Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 548

Yapay zeka ve hukuk arasındaki ilişki dijital çağda adaletin yeni yüzü

0

Aralık 2023’te üye devletlerle yapılan müzakerelerde kabul edilen düzenleme önemli bir karar içeriyor. 523 lehte, 46 aleyhte ve 49 çekimser oyla Avrupa Parlamentosu üyeleri düzenlemeyi onayladı. Düzenleme; temel hakları, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve çevsel etkiyi açıyor. Bununla birlikte yüksek riskli yapay zekadan korumayı, inovasyonu artırmayı içriyor. Avrupa’yı bu alanda lider konuma getirmeyi amaçlıyor. Düzenleme, yapay zeka için olası risklerine ve etki düzeyine göre yükümlülükler belirliyor.

Yapay zeka ve hukuk etkileşimi

Yeni kurallar, hassas özelliklere dayalı biyometrik kategorizasyon sistemleri ve yüz tanıma veri tabanları oluşturmak için yapılan aktiviteleri kısıtlıyor. İnternetten veya CCTV görüntülerinden hedefsiz yüz görüntüleri toplanması dahil olmak üzere vatandaşların haklarını tehdit eden belirli yapay zeka uygulamalarını yasaklıyor. İşyerinde ve okullarda duygu, sosyal puan gibi insanlarda etkili olan yapay zeka da yasaklanıyor.

Güvenlik güçleri, biyometrik sistemleri (RBI) kısıtlı şekilde kullanabilecek. Ayrıntılı listede ve dar bir şekilde tanımlı durumlar haricinde yasaklandı. Gerçek zamanlı RBI yalnızca sıkı güvenlik önlemlerinde görev alacak. Örneğin kullanımı zaman ve coğrafi kapsam açısından sınırlı kalacak. Sadece belirli bir duruşma öncesi veya idari yetkiye tabi olacak. Bu tür kullanımlar, kayıp bir kişiyi hedefli olarak aramayı veya bir terör saldırısının önlenmesini içerecek. Bu tür sistemlerin daha sonraki kullanımı bir suçla bağlantılı şekilde yargı yetkisi gerektirebiliyor. Artık yüksek riskli bir durumda onay alacak.

Yüksek riskli yapay zeka kullanımlarına kritik altyapı, eğitim ve mesleki eğitim, istihdam, temel özel ve kamu hizmetleri dahil olacak. Ayrıca kolluk kuvvetlerindeki belirli sistemler, göç ve sınır yönetimi, adalet ve demokratik süreçler de listede yer alıyor. Ayrıca, yapay veya fake görüntü, ses veya video içeriklerinin (“deepfake”) açıkça etiketlenmesi gerekiyor.

Yapay zeka özellikleriyle iOS 18.1 çıktı!

Apple, 29 Temmuz’da iOS 18.1, iPadOS 18.1 ve macOS Sequoia 15.1’in ilk beta sürümlerini geliştiricilere sundu.Bu yeni güncellemeler, iPhone 15 Pro ve iPhone 15 Pro Max cihazlarına özel olarak geliştirilen Apple Intelligenceözellikleri ile dikkat çekiyor.

iOS 18.1 ile Apple Intelligence özellikleri neler?

iOS 18.1 beta 1, Apple Intelligence’ı denemek isteyen geliştiricilere ve kullanıcılara sunuluyor. Ancak, bu yapay zeka özelliklerinden yararlanmak için iPhone 15 Pro veya iPhone 15 Pro Max cihazına sahip olmak gerekiyor. Apple, iPadOS 18.1 ve macOS 15.1 güncellemelerini kullanmak isteyen kullanıcılar için de Apple silicon işlemcili cihaz gereksinimini belirtmiş durumda.

Apple Intelligence’ı aktif hale getirmek için iOS 18.1’e güncelledikten sonra Ayarlar menüsünden bu özelliği açmak gerekiyor. Ayrıca, kullanıcıların bekleme listesine katılması ve özelliklerin aktif hale geldiği bildirildiğinde kullanmaya başlaması gerekiyor. Apple Intelligence‘ın tam kapasite çalışabilmesi için cihazın İngilizce dilde ve Amerika bölgesindeayarlanmış olması şart.

iPhone 15 Pro modellerine sahip olan kullanıcılar, güncellemeyle birlikte birçok yeni özellikle tanışıyor. Bunlar arasında yazma araçları, Siri’nin yeni tasarımı, bildirim özetleri ve yazıya dökme, yeni Mail kategorileri, akıllı yanıtlar, ve Mesajlar’da akıllı yanıtlar gibi Apple Intelligence özellikleri bulunuyor.

Ancak, Image Playground, Genmoji, öncelikli bildirimler, Siri kişisel bağlamı ve ChatGPT entegrasyonu gibi bazı özellikler henüz iOS 18.1 beta 1’de mevcut değil. Apple’ın bu özellikleri gelecekteki güncellemelerde sunması bekleniyor.

Gezegen Tanımı Yeniden Tartışılıyor: Plüton Gezegen Olabilecek mi?

Geçmişte yapılan tanım değişiklikleri sonucu, Güneş Sistemi’nde yer alan 9 gezegenden biri olan Plüton, gezegen statüsünden çıkarılarak sayısı 8’e düşmüştü. Ancak tartışmalar sona ermedi. Bir grup bilim insanı, gezegen tanımını daha basit ve açıklayıcı hale getirmeyi amaçlayan yeni bir öneriyle gündeme geldi.

Bir gezegenin tam olarak ne olduğu yüzyıllar boyunca belirsizdi. Farklı zamanlarda, gezegen, uydu ve hatta asteroitler aynı şemsiye altında isimlendiriliyordu. 2006 yılında, uzaydaki nesnelere resmi olarak isim veren kuruluş olan Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), bir tanım oluşturdu ve bu tanım gereği Plüton gezegen statüsünden çıkarıldı.

IAU’nun resmi gezegen tanımına göre bir cismin gezegen sayılabilmesi için üç kriteri karşılaması gerekiyordu:

  1. Güneş’in etrafında yörüngede olması gerekir.
  2. Kabaca yuvarlak hale gelmesi için yeterli kütleye sahip olması gerekir.
  3. Yörüngesinin etrafındaki bölgeyi temizlemiş olması gerekir.

Tartışmalar ve yeni öneriler

Başından beri bu tanıma karşı çıkan bilim insanları, özellikle üçüncü maddeyi “belirsiz” olarak adlandırdı. 2015 yılında Plüton’un yanından geçen bir uzay sondasını gönderen New Horizons misyonunda görevli bir gezegen bilimci olan Philip Metzger, yörüngelerini temizlemekle neyin kastedildiğinin tam olarak belirtilmediğini ifade etti. Metzger, “Eğer bunu kelimenin tam anlamıyla alırsanız, o zaman hiçbir gezegen yoktur, çünkü hiçbir gezegen yörüngesini temizlemez,” dedi.

Bilim insanları, mevcut tanımın Güneş Sistemi merkezli olmasını eleştiriyor. Son yıllarda gökbilimciler, diğer yıldızların yörüngesinde dönen 5.000’den fazla gezegen keşfettiler. Bu nedenle, bilim insanlarından oluşan bir ekip, yalnızca bunu hesaba katmakla kalmayıp aynı zamanda kriterleri de basitleştiren yeni bir tanım öneriyor.

Önerilen yeni tanıma göre, bir gezegen şu özelliklere sahip olmalıdır:

  • Bir veya daha fazla yıldızın, kahverengi cücenin veya yıldız kalıntılarının yörüngesinde döner.
  • 1023 kg’dan daha büyük kütleye sahiptir.
  • 13 Jüpiter kütlesinden (2,5 x 1028 kg) daha az kütleye sahiptir.

Plüton’un durumu

Ancak Plüton’un tekrar gezegen olmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak. Çünkü Plüton’un kütlesi, önerilen yeni tanımın alt sınırının biraz altında kalıyor. Dolayısıyla Plüton, cüce gezegen olarak kalmaya devam edecek.

1023 kg’lık alt sınırın, yer çekiminin nesneyi küresel bir şekle çevirdiği nokta olduğu belirtiliyor. Çalışmanın baş yazarı Jean-Luc Margot, “Güneş sistemimizdeki tüm gezegenler dinamik olarak baskındır, ancak Plüton gibi cüce gezegenler ve asteroitler dahil olmak üzere diğer nesneler baskın değildir. Bu nedenle bu özellik gezegen tanımına dahil edilebilir,” dedi.

