ABD’de açılan yeni bir toplu dava ile ciddi suçlamalarla karşı karşıya. Teknoloji devinin, Kaliforniya’daki 12.000’den fazla kadın çalışanına, benzer işlerde çalışan erkeklerden daha düşük ücret ödediği iddia ediliyor.
Apple‘da on yıldan fazla bir süre çalışan iki kadının açtığı davada, şirketin mühendislik, pazarlama ve AppleCare bölümlerindeki kadın çalışanlara sistematik olarak düşük ücret ödediği ileri sürülüyor. İddialara göre, Apple çalışanlarının başlangıç ücretlerini önceki işlerindeki maaşlarına veya maaş beklentilerine dayandırıyor. Bu uygulamanın kadınlar için daha düşük ücret oranlarıyla sonuçlandığı belirtiliyor. Ayrıca, davada Apple‘ın zam ve ikramiyeler konusunda da kadınlara karşı önyargılı olduğu iddia ediliyor.
Apple’ın savunması
Apple ise yaptığı açıklamada, 2017’den bu yana cinsiyete dayalı ücret eşitliğini sağladığını ve sürdürdüğünü belirtti. Şirket, her yıl ekip üyelerinin eşit ücret alıp almadığını incelemek için şirket dışından bir uzmanla çalıştıklarının altını çizdi.
Ancak davanın avukatı, Apple‘ın uygulamalarının mevcut cinsiyete dayalı ücret farklılıklarını sürdürdüğünü ve genişlettiğini öne sürüyor. Ek olarak, Apple‘ın “yetenekli” olduğu düşünülen çalışanlara daha fazla ödeme yaparak onları ödüllendirdiği, ancak bu uygulamanın orantısız bir şekilde erkekleri kapsadığı iddia ediliyor.Davacılar, Apple‘ı işyerinde cinsiyet önyargısını ve haksız iş uygulamalarını yasaklayan eyalet yasalarını ihlal etmekle suçluyor.
Apple‘ın karşı karşıya olduğu bu dava, şirketin çalışanlarına yönelik ücret politikasını ve cinsiyet eşitliğine yönelik taahhütlerini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Dava süreci devam ederken, bu iddiaların teknoloji devinin itibarını nasıl etkileyeceği merakla bekleniyor.
Yapay zekâ (AI) teknolojisi, insan zekâsını taklit etme konusundaki yetenekleriyle yine gündemde. Araştırmacılar, ChatGPT’nin arkasındaki yapay zekâ olan GPT-4’ün, ünlü Turing testini geçtiğini iddia etti. Bu iddia, çoğu kişinin ChatGPT’nin yanıtlarını bir insanınkinden ayırt edemediğini öne sürüyor.
Yapay zekâ ile olan etkileşimlerimiz hiç olmadığı kadar arttı. Araştırmacılar, insanlarla farklı türde üç yapay zekâ modelinin (AI) etkileşimlerini karşılaştırarak, insanların bu yanıtları ayırt edip edemeyeceklerini görmek için bir test gerçekleştirdi.
1950 yılında bilgisayar bilimcisi Alan Turing tarafından “taklit oyunu” olarak önerilen Turing testi, bir makinenin zekâsının insan zekâsından ayırt edilemez olup olmadığını belirler. Bir makinenin Turing testini geçmesi için, biriyle konuşarak onları insan olduğuna inandırması gerekir.
Yapay zekayı insan sananlar çoğunlukta
Bilim insanları, bu testi yeniden yapmak amacıyla 500 kişiye dört farklı yanıtlayıcı ile konuşmalarını sağladı. Bu yanıtlayıcılar arasında bir insan, 1960’ların AI programı ELIZA, GPT-3.5 ve ChatGPT’nin gücünü aldığı GPT-4 yer aldı. Konuşmalar beş dakika sürdü ve ardından katılımcılar, konuştuğu kişinin insan mı yoksa AI mı olduğunu belirtmek zorunda kaldı. 9 Mayıs’ta pre-print arXiv sunucusunda yayımlanan çalışmada, katılımcıların GPT-4’ü %54 oranında insan olarak değerlendirdikleri ortaya çıktı.
ELIZA, büyük dil modeli (LLM) veya sinir ağı mimarisi olmaksızın önceden programlanmış yanıtlar içeren bir sistem, %22 oranında insan olarak değerlendirilirken; GPT-3.5 %50 ve insan katılımcı %67 oranında insan olarak değerlendirildi.
IEEE’den AI araştırmacısı Nell Watson, “Makineler, insanlar gibi, duruma uygun nedenler uydurabilir, bilişsel önyargılara kapılabilir ve manipüle edilebilir hale geliyor. Bu unsurlar, AI sistemlerinde insan benzeri zaaflar ve tuhaflıklar ifade ediliyor ve bu da onları önceki yaklaşımlardan daha insan benzeri yapıyor” dedi.
Bu çalışma, AI ajanlarının Turing testini geçme çabalarının on yıllardır süren çalışmalarına dayansa da, AI sistemlerinin insan olarak algılanmasının yaygın sosyal ve ekonomik sonuçlar doğuracağına dair ortak endişeleri yineledi.
Bilim insanları ayrıca Turing testinin çok basit bir yaklaşım olduğuna dair geçerli eleştiriler olduğunu savundu ve “stilistik ve sosyal-duygusal faktörlerin, Turing testini geçmede geleneksel zekâ anlayışlarından daha büyük bir rol oynadığını” söyledi. Bu, makine zekâsını yanlış yerde aradığımızı gösteriyor.
Watson, çalışmanın gelecekteki insan-makine etkileşimleri için bir meydan okuma teşkil ettiğini ve özellikle hassas konularda gerçek doğası hakkında giderek daha paranoyak olacağımızı belirtti. Ayrıca çalışma, GPT döneminde AI’nın nasıl değiştiğini de vurguluyor.
“ELIZA, önceden belirlenmiş yanıtlarla sınırlıydı, bu da yeteneklerini büyük ölçüde sınırlıyordu. Birini beş dakika boyunca kandırabilir, ancak yakında sınırlamaları belirgin hale gelirdi,” dedi. “Dil modelleri, geniş bir konu yelpazesine yanıt verebilme, belirli dillerde veya sosyolektlerde konuşabilme ve kendilerini karakter odaklı kişilik ve değerlerle ortaya koyabilme konusunda sınırsız esneklik sunar. İnsan tarafından ne kadar zekice ve dikkatlice programlanmış olursa olsun, bu, el yapımı bir şeyden çok daha büyük bir adımdır.”
Eylül ayında iOS 18’in çıkışıyla birlikte gelmesi planlanan bir güncellemeyle geliştiriciler; Apple Editör ekibini, uygulamalarının yeni içeriği veya özellikleri hakkında, App Store’da öne sürülmek üzere yayınlanmadan önce uyarabilecekler.
Bugün, App Store’un Editör ekibi, uygulamalar ve geliştiricileri hakkında hikayeler yaratıyor ve ilgi çekici uygulamaları, App Store’un birçok bölümünde öne çıkan koleksiyonlarda topluyor. Ancak App Store editörlerini, bir uygulamayı bu tür bir tanınmaya layık görebilecek yaklaşan değişiklikler konusunda uyaracak resmi bir süreç yoktu.
“Öne Çıkan Adaylıklar” adı verilen bir şeyin lansmanı ile geliştiriciler planlarını doğrudan Apple ile paylaşabilecekler. Bu, geliştiricilerin halihazırda uygulamalarını, yüklemelerini ve satışlarını yönettikleri App Store Connect uygulaması aracılığıyla yönetiliyor.
