WhatsApp, hesap çalma işlemini zorlaştırıyor

Yeni güvenlik doğrulamalarıyla WhatsApp hesap çalma işlemini zorlaştırıyor. Platform yeni özelliklerle daha güvenli oluyor.

WhatsApp, bir dizi yeni güvenlik özelliği sunmaya başladı. Bu özelliklerden en dikkat çekeni ise şirketin, hesabınızı tehlikeye atabilecek SIM hırsızlığı ve diğer sosyal mühendislik saldırılarına karşı kullanıcıları korumak için daha fazlasını yaptığını görüyor.

Şüpheli kayıtlarda yeni özellik devreye girecek

WhatsApp‘ı yeni bir cihaza bir sonraki indirişinizde, hesabınızı yeni bir telefona taşımak istediğinizi onaylamak için eski cihazınızı kullanmanız istenebilir. Hesabınızın kilitlenme olasılığından doğal olarak endişe edebilirsiniz. Bu konuda bir WhatsApp sözcüsü, Engadget Account Protect’in yalnızca şirketin şüpheli bir kayıt girişimi tespit etmesi durumunda etkinleşeceğini söyledi. Ayrıca, eski cihazınıza erişiminiz yoksa şirketin size ikinci bir defalık şifre göndermesini isteyebilirsiniz. Bu sayede WhatsApp hesap çalma konusunda siber saldırganların işini bir hayli zorlaştıracak.

Yakın zamanda cihaz değiştirmeye karar verseniz de vermeseniz de, yeni geçmiş kontrollerinin yeni tanıtımı sayesinde WhatsApp hesabınız daha güvenli olacak. WhatsApp’ın eklediği doğrulama özellikleriyle doğrudan etkileşim kurmanız gerekmeyecek. Bununla birlikte şirket, hesabınızı kötü amaçlı yazılımlara karşı korumaya yardımcı olacaklarını ve WhatsApp’ınızın güvenliği ihlal edildiğinde sizi daha iyi koruyacaklarını söylüyor.

Ayrıca WhatsApp, kullanıcıların birisiyle olan bağlantılarının şifreli olduğunu doğrulamasını da kolaylaştırıyor. Şu anda, biriyle bağlantınızı doğrulamak için bir kişinin profilindeki bilgi sayfasının altındaki Şifreleme sekmesine dokunarak bulabileceğiniz bir QR kodunu taramak veya 60 basamaklı bir sayıyı karşılaştırmak gerekiyor.

Yeni özellikler önümüzdeki aylarda tüm WhatsApp kullanıcılarına sunulacak.

Aetheros akıllı sayaç hizmet ağını genişletiyor

0

Aetheros akıllı sayaç hizmeti için ABD enerji pazarına girdi. Yeni Zelanda ve Avustralya’dan sonra Aetheros hızlı büyümesine devam ediyor.

Aetheros, Aether İşletim Sisteminin (AOS) ABD enerji piyasasının değişen taleplerini karşılayabilecek esnek ve açık bir platform sağladığını söyledi. Operatörler şu anda hizmetlerini ve altyapılarını yenilenebilir enerji, pil depolama ve elektrikli araç çözümlerinin artan popülaritesini karşılayacak şekilde uyarlıyor.

Enerji sektöründe akıllı sayaç trendi

Aetheros’un AOS’si halihazırda ticari olarak Avustralya ve Yeni Zelanda’da konuşlandırıldı. ABD’ye genişlemesi, ülkenin akıllı sayaç gereksinimlerini değiştirmesi, elektrikli araçlara ve yenilenebilir enerji çözümlerine daha iyi hizmet vermek için değiştirilecek 100 milyondan fazla akıllı sayaçla birlikte geliyor. Yeni akıllı sayaç ortamı, kamu hizmetlerinin çevrimiçi hale gelen yenilenebilir ve elektrikli cihazları desteklemek için dağıtım ağlarının ucuna analitik ve kontrol eklemek istediği anlamına geliyor. Aetheros akıllı sayaç pazarındaki hizmet ağını genişleterek, farklı ülkelere de giriş yapmayı hedefliyor.

Aetheros‘un kurucusu Ray Bell: “ABD’de akıllı sayaçların ilk dağıtımları, tamamen kullanım süresi faturalandırması ve daha fazla üretim kapasitesi oluşturma ihtiyacını karşılamak için talep yanıt programlarının kullanılmasıyla ilgiliydi. Bugünün gereksinimleri çok daha karmaşık” dedi.

AOS açık IoT Hizmet Katmanı, kullanıcıların herhangi bir donanım ve yazılım kombinasyonunu kullanarak IoT ağlarını ve uç uygulamalarını oluşturmasına, dağıtmasına ve yönetmesine olanak tanıyor. Aetheros, platformun ABD sunumunu genişletirken, kamu hizmetlerinin ve tedarikçilerinin “şebeke kenarında yenilik yapma ve geniş, yeni bir dizi akıllı enerji hizmeti fırsatının kilidini açma” özgürlüğüne sahip olacağını söyledi.

Origami ile tasarlanan çipsiz otonom robot

0

UCLA Samueli araştırmacıları, origami ile tasarlanan çipsiz otonom robot. Bu robot, temel görevleri yerine getirebilecek seviyede.

Araştırmacılar, origami tekniklerine dayalı, yerinde monte edilebilen ve zorlu ortamlarda konuşlandırılabilen katlanabilir, otonom robotlar yarattılar.

UCLA Samueli Mühendislik Okulu’ndan ekip, robotları oluşturmak için aktüatörler ve sensörlerle entegre ince, esnek levhalar kullanan yeni üretim tekniğini geliştirdi.Ekip, testlerde levhaları yarı iletken olarak çalışacak şekilde programladı. Kesildikten, katlandıktan ve birleştirildikten sonra levhalar, çevresini algılayabilen, analiz edebilen ve bunlara göre hareket edebilen bir robot geliştirildi. Çipsiz otonom robot temel görevleri yerine getirebilecek düzeyde tasarlandı.

OrigaMechs robotları

Araştırmacılar robotlara Origami MechanoBots’un kısaltması olan “OrigaMechs” adını verdiler.

Çalışmanın baş yazarı Wenzhong Yan: “Bu çalışma, origami katlama tabanlı imalatla ilgili olumlu nitelikleri korurken, genişletilmiş yeteneklere ve özerklik seviyelerine sahip yeni bir origami robot sınıfına yol açıyor” dedi.

Ekip, yeni yöntemi kullanarak üç robot geliştirdiler. Bunlar; nesne algılama için antenleri olan böcek benzeri yürüyen bir robot, bir nesneyi algıladığında “çenelerini” kapatan sinek kapanı benzeri bir robot ve iki tekerlekli bir robot oldu.

Testlerde robotlar bir güç kaynağına bağlıyken, ekibin esnekliği ve hareket özgürlüğünü artırmak için lityum pillerle çalışan entegre bir enerji depolama sistemi geliştirme planı bulunuyor.

Tasarımın çipsiz olduğu göz önüne alındığında ekip, tasarımlarının yüksek radyasyonlu alanlar gibi zorlu ortamlarda çalışmak için kullanılabileceğini söyledi.

Araştırmanın baş araştırmacısı Ankur Mehta: “Doğal veya insan yapımı bir felaket sırasında olduğu gibi bu tür tehlikeli veya öngörülemeyen senaryolar, origami robotlarının özellikle yararlı olduğu yerler olabilir. Robotlar, özel işlevler için tasarlanabilir ve talep üzerine çok hızlı bir şekilde üretilebilir. Ayrıca, çok uzun bir yol olsa da, diğer gezegenlerde bu senaryolardan etkilenmeyen kaşif robotların çok işe yarayabileceği ortamlar olabilir” dedi.

Çağrı merkezlerine yapay zeka desteği

0

AloTech, çağrı merkezi sektöründe Türkiye’de bir ilke imza atarak, yapay zeka araştırma şirketi OpenAI ile iş birliği yaptı ve bu şirket tarafından geliştirilen, bot teknolojisinde bir devrim olarak kabul edilen ChatGPT-4’ü kendi chatbot sistemine entegre etti. Böylece çağrı merkezlerinde AloTech altyapısını kullanan şirketler, kendi tüketicileri ile chatbot üzerinden yaptıkları görüşmeleri çok daha hızlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirebilecek. Yeni sistemi AloTech’in hem Türkiye hem de faaliyet gösterdiği 44 ülkedeki müşterileri, 95 farklı dil seçeneği ile kullanabilecek.

Türkiye’nin en büyük bulut tabanlı çağrı merkezi platformu AloTech, sektörde bir ilke imza atarak müşteri deneyimini en üst noktaya taşıyan yapay zeka chatbot’u ChatGPT-4’ü kendi chatbot sistemine entegre etti. Yapay zeka araştırma şirketi OpenAI tarafından geliştirilen 100 tirilyon parametre ile veri işleme kapasitesine sahip ChatGPT-4, bu alanda bir devrim olarak kabul ediliyor. Cenk Soyak: “ChatGPT-4 ile sohbet çok daha hızlı ve doğal ilerliyor” ChatGPT-4 entegrasyonu hakkında bilgi veren AloTech CEO’su Cenk Soyak, “Çağrı merkezlerinde
chatbot kullanımı son yıllarda hızla artış gösteriyor. AloTech verileri de 2022 yılındaki chatbot kullanımının bir önceki yıla göre yüzde 750 arttığını gösteriyor. Hiç kuşkusuz kullanım arttıkça chatbot’lara yönelik beklenti de yükseliyor. Tüketiciler sordukları sorulara hızlı ve net cevaplar almak istiyor. ChatGPT-4 bunu sağlamak adına çok önemli bir adım.

