil. Geçtiğimiz aylarda Toyota, Mazda ve Subaruyeni nesil içten yanmalı motorlar geliştirmek üzere bir anlaşma imzalamıştı. Bu tür ittifaklar, özellikle elektrikli ve hibrit araç teknolojilerinin geliştirilmesi açısından kritik bir önem taşıyor.

İnsanlığın geleceği teknoloji ve toplumun evriminde bizi bekleyen yeni ufuklar

0

Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi

bilim kurgu kavramlarından hızla çeşitli endüstrileri yeniden şekillendiren dönüştürücü teknolojilere dönüştü. Yapay zeka, doğal dili anlama gibi tipik olarak insan zekası görevlerini yapan sistemlerin geliştirilmesini ifade ediyor. Böylelikle yapay zekanın alt kümesi ML, bilgisayarların deneyimlerden öğrenmesini ve gelişmesini sağlayan algoritmaların geliştirilmesine odaklanıyor.

İnsanlığın geleceği ve teknoloji dönüşümü

Makine zekası, gerçek ile sanal arasındaki sınırların belirsizleşmesi ve internetin devam eden evriminin şekillenmesi, hepsi hayatlarımızı kökten etkileyecek. Ancak belki de en önemlisi, çevreye verdiğimiz zararı en aza indirirken büyümeye ve gelişmeye devam etmenin yollarını aramak olacak Hatta belki de geçmişte verilen zararın bir kısmını tersine çevireceğiz. İnsanlığın geleceği teknoloji ile yeni bir hale geliyor.

2023, üretken yapay zekanın ana akıma girdiği yıldı. 2024, dünyanın bunun ne kadar güçlü ve kullanışlı olabileceğini kavrayacağı yıl oluyor. Bugün, eğer bir teknoloji meraklısı değilseniz, yapay zeka (YZ) ifadesi bile bir korku ürpertisine neden oluyor. Eğer dünyayı ele geçirmesinden veya insan ırkını yok etmesinden endişelenmiyorsanız, işinizi çalmasını ve sizi işten çıkarmasını gergin bir şekilde bekliyor olabilirsiniz.

Üretken yapay zeka, arama motorlarından ofis yazılımlarına kadar günlük uygulamalara dahil oluyor. İnsanlar potansiyelini anlayacak. Doğru kullanıldığında, 7/24 elinizin altında süper akıllı kişisel asistan bulunuyor. Daha verimli, hızlı ve üretken hale getiriyor. En önemlisi, günlük basit beyin işlerimizi yapabiliyor. Bilgi edinme, planlama, uyumluluğu yönetme, fikirleri organize etme, projeleri yapılandırma bunlar arasında yer alıyor. Böylelikle yapay zekalara devrederek, insan becerilerimizi kullanmak için daha fazla zamana sahip olacağız. Makineleri programlamaktan ziyade yaratıcı olmaya kadar etkili. Ayrıca yeni fikirler ve orijinal düşünceler keşfetmeye veya insanlarla iletişim kurmaya daha fazla zaman harcayacağız.

Teknoloji ve mahremiyet dijital çağda kişisel verilerin korunması için öneriler

0

Gizlilik, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve diğer uluslararası insan hakları belgelerinde yer alan temel bir insan hakkı. Teknolojinin hızla ilerlemesi ve dijital alanın ortaya çıkmasıyla, gizlilik endişeleri daha da acil hale geldi. Hindistan ayrıca internet penetrasyonunda ve dijital teknolojilerin benimsenmesinde büyük bir büyümeye tanık oldu. Bu dijital dönüşüm, ekonomik büyüme, yenilik, verimlilik ve kolaylık için muazzam faydalar sağlıyor. Ancak, uygun güvenlik önlemleri alınmazsa vatandaşların gizliliği için de önemli riskler oluşturuyor.

