IoT sanayi devrimi kadar etkili olacak mı?

IoT, yani nesnelerin interneti genellikle yeni sanayi devrimi olarak da anılıyor. Sanayi devrimi gibi nesnelerin internetinin de sebep olacağı değişiklikler, insanların nasıl yaşadığını, çalıştığını, eğlendiğini, seyahat ettiğini, devletlerin ve kurumsal şirketlerin dünya ile nasıl etkileşime geçtiklerini değiştirecek. Doğrusunu isterseniz bu devrim zaten başlamış durumda. Yani başlıktaki soruya kısa cevabımız, Evet. Uzun cevabımız için okumaya devam edin. Kendi uygulama paneli olan otomobiliniz mi var? Nesnelerin interneti. Uzaktan ayarlanabilir termostatınız mı var? Nesnelerin interneti. Yaktığınız kaloriyi ölçüp Facebook’ta paylaşan bilekliğiniz mi var? Nesnelerin interneti. Bu gibi daha çok örnek verebiliriz. Ama bu daha sadece başlangıç. Bu yazımızda nesnelerin interneti ile gelen devrim hakkındaki bazı rakamları derlemek istedik. Sanayi devrimi sırasında Avrupalı iş adamlarının büyük veri analizleri ve yapay zeka öngörü yazılımları yoktu. Bizim var. IoT’un hızla gelişmesine yol açan, yalnızca günümüz dünyasında karşımıza çıkan bazı avantajlı durumlara sahibiz. Bunlar arasında internet erişiminin yaygınlaşmasını, yüksek mobil cihaz kullanımını, sensör fiyatlarının artık çok ucuzlamış olmasını ve en önemlisi de nesnelerin internetine büyük miktarda yatırım yapılmasını sayabiliriz. Her devrim gibi, IoT da akıllarda soru işaretleri ile geliyor. Güvenlik endişeleri, siber güvenlik endişeleri, kişisel mahremiyet endişeleri, entegrasyon sorunları, teknoloji dünyasının parçalanmış yapısının nasıl birleştirileceği gibi. Ancak bütün bu soru işaretleri, ya IoT geliştikçe kendiliğinden, ya da bu gelişme sırasında şu anda öngöremediğimiz inovatif çözümler ile son bulacaktır. Bazı sorunlar ise hayatımızın bir parçası olacak ve yeni normalimiz olarak “sorun” kategorisinden çıkacaklar. Bir örnek verelim: Sanayi devriminden önce kimsenin motor gürültüsü duyduğu yoktu. Şimdi uzun süre motor gürültüsü duymazsak bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Yukarıda en önemli avantaj olarak saydığımız IoT yatırımı hakkında biraz rakam verelim. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde, yani 2020’nin sonları, 2021’in başları gibi bir sürece kadar nesnelerin internetine küresel çapta toplam 6 trilyon dolar yatırım yapılacak. Bu yatırımın 4,5 trilyon doları uygulama geliştirme ve cihaz donanımları konularına yapılacak. 1 trilyon dolar civarındaki yatırım ise sistem entegrasyonu için harcanacak. 2025 yılına geldiğimizde, yani 6 trilyon yatırım yapılıp, üzerinden 5 yıl daha geçtikten sonra, yatırım geri dönüşü 13 trilyon dolar olacak. 5 yıl içerisinde iki kat yatırım geri dönüşü verebilen hiçbir endüstri veya yatırım aracı yok. İşte bu yatırım geri dönüşü (ROI), nesnelerin internetine yatırım yapabilecek herkesin ağzını sulandırıyor. Nesnelerin interneti oldukça düşük riskli bir yatırım olduğu için de kimse bu konuya yatırım yapmaktan çekinmiyor. Nesnelerin interneti dediğimizde üç ana kullanıcı kitlesi karşımıza çıkıyor: İşletmeler, devletler ve tüketiciler. 2020 yılı civarında toplam 24 milyar nesnelerin internetini kullanan cihaz kullanılır durumda olacak. Bu cihazların 11,2 milyarı işletmeler tarafından kullanılıyor olacak. Bu iş için 3 trilyon dolar harcayacaklar ve 2025 yılı geldiğinde 7,6 trilyon dolar yatırım geri dönüşü alacaklar. Devlet ve kamu sektörüne baktığımızda 2020 yılına kadar 7,7 milyar cihazın kullanımda olacağını görüyoruz. Bu sektörde 2,1 trilyon dolar harcanacak (veya harcatılacak), 5 yıl sonra da toplam 4,7 trilyon dolar geri dönüş elde edilecek. Tüketici sektörü ise 2020 yılında 5 milyar adet nesnelerin interneti kullanan cihaz ile tanışacak. 900 milyar dolar yatırımın geri dönüşü 5 yıl sonra 400 milyar dolar olacak. Burada, yatırımın geri dönüşünün alınamadığı görülebiliyor. Ancak nesnelerin internetini destekleyici kapsamdaki akıllı cep telefonları, tabletler, akıllı saatler ve diğer giyilebilir teknolojiler de işin içine katıldığında tüketicilere 10 milyar cihaz daha sunulacak ki bunun yatırım geri dönüşünü hesaplamak çok zor. Nesnelerin interneti özellikle işletmeler açısından yarar sağlıyor. İşletmelerin operasyon masraflarını ciddi oranda düşürecekler. Operasyon masrafları düşünce üretkenlik artışa geçecek ve yeni pazarlar ile yeni ürün ve hizmet uygulamaları ortaya çıkacak. Kamu sektörü de nesnelerin interneti ile masrafları azaltmaya ve üretkenliği artırmaya çalışacak. Uzun vadede kamu sektörünün nesnelerin internetini benimsemesinin, eninde sonunda toplum yararına olacağı belli. Bu bakımdan kamu sektörü, nesnelerin interneti konu olduğunda işletmelerden sonra ikinci en büyük benimseyici rolünde olacak.

Microsoft ve Salesforce LinkedIn yüzünden birbirine girdi

1
Salesforce, elindeki tüm hukuki ve ekonomik güçler ile Microsoft’un LinkedIn’i satın almasını engellemeye çalışıyor. Bunun için özellikle regülatörlere çok ciddi baskı var. Microsoft’un CLO’su (Chief Legal Officer) Brad Smith ise e-posta ile yaptığı bir açılamada Microsoft’un bir fiyat yükseltme savaşına hazır olduğu ve yaptığı satın almanın tamamen yasal olduğunu belirtti. Microsoft bu satın alma ile birlikte özellikle bulut CRM piyasasında lider olan Salesforce’unen büyük rakibi olmaya hazırlanıyor. Salesforce bulabildiği tüm regülatörler ile konuşup, Microsoft’un LinkedIn’i satın almasının kötü bir fikir olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyor. Ancak regülatörler nadiren bu şekildeki öneriler karşısında satın almayı durduruyorlar. Hele Microsoft’un doğrudan bir rakibini satın almıyor olması, kanunen yapılacak bir şey olmadığını gösteriyor. Ayrıca bu satın alma ABD ve Kanada’da çoktan onaylandı bile. Ancak regülatörler zaman zaman anlaşmaya şartlar eklemek konusunda ikna edilebiliyorlar. Özellikle Avrupa Birliği regülatörlerinin bu yönde bir karar verip, Microsoft’un LinkedIn verilerine diğer rakiplerin erişimini engellememesi beklentisi hakim. LinkedIn’in verileri, soğuk satış yapmak için adaylar bulma konusunda çoğu satış temsilcisinin can damarı. Eğer Salesforce müşterileri bir şekilde LinkedIn verilerinden mahrum bırakılırsa ve bunun eyrine Microsoft’un CRM müşterileri bu verilerden sınırsız yararlanırsa, hem Salesforce hem de Salesforce müşterileri çok büyük darbe alır. Salesforce’un CLO’su Burke Norton regülatörlere gönderdiği bir e-postada, “LinkedIn’in 200 ülkedeki 450 milyondan fazla profesyonelin verilerine sahip olursa Microsoft, rakiplerini bu veri havuzundan mahrum bırakıp adaletsiz bir rekabet avantajı yaratabilir” diyor. Norton’ın açıklamasının yanında Salesforce CEO’su Marc Benioff ise tweet atıp, Microsoft’un buluttan sorumlu yöneticisi Scott Guthrie’nin Deutsche Bank Teknoloji Konferansı sırasında Microsoft’un rakiplerini LinkedIn verilerinden mahrum bırakacağını açıkladığını söylüyor. Ancak konferansı takip edenler çok iyi biliyorlar ki, Guthrie yalnızca LinkedIn verilerinin Microsoft’a nasıl entegre edileceğini anlattı ve rakipleri mahrum bırakma konusu hakkında hiçbir şey söylemedi. Bu durumda koskoca Salesforce CEO’su’nun yalan söyledi demeğe dilimiz varmıyor, ama gerçekleri kendi işine geldiği gibi yorumladığı kesin. Bütün bu lobi çalışmaları doğal olarak hiçbir işe de yaramayabilir. Örneğin Microsoft’un Skype’ı satın alması sırasında ve satın almanın ardından Cisco, regülatörler ile yıllarca konuştu. Cisco’nun istediği Skype teknolojisinin Cisco’nun video konferans ürünleri ile uyumlu çalışması için herkese açılmasıydı. Regülatörler kıllarını bile kıpırdatmadılar. Bütün bunlar olurken Salesforce bir yandan da başka silahlarını konuşturuyor. Facebook’un eski CTO’su Bret Taylor tarafından kurulan Quip adındaki Microsoft Office ile rekabet eden şirketi sarın aldı. Office, Microsoft’un ana gelir kaynağı. Salesforce Quip’i kendi ürünlerine entegre edip doğrudan kurumsal işletmelere satmak istiyor. Bunun için de kendi devasa satış ekibini kullanacak. Ezelden beridir geleneksel olarak rakip olan Microsoft ve Salesforce arasında kısa bir dönem dostluk da olmuştu. Microsoft Salesforce’un ürünlerini Office 365 ile entegre etmişti. Microsoft CEO’su Satya Nadella Salesforce’un yıllık teknoloji konferansına konuşmacı olarak katılmıştı. Bir noktada Nadella Salesforce’u satın almaya bile çalışmıştı.