Yazılanları sadece anlamakla kalmayıp, yönlendirme de yapıyor. Hatta günlük konuşmalar ile sohbeti çok daha doğal bir hale getiriyor. Biz de ülkemizde ve 44 ülkede hizmet verdiğimiz 700’ün üzerinde müşterimizin, tüketicilerine üst düzey bir çağrı merkezi deneyimi sunabilmeleri için OpenAI iş birliği yaptık. Bu kapsamda şirketin ticari kullanımlara açık olan en üst versiyon chatbot’u ChatGPT-4’ü sistemimize entegre ettik. Sektörün gelişimine önemli katkı sunacağına inandığımız bir ilke imza attığımız için mutluyuz” dedi.


ChatGPT-4’e müşterilerimizin işlerini öğreteceğiz


Yeni entegrasyonu AloTech Yapay Zeka Laboratuvarı’nda geliştirmeye devam ettiklerini söyleyen Soyak, “ChatGPT-4’ün yüksek kapasitesine ek olarak AloTech ve çağrı merkezi pazarı hakkındaki verileri de bot’a öğretiyoruz. Bununla birlikte çağrı merkezlerinde ChatGPT-4’ü kullanmak isteyen müşterilerimizin bilgilerini, yaptıkları işleri de öğreteceğiz. Örneğin bir restoranın tüm menüsünü bilecek. Ancak sadece menüyü yazmakla kalmayıp, adeta bir restoran çalışanı gibi talep geldiği takdirde tüketiciye alternatif yiyecekler de sunabilecek. Chatbot; Türkçe, İngilizce ve Almancayı mükemmel bir şekilde anlıyor. Ancak müşterilerimizden gelen talebe göre 95 farklı dil seçeneğimiz bulunuyor” diye konuştu.


Müşteri temsilcilerinin verimliliği artacak


ChatGPT-4’ün müşteri temsilcilerinin işlerini kolaylaştıracağına da dikkat çeken Soyak sözlerini
şöyle tamamladı; “Halihazırda kullandığımız bot ile gelen taleplerin yüzde 64’ü müşteri
temsilcisine bağlanmaya gerek kalmadan bot ortamında çözülüyordu. Yeni entegrasyonumuz ile
bu oranı yüzde 90’ın üzerine taşımayı hedefliyoruz. Böylece sistemimizi kullanan 30 binin
üzerindeki müşteri temsilcisi de tekrarlayan sorular yerine tüketicilerin daha kompleks
taleplerine zaman ayırabilecek, çok daha verimli çalışabilecekler.”

Kullanıcı dostu Windows 11 ayarları

Windows 11 tasarım anlamında önemli bir değişime neden oldu. Eski tasarıma alışık kullanıcılar, kullanıcı dostu Windows 11 ayarları yapabilir.

Başlat düğmesini sol köşeye taşıyın

Gelenekçi kullanıcılar için bu özellik büyük bir rahatlık sağlıyor.  Windows’un eski sürümlerinde olduğu gibi başlat düğmesini sol alt köşeye taşıyabilir ve kas hafızası ile rahat kullanıma devam edebilirsiniz. Bunun için Başlat menüsünü açın ve Ayarlar > Kişiselleştirme > Görev çubuğu > Görev çubuğu davranışları’na gidin. Açılan menü ile Görev Çubuğu hizalaması etiketli bir alan göreceksiniz. Drop-dox menüsünü Merkezden Sola değiştirin.

Rahatsız edici bildirimleri kapatın

Can sıkıcı pop-up bildirimlerini kapatmanın zamanı geldi. Başlat > Sistem > Bildirimler’e gidin. İsterseniz evrensel olarak bildirimleri kapatabilirsiniz. Slack, Discord ve antivirüs yazılımım gibi kritik araçlar için bildirimleri açık bırakarak liste üzerinde manuel olarak çalışmayı tercih edebilirsiniz.

Microsoft reklamlarını kapatın

Size bildirim gönderebilecek uygulamalar listesinin alt kısmından aşağıya doğru kaydırmaya devam edin. Orada, Windows 11’in kendisiyle ilgili, bilgisayarınızı nasıl kullanacağınıza ilişkin “ipuçları ve öneriler” sağlayan birkaç ek kutu göreceksiniz.

Microsoft tanıtımlarının açılmasını sevmiyorsanız Başlat > Ayarlar > Gizlilik ve güvenlik > Genel bölümüne gidin. Tüm bu seçenekleri kapatabilirsiniz ancak “Ayarlar uygulamasında önerilen içeriği bana göster” seçeneğini uygulayabilirsiniz.

Varsayılan tarayıcınızı değiştirin

Microsoft Edge aslında oldukça iyi, ancak sıkı bir Chrome, Firefox, Opera veya Brave kullanıcısıysanız, varsayılan tarayıcınızı değiştirmek isteyebilirisiniz. Ayarlar > Uygulamalar > Varsayılan uygulamalar bölümüne gidin , listede tarayıcınızın adını bulun ve üzerine tıklayın. Sayfanın üst kısmında Varsayılan olarak ayarla düğmesi bulunan “<tarayıcı adını> varsayılan tarayıcınız yapın” ile işleminizi tamamlayabilirsiniz.

Görev çubuğunu boşaltın

Ayarlar > Kişiselleştirme > Görev Çubuğu’na gidip görev çubuğu öğelerinden herhangi birinin seçimini kaldırarak kalabalıktan kurtulun ve yer kazanın.

Bonus: Karanlık mod

Ayarlar > Kişiselleştirme > Renkler’e gidin ve Modunuzu seçin adlı bir alana gelin. Açılır menüyü Açık’tan Koyu’ya değiştirin. Bu ve bunlar gibi Windows 11 ayarları ile tasarımı kendiniz için daha kullanışlı hale getirebilirsiniz.

DDoS saldırı nedeniyle sanal makine kullanımı artıyor

0

İnternet güvenlik şirketi Cloudflare raporu, DDoS saldırı kaynaklı sanal makine kullanımı artışına dikkat çekiyor.

Cloudflare raporda “Yeni nesil bot ağları, cihaz miktarının çok azını kullanıyor, ancak her cihaz önemli ölçüde daha güçlü. Bulut bilgi işlem sağlayıcıları, yeni kurulan şirketlere ve işletmelere yüksek performanslı uygulamalar oluşturmaları için sanal özel sunucular sunuyor. Dezavantajı ise saldırganların 5.000 kata kadar daha güçlü olabilen yüksek performanslı botnet’ler oluşturmasına da olanak sağlaması ” diyor.

Cloudflare, ortaya çıkan bu VPS (sanal makine) tabanlı tehditleri ortadan kaldırmak için önemli bulut bilgi işlem sağlayıcıları ve ortaklarıyla birlikte çalışıyor ve bu yeni botnet’lerin önemli bir bölümünü ortadan kaldırmayı başardığını söylüyor. DDos saldırılarındaki artış, güvenliği sağlamak amacıyla sanal makine kullanımı yönünde eğilimi artırıyor.

DDoS saldırılarında yüzde 60’lık artış

Genel olarak Cloudflare, yılın ilk çeyreğinde sabit DDoS etkinliği bildirdi ve fidye DDoS saldırılarında yıllık yüzde 60’lık kayda değer bir artış yaşandı. 2023’ün ilk çeyreğinde DDoS saldırılarının genel olarak en çok hedef aldığı ülke İsrail oldu ve onu ABD, Kanada ve Türkiye izledi. İnternet hizmetleri, pazarlama, yazılım ve oyun/kumar en çok hedeflenen sektörlerdi.

Cloudflare tarafından bu çeyrekte görülen en önemli saldırı, saniyede 71 milyon isteğin üzerine çıktı. Bir başka kayda değer olay, Güney Amerika’daki bir telekomünikasyon hizmet sağlayıcısını hedef alan saniyede 1.3 terabitlik DDoS saldırısıydı.

Saldırıların boyutu ve süresi açısından çoğu (yüzde 86,6) 10 dakikanın altında sürerken, yüzde 91’i 500 Mbps’yi geçmedi. Ancak, önceki çeyreğe göre yaklaşık yüzde 6,5’lik bir artış kaydeden 100 Gbps’yi aşan saldırılarla daha büyük saldırıların sayısı artmaya devam ediyor. 2023’ün 1. çeyreğindeki DDoS saldırıları, geniş bir sektör yelpazesini hedefleyerek boyut ve süre açısından bir artış eğilimi gösteriyor. Bu nedenle, etkili savunma stratejileri, otomatik tespit ve hafifletme çözümleri kaçınılmaz hale geldi.

SAS Türkiye Yapay Zeka ile ekonomiye katkı sağlıyor

0

SAS Türkiye, dijital dönüşümde değer yaratmaya ve artan kalifiye veri bilimci ihtiyacına yönelik eğitim ve teknoloji desteklerine devam ediyor.

