Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 958

FBI kaçırılan çocuğu Nintendo Switch ile buldu

Virginia’da kaçırılan bir çocuk, Nintendo ve FBI arasındaki ortak çalışmanın yanı sıra Hear Their Voices‘tan gönüllüler sayesinde artık evinde ve güvende. Çocuk, FBI ve Tolleson polisi konumunu tam olarak belirlemeden ve kaçıranının Arizona‘daki dairesini bulmadan önce 11 gün boyunca kayıptı.

Hikaye doğal olarak Virginia‘da başlıyor. 14 yaşındaki çocuğun kaybolmasından kısa bir süre sonra, kar amacı gütmeyen kuruluş Hear Their Voices‘tan gönüllüler yardım etmeye geldi. Ertesi gün el ilanları yayınladılar ve yakındaki mahalleleri günden güne daha geniş daireler halinde taradılar. Ancak, kızın zaten 2.000 milden daha uzaktaki bir otobüse binildiğini bilmiyorlardı.

Kaçıranının 28 yaşında bir adam olduğu bildirildi. Mahkeme belgelerine göre, onu kaçırmak için Virginia’ya gitmeden önce kurbanla internette arkadaş oldu.

14 yaşındaki çocuk, Virginia’dan kaçırılırken Nintendo Switch oyun konsolunu getirmesine izin verildi. ABC15, esareti sırasında kurbanın YouTube izlediğini ve bir oyun indirdiğini ve böylece “dijital ekmek kırıntılarını” düşürdüğünü bildirdi. Virginia bölgesindeki bağlı bir Switch oyun arkadaşı sayesinde yetkililer uyarıldı.

Dijital ekmek kırıntıları alındıktan sonra, 10. günde FBI ve Nintendo, kızın Switch konsolunu IP adresi aracılığıyla bulmaya çalıştı. Ertesi gün Roberts‘ın dairesinden serbest bırakıldı ve şimdi Virginia’da.

ABC15, Ethan Roberts’ın “çocuk pornografisi ve reşit olmayan birinin cezai cinsel aktiviteye girme niyetiyle taşınması da dahil olmak üzere suçlamalarla federal mahkemede suçlandığını” söylüyor. Roberts daha sonra bir savunma anlaşması yaptı ve bu Nisan federal hapishanede 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Renk görme bozukluğu olanlara destek

0

Samsung 2023 model TV ve monitör serisinde yer alan TÜV Rheinland’dan ‘Color Vision Accessibility/Renk Görme Erişilebilirliği’ sertifikasına sahip olan SeeColors Modu, renk görme bozukluğuna sahip izleyicilere daha keyifli bir seyir deneyimi yaşatmak için ekranın renk özelliklerini yeniden düzenliyor. 

Samsung Electronics, 2023 model TV ve monitör serisine SeeColors modunu ekledi. Yeni erişilebilirlik özelliği, renk görme bozukluğunun derecesine ve türüne göre farklı renk ayarları yapmaya imkan tanıyan gelişmiş bir seyir deneyimi sunuyor.

SeeColors moduyla, kullanıcıların kendilerine içlerinden en uygun olanı seçebileceği dokuz görüntü ön ayarı sunuluyor. Bu özellik, izleyicilerin renk görme bozukluğu derecesine veya türüne bağlı olarak ekrandaki renkleri kolayca ayırt edebilmesini sağlayan kırmızı, yeşil ve mavi renk seviyelerini ayarlıyor.

Renk görme bozukluğuna sahip izleyicilerin, ekrandaki görüntüleri olması gerektiği gibi görerek içeriklerin keyfini çıkarmasına yardımcı olan SeeColors özelliği, ilk kez 2017’de bir uygulama olarak kullanıma sunulmuştu. Artık bu özellik, TV ve monitörlerin erişilebilirlik menülerine entegre edildi ve kullanımı daha kolay hale getirildi. 2023 model ürün satın almış olan tüketicilerin cihazlarındaki erişilebilirlik menüsüne SeeColors özelliği eklemesi için yeni bir yazılım güncellemesi yayınlanacak.

Samsung, renk görme bozukluğu olanların Samsung ekranlarında izlediği içeriklerden daha fazla keyif almasını sağlayan SeeColors modu için TÜV Rheinland’dan ‘Color Vision Accessibility/Renk Görme Erişilebilirliği’ sertifikası aldı. Bu yetkinlik, Samsung’un ‘Screens Everywhere, Screens for All /Her Yerde Herkes İçin Ekran’ vizyonu kapsamındaki erişilebilirlik taahhüdünün bir adımını oluşturuyor. 

Samsung Electronics Görsel Ekran İş Birimi Başkan Yardımcısı Seokwoo Jason Yong, konuyla ilgili olarak, “Renk körlüğü ya da görme bozukluğu yaşayanlara yardımcı olmak için 2023 model TV ve monitör serimizde, SeeColors ve Relumino Modu da dahil olmak üzere, yeni erişilebilirlik özellikleri sunmaktan heyecan duyuyoruz. ‘Her Yerde Herkes İçin Ekran’ vizyonu altında inovasyonlar yapmaya ve kapsayıcı teknolojileri tüketicilerimize sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Stability AI ile eskizler kaliteli görüntülere dönüşüyor

0

Image-generating modeli Stable Diffusion‘ın arkasındaki girişim olan Stability AI, eskizleri görüntülere dönüştüren yeni bir hizmet başlatıyor.

Eskizden görüntüye hizmet olan Stable Doodle, bir taslağın taslağını analiz etmek ve “görsel olarak hoş” bir sanatsal yorum oluşturmak için son Kararlı Difüzyon modelinden yararlanıyor. Bugünden itibaren, eski Googlers tarafından kurulan bir AI girişimi olan Init ML’yi satın alarak Mart ayında satın alınan bir platform olan ClipDrop aracılığıyla kullanılabilir.

Stability AI, bir blog gönderisinde, ”Stable Doodle, AI araçlarına aşinalıklarından bağımsız olarak hem profesyonellere hem de acemilere yöneliktir.” diyor. “Stable Doodle ile, temel çizim becerilerine ve çevrimiçi erişime sahip herkes saniyeler içinde yüksek kaliteli orijinal görüntüler oluşturabilir.”

Açık kaynak projeleri ve reklam destekli uygulamalar da dahil olmak üzere birçok eskizden görüntüye AI aracı var. Ancak Stabilite AI, Stable Doodle’ın görüntü üretimi üzerinde daha “kesin” kontrole izin vermesi bakımından benzersiz olduğunu iddia ediyor.

Kaputun altında, Stable Doodle’a güç sağlamak, Tencent’in Ar-Ge bölümlerinden biri olan Uygulamalı Araştırma Merkezi (ARC) tarafından geliştirilen bir “koşullu kontrol çözümü” ile eşleştirilmiş bir Kararlı Difüzyon modeli sayesinde mümkün oluyor. T2I-Adapter olarak adlandırılan kontrol çözümü, hem Kararlı Diffusion XL’nin eskizleri giriş olarak kabul etmesine izin veriyor hem de çıktı resminin daha iyi ince ayarını sağlamak için modeli yönlendiriyor.

Stability AI blog gönderisinde,” T2I-Adapter, Stable Doodle’ın eskizlerin ana hatlarını anlamasını ve model tarafından tanımlanan ana hatlarla birlikte istemlere dayalı görüntüler oluşturmasını sağlar.” diye açıklıyor.

Bir eskiz için Stable Doodle, “rafis bir sandalye, “izometrik” stil” veya “Kot ceketli kedi, “dijital sanat” tarzı” gibi görüntü oluşturma sürecine rehberlik etmek için bir istem kabul ediyor. Yine de özelleştirmenin bir sınırı var, Stable Doodle şuan için yalnızca 14 sanat stilini destekliyor.

Stability AI, tasarımcılar, illüstratörler ve diğer profesyoneller için çalışmalarında “değerli zamanlarını serbest bırakmaları” ve “verimliliği en üst düzeye çıkarmaları” için bir araç olarak hizmet eden Stable Doodle’ın hizmet etmesini öngörüyor. Aynı zamanda şirket, çıktı görüntülerinin kalitesinin ilk çizimin detayına ve istemin açıklayıcılığına ve tasvir edilen sahnenin karmaşıklığına bağlı olduğu konusunda uyarıyor.

Şirket, ”Eskiz olarak çizilenler, müşteriler için tasarımlar, sunum desteleri ve web siteleri için malzeme oluşturmak ve hatta logolar oluşturmak için çalışmalara hemen uygulanabilir.” diyor. “İleriye doğru hareket eden Stable Doodle, kullanıcıların bir taslağı içe aktarmasını sağlayacaktır. Ayrıca, örneğin gayrimenkul uygulamaları da dahil olmak üzere belirli dikeyler için kullanım durumlarını da dahil edeceğiz.”

Stable Doodle gibi araçlarla Stability AI, ticari çabalarındaki durgunluktan sonra yeni gelir kaynaklarının peşinden koşuyor. (Stable Doodle ücretsiz, ancak sınırlara tabi.)

Geçen ay, Stability AI dönüştürülebilir bir senet (yani öz sermayeye dönüşen borç) yoluyla 25 milyon dolar topladı ve toplamını 125 milyon doların üzerine çıkardı. Ancak yeni finansmanı daha yüksek bir değerlemeyle kapatmadı. Girişimin en son 1 milyar dolar değeri vardı; bildirildiğine göre, Stable önümüzdeki birkaç ay içinde bunu dört katına çıkarmaya çalışıyor.