TEB fintech dehalarını bulmaya kararlı

0
Türk Ekonomi Bankası (TEB), Türkiye’den bankacılık ve finans dünyasını değiştirecek teknolojilerin çıkması amacıyla, finans teknolojisi konusunda fikir ve projeleri olan start up’lara özel yepyeni bir destek programı başlattı. TEB Fintech Future Four Programı bankacılık ve finans sektörünün problem ve ihtiyaçlarına inovatif çözümler üreten, takım haline gelmeyi başarmış, yaratıcı fikirler üretmeyi hedefleyen girişimcileri bekliyor. TEB Özel Melek Yatırım Platformu üzerinden başvuruların alındığı TEB Fintech Future Four Programı’na, yenilikçi finans teknolojisi fikirlerine sahip takımlar, 20 Ekim Perşembe gününe kadar Türkçe veya İngilizce olarak başvuru yapabilecek. Başvuru yapacak takımların istenen özelliklerdeki kısa bir video ile hayallerindeki ürünün özellikleri, kattığı değer, kaynak ihtiyaçları, zamanlama, takım ve metodolojilerini anlatmaları bekleniyor. Program kapsamında Türk Ekonomi Bankası, start up’ların fikirlerini filizlendirmek için gereken finansal destek ve ticarileşme sürecinde gereken danışmanlık desteğini sunarak girişimcilerin kendi şirketleri ile dünya çapında başarıya ulaşmasını hedefliyor. Müşterini Tanı /Bilgi Güvenliği, Roboadvisory, Sanal Müşteri İlişkileri Yönetimi, Gerçek Zamanlı Pazarlama, Yeni Nesil Ödeme/Üye İşyeri Teknolojileri, Sadakat /Oyunlaştırma konularında başvuru alan TEB, gelen başvurular arasından seçeceği 4 fikri kendi bilgi, araştırma, deneyim ve kabiliyetleri ile beraber hayata geçirmeyi istiyor. TEB Bireysel ve Özel Bankacılık Kıdemli Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Mendi, Türk Ekonomi Bankası olarak bankacılık ve finans dünyasını değiştirecek teknolojilerin Türkiye’den çıkacağına inandıklarını belirterek, Fintech Future Four Programı’yla yenilikçi finans teknolojisi fikirlerine yepyeni bir destek verdiklerini söyledi. Mendi, start up’ların bankalara ihtiyacı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Altyapımız, tecrübemiz, ilk ürün için sağladığımız finansal destek ve projenin ilk müşterisinin hazır olması Start-Up’lara iyi gelecek. Biz bunu gerçekleştirmek için bankacılık ve finans sektörünün problem ve ihtiyaçlarına inovatif çözümler üreten, kıvrak ve yaratıcı insanları arıyoruz. Sektör olarak hayalini kurduğumuz gelecek vizyonu bizce bankalar ve start-up’ların birlikte çalıştıkları, start-up’ların yaratıcılıklarını ortaya koydukları işbirlikçi inovasyon modeliyle mümkün olabilir. Bu yüzden bugün start-up’lara ve start-up adaylarına diyoruz ki: TEB Fintech Future Four Programları’mıza katılırsanız, bankacılık ve finans dünyasının geleceğini şekillendiren teknolojiler çok yakında gelecek. TEB Fintech Future Four ile finans sektöründe dünya çapında sorunların cevabı olabilecek fikirler üretip sonrasında oluşacak değeri paylaşmak istiyoruz.”

Program kapsamında start up’ları neler bekliyor?

Program süresince start up’ların projelerini geliştirebilmeleri için finans kaynağı, banka verileri ve banka uzmanlarına erişimini sağlayan TEB, bu fırsatlar karşılığında ortaya çıkacak ürünün pazar şartlarındaki ilk müşterisi olmayı hayal ediyor. Ayrıca Türk Ekonomi Bankası’nın üst düzey yöneticileri takımlar ile danışmanlık toplantılarında bir araya gelerek fikirlerin ürüne dönüşmesine yardımcı olacak.

Finans dünyasının işletim sistemi

0
İş bonoların, tahvillerin ve hisse senetlerinin yıldırım hızıyla el değiştirdiği günümüzün finans dünyasına geldiğinde, bilişim endüstrisinde çalışan yazılımcıların fikir birliğine göre güvenebileceğiniz tek işletim sistemi Linux. Peki, ama neden? Microsoft ve Apple gibi dev şirketler veya Cisco ile SAP gibi yazılım devleri dururken neden kişisel çabalar ile geliştirilen bir işletim sistemi, deyim yerindeyse medeniyetimizi ayakta tutuyor? LinuxCon konferansında konuşmacı olan Christoph Lameter, yüksek hızlı bilgisayar terminallerinden oluşan bu finansal dünyanın neden Linux kullanmayı seçtiğinden bahsetti. Kendisi de bir Linux kerneli geliştiricisi olan Lameter, Linux çekirdeğinin mesajları çok hızlı bir şekilde iletebilme yeteneği yüzünden eskiden kullanılan Unix sisteminin yerini her yerde Linux’a bırakmaya başladığını söylüyor. İşin gerçeği, eğer Linux olmasaydı bu kadar hızlı işleyen bir finans dünyasına asla sahip olamazdık. Lameter’in kendisi de bir borsada danışman olarak çalışıyor fakat bu borsanın hangi borsa olduğunu belirtmekten kaçınıyor. Dünyanın en büyük borsası olan New York Borsası’nda (NYSE) kurulu olan Linux, saniyede 1,5 milyon güncelleme ve 250 bin komutu işleyip, her satın almayı iki milisaniye içinde gerçekleştirebiliyor.

Unix’in ölümü

2007 gibi geç bir tarihte bile Wall Street finans dünyası hala HP’nin HP-UX, IBM’in AIX ve Sun Microsystems’ın Solaris sistemleri gibi Unix bağımlısıydı. Son bir kaç yılda Linux bu pazara yavaşça sızıp, önce bazı yardımcı sistemleri daha sonra da bir kaç ana sistemi çalıştırmaya başladı. “Solaris ve AIX gibi sistemlerin güncelleme aralıkları çok uzundu, bazen iki veya üç yılı bulunuyordu. Linux ise güncellemesini bir ay içinde halledebiliyor” diyor Lameter. Finans borsaları sunucularının işlemleri mümkün olduğunca hızlı yapmasına ihtiyaç duyar. Birkaç milisaniyelik ekstra bir hız bile, günde milyarlarca doların el değiştirdiği bir ortamda ciddi bir avantaj sunar. Böyle bir ortamın zorladığı inovasyon gereksinimini birkaç yıllık güncellemeler ile karşılayabilmek mümkün değil. Borsalar da en az gecikmenin yalnızca Linux ile mümkün olduğunu görmekte çok gecikmediler. Unix basitçe Linux kadar hızlı işlem yapamıyordu. Linux’un bu konuda üç avantajı var. Birincisi, iki makine arasında gidip gelen işlem paketlerini denetleyen TCP/IP stack yapısının çok hızlı çalışabilmesi. İkinci özelliği, bir işlem başladığında başka bir işlem tarafından engellenmesine veya geçici olarak durdurulmasına mani olan iş düzenleme sistemi. Üçüncüsü de ciddi bir ordu sayılabilecek kadar kalabalık gönüllü geliştiricileri. Bu gönüllü geliştiriciler sayesinde Linux, yeni donanımlar için yazılım desteğini Unix satıcılarından çok daha hızlı sunabiliyor.

Linux Android’e avantaj yaratır mı?

Bu soruya kısa cevabımız: pratik olarak hayır. Hemen aşağıda uzun cevabımız var. Android işletim sistemi de aslında epey elden geçirilmiş bir Linux çekirdeği üzerine kurulu ve tüm diğer Linux işletim sistemi dağıtımları ile özü aynı. Hemen aklımıza özellikle uluslar arası finans dünyasına, borsa işlemlerine yönelik uygulamalar geliştiren fintech startupları geliyor. Bu startuplar, özellikle mobil çözümlerini Android üzerinde mi geliştirmeleri gerekiyor? Hayır. Birincisi, borsa işlemlerine doğrudan bağlantı diye bir şey dünyanın hiç bir ülkesinde yok. Çok sıkı regülasyonlar ile kontrol edilen borsa işlemlerine herhangi bir mobil cihaz doğrudan bağlanamaz, arada mutlaka “broker” yazılımlar olması gerekir. Bu ara yazılımlar, verilen komutları borsa bilgisayarlarının anlayacağı dile zaten çevireceği için, komutların hangi işletim sisteminden veya ne şekilde geldiklerinin bir önemi yok. Ayrıca, dünya borsalarını birbirine bağlayan fiber optik iletişim şebekesinin hızına, herhangi bir kablosuz ağ bağlantısı ile yaklaşmak bile mümkün değil. Uluslar arası finans dünyasının baş döndürücü hızı karşısında son tüketiciye sunular hemen her şey çok yavaş kalacaktır. Bu yüzden de Android bir avantaj sağlamayacak.