İstanbul ve Ankara ofislerindeki uzman çalışanlarıyla çok sayıda projeyle değer yaratan SAS Türkiye ekibi, ileri analitik ve yapay zeka uygulamaları kapsamında güçlü partner ekosistemi ile Orta Asya bölgesinde de yeni projeler hayata geçiriyor. SAS Türkiye, önümüzdeki dönemde teknoloji ihracatını artırarak Türkiye ekonomisine daha fazla katkı sağlamaya odaklanıyor. 

Dünyanın geleceği için önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen yapay zeka ekonomisi dönemi bankacılık, finans, e-ticaret, kamu, perakende gibi alanlarda faaliyet gösteren şirket ve kurumların ihtiyaçlarını önemli ölçüde şekillendiriyor. Yapılan araştırmalar verinin ve yapay zeka destekli uygulamaların artık iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ve gelecekte de her alanda etkisini ciddi bir oranda artıracağını ortaya koyuyor. 

PwC “Yapay Zeka Çalışması”, McKinsey “Yapay zekanın küresel ekonomik etkisinin modellenmesi” gibi araştırmaların sonuçlarına bakıldığında 2030 yılı itibariyle, yapay zekanın küresel ekonomiye katkısının 15,7 trilyon dolar seviyelerine yükselmesi ve 13 trilyon doların üzerinde ekonomik çıktı elde edilmesi bekleniyor. SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri’ye göre, Türkiye’nin açılan yapay zeka özelindeki bu yeni sayfada söz sahibi olabilmesi ve teknoloji ihracatı yapan bir ülke olarak konumlanabilmesi için; veri ve yapay zeka odaklı çalışmalarda hem özel sektörün hem de kamu kurumlarının teşvik edilmesi, teknoloji kullanımının üretim ve hizmet alanlarında daha fazla yaygınlaşması ve bu alanda görev alacak insan kaynağına yatırım yapılması kritik önem taşıyor.  

Özel sektör yatırımları dışında Türkiye özelinde atılan stratejik adımların başında bu kapsamda geliştirilen Ulusal Yapay Zeka Stratejisi geliyor. 2025 yılına kadar, yapay zeka alanının GSYH’ye katkısının %5’e yükseltilmesi ve uluslararası yapay zeka endekslerindeki sıralamalarda Türkiye’nin ilk 20 ülke arasında yer alması hedefleniyor. Ayrıca yapay zeka alanında lisansüstü düzeyde mezun sayısının 10.000 kişiye çıkartılarak, 50.000 kişiye istihdam sağlanması ve yapay zeka çözümlerinin ticarileştirilip ekonomiye katkı sağlaması hedefleniyor. Bu doğrultuda, dünyada alanına liderlik eden özel sektör temsilcileri başta olmak üzere teknoloji geliştiren şirketler ve kamunun entegre olup ortak paydada değer oluşturması büyük önem arz ediyor.

SAS Türkiye Teknoloji İhracatını Artırmayı Hedefliyor

Global ölçekte 47 yılı geride bırakan SAS, 11.000’in üzerindeki çalışan gücüyle 149 ülkede 80.000’in üzerinde şirket ve 1000’in üzerinde devlet kurumuyla yaptığı iş birlikleriyle dikkat çekiyor. İleri analitik ve yapay zeka bazlı etkin çözümleriyle kurum ve kuruluşların veri odaklı dijital dönüşümünde pazara öncülük ediyor. 

26 yıldır Türkiye’de faaliyette olan, İstanbul ve Ankara ofislerindeki uzman çalışanlarının özverisiyle çok sayıda projeyle değer yaratan SAS Türkiye’nin etrafında şekillenen ciddi bir partner ekosisteminin oluştuğuna vurgu yapan SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri “Kurulduğu günden bu yana tek odağı veri ve analitik olan bir şirket olarak, veriyi zekaya dönüştürme konusunda tam 47 yıldır biriktirdiğimiz  ve 125 bine aşkın analitik projeden gelen tecrübemizle dünya genelinde pek çok şirket ve kamu kurumuna destek oluyoruz. Çeyrek asrı geride bırakarak 26 yıldır başarıyla devam eden Türkiye serüvenimizde hayata geçirdiğimiz projelerimizle üretmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin dijital dönüşümünde değer yaratmak hedefiyle veri bilimci ihtiyacının karşılanması noktasında da insan kaynağını geliştirme vizyonumuz doğrultusunda çalışıyoruz. Türkiye’de özellikle son üç sene içerisinde mevcudu iki buçuk katına çıkan uzman kadromuz ve partnerler ekosistemimizce geliştirilen ileri analitik ve yapay zeka projelerimizi Orta Asya Bölgesine ihraç ediyoruz. Bölgeye bakıldığında Türkiye’de geliştirilen ve uygulanan çözümlerin benzerlerini Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkelerde birçok projede güçlü partnerlerimizin desteğiyle sürdürüyoruz. Amacımız Türkiye’yi veri analitiği ve yapay zeka teknolojileri alanlarında pazara öncülük eden konuma getirmek” diyor.

SAS Akademi Vizyonuyla Nitelikli Eleman Eğitimine Katkı Sunuyor

SAS Türkiye’nin genişleyen “Akademi Vizyonu” hakkında da açıklamalarda bulunan Eğri, “SAS Türkiye olarak, ülkemizin dijital yetkinliklerini geliştirme vizyonumuz doğrultusunda teknoloji STK’ları, üniversiteler, kamu kurumları ile farklı eğitim ve istihdam projeleri üzerinde çalışıyoruz. Bu kapsamda, proje gereklilikleri doğrultusunda hedef kitlesine uygun ve global olarak da geçerli olan içeriklerimizi gençlere ulaştırarak ülkemizin geleceğine yatırım yapmaya devam ediyoruz. 2019’dan bu yana devam eden “Dijital Teknoloji Geliştiriciler” programı kapsamında 20’den fazla üniversite ile çalıştık ve geleceğin veri bilimcilerini yetiştirmek adına pek çok farkındalık programına imza attık, seminerler ve eğitimler düzenledik. Ayrıca, SAS olarak global ölçekte ilk defa tek bir üniversite bünyesinde yapay zeka, veri analitiği, makine öğrenimi başlıklarında ders-sertifika programlarını ve bu alanda 13 farklı içeriği kapsayan önemli bir iş birliğine imza attık. Tüm bunların yanında hem ülkemiz hem de şirketlerimiz için katma değer sağlayacak geleceğin veri bilimcileri için rehber olacak veri bilimi okuryazarlığı e-kitabımızı yayınladık” dedi.

SAS Türkiye, Sektör Kampüste Programı’nın Paydaşı Oldu

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde geçtiğimiz günlerde duyurulan sektördeki nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması noktasında hayata geçirilen Sektör Kampüste Programı’na da SAS Türkiye olarak destek verdiklerini de hatırlatan Rasim Eğri, “Artan nitelikli insan kaynağı açığına cevap üretmek üzere Bakanlığımız öncülüğünde 20 üniversite ve 20 şirket, kurum bir araya geldi ve program 2023 Bahar dönemi itibariyle başlatıldı. Proje kapsamında sektörün önemli temsilcileri, Bakanlık tarafından belirlenen üniversitelerde kredili dersler açarak, öğrencilere mezuniyet öncesi değer yaratabilecek bilgileri iletmeyi hedefliyor. Biz de SAS Türkiye olarak Türkiye’nin dinamik genç nüfusu, beşeri sermayenin geliştirilmesi odağında üniversite müfredatına uyumlandırılmış “Veri Bilimi ve İstatistiğe Giriş” dersini vereceğiz. Dersimiz bir dönem; 14 hafta boyunca devam edecek. SAS akademi vizyonumuz doğrultusunda hedefleri bir adım öteye taşıyarak devlet, kurum ve üniversitelerle yeni iş birlikleri oluşturarak bilgi birikimimizi aktarmaya devam edeceğiz” dedi. 

Elon Musk Twitter stratejisi hakkında röportaj verdi

0

Elon Musk Twitter stratejisi hakkında işten çıkarmalardan platform sahipliğine kadar detay bilgiler içeren bir röportaj verdi.

Elon Musk, BBC’ye Twitter’ı yönetmenin “oldukça acı verici” olduğunu söyledi. Twitter Spaces’ta canlı yayınlanan bir röportajda Musk, işten çıkarmalar, yanlış bilgilendirme ve çalışma tarzı da dahil olmak üzere çevrimiçi platformun sahipliğinden bahsetti.

İletişim departmanı kapatılmıştı

Twitter’ı 44 milyar dolara satın alan Musk’ın değişiklikleri arasında şirketin iletişim departmanını ortadan kaldırmak da vardı. Yorum almak için şirkete e-posta gönderen muhabirler artık kaka emojisi içeren bir otomatik yanıt alıyor.

Röportajda birçok ilginç konuya değinen Elon Musk, bazen Twitter‘ın San Francisco ofisinde bir kanepede uyuduğunu da söyledi.

Milyarder, çalkantılı satın alımının ardından platformdan kaçınan reklamverenlerin çoğunun geri döndüğünü söyledi ancak dönüş hacmiyle ilgili ayrıntı vermedi. Musk, “mevcut trendler devam ederse” Twitter’ın içinde bulunduğumuz çeyrekte “nakit akışı pozitif” olabileceğini söyledi.