Geliştiriciler, App Store Connect’teki yeni Aday Gösterme panosundan adaylarını tek tek veya uygulamaları toplu olarak aday göstermek için bir e-tablo yükleyerek oluşturabilecekler. Apple, adaylık için editörlerin, uygulamalarının yeni içeriğinin veya özelliğinin neye odaklandığını anlamalarına yardımcı olacak akılda kalıcı bir ad kullanılmasını öneriyor. Geliştiriciler editörleri üç farklı güncelleme türü konusunda uyarabilir; yeni içerik, uygulama geliştirmeleri veya yeni uygulama lansmanları.
Geliştiriciler, güncellemenin adına ek olarak, güncellemeyle ilgili tüm ayrıntıları ve beklenen yayınlanma tarihini açıklayan bir metin açıklaması da ekleyecekler. Başka bir alan olan “Faydalı Ayrıntılar”; geliştiricilerin, editörlerin gönderilerini incelemeleri için geliştiricinin hikayesi, uygulamayı nasıl oluşturdukları veya uygulamanın erişilebilirlik veya kapsayıcılık özellikleri gibi diğer bazı önemli faktörlere yönelik çabaları gibi diğer bilgileri sunmalarına da olanak tanıyacak.
Bu değişiklikle ilgili olarak Editör ekibinin uygulamayı App Store’da öne çıkarmayı seçmesi durumunda geliştiriciler, App Store Connect’ten anında bildirim de alacak. Bildirime dokunduğunuzda geliştiriciler, haberleri sosyal medyada paylaşmak için tasarlanmış yeni Uygulamanızı Tanıtın pazarlama varlıklarının bulunduğu bir sayfaya yönlendirilecek.
Apple ayrıca uygulamanın ilk lansmanı veya yeni bir özelliğin veya yeni sürümün piyasaya sürülmesi gibi uygulamanın yaşam döngüsündeki diğer önemli anlar için de pazarlama materyali sağlayacak.
Bu özellikler, Apple’ın lansman öncesi uygulama test platformu TestFlight‘a yönelik güncellemelerle ilgili diğer haberlerin yanı sıra bir oturumda duyuruldu. Test sürecini geliştiriciler için daha da kullanışlı hale getirecek bir değişiklik, ulaşmaları gereken test kullanıcılarının türüne göre filtre uygulayacak kriterlerin belirlenebilmesidir. Örneğin bir geliştirici, TestFlight yapısını yalnızca hem iPhone’a hem de Vision Pro’ya sahip olanlarla veya yalnızca belirli bir iOS sürümünü çalıştıran cihazlarla sınırlayabilir.
Bu şekilde, TestFlight’ın herkese açık bağlantısı paylaşıldığında, yalnızca kriterlere uyan test kullanıcıları uygulamanın beta sürümünü yükleyebilecek.
Apple aynı zamanda geliştiricilerin uygulamaları için özel ürün sayfalarına, yani belirli bir hedef kitle için bir uygulamanın belirli özelliklerini vurgulamak için oluşturdukları sayfalara veya özel fırsatları tanıtan sayfalara derin bağlantılar oluşturmasına da olanak tanıyor. Bu özel bağlantılar, uygulamanın Apple Arama Reklamları aracılığıyla veya sosyal medya siteleri gibi diğer platformlarda reklamını yaparken kullanılabilir.
Apple’ın iOS 18’i bu sonbaharın sonlarında halka sunulacak.
Tokyo Üniversitesi’nden araştırmacılar, otonom sürüş teknolojisinde çığır açacak bir gelişmeye imza attı. Musashi adını verdikleri “kas-iskelet sistemi insansı robot”, elektrikli bir arabayı kullanmayı öğrendi. Bu buluş, insan hatasından kaynaklanan trafik kazalarını ve ölümleri önemli ölçüde azaltabilir ve otonom sürüşün geleceği için yeni bir ufuk açabilir.
Musashi, insan gözü yerine geçen iki kamerayla donatılmış ve mekanik elleri sayesinde direksiyonu kullanabiliyor, vites değiştirebiliyor ve frene basabiliyor. Araştırmacılar, robotu ham sensör verileriyle besleyerek eğittiler ve Musashi’nin trafik ışıklarına uyarak bir kavşakta köşeyi dönmeyi başardığını gösterdiler.Bu devrim niteliğindeki gelişme, bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Musashi’nin köşeyi dönme hızı oldukça yavaş ve yolun eğimini algılamada zorlanıyor. Araştırmacılar bu problemleri çözmek için yeni nesil robot ve yazılım geliştirmeye devam ediyorlar.
Our paper presented at Robotics and Automation Magazine is now on arXiv and YouTube!
Toward Autonomous Driving by Musculoskeletal Humanoids: A Study of Developed Hardware and Learning-Based Software
— Kento Kawaharazuka / 河原塚 健人 (@KKawaharazuka) June 11, 2024
Eğer her şey planlandığı gibi giderse, Musashi gibi insansı robotlar gelecekte taksilerde veya diğer otonom araçlarda kullanılabilir. Bu durum, trafik kazalarını ve insan hatalarından kaynaklanan ölümleri önemli ölçüde azaltabilir.Tokyo Üniversitesi’nden Prof. Dr. Taro Yamada, “Musashi’nin başarısı, otonom sürüş teknolojisinde önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Araştırma ve geliştirme çalışmalarımıza devam ederek Musashi’nin yeteneklerini daha da geliştirmeyi ve onu gerçek dünyadaki trafik koşullarına hazırlamayı hedefliyoruz.” şeklinde açıklama yaptı.
Musashi’nin geliştirilmesi, otonom sürüşün geleceği için çok umut verici. Bu teknoloji, trafik güvenliğini önemli ölçüde artırabilir ve yollarda daha güvenli bir ortam sağlayabilir..
Musashi’nin başarısı, otonom sürüş teknolojisinin geleceği için heyecan verici bir gelişmedir. Bu teknoloji, trafik kazalarını ve insan hatalarından kaynaklanan ölümleri önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahip. Araştırmacıların ve mühendislerin çalışmalarıyla Musashi’nin yetenekleri daha da gelişebilir ve gelecekte yollarda insansı robot sürücüler görebiliriz.
Samsung, teknoloji ve moda dünyalarını bir araya getiren yeni bir yeniliği duyurarak Samsung spor ayakkabısı sektörüne iddialı bir giriş yaptı. Şirket, özel olarak geliştirilen ve sınırlı sayıda üretilen bir spor ayakkabı serisi ile dikkatleri üzerine çekiyor. Bu ayakkabılar, kullanıcıların Samsung telefonlarını ayaklarının hareketleriyle kontrol etmelerine olanak tanıyor, böylece kullanıcılar günlük aktivitelerini telefonları üzerinden yönetebiliyorlar.
Samsung’un bu yenilikçi spor ayakkabıları, dünya çapında tanınmış teknoloji ve moda firmalarıyla işbirliği içinde geliştirildi. Cheil Benelux, Elitac Wearables, Brut Amsterdam ve ünlü spor ayakkabı tasarımcısı Roel van Hoff gibi isimler, ayakkabıların tasarım ve teknoloji entegrasyonunda önemli roller üstlendiler. Ayakkabıların içerisinde yer alan özel hareket sensörleri, kullanıcıların ayaklarının doğal hareketlerini algılayarak bu hareketleri Samsung telefonlarındaki özel işlevlere dönüştürüyor.