Mobil ve IoT benimsenme süreçleri hızlanıyor

Mobil teknolojilerin ve Nesnelerin Interneti’nin (IoT) pazara çıkışları, BT ağ altyapılarında olan gereksinimleri de hızlandırdı. Yenilenme çevrimleri yıllar yerine aylarla ölçülen ağların, kurumsal seviyede güvenliği en üst düzeyde etkin bir şekilde uyarlaması ve sağlaması için, BT organizasyonları gerektiren dijital servislerle karşı karşıya olan bir dizi son kullanıcı ve kuruma destek vermesi gerekiyor. HPE Technology Services ve aralarında Accenture ve Deloitte’in de yer aldığı önde gelen iş ortaklarının HPE Finansal Servisleri ile iş birliği yapması sonucu organizasyonlar, OpEx’e dayanan bir NaaS modelini kullanarak değişen ihtiyaçlara hızla tepki verebiliyorlar. Bu model, organizasyonların kullanışlı gerçek zamanlı öngörüler yoluyla IoT için güvenli bağlantılar ve iyileştirilmiş kullanıcı deneyimleri sağlayan, yeni iş uygulamaları için tasarlanmış olan en modern ağ altyapısını hemen kullanmalarına izin veriyor. BT operasyonları ve harcamalardaki öngörülemezliği ortadan kaldırmak için HPE Aruba, Mobile First Platform ile yazılım temelli bir yaklaşım getiriyor. Böylece BT organizasyonlarının, ortaya çıktıkça yeni gereksinimlere hemen yanıt vermesine, sermaye yatırımlarını en aza indirmelerine ve rekabet avantajını sürdürmelerine izin veriyor. Müşteriler, önemli iş ortaklarından Wi-Fi, BLE, kablolu ve WAN bağlantısı, danışmanlık, destek ve teknoloji servisleri için aldıkları Aruba’nın programlanabilir BT ağ ürünleri portföyü ile, ağlarını sağlama ve yönetmeleri için özel seçeneklerden yararlanıyorlar. Yazılımla Tanımlanan Ağ (Software Defined Networking -SDN) ve buluttan yönetilen WLAN’dan oluşan bir-Servis-olarak-Ağ (NaaS) pazarının önemli oranda büyümesi bekleniyor. IDC, global kurumsal SDN pazarının 8,7 milyar dolara kadar büyüyeceğini ve global buluttan yönetilen WLAN pazarının da 2018’de 2.5 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor. Artan otomasyon, veri analitiği, IoT ve BT altyapı planlarını etkileyen güvenliğe yapılan yeni vurgu gibi önemli trendlerle birlikte çoğu organizasyon, BT elemanları üzerindeki iş yükünü en aza indirmeye ve harcamaları da büyük sermaye yatırımlarından öngörülebilir operasyonel harcamalara kaydırmaya çalışıyorlar. Aruba’nın İş & Kurumsal Gelişim’den sorumlu Başkan Yardımcısı Peter Cellarius, “Bulut yaklaşımı, teknolojiyi gerektiğinde servis olarak satın alabilme beklentisinden destek görmüştür. Bir-Servis-olarak-Ağ, temel olarak iletişim servislerini satın alma ve tüketmenin yeni bir yolu olarak, pazardaki bu değişimi karşılıyor. Bugün bir işbirliği grubu olarak başlayarak, gittikçe genişleyen müşteri tabanımıza hazır hale getirmek için abonelik ürünlerimizi genişleteceğiz” dedi. Accenture İdari Yöneticisi Eric Brown, “Accenture’un NaaS çözümleri, bugün pazarda teknoloji başlatıcısı olarak nitelendirilebilir. Pek çok Uyarlanabilir Ağ dağılımımızda ölçülebilir kazançları gösterdik. Accenture’un, yüksek niteliklere sahip personelle desteklediği dünya klasmanındaki dönüşüm ve yönetim servisleri, pazarda dağıtım yeteneklerimizi farklılaştırmaya devam ediyor. Ağınızın sınırlarında güvenliği uygun maliyetlerle sağlayabiliriz, böylece kesintisiz bir işbirliğine izin verebilir ve kullanıcı deneyimini iyileştirebiliriz. Bu sicil bize önemli müşterilerin kazanımı şeklinde dönüyor” diyor. Deloitte Consulting LLP İdari Yöneticisi Shawn Lund, “Diğerlerinin yanı sıra perakende sektörü, muhtemelen NaaS’ın benimsenmesinde liderdir. Kesintisiz dijital alışveriş deneyimi sağlama konusunda perakendeciler üzerinde baskı sürerken, BT altyapılarının da tüketici harcamaları ile esnemesi gerekiyor. Yoğun sermaye yatırımının yapıldığı bir altyapıya bağlı kalırlarsa, değişen pazar gerçeklerine ayak uydurmak için esnek olamayacaklardır. NaaS, işin getirdiği her zaman değişen taleplere göre bir şirketin ağ kapasitesini ölçeklemesine izin verir. O, ezber bozan bir unsurdur” diyor.

Facebook’u gözetleyenleri kim gözetliyor?

0
Son zamanlarda kurumsal şirket çalışanları arasında, özellikle Facebook başta olmak üzere sosyal medya kullanıcılarını zor durumda bırakan rahatsız edici bir trend başladı. Bu sefer, sosyal ağlardaki mahremiyetin korunmasına yönelik kanunlar bile bu durum karşısında çaresiz kalabilirler. Geçen yıldan beridir, öncelikle ABD’de, biraz da Avrupa’da görülen bu trend, zaten iş bulmanın zor olduğu bu ekonomik koşullar içerisinde çalışanı daha da güç durumda bırakıyor. Çalışanlara karşı yapılan bu garip istekler bütününü kısaca şöyle tanımlayabiliriz: İşverenler, çalışanlarının Facebook hesabına erişim istiyorlar. Bazıları yalnızca şöyle bir bakıp, ne paylaştığınızı, nasıl arkadaşlarınız olduğunu merak ediyor. Diğerleri, şirketi, kendilerini veya şirket temsilcilerini arkadaş olarak eklemelerini, şirket sayfalarını zorla beğenmelerini ve gruplara katılmalarını istiyor. Bu sayede, gözlerini sürekli çalışanlarının Facebook’ta ne yaptıkları üzerinde tutabiliyorlar. Arkadaşlarımız, yakınlarımız ve belki de ailemiz ile iletişimde kalmak için kullandığımız sosyal ağlar, birden bire dikenli tellerle çevrili mayın tarlalarına dönüşmüş oluyor. Adımlarımızı çok dikkatli atmamız gerekiyor. Asla, hangi paylaşımımıza hangi müdürün sinirleneceği ve çalışanı işten kovacağını bilemiyoruz. Bazı şirketler bunu o kadar önemsiyorlar ki, açık açık iş başvurularında dile getiriyorlar. Bazı çalışanlar derhal Facebook hesaplarını kapatmayı düşünüyorlar. Git gide daha çok insan arkadaşları ile gayri resmi iletişimde oldukları sosyal ağların tehdit altında olduğunu hissediyor ve hesaplarını ya kapatıyorlar, ya da donduruyorlar. Aslında bu durum gayet mantıklı. Eğer Facebook hesabınız bir sorunsa, en basit çözüm bu hesaptan kurtulmak. Facebook hesabını kapatmanın başka sorunları var. Örneğin yine ABD’deni bir cinayet davasında yargılanan James Holmes adlı sanığın Facebook hesabı bulunmadığı anlaşılmış. Aslında sanığın hiç bir dijital kimliği bulunmamakta. Savunma ise, Facebook hesabının olmamasının, sanığın bir şeyler sakladığı konusunda jüriyi ikna etmek için kullanmış. Davanın detaylarını araştırmadım ama, dijital kimliğin var olmaması böyle bir algı yaratabiliyor. Dijital platformlarda mahremiyet güvenliği için ilk tavsiye edilen yöntemlerden birisi, şifrenizi girerken veya özel konuşmalarınızı yaparken, omuzunuzun üzerinden kimsenin bakmadığına emin olmaktır. Kullanıcı adınızı ve şifrenizi yazarken, kimsenin bunları görmesini istemezsiniz. Ama şimdi, özellikle kurumsal çevrelerde, patronlar ve müdürler, omuz üzerinden bakan kişiler konumuna geldiler. Bu, hiç doğru bir adım değil. Acilen kurumsal çevrelerde çalışanların dijital kimlik ve mahremiyetlerini korumaya yönelik önlemlerin alınması, gerekirse bunların kanunlar tarafından desteklenmesi gerekiyor.