Twitter özel bir şirket olduğu için mali durumuyla ilgili bilgiler doğrulanamıyor. Platformu satın aldıktan sonra Musk, maliyet düşürme çabalarının bir parçası olarak toplu işten çıkarmalar gerçekleştirdi. Twitter’ın işgücünün daha önce yaklaşık 8.000 çalışandan yaklaşık 1.500 çalışana düşürüldüğünü söyledi ve bunu yapılması gereken bir şey olarak nitelendirdi. İşten çıkarmalar hakkında Musk: “Hiç eğlenceli değil. Maliyetleri hemen kısmazsak şirket iflas edecek ve tüm gemi batarsa, o zaman kimsenin işi kalmaz” dedi.

Akkor lamba enerji tasarrufu sağlayabilir

0

Eski nesil akkor lambalar yerini artık LED aydınlatmaya bırakıyor. Ancak akkor lambalar kızılötesi ışığı geri dönüştürerek enerji tasarrufu sağlayabilir

Aydınlatma, dünyadaki elektrik kullanımının yaklaşık yüzde 20’sini ve karbon emisyonlarının yüzde 10’undan fazlasını oluşturuyor. LED’ler, akkor ampullerden daha enerji verimli olma eğiliminde olduklarından tüm dünyada LED dönüşümüyle ilgili çalışmalar yürütülüyor. Çin’deki Shanghai Jiao Tong Üniversitesi‘nden Kehang Cui ve meslektaşları, bu dönüşümü yapmak zorunda olmayan bir akkor aydınlatma cihazı yapmak için yola çıktı. Bu çalışmayla akkor lamba enerji tasarrufu konusunda LED ile rekabetçi hale gelebilir.

Aydınlatmada dönüşüm trendi

Akkor lambalar geleneksel olarak elektrik akımını bir cam ampulün içindeki tungsten filamanlardan geçirerek çalışıyor. Yeni cihazda, araştırmacılar iki katmanı olan bir filaman kullandı: biri karbon nanotüp adı verilen atomik olarak ince bir karbon rulosundan, diğeri ise bor ve nitrojen içeren bir seramik malzemeden yapılmış. Camla kaplamak yerine, özel bir tür kuvarstan yapılmış pencereli seramik bir kutuya yerleştirildi.

Araştırmacılar, daha sonra hem görünür hem de kızılötesi ışık yayan iki katmanlı filamandan bir akım geçirdiler. Cui, ampullerdeki camın aksine, kuvars levhanın tüm bu radyasyonun parlamasına izin vermediğini, mineralin son derece ince katmanlarından yapıldığını, kızılötesi radyasyonu geri yönlendirecek şekilde tasarlandığını söylüyor. Kızılötesi ışığın bu şekilde geri dönüştürülmesi, cihazın verimliliğini yüzde 25,4’e çıkardı. Halen akkor halinde olduğu için, cihaz bir LED’den daha yüksek bir sözde renksel geriverim indeksine sahip oldu. Bu da aydınlattığı nesnelerin renklerinin doğal ışıkta görünecekleriyle neredeyse aynı göründüğü anlamına geliyor.

Cui, ekibinin analizlerinin, lamba nispeten basit ve erişilebilir malzemelerden yapıldığından ve kırılmadan önce 60.000 saatten fazla çalışabildiğinden, bir cihazın ömrü boyunca karbon emisyonlarının bir cihazın dörtte biri kadar düşük olabileceğini gösterdiğini söylüyor.

North Carolina Eyalet Üniversitesi’nden Jonathan Wierer, seri üretiminin muhtemelen ucuz olmayacağını ancak bazı özel uygulamalarda tercih edilebileceğini söylüyor.

Oyun sektörünün devleri güçlerini birleştiriyor

0

Oyun alanındaki startuplara destek olmak amacıyla güçlerini birleştiren YTÜ Yıldız Teknopark ve Game Factory girişimcilere, kuluçka ve hızlandırma desteklerinin yanı sıra yatırımdan insan kaynaklarına kadar birçok yeni destek programı ve perk paketleri sunmaya hazırlanıyor. 

Oyun geliştiricilerine yönelik kuluçka merkezi olan ve özellikle Google ile yürüttüğü hızlandırma programlarının yanında girişimcilik ekosistemine yönelik yaptığı ciddi yatırım ve katkılarla bilinen Game Factory ve YTÜ Yıldız Teknopark’ın oyun girişimlerine yönelik hızlandırma programı olan GamesUp, Türk oyun sektörünün uluslararası arenadaki gücünü pekiştirmek için bir araya geliyor. İş birliği ile girişimciler için yeni kuluçka merkezleri, hızlandırma ve eğitim programlarının yanında çeşitli etkinliklerle oyun alanındaki startuplara destekler sunulması planlanıyor. GamesUp ve Game Factory ortaklığı çerçevesinde gerçekleştirilecek olan yeni programlar ve etkinliklerin, Türkiye’nin oyun sektöründeki liderliğini sürdürmesi ve bu sayede oyun girişimcilerine daha fazla destek sunulması hedefleniyor. 

Türkiye’deki yıldızı parlayan birçok girişime ev sahipliği yapıyoruz

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan YTÜ Yıldız Teknopark Genel Müdür Yardımcısı İsa Turgut İnci şunları söyledi; “Oyun sektöründeki girişimlerin inovasyon becerileri global ölçekte artıyor ve yeni trend teknolojiler bu inovasyonu daha da kolaylaştırıyor. Ülkemizde bu değişim trendini yakalayabilen genç girişimcilerin sayısının yüksek olması ise bu tarz iş birliklerinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Doğru yeteneklerle yola çıkan ve aynı zamanda elindeki yeteneklerini kaybetmeyen startupların başarı hikayeleri yazmaları ve geleceğin unicornları olmaları kaçınılmaz. Kısacası, Türkiye’de yıldızı parlayan birçok girişime ev sahipliği yapıyoruz ve bu bağlamda yeni programlarla girişimcilerimize destek olmaya devam edeceğiz” 

Daha fazla girişime destek vereceğiz

Game Factory Kurucu Ortaklarından Murat Kahraman, “Ülkemiz son dönemde oyun sektöründe dünyada önemli bir yer edindi ve şimdi bunu koruyarak daha ileriye götürebilmek için oyun girişimlerimizin eskisinden de fazla desteğe ihtiyacı var. Bu iş birliği kapsamında hem daha fazla girişime destek verebileceğiz hem de desteklerimizin kapsamı ciddi şekilde genişleyecek. Yeni başarı hikayelerinin yazılmasında önemli bir rol oynamayı planlıyoruz” dedi.

Türkiye’yi oyun sektörünün merkezi haline getireceğiz

Game Factory Genel Müdürü Erdal Sarı ise “Türkiye’nin oyun sektöründe öne çıkan iki kurumunun güçlerini birleştirmesi ile girişimlerimize sadece çok geniş bir destek paketi sunmakla kalmayacağız aynı zamanda yeni programlarımız ve planladığımız etkinlikler sayesinde Türkiye’yi dünyada oyun sektörünün merkezi haline getireceğiz” dedi.

Öte yandan iş birliği hakkında detaylı bilgiye, YTÜ Yıldız Teknopark Startup House ve Game Factory web sitelerinden ulaşılabilmektedir

ChatGPT yüzbinlerce litre su tüketiyor!

OpenAI’nin ChatGPT ve Google’ın Bard gibi popüler büyük dil modelleri enerji yoğun olup, güçlü programları eğitmek için yeterli veri sağlamak üzere devasa sunucu çiftlikleri gerektiriyor. Aynı veri merkezlerinin soğutulması da yapay zeka sohbet robotlarını inanılmaz derecede “susatıyor”.

ChatGPT ile sohbet ederken ne kadar su tüketiyoruz?

Yeni araştırmalar, yalnızca GPT-3 için yapılan eğitimin 185.000 galon (700.000 litre) su tükettiğini gösteriyor. Yeni araştırmaya göre, ortalama bir kullanıcının ChatGPT ile yaptığı konuşma alışverişi, büyük bir şişe taze suyu yere dökmek anlamına geliyor. Chatbot’un benzeri görülmemiş popülaritesi göz önüne alındığında, araştırmacılar dökülen tüm bu şişelerin, özellikle ABD’deki tarihi kuraklıklar ve yaklaşan çevresel belirsizlik ortamında, su kaynakları üzerinde rahatsız edici bir etki yaratabileceğinden korkuyor.

Colorado Riverside Üniversitesi ve Texas Arlington Üniversitesi’nden araştırmacılar, yapay zekanın su tüketimi tahminlerini “Yapay Zekayı Daha Az ‘Susuz’ Yapmak” başlıklı bir ön baskı makalesinde yayınladılar. Yazarlar GPT-3’ü eğitmek için gereken temiz tatlı su miktarının bir nükleer reaktörün soğutma kulesini doldurmak için gereken miktara eşdeğer olduğunu buldular.