Kullanıcılar, ayakkabılarını giyerken basit bir yürüyüşle telefonlarını belirli bir numaraya arama yapacak şekilde ayarlayabilirler veya daha karmaşık hareketlerle telefonlarında müzik çalmasını sağlayabilirler. Ayakkabılar, kullanıcıların beş farklı hareketle beş farklı kısayolu tetiklemelerine olanak tanıyarak, kişiselleştirilmiş bir kullanım deneyimi sunuyor.
Samsung, bu yenilikçi ürünü “geleceğin spor ayakkabısı” olarak tanımlıyor ve teknolojiyle entegre edilmiş moda trendlerini bir araya getirerek kullanıcıların günlük yaşamlarını daha eğlenceli ve işlevsel hale getirmeyi amaçlıyor. Ancak, bu özel spor ayakkabıları Samsung’un online mağazasında veya genel spor ayakkabı satış noktalarında bulmak mümkün değil. Samsung, ürünü özellikle sadık Samsung Üyeleri kitlesi için tasarladı ve yalnızca dokuz çiftin sınırlı bir sayıda satışa sunulacağını duyurdu.
Bu yenilikçi adım, Samsung’un teknoloji ve kullanıcı odaklı yaklaşımını bir kez daha gözler önüne sererken, spor ayakkabı sektöründe de dikkatleri üzerine çekiyor. Ayakkabıların sunduğu benzersiz özellikler, kullanıcıların teknolojiyle entegre edilmiş giyim tercihlerine olan ilgisini artırarak, dijital çağın moda trendlerinde yeni bir dönemi başlatabilir.
Google özellikle Pixel cihazları başta olmak üzere Android sistemini etkileyen açıklara karşı güvenlik yamaları yayınladı. Bu yamalardan birisi de CVE-2024-32896 olarak takip edilen bir açıkla ilgili. Pixel aygıt yazılımındaki bu ayrıcalık yükseltme (EoP) açığı, yüksek önem derecesine sahip bir güvenlik sorunu olarak değerlendiriliyor. Arama devi yaptığı açıklamada, “CVE-2024-32896’nın sınırlı, hedefli istismar altında olabileceğine dair göstergeler var” uyarısında bulundu ve ekledi: “Desteklenen tüm Google cihazları 2024-06-05 yama seviyesine bir güncelleme alacaktır. Tüm müşterilerimizi cihazlarına bu güncellemeleri kabul etmeleri konusunda teşvik ediyoruz.”
Google, bu ayki Pixel güncelleme bülteninde yedisi kritik olarak kabul edilen ve çeşitli alt bileşenleri etkileyen ayrıcalık yükseltme güvenlik açıkları olmak üzere 44 başka güvenlik hatasını etiketledi. Pixel cihazları da Android kullanıyor olsa da, özel özellikleri ve yetenekleri ve doğrudan Google tarafından kontrol edilen benzersiz donanım platformu nedeniyle tüm Android OEM’lerine dağıtılan standart aylık yamalardan ayrı güvenlik ve hata düzeltme güncellemeleri alırlar.
Pixel güvenlik güncellemesi nasıl yapılır?
Google’ın kendi akıllı telefon serisine özel güvenlik bülteninde Pixel için Haziran 2024 güncellemeleri hakkında daha fazla ayrıntı bulabilirsiniz. Güvenlik güncellemesini uygulamak için Pixel kullanıcılarının Ayarlar > Güvenlik ve gizlilik > Sistem ve güncellemeler > Güvenlik güncellemesi’ne gitmeleri, Yükle’ye dokunmaları ve güncelleme işlemini tamamlamak için cihazı yeniden başlatmaları gerekmektedir.
Nisan ayında Google, adli tıp firmaları tarafından telefonların kilidini PIN olmadan açmak ve verilere erişmek için istismar edilen diğer iki Pixel sıfır gününü düzeltti. CVE-2024-29745, Pixel önyükleyicisinde yüksek şiddette bir bilgi ifşa hatası olarak etiketlenirken, CVE-2024-29748, Pixel ürün yazılımında yüksek şiddette bir ayrıcalık yükseltme hatasıdır.
Sadece Android 15 kullanıcıları yamayı alacak
Öte yandan seçili bazı Google Pixel cihazları için Android tabanlı, açık kaynaklı, gizlilik ve güvenlik odaklı mobil işletim sistemi sağlayan GrapheneOS, CVE-2024-32896’nın CVE-2024-29748 ile aynı olduğunu söylüyor. Yani şimdi yama alan açık aslında Nisan ayında tespit edilen bir açıkla aynı. GrapheneOS konuyla ilgili şunları söylüyor: “Adli tıp şirketleri tarafından Wasted ve Sentry gibi uygulamalarla bir saldırı tespit edildiğinde cihazı silmeye çalışan kullanıcılara karşı istismar edildi. Duress PIN/şifre özelliğimizi oluştururken bu sorunu ele aldık ve Google’ın Android genelinde düzeltmesini sağlamak için bildirdik. Haziran güncellemesi (Android 14 QPR3) ile Pixels’te düzeltildi ve sonunda Android 15’e güncellendiklerinde diğer Android cihazlarda da düzeltilecek. Ama kullanıcılar Android 15’e güncelleme yapmazlarsa, muhtemelen düzeltmeyi alamayacaklar, çünkü geri destekleme bulunmuyor.”
AWS, son dönemde e-ticaret ve teknoloji devi Amazon’un en büyük gelir kaynağı olmaya devam ediyor. Firma da yatırımlarını buna göre şekillendirerek AWS hizmetlerine getirdiği yeniliklere hız vermeye başlamış durumda. Daha önce yapay zekâ konusunda çeşitli açıklamalar yapan firma şimdi de hesap güvenliği adına önemli bir adım atarak çok faktörlü kimlik doğrulamada (MFA) yeni bir yöntem olarak FIDO2 geçiş anahtarlarını tanıttı. Buna ek olarak, geçtiğimiz Ekim ayında duyurulduğu üzere, internet şirketi ‘kök’ AWS hesaplarının Temmuz 2024 sonuna kadar MFA’yı etkinleştirmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Amazon, uygulamasının AWS hesapları için bir MFA yöntemi olarak eklemek üzere senkronize edilebilir yazılım geçiş anahtarları oluşturma esnekliğine izin verdiğini duyururken; iPhone’da Apple Touch ID, dizüstü bilgisayarda Windows Hello ve diğerleri aracılığıyla kilidi açtığını söylüyor.
Geçiş anahtarı neden önemli?
FIDO2 geçiş anahtarları, kimlik doğrulama girişimini doğrulamak için kullanılan ve sunucu tarafından gönderilen bir meydan okumayı imzalamak için açık anahtar kriptografisinden (açık + özel çift) yararlanan fiziksel (donanım anahtarları) veya yazılım tabanlı kimlik doğrulama çözümleridir. Tek seferlik parolaların aksine, geçiş anahtarları kimlik avı ve ortadaki adam saldırılarına karşı daha dirençlidir, senkronize edilebilir, birden fazla cihaz ve işletim sistemi mimarisini destekler ve (genellikle) kırılamaz şifrelemeleri sayesinde güçlü kimlik doğrulama sağlar.
İnternet şirketi, kimlik avı ve sosyal mühendislik saldırılarına karşı savunmasız olanların AWS konsollarına erişmek için geçiş anahtarları kullanmayı düşünmeleri gerektiğini söylüyor, ancak sonuçta herhangi bir MFA biçiminin herhangi bir güvenlik önlemi kullanmamaktan kesinlikle çok daha iyi olduğunu belirtiyor.