Türkiye’de yapılan ilk online sanal fuar

0
Ülkemizin ilk canlı olarak gerçekleşecek sanal fuarı Voltimum aracılığı ile 6-7-8 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek. Sanal fuar katılımcıları, kendi bilgisayarları ile ilgili internet sitesine girip, sanal bir ortamda fuarı gezebilecekler. Fuar alanı, daha doğrusu sanal gerçeklik dünyası, eskiden oldukça sükse yapmış ve birçok tartışmaya da neden olmuş Second Life oyununa çok benziyor. Fuara katılmak için öncelikle bir profil yaratmanız gerekiyor. Profilinizde, fuarda sizi karşılayacak şirketlerin hakkınızda fikir edinebilmesi için biraz cömert davranmak iyi olabilir. Sistemin profil bilgilerinin izin verdiği ölçüde profilinizi oluşturduktan sonra, görsel olarak bir sanal karakter yaratıyorsunuz ve fuar alanına geçiş yapıyorsunuz. Fuar alanı 3 boyutlu olarak tasarlanmış ve herhangi bir fuar alanından farkı yok. Karakteri yönlendirme sistemi ile stantlar arasında dolaşabiliyor, ürünleri inceleyebiliyor ve diğer katılımcılar ile konuşabiliyorsunuz. Fuarda kuracağınız iletişim, sisteme entegre bir chat modülü sayesinde gerçekleşiyor. İsterseniz, tabii her iki taraf da destekliyorsa Skype üzerinden de iletişime geçilebiliyor. Fuarı gezerken ilgilendiğiniz markaların internet sitelerine doğrudan girebiliyorsunuz. Fuarda katılımcıların yer alacakları online seminerler de düzenleniyor. Bunları da yine aynı sanal gerçeklik sistemi içerisinde takip edebiliyorsunuz. Görüntüde kendinizi görüyorsunuz ve karşıda fuaye, diğer ziyaretçiler, afişler vs. çıkıyor. Alanda hareket etmek için kolay yol klavyenizin ok tuşlarını kullanmak. İsteri ileri, sağ veya sola dönmek, herşey anında mümkün. Yürürken bir başka kişi gördüğünüzde bilgisayarınızın Mouse’u ile bir üstünden geçin, sanal kartvizitini görebileceksiniz. Eğer bilgiler ilginizi çekerse kendisini konuşturabilirsiniz. İster yazarak veya sesli, hangisi uygun olursa onu kullanın. Gerçek bir fuarda gibi gezmek o kadar yorucu olmuyor ama daha hızlı bir yere erişmek isterseniz “Arama”yı kullanmayı öneriyoruz. Buraya örneğin “Şalt ürünü” veya bir marka yazınca, fuarda bulunan tüm bilgileri göreceksiniz. Üstlerine tıklayarak doğrudan bir fuar standına veya bir belgeye erişebiliyorsunuz. Sanal fuarlar, dünyanın her yerinden anında katılımcı çekebilmeleri açısından hem fuar organizasyonuna hem de katılımcı firmalara büyük katkı sağlıyor. Fuar ziyaretçileri ise, işinin gücünün arasında trafik ve yol derdi ile uğraşmadan, tabanları ağrımadan bilgisayarının başında gerçek bir fuarda her ne yapıyorlarsa onu yapabiliyorlar. Voltimum tarafından düzenlenen bu ilk online sanal fuar, Endüstri 4.0 ve elektrik teknolojileri temalı. Fuara ABB, Eaton, Legrand, Nexans, Philips, Prysmian Group, Schneider ve Siemens gibi endüstrinin dev isimleri katılıyor. Birçok konunun 3 boyutlu ve interaktif bir biçimde işleneceği sanal fuarda, aynı zamanda birçok internet üzerinden seminer eş zamanlı olarak düzenlenecek. Eğer ilginizi çektiyse, buraya tıklayarak kaydınızı yaptırabilirsiniz.

2017’de Türkiye’de e-ticareti şekillendirecek 3 trend

2017 yaklaşırken çok kanallı satış, temassız mobil ticaret ve elektronik para Türkiye e-ticaret sektörünün 3 dinamiği olarak ortaya çıkıyor. Peki finans teknolojileri online alışverişin önünü açarken önümüzdeki yıl e-ticaret şirketleri neye dikkat ederek para kazanacaklar?

2017 öngörüleri

2017’de şirketler mobil çözümlere odaklanacak. E-ticarete yönelik mobil uygulamalar ve mobil siteleri hem kullanıcı arayüzü hem de kullanıcı deneyimi açısından daha gelişmiş çözümlerle desteklenecek. 2017’de dönüşüme odaklanan e-ticaret platformları e-ticaret şirketlerine yazılım üreten üçüncü taraflara API’larını açacak. Onlar da yazılım hizmetlerini girişimcilere göre özelleştirebilecekler. Örneğin bir e-ticaret firmasının sahada 100 personeli varsa sahadan gelen siparişleri merkeze geçmek için mobil uygulama kullanabilecekler. Çözüm ortakları e-ticaret platformu API’nı aldıktan sonra müşteriye böyle bir çözüm sunabilir. Bunu destekleyen platform sağlayıcıları güç kazanacaklar. Artık e-ticaret şirketlerine 1-2 çözüm satıp bunları etkili olarak kullanmak için gereken uygulamalarda onlara kendi başınızın çaresine bakın, kiminle hallediyorsanız onunla halledin diyen çözüm sağlayıcıların zorda kalacağı bir döneme giriliyor. E-ticaret platformlarının birlikte çalıştığı üçüncü taraf yazılım geliştiricileri kapsayan geniş bir ekosistemi var. Bu neden API’ları kullanan e-ticaret siteleri aradıkları özelleştirilmiş çözümlere kolayca ulaşacaklar. Bu da e-ticaret için çalışan CRM firmalarına da çekici geliyor. https://www.niyeo.com/

Çok kanallı pazarlamaya çok kanallı platform

Daha net ifadeyle ister pazar yerlerinde, ister kendi sitenizde / fiziksel mağazanızda satış yapın, bütün bu kanalları kolayca birbirine entegre edebileceksiniz. 2017’nın çok kanallı satış-pazarlamaya yönelik olduğunu düşünürsek farkınızı ortaya çıkartabilirsiniz.

2017’da pazar yeri mi, kendi mağazanız mı?

Şu anda pazar yerlerinden yapılan satışlar e-ticaret markalarının toplam satışlarının yüzde 20’sini veya daha fazlasını oluşturuyor. Hatta birçok firmanın pazar yerlerine yüksek komisyon ödediği için kendi online satış kanalını, online mağazasını açtığını görüyoruz. Pazar hareketlenecek ama markalar pazar yerlerini asla terk etmeyecekler. Sonuç olarak orada da ek satış yapıyor ve maksimum görünürlüğe ulaşılıyorlar.

Çok kanallı satışları iyi yönetmek gerek

Burada asıl marifet farklı kanalları yönetebilmek. Stok/envanter yönetimi şart. Pazar yerinde istediği beden kazak kalmayan müşteriye “Sen kendi online mağazama gel ve oradan sipariş ver” demek yerine, online mağazadan müşterinin istediği siparişi siz vermeli ve sanki pazar yerinden almış gibi ona ulaştırmalısınız. Bunu nasıl yapacaksınız? Mobil uygulamalar esneklik için en büyük yardımcınız ve bu da yukarıda verdiğimiz mobil örneğe getiriyor bizi. Pazar yerleri, çok kanallı satış en çok yeni girişimciler ile küçük ve orta ölçekli işletmelere yarıyor. Çünkü online mağaza ve pazar yeri ile satışlarını ikiye, üçe katlayabiliyorlar. Bunlar pazar yerlerinin cirolarının yanında ufak kalsa da girişimci için önemli rakamlar. Burada girişimci ile büyük markaların e-ticarette farklı stratejilerle büyüdüğünü görmek lazım. 2017’nın en büyük farkı bu. Büyük markalar RFID elektronik etiket, iBeacon ve eddystone çözümleri gibi gelişmiş teknolojilere odaklanıyorlar, restoran / butik / deneme kabini sensör entegrasyonu yapıyorlar. Küçük işletmeler ise daha basit düşünerek pazar yeri gibi çok kanallı satışlara odaklanıyor. Büyük markalar büyük teknoloji yatırımlarıyla rekabet ederken küçük işletmeler pazar yerleri üzerinden aynı segmentlerde eşit düzeyde rekabet edebiliyor.

Dönüşümler mobil ile 2,5 kat artacak

Elbette bunun için temassız mobil ödeme çözümlerinin, kimlik doğrulama teknolojilerinin yaygınlaşması şart. Yeni e-ticaret yasasıyla Türkiye’ye elektronik para da geldi. Bu da mobil ödemelere 2017’da benzersiz esneklik ve rekabet gücü kazandıracak. Ayrıca insanlar hâlâ mobilden ürün bakıp hafta sonu evden veya hafta içi iş yerinde masaüstünden alışveriş yapıyor. Çünkü her site mobilde desktop esnekliği sağlayamıyor. Mobil site tasarımları bu alanda öne çıkıyor. E-ticaret platformlarının optimize ettiği mobil sitelerde dönüşüm oranı 2,5 kata kadar artacak. Tabii bunu bir de insanların markaların mobil uygulamalarını değil de bütün markaları bir arada buldukları pazar yerlerinin mobil uygulamalarını indirdiğine bakarak ele almak lazım. Ancak markaların mobil sitelerinin müşterileri hızla artırıyor.

Yeni e-ticaret platformu Niyeo

Mobil sitelerin ve mobil mağazaların geleceğini araştırırken, Niyeo e-ticaret platformunu geliştiren ve Sono Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Akınsal Akıncı’dan da görüş aldık: “Niyeo ile amacımız bilgisayar programcılığı ve sayfa tasarımı gibi konularda fazla deneyimi olmayan girişimcilerin ekranda birkaç basit düğmeyi tıklayarak e-ticaret sitesi açmasını kolaylaştırmaktı. Öyle ki elişi ürünlerini satmak isteyen Ayşe teyzenin kullanabileceği bir yazılım olsun. Niyeo ile kapsamlı bir online mağazacılık çözümünü kutuladık. Kutunun içinden çıkan anahtarla 3 buçuk dakika içinde mağazanızı kurabiliyor ve ürünleri girdikten sonra satışa açabiliyorsunuz. Bunun için Amazon sunucuları üzerinde çalışan bir yazılımımız var ve Niyeo sihirbazı bütün işinizi kolaylaştırıyor. Türkiye’de kendisine “siteni yaptım” diye verilen bir diskete, evet disket gibi eski bir teknolojiye 300 dolar ödeyen insanlar var. Özellikle kendi bahçesindeki ürünleri veya diğer elişi üretimini internete taşımak isteyen kesimin işini kolaylaştıran bir ürün tasarladık. Bu yüzden otomatik kurulumla hemen Facebook üzerinde de mağazanızı açabiliyorsunuz” diyor.

Mobil büyüyor ama 2017’de penetrasyon artışı yavaşlayacak

Bugün e-ticaret sitelerinin mobil trafiği kanallara göre yüzde 35 – 65 arasında değişiyor. Evet Y kuşağı var, Z kuşağı geliyor ama mobil ticaretin büyümesini mobil cihaz penetrasyonu ile ölçemeyiz. Aslında hemen herkesin cep telefonu var ve Türkiye pazarı mobil cihaza doymuş durumda. Mobil ticaret daha çok akıllı telefon kullanıcılarının mobil alışveriş yapma alışkanlığı kazanmasıyla büyüyecek. Bu alışkanlık için de, kullanıcıların çekinmeden girecekleri çok daha fazla sayıda ve iyi kurgulanmış e-ticaret sitesine ihtiyaç var.