SOCAR Türkiye mikro yosunlardan jet yakıtı üretecek 

0

SOCAR Türkiye, biyoyakıt pazarı için öncü bir projeye imza atıyor ve deniz suyundaki mikro yosunlardan jet yakıtı üretimine başlıyor. 

Türkiye’nin en büyük entegre endüstriyel holdingi SOCAR Türkiye, biyoyakıt pazarına öncülük edecek bir teknoloji geliştirerek su bitkilerinden jet yakıtı üretecek. SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon tarafından geliştirilen teknoloji ile deniz suyunda büyüyebilen mikro yosunlar biyoyakıta dönüştürülecek.

SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon ve Technip Energies (T.EN), alglerin biyoyakıt pazarında büyümesini hızlandırmak için güçlerini birleştiriyor.  İş birliği kapsamında SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon ve proje ortağı Technip Energies tarafından yapılan analizler sonucunda yıllık yaklaşık 40.000 ton jet yakıtı (SAF) üretimi hedefleniyor. 

SOCAR Türkiye’den sürdürülebilir enerji yolunda önemli bir adım

Anlaşmanın bir parçası olarak iki şirket aynı zamanda bilgi birikimini bir araya getiriyor. Oluşturulan sinerji kapsamında SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon, PCMR (Plate Catalytic Membrane Reactor) teknolojisinin araştırma ve geliştirme kaynaklarını sağlıyor. T.EN ise süreç ve mühendislik uzmanlığı ile katkıda bulunuyor. Ortak iş birliği anlaşması ile mikro yosunların yakıt üretimi için son işleme gönderilebilecek hidrokarbonlara doğrudan dönüştürülmesi için PCMR teknolojisinin geliştirilmesi ve optimizasyonunu sağlamak hedefleniyor.

Sürdürülebilir enerji yolunda fosil yakıtların yerine kullanılabilecek önemli adaylardan biri olan biyoyakıtlar, yüksek operasyonel maliyetleri aşağı çekerek verimliliği artırıyor, sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor. Bu doğrultuda SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon, deniz suyundaki mikro yosunların biyokütlesini, hasatlama ve susuzlaştırma olmaksızın düşük sıcaklıklarda ve basınçlarda doğrudan ve sürekli olarak biyoyakıtlara ve biyokimyasallara dönüştürerek düşük işletme maliyetine sahip öncü bir teknoloji geliştiriyor.

Bu çalışma, “Yeşil Mutabakat” ilkelerine uygun olarak endüstriyel karbon ayak izinin azaltılması, temiz çevre oluşumu ve endüstride yatırım operasyonlarının finansal maliyetlerine pozitif etki yapacak bilimsel ve teknolojik yenilikleri kapsıyor. Geliştirilen katalizörlerde yenilenebilir, toksik olmayan ve ucuz malzemelerin kullanılması ile sürdürülebilirliğe katkı sağlamakla birlikte emisyonların düşürülmesine yönelik küresel aksiyonlara bilimsel ve teknolojik alt yapıyı sağlayan yerli alternatif yollar üretiliyor.

SOCAR Türkiye’nin sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda hayata geçirilen proje ile jet yakıtı (SAF) üretimi konusunda patentli ve lisanslı bir sürece sahip olunacak.

Çin’in en ıssız bölgesine 5G bağlantısı

China Mobile, ZTE ve Sanjiangyuan Ulusal Parkı, Çin’in en büyük ıssız bölgesi olan Kekexili‘deki Zhuonai Gölü Koruma İstasyonu‘nda bir 5G ağı açtı.

Proje, yeni çevre koruma ve izleme seviyeleri sağlamayı ve bölgenin korunan vahşi yaşamını ve ekosistemlerini korumayı amaçlıyor.

Özellikle, site doğum mevsiminde Tibet antilopuna ev sahipliği yapıyor ve bölgedeki istasyon personeli tarafından düzenli devriyeler gerçekleştiriliyor. Geleneksel olarak, bu devriyeler genellikle bağlantıda düşüşler gören ve personel için güvenlik ve lojistik zorluklar oluşturan uydu telefonlarına güveniyor.

Yeni 5G ağı altı millik bir yarıçapı kapsıyor ve işçilerin devriye gezerken sürekli olarak bağlı kalmalarına izin veriyor.

Sahadaki tüm ağ altyapısının sağlam olması ve sert hava koşullarına dayanabilmesi, sahadaki tüm ekipmanların güneş enerjisi ile desteklenmesi ve kuvvet 11’e ve -58°F’ye kadar düşük sıcaklıklara dayanacak şekilde tasarlanması gerekiyordu.

Ekip, projenin 5G teknolojilerinin çevresel amaçlar için faydalarını gösterdiğini ve “gelecekteki çevre koruma, ekolojik izleme, bilimsel keşifler ve korunan alanların yönetimindeki değişiklikler için olasılıklar” açtığını söyledi.

Sanjiangyuan Ulusal Park İdaresi müdür yardımcısı Sun Lijun’a göre, 5G‘nin konuşlandırılması, milli parkların akıllı yönetimini sağlamak için çok önemli bir adım ve “mili parklarda bilimsel yönetimin verimliliğini önemli ölçüde artıracağını” ve Kekexili’de koruma ve araştırma için daha kapsamlı bir mekanizma oluşturacağını söylüyor.

Ortaklar, izleme ve koruma hizmetleri sağlamak için iletişim teknolojilerinden yararlanarak benzer projeleri diğer dünya mirası alanlarında kullanıma sunmayı planladıklarını söylediler.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi “Yatırım Süreçleri Kılavuzu” yayınladı

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Türkiye’de ilk niteliği taşıyan bir çalışma sonucunda ortaya çıkan ‘Yatırım Süreçleri Kılavuzu’nu yayımladı. Çalışma ile şirket kuruluşundan yatırımın faaliyete geçtiği ana kadar tamamlanması gereken tüm bürokratik işlemlerin izin, onay, ruhsat ve lisans süreçleri şematize edildi. Kılavuz, yatırımları ilgilendiren tüm bürokratik süreçler için atılması gereken adımları, başvuru merciini, gerekli belgeleri, yaklaşık işlem süreleri ile işlem ücretlerini gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin web sitesi “invest.gov.tr” adresinde yayımlanan çevrimiçi kılavuz tüm yatırımcılar için bir rehber niteliği taşıyor.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi 8 ana sektörü hedefledi

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi

Hazırlıklarına 2020 yılında başlanan kılavuzlar, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi koordinasyonunda, yatırım süreçlerinde yer alan bakanlıklar ile yakın bir işbirliği ile hayata geçirildi. Yatırım süreçlerinin şeffaf ve kolay anlaşılabilir olmasını sağlamak amacıyla hazırlanan kılavuzlar, doküman formatında hazırlanırken, sonrasında dijital ortama aktarılarak akıllı bir yatırım süreç kılavuzuna dönüştürüldü.

Sekiz ana sektörde yatırımları ilgilendiren tüm bürokratik süreçler için atılması gereken adımlar, başvuru mercii, gerekli belgeler, yaklaşık işlem süreleri ile işlem ücretleri tek bir kılavuzda toplandı. Yatırım süreç kılavuzunun kapsadığı sekiz ana sektör şu şekilde;

• Atık Bertaraf ve Geri Kazanım,
• İmalat,
• Enerji,
• Orman ve Orman Ürünleri,
• Madencilik,
• Lojistik,
• Hizmet,
• Tarım ve Hayvancılık


Yatırım süreç kılavuzu bir yandan yatırımcıların ilgili sektörlerde yatırım süresince izlemesi gereken her bir adımı özetlerken, diğer taraftan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin koordinasyonunda özel sektörden alınan görüşler doğrultusunda süreçlerin basitleştirilmesi ve sadeleştirilmesi çalışmalarına da alt yapı oluşturuyor. Kılavuz, yatırım mevzuatında yaşanan gelişmeler ışığında sürekli olarak güncellenecek.

Yatırım süreçlerinin takibinin önemine değinen Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu; “Ülkemizin yatırım ortamının uluslararası iş dünyasına tanıtılması ve hedef sektörler özelinde yatırım çekme faaliyetlerinin yürütülmesi ofisimizin temel misyonunu oluşturuyor. Çözüm odaklı bir hizmet anlayışıyla hareket ediyor ve hizmetlerimizin etkinliğini ölçmek amacıyla özel sektör temsilcilerimiz ile işbirliği ve koordinasyon kanallarımızı güçlendirmeye özen gösteriyoruz. Bu amaçla yatırım yapma kararı aşamasında olan yatırımcılarımıza yönelik süreç boyunca her türlü bilgi paylaşımını sağlamak ve gerekli bürokratik desteği sunmak hedefleriyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Ofisimiz, yatırımcı memnuniyetinde lider kamu kurumu olarak dünyanın en önemli yatırım ajanslarından biri olma hedefiyle faaliyetlerini yürütüyor. Bu doğrultuda internet sitemizde kolay ulaşılabilecek bir şekilde, sekiz farklı sektörü kapsayan ve çeşitli diyagramlarla şematize edilerek sade ve anlaşılır bir şekilde yayınlanan Yatırım Süreçleri Kılavuzları bilgilendirme, proje takibi ve yatırım destek süreçlerinde ofisimizin sunduğu hizmetlerin kalitesinin ve kapsamının geliştirilmesi adına büyük önem taşıyor.”