AWS kök hesapların güvenliğini artırmak istiyor
Amazon, müşterilerine MFA’yı seçerken, anahtar kasasına erişim ve kurtarmayı nasıl ele aldıkları da dahil olmak üzere, geçiş anahtarı sağlayıcılarının güvenlik modelini göz önünde bulundurmanın da önemli olduğunu söylüyor. Zorunlu MFA kullanımı Temmuz 2024’ten itibaren bağımsız kök hesap kullanıcılarıyla başlayacak, başlangıçta az sayıda müşteriyi etkileyecek ve kullanıcılara bir süre tanımak için birkaç ay içinde kademeli olarak genişleyecek.
Başlangıçta bu gereklilik yalnızca en yüksek erişim seviyesine sahip olan ve AWS ortamında önemli değişiklikler yapabilen kök kullanıcılar için geçerli olacak, çünkü bu kullanıcılar zarar verici saldırılara karşı daha hassas.
Amazon, yakın zamanda CISA’nın Secure by Design taahhüdünü imzalayarak MFA’nın benimsenmesini artırmayı taahhüt ettiğini, dolayısıyla şirketin bu hedef doğrultusunda aktif olarak çalıştığını söylüyor.
Çin hükümetinin sözcüsü Xinhua ve Çin Uluslararası Ticareti Teşvik Konseyi, önerilen tarife artışlarını “tipik çifte standart” olarak nitelendirdi ve AB’nin kendi EV ve pil endüstrileri için önemli sübvansiyonlar sağladığına dikkat çekti.
Çin’den gelen itirazlara rağmen henüz kesin bir misilleme önlemi açıklanmadı. Bununla birlikte, ticareti teşvik kurumunun bir sözcüsünün, Çin sanayi ve işletmelerinin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) düzenlemeleri uygulanana kadar yasal haklarını savunacaklarını söylediği bildirildi.
Sözcü, “DTÖ ticaret çözüm kurallarının kötüye kullanılmasının piyasa ilkelerini baltaladığını ve küresel tedarik zinciri istikrarını ve güvenliğini bozduğunu” söyledi.
Sözcüye göre, Avrupa EV endüstrisinin soruşturma talep etmemesine rağmen tarifeler uygulamaya konulacaktı.
AB, Çin yapımı EV‘lerin Çin hükümetinin “haksız sübvansiyonundan” yararlandığını söyleyerek bu hafta başında tarifeleri açıkladı.
Bir dizi tarifenin uygulamaya konması planlanıyor. BYD’nin tarifesi yüzde 17,4, Geely’nin tarifesi yüzde 20 ve SAIC’in tarifesi yüzde 38,1 olacak. Uygulanan tarifeler, soruşturma sırasında şirketlerin ne kadar işbirliği yaptığına bağlı olarak değişiyor. Kooperatif olmayan firmalar için azami oran yüzde 48,1 olarak belirlendi; acı verici ancak ABD’nin talep ettiği yüzde 100 gümrük vergisi kadar şiddetli değil.
Yakın tarihli bir raporda, yüzde 30’a kadar yüksek tarifelerin, kar potansiyeli nedeniyle Çin’in bloğa yapılan elektrikli araç ithalatını önemli ölçüde etkileme ihtimalinin düşük olduğu konusunda uyarıda bulunuldu.
Pekin henüz herhangi bir karşı önlem açıklamamış olsa da AB ihracatçıları bu önlemlerin ne şekilde alınabileceği konusunda endişeli. Çin, konyak ihracatçıları BNIC ve FEVS’nin iddiaların masumiyetini gösterme çabalarına rağmen Ocak 2024’te AB’den ithal edilen brendi için anti-damping soruşturması başlattı.
BNIC’e göre: “Çinli yetkililerin Cognac’ı hedef alarak Fransız hükümetine mesaj göndermeyi amaçladıkları açıktır.”
Kısasa kısas önlemlerinden potansiyel olarak etkilenen diğer AB ihracatları arasında domuz eti ve süt ürünleri yer alıyor.
1990 yılında kurulan Bankalararası Kart Merkezi her ay düzenli olarak Türkiye’de gerçekleştirilen kartlı alışverişleri kamuoyu ile paylaşıyor. Bu veriler, alışveriş trendleri ve kart kullanımının yoğunlaştığı noktaları öğrenmek açısından büyük önem taşıyor. Ödeme sistemleri ekosistemine güvenli ve hızlı çözümler üreten teknoloji odaklı bir kurum olan BKM faaliyet alanlarına yenilikçi altyapı ve platform hizmetlerini de eklemeye devam ediyor.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM) tarafından yayınlanan Mayıs 2024 ayı verilerine göre, Mayıs ayı içerisinde toplam 1,3 trilyon TL tutarında kartlı ödeme gerçekleştirildi. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre %103’lük bir artışa denk geliyor.
BKM raporunda dikkat çeken diğer önemli veriler ise şunlar:
Kart sayıları artmaya devam ediyor: Mayıs ayı itibarıyla Türkiye’de toplam kart sayısı 409,5 milyon adede ulaştı. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre %13’lük bir artışı temsil ediyor. Özellikle kredi kartı sayısında %15’lik bir artış gözlendi.
Temassız ödemelerde büyük artış: Mayıs ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden yaklaşık 4’ü temassız gerçekleşti. Temassız ödeme adedi geçen yıla göre %33, temassız ödeme tutarı ise %137 artış gösterdi.
İnternetten ödemelerde rekor: İnternetten yapılan kartlı ödeme adedi %20 artışla 230 milyon adede ulaştı. İnternetten yapılan ödeme tutarı ise %108 artışla 374,3 milyar TL’ye yükseldi.
Analistler, kartlı ödemelerdeki bu büyümenin, artan dijitalleşme, temassız ödemelerin yaygınlaşması ve e-ticaret sektöründeki büyümeyle bağlantılı olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca, pandemi sonrası dönemde nakit kullanımının azalması da bu artışta önemli bir etken olarak gösteriliyor.
BKM’nin gelecek hedefleri arasında, TROY kart şemasıyla uluslararası alanda daha güçlü bir konuma ulaşmak, dijital cüzdan BKM Express’i geliştirmek ve yeni ödeme teknolojilerini hayata geçirmek yer alıyor. BKM, Türkiye’nin dijital ödeme sistemlerinin gelişimine öncülük etmeye devam edeceğini vurguluyor.
BKM tarafından hazırlanan 2024 yılı Mayıs ayı verileri raporunun tamamını buradan inceleyebilirsiniz.
Valve, dünya çapında popülerliği olan dijital oyun dağıtım platformu Steam‘infiyat politikaları nedeniyle Birleşik Krallık’ta 843 milyon dolarlık (yaklaşık 27 milyar TL) bir dava ile karşı karşıya kaldı. Dava, Valve’ın rakip platformların daha düşük fiyatlarla oyun satmasını engelleyerek pazarı manipüle ettiği iddialarına dayanıyor.
Dava, dijital haklar aktivisti Vicki Shotbolt tarafından açıldı ve Valve’ın Steam üzerinden yüksek komisyonlar alarak tüketicilere zarar verdiği öne sürülüyor. Shotbolt’un avukatı Natasha Pearman, Valve’ın pazarı manipüle ettiğini ve bu durumun tüketicilere zarar verdiğini belirterek, rekabet yasalarının piyasaların düzgün işlemesini sağlamak için var olduğunu vurguladı.