Yeni tanımın üst sınırı

Yeni tanım, gezegenlerin ne kadar büyük olabileceğine dair bir üst sınır da koyuyor. Bazı gezegenler o kadar büyük ki, yerçekimleri çekirdeklerinde döteryumun termonükleer füzyonunu tetikliyor ve bu da onları gezegenler ve yıldızlar arasında bir ara tür haline getiriyor. Bunun genellikle 13 Jüpiter’den daha büyük kütlelere sahip nesnelerde başladığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, yeni tanımı Ağustos ayında IAU Genel Kurulu’nda resmen önermeyi planlıyor. Bu gelişmeler ışığında gezegenlerin tanımı yeniden şekillenebilir ve bilim dünyasında önemli tartışmalar yaratabilir.

Xiaomi, Pekin’de aldığı arazi ile EV üretim kapasitesini artırıyor!

Pekin Belediye Planlama ve Doğal Kaynaklar Komisyonu tarafından yayımlanan belgelere göre, 131 dönümlük arazi, mevcut Xiaomi EV fabrikasına yakın bir konumda bulunuyor.

Arazi, Xiaomi’nin yan kuruluşu Xiaomi Jingxi Technology Ltd. tarafından satın alındı ve “yüksek kaliteli otomobil ve yeni enerji akıllı araç endüstrisinin geliştirilmesi” amacıyla kullanılacak.

Xiaomi, Mart ayında yaklaşık 30,000 dolar maliyetle piyasaya sürdüğü temel modeli SU7 ile otomotiv sektörüne giriş yaptı. Bu, CEO Lei Jun‘un EV pazarında büyük bir güç olma planının ilk adımıydı. Lei, bu ayın başlarında şirketin 30,000 araç teslim ettiğini ve Kasım ayı gibi erken bir tarihte 2024 satış hedefi olan 100,000 araca ulaşma yolunda olduğunu belirtti.

Xiaomi’nin EV pazarındaki başarılı girişimi, rekabetin yoğun olduğu bir sektörde pazar payı için mücadele eden rakiplerinin aksine dikkat çekiyor. Pekin, 2022 yılında EV satın alımları için ulusal sübvansiyonları aşamalı olarak kaldırdı; yavaşlayan talep nedeniyle WM Motor Technology Group ve Human Horizons Shanghai Internet Technology Co. Ltd.’nin premium markası HiPhi gibi birkaç EV üreticisi iflas etti veya üretimi durdurdu.

Xiaomi'den

Akıllı telefon üretimiyle tanınan şirket, 2025 yılı gibi erken bir tarihte Tesla’nın Model Y’sine benzer bir spor arazi aracı üretip satmayı planlıyor. Daha önce, otomobil fabrikasının ikinci aşamasına başlama planları olduğunu ve inşaatın 2025 yılında tamamlanacağını belirtmişti. İlk aşama, yıllık 150,000 araç üretim kapasitesine sahip.

Xiaomi, Temmuz ayında bağımsız bir otomobil üretim yeterliliği elde ederek artık devlet destekli BAIC Motor Corp.’un iznine ihtiyaç duymadan üretim yapabiliyor.

Bu yeni arazi satın alımı, Xiaomi’nin elektrikli araç üretiminde daha da büyüme ve yenilik yapma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Şirketin, hızlı büyüyen EV pazarında lider bir oyuncu olma hedefiyle attığı bu adım, sektördeki diğer oyunculara karşı rekabet avantajı sağlamayı amaçlıyor.

Ford, aldığı patentle araçları muhbir haline getirecek!

18 Temmuz 2024’te Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) tarafından yayımlanan ve 12 Ocak 2023’te Ford tarafından yapılan başvuru, “Hız İhlallerini Tespit Etmek İçin Sistemler ve Yöntemler” başlığını taşıyor.

Bu başvuruda, Ford’un araçların birbirlerinin hızlarını izleyebileceği bir sistem üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Eğer bir araç, yakınındaki başka bir aracın hız sınırını aştığını tespit ederse, üzerindeki kameralarla o aracın fotoğrafını çekebilecek. Ardından, hız verilerini ve hedef araçla ilgili görüntüleri içeren bir rapor, internet bağlantısı üzerinden doğrudan polis arabasına veya yol kenarındaki izleme ünitelerine gönderilebilecek.

Ford’a göre, bu tür bir hız gözetim sistemi polislerin işini kolaylaştıracak; çünkü hız ihlallerini hızlı bir şekilde tespit edip peşine düşmek zorunda kalmayacaklar. Ayrıca, bu işin bir kısmı, hız ihlallerini tespit edebilecek şekilde donatılmış otonom araçlara devredilebilir. Ancak, bu teknolojinin nasıl bir yasal dayanağa sahip olacağı belirsiz, çünkü insan polis memurları hız ihlalini bizzat görmemiş olacak.

Hız kameraları zaten hız limitlerinin sabit bir şekilde uygulanmasını sağlıyor, ancak bu kameralar sadece aracın plaka numarasına dayalı olarak ceza kesebiliyor ve sürücünün kim olduğunu doğrulayamıyor.

Ford ayrıca, herkesin – acil durum müdahale araçları da dahil olmak üzere – gece hızını sınırlayan bir “gece sürüş modu” için de patent başvurusunda bulundu. Bu, sürücüleri istemeden muhbir haline getirerek bir adım daha ileri götürüyor. Ford, üretime geçmeyen birçok yeni otomobil teknolojisi için düzenli olarak patent başvurusu yapıyor.

Bu yeni patentin uygulamaya konulup konulmayacağı henüz netlik kazanmış değil. Ancak, hız aşımını tespit eden ve raporlayan araçlar, sürücülerin dikkatini daha fazla çekebilir ve trafik güvenliğini artırabilir.

Bununla birlikte, bu teknoloji mahremiyet ve yasal zorluklar konusunda birçok tartışmayı da beraberinde getirebilir. Ford’un bu yenilikçi yaklaşımı, otomotiv sektöründe önemli bir adım olabilir ve gelecekte trafik denetiminde devrim niteliğinde değişikliklere yol açabilir.

Yeni nesil işlemciler bilgisayar dünyasında hız ve verimlilik devrimi

0

NVIDIA ve dünyanın önde gelen bilgisayar üreticileri, işletmelerin yapay zeka fabrikaları ve veri merkezleri inşa ediyor. Böylelikle yapay zeka atılımlarını yönlendirmeleri için Grace CPU’ları, NVIDIA ağları devreye alıyor. Bununla birlikte NVIDIA Blackwell mimarisi destekli bir dizi sistem bu konuya öncülük ediyor. Yeni nesil işlemciler konusunda NVIDIA başı çekiyor.

Yeni nesil işlemciler ile gelen hız

NVIDIA kurucusu ve CEO’su Jensen Huang, COMPUTEX açılış konuşmasında önemli başlıklara değindi. ASRock Rack, ASUS, GIGABYTE, Ingrasys, Inventec, Pegatron, QCT, Supermicro, Wistron ve Wiwynn’in NVIDIA GPU’ları ve ağları kullanarak bulut, şirket içi, gömülü ve uç yapay zeka sistemleri sunacağını duyurdu.

Her türlü uygulamaya hitap etmek için, teklifler tekliden çokluya GPU’lar içeriyor. Bununla birlikte x86’dan Grace tabanlı işlemcilere ve hava soğutmadan sıvı soğutmaya uzanacak. Ayrıca, farklı boyut ve yapılandırmalardaki sistemlerin geliştirilmesini hızlandırmakda büyük önem taşıyor. Bunun için NVIDIA MGX™ modüler referans tasarım platformu destek olacak. Artık NVIDIA Blackwell ürünlerini destekliyor. Buna, ana akım büyük dil modeli çıkarımı geri alma destekli üretim ve veri işleme için benzersiz performans sunmak üzere için yeni NVIDIA GB200 NVL2 platformu da dahil.

GB200 NVL2, şirketlerin onlarca milyar dolar harcadığı pazar fırsatları için ideal. NVLink®-C2C ara bağlantıları, yüksek bant genişliğine sahip bellek performansını kullanıyor. x86 CPU’ları kullanmaya kıyasla 8 kat daha iyi enerji verimliliği sağlıyor. Böylelikle veri işlemeyi 18 kata kadar hızlandırıyor.