OpenAI, GPT-3’ü eğitmek için gereken süreyi açıklamayarak araştırmacıların tahminlerini zorlaştırdı ancak yapay zeka girişimiyle çok yıllı, milyarlarca dolarlık bir ortaklık kuran ve yapay zeka eğitimi için süper bilgisayarlar üreten Microsoft, kapsamlı bir soğutma aparatı gerektirecek en son süper bilgisayarının 10.000 grafik kartı ve 285.000’den fazla işlemci çekirdeği içerdiğini söyleyerek yapay zekanın arkasındaki operasyonun geniş ölçeğine bir bakış sunuyor. Bu devasa galon sayısı 320 Tesla için pil hücresi üretebilir ya da başka bir deyişle, GPT-3’ten sonra gelen ChatGPT’nin bir kullanıcıyla kabaca 25-50 sorudan oluşan temel bir alışverişi tamamlamak için 500 mililitrelik bir su şişesini “içmesi” gerekir.

Bu su tüketiminin giderek artması bekleniyor.

Rapor, verilerin şirketin enerji verimliliği daha düşük olan Asya veri merkezinde eğitilmesi durumunda su tüketiminin üç kat daha fazla olabileceğini belirtiyor. Araştırmacılar, bu su gereksinimlerinin, yakın zamanda piyasaya sürülen GPT-4 gibi, öncekilerden daha geniş bir veri parametresi setine dayanan yeni modellerle daha da artmasını bekliyor.

Araştırmacılar, “AI modellerinin su ayak izi artık radarın altında kalamaz” dedi. “Su ayak izi, küresel su sorunlarıyla mücadeleye yönelik kolektif çabaların bir parçası olarak öncelikli olarak ele alınmalıdır.”

Sohbet robotları suyu nasıl kullanıyor?

Yapay zekanın su tüketimini hesaplarken, araştırmacılar suyun “çekilmesi” ile “tüketimi” arasında bir ayrım yapıyor. İlk örnek, bir nehirden, gölden veya başka bir kaynaktan fiziksel olarak su çıkarma uygulamasıdır; tüketim ise özellikle veri merkezlerinde kullanıldığında buharlaşma yoluyla su kaybını ifade eder. Yapay zekanın su kullanımına ilişkin araştırma, öncelikle bu denklemin suyun geri dönüştürülemediği tüketim kısmına odaklanmaktadır. Araştırmacılar, “AI model geliştiricilerinin ve veri merkezi operatörlerinin daha şeffaf olmalarını öneriyoruz” diyor.

Büyük dönüşüm mü yoksa büyük yıkım mı?

Yeterince gelişmiş bir teknoloji, sihirden ayırt edilemez.
Arthur C. Clarke

Uygarlığımız, ilk teknolojik keşif olan tekerleğin kullanılmaya başlanmasından bugüne kadar geçen 6000 yılda, hiçbir zaman aynı hızda ilerlemedi. Ortaçağı yoğun bir cehalet ve yoksulluk içinde yaşayan Avrupa, Rönesans’ın ilk zamanlarında 50 yıl içinde bilim ve sanat alanında yaptığı ilerlemeyle, refah alanında geçmiş 600 yıla yakın bir sıçrama yaptı. Benzer şekilde 18. yüzyılda buhar makinelerinin keşfinin tetiklediği Sanayi Devrimi sırasındaki 60 yıl içinde veya elektriğin keşfedildiği 50 yıl içinde sanayide 300 yıllık bir ilerleme sağlandı. Peki günümüzde  de benzer bir sıçramanın eşiğinde miyiz?

Bundan sadece 7 yıl önce, 2016 yılının başlarında, çevremize dikkatle bakan birisi sessizce yaklaşan, yeni ve parlak bir çağın doğmakta olduğunu görebilirdi. Amerika’da taşıma görevini ve aracın kontrolünü otonom sisteme bırakan şoförler, tırlarla kıtayı bir uçtan diğer uca geçerken, 10174  olasılığa sahip olduğu için, işlem gücüyle değil sadece insan gibi düşünerek oynayabileceğiniz GO oyununda, AlphaGo isimli yapay zekâ, dünya GO şampiyonunu yeniyordu. Kaliforniya’dan Profesör David Cope, yapay zekâya bestelettiği Bach benzeri eserleri, seçkin bir müzik grubuna dinlettiğinde, ortaya çıkan eserlerin Bach’tan daha Bachvari olduğunu söyleyenlerin  şaşkınlığına tanık olmak üzereydi. Günümüzde, yapay zekâ, fiziki insan belirlemesi için kullandığımız CAPTCHA testlerini geçer hale geldi. Bugün teknoloji o kadar yaygınlaştı ki, Sadece 3.5 milyar insanın diş fırçası var iken, 7.9 milyar insanın cep telefonu var.

Tüm bunlar ışığında, bizi insanların daha az işgücü ile yaşayacağı, daha refah içinde bir gelecek mi bizi bekliyor yoksa distopik ve karanlık bir gelecek mi?

Asimov’un tüm zamanların en iyi serisi seçilen, bir kurgu, bilim, edebiyat başyapıtı olan Vakıf serisinde, bir psiko-tarih uzmanının ince matematiksel hesaplarla gezegenin on binlerce yıl boyunca yaşayacağı her türlü beklenmedik ve olumsuz süreçleri hesaplaması ve bugünden o durumlara karşı  planladıklarının nasıl birebir gerçekleştiği anlatılır. Dünyanın kendisi, psiko-tarih ’in uygulanması için çok küçük bir yer olsa  bile, gelişmekte olan teknoloji de fazlasıyla öngörülemezdir. Bundan yüz yıl önce bilim insanlarına gelecekte nasıl bir teknoloji ile karşılaşacaklarını sorsak en çılgınları bile bugünkü durumumuzu tahmin edemezdi. Bilimkurgu yazarları belli açılardan günümüzü öngörebilseler bile, şu an içinde yaşadığımız dünyayı tarif etmekten çok çok uzaktaydılar.

Dijital devrimin refaha yönelik dönüştürücü potansiyeli sınırlı

Bir açıdan bakıldığında, dijital devrimin, refaha yönelik dönüştürücü potansiyeli sınırlı görünmekte. On yıllardır süregelen teknolojik  ilerleme, sanayileşmiş ülkelerin 20. Yüzyılın ortalarına doğru yaşadığı refah seviyesini sağlayamadı. 1950’li ve 60’lı yıllarda, günümüz için hayal edilen bilişim, robotik ve yapay zekâ bilimine dayanan zengin bir gelecek vizyonu gerçekleşmedi. Esas zor olan soru, bu hayal kırıklığının devam edip etmeyeceğidir. Makineler, biz insanlarla doğal dilde sohbet ederken veya diş fırçamız hastaneye gitmeden tahlillerimiz yaparken, kendimizi daha refah içinde hissedecek miyiz?

Geçmiş zamanların verileri bize bu konuda umutsuz bir gelecek çiziyor, fakat bu konuda umutlu olan sayıları epey çok “iyimserler” de mevcut.

Kurduğumuz medeniyetin sıçrama anlarını oluşturan gelişmeler, ortaya çıktığı anda hiçbir zaman yeterince kabul görmedi. Buhar makineleri uzunca bir süre verimsiz sayıldı, sanayi devriminin temel yapı taşı makinelerin yaygınlaşması uzun zaman aldı. Örneğin çok daha öncesinde keşfedilmiş olmasına rağmen, elektriğin evlere ve fabrikalara yayılması ve bundan sağlanılan refah artışı için epey bir beklemek gerekti. Arabalar ilk ortaya çıktığında yetersiz yollar, yakıt bulma problemi, güvenlik  kaygıları sebebiyle atlara olan ihtiyacın her zaman olacağı düşünüldü. Yollar ve altyapılar verimliliği artırana kadar beklenilen refah artışı gerçekleşmedi. Bu tür teknolojik sıçramalarda, yukarıya doğru hızlanmadan önce, verimlilik sağlanana kadar  uzun bir hayal kırıklığı dönemi geçmektedir.

Benzer şekilde sürücüsüz taşıtların uzun vadeli etkilerini göremiyoruz. İstenildiği zaman, arabaya ulaşabilmek söz konusu olduğunda, daha az kişi araba satın alır hale gelecek. Yollarda daha az araç olacak, şehirlerin otopark ihtiyaçları azalacak, daha yeşil ve boş alanlar mevcut olabilecek. Fakat aynı zamanda, istenildiği zaman daha rahat seyahat imkânı da verdiği için, örneğin bir mağazada olan kıyafeti hemen almak için aracınızı o mağazaya gönderebilirsiniz veya çok sevdiğiniz kahve için bir kahve dükkanına yönlendirebilirsiniz.

Çok daha büyük değişimler bekleniyor

Eşiğinde olduğumuz büyük dönüşümün buhar makinelerinin, elektriğin ya da makineler ile yerinden ve işinden edilen milyonların doğmasına sebep olan sanayi devriminin yaptığı yıkıcı devrimden çok daha büyük değişimler doğurması beklenebilir. Sürücüsüz arabalar, kamyonlar, akıllı yapay zekâ sistemleri, rutin işlerde çalışan yüz milyonlarca kişiyi işsiz bırakabilir. Tüm bu süreç, hizmet işinde boyun eğen kalabalık ve daha eşitsiz bir altsınıf yaratabilir.