Türkiye’deki Regülasyon Teknolojilerine uygun ürün ve hizmetler

0

DDTECH, geliştirdiği ürün ve hizmetlerle Türkiye’deki ‘Regülasyon Teknolojileri’ (RegTech) sektörüne öncülük etmeyi hedefliyor. DDTECH CEO’su Gökhan Tahtacı, grup şirketlerinin geliştirdiği kimlik doğrulama, biyometrik imza, Dijital Kurye gibi servislerin Türkiye’de geçerli olan regülasyonlara özel olarak geliştirildiğini, bu kapsamda müşterilerine güvenli ve hızlı hizmet sunduklarını belirtti.

Dijital dönüşüm alanında kurumsal ve bireysel müşterilerine gelişmiş ürün ve hizmetler sunan DDTECH, dijital dönüşüm, dijital imza doğrulama çözümleri, bilgi teknolojileri, yönetilebilir hizmetler, dijital kimlik / kişi doğrulama (KYC) ve belge yönetimi gibi alanlarda geçerli olan regülasyonlarla uyumlu şekilde geliştirdiği hizmetlerle, ‘Regülasyon Teknolojileri’ alanında öncü rol oynuyor.

DDTECH CEO’su Gökhan Tahtacı

Kişisel verilerin korunmasının önemi, sektör bağımsız olarak kritik seviyeye ulaşırken, siber saldırı ve dolandırıcılığın giderek sofistike bir hal alması, finans ve ticarette risk tespiti ihtiyacının artması karşısında yasal düzenlemeler de karmaşıklaşarak, regülasyon teknolojilerinin gelişmesini beraberinde getirdi. DDTECH, regülasyona tâbi kuruluşların, yasal düzenlemelere uyumlu olarak gerçekleştirmeleri gereken işlemlerde hız ve güvenliği artırırken, maliyetleri düşüren teknoloji çözümleriyle RegTech sektöründe öne çıktı.

DDTECH CEO’su Gökhan Tahtacı, DDTECH ve grup şirketlerinin kuruldukları günden bu yana, BTK, BDDK, MB, SPK’ya tâbi olan kurumların ihtiyaçları ile ilgili tanımlanmış olan regülasyonlara karşı hızla aksiyon alarak çözümler geliştirdiklerini belirtti.

Başta kimlik / kişi doğrulama çözümleri (KYC), biyometrik imza, Dijital Kurye olmak üzere sundukları tüm hizmetlerde Türkiye ve dünya genelindeki regülasyonları yakından takip ederek gerekli düzenlemeleri hızla hayata geçirdiklerini kaydeden Tahtacı, “Bugün geliştirdiğimiz ürün ve hizmetlerimizle hem kurumsal hem de bireysel müşterilerimizin ihtiyaç ve taleplerine, tüm regülasyonlara uygun şekilde cevap veriyoruz” diye konuştu.

Başlı başına yeni bir alan

Son dönemde, özellikle pandeminin etkisiyle dünyanın büyük bir dönüşüm geçirdiğini hatırlatan Tahtacı, “Bu süreçte hız kazanan dijitalleşme karşısında pek çok sektör hızlı bir uyum sürecine girdi. Bu ortamda giderek büyüyen ve önem kazanan RegTech sektöründe çözüm üreten şirketlerin başında DDTECH geliyor” dedi. Birkaç yıl öncesine kadar RegTech çözümlerinin, FinTech evreniyle sınırlı olduğunu belirten Tahtacı, “Günümüzde özellikle banka ve finans kuruluşlarının tâbi olduğu yasal düzenlemeler, kapsamlı denetlemeyi ve takibi gerektiğinden RegTech başlı başına yeni bir alan olarak ortaya çıktı. Teknolojik gelişmeler yeni finansal suç tekniklerini de beraberinde ortaya çıkarıyor. Kimlik sahteciliği, terör finansmanı, kara para aklama gibi finansal suçların hem kurumlara hem de toplumlara büyük zarar verdiğini görüyoruz. RegTech çözümleri, bu tür yasa dışı hareketlerin hızla tespit edilmesine ve önlem alınmasına imkân tanıyor” ifadelerini kullandı.

İşyerinde yapay zeka üretkenliği azaltıyor mu?

0

İşyerinde yapay zeka üretkenlik konusunda endişelere neden oluyor. Yapay zeka ile yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor.

Üretken yapay zeka katlanarak büyürken, bu çözümlerin işyerindeki yasal, etik ve güvenlik etkilerini değerlendirmeye yönelik acil bir ihtiyaç bulunuyor.

Endüstri uzmanları tarafından vurgulanan endişelerden biri, çoğu üretken yapay zeka modelinin üzerinde eğitildiği verilerle ilgili şeffaflığın olmaması. ChatGPT gibi uygulamalara güç veren GPT-4 gibi modellerde kullanılan eğitim verilerinin özellikleri hakkında yeterli bilgi bulunmuyor. Bu netlik eksikliği, bireysel kullanıcılarla etkileşimler sırasında elde edilen bilgilerin depolanmasına kadar uzanarak yasal ve uyumluluk risklerini artırıyor.

Üretken yapay zeka çözümleriyle etkileşimler yoluyla hassas şirket verilerinin veya kodunun sızma potansiyeli önemli bir endişe kaynağı. Oxylabs Risk Yönetimi Başkanı Vaidotas Sedys: “Bireysel çalışanlar, popüler üretken yapay zeka çözümleriyle etkileşim kurarken hassas şirket verilerini veya kodlarını sızdırabilir. ChatGPT’ye veya başka herhangi bir üretken yapay zeka sistemine gönderilen verilerin saklanabileceğine ve diğer insanlarla paylaşılabileceğine dair somut bir kanıt olmasa da yeni ve daha az test edilmiş yazılımların genellikle güvenlik açıkları olması nedeniyle risk hala devam ediyor” dedi.

Yapay zeka çalışma hayatı için tehlike mi?

ChatGPT’nin arkasındaki kuruluş olan OpenAI, kullanıcı verilerinin nasıl işlendiğine ilişkin ayrıntılı bilgiler sağlama konusunda temkinli davranıyor. Bu, gizli kod parçalarının sızdırılması riskini azaltmak isteyen kuruluşlar için zorluklar yaratıyor. Çalışan faaliyetlerinin sürekli olarak izlenmesi ve üretici yapay zeka platformlarının kullanımı için uyarıların uygulanması gerekli hale gelir ve bu da birçok kuruluş için külfetli olabilir.

Sedys: “Diğer riskler arasında, özellikle yapay zeka çıktısının kalitesini genellikle değerlendiremeyen genç uzmanlar söz konusu olduğunda, yanlış veya güncel olmayan bilgilerin kullanılması yer alıyor. Üretken modellerin çoğu, sürekli güncellenmesi gereken büyük ancak sınırlı veri kümelerinde çalışıyor” diyor. Bu modellerin sınırlı bir bağlam penceresi vardır ve yeni bilgilerle uğraşırken zorluklarla karşılaşabilirler. OpenAI , en son çerçevesi olan GPT-4’ün, yanlış bilgilerin yayılmasına yol açabilecek olgusal yanlışlıklardan muzdarip olduğunu kabul etti.

Sonuçlar bireysel şirketlerin ötesine uzanıyor. Örneğin, popüler bir geliştirici topluluğu olan Stack Overflow, ChatGPT ile oluşturulan içeriğin kullanımını, kodlama yanıtları arayan kullanıcıları yanıltabilecek düşük kesinlik oranları nedeniyle geçici olarak yasakladı. Ücretsiz üretken yapay zeka çözümleri kullanılırken yasal riskler de devreye giriyor. GitHub’ın Yardımcı Pilotu, halka açık ve açık kaynak havuzlarından telif hakkıyla korunan kod parçalarını dahil ettiği için şimdiden suçlamalar ve davalarla karşı karşıya kaldı. Sedys: “Yapay zeka tarafından üretilen kod, başka bir şirkete veya kişiye ait özel bilgiler veya ticari sırlar içerebileceğinden, geliştiricileri bu tür kodu kullanan şirket, üçüncü taraf haklarının ihlalinden sorumlu olabilir” diye açıklıyor.

“Ayrıca, telif hakkı yasalarına uyulmaması, keşfedilirse yatırımcıların şirket değerlendirmesini etkileyebilir.”

Kuruluşlar tam bir iş yeri gözetimini mümkün bir şekilde gerçekleştiremese de, bireysel farkındalık ve sorumluluk çok önemlidir. Üretken yapay zeka çözümleriyle ilişkili potansiyel riskler konusunda halkı eğitmek çok önemlidir.

Sektör liderleri, kuruluşlar ve bireyler, iş yerinde üretken yapay zekanın veri gizliliği, doğruluğu ve yasal risklerini ele almak için işbirliği yapmalıdır.

WhatsApp canlı çıkartmalar geliyor

Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp, Meta‘nın sahipliğinde, kullanıcılarının canlandırılmış çıkartmalar oluşturabilmesi için yeni bir özelliği test ediyor: WhatsApp canlı çıkartmalar.