Dünyanın veri merkezlerinin çeşitli hızlı bilgi işlem ihtiyaçlarını karşılamak için NVIDIA MGX avantajlar sağlıyor. Bilgisayar üreticilerine 100’den fazla sistem tasarım yapılandırmasını sağlıyor. Hızlı ve uygun maliyetli bir şekilde inşa etmek için bir referans mimarisi sağlıyor.

Üreticiler sunucu kasaları için temel bir sistem mimarisiyle başlıyor. Ardından farklı iş yüklerini ele almak için GPU, DPU ve CPU’larını seçiyor. Bugüne kadar, MGX referans mimarisini kullanan 25’ten fazla ortaktan 90’dan fazla sistem piyasaya çıktı. Bu sayı geçen yıl altı ortaktan gelen 14 sistemden fazlaydı. Böylelikle MGX’i kullanmak, geliştirme maliyetlerini dörtte üçe kadar düşürüyor. Geliştirme süresini üçte iki oranında, sadece altı aya düşürmeye yardımcı olacak.

Blockchain teknolojisi ve uygulama alanları endüstrileri nasıl dönüştürüyor?

0

Mekansal bilişim, yapay zeka ve blok zinciri bir araya geliyor. Ayrıca bu teknoloji buluşması, dijital ve fiziksel dünyalarla etkileşimimizi yeniden tanımlayarak yeni olasılıkların kilidini açıyor.

Blockchain teknolojisi ve uygulama alanları

AR, sanal gerçeklik (VR) ve karma gerçeklik (MR) gibi kavramları kapsayan mekansal bilişim, geleneksel iki boyutlu etkileşimleri aşmamızı sağlıyor. Ayrıca dinamik üç boyutlu bir dünyayla etkileşime girmemizi mümkün hale getiriyor. Böylelikle bu değişim teknolojik olmaktan öteÜ eneyimin yeniden tanımlanması. Pasif izleyicileri, harmanlanmış fiziksel ve dijital deneyimlerde aktif katılımcılara dönüştürüyor.

Blockchain ve Web3, dijital kimlik ve işlemlere yaklaşımımızı iyileştirerek, yalnızca güvenliği artırmakla kalmıyor. Aynı zamanda bireylere verileri ve dijital varlıkları üzerinde kontrol sağlayan merkezi olmayan bir çerçeve sağlıyor. Merkezi olmayan yapıya doğru bu geçiş, dijital manzarayı demokratikleştiriyor. Kullanıcıların dijital kimliklerinin haklı koruyucuları olmasını sağlıyor.

Üretken AI, kişiselleştirilmiş, dinamik dijital ortamların hızlı bir şekilde tasarlanmasını ve dağıtılmasını sağlıyor. Bu teknoloji yalnızca görevleri otomatikleme ile ilgili değil. Ayrıca yaratıcılığı artırmak ve bir kişinin ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre uyarlanmış bireyselleştirilmiş deneyimler sağlamakla ilgili.

Blockchain, mekansal bilişim ve yapay zeka birleşen bir teknoloji üçlüsü. Bu birleşmeyi, geliştirici topluluğunun ilgi duyduğu konuları inceleyerek gözlemleyebiliriz. Örneğin mekansal bilişim ve AI birleşimine bakalım. Accenture Research’ün Stack Overflow’daki analizine göre, 2D ve 3D içerik oluşturmayla ilgili ve AI bileşeni içeren gönderiler, AI içermeyen gönderilerden daha hızlı artıyor. Bunun nedeni, geleneksel grafik işleme tekniklerinin verimliliğini ve olanaklarını artırması. Ayrıca bunların yerini alan makine öğrenimi algoritmalarının giderek daha olgun hale gelmesi.

Bu teknolojiler artık uygulamalarının ötesine geçiyor ve endüstrileri toplu dönüştürüyor. AR uygulamalarıyla perakende deneyimlerini, havaalanlarında bilgisayarlı görüşle güvenlik süreçlerini iyileştirmeye kadar, teknolojilerin günlük yaşamda olduğuna tanık oluyoruz. Blockchain teknolojisi ve uygulama alanları artık gündelik hayatınıza dahil oluyor.

Preply yapay zeka araştırması: Öğrenme süreci yapay zekadan nasıl etkileniyor?

0

Eğitim, öğrenim, dil öğrenme süreçleri yapay zekadan nasıl etkileniyor? Türkiye’de dahil dünyanın dört bir yanından öğrenci ve öğretmenler yapay zekaya dair ne düşünüyor? Yapay zeka eğitimi nasıl dönüştürüyor? Online yabancı dil öğrenme platformu Preply, tüm bu soruların yanıtlarını araştırdı.

Öğrenme süreci yapay zekadan nasıl etkileniyor?

Yapay zeka uygulamalarının dil konusundaki becerileri her geçen gün artıyor, yapay zekanın dil konusundaki bu hızlı ilerleyişi dil öğrenmenin geleceği için tartışma konusu hâline geldi. OpenAI’ın ChatGPT’yi duyurduğu günden bu yana yapay zeka, teknoloji ve iş dünyasının en önemli gündem başlıklarından birine dönüştü.

Peki yapay zeka öğrenme süreçlerini nasıl etkiler? Öğrenci ve öğretmenler, yapay zekaya ilişkin neler düşünüyor? Yapay zeka, öğrenci-öğretmen etkileşiminin yerini alabilir mi? İşte tüm bu soruların yanıtlarını online yabancı dil öğrenme platformu Preply araştırdı.

Yapay zekanın en büyük eksisi: Motivasyon

32 binden fazla öğretmeni bir araya getiren, İspanyolca özel ders gibi farklı ihtiyaçlara uygun online yabancı dil kursları sunan Preply, yapay zeka tabanlı öğrenme söz konusu olduğunda katılımcıların %31’i, temel endişelerinin insani bağlantı ve öğretmenin sağladığı motivasyonun eksikliği olduğunu söyledi.

Yabancı dil öğrenme sürecinde kullanıcılarına en iyi deneyimi sunmayı amaçlayan Preply’nin yapay zeka ve eğitim arasındaki ilişkiyi incelediği son araştırması öğretmen – öğrenci ilişkisinin öğrencide motivasyonu korumayı kolaylaştırdığını, bu durumun da ilerleme olasılığını artırdığını vurguladı.

Katılımcılara kullandıkları yapay zekayla dil öğrenme sağlayan diğer uygulamalardan vazgeçme sebepleri sorulduğunda ise motivasyon kaybının başlıca etken olduğu öğrenildi. Algoritmalara dayanan bir öğrenme deneyiminin motivasyon kaybının başlıca sebepleri arasında yer alabileceği konuşuldu.

Dil öğrenme sürecinde insanın yeri doldurulamıyor

40 farklı ülkede binden fazla İngilizce öğretmenine yöneltilen soru, 2 öğretmenden birinin yapay zeka ve otomasyon araçlarını kullandığını ortaya koydu. İngilizce öğretenler arasında yapay zekanın en yaygın kullanımı Avustralya’da görünürken, ABD ikinci sırada yer aldı.

Öğretmenler, dil bilgisi ve kelime egzersizleri hazırlarken yardım almak, okuma ve dinleme etkinlikleri oluşturmak ve yazma egzersizleri için ortak metinler tasarlamak için yapay zekayı kullandıklarını belirtti.

Araştırma sonuçları yapay zeka ile öğretmenin bir arada olduğu dengeli bir karışımın öğrenme sürecinde en iyi sonucu vereceğini gösterirken öte yandan yapay zekanın kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunma yeteneği en önemli avantajı olarak karşımıza çıkıyor.

Öğrenci adaylarıyla öğretmenleri yapay zeka gibi teknolojilerle eşleştiren ve böylece yapay zekayı bir amaç olarak değil, araç olarak kullanan Preply, en uygun modeli sunan platform olarak öne çıktı.

YouTube Rusya’da yasaklanabilir!

Rusya’nın medya düzenleyici kurumu Roskomnadzor, YouTube’un ülkedeki bant genişliğini yüzde 70 oranında daraltma kararı aldı. Bu adım, YouTube’un Rusya ile ilgili düzenleyici kanunlara uymamasıekipmanlarını güncellememesi ve yerel veri merkezlerinden hizmet satın alan bir iştirakinin iflas etmesi nedenlerine dayandırıldı.