Diğer taraftan, işleri yeniden şekillendiren sensörler ve yapay zekâ, en çok ihtiyacımız olan şeyi, zamanı da bize hediye ediyorlar. Sanayi devrimi ve makinelerin ortaya çıkışı ile emek iş-gücünün paylaşılması, günde 18 saat çalışan işçilerin çalışma sürelerinin yarıya düşmesiyle toplumların refahını radikal bir şekilde artırdı. O zamanlarda, benzer şekilde teknolojinin insanların işgücünü elinden alacağı ve insanların işsiz kalacakları distopyalar kuruluyordu. 1960 ve 70’lerde ev aletlerinin ortaya çıkışı, zamanı hediye ederek, kadınlarının çalışma hayatına daha fazla katılım göstermelerini sağladı. Sonrasında elektronik ve mobil devrim, kişisel hayatımızı daha kolay planlamamızı sağladı, bilgiye daha kolay ve yoğun ulaşmamızı ve en büyük servetimiz olan zamanımızı; yaratıcılık, merak ve inovasyona yoğunlaştırmak için fırsat yarattı.

Belki de Nikolai Tesla’nın dediği gibi “Ömrümüz, aklımızın almayacağı, insan mahsulü dehşetleri” görecek. Asimov’un yaptığı gibi geleceği öngörmek çok zor, ama bu değişimlere ve yeni doğacak iş kollarına adapte olursak sanayi devriminin ya da elektriğin insanlığa sağladığı konfor ve refahtan ve yarattığı büyük sıçramadan çok daha büyüğü yakın zamanda bizi bekliyor olacak.


Barış Özkan
Barış Özkan
IFS Türkiye CTO

Barış Özkan
IFS Türkiye CTO

1976 Ordu doğumludur. Lisans eğitimini Bilgisayar Mühendisliği üzerine tamamladıktan sonra çalışma hayatına IBM Türkiye’de mühendis olarak başlamıştır. Genç bir yazılım mühendisi olarak katıldığı IFS Türkiye ekibinde, halen CTO olarak görevini yürütmektedir. Seyahat edip yeni kültürler tanımaktan, edebiyat, tarih ve felsefe ile ilgili kitaplar okumaktan ve müzikten keyif alır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

Su kanallarında elektrik üreten girişim

0

Emgry, su kanallarında elektrik üreterek buradaki gücü kullanabiliyor. Girişim, fiyat olarak rekabetçi olacağını iddia ediyor.

Denver’ın dışında bulunan ve yerel su arıtma tesisine su sağlayan 15 km uzunluğundaki bir kanalda, su akarken küçük türbinlerin dönmesini sağlıyor. Türbinler döndükçe, elektrik şebekesine daha az güvenebilmesi için su şirketine enerji gönderiyorlar.

Bu yeni hidroelektrik yinelemesi, geleneksel bir baraj gibi görünmüyor. Teknolojiyi üreten Emgry adlı şirketin kurucu ve CEO’su Emily Morris, güneş enerjisi kadar hızlı devreye alınabilecek bir çözüm getirmek istediğini söylüyor. Başarılı örnek uygulama ve proje fikri ile Emrgy, Oval Park Capital liderliğindeki A Serisi fonlamada 18.4 milyon dolar topladığını da duyurdu. Su kanallarında elektrik üretimi, bu alanda fark yaratarak daha fazla örnek uygulama ile karşımıza çıkabilir.

Su kanallarında türbinlerle enerji üretiyor

Girişim, barajların büyük çevresel hasara neden olduğu nehirler veya akarsular gibi doğal su yollarında çalışmak yerine, küçük türbinlerini endüstriyel altyapıya yerleştirmeye odaklanıyor. Başka bir kurulum, Kaliforniya’nın Central Valley bölgesinde tarıma yönelik bir sulama kanalında bulunuyor.

Morris: “Su altyapısı, terk edilmiş bir alan olarak kabul ediliyor ve kuruluma çok hızlı bir şekilde izin verilebilir” diyor. Eyalet elektriğinin yaklaşık yüzde 20’sinin su altyapısı tarafından kullanıldığı Kaliforniya’da, cihazlar bu talebin bir kısmını karşılayabilir. Her türbin, suyun derinliğine ve hızına bağlı olarak 5 ile 25 kW arasında bir güç derecesine sahip. En iyi koşullarda, bir cihaz 60 veya 70 standart güneş paneli kadar güç üretebilir. Bu sistem muhtemelen her müşterinin ihtiyacı olan elektriğin tamamını sağlayamasa da, bir kanaldaki birkaç türbinden oluşan bir ağ fark yaratabilir. Kanallarda yüzen güneş panelleri ile birlikte de kullanılabilir ve su akarken sürekli bir güç kaynağı sağlar.

Morris: “Maliyeti güneş ışığından daha yüksek, ancak teknoloji çalıştıkça daha fazla enerji üretebilir, bu nedenle küçük bir filo bugün maliyet açısından rekabetçi olabilir” diyor.

ChatGPT’nin yaratıcısından ödül programı

ChatGPT henüz kendi kusurlarını bulabilecek kadar akıllı değil, bu yüzden yaratıcısı insanlardan yardım istiyor. OpenAI Salı günü, insanları ChatGPT ve GPT-4 gibi yapay zeka sistemlerindeki güvenlik açıklarını ve hataları bulmaya ve bildirmeye teşvik eden bir hata ödül programı açıkladı.

OpenAI, web sitesinde programın ayrıntılarını özetleyen bir gönderide, raporların ödüllerinin düşük önem dereceli bulgular için 200 ABD dolarından “olağanüstü keşifler” olarak adlandırdığı şeyler için 20.000 ABD dolarına kadar değişeceğini söyledi.

Microsoft destekli şirket, amacının “herkese fayda sağlayan” yapay zeka sistemleri oluşturmak olduğunu belirterek şunları ekledi: “Bu amaçla, yapay zeka sistemlerimizin güvenli ve emniyetli olmasını sağlamak için araştırma ve mühendisliğe büyük yatırım yapıyoruz. Ancak, herhangi bir karmaşık teknolojide olduğu gibi, güvenlik açıklarının ve kusurların ortaya çıkabileceğini anlıyoruz.”

Programa dahil olmakla ilgilenen güvenlik araştırmacılarına hitap eden OpenAI, “güvenliğin kritik önemini kabul ettiğini ve bunu işbirlikçi bir çaba olarak gördüğünü” söyledi. Bulgularınızı paylaşarak, teknolojimizi herkes için daha güvenli hale getirmede çok önemli bir rol oynayacaksınız.”

Gittikçe daha fazla insanın ChatGPT ve diğer OpenAI ürünlerini denemesi ile şirket, sistemlerin sorunsuz çalışmasını sağlamak ve herhangi bir zayıflığın kötü amaçlarla kullanılmasını önlemek için olası sorunları hızlı bir şekilde takip etmeye hevesli. Bu nedenle OpenAI, teknoloji topluluğuyla etkileşime geçerek sorunları daha ciddi bir sorun haline gelmeden çözebileceğini umuyor.

Kaliforniya merkezli şirket, bazı kullanıcıların gizli kalmaları gerekirken konuşmalarının başlıklarını açığa çıkaran bir kusurla ilgili bir korkuya zaten sahipti. OpenAI CEO’su Sam Altman geçen ayki olaydan sonra mahremiyet aksiliğini “önemli bir sorun” olarak gördüğünü söyledi ve ekledi: “Bu konuda kendimizi kötü hissediyoruz.” Şimdi düzeltildi.

İtalya, gizlilik ihlaliyle ilgili ciddi endişelerini dile getirdiğinde ve kapsamlı bir soruşturma yürütürken ChatGPT’yi yasaklamaya karar verdiğinde, gaf OpenAI için daha büyük bir sorun haline geldi . İtalyan yetkililer, OpenAI’nin bunun tekrar olmasını önlemek için almayı planladığı önlemlerin ayrıntılarını da talep ediyor.

HPE Alletra, veri yaşam döngüsü yönetimini dönüştürüyor

HPE Veri Depolama & Analitik Zirvesi’nde yeni veri depolama hizmetleri tanıtılıyor

Yeni dosya, blok ve veri koruma hizmetleriyle genişletilen HPE Alletra portföyü, veri yaşam döngüsü yönetimini dönüştürüyor. HPE Alletra Storage MP üzerine inşa edilen yeni veri hizmetleri, sezgisel bulut deneyimi, yüksek performanslı ölçeklenebilir depolama ve HPE GreenLake aracılığıyla sağlanan hibrit veri korumasını birlikte sunuyor.

Hewlett Packard Enterprise, müşterilerinin veri silolarını ortadan kaldırmasına, maliyeti ve karmaşayı azaltmasına, performansı artırmasına yardımcı olmak üzere tasarladığı yeni dosya, blok, felaket koruma ve yedekten kurtarma odaklı veri hizmetlerini duyuruyor. Sunulan yeni hizmetler veri yoğun iş yükleri için kurumsal düzeyde ölçeklenebilir performans sunarken, genişletilmiş blok hizmetleri orta sınıf ekonomilerin kritik depolama ihtiyaçlarını karşılıyor.


Dünya’nın en güçlü süper bilgisayarı

HPE Türkiye, Doğu-Güney Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya Genel Müdürü Güngör Kaymak ile HPE’nin yeni nesil depolama hizmetlerini ve Dünya’nın en güçlü süper bilgisayarı Frontier’i konuştuk.