İlk yenilik, kullanıcıların bir selfie çekerek avatar oluşturabilecekleri otomatik bir sistem. İkinci yenilik ise, kullanıcıların avatarlarını uygulama içerisinde düzenleyebilecekleri ve bu sayede otomatik olarak yeni ve genişletilmiş bir avatar setine erişebilecekleri bir özellik.

WhatsApp sızıntıları ile tanınan uzman site WABetaInfo, WhatsApp’ın deneysel özelliklerini izleyerek, Android için WhatsApp uygulamasının 2.23.15.6 beta sürümünde hareketli avatar paketini bulduğunu açıkladı. Site, avatarlara hareketli bir özellik eklemenin, kullanıcı etkileşimlerini artıracağına inanıyor.

Whatsapp canlı çıkartmalar

WhatsApp canlı çıkartmalar daha anlamlı bir mesajlaşma deneyimi yaşatacak

Whatsapp canlı çıkartmalar

WhatsApp canlı çıkartmalar, çıkartmalara daha fazla yaşam ve karakter katarak, kullanıcıların daha anlamlı bir mesajlaşma deneyimi yaşayacağına dair inanç var.

WABetaInfo, yeni deneysel özelliğe ilişkin şu ifadeleri kullanıyor: “Özelliği gelecekteki bir güncellemeyle piyasaya sürmeyi planlıyoruz ve kesin bir tarih hakkında bilgi sahibi değiliz, ancak avatarlar şu anda kullanılabilir durumda ve kullanıcı deneyimi çok olumlu görünüyor.”

WhatsApp’ın, uygulamanın konuşmalar sırasında ilgili çıkartmaları önermesini sağlayacak başka bir çıkartma özelliğini de test ettiğini belirtelim.

Android için WhatsApp beta programına katılmak veya uygulamanın en son beta sürümünü indirip el ile yüklemek isteyenler, bu yeni özellikleri deneyebilirler. Bu beta programına iOS kullanıcıları da katılabilirler.

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu karanlık yıldızlar buldu

Efsanevi ‘karanlık yıldızlar‘ gerçekten var mı? NASA James Webb Uzay Teleskobu, 3 potansiyel aday belirledi.

NASA tarafından işletilen ve uzay araştırmalarında çığır açan yeni ve güçlü James Webb Uzay Teleskobu (JWST), karanlık maddeyi görmüş olabilir. Teleskop, yeni bir araştırmaya göre üç aday “karanlık yıldız” buldu. Bu yıldızlar, güçlerini yok edici karanlık madde parçalarından alıyor olabilir.

Çalışmanın yazarlarından biri ve Teksas Üniversitesi’nde enstitü direktörü Katherine Freese “Yeni bir yıldız türünün keşfi başlı başına heyecan verici,” dedi.”Eğer bu yıldızları karanlık madde güçlendiriyorsa, bu inanılmaz bir keşif.”

James Webb Uzay Teleskobu NASA

Karanlık madde nedir? Karanlık yıldız ne anlama geliyor?

Karanlık madde, evrendeki maddenin çoğunu oluşturur. Ancak, geleneksel teleskoplarla görülemez. Karanlık maddenin varlığını, yerçekimi etkileri ile belirleyebiliriz. Karanlık yıldızlar da karanlık madde parçaları tarafından güçlendirilebilir. Bu, güneşimiz gibi “normal” yıldızların “normal” madde tarafından güçlendirildiği gibidir.

Eğer karanlık yıldızlar varsa, bunlar evrenin nasıl ışık aldığını anlamamıza yardımcı olabilir. Bilim insanları, “karanlık yıldızların” evrenimizin ilk yıldızları olduğunu düşünüyorlar. Bu, evrenin sadece 700 milyon yıl yaşında olduğu dönemdi.

James Webb Uzay Teleskobu şimdiye kadar neler keşfetti?

James Webb Uzay Teleskobu (JWST), 25 Aralık 2021’de fırlatıldı ve o zamandan beri evrenin tarihine ve doğasına dair olağanüstü keşifler yaptı. İşte JWST’nin şimdiye kadarki en dikkate değer keşiflerinden bazıları:

  • JWST, evrenimizin şimdiye kadarki en uzak galaksilerini görüntüledi. Bu galaksiler, evrenin doğumundan sadece birkaç yüz milyon yıl sonra oluşmuş ve JWST’nin gelişmiş optik sistemi sayesinde ilk kez görülebiliyorlar.
  • JWST, yeni yıldızların ve gezegen sistemlerinin oluşumunu inceledi. JWST’nin görüntüleri, yıldızların ve gezegen sistemlerinin nasıl oluştuğunu ve zaman içinde nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı oluyor.
  • JWST, evrenin ilk yıldızlarının ve galaksilerinin atmosferlerini inceledi. JWST’nin gözlemleri, bu yıldızların ve galaksilerin nasıl oluştuğunu ve zaman içinde nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı oluyor.
  • JWST, evrenin en büyük ve en parlak kara deliklerinden birinin görüntülerini aldı. Bu kara delik, M87 galaksisinin merkezinde yer alıyor ve JWST’nin görüntüleri, kara deliğin çekirdeğini ilk kez görmemize izin verdi.

JWST’nin şimdiye kadarki keşifleri, evrenin tarihine ve doğasına dair anlayışımızı kökten değiştirdi. JWST’nin önümüzdeki yıllarda yapacağı keşiflere dair heyecanlıyız.

SpaceX Falcon 9 roketi ile uzaya bir seferde 54 uydu gönderdi

Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX bir Falcon 9 roketi ile 54 Starlink uydusunu alçak Dünya yörüngesine yerleştirdi.

SpaceX’in Falcon 9 roketi, yeni Starlink uydu filosunu yörüngeye yerleştirdikten sonra Atlantik Okyanusu’ndaki bir platforma iniş yaptı. Falcon 9 roketi, 16. seferiyle seferiyle daha önceki rekorunu eşitledi.

Falcon 9 roketi, SpaceX’in Starlink internet uydularından 54 tanesini taşıyordu ve Cumartesi (15 Temmuz) gecesi geç saatlerde Florida’daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu‘ndan yörüngeye gönderildi. Kalkış, 11:50 p.m. EDT (16 Temmuz’da 0350 GMT) tarihinde gerçekleşti.

SpaceX bileşenleri mühendisi Zachary Luppen canlı yorum sırasında bu SpaceX fırlatması, bir gün geç geldiğini, çünkü SpaceX, roketin dokuz ilk aşama motorlarından birinde yüksek sıvı oksijen seviyeleri nedeniyle Cuma günü erken saatlerde yapmayı planladığı fırlatmayı son dakika iptal etmek zorunda kaldığını açıkladı.

SpaceX ve Falcon 9 hakkında

SpaceX (Space Exploration Technologies Corp.), Elon Musk tarafından 2002 yılında kurulan ve Falcon 9 roketleri ile öne çıkan özel bir Amerikan uzay taşımacılığı şirketidir. Şirketin merkezi Hawthorne, Kaliforniya’dadır. SpaceX, dünyanın en gelişmiş yeniden kullanılabilir roket ve uzay araçlarını geliştirmek ve inşa etmek için kuruldu. Bu, Musk’ın son hedefine, Mars’a insanlı seyahat ve gezegenin kolonileştirilmesi amacına ulaşmak için önemlidir.

SpaceX, özellikle Falcon 1, Falcon 9, Falcon Heavy ve Dragon uzay aracı ile tanınmaktadır. Falcon 9 ve Falcon Heavy roketlerinin ilk aşamaları, başlatıldıktan sonra dünyaya geri dönüp yeniden kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Dragon uzay aracı, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) malzeme ve mürettebat taşıma kapasitesine sahiptir.

SpaceX, 2012’de Dragon’un ISS’ye başarılı bir şekilde malzeme taşıyan ilk özel uzay aracı olduğunda tarih yazdı. 2020’de, Crew Dragon Demo-2 görevi ile SpaceX, NASA astronotlarını uzaya taşıyan ilk özel şirket oldu.

Bunun yanı sıra, SpaceX, Starlink adını verdiği geniş bir uydu ağı oluşturmayı planlıyor. Bu ağ, dünyanın dört bir yanındaki internet kullanıcılarına yüksek hızda genişbant internet hizmeti sunmayı amaçlamaktadır.

Yıllar boyunca, SpaceX, uzay taşımacılığı alanında maliyetleri düşürmeyi ve roketlerin yeniden kullanılabilirliğini artırmayı hedefleyen bir dizi yenilikçi teknolojiyi benimsemekte ve geliştirmektedir. Bu da şirketi, küresel uzay endüstrisinde önemli bir oyuncu haline getirmiştir.

Pisuvarlar idrar testi yapabiliyor

0

Çin’deki bir alışveriş merkezinde bulunan pisuvarlar idrar testi yapabiliyor. İsteyen müşteriler, ödeme ile test sonucunu alabiliyor.

Bu olağanüstü tesisler, alışveriş merkezleri, popüler turistik yerler ve hareketli kentsel alanlar dahil olmak üzere çeşitli yerlerde ortaya çıkıyor. Onları diğerlerinden ayıran şey, benzersiz bir kullanıcı deneyimi sunan, dijital ekranlar ve dahili ödeme işlemcileri ile tamamlanan şık tasarımları. Hızlı sağlık içgörüleri vaat eden anında idrar örneği testleri yapma yetenekleri ile bu pisuvarlar adeta bir laboratuvar görevi görüyor.