Devam eden Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Batılı pek çok teknoloji şirketi, Rusya’daki faaliyetlerini durdurdu veya en aza indirdi. YouTube, bugüne kadar Rusya reklam ağını ve gelir ortaklığını durdurmuş ve bazı iştiraklerini sonlandırmıştı. Ülkede erişilebilen tek Batılı sosyal medya platformu olan YouTube’un, bu hamlelerle yakında tamamen yasaklanabileceği belirtiliyor.

Roskomnadzor’un yaptırımlarının temelinde, savaşın başladığı dönemde Rus devleti ile ilişkili medya kuruluşlarının YouTube kanallarının kapatılması ve yayınlarının durdurulması bulunuyor. Yetkililer, YouTube’un bu kararı nedeniyle platformu hedef aldıklarını açıkladı. Ancak, YouTube Rusya kullanıcıların VPN kullanarak engelli içeriklere erişmeye devam ettiği ifade ediliyor.

Bu gelişmeler, Rusya’nın dijital alanda uyguladığı sansür ve kontrol önlemlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, YouTube’un tamamen yasaklanmasının Rusya’daki bilgi akışını daha da sınırlayabileceği ve kullanıcıların alternatif platformlara yönelmelerine neden olabileceğini belirtiyor.

Dizelde iddialı olan Delphi yeniliklere de hazır!

0

Delphi, Delco Remy ve Hartridge markalarıyla özellikle dizel yakıtlı araç teknolojileri üzerine uzmanlaşan PHINIA, ağır vasıta pazarında iddialı. Firma 2030’a dek bu sektörde pazar payını %56’tan %70’lere taşımayı planlıyor. Üstelik firmanın elektrikli araçlar, hidrojen yakıt sistemleri ve motor yağları sektörlerinde de oldukça iddialı girişimleri mevcut.

Delphi Techonologies’in ABD’li otomotiv devi BorgWarner tarafından satın alındıktan sonra geçtiğimiz yıl ayrı bir şirket konumunda New York borsasına kaydı yapılan PHINIA, Delphi, Delco Remy ve Hartridge markalarıyla tanınıyor. Globalde geçtiğimiz yıl 3,5 milyar dolar ciro yapan şirketin bir üretim fabrikası da İzmir’de yer alıyor. Ege Serbest Bölgesi’ndeki tesislerinde düzenlediği fabrika gezisinde mevcut faaliyetleri ve hedefleri hakkında bilgi veren Delphi Türkiye, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika Bölge Direktörü Reşat Dumanoğlu şirketin hayli iddialı plan ve projelerinden bahsetti.

Dizel uzun bir süre daha hayatımızda kalmaya devam edecek

Fabrika gezisi sonrası bilgilendirme toplantısında ana iş kolları olan dizel teknolojilerinde görece olarak binek araba tarafından ağır vasıtaya doğru bir kayışın söz konusu olduğunu belirten Dumanoğlu Stellantis Grubu, Daimler Truck, Ford, Hyundai, Volkswagen, Caterpillar, BMW, General Motors, Volvo ve Dongfeng Motor gibi dünya devlerine üretim yaptıklarını vurguladı. Dumanoğlu “Dizel yakıtın geleceğine dair çok farklı söylemler var. Ama mevcut araç parkının oluşturacağı yedek parça ihtiyacı nedeniyle uzunca bir süre daha hayatımızda kalmaya devam edecek,” derken bir yandan elektrikli araç pazarı ve hidrojen yakıtlı araç pazarını da es geçmediklerine dikkat çekti.

Delphi: MG ile anlaştık BYD’de de fırsatlar olabilir

Gerek dizel gerekse benzinli sistemlerde yakıt pompası, GDI enjektör sistemleri, filtre, fren, ön takım ve termal ürünler PHINIA’nın bugüne dek yoğun olarak çalıştığı ve son derece iddialı olduğu pazarlar. Örneğin fren balatasında firma EMEA bölgesinde 100 araçtan 99,4’üne hizmet sunabiliyor. Ancak araç sektörü farklı bir noktaya giderken, firma da yatırımlarını ve odağını farklılaştırmaktan çekinmiyor.

Kısa süre önce MG ile satış sonrası destek ve servis konusunda bir anlaşmaya varan ve hizmet sağlamaya başlayan PHINIA, Türkiye’de Çinli otomotiv üreticilerinin ciddi bir pazar payına ulaşabileceklerini öngörüyor ve bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. Örneğin Türkiye’de ciddi bir yatırım kararı alan BYD ile de satış sonrası için görüşmelerin olacağına dikkat çeken Reşat Dumanoğlu “Her Phinia fabrikası özellikle Türkiye’de böylesine rekabetçi, böylesine yetişmiş insan gücünü barındıran bir fabrika, her yeni üretici için aday bir tedarikçidir,” diyor.

Hidrojen yakıt teknolojileri için İzmir aday olabilir

Hidrojen yakıt konusuna da değinen Dumanoğlu “İçten yanmalı motorların devamı söz konusu, elektrikli araçlar yadsınamaz bir gerçeklik ancak filoların yenileme taleplerini ve mevcut araç parkını düşündüğümüzde içten yanmalı motorlara yönelik hidrojen çözümlerin çok önemli bir yer tutacağını düşünüyoruz. Bu alanda da Avrupalı bir iş makinesi üreticisiyle OE anlaşması yapıldı. Bu yıl içerisinde bir üretim söz konusu. Hidrojen teknolojileri konusunda İzmir fabrikamız da bir aday olacaktır. Şu anda bununla ilgili bir karar alınmadı. Ama İzmir fabrikası hem teknik yeterlilik, hem kapasite olarak öne çıkıyor,” diyor.

PHINIA ayrıca Türkiye’de ara eleman açığı ve teknik eğitim ve bilgi eksikliğini gidermek için de önemli faaliyetler yürüttüklerini ve bunları sürdüreceklerini söylüyor. “Masters of Motion” inisiyatifiyle teknisyenlere yönelik eğitim faaliyetlerini hızlandırdıklarını duyuran firma 2023 yılında İstanbul’da iki önemli teknik lisede, 2024 yılında ise İzmir’de bir teknik lise ve bir meslek yüksek okulunda Delphi laboratuvarları açtıklarına vurgu yapıyor.

Apple, ABD’deki sendika anlaşmasında sona yaklaştı!

Uluslararası Makine ve Havacılık İşçileri Birliğinin Örgütlü Perakende Çalışanları Koalisyonu’na göre, Towson’da yer alan Apple mağazasındaki yaklaşık 85 çalışanı temsil eden üç yıllık anlaşma; programlama iyileştirmeleri, sözleşme süresince ortalama %10 zam, kıdem tazminatı maddesi, sözleşmeli çalışanlar için sınırlamalar ve şeffaf bir disiplin sürecini içeriyor.

Sendika müzakere komitesi yaptığı açıklamada, “Apple ile geçici bir anlaşmaya vararak üyelerimize geleceklerinde söz hakkı veriyor ve daha fazla kazanım için güçlü bir ilk adım atıyoruz.” dedi.

Sendika, anlaşmayı 6 Ağustos’ta oylayacak. Müzakereler sırasında çalışanlar, müzakere komitesinin “dayanışmalarını gösteren ilk adım” olarak nitelendirdiği ve Apple’a “açık bir mesaj” göndereceğini belirttiği grev yetkisi için oy kullandılar.

ABD’deki diğer Apple perakende mağazalarını da sendikalaştırmaya yönelik kampanyaları var; ancak şu ana kadar yalnızca iki tanesi başarılı oldu. Apple’ın Oklahoma City’deki mağaza sendikası ile sözleşme görüşmeleri ise devam ediyor.

Bu gelişme, Apple çalışanlarının iş koşullarını iyileştirme ve haklarını koruma yönündeki önemli bir adımı temsil ediyor. Towson mağazasındaki anlaşma, diğer Apple mağazalarındaki çalışanlara da ilham vererek sendikalaşma çabalarını teşvik edebilir.

Apple’ın perakende mağazalarındaki sendikalaşma hareketleri, teknoloji devinin çalışma koşulları ve çalışan hakları konusundaki yaklaşımını da gözler önüne seriyor. Bu anlaşma, Apple çalışanları için daha adil ve şeffaf bir çalışma ortamı sağlama yolunda önemli bir ilerleme olarak görülüyor. Yakın gelecekte, anlaşmanın son halini almasıyla; teknoloji devinin çalışanlarının haklarına yönelik yaklaşımını daha net görmüş olacağız.