Valve, yayıncılar ve geliştiricilerle imzaladığı fiyat eşitliği anlaşmaları nedeniyle de suçlanıyor. Bu anlaşmalar, Steam’in en düşük fiyatları sunmasını sağlarken, rakip platformların daha düşük fiyatlarla rekabet etmesini engelliyor ve bu da tüketicilerin daha yüksek fiyatlar ödemesine neden olabiliyor.
Dava, Valve’ın Birleşik Krallık rekabet yasalarını ihlal ettiği iddiasıyla yargılanacak. Amaç, bu tür uygulamaların sona erdirilmesi ve etkilenen tüketicilere maddi tazminat sağlanması.
Bu durum, oyuncular arasında büyük bir popülerliğe sahip olan Steam‘in geleceği ve uyguladığı fiyat politikalarıkonusunda önemli bir sınav olarak değerlendiriliyor. Valve’ın davanın sonucunda nasıl bir yol izleyeceği ve platformun geleceği, oyuncu topluluğu tarafından da yakından takip ediliyor.
Apple, üretken yapay zeka stratejisini açıklamasının ardından hisselerinde önemli bir yükseliş yaşadı ve Microsoft’ugeride bırakarak dünyanın en değerli şirketi unvanını yeniden kazandı. Apple’ın hisseleri bugün yaklaşık olarak %4 artarak 215,18 dolara yükseldi ve son beş gündeki artış %10’u aştı. Bu başarıyla birlikte Apple’ın piyasa değeri 3,3 trilyon doları aştı, Microsoft ise 3,25 trilyon dolarlık piyasa değeriyle ikinci sırada yer aldı.
Apple’ın yapay zeka stratejisi, özellikle WWDC etkinliği sonrasında yatırımcıların ilgisini çekti. Analistler, yeni üretken yapay zeka odaklı ürünler ve artan iPhone satışlarıyla Apple’ın büyüme potansiyelini öngörmüşlerdi. Apple’ın bu stratejisi, rakipleri arasında öne çıkmasına olanak tanıdı ve hisse senedi piyasasında güçlü bir performans sergilemesini sağladı.
Öte yandan, Microsoft‘un da son dönemde hisselerindeki artış dikkat çekti. Şirketin hisseleri son beş günde %3,3 değer kazanarak tüm zamanların zirvesini gördü ve 437 dolar seviyelerine ulaştı.
Apple ve Microsoft arasındaki piyasa değeri rekabeti, teknoloji dünyasındaki gelişmeleri yakından takip edenler için önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor. Apple’ın yapay zeka alanındaki ilerlemeleri ve Microsoft‘un teknoloji alanındaki geniş yelpazesi, piyasa dinamiklerini şekillendirme potansiyeline sahip.
Sonuç olarak, Apple’ın yeniden dünyanın en değerli şirketi olması, şirketin teknoloji liderliğini sürdürme çabalarının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Ancak piyasadaki dinamikler ve rakip şirketlerin hamleleri, bu liderliğin ne kadar süreceği konusunda belirleyici olacak gibi görünüyor.
Intel, yakın zamanda masaüstü işlemcilerini duyurduğu Arrow Lake mimarisinin mobil sürümleri ve Panther Lake üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Sızdırılan bilgilere göre, bu yeni işlemciler performans ve verimlilik açısından önemli bir sıçrama vadediyor.
Sızıntılar, Arrow Lake mobil işlemcilerin “Core Ultra 200” adıyla geleceğini ve dört ana segmentte sunulacağını gösteriyor:
Masaüstü: 24 çekirdekli (8P + 16E) ve 36 MB L3 önbelleğe sahip LGA 1851 soketli
Yüksek Performanslı Dizüstü Bilgisayarlar: 16 çekirdekli (8P + 8E) ve 30 MB L3 önbelleğe sahip FCBGA soketli
Performans Dizüstü Bilgisayarlar: 14 çekirdekli (6P + 8E) ve 24 MB L3 önbelleğe sahip FCBGA soketli
Düşük Güçlü Tasarımlar: 10 çekirdekli (2P + 8E) ve 18 MB L3 önbelleğe sahip FCBGA soketli
Sızıntılara göre Arrow Lake-H işlemciler, Arc Alchemist Xe-LPG+ grafik mimarisine dayalı GT2 seviyesinde bir GPU barındıracak. HX serisi ise mevcut Arc Xe-LPG iGPU’yu kullanırken, Arrow Lake-U serisi GT1 tasarımlı Arc Xe-LPG+ iGPU’dan güç alacak.
Panther Lake mobil işlemciler ise 18A düğümünde üretilecek ve “Core Ultra 300” adıyla piyasaya sürülecek. Bu işlemciler, LPDDR5X paket içi bellek ve daha esnek DRAM seçenekleri sunacak.
Sızıntılar, Arrow Lake-H/P/U işlemcilerin 2025 başlarında, Panther Lake işlemcilerin ise 2026 başlarında satışa çıkacağını gösteriyor.
Sonuç olarak, Intel’in Arrow Lake ve Panther Lake mobil işlemcileri, performans ve verimlilik arayan kullanıcılar için heyecan verici bir seçenek sunuyor. Yeni nesil işlemciler, gelişmiş grafik işleme ve daha esnek bellek seçenekleri ile öne çıkıyor.
Not: Bu bilgiler sızıntılara dayanmaktadır ve resmi olarak doğrulanmamıştır.
NASA, 2024 yılının ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Bu görevde, Amerikalı astronotlar Tracy C. Dyson ve Matt Dominick, Uluslararası Uzay İstasyonu‘nun (ISS) dış yüzeyinde bazı bakım çalışmaları yürütecekler. Görev, istasyonun dış yüzeyinde bulunan mikroorganizmaların temizlenmesi ve analizi üzerine odaklanacak.
Dyson ve Dominick, ISS’in Destiny ve Quest modüllerinin dış yüzeylerini temizleyecek ve bu yüzeylerde mikro yerçekimi ortamında hayatta kalabilecek mikroorganizmaları analiz edecekler. Bu çalışmalar, bilim adamlarının Dünya dışındaki yaşam olasılığını değerlendirmelerine yardımcı olacak ve Mars gibi gezegenlerde bulunan olası yaşamın gerçekten oradan mı yoksa Dünya’dan bir görevle mi getirildiğini doğrulamalarına yardımcı olacak.
NASA, astronot Tracy C. Dyson‘ın numune toplama görevini nasıl yerine getireceğini gösteren bir animasyon yayınladı. Animasyon, Dyson‘ın mikroorganizma sapını taşınabilir iş istasyonundaki kutuya yerleştirmesiyle başlıyor. Dyson, ilk numuneyi almak için vakumlu egzoz sistemi havalandırma deliğine gidecek. İkinci numune ise istasyonun karbondioksit havalandırmasından alınacak ve son olarak astronotların uzay yürüyüşü için yörünge tesisinden çıktıkları hava kilidinin çevresinden ek örnekler toplanacak.
Astronauts will swab outer surfaces of @Space_Station to learn if station releases microbes and, if so, how far they travel. Samples could inform what microorganisms can survive the harsh space environment and potentially contaminate planetary bodies visited on future missions. pic.twitter.com/ZUloPuWdot
Bu uzay yürüyüşü, Tracy C. Dyson‘ın dördüncü, Matt Dominick‘in ise ilk uzay yürüyüşü olacak. Her iki astronot da Mart ayında altı aylık bir görev süreci için uzay istasyonuna gelmişti. NASA, yaklaşık altı buçuk saat sürmesi beklenen uzay yürüyüşünün tamamını canlı olarak yayınlayacak.