Son zamanlarda Pekin’deki bir iş merkezindeki bir alışveriş merkezinde görülen belirli bir pisuvara dikkat çekildi. Bu alışılmadık armatürün fotoğrafları hızla internette dolaştı ve meraklı gözlemciler arasında tartışmalar yarattı. Göz alıcı dijital ekranı ve entegre ödeme işleme birimi hayal güçlerini cezbetti. Bununla birlikte, gerçek mucize, gizli sensörlerin idrar örneklerini kalsiyum, glikoz, protein, keton cisimleri ve askorbat gibi bir dizi belirteç için analiz ettiği iddia edilen yüzeyin altında yatıyor. Geliştirici, sonuçların doğruluğuna ilişkin şüpheler devam etse de, bu son teknoloji idrar testi teknolojisi için patentler aldığını iddia ediyor.

Sağlık bilgileri görüntülenebiliyor

Bastille Post’un raporlarına göre, şirketin bu yüksek teknoloji ürünü pisuvarların arkasındaki müşteri hizmetleri, cihazlarının hastane test üniteleriyle aynı prensiplerde çalıştığını savunuyor. Bu pisuvarlardan elde edilen sonuçların değerli bir sağlık referansı olarak hizmet edebileceğini iddia ediyor. Bununla birlikte, konumları ve umumi tuvaletlerle ilgili doğal hijyen endişeleri nedeniyle şüphecilik ortaya çıkıyor. Şirket, tasarım aşamasında hijyen konularının gerçekten dikkate alındığını iddia ediyor, ancak bu önlemlerle ilgili ayrıntılar açıklanmadı.

Bu sıra dışı pisuvarlardan birine yaklaştıklarında, kullanıcıları canlı ekranda bir mesajla karşılıyor: “İşedikten sonra idrar tahlili raporu alacaksınız, parasını ödeyecek misiniz?” İlgilenen kullanıcılar daha sonra ödeme işlemini tamamlamak için ekranda verilen bir QR kodunu tarayabiliyor. Sadece iki dakika içinde test yapılır ve merakla beklenen sonuçlar görüntüleniyor. Dikkat çekici bir şekilde, bu anında sağlık değerlendirmesinin maliyetinin sadece 2,80 dolar olduğu bildiriliyor. Bu, bir kişinin hastanede idrar testi için ödeyeceği fiyatla kıyaslandığında çok düşük diyebiliriz.

Bu yüksek teknolojili pisuvarlar en az 2021’den beri ortalıkta dolaşırken, Pekin iş bölgesi kurulumunun viral fotoğrafları nedeniyle son zamanlarda ilgi odağı haline geldi. Bununla birlikte, bu yenilikçi tesisleri çevreleyen entrikalara rağmen Çinli bir doktor, bu pisuvarlarda yapılan idrar testlerinin yalnızca sağlık hatırlatmaları olarak görülmesi gerektiğini öne sürüyor. Klinik veya hastane ortamlarında gerçekleştirilen testlerle karşılaştırıldığında, tutarsızlıklar ve olası hatalar kalıcıdır ve tanısal güvenilirliklerini sınırlıyor.

Limanlardaki elektrikli araçları robotlar şarj edilecek

Hollandalı startup Rocsys ile otomatik elektrikli şarj limanlara geliyor. Startup, elektrikli şarj işini otomatik hale getirecek.

ABD’deki ki lojistik endüstrisi elektrifikasyon ve özerkliği hızla benimsiyor ve Hollandalı startup Rocsys bu dönüştürücü trendden yararlanmayı hedefliyor. Rocsys, herhangi bir elektrikli araç şarj cihazını otonom bir şarj cihazına dönüştürebilen bir robotik kol geliştirdi. Araç çalışma süresinin kritik olduğu ve hata payının düşük olduğu tersaneler ve limanlar gibi yüksek basınçlı ortamlarda, şarj cihazlarını manuel müdahale olmadan takıp çıkarma yeteneği, lojistik operatörleri için cazip ve anında kullanım durumlarına sahip.

Rocsys’in CEO’su ve kurucu ortağı Crijn Bouman, düzenlemelerin genellikle kamyon sürücülerinin şarj görevlerini yerine getirmesini yasakladığı limanlarda çözümlerinin önemini vurguladı. Bouman: “Dolayısıyla filoları elektriklendirmek için şarj sürecini otomatikleştirmeleri gerekiyor” dedi.

Limanlarda dönüşüm başlayacak

Rocsys, şarj sürecini otomatikleştirerek yasal uyumluluk sağlar ve insanların yüksek voltajlı ekipmanlara maruz kalmasını azaltıyorr. Bouman, tehlikeli ortamın sürücünün şarj sırasında aracın içinde kalmasını gerektirdiği İsveç’teki bir atık işleme tesisinde devam eden bir projeden alıntı yaptı. Elektrikli forklift şirketi Hyster, endüstriyel ekipman tedarikçisi Taylor Machine Works ve liman işletmecisi SSA Marine gibi ortaklarla olan işbirliklerinin ötesinde Rocsys, Kuzey Amerika’nın en büyük Big Box perakendecilerinden biriyle yakında başlayacak bir ticari ortaklığa sahip. Bununla birlikte, Rocsys’in ağır hizmet endüstriyel lojistiğinin ötesinde istekleri var.

Başlangıç, kısa süre önce öz sermaye ve borçtan oluşan 36 milyon dolarlık bir A Serisi finansman turu sağladı. Bu fonlar, Rocsys’in Kuzey Amerika bölümünün genişlemesini destekleyecek ve ana akım tüketici araçlarını ve sürücüsüz robotaksi filolarını kapsayan otomotiv sektöründe araştırma ve geliştirmeyi kolaylaştıracak.

Bouman, Rocsys’in bu ilerlemeyi tamamlayan otomatik elektrikli araç şarj etme vizyonuyla uyumlu olarak, gözünü önümüzdeki yıllarda otomatik vale işlevselliğini sunmayı planlayan otomobil üreticilerine dikti. Bouman: “Bugün ürün satmaya odaklanmayan, ancak esas olarak robotik şarjı destekleyecek 2026-2027 araç dalgasını destekleyebilmemizi sağlayan özel bir otomotiv ekibi kuracağız” diyor.

Rocsys ayrıca Audi, Porsche, BMW, Ford ve Mercedes-Benz’i içeren ROCIN-ECO adlı bir şarj konsorsiyumunun parçası. Bu konsorsiyum, başlıca Avrupa ulaşım yolları boyunca birlikte çalışabilir ve standartlaştırılmış robotik hızlı şarj altyapısı geliştirmeyi amaçlıyor. İleriye bakıldığında, Rocsys, robotaks ve sürücüsüz teslimat araçları filolarında potansiyel kullanım durumları öngörüyor. Şirket, filolarına hizmet vermek için şarj merkezleri kuran Amerikan otonom araç şirketleriyle zaten işbirliği yapıyor. Bouman, şarj standartlarından (örn. CCS veya NACS) bağımsız olarak mevcut ve gelecekteki şarj cihazlarına uyarlanabildiği için Rocsys’in çözümünün ezber bozan bir çözüm olduğunu iddia ediyor. İş modeli, robotik ekipmanın bir kerelik satın alınmasını ve tekrar eden bir hizmet ücretini içerir. AI’dan yararlanan sistem, performansı sürekli olarak artırmak için sahada oluşturulan müşteri verileri kullanılarak eğitilir. Müşterilerin filo yönetim sistemleriyle sorunsuz entegrasyon sağlamak için API bağlantısı da sunuluyor.

Şu anda, bir Rocsys robotunun maliyeti 20.000 ila 30.000 dolar aralığında. Ancak Bouman, yeni nesil modelin yaklaşık yüzde 60 daha düşük bir fiyat noktası ve daha kompakt bir form faktörü ile daha uygun maliyetli olacağını tahmin ediyor. 2027 yılına kadar, otonom sürüş özelliklerine sahip otomobillerin akını ile Rocsys, üçüncü nesil modeliyle 10.000 doların altında bir fiyat noktasına ulaşmayı hedefliyor.

Beyinde yapay zeka çipi kullanımıyla ilgili uyarı!

0

Birleşmiş Milletler, beyinde yapay zeka çipi kullanımıyla ilgili uyarılarda bulundu. UNESCO nöroteknolojide dikkatli olunmasını söyledi.

Düşünceleri çözme ve beyin mekanizmalarını manipüle etme vaadiyle nöroteknoloji, mahremiyetin ihlali ve temel insan haklarının ihlali konusundaki endişeleri artırıyor. Yapay zeka bu alandaki ilerlemeleri hızlandırırken BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nden (UNESCO) uzmanlar, nöroteknolojinin keşfedilmemiş topraklarında gezinirken dikkatli olunması çağrısında bulunuyor.

UNESCO’dan bir ekonomist olan Mariagrazia Squicciarini, bu hızlandırılmış ilerlemeyi, “nöroteknolojiyi steroid kullanmaya” benzetiyor ve yeteneklerini eşi benzeri görülmemiş seviyelere yükseltiyor. Ancak, dönüştürücü atılım potansiyelinin yanı sıra daha karanlık bir taraf da var. BM, algoritmaların yakında en içteki düşüncelerimizi, duygularımızı ve niyetlerimizi çözerek dış manipülasyon için rahatsız edici bir geçit sağlayabileceği konusunda uyarıyor.