Teknoloji ve mahremiyet

Hindistan Yüksek Mahkemesi, gizliliği yaşam ve özgürlüğün ayrılmaz bir parçası olarak kabul ederek, Anayasa’nın 21. Maddesi uyarınca temel bir hak haline getirdi. Ancak, dijital çağda ortaya çıkan karmaşık gizlilik sorunlarını ele almada Hindistan gizlilik hukuku hala gelişiyor. Güçlü veri koruma mevzuatı, gizlilik zorluklarına uyum sağlamak için mevcut yasal çerçevenin güçlendirilmesi yönünde artan çağrılar var. Hindistan 1 trilyon dolarlık bir dijital ekonomiye doğru ilerledikçe bu daha da önemli hale geliyor.

Bu makale, Hindistan’ın dijital ekosistemindeki gizlilik hakkına kapsamlı bir genel bakış sağlıyor. Gizliliğin hukuki bir kavram ve temel hak olarak tarihsel evrimini izliyor, çığır açan Yüksek Mahkeme kararlarını analiz ediyor, Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı gibi mevcut ve gelecekteki yasal çerçeveleri inceliyor, mevcut bağlamdaki temel gizlilik sorunlarını ve zorluklarını vurguluyor, uluslararası ilkeleri ve karşılaştırmalı uygulamaları tartışıyor ve politika yapıcılara ve paydaşlara, temel gerçekleri ve Hint vatandaşlarının isteklerini akılda tutarak güçlü bir gizlilik koruma rejimi oluşturmaları için öneriler sunuyor.

Hindistan’daki mevcut gizlilik söylemini daha iyi değerlendirmek için, gizlilik kavramlarının ülkede on yıllar boyunca nasıl evrildiğine bakmamız gerekiyor. İlk öncü karar, Yüksek Mahkeme’nin 1954’te Kharak Singh v. State of UP davasında özel hayatı kişisel özgürlüğün bir parçası gördü. Ancak gizliliği ayrı bir temel hak görmedi. Bu, bireyin gizlilik hakkını Devletin makul kısıtlamalar getirme gücüne karşı karşıya getirdi. Böylelikle Gobind v. State of MP (1975) ve Malak Singh v. State of Punjab (1981) gibi sonraki davalar, gizliliğin yaşam ve özgürlüğün yerine getirilmesi için gerekli olduğunu daha da güçlendirdi. Ancak mahkemeler ayrıca Devletin makul kabul edilen bu tür kısıtlamaları koyma hakkını da destekledi.

Teknolojinin insan ilişkilerine etkisi bağlantıda mıyız yoksa kopuk mu yaşıyoruz?

0

Teknolojinin hayatımızın her alanıyla giderek daha fazla iç içe geçtiği çağda yaşıyoruz. Yapay Zeka, arkadaşlar, sırdaşlar ve hatta romantik partnerler, her yıl insanlara ayrılmış rolleri doldurmaya başladı. İnsanlar ve YZ arasındaki gelişen ilişki, arkadaşlığın doğası, insanın bağlantı ihtiyacı ve dijital varlıklarla insan etkileşiminin yerini almasının potansiyel sonuçları hakkında derin sorular ortaya çıkarıyor. Teknolojinin insan ilişkilerine etki ederken, burada yapay zeka önemli bir rol üstleniyor.

Teknolojinin insan ilişkilerine etkisi nasıl etki ediyor?

Yapay zeka arkadaşlığı kavramı yeni değil. Ancak pratik uygulamalarda gerçekleştirilmesi nispeten yeni bir gelişme. Bu yapay zeka arkadaşları duygusal destek, arkadaşlık ve bazı durumlarda romantik veya samimi insan ilişkilerini taklit etmek için tasarlanıyor. Replika en bilinen örneklerden biri. Duygusal destek sağlama görevi olan bir yapay zeka sohbet robotu düşünün. Kullanıcılar Replika ile metin sohbetleri aracılığıyla etkileşim kuruyor. Yapay zeka zamanla daha özel yanıtlar vermeyi öğreniyor. Böylelikle gerçek bir duygusal bağlantıyı simüle ediyor.

Başka bir örnek Gatebox Holografik bir yapay zeka arkadaşı yaratarak konsepti bir adım öteye taşıdı. Tek başına yaşayan insanlara yönelik olan Gatebox’ın yapay zeka avatarı, gün boyunca mesaj gönderiyor. Kullanıcıları eve davet edebiliyor ve hatta akıllı ev aletlerini kontrol ederek bir varlık ve arkadaşlık hissi yaratıyor.