Yayın, astronotların kasklarına takılan kamera dahil olmak üzere birden fazla kameradan alınan videoları içerecek. Ayrıca Dyson, Dominick ve Mission Control arasındaki canlı iletişim ile bir NASA yetkilisinin görev sırasında açıklamalarını içeren yorumları da duyabileceksiniz.
Bu önemli görev, sadece ISS’in bakımını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda Dünya dışındaki yaşam araştırmalarına da değerli katkılarda bulunacak.
Apple, iPhone 15 serisine özel yeni özellikler sunaniOS 18 güncellemesini duyurdu. iPhone 15 Pro ve 15 Pro Max kullanıcıları için eylem düğmesi, yeni özelleştirme seçenekleriyle daha da işlevsel hale geliyor. Bu güncelleme, Apple’ın etkinlikte bahsetmediği bazı yenilikleri de beraberinde getiriyor.
iOS 17 ile iPhone 15 Pro kullanıcıları iOS 18 ile eylem düğmesine düğmesini sessiz mod, odak, kamera, el feneri, çeviri, müzikleri tanı, büyüteç, erişilebilirlik ve kestirme gibi işlevlerle özelleştirebiliyordu. Kestirmeler uygulaması sayesinde kullanıcılara geniş bir yelpazede seçenek sunulsa da, çoğu kullanıcı bu özelliği tercih etmiyordu. iOS 18, bu sorunu çözüyor ve Denetim Merkezi’ndeki düzinelerce kontrolü eylem düğmesine atama imkanı sunuyor.
Yeni özellikler ve kontroller
iOS 18 beta sürümünde, kullanıcılar eylem düğmesine koyu mod, uçak modu, hücresel veri, kişisel erişim noktası, alarm, sayaç, hesap makinesi, kronometre, Apple TV kontrol, saatime ping at ve QR kod tarama gibi kontrolleri atayabiliyor. Bu liste, iOS 18’in ilerleyen beta sürümlerinde ve final sürümünde daha da genişleyecek. Üçüncü parti uygulamaların da eklenmesi bekleniyor.
Güncelleme ayrıca, iPhone’ların pil ömrünü korumaya yardımcı olacak yeni şarj limiti seçenekleri ve önerilerini de içeriyor. Bu özellik, kullanıcıların cihazlarının pil sağlığını uzun süre korumasına yardımcı olacak.
iOS 18 ile eylem düğmesine , iPhone 15 Pro ve 15 Pro Max kullanıcıları için eylem düğmesini daha kullanışlı hale getirerek, cihazlarının işlevselliğini artırıyor. Denetim Merkezi kontrollerinin eklenmesiyle, kullanıcılar eylem düğmesini kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirebilecekler. Bu güncelleme, Apple’ın kullanıcı deneyimini geliştirme konusundaki kararlılığını bir kez daha gösteriyor.
Android, mühendislik liderlerinden birini kaybediyor. Google’a ait işletim sisteminde mühendislikten sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev alan Dave Burke yaptığı açıklamada firmada geçen 17 yılın ardından görevinden ayrıldığını duyurdu. Ancak Burke, Google’ın çatı holdingi Alphabet’ten ayrılmıyor ve şirket içinde “AI/bio” projelerini araştıracak.
Burke, Android bünyesinde Nexus ve Pixel telefonlar, cep telefonları için Chrome’un geliştirilmesi, Android TV’nin başlatılması ve geliştirici araçlarının oluşturulması ve yayınlanması çabalarına öncülük edilmesi gibi önemli projelerde yer aldı.
Burke’ün Android Başkan Yardımcılığı görevini bırakma kararı, Google’ın çatı holdingi olan Alphabet’te bu yıl yaşanan bir dizi işten çıkarma ve yeniden yapılanmanın ardından geldi. Ocak ayında şirket, AR donanım ekibinin çoğu da dahil olmak üzere 1.000’den fazla çalışanı işten çıkardı ve Nisan ayında Google, yapay zekayı tüm cihazlarına getirmeye odaklanmak için donanım ve Android ekiplerini birleştirdi.
Bu son karar, Android, Chrome ve ChromeOS’u yöneten Hiroshi Lockheimer’ın şirkette başka roller keşfetmesine yol açtı ve yeni bölümü denetlemek üzere cihazlar ve hizmetlerden sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Rick Osterloh getirildi. Lockheimer’ın altında çalışan Sameer Samat ise Android Ekosisteminin başkanı oldu.
X’te yayınlanan bir yazıda Burke, şimdilik Google içinde “AI/bio” projejeleri ararken Android için danışman olarak göreve devam edeceğini söyledi. Burke, meslektaşlarına yazdığı ve LinkedIn’de de yayınladığı bir mektupta ise yapay zekanın ilaç keşfini artırmadaki rolünü keşfetmek istediğini şu sözlerle ifade ediyor:
“Konu başlığına bakarak tahmin edebileceğiniz gibi, paylaşmak istediğim bazı kişisel haberlerim var. Android’de geçirdiğim 14 yılın ardından artık değişim zamanının geldiğine karar verdim. Yapay zeka / biyo projelerini keşfederken Android Mühendisliği liderliğinden uzaklaşıp danışmanlık pozisyonuna geçeceğim. Yapay zeka, kalbime yakın bir konu olan tedavisi zor pediatrik kanserler de dahil olmak üzere geniş uygulanabilirliğe sahip ilaç keşfini hızlandırmada önemli bir rol oynama potansiyeline sahip. Alphabet’teki ilgili rolleri keşfetmek için Sundar ile birlikte çalışıyorum.”
Avrupa’nın önde gelen araştırma üniversitelerinden birisi olan University College Dublin’de bilgisayar mühendisliği eğitimi alan Burke ayrıca yine aynı üniversitede Biyomedikal Mühendislik doktorası yapmıştı. Aynı üniversitenin Ulusal Rehabilitasyon Hastanesi’nde 1,5 yıl çalışan Burke daha sonra ise VoiceXML IP medya sunucuları ve ağ geçitleri üzerine uzmanlaşan kendi şirketini kurmuştu. Google’ın Londra ofisinde 2007 yılında göreve başlayan Burke, 2014’ten bu yana Android mühendislikten sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordu.
Bill Gates’in öncülüğünde, TerraPower şirketi dünya enerji sektöründe çığır açacak bir projeye imza atıyor. ABD’de hayata geçirilen ve kömürden nükleer enerjiye geçişi hızlandıracak olan Natrium adlı yeni nesil nükleer santralin temelleri atıldı. Bu santral, sodyum soğutmalı hızlı reaktör teknolojisini benimseyerek enerji üretiminde devrim yaratacak ve yenilenebilir kaynaklarla entegre çalışabilecek kapasitede tasarlandı.
Natrium projesi, geleneksel nükleer reaktörlere kıyasla çok daha güvenli olması ve minimum düzeyde atık üretmesi öngörülen bir yapıya sahip. Planlanan kapasitesi 345 megawatt‘a kadar esneyebilen bu tesis, enerji depolama sistemleriyle desteklenerek istikrarlı bir enerji arzı sağlayacak. 2030 yılında tam kapasiteyle faaliyete geçmesi planlanan Natrium, bu süreçte gerekli olan inşaat izinleri ve işletme lisanslarını almaya yönelik çalışmalar devam ediyor.