Ayşe teyzeyi internet mağazacılığına taşımak

“Bugün kendine e-ticaret sitesi açanların en büyük çekincesi sitenin kurulum aşamalarını bilmedikleri için ayarlar arasında kaybolmak. Niyeo çözümü otomatik kurulum sihirbazıyla bunu çözüyor. Yeni site işletmecilerinin en büyük hayal kırıklığı ise siteyi açınca ürünlerini satamamak; çünkü tanıtım ve pazarlama konusunda yeterli bilgiye sahip değiller. Biz bir e-ticaret altyapı şirketi olarak sitenizi açmanızı sağlar; ama satışlarını garanti edemeyiz. Bununla birlikte Niyeo çözümüne sizi nasıl satış yapabileceğinize dair bilgilendiren bölümler ekledik” diyor. https://www.niyeo.com/

Fibere yatırım şart

Güçlü fiber yatırım 3G ile 4G’nin yaygınlaşması demek ve bu da mobil ticareti artırır. Sonuçta insanlara mobilde hızla yüklenen siteler sunmalısınız. Optimizasyon bir yere kadar olduğuna göre, ucuz, sinyali kesilmeyen, hızlı mobil internet geliştirmek zorundayız.

Öyleyse offline ticaret ölmez desek?

Online ve offline ticareti birleştirmek her zaman daha faydalı olacaktır. Offline ile online ticaret entegrasyonunu sadece beacon veya mağaza açmak olarak görmemek lazım. Bunun bir de yeni düzenlemeyle gelen elektronik para ve ödeme çözümleri boyutu var. Bugün e-para kartları, banka kartı gibi para yükleyerek kullanılabiliyor. Sonuçta bunlar ön ödemeli kartlar ama e-cüzdan yönetimi ile mobil alışveriş yapılmasına da imkan veren hesaplar. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman Türkiye’de e-ticaretin zincir mağazalara yakınsarken bireysel girişimci ve pazar yerleri üzerinden de güçleneceğini görüyoruz.

e-Ticarete yeni güven damgası geliyor

Ülkemizde internet kullanıcılarının online alışveriş yapmalarının önündeki başlıca engellerden olan güvenlik, gizlilik ve hizmet kalitesi konularında yaşanan endişelerin giderilmesi, güvenlik ve hizmet kalitesi standartlarının yükseltilmesi ve e-ticaretin geliştirilmesi amacıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı güven damgası sistemini kuruyor. Güven damgasını internet sitesinde gören kullanıcılar, e-ticaret sitesinin belirli güvenlik ve hizmet kalitesi standartlarını yerine getirdiğini, güvenilir bir otorite tarafından denetlendiğini bilecek ve alışveriş yaparken kendini güvende hissedecek. Ayrıca, kullanıcılar zaman içerisinde damga tahsis edilen e-ticaret sitelerine yöneleceğinden bu siteler diğer sitelerin bir adım önünde olacak. Tebliğde yer verilen güvenlik ve hizmet kalitesi standartlarını yerine getirerek sisteme dahil olmak isteyen e-ticaret sitelerine Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca yetkilendirilen güven damgası sağlayıcılar (GDS) tarafından damga tahsis edilecek. Güven damgası tahsis edilen e-ticaret siteleri, alıcıların siparişi hakkında bilgi alabilmesi, talep ve şikayetlerini telefon aracılığıyla iletebilmesi için müşteri hizmetleriyle iletişim imkanı sunacak, talep ve şikayetlerin etkin bir şekilde yönetilmesini ve sonuçlandırılmasını sağlayacak. Ayrıca, GDS tarafından oluşturulacak şikayet iletim ve uyuşmazlık çözüm mekanizması ile e-ticarette ortaya çıkan uyuşmazlıklar hızlı, etkin ve maliyetsiz çözümlenebilecek. Uluslararası güven damgası çatı kuruluşlarından akredite olan ve Bakanlık tarafından yayınlanan Tebliğde belirtilen şartları yerine getiren kamu kurumu niteliğini haiz meslek kuruluşları ve anonim şirketler, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca GDS olarak yetkilendirilecek. GDS, güven damgasının tahsis edilmesi, askıya alınması ve iptaline ilişkin işlemleri yürütecek ve güven damgası tahsis edilen e-ticaret sitelerini denetleyecek. 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında hazırlanan Elektronik Ticarette Güven Damgası Hakkında Tebliğ Taslağı’nı görüntülemek ve indirmek için buraya tıklayın.

Beyoncé teknoloji startup yatırımcısı oldu

0
Snoop Dogg, Ashton Kutcher ve Justin Bieber gibi bir yandan da yatırımcı olan ünlüler kervanına katılan Beyoncé, işletme becerilerini teknoloji dünyasında sergilemeye karar verdi. Parkwood Entertainment adındaki şirketi ile Sidestep şirketine 150 bin dolar yatırım yapan Beyoncé, böylece teknoloji dünyasına da adım atmış oldu. Çoğunlukla konser ürünlerini almak için uzun kuyruklarda beklemek ve konseri seyretmek arasında seçim yapmak zorunda kalan izleyici, ezici çoğunlukla konseri seyretmeyi tercih ediyor. Kuyruklar yüzünden konserden elde edilecek ek gelir çok büyük sekteye uğramış oluyor. Sidestep işte burada devreye giriyor. Sidestep, ünlülerin konser ürünlerini satan ve konser sırasında sıra beklemeden ürünlerin alınmasını sağlayan bir mobil uygulama. Bizdeki Biletix’in, bilet haricinde konserle ilgili her şeyi satan versiyonu gibi. Sidestep, Beyoncé’nin Formation Düya Turu t-shirtlerini ve posterlerini satarak hayatına başlamıştı. Ortaya çıktıktan iki hafta içerisinde o kadar başarılı satış rakamlarına ulaştı ki, Beyoncé ve Parkwood Entertainment uygulamaya yatırım yapmaya karar verdiler. Sidestep’in CEO’su Eric Jones “Beyoncé’nin dünya turunun oldukça teknoloji odaklı olmasını istemiştik. Daha yeni kurulmuş küçücük bir startupın dünyanın en büyük turnesini sponsor etmesi herkesi şaşırttı” diyor. Sidestep, ürünü konserden önce, konser sırasında hatta konserden sonra bile sipariş edilmesini sağlıyor. Siparişten sonra tek yapılması gereken, konser alanına kurulmuş özel bölüme gidip bir QR kod okutmak ve sipariş edilen ürünü hemen almak. Alternatif olarak evlere de ürün gönderilebiliyor. Böylece istenilen ürünün stokta kalmaması, bedeninin bulunmaması, saatlerce kuyrukta beklemek gibi dertler ortadan kalkıyor. Sidestep yalnızca Beyoncé ürünleri satmıyor. Guns N’ Roses, Fall Out Boy, Selena Gomez, ve Weezer ürünleri de Sidestep’te yer bulan “markalar” arasında. Sidestep aynı zamanda sanatçılara, müşterileri hakkında veri de sağlıyor. Bu ürünleri kim alıyor, ne zaman alıyor, hangi ürünler daha çok rağbet görüyor, hangi bedenler tercih ediliyor vb. Yüzde 10’luk hizmet bedeli ise müşteriye yansıtılıyor. Sidestep şimdiye kadar toplamda, aralarında sinema oyuncusu Jared Leto, Lady Gaga’nın eski menajeri Troy Carter, LA Dodgers’ın CEO’su ve Cross Culture Ventures gibi şirket ve şahıslardan toplamda 1,7 milyon dolar yatırım almayı başardı. Uygulama üzerinden bu yıl içerisinde 2 milyon dolar satış yapıldı. 2015 yılında bu satış rakamı yalnızca 200 bin dolardı. Beyoncé yatırım dünyasına uzak bir isim değil. WTRMLN WTR adındaki bir kavun suyu içecek şirketine yatırım yapmıştı. Juicero adındaki meyve suyu aletleri şirketi ile bağları olduğu söyleniyor ancak ne hikmetse kimse bu konuda konuşmak istemiyor. Ayrıca 22 Day Nutrition adındaki bir vegan yiyecek şirketine de kurulum aşamasında yüklü bir miktar yatırım yaptığını biliyoruz. Beyoncé’nin yatırımları arasında en bilineni ise, Tidal müzik platformunda hisse sahibi olması. Bu hisseler sayesinde kendi parçalarının öncelikli olarak Tidal’da yer almasını sağlamıştı. Ancak Sidestep yatırımının tüm bunlar içerisinde apayrı bir yeri var. Sidestep ile doğrudan sanatçıların para kazanmasına yardımcı olabilir. Online müzik yayını yapan sitelere yayın haklarını vererek buradan para kazanmaya çalışan müzisyenler kendilerini kandırıyor. Gerçek para, bu hizmetleri kullanıp ünlü olduktan sonra konser bileti ve ürün satışından geliyor.