Sırada RealDoll’dan Harmony var. Daha tartışmalı bir kullanım olan Harmony, romantik ve fiziksel bir arkadaş için yapay zekayı gerçekçi bir insansı robotla birleştiriyor. Harmony sohbetler düzenleyebiliyor. Kullanıcı tercihlerini hatırlayabiliyor ve çeşitli kişilik özelliklerini ifade edebiliyor.

İnsanlar arkadaşlık için neden yapay zekaya yöneliyor? Sebepler bireylerin kendileri kadar çeşitlidir, ancak bu fenomene katkıda bulunan birkaç önemli faktör var. Birincisi, hızla büyüyen bir yalnızlık salgını yaşıyoruz. Sosyal izolasyon ve yalnızlık giderek daha büyük sağlık riskleri kabul ediyor. Böyle bir dünyada, yapay zeka arkadaşları insan ilişkilerinden kopuk hissedenler için bir tür bağlantı sağlıyor. Bu, toplumsal değişimlerin yalnız yaşam tarzlarında artışa yol açtığı Japonya gibi ülkelerde özellikle dokunaklı. İkincisi, yapay zeka ilişkileri insan etkileşimlerinde her zaman mümkün olmayan bir düzeyde kolaylık ve kontrol sağlıyor.

Dijital minimalizm teknoloji çağında sadeliğe dönüşün yolları ve faydaları

0

Less is more, son zamanlarda sıkça tekrarlanan bir nakarat haline geldi. Bu slında 2.500 yıl öncesine dayanan bir fikir. Beverley D’Silva dış düzeni, iç huzuru ve sadeliğin bizi mutlu etmeye nasıl yardımcı olabileceğini araştırıyor.

Minimalizm günümüzde her yerde karşımıza çıkıyor. Tamamen indirgeme ve “az çoktur” ile ilgili bir şey için, bununla ilgili çok şey var. Terim artık sayısız felsefeye, ürüne veya yaşam tarzı seçimine uygulanıyor. Işıklandırma tasarımından daha az eşyaya sahip olma hedefine veya -en yalın minimalizm- keşişvari çileciliğe kadar. Tanımlar geniş. Sanatçı Michael Landy’nin 2001 tarihli öncü projesi Break Down’da tüm dünyevi mallarını yok ettiği gibi, gezegene verdiğimiz zararı düşünmemizi sağlamayı amaçlayan derin bir felsefe mi? Yoksa bu, sadece sahip olduklarımız ve attıklarımızla ilgili bir şey mi? Marie Kondo’nun, etrafımızdakilerle “mutluluk kıvılcımı çakma” kavramının yankı bulduğu ve her Kon-Mari yöntemiyle 11 milyon kitap sattığı düşünüldüğünde, örgütlenme imparatoriçesi olarak adlandırılan bu kavram, sadece sahip olduklarımız ve attıklarımızla ilgili bir şey mi?

Dijital minimalizm ve teknoloji çağı

Kondo, son on yılda popüler sahneye minimalizm davulunu çalarak çıkan yeni bir ordunun parçası. Bununla birlikte, neden sahip olduğumuzun incelenmesini hayatlarının işi haline getirenler var. Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus, namıdiğer Minimalistler bu isimler arasında. 2009’da, çocukluk arkadaşları minimalizmin stresli, yüksek kazançlı yönetici hayatlarına ışık tutabileceğini gördüler ve itiraf ettikleri eşyaların birikimi, derin mutsuzluklarından ve hoşnutsuzluklarından bir dikkat dağıtıcı olarak hareket etti. Dijital minimalizm konusunda Nicodemus: “Amerikan rüyasının peşindeydim ta ki bunun benim rüyam olmadığını fark edene kadar” diyor.

