Yılın 2. çeyreğinde 1. çeyreğin 2,8 katına tekabül eden 291.800 yeni mobil zararlı yazılım programı görüldü. Aynı çeyrekte 1. çeyreğin 7 katına tekabül eden 1 milyon mobil zararlı yazılım kurulum paketi bulundu.
Mobil bankacılık mobil tehditler için ana hedef olmayı sürdürdü. Kaspersky Lab’ın 2015 1. Çeyrek raporunda en az 29 bankacılık ve finans uygulamasına saldırma becerisine sahip SMS.AndroidOS.OpFake.cc Trojan’ından söz ediliyordu. Bu Trojan’ın 2. Çeyrekte ortaya çıkan en yeni sürümü 114 (dört kat fazla) bankacılık ve finans uygulamasına saldırma becerisine sahip. Ana hedefi, diğer uygulamaların yanı sıra özelikle birçok popüler e-posta uygulamasına saldırarak kullanıcı kimlik bilgilerini çalmak.
Web Saldırıları: finansal tehditler
Banka hesaplarına çevrimiçi erişim yoluyla para çalmaya yönelik olarak denenmiş zararlı yazılım bulaştırma girişimleri hakkında 5.900.000 bildirim gerçekleşti; bu rakam 1. Çeyreğe göre 800.000 düştü.
2015 2. çeyrekte Singapur, web kaynaklı bankacılık Trojan’ı saldırısına uğrayan Kaspersky Lab kullanıcısı sayısı bakımından lider oldu; Singapur’daki tüm Kaspersky Lab kullanıcılarının %5,3’ü bu süre içinde bu tehditle yüzleşti. Ardından gelen ülkeler ise İsviçre (%4.2), Brezilya (%4), Avustralya (%4) ve Hong Kong (%3,7) oldu. İlk 10’daki ülkelerin teknolojik olarak ileri ve/veya siber suçluların ilgisini çeken gelişmiş bir bankacılık sistemine sahip olduğunu gözden kaçırmayın.
Finansal tehditler çevrimiçi bankacılık sistemlerinin müşterilerine saldıran bankacılık zararlı programlarından ibaret olmadı. Bankacılık zararlı yazılımlarının (%83) dışında Bitcoin madencileri (%9) finansal tehditler arasında yer aldı; bunlar, bitcoin üretmek için kurbanın bilgisayarının bilgi işlem kaynaklarını kullanan zararlı programların yanı sıra bitcoin cüzdanı hırsızları (%6) ve tuş kaydediciler (%2).
Hedefli siber saldırılar
2. Çeyrekte Kaspersky Lab’ın Global Araştırma ve Analiz Ekibi dört adet siber casusluk kampanyasını ortaya çıkardı: CozyDuke, Naikon, Hellsing ve Duqu 2.0. Kurbanlar arasında kamu daireleri, ticari kuruluşlar ve diğer üst düzey hedefler bulunuyor.
İkinci çeyrekte ayrıca siber suçluların küçük ve orta ölçekli işletmelerle ilgilendiği görüldü; bu tür şirketler Grabit siber casusluk kampanyasının hedefi olmuştur. Siber suçlular kimya endüstrisi, nanoteknoloji, eğitim, tarım, kitlesel iletişim ve inşaat gibi ekonomi sektörlerine odaklandı.
Kaspersky Lab Global Araştırma ve Analiz Ekibi Baş Güvenlik Uzmanı Alexander Gostev şu yorumda bulundu: “2. Çeyrekte siber güvenliği düşünmek zorunda kalmadan akıllı şehirler geliştirmek isteyenleri hedefleyen Akıllı Şehirleri Güvenli Hale Getirme adı verilen önemli bir girişim başlattık. Güvenlik önlemleri geliştirme aşamasında planlanmazsa daha sonra ciddi sonuçlar doğurabilir ve geriye dönük iyileştirmeler o kadar da kolay görevler olmayabilir”.
Rakamlarla 2. Çeyrek
KSN verilerine göre Kaspersky Lab çözümleri dünyanın her yerindeki çevrimiçi kaynaklardan 379,9 milyon zararlı yazılım saldırısı algıladı ve bunları savuşturdu; bu rakam 1. Çeyrekten %19 daha az.
Üç aylık süre içinde dünyanın her yerinden İnternet kullanıcısı bilgisayarlarının %23,9’u en az bir kez web kaynaklı bir saldırıya maruz kaldı. Bu rakam 1. Çeyrekten yüzde 2,4 daha az.
1. Çeyrekten %8,4 daha az olan 26.000,000 benzersiz zararlı nesne algılandı. Bu nesneler arasında en sık görüleni AdWare.JS.Agent.bg komut dosyası oldu; bu komut dosyası reklamcılık programlarıyla bazı web sayfalarına bulaştırılmıştı. Mobil zararlı yazılımlar 3 kat arttı
Yılın 2. çeyreğinde 1. çeyreğin 2,8 katına tekabül eden 291.800 yeni mobil zararlı yazılım programı görüldü. Aynı çeyrekte 1. çeyreğin 7 katına tekabül eden 1 milyon mobil zararlı yazılım kurulum paketi bulundu.