Nöroteknoloji tehlikeli sonuçlara neden olabilir

UNESCO’nun sosyal ve beşeri bilimler genel müdür yardımcısı Gabriela Ramos, nöroteknolojinin geniş kapsamlı ve potansiyel olarak zararlı sonuçlarını vurguluyor. İnsan zihninin dış kontrole karşı savunmasız olduğu, bireysel mahremiyet ve haysiyet için önemli tehditler oluşturduğu bir gelecek tasavvur ediyor. Teknoloji şaşırtıcı bir hızla ilerlerken, BM Genel Sekreteri António Guterres bu gelişmelerin etik sonuçlarını ele almanın aciliyetini kabul ediyor.

Faydalar ve riskler arasındaki hassas dengeyi göstermek için UNESCO, nöbetleri tespit etmek ve zamanında uyarılar vermek için nöroteknolojik bir implant uygulanan bir epilepsi hastası olan Hannah Galvin’in durumunu sunuyor. Ancak cihaz, sürekli aktivasyon nedeniyle amansız bir nöbet saldırısını tetikleyerek hayatını bir kabusa çevirdi. Galvin, başka birinin zihnini işgal etmesi, derin bir sıkıntıya yol açması ve sonunda onu cihazı çıkarmasına neden olması gibi rahatsız edici duyguyu canlı bir şekilde anlatıyor.

Nöroteknoloji, çeşitli tıbbi uygulamalar için muazzam bir potansiyele sahipken, UNESCO insan haklarını koruma zorunluluğunun altını çiziyor. Düşüncelerimizin, duygularımızın ve kimliklerimizin benzeri görülmemiş erişimi ve manipülasyonu hakkında endişeler uyandırıyor. Buna cevaben, UNESCO’nun genel direktörü Audrey Azoulay, bireyleri nöroteknolojinin tecavüzünden korumak için uluslararası bir etik çerçeve oluşturulması çağrısında bulundu. Zihin-makine arayüzünün derinliklerine indikçe, bilimsel ilerleme ile mahremiyetin korunması arasında hassas bir denge kurmak olağanüstü hale geliyor. BM’nin uyarısı, insan zihninin gizemlerini çözmenin temel haklar ve bireysel özerklik pahasına yapılmaması gerektiğini tam zamanında hatırlatıyor.

İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibinden büyük başarı!

0

ZES’in desteklediği İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi, Osmangazi Üniversitesi Mavera Teknoloji Takımı ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Hidroana Takımı Eskişehir’de buluştu.

Akıllı Hayat 2030 stratejisi doğrultusunda, sürdürülebilir bir yaşam için yenilenebilir enerji kaynaklarına ve geleceğin teknolojilerine odaklanan Zorlu Enerji’nin yeni nesil teknoloji markası ZES; destekçisi olduğu İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mavera Teknoloji Takımı, Eskişehir Teknik Üniversitesi Hidroana Takımı’nı Eskişehir’de buluşturdu.

Geçtiğimiz yıl Belçika’da düzenlenen iLumen European Solar Challenge’da (iESC 2022) 24 saatlik parkuru üçüncülükle tamamlayarak önemli bir başarıya imza atan İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi, bu yıl 22-29 Ekim tarihleri arasında Avustralya’da düzenlenecek “Bridgestone World Solar Challenge 2023 – BWSC 2023” öncesi Türkiye turuna çıktı. ZES’in destekçileri arasında yer aldığı diğer iki üniversite takımı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mavera Teknoloji Takımı ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Hidroana Takımı ile Eskişehir’de bir araya gelen İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi, güneş enerjili araçlar kategorisinde en prestijli ve en büyük organizasyon olan Bridgestone World Solar Challenge yarışı öncesi moral ve motivasyonunu yükseltirken, aynı zamanda 3 takım birbirleriyle deneyimlerini paylaştı.

Zorlu Enerji, “Akıllı Hayat 2030” sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda tamamen yenilenebilir ve temiz kaynaklara dayalı, yeni nesil akıllı teknolojilerle şekillenen faaliyetleriyle gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için sürdürülebilirlik odağında iş modelleri geliştirmeye devam ediyor. Küresel bir organizasyon olarak sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm değer zincirine entegre eden Zorlu Enerji, üniversite-sanayi iş birliği kapsamında geleceğin mimarı gençlerin deneyim kazanma yolculuğunu önceleyen bir yaklaşımla bilim temelli ilerlemeyi desteklemeyi sürdürüyor.

ZES gençlere mentorluk desteği sağlıyor

İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi (İTÜ ZES GAE), Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mavera Teknoloji Takımı ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Hidroana Takımı’nın sürdürülebilirlik odaklı yenilikçi çalışmalarına katkı sunmayı amaçlayan ZES, bir yandan da gençlerin deneyim kazandıkları bu yolculuklarında mentorluk yaparak gençlerin yanında yer alıyor.

Üniversite-sanayi iş birliklerimizi daha da güçlendirerek sürdürülebilir kılmayı amaçlıyoruz

Takımlar arasında ortak bir sinerji yaratılan etkinlikte gençlerle bir araya gelerek inovasyon ve Ar-Ge odağında söyleşi gerçekleştiren Zorlu Enerji Ar-Ge Müdürü Ural Halaçoğlu, üniversite–sanayi iş birliğinin güçlendirilmesine vurgu yaparak, şunları dile getirdi: “Elektrik üretiminin tamamını yenilenebilir enerjiden sağlayan ve ürettiği enerjinin yönetimine aday olan, dönüşümüne yön veren bir şirket olarak; sürdürülebilirliği bir iş yapış biçimine dönüştürmüş ve tamamen yeni nesil akıllı enerji sistemlerine odaklanmış durumdayız. İklim krizi ile mücadele, karbon emisyonlarının azaltılması, kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanılması, enerji verimliliği ve enerji arz güvenliği, temiz teknolojiler, su kullanımı ve suyun korunması, insan ve çalışan hakları, fırsat eşitliği ve kurumsal yönetişim gibi birçok konuyu özenle ele alıyoruz. Özellikle genç yeteneklerin yaratıcı ve yenilikçi yönlerini desteklemeyi; gençlerin öğrenme temelli bilimsel projeleri ortaya koymaları için kolaylaştırıcı olmayı son derece önemli görüyoruz. Daha iyi bir gelecek için böylesine değer yaratan projeleri ZES markamızla desteklemekten gençlerimizin yanında ZES markamızla yer alarak, sürdürülebilir toplumsal değişim ve dönüşümün desteklenmesine katkı sağlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.” 

İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi (İTÜ ZES GAE) Hakkında:

İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi 2004 yılında İTÜ mühendislik öğrencileri tarafından kuruldu. Yarış simülasyonu için çıktığı Türkiye turunda sürdürülebilir bir yaşam için doğaya zarar vermeden de araç kullanmanın mümkün olduğunu göstererek, toplumda bu yönde bir farkındalık oluşturmayı hedefleyen İTÜ ZES GAE; imalat yolculuğuna güneş enerjisiyle çalışan arabalar ile başlamış ve bugüne kadar 10 güneş arabası ve iki otonom araç imal etmiş oldukça başarılı bir ekip. Otomotiv, enerji ve bilişim sektörleri başta olmak üzere ülkemizin kalkınmasına katkı sunan projelere mühendisler yetiştirmeyi amaçlayan İTÜ ZES GAE güneş paneli, elektrikli motor, batarya paketleme, batarya yönetim sistemi (BMS), kompozit şasi gibi çeşitli mühendislik alanlarını ilgilendiren birçok konuda çalışıyor.

Bridgestone World Solar Challenge 2023 yarışında Türkiye’yi ve İTÜ’yü en iyi şekilde temsil etme hedefi

İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi’nin en büyük hedeflerinden biri ise; güneş enerjili araçlar kategorisinde en prestijli organizasyon olan ve 22 – 29 Ekim tarihleri arasında Avustralya’da düzenlenecek “Bridgestone World Solar Challenge 2023”e katılıp Türkiye’yi ve İTÜ’yü en iyi şekilde temsil ederek, başarılı sonuçlara imza atmak. 36 yıllık köklü bir geçmişe sahip, dünyanın en önemli ve zorlu öğrenci proje yarışması sayılabilecek Bridgestone World Solar Challenge’dan 2009 yılında “The Best Newcomer” ödülü ile dönen ilk ve tek Türk ekibi olan İTÜ ZES GAE, Avrupa’daki başarısını Bridgestone World Solar Challenge 2023 ile taçlandırmayı hedefliyor. 

İTÜ ZES GAE’nin bugüne kadar ürettiği en iyi güneş arabası ARIBA ZES XE 

ZES ile yapılan iş birliği ile “İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi” adını alan ekip, 10. nesil güneş arabası “ ARIBA ZES XE” ve ikinci otonom aracı “ARIBA Autonomous 2’’ ile yola devam ediyor.  ARIBA ZES XE; İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi’nin bugüne kadar imal ettiği 10 güneş arabası arasında enerji tüketimi bakımından en verimli ve teknik açıdan en başarılı araç. Pandeminin zorlu koşullarında, mekanik sistemi ve laminasyonuna kadar özenle tasarlanan ARIBA ZES XE hafif, verimli, güçlü dizaynı ve güneş arabası kültürünü en iyi şekilde yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor. Ekip; 2004 yılından bu yana imal ettiği 10 adet güneş enerjisiyle çalışan elektrikli araba ile 3 kıtada 24’ten fazla ödülün sahibi oldu.