Minimalizme kapılan bu kişiler, eşyalarının yüzde 90’ını düzenleyip elden çıkardı. Başarılı blogları, kitapları ve TV dizileri aracılığıyla neşe ve yeni kariyerler geliştirdi. Yeni Netflix dizileri Less Is Now, kişisel hikayelerine eğlenceli bir bakış açısı getiriyor. Greenpeace ABD’den Annie Leonard gibi uzman görüşleriyle bir dava çağrısı sunuyor. Leonard: “şirketler ve kar hırsı, sahip olduğumuz şeylere olan bağımlılığımızın kesinlikle arkasında” diyor. Alışveriş terapisinin katlanarak büyümesini insanların “topluluğa, amaca, kimliğe sahip olmanın diğer yollarını kaybetmesine” bağlıyor. Bu arada, Los Angeles’ta mega kilisenin kurucusu Erwin McManus, bu konuda manevi bakış açısına sahip. McManus: “Minimalizmin dersleri çok güçlü. Çünkü tüm yanlış şeyleri yiyip duruyoruz ve önemli olan şeylere açlıktan ölüyoruz” diyor.

Elon Musk, paylaştığı deepfake videosu ile kendi kurallarını ihlal etti!

Çılgın milyarder Elon Musk, Harris’i Başkan Joe Biden’ın bunamış olduğunu ve ülkeyi yönetmeyi bilmediğini söylemiş gibi gösteren bir sözde kampanya videosu paylaştı.

The New York Times’ın belirttiğine göre, video Harris’in orijinal kampanya reklamının bir yeniden yapımı olup eski Başkan Donald Trump ve yardımcısı JD Vance’in görüntüleri çıkarılarak yerine Biden’ın görüntüleri eklenmiş. Orijinal reklam Perşembe günü yayımlanmıştı.

Videoyu ilk kez yükleyen @MrReaganUSA hesabı, bunun bir “parodi” olduğunu belirtirken; Musk, herhangi bir açıklama yapmadı ve sadece “Bu harika” yazıp bir gülme emojisi ekledi. Musk’ın paylaşımı Pazar öğleden sonra itibarıyla 120 milyondan fazla kez görüntülendi.

Paylaşım, X’in “insanları yanıltabilecek veya kafa karıştırabilecek ve zarara yol açabilecek sentetik, manipüle edilmiş veya bağlam dışı medya paylaşımı” yasağına aykırı gibi görünüyor.

Demand Progress Education Fund’un Dijital Demokrasi Projesi direktörü Alex Howard, Musk’a yanıt olarak, “Bu, @X’in sentetik medya ve yanıltıcı kimliklerle ilgili politikalarının ihlalidir. Seçim yılında ihlallere izin verecek şekilde bu politikaları geriye dönük olarak değiştirecek misiniz?” dedi. X’in politikası, Musk platformu satın aldıktan birkaç ay sonra Nisan ayında yürürlüğe girmişti ve yanıltıcı medyanın “önemli ölçüde ve yanıltıcı şekilde değiştirildiğini, manipüle edildiğini veya uydurulduğunu” ve “kamu meselelerinde yaygın kafa karışıklığına yol açma olasılığının yüksek olduğunu” belirtiyor. Bu içeriklerin etiketlenmesi veya silinmesi gerekiyor.

Deepfake klon

Musk daha önce, kullanıcıları yanıltıcı bilgilerden haberdar etmek için “topluluk notları” özelliğinin kullanılması gerektiğini söylemişti. Ancak, Pazar öğleden sonra itibarıyla Musk’ın paylaşımında herhangi bir not bulunmuyordu.

The Times’a göre, topluluk notları kullanıcıları Cuma gecesi birkaç olası not önerdi. Bunlardan biri, “Bu, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in hiç söylemediği kliplerin sesini kullanarak yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir videodur. Bu tür videolar, yapay zeka tarafından üretilen içeriği gerçeklikten ayıramayanlar için tehlikelidir.” diyordu.

Pro-demokrasi grupları, yapay zeka ve diğer teknolojiler kullanılarak videolar, sesler ve görüntüler oluşturup yanlış bilgi yaymak amacıyla oluşturulan deepfake’ler konusunda uyardılar.

Teknoloji bağımlılığı modern çağın gizli tehdidi ve başa çıkma yöntemleri

0

Mümkün olduğunca iyi görünmek için güçlü sosyal ve kültürel teşvikler var. Bu nedenle birçok insanın çevrimiçi ortamda davranışı değişiyor. Aslında kendilerini mümkün olan en iyi ışıkta sunmaya çalışması şaşırtıcı değil. Ancak, bir araştırma grubu, dijital güzellik filtrelerinin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğunu gösteriyor.