Natrium‘un sodyum bazlı soğutma teknolojisi, su bazlı sistemlere kıyasla çok daha yüksek bir kaynama noktasına sahip olmasıyla önem taşıyor. Bu sayede, reaktör daha kompakt bir yapıya kavuşurken inşaat maliyetleri de azalıyor. Ayrıca, hızlı reaktör teknolojisinin kullanılmasıyla daha verimli bir enerji üretimi sağlanıyor; bu teknoloji, termal nötronlara göre daha hızlı nötronlar kullanarak işlem yapıyor.
TerraPower‘ın Natrium projesi, sadece enerji üretiminde değil aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik konusunda da önemli adımlar atıyor. Kömür santrallerinin yerini alarak karbon emisyonlarını azaltması hedeflenen bu ileri teknoloji, gelecek nesiller için daha temiz bir enerji seçeneği sunuyor. Proje, enerji sektöründe sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler arayanların dikkatini çekiyor ve küresel enerji dönüşümünde önemli bir role sahip olmaya aday.
ALEV AKKOYUNLU / Laykon Bilişim Operasyon Direktörü
İşletmelerin teknolojik çözümlere olan bağımlılığı artarken, siber güvenliğin önemi de giderek artıyor. Teknoloji, işleri otomatikleştirmek ve karmaşık sorunları çözmek konusunda yardımcı olurken, aynı zamanda yeni risklerin de doğmasına sebep oluyor. Siber saldırılar da teknoloji ile birlikte daha sofistike hale geliyor. Şirketler, veri koruması ve çalışanlarının güvenli bir şekilde yazılım ve bilgileri kullanma konusundaki eğitimleri için büyük yatırımlar yapıyor. Ancak, siber suçlular hala güvenlik açıklarını bulmak için çaba sarf etmeye devam ediyor. Bu durum ciddi ekonomik ve bilgi kayıplarına neden olabilir ve şirketin itibarına zarar verebilir. Güvenlik risklerinin her an meydana gelebileceği gerçeğiyle yüzleşerek, siber suçlulara karşı ciddi önlemler alınması gerekiyor.
Kimlik avı, siber güvenlikte en yaygın ve tehlikeli saldırı türlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Kimlik avı saldırıları, kullanıcıları sahte e-postalar, SMS’ler veya web siteleri aracılığıyla kandırarak kişisel bilgilerini çalmayı amaçlayan bir saldırı türü. Bu saldırılar, çalışanların veya kurumun dışındaki kişilerin güvenlik duvarlarını aşmasına ve hassas bilgilere erişmesine yol açabiliyor.
Kimlik avı, saldırganların sahte, hileli mesajlar ve e-postalar göndermesiyle ortaya çıkıyor. Siber suçlular, sizi kişisel bilgilerinizi paylaşmaya, kötü amaçlı bağlantılara tıklamaya, cihazınıza kötü amaçlı yazılım indirip farkında olmadan çalıştırmaya veya hesap ayrıntılarınızı bir banka, alışveriş sitesi, sosyal ağ, e-posta veya daha fazlası için vermeye ikna etmeye çalışabilir. Kimlik avı, telefonunuza kötü amaçlı yazılım veya gözetim yazılımı yüklemek için de kullanılabilir.
2. Kötü Amaçlı Yazılımlar
Kötü amaçlı yazılımların tespiti zor olsa da adaptasyon yeteneği olan kötü amaçlı yazılımlar, kurumsal düzeydeki şirketlerin en yaygın tehditlerinden biri. Şifreleme gibi yöntemler kullanarak kodunu gizler, bu da onu ciddi bir tehdit haline getirir. Anti-malware ve anti-virüs programları kullanmak, e-posta spam filtresi ve diğer uç nokta güvenlik önlemleri almak kötü amaçlı yazılımlardan korunmada etkili olabilir. Siber güvenlik sistemlerini güncellemek, şüpheli web sitelerini engellemek ve çalışanlara doğru kullanımı konusunda eğitim vermek de önlem alınması gereken önemli adımlardır.
3. Fidye Yazılımları
Fidye yazılımı kurumlar için ciddi bir siber güvenlik tehdidi oluşturuyor. Bir şirketin ağına giren siber suçlu, fidye yazılımını yerleştirerek ve şifreleyerek şirketin verilerine erişimini kısıtlayabilir. Siber suçlu, verileri geri vermeleri karşılığında fidye talep ederek verileri silme veya ihlal etme tehdidinde bulunabiliyor. Kurumlar, fidye yazılımı olaylarına karşı güvenli yedekleme çözümlerine yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Bu sayede veriler çoğaltılarak güvenli bir şekilde saklanabiliyor ve iş operasyonlarına devam edilebiliyor. Fidye yazılımları genellikle kurumları hedef alıyor.
4. DDoS Saldırıları
Dağıtık Hizmet Reddi (DDoS) saldırıları genellikle bir ağın, sunucunun veya web sitesinin, aşırı miktarda sahte trafik ile kasıtlı olarak yüklenmesi ve normal hizmetlerinin aksaması veya tamamen durması şeklinde gerçekleştiriliyor. Bu saldırılar, siber suçlular tarafından genellikle bir web sitesini çevrimdışı bırakmak veya belirli bir hizmeti engellemek amacıyla kullanılıyor. DDoS saldırıları özellikle çevrimiçi hizmetler sunan şirketler için ciddi tehditler oluşturuyor. Bu saldırılara karşı alınabilecek önlemler arasında, trafik analizi ve filtreleme, ağ güvenliği çözümleri ve kapasite planlaması bulunuyor. Özellikle ağ altyapısını sürekli olarak gözden geçirmek ve potansiyel tehditlere karşı hazırlıklı olmak bu tür saldırıların etkilerini azaltabilir.
5. Gelişmiş Kalıcı Tehditler
Siber güvenlik alanında çok ciddi ve sofistike bir tehdit türü olan APT’ler, genellikle devlet destekli veya büyük ölçekli ve uzun süreli hedeflere yönelik olan saldırılar olarak tanımlanır. Bu tehditler, kurumların veya devletlerin bilgi varlıklarını hedef alırken, genellikle gizlilik, süreklilik ve verimliliği hedefliyor. APT’ler, genellikle gelişmiş siber saldırı teknikleri ve araçları kullanıyor. Bu saldırganlar, bilgi sistemlerine sızma, uzun süreli izleme ve veri çalma gibi karmaşık yöntemlerle hedeflerine ulaşmaya çalışırlar. APT’ler, genellikle hedef sistemlere uzun süreli erişim sağlamayı hedefliyorlar. Bu, saldırganların gizlice bilgi çalmasına, sistemleri kontrol etmesine ve gerektiğinde zarar vermesine olanak tanıyor.
6. Nesnelerin İnterneti (IoT) Tabanlı Saldırılar
IoT saldırısı, Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazını veya ağını hedef alan herhangi bir siber saldırı türü. Bilgisayar korsanı cihazın kontrolünü ele geçirebilir, verileri çalabilir veya DoS veya DDoS saldırılarını başlatmak üzere bir botnet oluşturmak için virüslü cihazlar grubuna katılabilir. Bağlı cihazların sayısının önümüzdeki birkaç yıl içinde hızla artmasının beklendiği göz önüne alındığında, siber güvenlik uzmanları IoT saldırılarının da artacağını tahmin ediyor. Ayrıca bağlantılı cihazların kullanımını daha da artıracak olan 5G ağlarının hayatlarımıza girmesiyle de saldırılarda artışa yol açabilir.