BYD, Türkiye’de resmen şirket kurdu! İlk müdür atandı!

0

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye 1 milyon dolar değerinde yatırım yapacağını bildiren Çinli otomotiv devi BYD, Türkiye’de resmen şirket kurdu. İlk müdürünün de atamasını gerçekleştiren BYD, Manisa’da elektrikli otomobil üretimi yapmak için çalışmalarını tam gaz sürdürüyor.

BYD Türkiye’nin başına Avrupa araç satışından sorumlu Shu Youxing atandı!

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gerçekleştirilen etkinlikte Türkiye’ye yatırım planını açıklayan BYD, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrikasını kuracağını açıklamıştı. Yaklaşık 36 milyon liralık yatırım ile ülkemizde elektrikli otomobil üretimini gerçekleştireceğini duyuran Çinli şirket, bugün ülkemizdeki şirketini resmi olarak kurdu. “BYD Turkey Otomotiv” ismi ile karşımıza çıkan BYD, Avrupa araç satışından sorumlu Shu Youxing’i şirketin müdürü olarak atadı.

byd-turkiye-sirket-kurdu-2

Bir kimya mühendisi olan Shu Youxing, 1999’dan beri BYD’de çalışıyor. Şimdiye kadar Avrupa araç satışından sorumlu tutulan Youxing, şimdi BYD’nin yeni üretim bölgesi olan Türkiye’de çalışmalarını sürdürecek. Ülkemizde kurulan şirketin müdürü olaran tayin edilen Youxing, ülkemizde gerçekleşecek tüm faaliyetten sorumlu olacak.

Ayrıca Ticaret Sicil Gazetesi’nde görünen BYD’nin en kıdemli yöneticilerinden olan Stella Li de Müdürler Kurulu Başkanı olarak görev alacak. BYD’nin kuruluşundan beri şirket bünyesinde yer alan Li, şimdiye kadar şirketin Amerika CEO’su olarak görülmüştü. Ancak artık BYD’nin Türkiye operasyonlarında görev alacak.

byd-turkiye-sirket-kurdu-3

Ülkemizde elektrikli otomobil üretimine ek olarak araç parçası da üretmeyi planlayan BYD, ihracat ve ar-ge gibi çalışmalarını da Manisa’da kurulacak olan tesisinden gerçekleştirecek. Bakalım BYD’nin Türkiye’de üretim yapması pazarı nasıl etkileyecek?

Siber zorbalık ile mücadele dijital çağın karanlık yüzüne karşı çözüm yolları

0

Dijital teknolojiye eşlik eden kazanımlara ve fırsatlara çok fazla vurgu yapılıyor. İnternet Bağımlılığının karanlık tarafını, gençlerin yaşamları üzerindeki kapsamlı sonuçlarını keşfetmek için acil ihtiyaç devam ediyor.

Siber zorbalık ile mücadele

Sosyal medya kullanımı, oyun oynama ve yayın akışı gibi çevrimiçi etkinlikler günümüzün dijital çağında normalleştiriyor. Bu da sağlıklı etkileşim ile bağımlılık davranışı arasında ayrım yapmayı zor hale getiriyor. Malezya İstatistik Dairesi’ne (DOSM) göre, Malezya ulusal internet kullanımında yüzde 66,60’tan (2014) yüzde 97,70’e (2023) önemli bir artış gösterdi. İnternet kullanıcılarının en yüksek yüzdesi (yüzde 99,60) 20-39 yaşlarındaki bireylerdi.

2022 Çevrimiçi İnternet Anketi (IUS), internet kullanıcılarının yüksek yüzdesinin ergenlik çağındaki bireyler (yüzde 16,10) oldu. Ayrıca 20’li yaşlardaki bireyler (yüzde 15,30) ve 30’lu yaşlardaki bireyler (yüzde 13,70) oldu. Ortalama şekilde, bu kişiler günde 18 saat veya daha fazla zamanı internette geçiriyor. Benzer şekilde, Chor ve ark. (2020) tarafından yürütülen kesitsel bir çalışma, 10-19 yaş aralığındaki 921 katılımcının yüzde 56,4’ünün internete bağımlı olduğunu buldu.

Kontrolsüz aşırı internet kullanımı bağımlılığa yol açıyor. Başlangıçta, sosyal medya gibi dijital alanlarla etkileşim kurulması, rahatlama ve keyif sağlayan zararsız bir hobi olarak hizmet ediyor. Ancak, hobiler özellikle çocuklar ve gençler arasında bağımlılığa dönüştüğünde, refahları için olumsuz etkiler ortaya çıkıyor. Gençler arasında IA’nın sosyal riskleri İnternet, günümüzde birçok genç için gerçeklikten kaçışın favori yolu haline geldi. Akademik veya iş baskısı, aile veya ilişki sorunları vb. stresinden kurtulmak için bir başa çıkma mekanizması olarak hizmet ediyor.

Wang ve ark. tarafından yapılan çalışma 12-18 yaş aralığındaki 1.044 çocukluk travması geçiren öğrenciyi kapsadı. Bu, 473’ünün (yüzde 45,6) IA’ya sahip olduğu ve bu oranın yüksek olduğunu gösteriyor.

IA’nın geçişi, sosyal medyanın rahat şekilde keyfini çıkarmanın zorlayıcı, zararlı davranışa dönüşmesi kritik önemde. Hayatın diğer yönlerini gölgede bırakması ve refahları, ilişkiler, günlük işleyişleri üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor. Siber zorbalık ile mücadelede ebeveynler ve gençlerin önlemler alması gerekiyor.

Yapay zeka tabanlı trafik radar sistemi!

İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kullanılacak olan dünyanın ilk yapay zekâ tabanlı trafik radar sistemi Trafidar, Cube Incubation’da hayata geçti.  2014 yılında Cube Incubation’da faaliyetlerine başlayan ve Teknopark İstanbul’da, uzaktan algılama teknolojileri konusunda uzmanlaşmış bir yüksek teknoloji girişimi olan Radarsan Sensör füzyonu, Radar ve Yapay Zeka(Derin Öğrenim) projelerine odaklanıyor. Şirket ayrıca “Sense.Know.Act” sloganıyla katma değerli, ihracata yönelik Ar-Ge projeleri üzerine çalışıyor.

Dünyanın ilk doğuştan yapay zeka tabanlı trafik radar sistemi: Trafidar

Radarsan’daki çalışmaları hakkında bilgi veren Radarsan Genel Müdürü Serhat Doğan, “Yerli ve milli imkanlarla tasarladığımız dünyanın ilk doğuştan yapay zeka tabanlı trafik radar sistemi olan Trafidar, odak ürünümüz. Radarsan’ın 10 yıllık Ar&Ge çalışmaları sonucunda geliştirdiği Yapay Zeka Platformu’nun en önemli ürünlerinden biri olarak öne çıkıyor. Trafidar, Savunma Sanayi Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı ortak projelendirilmesi çerçevesinde sahadaki kullanıcı ihtiyacına binaen geliştirildi. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kullanılacak olan bu sistem, teknik istekler dokümanı ile tanımlanan yüksek doğruluk oranlarıyla karayollarında gece-gündüz ve hava koşullarından bağımsız olarak dört şeride kadar olan araçların hızını, plakasını, markasını, modelini, tipini, konumunu ve rengini tespit ederek PolNet’e iletiyor.” dedi.

Mobil Araç / Olay Algılama Sistemi : ManPro

Serhat Doğan sözlerine şöyle devam etti: “Geliştirilen yapay zeka platformunun bir başka stratejik ürünü ise ManPro’dur. ManPro İHA’ların kırsalda yaptığı fonksiyonun bir benzerini şehir merkezlerinde yaparak terörle mücadele, istihbarat, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelede kullanılmaktadır.