Teknoloji bağımlılığı ve moder çağ dayatmaları

Güzellik filtreleri temelde, fotoğraflardaki yüz özelliklerini değiştiriyor. Bunun için yapay zeka ile belirli fotoğraf düzenleme araçları sağlıyor. Yaygın filtreler, yüzünüzü daha ince gösteren TikTok’taki “zayıf filtre” ve yüz özelliklerini ideal bir orana göre ayarlayan Instagram’daki “mükemmel yüz filtresi”dir.

Londra Şehir Üniversitesi’nin raporu teknoloji bağımlılığı ve sosyal medyahakkında detayları gösteriyor. Güzellik filtrelerinin sosyal medyada daha popüler hale geldiğini buldu. Örneğin, Snapchat ABD, Fransa ve İngiltere’deki gençlerin yüzde 90’ından fazlasının uygulamalarında filtre ürünleri kullandığını buldu. Ayrıca Meta, 600 milyondan fazla kişinin Facebook veya Instagram’da filtre kullandığını bildiriyor.

Londra Şehir Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, filtrelerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koydu. Ortalama yaşları 20 olan 175 katılımcıdan oluşan bir örneklemde, genç kadınların %90’ı filtre kullandığını veya fotoğraflarını düzenlediğini bildirdi.

Katılımcılara en çok hangi tür filtreleri kullandıkları sorulduğunda, en yaygın filtrelerin cilt tonunu eşitlemek, cildi aydınlatmak, dişleri beyazlatmak, cildi bronzlaştırmak ve vücut boyutunu küçültmek için kullanılanlar olduğunu söylediler. Katılımcılar ayrıca çeneleri veya burunları yeniden şekillendirmek, dudakları daha dolgun göstermek ve gözleri daha büyük göstermek için sosyal medyada filtreler kullandılar.

Sosyal endişeler ve güzellik filtreleri kullanıcıların gerçekçi olmayan güzellik standartlarıyla ilgilenmesinde neden oluyor. Bu nedenle, gençler görünümleri ile dünyayla paylaştıkları düzenlenmiş görseller arasında bir kopukluk yaşıyor. Bu, beden dismorfik bozukluğu gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarına bile yol açıyor. Teknoloji bağımlılığı ve modern çağın getirdikleri önemli endişelere neden oluyor.

Güneş enerjisi ve LED’ler sanılandan daha büyük potansiyel sunuyor!

Amerika genelindeki enerji kullanıcıları için önemli olan, bu bulguların yeni güneş hücreleri ile LED aydınlatmalar geliştirmeye yardımcı olabileceği ve “aydınlatmanın geleceğini yeniden şekillendirme” potansiyeline sahip olduğu iddiası.

Çalışmanın ortak yazarı ve Teksas’taki Oden Enstitüsü’nde Kuantum Malzemeleri Mühendisliği Merkezi’nin direktörü olan Feliciano Giustino, “Bu polarlar çok ilginç desenler gösteriyor. Atomlar, elektronun etrafında dönerek daha önce hiç gözlemlenmemiş girdaplar oluşturuyor.” dedi.

Halide perovskitler, kristal yapılı mineral ailesi olarak güneş panellerinde silikonun yerini alması beklenen bir malzeme olarak birçok uzman tarafından övgü alıyor. Bunun başlıca nedenleri, bu malzemenin verimliliği ve düşük üretim maliyeti potansiyelidir.

ABD Enerji Bakanlığı, bu malzemenin uygulamasının kısa bir operasyonel ömrü nedeniyle engellendiğini rapor ediyor. Diğer uzmanlar, perovskitleri silikon ile birleştirerek panellerde kullanıyor ve iyi sonuçlar elde ediyor. Giustino’ya göre, polarlar veya “yük kümeleri” perovskitlere benzersiz özellikler kazandırıyor.