Yepyeni bir Hyundai Santa Fe geliyor

0

Hyundai’nin baştan sona yenilen popüler SUV modeli Santa Fe’nin görüntüleri yayınlandı.

Ağustos ayında dünya prömiyerini yapılacak olan Hyundai Santa Fe modelinin ilk görselleri paylaşıldı. Hyundai Motor Company, baştan sona radikal bir şekilde değiştirilmiş yeni Santa Fe ile tüm dikkatleri üzerine çekerken aynı zamanda beşinci nesille de D-SUV segmentindeki iddiasını sürdürmüş oluyor. 

Yeni Santa Fe daha güçlü bir izlenime sahip

Yeni Santa Fe

Önceki nesle göre daha güçlü bir izlenim uyandıran yeni model, incelikle detaylandırılmış bir dış tasarıma ve genişletilmiş bagaj kapağının açıklığından akan geniş ve çok yönlü bir iç mekana sahip. Yeni Santa Fe’nin kutumsu şekli ve farklı silueti, uzun dingil mesafesi ve geniş bagaj kapağı alanından yararlanıyor. Aracın önü, yüksek motor kapağı ve H şeklindeki farları, cesur ve keskin çamurluklarla birleşiyor. H şeklindeki ön farlar, görsel bütünlüğü artırmak için H motifli alt ön tasarımla uyum sağlıyor. Böylece, H şeklindeki tasarım öğeleriyle Hyundai’nin “H” amblemi yeniden yorumlanıyor.

Yeni Santa Fe

Yandan bakıldığında uzatılmış dingil mesafesi de cesur bir tavan hattı oluşturuyor. Çamurlukların etrafındaki güçlü hacim ise keskin bir şekilde hazırlanmış 21 inç jantları barındırıyor ve bunların tümü yeni SUV’a sağlam ve maceracı bir görünüm kazandırıyor.

İç mekan ferahlıyor

Yeni Santa Fe

Yeni Santa Fe’nin iç mekanı, son derece ferah ve yatay bir düzende hazırlanmış. Bu genişliğe uygun düz bagaj kapağı, açıldığında arkada balkon benzeri bir his uyandıran geniş bir iç hacim yaratıyor. Tamamen katlanabilir ikinci ve üçüncü sıradaki koltuklar, sınıfında lider iç alan sağlıyor. 

Ayrıca parlak renkli koltuklar ve tavan döşemesi, önceki nesle göre daha fazla ferahlık hissi yaratırken, yumuşak dokunuşlu ahşap desenli süslemeler ve narin işlemeli Nappa deri koltuklar da araca sofistike bir tarz katıyor. Yeni SUV ayrıca, bir dizi sürdürülebilir malzeme içeriyor. Süet tavan döşemesi, paspaslar, ikinci ve üçüncü sıra koltuk arkalıkları, geri dönüştürülmüş plastikten yapılırken hava yastığı ve kapı kaplaması da çevre dostu suni deriden yapılmış. Doğal ışıktan ilham alan iç ve dış renkler, yeni Santa Fe’nin benzersiz tarzını vurgulayarak şehir içi veya outdoor etkinliklerde kullanıcısına ilham ve canlılık veriyor.

Hyundai Santa Fe’nin dünya prömiyerini Ağustos ayında Hyundai’nin YouTube kanalında yapılacak.

DOS web sunucusu rekor kırıyor!

0

39 yıllık DOS web sunucusu 2.500 saat çalışma süresine ulaştı. Sunucu 4.77 MHz çalışıyor ve 39 yılda çok küçük değişiklikler içeriyor.

Brutman Labs’ın basit ama çekici olmayan web sitesinin arkasında bazı şaşırtıcı özellikler ve istatistikler bulunuyor. Siteye gönderilen yakın tarihli bir güncellemede, web hedefinin arkasındaki sunucunun etkileyici bir “2.500 saatlik sürekli çalışma süresi” için çalıştığı ortaya çıktı. Bununla birlikte, web sunucusunun 4,77 MHz CPU’ya sahip 39 yaşında bir IBM PCjr olması muhtemelen çok daha şaşırtıcı.

Brutman Labs web sayfasının alt başlığı “retrocomputing performans sanatı” ve bunun eski donanım ile elde edilen yetenekli ve istikrarlı web hizmeti arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Yazma sırasında, sunucu durumu sayfası, bej renkli IBM bilgi işlem fosilinin 2.541 saat+ boyunca sürekli olarak görevini yaptığını ortaya koyuyor. Bu, yeniden başlatma olmaksızın 105 günden fazla çalışma anlamına geliyor.

Sistem özelikleri neler?

Yukarıda özetlenen başarı daha yakından incelenmeyi hak ediyor. Peki BrutmanLabs.Org sunucusunun arkasındaki özellikler nelerdir? Aşağıdaki resimde listelenen donanım ve yazılımları görebilirsiniz:

Burada bir web sunucusu olarak görev yapan 39 yaşındaki IBM PCjr, bazı önemli modernizasyonlar geçirdi. Muhtemelen en büyük yükseltme, bir IDE bağdaştırıcısı ve bir 240 GB SATA SSD takılı olarak depolama altsistemine teslim edildi. Ayrıca, RAM, 39 yıl önce bu makinede alışılmadık bir durum olan 736 KB’ye çıkarıldı. Bununla birlikte, bu sistemin atan kalbi, 4.77 MHz’de çalışan, efsanevi Intel 8088 ile kod ve pin uyumlu bir çip olan NEC V20 CPU olmaya devam ediyor.

BrutmanLabs.Org’u web sitesi aracılığıyla ziyaret ederseniz. Ouduğunuz web sayfalarına hizmet veren makineye bu eski IBM PCjr tarafından hizmet veriliyor. Site, ilgili ve yan projeler hakkında birçok bilgi için de ziyaret edilmeye değer. Gurur duyacağınız bir bilgisayar sistemi çalışma süresine sahipseniz; notları uptimeporn subreddit’teki kalabalıkla karşılaştırmaya değer olabilir. Bu listeler yalnızca bilgisayarlar için değil, her türlü cihaz için tutuluyor. 19 yılı aşkın bir süredir aralıksız çalıştığı iddia edilen bir Cisco router hakkında ilgi çekici bir paylaşım dikkatimizi çekti.

Tübitak proje başvuruları için tarih belli oldu 

Tübitak Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) tarafından yürütülen proje destek programına başvurular, deprem nedeniyle uzatıldı

Tübitak tarafından Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) ölçeğindeki kuruluşların proje esaslı araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilikçilik faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) tarafından yürütülen, 1501-Sanayi Ar-Ge Destek Programı ve 1507-KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında her yıl Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere iki çağrı açılıyor.

Deprem nedeniyle proje kapanış tarihleri uzatıldı 

Ülkemizde yaşanan deprem felaketleri nedeniyle 1501 ve 1507 programı 2023-1 dönem çağrıları için kapanış tarihleri uzatıldı. Bu nedenle, TEYDEB’e ulaşan yazılı ve sözlü sorular dikkate alınarak 2023-2 dönem çağrısı ile ilgili 2023-2 dönem çağrılarının zamanlaması Tübitak tarafından aşağıdaki şekilde yayınlandı: 

1501 2023-2 Taslak Çağrı takvimi

Çağrı açılış tarihi07.08.2023
Kuruluş bazlı ön kayıt başvurusu son tarihi30.10.2023
Çağrı kapanış tarihi:01.11.2023

1507 2023-2 Taslak Çağrı takvimi

Çağrı açılış tarihi07.08.2023
Kuruluş bazlı ön kayıt başvurusu son tarihi16.10.2023
Çağrı kapanış tarihi:18.10.2023

Tedarik zincirleri tehdit altında!

0

Uzmanlar, tedarik zincirinin sürekliliği adına olası siber tehditlerin önüne geçilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle son dönemde siber güvenlik dünyasında bu konu üzerindeki tartışmaların arttığı görülüyor. Peki tedarik zinciri güvenliğinde siber güvenlik uygulamaları ne ifade ediyor? Brandefense CEO’su Hakan Uzun, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Günümüzde teknolojinin hayatın her alanına entegre olmasıyla birlikte artan siber güvenlik tehditleri giderek daha büyük etkilere neden oluyor. Özellikle pandemi döneminde hızla artış gösteren siber saldırılar; şirketlerin, devletlerin ve bireylerin gizliliğine yönelik kritik bilgileri hedef alarak büyük zararlara yol açıyor. Alanın uzmanları ise tedarik zinciri güvenliğinin siber dünya ile ilişkisini incelemeyi sürdürüyor. Tüm bu gelişmeler, sektördeki tartışmaların ve endişelerin çoğalmasına yol açıyor. Böylesi bir dönemde konuyla ilgili değerlendirme yapan Brandefense CEO’su Hakan Uzun, önemli noktalara dikkat çekiyor.