Esnek mimarinin avantajı

Yeni dosya ve blok teklifleri, HPE Alletra Storage MP aracılığıyla esnek mimariden yararlanıyor. Böylece müşteriler hibrit buluttaki tüm veri türlerini tek bir birleşik platform üzerinden depolayabiliyor, yönetebiliyor ve koruma altına alabiliyor. Sunulan yeni veri hizmetleri, müşterilerin veri yaşam döngüsü yönetimini dönüştürmesini ve içgörü çağında gelişimi sürdürmesini sağlayan sezgisel bir bulut deneyimi sunuyor.

Müşterilerin verilerini yönetirken benzersiz zorluklarla karşılaştıklarına değinen HPE Storage Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tom Black, “Verilerin hacmindeki ve karmaşasındaki hızlı artış, kuruluşları tüm bunları silo depolama çözümlerinin maliyetli bir kombinasyonuyla yönetmeye zorladı. Yeni HPE GreenLake veri hizmetleri ve genişletilmiş HPE Alletra inovasyonları, birden fazla veri türünü, depolama protokolünü ve iş yükünü yönetmeyi daha kolay ve ekonomik hale getirerek müşterilerin inovasyonu hızlandırmaya ve iş sonuçlarını artırmaya odaklanmasını sağlıyor” diyor.

HPE Türkiye, Doğu-Güney Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya Genel Müdürü Güngör Kaymak ise “HPE olarak varolma amacımız insanların yaşam ve çalışma şekillerini iyileştirmek. Teknolojinin en önemli potansiyelini iyilik için bir güç olarak kullanılmasında görüyoruz. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz teknolojiler bugüne kadar çözemediğimiz karmaşıklıktaki problemlere cevap bulmak, evrenin sırlarını deşifre edebilmek, pandemide hızlı ilaç geliştirebilmek, daha doğru hava tahminleri yapabilmek gibi birçok önemli araştırmada kullanılıyor.

Sürdürülebilirliğin dünyamızın geleceği için en önemli konuların başında geldiğinin bilinciyle, geliştirdiğimiz ürünlerde ve müşterilerimize sunduğumuz sahip olma modellerinde sürdürülebilirliği en ön plana koyuyoruz. HPE GreenLake’in zenginleşen bu yeni çözümüyle dijital dönüşüm çabalarını bu çerçevede ele alıp müşterilerimize kolay erişilebilir, esnek, ekonomik ve sürdürülebilir hibrit bulut deneyimi sunuyoruz. Ayrıca Türkiye ve çevre ülkelerde genişleyen iş potansiyelleri yapımızda da bazı yenilikleri beraberinde getiriyor” diyor.

Küresel veri hacmi 2026 yılına kadar iki katına çıkacak

Günümüzde her büyüklükteki işletme, veri yönetimine dair maliyetleri ve karmaşayı azaltırken daha iyi sonuçlar elde etmek için elindeki verilerden yararlanmaya odaklanıyor. Bunun yanında üretilen küresel veri hacminin 2026 yılına kadar iki katına çıkması bekleniyor. Bu durum kuruluşları her biri farklı destek ve yönetim sistemleri gerektiren kaotik bir dizi iş yükü ve veri protokolüyle karşı karşıya bırakırken, işleri sürdürmek için gerekli olan verileri yedeklemek, korumak ve kurtarmak zorlu bir mücadeleye dönüşüyor.

HPE, kuruluşların veri yaşam döngüsü zorluklarının üstesinden gelmesine yardımcı olmak için blok veya dosya depoları için yapılandırılabilen yeni, modüler bir depolama çözümü sunuyor. HPE Alletra Storage MP, aynı donanım üzerinde performans ve kapasite için bağımsız olarak ölçeklenebilen birden fazla depolama protokolüyle ayrıştırılmış altyapıları destekliyor. Müşteriler, iş yükü ve depolama protokolünden bağımsız olarak veri ve depolama hizmetlerini yaygınlaştırmak, yönetmek ve düzenlemek için tek bir birleşik bulut platformundan yararlanıyor. HPE Alletra Storage MP’nin esnekliği, günümüz için daha uygun maliyetle performans ve geleceğe yönelik aynı donanım üzerinde altyapıyı uygun maliyetle şekilde ölçeklendirme olanağı sağlıyor. Böylece yatırımların korunmasına yardımcı oluyor. Ayrıca AIOps tarafından desteklenen sezgisel bulut deneyimi, ek uzmanlığa ihtiyaç duymadan depolama provizyonuna ve yönetimine imkân tanıyor.

HPE Alletra, veri yaşam döngüsü yönetimini dönüştürüyor.

HPE GreenLake Dosya Depolama Pazarına Giriyor, Blok Depolamayı Genişletiyor

HPE Alletra Storage MP’nin esnek mimarisinden faydalanan yeni HPE dosya ve blok depolama teklifleri, HPE GreenLake aracılığıyla sunuluyor. Dosya ve blok veri hizmetlerini tek bir birleşik platformdan düzenleme ve yönetme yeteneği, müşterilerin inovasyonu ortaya çıkarmak ve rekabet avantajı elde etmek için verilerin gücünden yararlanmasına olanak tanıyor.

HPE GreenLake for File Storage, ölçeklenebilir yapısı ve saniyede yüzlerce gigabayta ulaşan iş hacmiyle kurum genelindeki veri yoğun iş yüklerinin işlenmesini hızlandırıyor. Yeni dosya depolama hizmeti, HPE GreenLake bulut deneyimini ve VAST Data yazılımını bir araya getirerek exabyte ölçeği için tasarlanmış son derece esnek dosya hizmeti sunuyor.

HPE GreenLake for Block Storage, iş kritik depolamanın kullanılabilirliği, performansını ve ölçeklenebilirliğini uygun maliyetlerle sunuyor. Yeni HPE GreenLake for Block Storage, sektörün yüzde 100 veri kullanılabilirliği garantisine sahip ilk ayrıştırılmış, ölçeklenebilir blok depolaması olmasıyla öne çıkıyor. HPE GreenLake for Block Storage, müşterilerin görev açısından kritik uygulamalar ve karma iş yükleri için SLA’ları karşılamalarına yardımcı olmak üzere tasarlanan, her zaman mevcut ve hızlı mimari eşliğinde yüksek performansı daha iyi fiyata sunuyor. Müşteriler, HPE GreenLake for Block Storage abonelik hizmetleriyle HPE Alletra Storage MP’yi alabiliyorlar.

Sorunsuz, Entegre Hibrit Bulut Veri Koruması

HPE GreenLake felaket kurtarma ile yedekleme ve kurtarmaya yönelik birleşik bir yaklaşımı destekliyor. HPE GreenLake for Disaster Recovery, HPE’nin esnek faturalandırmaya sahip küresel, ölçeklenebilir SaaS platformunda sürekli veri koruması yoluyla veri kaybını ve kesinti süresini azaltıyor. Zerto teknolojisiyle oluşturulan HPE GreenLake for Disaster Recovery, birden fazla sanal makineye yayılan süreci birleştirilmiş, otomasyona dayalı ve düzenlenmiş deneyim eşliğinde sunarak herhangi bir kesinti halinde hızlı, esnek kurtarma olanağı sağlıyor.

HPE GreenLake for Backup and Recovery, özel ve genel bulut iş yüklerinde birleşik yönetim ve tek bir veri kataloğuyla şirket içi ve bulut iş yüklerini zahmetsizce ve verimli bir şekilde koruma altına alıyor. Ayrıca yüzde 100 SaaS çözümü aracılığıyla politika tabanlı düzenleme, üstün depolama verimliliği ve tüketime bağlı faturalandırma olanağı sağlıyor.

HPE Pointnext Hizmetleri, kuruluşların veri öncelikli modernizasyon stratejilerini geliştirmek için dünya standartlarında müşteri deneyimi sunuyor. Bu, veri hizmetlerini ve stratejisini tasarlamak, yaygınlaştırmak ve yönetmek için gereken hizmetleri ve en üst seviyede bürokratik olmayan, işbirlikçi teknoloji destek modelini kapsıyor.

HPE Veri Depolama & Analitik Zirvesi’nin ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Robot polisler fikir ayrılığına neden oldu

0

New York’ta güvenliği sağlamak için kullanıma alınacak olan robot polisler tartış yaptı. Şehrin güvenliği için robotların yetersiz kalabileceği düşünülüyor.

New York polis memurlarına yardımcı olmak için tasarlanmış suçla mücadele robotları tanıtıldı.

NYPD bu ke varlık müsadere fonlarını kullanarak iki “Digidog” için 750.000 dolar harcadı. Massachusetts merkezli Boston Dynamics tarafından inşa edilen dört ayaklı robot, inanılmaz çok yönlü olması, otonom veya yarı otonom olarak çalışması ile dikkat çekiyor.

Robotlar fikir ayrılığı oluşturdu

Digidog’lar, insan memurların girmesi için çok tehlikeli olduğu düşünülen durumlarda konuşlandırılabilir. Örneğin, bir bomba tehdidi olayında, kamera donanımlı bir Digidog olay yerine yaklaşabilir ve bir eylem planı oluşturmaya yardımcı olabilecek görüntüleri canlı yayınlayabilir. NYPD ayrıca, bu yaz başlayarak Times Meydanı metro istasyonunda devriye gezecek olan tekerlek tabanlı K5 Otonom Güvenlik Robotunu da test edecek.