Bu araştırmada, polaron atomları elektronların etrafında dönerek girdaplar oluşturuyor. Elektronlar, ışık fotonlarıyla çarpıldığında heyecanlanıyor ve bu girdaplar, elektronları daha uzun süre bu durumda tutabiliyor. Giustino, “Bu garip girdap yapısının, elektronun heyecanlanmamış enerji seviyesine geri dönmesini engellediğini düşünüyoruz.” dedi. Parçacık hareketi, güneş ışığını güce dönüştürmek için gereklidir.

Bu, yenilenebilir ve daha temiz enerjiyi halka daha erişilebilir hale getiren güneş hücresi yenilikleri için heyecan verici bir dönem. Teknoloji, evlere, cihazlara ve araçlara daha uygun maliyetle elektrifikasyon sağlıyor. Federal hükümet teşvikleri ile evde bir güneş enerjisi kurulumu maliyetinde %30 tasarruf edilebiliyor.

Teksas perovskit araştırması, LED’leri iyileştirebilirse, evde daha fazla tasarruf sağlamaya yardımcı olabilir. Daha iyi ampuller, en az 40 ışık değiştirildiğinde ev sahiplerine yılda ortalama 600 dolar tasarruf sağlıyor. Ayrıca, LED’ler diğer türlerden yaklaşık beş kat daha az ısı tutucu hava kirliliği üretiyor. Bu, artan kanser ve diğer hastalık riskleriyle ilişkilendirilen gezegen ısınmasına neden olan dumanları azaltır.

Giustino, ekibinin bulgularının, polaronları ve bunların perovskitte elektronlar ve fotonlarla etkileşim şeklini tanımlamaya yardımcı olan son derece gelişmiş bilgisayarlar olmadan mümkün olmayacağını söyledi.

Malzeme, güneş ışığını %25 verimlilik oranıyla elektriğe dönüştürerek hızla ilerlemiştir. MarketWatch, piyasadaki silikon kullanan çoğu güneş panelinin %23’ün altında oranlara sahip olduğunu bildiriyor.

Intel işlemcilerdeki sorunlar tüketicileri iadeye zorluyor!

0

Son dönemlerde Intel işlemcilerde yaşanan çökme problemleri, özellikle oyun severler arasında büyük yankı uyandırdı. Avrupa’da Intel işlemci iadeleri dört katına çıkarkenon üçüncü ve on dördüncü nesil Intel işlemciler, piyasaya çıktığından bu yana oyunlarda donma ve kasma problemleri yaşatıyor. Bu durum, tüketicilerin Intel işlemcilerden hızla uzaklaşmasına neden oldu.

Oyun performansı sorunu büyüyor

Çökme problemleri sadece son kullanıcıların bilgisayarlarında değil, aynı zamanda çevrim içi oyun sunucuları ve kiralık sunucularda da büyük tedirginlik yarattı. Intel, yaşanan sorunları kabul ederken, bu problemin tamamen çözüleceğine dair kesin bir bilgi veremiyor. Bazı kaynaklar, sorunun beklenenden daha derin olduğunu öne sürüyor. Bu durum, kullanıcıların da sabrını taşırdı ve Avrupa’daki büyük ticaret platformları, büyük bir iade dalgasıyla karşı karşıya kaldı.

İade oranları şaşırtıcı boyutta

Verilere göre, on üçüncü nesil Intel işlemcilerin iade oranı, on ikinci nesil işlemcilere göre dört kat daha fazlaOn dördüncü nesil işlemcilerin ise Alder Lake işlemcilere göre üç kat daha fazla iade oranına sahip olduğu belirtildi. Bu yüksek iade oranları, Intel’in kullanıcı güvenini ciddi şekilde sarsmış durumda.

Intel için alarm zilleri çalmaya devam ederken, yaklaşmakta olan Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerin çıkışı, firmanın yaşadığı bu sorun karşısında tüketiciyi nasıl ikna edeceği konusunda büyük bir merak uyandırdı. Intel’in, kullanıcıları tekrar kazanmak için nasıl bir strateji izleyeceği ve bu sorunların ne zaman tamamen çözüleceği ise belirsizliğini koruyor.

Bu gelişmeler, Intel’in uzun süredir devam eden liderliğinin ciddi bir şekilde sorgulanmasına neden olabilir. Şirketin, oyun performansı sorunlarını hızla çözmesi ve kullanıcı güvenini yeniden kazanması gerekiyor.