Dijital Üretim Otonom Kalite Kontrol Sistemi : CoVision

Doğan, “Savunma sanayi, otomotiv ve endüstride seri üretim hatlarında dijitalleşme ve kalite kontrol yapan kendi alanının öncü sistemi sayılabilecek CoVision ise otonom ve uzaktan algılama yöntemleriyle derin öğrenim yapay zeka görüntü işleme teknikleri kullanılarak geliştiriliyor. CoVision, insan gözüyle yapılan tüm kontrolü otonom hale getirerek ölümcül kazalara neden olabilecek üretim kaynaklı hataları önleyerek kalite kontrol süreçlerini hızlandırıyor, maliyetin düşmesini sağlıyor. Dünyanın en iyi üretim sistemi olarak adlandırılan Toyota Üretim Sisteminde 2018 yılı itibarıyla araçların üretim kalitesi CoVision’a emanet. Radarsan, sivil sektörde edindiği bu tecrübeyi halihazırda başladığı Savunma Sanayii üretimlerine aktararak üretim kaynaklı hataları fabrika içerisinde yakalayarak güvenlik güçlerine sahadaki ihtiyaç durumunda en iyi koşulda çalışan sistemleri göndermeyi, Yapay Zeka tabanlı insandan bağımsız karar metodlarıyla parça özelinde kanıta dayalı izlenebilirlik sistemi kurmayı, projelerdeki en büyük maliyet kalemlerinden biri olan Entegre Lojistik Destek (ELD) maliyetini minimize etmeyi, ihracatta Made in Türkiye algısına kaliteli ürünün müşteriye gitmesini sağlayarak pozitif katkı sağlamayı hedeflemektedir.” dedi.

Google, Pixel 9 ile yepyeni bir özellik sunuyor!

0

Son günlerde Google Pixel 9 hakkında pek çok sızıntı yaşanıyor. Son olarak, cihazın yeni bir reklamı sızdırıldı. Bu reklam, yeni bir özelliği gözler önüne seriyor: ‘Beni Ekle’. Bu özellik sayesinde, çekilirken kadrajda bulunmadığınız herhangi bir grup fotoğrafında yer alabiliyorsunuz.

Android Headlines tarafından OnLeaks aracılığıyla paylaşılan ve YouTube’dan kaldırılan reklamda, Pixel 9 ile iki arkadaşının bir minibüsün önünde fotoğrafını çeken bir kişi görülüyor. Fotoğrafı çektikten sonra, fotoğrafçının yer değiştirip minibüsün önünde arkadaşlarıyla birlikte poz vermesi gösteriliyor. Ancak Pixel 9’un ekranında, arkadaşlarının hayalet gibi görüntüsü fotoğrafçının yanında beliriyor. Arkadaşı fotoğrafı çekiyor ve bir anda fotoğrafçının, arkadaşlarıyla birlikte fotoğrafta olduğu görülüyor.

Reklamdaki kullanıcı arayüzüne bakılırsa, Google Pixel 9 aynı arka plana sahip iki görüntüyü birleştirerek fotoğrafta olmayan veya fotoğrafı çekmeye gönüllü olan birini grup fotoğrafına eklemenizi sağlıyor.

Bu oldukça etkileyici bir özellik ve Google’ın Pixel 9’u 13 Ağustos’ta tanıtmasıyla birlikte bu özelliği görmek için sabırsızlanıyoruz. Diğer özellikler arasında Google’ın Gemini asistanı ve ekran görüntülerinizi aramanıza yardımcı olan ‘Pixel Screenshots’ yer alıyor. Ayrıca, başka bir sızdırılan reklam, Magic Editor’ün bir yükseltmesini gösteriyor; bu özellik, bir komutla fotoğrafın arka planını değiştirmenize olanak tanıyor.

Google Pixel 8 Pro'nun yüzle kilit açma sistemi başarısız oldu!

‘Beni Ekle’, Google’ın Pixel ve Fotoğraflar kullanıcıları için sunduğu birçok diğer araç gibi, gerçek ile sanal arasındaki çizgiyi bir kez daha bulanıklaştırıyor. Geçen yıl şirket, Magic Eraser’ı tanıttı; bu özellik, fotoğraftan birini anında çıkarmanızı sağlıyordu. Ayrıca, son zamanlarda Best Take adlı bir özellik de sunuldu; bu özellik, gözleri kapalı olan bir kişinin yüzünü, son çekimlerden biriyle değiştirebilmenizi sağlıyor.

Google’ın bu yenilikçi özellikleri, kullanıcı deneyimini daha da geliştirmeyi amaçlıyor ve Pixel 9 ile birlikte gelen ‘Beni Ekle’ özelliği, bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olarak karşımıza çıkıyor.

Katlanabilir telefonlar mobil teknolojinin yeni trendi

0

Katlanabilir telefonlar, fütüristik bir konsept olmaktan teknoloji dünyasında ana akım bir gerekliliğe hızla geçiyor. Bu cihazlar tüketicilerin hayal gücünü ve cüzdanlarını ele geçirerek güçlü bir pazar kabulü ve talebi olduğunu gösteriyor. Bu telefonlar artık akıllı telefonlar ve tabletler arasındaki boşluğu kapatıyor. Gerektiğinde daha büyük bir ekran sağlayarak üretkenliği artırıyor.

Katlanabilir telefonlar yeni trend

Katlanabilir telefonların geniş ekranı, eğlence sağlıyor. Onları film izlemek, oyun oynamak ve fotoğraflara göz atmak için ideal hale getiriyor. Bu telefonlar, katlandığında kompaktlık sağlıyor. Böylelikle açıldığında daha büyük bir ekran gibi pratik avantajlar sağlıyor. Bu, benzer görünümlü cihazlarla doymuş bir pazarda öne çıkıyor.

Bir zamanlar yalnızca bilim kurgu filmlerinde gördük. Ancak fütüristik bir konsept olan bu telefonlar, hızla yenilikten zorunluluğa dönüştü. Son birkaç yıldır, bu yenilikçi cihazlar tüketicilerin hayal gücünü ve cüzdanlarını ele geçiriyor. Ayrıca mobil teknolojide yeni bir çağın habercisi oldu. Böylelikle bu telefonlar popülerlik kazanmaya devam ediyor. Neden mobil cihazların geleceğini temsil ettiklerini ve geleneksel akıllı telefonlara kıyasla nasıl belirgin avantajlar sunduklarını keşfetmeye değer.

Bu telefonların yolculuğu çekingen adımlarla başladı. İlk modeller şüphecilik ve teknik zorluklarla karşı karşıyaydı. Ancak Samsung, Huawei, Oppo ve Honor gibi büyük oyuncular tasarımlarını ve teknolojilerini geliştirmeye devam etti. Günümüzde bu telefonlar yalnızca işlevsel değil. Aynı zamanda şık ve sağlamdır ve geniş bir kitleye hitap ediyor. Bu telefonlar artık çok yönlülükleri ve fütüristik çekicilikleri nedeniyle takdir ediliyor.

Bu telefonlar akıllı telefonlar ve tabletler arasındaki boşluğu dolduruyor. Böylelikle gerektiğinde daha büyük bir ekrana genişleyen kompakt bir form faktörü sağlıyor. Bu ikili işlevsellik, üretkenlik için bir oyun değiştirici. Ayrıca kullanıcılar, hızlı görevler ve aramalar için standart bir telefon modundan okuma, çoklu görev ve daha karmaşık etkileşimler için bir tablet moduna zahmetsizce geçebiliyor. Daha büyük ekran alanı, daha iyi çoklu görev olanağı sağlar ve bazı modeller aynı anda birden fazla uygulamayı bile destekliyor. Profesyoneller için bu, belgeler, e-postalar ve görüntülü görüşmeler üzerinde aynı anda çalışmak, verimliliği ve rahatlığı artırmak anlamına geliyor.

Apple, Hindistan’da iPhone 16 Pro üretecek!

0

Apple, iPhone Pro modellerini Hindistan’da üretmeye başlıyor ve bu, iPhone 16 Pro ile başlayacak.

Şimdiye kadar, yalnızca Pro olmayan modeller yerel olarak üretilmişti. Moneycontrol’a göre Apple, amiral gemisi modellerinin üretimine bu mali yıl içinde başlayacak ve üretimi Foxconn gerçekleştirecek. Apple, Pro modellerinin yerel üretimini birkaç yıldır değerlendiriyordu.

Bu yıl, şirket Hindistan’da monte edilen iPhone 16 Pro modellerinin lansman sonrası ülkede bulunabilirliğini sağlamayı hedefliyor. Ancak, fiyatların ithal modellerden daha düşük olması beklenmiyor. Geçen yıl Apple, Hindistan’da üretilen iPhone 15 birimlerini, küresel satışların ilk gününde Hintli müşterilere sundu.