California merkezli Knightscope tarafından üretilen K5, biraz R2-D2’nin eski versiyonuna benziyor. 360 derecelik bir kamera ve şüpheli davranış belirtilerine karşı çevresini izlemek için çok sayıda mikrofonla donatılmış durumda. NYPD, bir insan memurun yanında çalışacak olan K5’in konuşlandırılması için 12.250 dolar ayırdı. Yetkililer, NYPD’nin yeni robotik askerlerinin hiçbirinin yüz tanıma teknolojisini kullanmayacağını veya herhangi bir silah taşımayacağını söyledi.

Surveillance Technology Oversight Project’in yönetici direktörü Albert Fox Cahn robotların konuşlandırılmasıyla ilgili endişeleri olduğunu belirterek: “NYPD, kötü bilim kurguyu korkunç bir polis teşkilatına dönüştürüyor. New York, sahte bir robocop’u değil, gerçek güvenliği hak ediyor” dedi.

Parola kıran yapay zeka aracı

0

Parola kıran yapay zeka aracı PassGAN, bu konuda üstün başarı sergiledi. Parolaların yarısından fazlasını bir dakikadan kısa sürede ve yüzde 65’ini bir saatten kısa sürede kırdı.

Siber güvenlik firması Home Security Heroes tarafından yürütülen deney, yeni bir tür parola kırıcı olan PassGAN’ı içeriyor. Sabit veri kümelerine dayanan tipik parola kırma araçlarının aksine PassGAN iki sinir ağı tarafından yönetiliyor. Birine parola oluşturma öğretilirken, diğerine ilkinin “sahte” parolaları ile gerçek veri ihlallerinden alınan parolaları ayırt etmesi öğretiliyor. Eğitildikçe, bu tür üretken uyarlanabilir ağ, daha karmaşık parola tahminleri sunmayı öğrenerek daha hızlı ve yaygın kırmaya olanak tanıyor.

Parolaların yüzde 65’in bir saatten kısa sürede kırdı

Home Security Heroes’un testi için parola kıran yapay zeka aracı PassGAN, genellikle parola kırma araçlarını eğitmek için kullanılan bir veri seti olan 2009 RockYou ihlalinden 15 milyondan fazla parola ile beslendi. Dörtten küçük ve 18 karakterden uzun olan şifreler hariç tutuldu. Düşük karakter sayısına ve az karakter varyasyonuna sahip parolalar anında kırıldı. Yeterince basitse, 11 karakterlik bir şifre de hemen çözülebildi. Genel olarak araç, yaygın parolaların yüzde 51’ini bir dakikadan kısa sürede, yüzde 65’ini bir saatten kısa sürede, yüzde 71’ini bir günde ve yüzde 81’ini bir ayda kırmayı başardı.

Home Security Heroes, bulgularına dayanarak, güvenlik uzmanları tarafından sıklıkla tekrarlanan birkaç tavsiye sunuyor. İlk olarak, şifreleri tekrar kullanmayın. İkincisi, özellikle saldırıya uğramış web siteleri için şifrelerinizi sık sık değiştirin. Son olarak, dizede en az iki harf (büyük ve küçük harf), sayı ve simge karışımıyla en az 15 karakter uzunluğunda parolalar kullanın ve bariz veya tahmin edilebilir parola modellerini takip etmeyin.

Metaverse yapay zeka gölgesinde kaldı

0

Metaverse ile ilgili bir dönem beklentiler çok üst seviyedeydi. Ancak son gelişmelerle birlikte işletmeler için metaverse yapay zeka gölgesinde kaldı.

Yapay zeka, iş dünyasının çehresini muhtemelen sonsuza dek değiştirecek. Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden bazıları yapay zekaya milyarlarca dolarlık yatırım yaptı ve uzun süredir bilim kurgu romanlarında lanse ediliyor.

Sözde ‘metaverse’ bir süreliğine, yakın gelecekte işletmeler için en heyecan verici ve değerli araçlardan biri olmuştu. Kuruluşlara sanal toplantı ortamlarına hazırlanmaları söylendi. Pandemi sırasında uzaktan çalışmanın artmasıyla bu, doğal bir ilerleme gibi göründü. Ancak meta evrenin modern babası Mark Zuckerberg’in şimdi çocuğunu terk ettiği ve yöneticilere bunun yerine yeni gelişen üretken yapay zekaya dönmenin yollarını bulmalarını söylediği bildirildi.

Metaverse bekleneni karşılayamadı mı?

Metaverse teknolojisini sağlamadaki ana başarısızlık, tutarlı bir vizyonun olmamasıydı. İşletmelerin sanal gerçeklik toplantılarından veya kötü işlenmiş sanal ortamlardan nasıl yararlanmaya çalıştıkları konusunda bilgisi olmadığı için demo paylaşıldı. Bu yönüyle Metaverse yapay zeka alanındaki ilerlemenin biraz daha gerisinde kaldı diyebiliriz.

Çoğu işletme tam zamanlı video konferansı satın aldı, Google Workspace’e veya Microsoft 365’e yerleşti ve rahat oldukları üretkenlik uygulamalarını benimsedi . Birçok işletme, video konferans ve üretkenlik paranoyasından bıkmış olarak hibrit çalışmadan önceki hayata geri dönmeye de hevesli durumda. Kuruluşların hantal VR başlıklarını veya mocap takımlarını benimsemesini beklemek için üst düzey yöneticilerin bir Second Life yeniden başlatmasından çok daha fazlasına ihtiyacı olacak.

Metaverse’nin yükselişi ve düşüşü, blok zincir yutturmaca döngüsü ile karşılaştırılabilir. Pek çok şirket, çok az maddi fayda sağlamasına rağmen blok zincirini iş akışlarına uygulamaya çalıştı. Özetle Meta, işletmelere iyi kullanıcı deneyimleri ve hiper ölçekleyici erişilebilirlik sunan Google’ın Bard ve ChatGPT gibi ürünleriyle bu pazarda zorlu bir rekabetle karşı karşıya. Meta, LLaMA adlı 7 ila 65 milyar parametreli bir model olan kendi LLM’sini piyasaya sürdü. Ancak sınırlı sürümünden kısa bir süre sonra, model çevrimiçi olarak sızdırıldı ve herkesin erişmesi için geri alınamaz bir şekilde Bitcoin’de saklanabilir.

Facebook kullanıcı verileri nereye gidiyor?

0

Facebook kullanıcı verileri yönetimi şirket içerisinde bir hayli karmaşık hal aldı. Çalışanlar bile bu verilerin yönetiminde zorlanıyor.

Facebook, kullanıcıların kişisel verileriyle nasıl başa çıktığını önemli ölçüde değiştirmeye zorlayacak olan, tüm dünyadaki gizlilik düzenlemeleri ile karşı karşıya. Bununla birlikte verileri korumak ve güvenliğini sağlamak da Facebook için ciddi bir iş planı gerektiriyor. Şirket, Motherboard tarafından elde edilen sızdırılmış bir dahili belgeye göre Facebook’un tüm kullanıcı verilerinin nereye gittiği veya bunlarla ne yaptığı hakkında hiçbir fikrinin olmadığını kabul ediyor.

Bu nedenle Facebook tarafında verilerin AB’nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği veya GDPR gibi düzenlemelerin izin verdiğinin ötesinde amaçlar için kullanılmadığına dair harici gruplara güvence vermek zor. Facebook kullanıcı verileri için tedbirler almaya çalışsa da buna herhangi bir sınır çizemiyor.

Bir şirket sözcüsü e-posta yoluyla: “Dünya çapındaki yeni gizlilik düzenlemeleri farklı gereksinimler getiriyor ve bu belge, verileri yönetmek ve yükümlülüklerimizi yerine getirmek için uyguladığımız mevcut önlemleri ölçeklendirmek için oluşturduğumuz teknik çözümleri yansıtıyor” dedi.

Sınırları açık sistem

Facebook sözcüsü: “Sınırları açık sistemler kurduk. Bu açık sistemlerin ve açık kültürün sonucu bir benzetmeyle çok iyi anlatılır: Elinizde bir şişe mürekkep tuttuğunuzu hayal edin. Bu mürekkep şişesi, her türden kullanıcı verisinin (3PD, 1PD, SCD, Avrupa, vb.) bir karışımıdır. O mürekkebi bir su gölüne döküyorsunuz (açık veri sistemlerimiz; açık kültürümüz) ve her yere akıyor. O mürekkebi şişeye nasıl geri koyarsın? Sadece gölde izin verilen yerlere akacak şekilde tekrar nasıl düzenlersiniz? ” diyor.

Belgeye göre, Facebook’un kendi mühendisleri bile, kullanıcı verilerinin Facebook’un sistemlerine girdikten sonra nereye gittiğini takip etmek ve anlamlandırmak için mücadele ettiklerini itiraf ediyor. Son birkaç yılda, dünyanın her yerindeki düzenleyiciler, Facebook gibi platformların kendi kullanıcılarının verilerini nasıl kullanabileceğini sınırlamaya çalışıyor. En dikkat çekici ve önemli düzenlemelerden biri, Mayıs 2018’de yürürlüğe giren Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Yönetmeliği. (GDPR). Kanun, 5. maddesinde kişisel verilerin “belirli, açık ve meşru amaçlarla toplanması” gerektiğini belirtmektedir.