Alev Akkoyunlu Laykon Bilişim Operasyon Direktörü
23 yıla yakın bir süre siber güvenlik sektöründe satış ve pazarlama alanında ustalaşan Alev Akkoyunlu, şu an Bitdefender Antivirüs’ün de aralarında bulunduğu birçok güvenlik ürününün Türkiye distribütörü Laykon Bilişim’in Operasyon Direktörlüğü görevini yürütmektedir. 1979 doğumlu olan Akkoyunlu, Süleyman Demirel Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı ve Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü mezunudur. Akkoyunlu, 1 çocuk sahibidir.
OpenAI, Microsoft ve Oracle, yapay zeka teknolojilerini ileriye taşımak amacıyla önemli bir ortaklık duyurdu. Bu yeni işbirliği, yapay zeka çözümlerinin geliştirilmesi ve genişletilmesi konusundaki küresel çabaları desteklemeyi hedefliyor.
Oracle‘ın Gen2 yapay zeka altyapısı ve Microsoft Azure AI platformu, Oracle Cloud Infrastructure (OCI) üzerinde bir araya getirilerek OpenAI‘ye ek kapasite sağlayacak. Bu adım, özellikle OpenAI’nin popüler yapay zeka hizmeti ChatGPT gibi büyük çaplı uygulamalarını daha da ölçeklendirmesine olanak tanıyacak.
OpenAI‘nin CEO’su Sam Altman, işbirliğiyle ilgili yaptığı açıklamada, “Microsoft ve Oracle ile çalışmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. OCI, Azure’un yapay zeka platformunu genişleterek, OpenAI’nin büyümesine katkı sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Oracle‘ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Larry Ellison ise, “OCI’nın sunduğu güçlü yapay zeka yetenekleri, dünya çapındaki yapay zeka yenilikçileri için önemli bir tercih sebebi olmaya devam ediyor. OpenAI gibi öncü şirketlerin OCI‘yı seçmesi, platformumuzun sağlamlığını ve ölçeklenebilirliğini gösteriyor” şeklinde konuştu.
Bu stratejik işbirliği, OCI‘nin yüksek performanslı donanım ve NVIDIA GPU gibi ileri teknolojileri kullanarak yapay zeka model eğitimini desteklemesini sağlayacak. Böylece, sektördeki şirketlerin daha hızlı ve güvenilir yapay zeka çözümleri geliştirmelerine imkân tanıyacak.
OpenAI, Microsoft ve Oracle‘ın ortaklığı, yapay zeka alanında yeni bir dönemi başlatarak teknoloji dünyasında büyük bir ilgi uyandırmayı hedefliyor.
Samsung, ABD’nin Las Vegas kentinde düzenlenen Infocomm 2024 fuarında teknoloji dünyasına büyük bir yenilik sunarak ilk renkli E-Kağıt ekranını tanıttı. Bu yeni teknoloji, renkli E-Ink paneller kullanarak sabit görüntülerde hiç enerji tüketmeyerek çevre dostu bir çözüm sunuyor. Özellikle alışveriş merkezleri, ofisler, halka açık mekanlar, restoranlar ve mağazalar gibi yerlerde reklam, ürün sergileme ve menü gösterimi için ideal olarak tasarlanmış.
Samsung’un tanıttığı renkli E-Kağıt TV, 32 inç büyüklüğünde ve QHD çözünürlüğe sahip. 60 bin renk görüntüleme kapasitesine sahip olan ekran, sadece 17.9 mm kalınlığında ve batarya hariç sadece 2.9 kg ağırlığında olup oldukça taşınabilir bir yapıya sahip. Arka ışık kaynağı gerektirmeyen bu teknoloji, görüntü sabit olduğunda enerji tüketmez; sadece içerik değiştiğinde enerji harcar, bu da uzun ömürlü batarya ömrü ve düşük işletme maliyetleri sağlar.
Ekran ayrıca 8 GB depolama alanı, Bluetooth, Wi-Fi ve iki adet USB Type-C bağlantı noktası gibi modern özellikler sunuyor. Samsung, ekranı The Frame TV serisine benzer değiştirilebilir Frame Deco çerçevesiyle birlikte sunacak ve kullanıcıların dekorasyon zevklerine uygun olarak özelleştirmelerine olanak tanıyacak.
Fuar sırasında Samsung, ekran üzerindeki içeriği yönetmek için bir akıllı telefon uygulaması da duyurdu. Bu uygulama sayesinde kullanıcılar, ekranlarını uzaktan kontrol edip içerikleri kolayca güncelleyebilecekler.
Samsung’un bu yenilikçi renkli E-Kağıt ekranı, enerji tasarruflu teknolojisiyle sadece işletme maliyetlerini azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda görsel iletişim ve reklam alanlarında da yeni olanaklar sunacak. Gelişmiş özellikleri ve çevre dostu yapısıyla, bu teknolojinin ticari kullanımlarda önemli bir yer edinmesi bekleniyor.
Apple, yıllık geliştiricilere yönelik WWDC konferansında büyük bir duyuru yaparak OpenAI’ın ChatGPT yapay zeka modelini iPhone, iPad ve Mac işletim sistemlerine entegre edeceğini duyurdu. Ancak bu işbirliği finansal anlamda sıradışı bir yapıda gerçekleşiyor; Apple, OpenAI’a doğrudan para ödemeyecek.
Bloomberg tarafından yayımlanan bir rapora göre, Apple ve OpenAI arasındaki işbirliği tamamen “itibar” odaklı. Apple, ChatGPT sayesinde teknolojisini milyonlarca kullanıcının hizmetine sunarak OpenAI’a büyük bir tanınırlık kazandırıyor. Bununla birlikte, herhangi bir nakit ödemesi yapılmıyor.
Anlaşmanın detaylarına göre, Apple, ChatGPT’yi iOS 18, iPadOS 18 ve macOS Sequoia’daki yapay zeka yeteneklerini güçlendirmek için kullanacak. Örneğin, Siri gibi hizmetler, ChatGPT’yi daha karmaşık istekleri işlemek için kullanabilecek. Ayrıca Apple’ın platformlarında yazma araçları da ChatGPT’yi kullanarak metin üretimi, özetleme ve farklı tonlarda metinler oluşturma gibi yeteneklere sahip olacak.
Kullanıcılar, bu yeniliklerden yararlanmak için ek bir hesap açma zorunluluğu olmadan ChatGPT’yi kullanabilecekler. Ancak ek özellikler ve daha gelişmiş yetenekler için aylık abonelik ücreti olan ChatGPT Plus’a geçiş yapabilecekler. Bu abonelikten elde edilecek gelir, OpenAI ve Apple arasında paylaşılacak.
Apple’ın bu tür işbirliklerini genişletmeye yönelik planları da mevcut; firma, Anthropic ve Google gibi diğer yapay zeka şirketleriyle de görüşmeler yapıyor. Gelecekte, benzer gelit paylaşımı anlaşmalarıyla bu şirketlerin ürünlerini ve çözümlerini entegre etmeyi planlıyor.
Sonuç olarak, Apple ve OpenAI arasındaki işbirliği sadece teknolojik entegrasyonlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda yapay zeka alanındaki büyüme ve yenilikleri teşvik etmeyi hedefliyor. Bu işbirliği, her iki şirket için de stratejik önem taşıyor ve yapay zeka teknolojilerinin kullanıcılar arasında daha geniş bir kabul görmesine katkıda bulunuyor.