Mağazalarda sanal gerçeklik kullanımı

0
İşletmeler süreç akışlarını geliştirmek, CAD tasarımlarını görselleştirmek, güvenlik eğitimi ve müşterileri için gerçekten daha iyi deneyimler yaratmaya başlamak için sanal gerçeklik (Virtual Reality -VR)teknolojilerini kullanıyorlar. 1999 hatta daha eski tarihlerden beridir var olan VR teknolojisi, özellikle müşteriler ile doğrudan temas eden mağazalarda, pazarlamayı değiştirmeye başladı. Ancak teknolojinin müşterilerin karşısına çıkması yalnızca son 2 yılda gerçekleşti. Bunun en büyük sebebi, sanal gerçeklik teknolojisinin müşterilerin “kurcalaması” için yeterince pratik ve alımlı olmamasıydı. Ancak günümüzde Samsung, HTC, Oculus gibi şirketlerin ön ayak olması ile, kişisel bilgisayarlarımızda, hatta cep telefonlarımızda bile sanal gerçeklik deneyimini yaşayabiliyoruz. HTC’nin B2B ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Herve Fontaine, “Kurumsal müşterilerin, son kullanıcıya sunulandan daha güçlü, daha karmaşık ama aynı zamanda daha güvenilir sanal gerçeklik platformlarına ihtiyaçları var” diyor. Yani devir değişti. Eskiden kullanıcının karşısına çıkartmaktan çekinilen teknoloji, zaman içerisinde o kadar yaygınlaşmaya başladı ki, kurumların kendi müşterilerinin karşısına çok daha iyi bir sistemle, platformla, çözümle çıkmaları gerekliliği doğdu. İronik olarak, roller tersine döndü. Şu anda, mağazalarda ve işletmelerde VR kullanımını destekleyen iki farklı görüş var. Birini Samsung temsil ediyor. Yalnızca bir gözlük ve cep telefonu ile VR deneyimini yaşatabilen sistemler geliştirdiler ve kurulum kolaylığından aslında mobil bir sistem olmasına kadar birçok avantajı var. İkinci kamplaşma ise, HTC ve NVIDIA tarafından temsil ediliyor. Bu kamp, çok güçlü grafik işlemciler ve özel üretilmiş gözlükler kullanarak tüm mağaza içi sanal gerçeklik deneyimini düzenliyorlar. Sanıldığının aksine birçok büyük işletme sanal gerçekliği çok önceden beri kucaklamış durumda. Bu gibi işletmeler arasında otomobil piyasasından Audi, Ford, BMW ve Daimler sayılabilir. Mimarlık firmaları arasında AEcom ve Gensler sayılabilir. Mağazalarda tüketicinin deneyebileceği bir test ürünü olmadığında veya bu ürünün mağazada yer alması basitçe mümkün olmadığında, ürün tasarım halindeyse veya deneyimsiz tüketicinin kullanımına ilk etapta sunulamayacak kadar karmaşık, zor, kırılgan, tehlikeli ise, sanal gerçeklik devreye giriyor. HTC ve NVIDIA işbirliğinde, NVIDIA tarafı çok yüksek işlem kapasitesine sahip grafik kartlarını sağlıyor. Sanal gerçeklik uygulamalarında üç boyutlu görüntüyü yaratmak için, aynı sahnenin farklı açılardan iki ayrı gösteriminin, iki ayrı göze gösterilmesi gerekiyor. Bu da, üç boyutlu sahnenin iki kere işlemden geçmesi demek. Dolayısıyla gerekli olan işlem gücü bir anda iki katına çıkıyor. Bu senaryo, yalnızca bir tek kişi için geçerli. Mağazada 3-4 kişiye sanal gerçeklik turu düzenleyeceğini zaman, işlem yükü bir anda 8 katına çıkabilir. HTC ve NVIDIA sanal gerçeklik deneyimini tek merkezden yönetirken, Samsung kendi ürettiği akıllı telefonlara güveniyor. Galaxy S7, Galaxy S7 edge, Galaxy Note5, S6 edge+, S6 ve S6 edge telefonlar ile çalışan Samsung’un sanal gerçeklik çözümü, çok sayıda müşteri için gereken işlem gücünü böylece cihazlarına yayıyor. Her iki yöntemin de avantajları ve dezavantajları var. Hangi yöntemin seçileceği hem müşteri beklentileri hem de mağaza ihtiyaçları göz önünde bulundurularak seçilecek. Apple, Google ve Microsoft gibi devlerin de sanal gerçekliğe yatırım yapmaları (örneğin hibrit bir teknoloji olan HoloLens gibi), gelecekte çok daha sık bir şekilde işletmelerin kendi kurumsal kimlikleri açısından sanal gerçeklik ile haşır neşir olacaklarını gösteriyor.

Online firma rehberleri AI kontrolünde

0
Son aylarda hem dünyada hem Türkiye’de çok popüler olan “chatbot”ların ilk örnekleri ortaya çıkmaya başladı. “Bot”, internette verilen görevleri yerine getiren programlar olarak öne çıkıyor. Chatbot’lar ise kullandığımız mesajlaşma/chat uygulamalarında “yaşayan” ve sizinle sohbet edebilen bot’lar olarak tanımlanıyor. Yellow Pages Türkiye ekibi, sunduğu hizmetlere bir yenisini daha ekleyerek bir ilki gerçekleştirdi ve Türkiye’nin ilk firma rehberi robotu RehberBot’u hayata geçirdi. RehberBot, Türkiye’nin ilk rehber robotu olduğu gibi dünyadaki Yellow Pages’lar arasında da bir ilk.

RehberBot ile firmalar rekabet güçlerini artıracak

Bugün 850 binden fazla firmanın yer aldığı YellowPages.com.tr üzerinden Mesaj Gönder butonundan ya da Facebook’tan Messenger ile ulaşılabilen RehberBot ile kullanıcılar rehberde firma arayabiliyor ya da rehbere firma ekleyebiliyorlar. RehberBot’un en büyük avantajlarından biri, kullanıcıları istedikleri firmalara daha kolay, hızlı, sıcak bir dilde ve hatta eğlenceli bir şekilde ulaştırması… Diğer bir avantajı ise rehbere kayıtlı olmayan firmaların kendilerini rahatlıkla rehbere kaydederek bulunabilirliği artırması. RehberBot, firmasını rehbere kaydetmek KOBİ’lere ya da rehberde arama yapmak isteyen kullanıcılara adım adım yol gösteriyor ve yardım ediyor.

RehberBot üzerinde firma ekleyenlerin oranı %43

Henüz geçtiğimiz hafta yayına alınan RehberBot’un ilk kullanım istatistikleri de çıktı: RehberBot’la konuşan kullanıcıların %43 RehberBot’u “firma ekleme” için kullanırken %45’i “firma arama” için kullanıyor. Kalan %12’lik kesim ise RehberBot’a “günaydın” diyerek çıkanlardan iş başvurusu yapan, yemek tarifi soran, trafikte hatalı araç kullanımı bildiren kişilere kadar çok çeşitli konularda robotla konuşmaya çalışan, robotu merak eden kullanıcılardan oluşuyor. RehberBot’un firma eklemek isteyen işletme sahiplerinin ya da arama yapan kullanıcılarının konuşmalarını anlayabilmesi için konuşmaların belirli bir formatta olması gerekiyor. Örneğin hava durumunu soracak olursanız, RehberBot özür dileyerek sizi anlamadığını belirtiyor. Anlayabilmesi için önceden belirlenmiş bir soru seti içinden seçim yapmanızı istiyor. Sorularına yanlış cevap verirseniz, örneğin telefon numaranızı eksik girerseniz, sizi uyarıyor ve doğru formatta cevap vermenize yardımcı oluyor. Bu yönlendirmeler sayesinde, firma ekleme veya firma arama kullanımlarının başarıyla sonuçlanma oranı %85’in üzerinde.

e-Ticaret siteleri için bildirim yükümlülüğü geliyor

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafınca hazırlanan “Elektronik Ticarette Bildirim Yükümlülükleri Hakkında Tebliğ Taslağı” 22/09/2016 tarihi itibarıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, e-ticaret dernek ve federasyonlarının görüşüne açıldı. Tebliğ Taslağını incelediğimizde aşağıdaki bazı önemli noktalar ile karşılaştık: Elektronik ticaret faaliyetinde bulunan işletmeler, faaliyette bulundukları internet sitesi, mobil site veya mobil uygulamaları Bakanlığa bildirecek. Bu sayede, e-ticaret yaptığını bildiren işletmeler kayıtlı hale gelecek ve e-ticaret işletmelerinin ulaşılabilir olmasına imkân sağlanacak. Ayrıca, elektronik ticaret ortamında sunulan mal ve hizmetlerin türü ve ödeme yöntemleri gibi bilgiler de Tebliğ kapsamında Bakanlığa bildirilecek. Bildirimde bulunan işletmelerin internet adresleri ile Bakanlıkça gerekli görülen diğer bilgilerin “www.eticaret.gov.tr” adresinden yayımlanması ve tüketicilerin bu ortamdan bilgilendirilmesi sağlanacak. Ülkemizde e-ticaretin farklı ticaret türlerinde ve mal / hizmet sektörlerinde gelişimini izlemek bu alandaki verilerin eksikliğinden dolayı şimdiye kadar sağlıklı şekilde yapılamıyordu. Düzenleme ile e-ticaretin gelişimini izlemeye ve değerlendirmeye imkan sağlayacak istatistiki veriler ayrıntılı şekilde izlenecek ve değerlendirilecek.

Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi kuruluyor

Elektronik ticaret verilerinin toplanması, bu verilerin işlenerek istatistiki bilgilerin üretilmesi ve Tebliğ kapsamında bildirim yapılabilmesi amacıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) kurulacak. Tebliğ uyarınca bildirimde bulunması öngörülen işletmeler ETBİS’e, www.eticaret.gov.tr adresi veya e-Devlet kapısı üzerinden ulaşabilecek. Tebliğ metnine buradaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Kişisel verilerin korunması mobil alışverişi yaygınlaştırıyor

0
Türkiye’de online ve temassız mobil alışverişi yaygınlaştırmak için müşteriye ait kişisel verilerin gizliliğine dikkat etmek gerekiyor. Yeni yürürlüğe giren kişisel verileri koruma kanunu bunu güvenceye alarak tüketicinin güvenle online alışveriş yapmasını sağlıyor. Yapı Kredi Bankacılık Akademisi yeni regülasyonlar çerçevesinde kişisel verileri koruyan ve bankacılık işlemlerini hızlandıran fintek çözümleri geliştiriyor. Ülkemizde e-ticaret, online alışveriş ve zincir perakende sektörünü güçlendirmek için geliştirilen çipli kimlik kartı, dijital imza ve biyometrik kimlik doğrulama gibi teknolojileri Yapı Kredi Bilişim Teknolojileri ve Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cahit Erdoğan’a sorduk.