Başlangıçta, temel iPhone 15 modelleri Hindistan’da üretildi, ardından iPhone 15 Plus Pegatron tarafından üretildi. Tamil Nadu, Sriperumbudur’daki Foxconn tesisi, yakında iPhone 16 Pro modelleri için ‘yeni ürün tanıtımı’ sürecine başlayacak ve telefon piyasaya sürüldüğünde seri üretime geçecek.

iPhone 16 serisinin ilk aşamasında, Pro ve Pro Max modellerinin ithal edilmesi muhtemel. Ancak, Hindistan’da üretilen Pro modelleri, bu mali yıl içinde bulunabilir olacak.

Apple, Hindistan’ın akıllı telefon pazarında şu anda yüzde 6’lık bir paya sahip ve 2023’te akıllı telefon gelir payında yüzde 23 ile Samsung’u geride bıraktı. 2023’te Hindistan’a 10 milyonun üzerinde iPhone sevk etti, bu sayı 2022’de 6 milyondu. Eylül ayında piyasaya sürülmesi beklenen iPhone 16 serisine yüksek talep bekleyen Apple, 2024 için 90 milyon iPhone 16 cihazı hazırlıyor, bu da iPhone 15 serisine göre yüzde 10’luk bir artış.

Hindistan’da, Apple, Foxconn ve Tata Electronics aracılığıyla amiral gemisi iPhone cihazlarının üretimini önemli ölçüde artırdı. Tata, Wistron operasyonlarını devraldı ve Chennai yakınlarındaki bir iPhone üretim tesisini de içeren Pegatron’un Hindistan operasyonlarını satın alıyor.

Apple, önümüzdeki 3-4 yıl içinde tüm iPhone’larının dörtte birini Hindistan’da üretmeyi hedefliyor, şu anda bu oran yüzde 14.

Son raporlar, Apple’ın, hükümetin daha fazla tedarik zinciri çekme çabalarıyla teşvik edilerek Foxconn aracılığıyla Hindistan’da iPad üretimini yeniden başlatmayı da düşündüğünü öne sürüyor. Ayrıca, Apple gelecek yılın başlarında Hindistan’da AirPods üretimine başlamayı planlıyor.

Yapay zeka ve istihdam iş dünyasının geleceğini nasıl şekillendirecek?

0

2025 yılına kadar yapay zekanın yaklaşık 85 milyon işi ortadan kaldıracağı ancak 97 milyon yeni iş yaratacağı tahmin ediliyor. Yaratıcı becerileri teknik ve yumuşak becerilerle birleştiren çalışanlara hala ihtiyaç duyulacak. Özetle, kurumsal değerler ve müşteri ihtiyaçları doğrultusunda teknolojinin gelişimine rehberlik edecek.

Yapay zeka ve istihdam etkileri

Sorumlu iş kararları muhtemelen hala insanlar tarafından alınacak. Yapay zeka analizler ve öneriler sağlayacak ancak sorumluluk hala insanlara ait olacak. Takım kurma, ilişki kurma, yaratıcılık ve empati gibi yumuşak beceriler halen insanların alanı olacak. Yapay zekanın iş piyasası üzerinde büyük bir etkisi olsa da bazı şeyler değişmeyecek.

Birçok şirket otomasyon yoluyla maliyet düşürme vaadiyle baştan çıktı. Ancak uzun vadeli bir strateji düşünmeye değer. İkisinin birleşimi daha iyi sonuç verecek. Sonuçta, işin geleceğinde yapay zeka, basit görevleri otomatikleştirmek ve bir şirketin ve çalışanlarının en büyük varlığı olan şeyi geliştirmek için yapay zekayı kullanmak anlamına geliyor.

İşletmelerde yapay zekayı uygulamak yalnızca bir teknoloji meselesi değil. Her şeyden önce insanların ve onların becerilerinin geliştirilmesi meselesi. Bu nedenle çalışanların yeni araçları etkili bir şekilde kullanabilmeleri için becerilerini geliştirmeye yatırım yapmak hayati önem taşıyor. Bu nedenle yapay zeka ve istihdam konusunda endişeler devam edecek.

Şirketler halihazırda veri analistleri, yapay zeka uzmanları ve bilgi güvenliği profesyonellerine yönelik güçlü bir talep olduğunu bildiriyor. Bu profesyoneller için iş ilanlarının sayısı son iki yılda ortalama yüzde 17 arttı. Aynı zamanda, tüm çalışanlar için eğitim ihtiyacı daha acil hale geliyor. İş gücünün yüzde 60’ının 2027’ye kadar buna ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor.

Eğitim, hem yapay zeka araçlarının teknik kullanımına hem de yapay zeka ile etkili bir şekilde çalışmak için gereken yumuşak becerilerin geliştirilmesine odaklanmalı. İşyerinde yapay zekayı kullanmak için çalışanların şunları öğrenmesi gerekiyor:

  • İstemler ve “doğal dil programlama” dahil olmak üzere yapay zeka ile etkili bir şekilde iletişim kurmak.
  • Yapay zeka önerilerini eleştirel bir şekilde değerlendirmek.
  • Teknolojinin sınırlamalarını anlamak.
  • Yapay zeka sistemleri tarafından yapılan hatalarla başa çıkmak.

Seagate’ten yüksek kapasiteli depolama çözümü!

Verilerin egemen olduğu çağımızda Seagate Technology, Isı Destekli Manyetik Kayıt (HAMR-Heat Assisted Magnetic Recording) teknolojisiyle çığır açan bir sabit disk platformu olan Mozaic 3+’ı geliştirerek ileriye doğru dev bir atılım gerçekleştirdi. Bu yenilik, şimdiden plak başına 3TB+’ya ulaşarak yakın gelecekte 4TB+ ve 5TB+ için planlanan alansal yoğunlukları daha önce benzeri görülmemiş seviyelere taşıyor.

Mozaic 3+™ nedir?

Mozaic 3+™ nedir?

Mozaic 3+™, Seagate’in benzersiz HAMR uygulamasını içeren ve 3TB/disk ve üzeri benzeri görülmemiş alan yoğunluklarında büyük kapasiteli depolama sağlayan bir sabit disk platformu.

Seagate‘in Exos ürün ailesine güç veren Mozaic 3+ platformu, hiper ölçekli bulut depolamada devrim yaratacak Exos 30TB+ ürünleri ile sektör lideri kapasite değerleri sunuyor. Bu gelişme, şirketlerin aynı ayak izinde daha fazla veri depolamasına olanak tanıyarak, kapasiteyi geleneksel 16TB sürücülerden etkili bir şekilde iki katına çıkarıyor.

Mozaic 3+’ı sektördeki zorlukları ele alırken rakiplerinden ayıran şey, depolama verimliliğini artırma kabiliyeti. Sürdürülebilirliğe odaklanan platform, geleneksel sürücülere kıyasla terabayt başına güç tüketiminde %40’lık bir iyileşme ve terabayt başına somut karbonda %55’lik bir azalma sağlıyor.

Benzersiz Alan Yoğunlukları: Mozaic 3+, bir zamanlar düşünülemez olan yoğunluklara sahip olup veri merkezleri ve depolama mimarileri için yeni bir yetenekler çağını başlatıyor.

Sanatsal Mühendislik: Nobel ödüllü teknoloji ve bir dizi nano ölçekli atılımla tasarlanan Mozaic’in bir sanat eseri olduğunu söylediğimizde ciddiydik. Gezegendeki en gelişmiş kayıt teknolojileri ve malzeme bilimi ile geliştirilen bu teknoloji, dijital çağda insanoğlunun yaratıcılığının bir kanıtı olarak duruyor.

Mozaic 3+™’ın Seagate Müşterilerine Sunduğu Avantajlar Neler?

Seagate Mozaic 3+™

Alan yoğunluğunda elde edilen kazanımlar sayesinde, Mozaic özellikli sabit diskler aşağıdaki konularda büyük avantajlar elde etmenize yardımcı olabilir:

  • Alan ve Maliyet Verimliliği: Mozaic 3+, veri merkezi operatörlerinin aynı alanda daha fazla eksabayt depolamasına olanak tanır ve bu da satın alma ve işletme maliyeti dahil olmak üzere büyük TCO (Toplam Satın Alma Maliyeti) tasarruflarına dönüşür. Bunun yanında, her zamanki gibi son derece sağlam performans ve güvenilirliğin keyfini de çıkarabilirsiniz.
  • Çevresel Etki: Aynı güvenilir 3,5 inç form faktöründe benzersiz yoğunluklara ulaşabilen Mozaic 3+ teknolojisi Dünya’nın doğal kaynaklarını daha az tüketir ve sürdürülebilir bir depolama geleceğine katkıda bulunur.