Mobil bankacılık mobil tehditler için ana hedef olmayı sürdürdü. Kaspersky Lab’ın 2015 1. Çeyrek raporunda en az 29 bankacılık ve finans uygulamasına saldırma becerisine sahip SMS.AndroidOS.OpFake.cc Trojan’ından söz ediliyordu. Bu Trojan’ın 2. Çeyrekte ortaya çıkan en yeni sürümü 114 (dört kat fazla) bankacılık ve finans uygulamasına saldırma becerisine sahip. Ana hedefi, diğer uygulamaların yanı sıra özelikle birçok popüler e-posta uygulamasına saldırarak kullanıcı kimlik bilgilerini çalmak.
Web Saldırıları: finansal tehditler
Banka hesaplarına çevrimiçi erişim yoluyla para çalmaya yönelik olarak denenmiş zararlı yazılım bulaştırma girişimleri hakkında 5.900.000 bildirim gerçekleşti; bu rakam 1. Çeyreğe göre 800.000 düştü.
2015 2. çeyrekte Singapur, web kaynaklı bankacılık Trojan’ı saldırısına uğrayan Kaspersky Lab kullanıcısı sayısı bakımından lider oldu; Singapur’daki tüm Kaspersky Lab kullanıcılarının %5,3’ü bu süre içinde bu tehditle yüzleşti. Ardından gelen ülkeler ise İsviçre (%4.2), Brezilya (%4), Avustralya (%4) ve Hong Kong (%3,7) oldu. İlk 10’daki ülkelerin teknolojik olarak ileri ve/veya siber suçluların ilgisini çeken gelişmiş bir bankacılık sistemine sahip olduğunu gözden kaçırmayın.
Finansal tehditler çevrimiçi bankacılık sistemlerinin müşterilerine saldıran bankacılık zararlı programlarından ibaret olmadı. Bankacılık zararlı yazılımlarının (%83) dışında Bitcoin madencileri (%9) finansal tehditler arasında yer aldı; bunlar, bitcoin üretmek için kurbanın bilgisayarının bilgi işlem kaynaklarını kullanan zararlı programların yanı sıra bitcoin cüzdanı hırsızları (%6) ve tuş kaydediciler (%2).
Hedefli siber saldırılar
2. Çeyrekte Kaspersky Lab’ın Global Araştırma ve Analiz Ekibi dört adet siber casusluk kampanyasını ortaya çıkardı: CozyDuke, Naikon, Hellsing ve Duqu 2.0. Kurbanlar arasında kamu daireleri, ticari kuruluşlar ve diğer üst düzey hedefler bulunuyor.
İkinci çeyrekte ayrıca siber suçluların küçük ve orta ölçekli işletmelerle ilgilendiği görüldü; bu tür şirketler Grabit siber casusluk kampanyasının hedefi olmuştur. Siber suçlular kimya endüstrisi, nanoteknoloji, eğitim, tarım, kitlesel iletişim ve inşaat gibi ekonomi sektörlerine odaklandı.
Kaspersky Lab Global Araştırma ve Analiz Ekibi Baş Güvenlik Uzmanı Alexander Gostev şu yorumda bulundu: “2. Çeyrekte siber güvenliği düşünmek zorunda kalmadan akıllı şehirler geliştirmek isteyenleri hedefleyen Akıllı Şehirleri Güvenli Hale Getirme adı verilen önemli bir girişim başlattık. Güvenlik önlemleri geliştirme aşamasında planlanmazsa daha sonra ciddi sonuçlar doğurabilir ve geriye dönük iyileştirmeler o kadar da kolay görevler olmayabilir”.
Rakamlarla 2. Çeyrek
KSN verilerine göre Kaspersky Lab çözümleri dünyanın her yerindeki çevrimiçi kaynaklardan 379,9 milyon zararlı yazılım saldırısı algıladı ve bunları savuşturdu; bu rakam 1. Çeyrekten %19 daha az.
Üç aylık süre içinde dünyanın her yerinden İnternet kullanıcısı bilgisayarlarının %23,9’u en az bir kez web kaynaklı bir saldırıya maruz kaldı. Bu rakam 1. Çeyrekten yüzde 2,4 daha az.
1. Çeyrekten %8,4 daha az olan 26.000,000 benzersiz zararlı nesne algılandı. Bu nesneler arasında en sık görüleni AdWare.JS.Agent.bg komut dosyası oldu; bu komut dosyası reklamcılık programlarıyla bazı web sayfalarına bulaştırılmıştı. Elon Musk, Google’ın yapay zekasına savaş açtı
Yapay zeka, önümüzdeki 100 yılın en büyük tartışma konusu olacak. Giderek insan gibi düşünmeye başlayacak olan yapay zekadaki her gelişim, insanoğlunu daha da korkutacak ve mesele giderek daha da hararetle tartışılacak. Yapay zekayı geliştirmeye devam etmeli miyiz yoksa etmemeli miyiz?