Apple ve Deloitte dijitalleşme için işbirliği yapıyor

Apple ve Deloitte, işletmelerin dijitalleşme süreçlerini hızlandırmak için işbirliğine gidiyor. iOS platformunun iPhone ve iPad aracılığıyla iş yerine getirdiği gücü, kullanım kolaylığını ve güvenliği en yüksek düzeye çıkararak her büyüklükteki şirketin çalışma biçimini hızla ve kolayca dönüştürmesini amaçlayan bir ortaklık ile Apple ve Deloitte bir araya geldi. Bu ortak çabaların bir parçası olarak,e Dloitte, şirketlerin perakende, saha hizmetleri ve işe alımdan AR-GE, envanter yönetimi ve back office sistemleri gibi müşteriye yönelik işlevlere kadar tüm kurumsal yapılarında çalışma biçimini dönüştürmelerine yardımcı olmaya odaklanmış 5 binin üzerinde stratejik danışmanla benzeri olmayan bir Apple hizmeti sunuyor. Apple ve Deloitte, Deloitte Consulting aracılığıyla müşterilerin iş hayatında iOS’un donanım, yazılım ve hizmetler ekosisteminden tam olarak yararlanmalarına yardımcı olmak için tasarlanmış, EnterpriseNext adı verilen yeni bir hizmeti geliştirmek için de işbirliği yapacaklar. Bu yeni hizmet müşterilerin sektörleri içinde en büyük etki olanaklarını keşfetmelerine ve süratli prototipleme aracılığıyla kısa zamanda özel çözümler geliştirmelerine yardımcı olacak. “iOS’un şirketler için en iyi mobil platform olduğunu biliyoruz; çünkü Deloitte’in çalışanları tarafından kullanılan 100 binden fazla aygıt ve 75’in üzerinde özel uygulama ile biz de faydasını bizzat deneyimledik.” diyor Deloitte Global CEO’su Punit Renjen. “Özel Apple uygulamamız global şirketlere iOS, iPhone ve iPad’in güçlü ekosisteminden yararlanma olanağı vermek ve verimlilik ve üretkenliği artırırken tutkularını da gerçekleştirmelerine yardımcı olmak için ihtiyaç duydukları uzmanlık ve kaynakları sağlayacak. “Dijital dönüşüm stratejisi alanında lider olan Deloitte, Apple’a özel stratejik danışmanlar ekibi ile müşterilerin iOS, iPhone ve iPad aracılığıyla çalışma biçimlerini gerçek anlamda köklü bir şekilde dönüştürmelerine destek olan ideal bir ortaktır,” diyor Apple’ın CEO’su Tim Cook. “iPhone ve iPad her yerde insanların işlerini yapma biçimini dönüştürüyor. Bu ortaklık sayesinde, daha da fazla şirketin yalnızca Apple ekosisteminin sağlayabileceği inanılmaz yeteneklerden yararlanmalarına yardımcı olabiliyoruz.” Deloitte Consulting’in EnterpriseNext hizmeti şirketlere 20’den fazla sektörde uzman desteği verecek ve müşterilerine şunları sağlayacak: – Sektörlerinde iPhone ve iPad için en yüksek etkiyi yaratabilecek mobil olanakları keşfetmelerine, mobil fırsatlar için hazırlanmalarına ve dijital kaynakların önceliklerini belirlemelerine yardımcı olmak amacıyla iOS için EnterpriseNext Değer Haritaları – Fikirleri, prototipten özel oluşturulmuş iOS çözümlerine hızla geçirmek amacıyla iOS için EnterpriseNext Atölyeleri – ERP, CRM, analiz ve İK dahil mevcut kurumsal platformlarla sorunsuz bir şekilde entegre olan, kurulumu kolay, kaliteli özgün uygulamalar oluşturmaya yardımcı olacak, tüm dünyada Deloitte Digital Studios ofisleri aracılığıyla ulaşılabilen iOS mimarları, tasarımcıları ve mühendisleri.

Türkiye DDoS saldırılarında birinci, en büyük saldırı ise Fransa’ya

0
Dünyanın en önemli içerik dağıtım ağlarından ve bulut bilişim sağlayıcılarından biri olan Akamai, küresel internet altyapılarının güvenliğine dair 2016 yılının ilk çeyrek raporunu yayınladı. Raporda DDoS saldırılarında Türkiye’nin de yer aldığı dikkat çekici bilgiler var. Geleneksel olarak ‘State of Internet’ başlıklı raporlar hazırlayan Akamai’nin bu raporu ‘Security’ yani Güvenlik alt başlığını taşıyor ve ülkelerin internet üzerinden aldığı tehditleri yakından inceliyor. Daha önce siber gasp çetesi DD4BC’nin hedeflerini, yöntemlerini ve amaçlarını raporlayan Akamai’nin güncel raporuna göre DDoS atakları 2016’nın ilk çeyreğinde 30 Mpps (Million Packets Per Second) yoğunluğunun üzerinde 6 saldırı gerçekleşti. Şubat ayında 51 Mpps, Mart ayında ise 67 Mpps yoğunluğunda gerçekleşen saldırıların 2/3’si teknoloji ve yazılım endüstrisini vurdu. Küresel bir perspektiften bakan Akamai, Türkiye’yi yine DDoS saldırılarının kaynağı olan zirvedeki 5 ülke arasında arasında gösteriyor. Çin’in yüzde 27’lik payla ilk sırada yer aldığı listenin ikinci sırasını yüzde 17,2 ile ABD alıyor ve Türkiye, yüzde 10,24 pay ile 3. sırayı alıyor. Paylaşılan bilgilere göre Türkiye 2015’in ilk 3 çeyreğinde bu sıralamada yer almıyordu. Ancak 2015’in son çeyreğinde yaklaşık yüzde 22’lik payla 2. sıraya kadar yükselmişti. Akamai’nin raporu DDoS ataklarının yarısından fazlasının yüzde 54,8 payla oyun endüstrisini vurduğunu, ikinci sırada ise yazılım ve teknoloji endüstrisinin (yüzde 25,1) geldiğini paylaşıyor. Akamai, web uygulaması saldırılarının yüzde 70’inin HTTP protokolüne dönük olduğunu da belirtiyor. Bu da HTTPS’in güvenlik katmanı olarak işe yarar olduğunu bir kez daha doğruluyor. Web uygulaması saldırılarının başlangıç ve bitiş noktalarına baktığımızda ise ABD’nin her iki açıdan da zirvede olduğunu görüyoruz. Saldırıların yüzde 43’üne kaynak olan ABD, yapılan saldırılarınsa yüzde 60’ına hedef oluyor. Web uygulamaları saldırıları da en çok (yüzde 43,42) perakende sektörünü vuruyor. Geçtiğimiz sene siyasi nedenlerden ötürü ülkemize karşı gerçekleştirilen bir DDoS saldırısı, internet tarihinin en büyük DDoS saldırılarından birisi olmuştu.

En büyük DDoS saldırısı Fransa’ya karşı gerçekleşti

Ülkemize gelen saldırıdan beridir en güçlü DDoS saldırıları listesine girebilecek boyutta bir saldırı olmamıştı. Fakat geçtiğimiz hafta Fransız merkezli bir hosting firması olan OVH’yi hedef alan saldırı, listeye dahil olmakla kalmayıp en üst sıraya da yerleşmeyi başardı. Saniyede 1 terabit gibi inanılmaz bir trafiğe sahip olan saldırıya karşı koyabilecek herhangi bir sistem şu an dünya üzerinde mevcut değil. Saldırıyı ilgi çekici yapan bir diğer kısım ise saldırının bilgisayarlardan gelmemiş olması. Saldırının 150 bini aşkın sayıda çeşitli teknolojik cihaz üzerinden geldiği açıklandı. Bu cihazların çok büyük bir kısmını web kameraları, ufak işlemci gücüne sahip internete bağlanabilen elektronik cihazlar oluşturuyor. DDoS saldırılarının artık bilgisayarlardan çok daha basit teknolojik aletler üzerinden yapılıyor oluşu ise hackerların yeni yol haritası hakkında bizlere bilgi veriyor. Özellikle nesnelerin internetinin yaygınlaşması ve uzun süredir bu sistemlerin yeterli siber güvenlik şartlarında olmadığı söylemi bu saldırı ile kısmen doğrulanmış oldu. Kişisel bilgisayar ve taşınabilir cihazların güvenlik açısından gelişmesi ve kullanıcı bilincinin artması ile bu cihazlar artık hackerların gözdesi değil. Ancak kullanıcı bilinci ne kadar artarsa artsın, bunun nesnelerin internetine bir katkısı olmuyor.