Mozaic 3+™ Platformu Hangi Teknolojilerle Geliştirildi?

Mozaic 3+™ Platformu Hangi Teknolojilerle Geliştirildi?

Önemli bazı inovasyonlardan da bahsetmek gerekirse;

  • Superlattice Platin Alaşımlı Malzeme: Mozaic 3+, hassas veri yazma ve benzeri görülmemiş bit kararlılığı için manyetik kararlılığı artıran öncü bir demir- platinyum süper kafes yapısı kullanıyor.
  • Plazmonik Yazıcı: Nanofotonik lazer içeren devrim niteliğindeki yazıcı, medya yüzeyine güvenilir veri yazılmasını sağlayarak platformun eşsiz HAMR implementasyonuna katkıda bulunuyor.
  • Gen 7 Spintronik Okuyucu: Mozaic 3+, dünyanın en küçük ve en hassas manyetik alan okuma sensörlerinden birini içeriyor ve verimli veri okuma için kuantum teknolojisini kullanıyor.
  • 12nm Entegre Denetleyici: Platform, önceki çözümlere kıyasla 3 kata kadar daha fazla performans sağlayan, şirket içinde geliştirilmiş entegre bir denetleyiciye (SOC) sahip.

Bu Platform Hangi Pazarları Etkileyecek?

Veri merkezlerinin de ötesinde Mozaic 3+ depolama teknolojisi kurumsal, uç, NAS, video ve görüntüleme uygulamaları (VIA) dahil olmak üzere çeşitli pazarları etkileyecek.

Seagate’i Bulunduğu Sektörde Öne Çıkaran Prensipler Nelerdir?

Seagate’in Türkiye, Körfez Ülkeleri ve Kuzey Afrika Ülke Müdürü Okan Horasan firmanın güvenlik prensipleri ve kapsayıcılığı hakkında şunları söyledi:

“Seagate olarak, müşterilerimize en üstün ürünleri ve hizmeti sunmak için sürekli çaba gösteriyoruz. Kritik öneme sahip verilerin güvenliğini en üst düzeye çıkarmak, Seagate’in temel önceliğidir. Yenilikçilik, bütünlük ve kapsayıcılık ilkelerimiz, veri yönetiminde lider olmamızı sağlayan temel taşlardır. Geniş ürün yelpazemiz sayesinde veri merkezleri ve kurumsal tüketicilerden güvenlik endüstrisine, oyunculardan bulut hizmeti sağlayıcılarına kadar birçok sektöre hitap edebiliyoruz. Seagate olarak yapay zeka, bulut ağ operasyon merkezi, nesnelerin interneti, yüksek performanslı bilgi işlem, sanallaştırma, veri yedekleme ve kurtarma, veri görüntüleme, medya içeriği düzenleme ve barındırmaya dayalı kritik kullanım durumları için veri yönetimi konusunda yılların deneyimine sahibiz ve gelirimizin büyük bir bölümünü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeye ayırıyoruz. Bu sayede, Mozaic 3+ gibi önemli bir inovasyonu ortaya koyarken, kapasite öncüsü ürünler geliştiriyor, pazar liderliğimizi perçinleyecek iş birlikleri ile Seagate müşterileri için güvenilir veri depolama ve yönetim çözümleri sunabiliyoruz.”

Seagate’in Müşterilerine Sunduğu Diğer Avantajlar Neler?

Seagate veri güvenliği konusunda müşterilerinin yanında olmayı sürdürüyor. Türkiye’de distribütör garantili Seagate ürünlerini satın alan müşteriler beş yıllık sınırlı ürün garantisi ve üç yıllık dahili Rescue Data Recovery Services* (Rescue Veri Kurtarma Hizmetleri)’den yararlanabiliyor. Üstelik Health Management* özelliği de önleme, müdahale, kurtarma seçeneklerine odaklanarak veri depolamanızı korumanıza aktif olarak yardımcı oluyor. Distribütör garantili ürünler, yasal kanallardan ithal edilen orijinal ürünler olduğundan, garanti başta olmak üzere diğer avantajlar (*ürüne göre değişiklik gösterebilir, lütfen seagate.com.tr’den inceleyiniz.) da geçerlidir. Bu bağlamda, ürünlerde herhangi bir sorun yaşandığında doğrudan firmanın kendisiyle iletişime geçilebiliyor. Seagate’in Türkiye’deki yetkili distribütörleri ise Koyuncu, Arena ve TD Synnex.

Seagate müşterilerine sunulan hizmetler

Bilindiği gibi grey-paralel ithalatla gelmiş, distribütör garantisi dışındaki ürünlerde markanın herhangi bir garanti yükümlülüğü bulunmuyor ve olası bir arıza durumunda müşterinin yasal garanti hakkı da olmuyor. Ayrıca, Seagate veri kaybetme riski sebebiyle bu ürünlerin tercih edilmemesini de önemle vurguluyor.

Seagate hakkında daha fazla bilgiyi Seagate Türkiye websitesi ile resmi sosyal medya kanallarında bulabilirsiniz: YouTube, X, Instagram, Facebook ve LinkedIn.

Mozaic Teknolojisi hakkında daha fazla bilgi için videoyu izleyebilir ya da Mozaic 3+ Platformu | Seagate Türkiye web sayfasını inceleyebilirsiniz.

NASA astronotundan, Olimpiyat sporcularına jest!

Halihazırda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) bulunan Williams ve diğer NASA astronotları, olimpiyat ruhunu mikro yerçekimi ortamında jimnastik hareketleri ve taklalar atarak yaşattı.

Paris’in 400 kilometre yukarısında gerçekleşen bu etkinlikte, disk atma, gülle atma ve ağırlık kaldırma gibi olimpiyat temalı faaliyetler gerçekleştirildi.

NASA, bu aktivitelerin videosunu paylaşarak, “Oyunlar başlasın! Bugün dünyanın dört bir yanından sporcular, 2024 Olimpiyatları’nı başlatmak için bir araya geliyor; sınırları zorluyor ve nesillere ilham veriyor. Eğer bir olimpiyat sporcusu olsaydınız, hangi sporu yapardınız?” şeklinde bir tweet attı. Astronotlar, Dünya’nın yerçekimine meydan okuyarak yarışan sporculara iyi dileklerini ilettiler.

Williams’ın, uzayda jimnastik yaparken yüksek moralde olduğu görüldü. Astronotlar, dönüş araçları Boeing Starliner’daki sorunlara rağmen bilimsel çalışmalarına devam ediyor ve güvende olduklarını belirtiyorlar. NASA, ISS’deki dokuz astronotun iyi durumda olduğunu ve morallerinin yüksek olduğunu açıkladı.

NASA yetkilileri, ISS’de bağlı olan ve arızalı olan Boeing Starliner üzerinde bir “sıcak test” gerçekleştirdi. Test sonuçları, iticilerin maksimum itme değerlerinde çalıştığını ve helyum sisteminin stabil olduğunu gösterdi. NASA, Starliner’ın güvenli bir şekilde Dünya’ya dönebileceği konusunda umutlu.

Görev Güncellemesi

Sunita Williams ve ekip arkadaşı Butch Wilmore, 6 Haziran’da 10 günlük bir görev için ISS’ye ulaştı. Ancak, Starliner’ın arızası nedeniyle geri dönemiyorlar. Boeing, Starliner’ın maksimum doksan gün bağlı kalabileceğini bildiriyor, bu da sorunun çözülmesi veya alternatif bir dönüş planının yapılması için altı haftadan az bir süre kaldığı anlamına geliyor. SpaceX’in Crew Dragon’u veya Rusya’nın Soyuz’u gibi beklemede olan uzay araçları, ISS’de yedek seçenekler olarak bulunuyor.

Başarılı “sıcak test” sonrasında, NASA ve Boeing sonuçları değerlendiriyor. Sunita Williams ve Butch Wilmore’un, yeni bir astronot ekibi gelmeden önce Dünya’ya dönebileceği umudu var.

Bu yeni ekip, 18 Ağustos’tan sonra SpaceX’in Falcon-9 roketi ve Crew Dragon ile fırlatılacak.