“Küresel ölçekteki siber tehditler sebebiyle tedarik zinciri alanındaki güvenlik sorunları daha karmaşık hâle geliyor. Dolayısıyla tedarik zinciri güvenliğinde siber güvenlik konusunun önemi de günden güne artıyor.

Kurum ve kuruluşların küresel rekabette ayakta kalabilmek ve sürdürülebilir bir büyüme sağlayabilmek için, tedarik zinciri güvenliğine öncelik vermesi gerekiyor. Bu noktada, sektör profesyonelleri olarak iş dünyasına vermemiz gereken ciddi mesajlar bulunuyor.

Günümüz konjonktüründe tedarik zincirlerinin; üretim, tedarik ve dağıtım açısından birbiriyle doğrudan ilişkili bir dinamiğe sahip olduğunu görüyoruz. Bu zincirde herhangi bir zayıflık veya güvenlik açığı, kurum ve kuruluşların tüm operasyonlarını olumsuz etkileyebiliyor ve ciddi maddi kayıplara neden olabiliyor. 

Kurum ve kuruluşlar, siber güvenliğe yönelik bakış açılarını güncelliyor

Tedarik zincirleri yapı itibarıyla genellikle kritik öneme sahip sistemleri, veri havuzlarını veya altyapıya erişimi olabilecek üçüncü tarafları içeriyor. Söz konusu üçüncü tarafların, yanlış adımları takip ettiği bir senaryoda siber güvenlik açıkları ortaya çıkabiliyor. 

Kötü niyetli tehdit aktörleri, yetkisiz bir şekilde erişim elde ederek hem veri manipülasyonu hem de kötü amaçlı yazılımlar ile tedarik zinciri içerisindeki zayıflıklardan faydalanabiliyor. Özellikle güvenlik zafiyeti bulunan sistemler, tedarik zincirinin işleyişini bozmak isteyenler tarafından hedef alınabiliyor.

Tedarik zinciri güvenliği konusundaki yaşanan önemli olaylar ve saldırılar, kurum ve kuruluşların güvenlik tedbirlerini gözden geçirmelerine ve risk yönetimi stratejilerini güçlendirmelerine yol açıyor. Özellikle pandemi dönemi sonrasındaki tedarik zinciri sorunları, tedarik zinciri güvenliği konusunun gündemde daha da öne çıkmasına neden oluyor.  IDC’ye göre, küresel ölçekteki güvenlik harcamaları bu yıl sonunda 219 milyar dolara ulaşırken, 2026’da ise yaklaşık 300 milyar dolara yükseleceği öngörülüyor. 

Sürdürülebilir tedarik zincirinde siber güvenlik çözümlerinin önemi artıyor 

En nihayetinde tedarik zincirinde yaşanan güvenlik zafiyetleri, kurumsal yapıların güvenilirliğine ve itibarına ciddi biçimde zarar verebilir. Güvenilir bir tedarik zinciri, müşterilere sağlam bir veri koruması sunarken, siber saldırılara karşı korunmalarını da sağlayarak güvenli bir atmosfer yaratabilir.  Aynı zamanda, tedarik zinciri güvenliği, işletmelerin itibarını ve rekabet avantajını korumasına yardımcı oluyor.

Dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi Türkiye ekosisteminde de siber güvenlik ihlallerinden kaynaklanan tedarik zinciri kesintileri ciddi sonuçlar doğurmaya devam ediyor. Bu sebeple zincirdeki sürekliliği sağlamak adına her bir aşamanın güvence altına alınması büyük önem arz ediyor.

Brandefense tedarik zinciri koruma modülü altı kategoriyi kapsıyor

Brandefense tedarik zinciri koruma modülü, işletmeleri çok çeşitli gelişen siber tehditlerden korumak amacıyla tasarlandı. Yenilikçi teklifimiz, kuruluşlara güvenlik ve rahatlık sağlamak adına her biri gelişmiş kontroller ve puan kartlarıyla donatılmış altı önemli kategoriyi kapsıyor. Bu teknoloji aracılığıyla Brandefense, tedarik zinciri güvenliğinin çeşitli yönlerine yönelik çözümler sunuyor.

Brandefense’in tedarik zinciri güvenlik çözümü, her kategori için kapsamlı puan kartlarının yanı sıra genel bir puan derecelendirmesi sunarak işletmelerin güvenlik durumlarını ölçmelerine ve iyileştirme alanlarına öncelik vermelerine olanak tanıyor. Gerçek zamanlı içgörüler ve proaktif tehdit tespiti ile kuruluşlar, güvenlik duruşlarını geliştirebilir. Bu sayede tedarik zincirlerindeki olası kesintileri en aza indireceğini dile getirebiliriz.

Huawei’den 30 üstün yetenekli Türk öğrenciye destek

0

Huawei’in küresel düzeyde yürüttüğü bir numaralı sosyal değer projesi Seeds for the Future’ın Türkiye programı başladı. Bu yıl 17-24 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen program, Türkiye’de sekizinci kez hayata geçiriliyor. Gelecek için Tohumlar eğitim kampına bu yıl 5.888 başvuru arasından seçilen 30 üstün yetenekli Türk öğrenci dahil oluyor.  

Gelecek için Tohumlar programı, dijital dünyada bilişim alanında başarılı gençleri desteklemeyi ve profesyonel kariyerlerinde daha fazla beceri kazanmalarına yardımcı olmayı amaçlıyor. Program, dünyanın her yerindeki yetenekli gençleri yetiştirerek, hedeflerine ulaşmaları için teşvik ediyor.

Türkiye’nin farklı üniversitelerinden programa başvuran 5.888 öğrenciden; Adem Atabağ, Sinem Arslan, Arda Gökalp Batmaz, Elif Akyüz, Elif Candan, Öznur Bulca, Sahra Sarı, Zeynep Yorulmaz, Hatice Erbey, Aylin Gül Aksu, İnci Coşkun, İpek Ünlüakın, Melis Karadağ, Betül Nur Yıldırım, Mehmet Örs, Zehra Demirtaş, Ahmet Enis Güven, Samet Başaran, Yusuf Fatih Çevik, Emirhan Türkol, Hilal Güzel, İrem Kalaycıoğlu, Sümeyra Şengül, Bahar Salman, Ezgi Naz Öztürk, Rıdvan Kutay Sivri, Rümeysa Bilik, Metin Kerem Öztürk, Esma Demir ve Zeynep Kunt, 17 Temmuz’da İstanbul Riva Club’da başlayan Gelecek için Tohumlar eğitim kampına katılmaya hak kazandılar.

Huawei Türkiye Kurumsal İlişkiler ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ma Yongnong, yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi: “Türkiye’nin farklı şehirlerden İstanbul’a gelen ve Gelecek için Tohumlar programına katılan tüm öğrencilere hoş geldiniz diyorum. Yaklaşık 6.000 başvuru arasından en iyi 30 öğrenciyi seçmek için birçok değerlendirme ve mülakat yaptık. Bu değerlendirme sonunda en iyiler arasında yer alan siz değerli öğrencileri tebrik ediyorum. Bu programın iki hedefi var. Birincisi, 5G, yapay zeka, bulut ve dijital güç gibi en son teknolojiler alanında verilecek eğitimlerle, yaratıcılık yeteneklerinizi geliştirmek. İkincisi ise ekip çalışması ruhunu geliştirmek.

Önümüzdeki günlerde birlikte öğrenecek, birlikte pratik yapacak, birlikte gelişecek ve birlikte değer yaratacaksınız. Bu yıl dağıtılacak olan 100 bin dolarlık start-up fonuna sahip olacak proje ekiplerinden biri olmanız, bu alanda Türkiye için mücadele etmeniz ve önümüzdeki sekiz günün tadını çıkarmanız dileğiyle, başarılar diliyorum.”

Öğrenciler, Gelecek için Tohumlar programı kapsamında; 5G, Yapay Zeka, Bulut ve Dijital Enerji gibi konulardaki eğitimlere katılacak. Programda ileri düzey ICT kursları ve eğitimlerinin yanı sıra, uzmanlardan dersler, Çin ve Türk kültürlerine dair çeşitli aktiviteler de yer alıyor.

Diğer yıllardan farklı olarak, Gelecek için Tohumlar eğitim kampında bu sene pek çok yenilik söz konusu. 2021 yılında hayata geçirilen küresel Tech4Good proje yarışması kapsamında bu yıl dünyada ilk üçe giren proje takımlarına 100 bin dolarlık başlangıç fonu sağlanacak.  Öğrenciler kamp dönemi boyunca projelerini geliştirirken Tech4Good danışmanı tarafından da destek alacak. Dünya çapında yapılacak değerlendirmede başarılı olan takımlar, önümüzdeki yıl Çin’de Startup Sprint programına katılma fırsatı yakalayacak.

Eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrencilere ise uluslararası geçerliliği olan “Huawei Seeds for the Future” sertifikası verilecek ve küresel mezunlar topluluğuna katılmaya davet edilecek.  

Gelecek için Tohumlar projesi, 2008 yılında ilk kez Tayland’da hayata geçirildi. Proje, 139 ülkede uygulanarak, 500’den fazla üniversiteden 15.000 genç öğrenciye ulaştı. Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenmesinden bu yana 170 üniversite öğrencisi projeye katıldı.