Microsoft dijitalleşmeyi kucaklamaya çağırıyor

2030 yılına geldiğimizde IoT (Nesnelerin İnterneti) gibi dijital teknolojiler, dünyanın en büyük 20 ekonomisine 14 trilyon dolar daha ekleyecek. Bu rakam, şu andaki gayri safi milli hasılaların beşte biri. Yani dijitalleşme devam ettikçe, dünya ekonomileri 14 yıl içinde yüzde 20 büyüyecek. Ancak burada coğrafi bir sorun var. Afrika ve Orta Doğu’daki birçok işletme, dijitalleşmeye karşı direnç sergiliyorlar. Bu direncin sebepleri arasında net bir dijital stratejinin olmaması, çok katı IT regülasyonları, hızlı değişimlere ayak uyduramama, iş ve teknoloji yetenek eksikliği sayılabilir. Bugün Dubai’de yapılan bir basın etkinliğinde Microsoft, Orta Doğu ve Afrika’da bulunan şirketlerin dijitalleşme süreçlerinde yardımcı olacağının sözünü verdi. Etkinlikte bir araya gelen konunun uzmanları ve tabii ki basın, şirketleri dijital dönüşüme sokma, dijital güvenlik, nesnelerin interneti, yapay zekalı bulut uygulamaları gibi konularda fikir alışverişinde bulundular. Windows ve Cihazlar İş Grubu Orta Doğu ve Afrika Direktörü Denis Klimashev, aslında sorunun nerede olduğunu çok güzel özetledi: “Geleneksel kurumlar sanki birer startup olmuşlar gibi davranmak istiyorlar. Ancak bunu gerçekleştirmek için gereken teknoloji altyapısından veya operasyon modellerinden yoksunlar. Bu yüzden başından beri dijital olarak kurulan startupların gerisinde kalıyorlar.” Dijital dönüşümün kilit taşı ise liderlik. Dijital oryantasyon işletmenin en tepe noktasından başlayarak en alt düzey çalışanlarına kadar yayılmalı. Vizyon veya yönlendirme olmadan şirketler gerçek dijital fırsatları kaçırıyorlar. Büyük veri ise dijitalleşmenin temelinde yatıyor. Büyük veri olmadan liderlerin karar vermelerini sağlayacak analizler ve öngörüler yapılamaz. Örneğin müşteri davranışları verileri yeni tasarımlar, daha iyi ürünler ve yeni gelir kapıları gibi yeniliklerle dolu bir dünyayı karşımıza çıkarttı. Bazı şirketlerin dijitalleşmesine ise, dijital güvenlik endişeleri ket vuruyor. Ancak, özellikle Orta Doğu ve Afrika coğrafyasında dijitalleşmeyi en erken kucaklayan kurumlar bankalar oldu. Müşterilerine mobil bankacılık hizmetleri sunarak dijitalleşmeye başlayan bankalar, aslında dijitalleşmenin sanıldığından çok daha güvenli olduğunun yaşayan kanıtları gibi. Örnek verelim: Orta Doğu coğrafyasındaki orta büyüklükteki bankaların tamamı mobil teknoloji hizmetleri sunuyor. Tüm bankaların yüzde 65’i ya şu anda özel bulut sistemleri ile çalışıyor ya da 12 ay içinde bu sistemlere geçecekler. Bütün bunların yanında Klimashev, şirketlerin geleceğini ilgilendiren en kritik noktaya da parmak bastı: “2030 yılında iş gücünün yüzde 75’ini milenyum kuşağı oluşturacak ve bu gençler, en iyi dijital fırsatları sunan işletmelerde çalışmak isteyecekler” dedi. Yani Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin şirketleri acilen dijitalleşme yolunda adımlar atmazlarsa, diğer şirketler ile rekabeti bir kenara bırakın, kendilerinde çalışan eleman bile bulamaz hale gelecekler.

Smart Moderation 2,5 milyon dolar yatırım aldı

0
StartersHub, Startupbootcamp Istanbul hızlandırma programına katılmış olan Smart Moderation’a 2.5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım yaptı. Facebook ve Instagram’da istenmeyen yorumları otomatik olarak gizleme hizmeti sunan Smart Moderation, aralarında BMW, The Next Web, France 24, The University of Arizona gibi dünyaca ünlü markaların da olduğu profillere ait milyonlarca yorumu gerçek zamanlı yönetebilecek güçlü bir yapay zeka ve entegrasyon teknolojisine sahip. Finansman desteğinin yanı sıra mentorluk, yurt içi ve yurt dışı uzmanlardan eğitimler, yerel ve global iş bağlantıları ve stratejik ortaklıklar dahil olmak üzere girişimcilerin ihtiyacı olan her şeyi aynı çatı altında toplayan StartersHub tarafından düzenlenen hızlandırma programı Startupbootcamp Istanbul’dan mezun olan; sosyal medyadaki yorumların yönetilmesini akıllı ve otomatik hale getiren yerli girişim Smart Moderation, faaliyetlerine devam ediyor. Nisan 2016’da lansman yapan Smart Moderation beş ay içinde aralarında BMW, The Next Web, France 24 ve The University of Arizona gibi dünyaca ünlü markaların ve Türkiye’deki ünlü sanatçılarında yer aldığı 1.200 sosyal medya profilini yönetiyor. Halihazırda günlük 1.5 milyonun üzerinde yorumu yöneten Smart Moderation’un mobil uygulaması Eylül ayı içinde beta olarak App Store’da yerini aldı. Smart Moderation, geliştirdiği yapay zeka yazılımıyla, sosyal medya profillerinden yayımlanması sakıncalı olan ve marka itibarına zarar veren spam reklam, küfür, hakaret içeren kullanıcı yorumlarının ve trolling saldırılarının gerçek zamanlı olarak otomatik gizlenmesi hizmeti sunuyor. Smart Moderation ile Facebook için Sayfa, Reklam, Canlı Video, Comments Plugin; Instagram içinse Profil ve Reklamların altına yazılan bu tip yorumlar silinebiliyor. Smart Moderation sosyal medya platformlarında kullanılan küfür filtrelerinde olduğu gibi kelime tabanlı çalışmıyor; bir insan gibi düşünerek, metinleri bütünsel olarak anlamlandırarak karar veriyor. Smart Moderation’u benzerlerinden ayıran en önemli özelliği ise profil bazında bu yapay zekanın kullanıcının gizleme davranışlarından öğrenebilmesi. Yani her kullanıcı zaman içerisinde kendine özel bir yapay zekaya sahip oluyor. Smart Moderation, otomatik gizleme seçeneği ile 7/24 risk koruma sağlıyor. Eğer çok fazla spam yorum alan bir profil yönetiyorsanız, sistemi otomatik-gizleme seçeneğinde kullandığınızda, Smart Moderation hiç uyumayan bir moderasyon ekibi gibi çalışmaya devam ediyor.

Kitle kaynak ile imkansız işler saatler içinde bitiriliyor

0
Her türlü şirket, bir işin yapılması için ya bir çalışanı kiralar, ya da bünyesine katar. Ancak günümüzde, özellikle verinin zengin olması gereken alanlarda öyle işler var ki, hiçbir şirketin mali gücü tek seferde bu işleri yapmaya yetmeyebilir. Örneğin, yeni logonuzun güzel olup olmadığı hakkında 50 bin kişiden görüş almak, veya bir şehirde yanlış dağıtılmış elektrik faturalarının yerini bulmak gibi. Kitle kaynak (crowdsource) çözümleri burada devreye giriyor. Devasa boyutlardaki bir iş, olabilecek en küçük bileşenlerine ayrılıyor ve kitlelere bu küçük ve kendi başına çok basit olan işleri yapmaları isteniyor. Bu işlere mikro-iş (microwork) deniliyor. Katılımcılara daha sonra işin bedeli ödeniyor. Kulağa çok basit gibi gelse de, uzun zamandır teorik olarak var olan ancak bir türlü uygulamaya konulamayan bu mikro iş yöntemi, SaaS ve mobil iletişimin gelişmesi ile gerçek oldu. Artık bu tür işlerde çalışmak isteyebilecek kişilere cep telefonları üzerinden anında ulaşılıyor, iş tanımı yapılıyor ve iş bitiminde yine cep telefonu üzerinden sonuçlar alınıyor. CrowdFlower gibi San Francisco’nun startup cennetinden türeyen firmalar, 9-10 yıldır kitle kaynak işleri yapıyorlar. Daha çok veri bilimcilerin, akademisyenlerin ve büyük holdinglerin rağbet ettiği kitle kaynak firmaları, global olarak çalışıyorlar. İhtiyaç halinde yerel KOBİ ve startuplar da, kendi başlarına halledemeyecekleri, çok sayıda insanın katılımı gereken işleri kitle kaynağı ile çözme yoluna gidebiliyorlar. Twentify Kurucu Ortağı ve CEO’su İlker İnanç, kitle kaynak iş platformlarının nasıl işlediğini özetliyor: “Çözümlerimizi tercih eden müşterilerimizin geniş bir yüzdesi büyük ve kurumsal firmalardan oluşurken, Türkiye’de ve yine globalde çözümlerimizi kullanan KOBİ’ler de mevcut. Geçtiğimiz sene Kanada, Ukrayna, Güney Afrika ve Meksika’daki faaliyetlerimize ek olarak, Nijerya ve Tayland’da da faaliyetlerimize başladık.” Twentify, geliştirdiği Bounty uygulaması ile hizmet verdiği firmaların global bir mobil iş gücüne erişmelerini sağlıyor ve bu sayede firmalara gizli müşteri, mağaza denetleme, tüketici içgörü anketi ve müşteri kazanımı gibi çözümler sunuyor. Sunulan hizmetler, müşteri ihtiyacına göre şekillenebiliyor. Bounty uygulamasında açılan görevleri gerçekleştiren kullanıcılar ise, gerçekleştirdikleri görevler karşılığında nakit para kazanıyorlar. Kitle kaynağı firmalarının kalesi durumundaki Amerika, aslında bu sektördeki firmaların girmesi hem kolay, hem de zor bir pazar. Neredeyse sektördeki tüm firmalar global oldukları için, dünyanın dört bir yanından edindikleri ekonomik kaynakları ABD pazarında tutunmak ve kendilerine parlak bir yer edinmek için kullanabilirler. Ancak, o kadar köklenmiş yerel firmalar da rekabeti bırakacak gibi değiller. Twentify, yüz binlerde kullanıcısının gücünü arkasına alarak ABD pazarına da damga vurabileceğini düşünüyor. İnanç, “Amerika’da değer katabileceğimiz büyük bir pazar olduğunu görüyoruz ve bu konuda çalışmalarımız hızla devam ediyor. Ürünümüz ve ekibimiz ile, Global oyuncuların olduğu bu tür pazarlara girebilecek güçteyiz. Her bir noktada verilecek işleri heyecanla bekleyen 200.000 kullanıcımız ile birlikte sağlam adımlarla, hedef ve çözüm odaklı olarak ilerlemeye devam ediyoruz” diyor. KOBİ ve harçlığını çıkartmaya çalışan öğrenci cenneti Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında oldukça iyi işleyen kitle kaynak platformunun, ABD’de nasıl bir başarım sergileyeceğini yakından izleyeceğiz.