Önümüzdeki on yıllar boyunca gündemde kalacağını tahmin ettiğimiz bu tartışma aslında şimdiden başladı. Ünlü bilim insanı Stephen Hawking, ısrarla ve hararetle yapay zeka çalışmalarının yasaklanması gerektiğini savunuyor ve yapay zekanın günün birinde insanoğlunu tehdit olarak görüp yok etmesinin kaçınılmaz olacağını dile getiriyor. Bill Gates’ten Elon Musk’a kadar pek çok ünlü ve etkili isim de onunla aynı fikirde ve geçtiğimiz haftalarda Elon Musk’ın imzaya açtığı, insan öldürecek yapay zeka çalışmalarının yasaklanmasına dair bir bildiriyi, dünyanın her yerinden 1000’den fazla bilim insanı, filozof ve toplum liderleri imzaladı.
Elon Musk şimdi, yeni bir beyanında, Google’ı yapay zeka çalışmaları nedeniyle ağır şekilde suçladı. Google’ın, insanlığı yok etme kapasitesine sahip olan robot filoları üretmek istemekle suçlayan Elon Musk’a göre, Google aslında ne yaptığının farkında değil.
Google’ın amacı insanlığı yok etmek değil ama iş dünyasına, fabrikalara, belediyelerin temizlik kadrolarına, evlerdeki temizlik/bakım işlerine uygun akıllı/düşünen robotlar üreterek, bu robotların satışından büyük kazançlar elde etmek.
Apple’ın ilk defa çok pratik, popüler, çekici bir dokunmatik ekranlı telefon ve tabletle ortaya çıkıp herkese bir telefon/tablet satıp dünyanın en zengin şirketi olması gibi, Google da yapay zeka alanında dünyanın bir numarası olmak istiyor ve herkese ve her kuruma akıllı robotlar satmak istiyor. Her sabah evinden işine giden insanlara, robot otomobiller, her sabah evini toplamak/temizlemek zorunda olan ev kadınlarına yardımcı robotlar, hastanelere hasta bakıcı robotlar, belediyelere temizlik robotları, polis departmanlarına güvenlik hizmeti veren silahlı robotlar, ordulara ön cephede çarpışacak asker robotlar…
Elon Musk’a göre, Google tüm bunları yaparken, isteyerek değil ama kazara, insanlara isyan ederek kendi özgürlüğünün peşinde koşacak, insanoğlunu da düşman olarak görecek çok tehlikeli bir yapay zeka geliştirecek ve hatta bunun farkında bile olmayacak. O asi yapay zeka da günün birinde, tüm robotları insanlarla savaşacak bir orduya çevirebilecek, kendi ordusunu yaratacak ve sonunda insanoğlunu yok edecek.
Google’ın CEO’su, Larry Page ise bu tür paranoyalar nedeniyle dünyadaki düzeni temelinden değiştirecek ve insanların hayatını olumlu yönde güzelleştirecek robot teknolojisine sırtımızı dönemeyeceğimizi savunuyor. Larry Page’in mantığı aslında, neredeyse 100 yıldır filozofların tartıştığı bir ütopyanın gerçek olmasına çok yaklaştığımızı vurguluyor. Bu ütopyaya göre, robotların doğru kullanımı sayesinde, insanların çalışmaya ihtiyacı olmayacak ve insanoğlu sadece sanat, bilim alanlarına yönelecek, dünyadan ve yaşamdan keyif almaya odaklanacak. Tüm “pis” işleri robotların yaptığı bir dünyada üretim artacak, bolluk ve refah yaşanacak, yaşam ekonomik anlamda çok daha ucuz hale gelecek ve insanlar arta kalan büyük zamanlarını kültürel faliyetlere, keyif işlerine, tatillere ve hatta tembellik yapma hakkına ayırabilecek.
Ancak ne var ki, bilim ve felsefe alanındaki ünlü isimler, yapay zekanın gerçek anlamda insan zekasına yaklaşması ve özgürce düşünmesi halinde, aslında köle olarak kullanıldıklarını fark edeceklerini ve isyan ederek insanlığa savaş açacaklarını hatırlatıyorlar. Bunun gerçekleşmesi ise sadece bir zaman meselesi. İnsanlar ve robotlar bu savaşı, bu yüzyıl içinde mi yoksa sonraki yüzyıllar içinde mi yaşar, bilinmez ama o savaş çıktığında, insan zekasının ve bedeninin, robotların zekası ve kas gücüyle başa çıkmasının imkansız olacağını tahmin etmek zor değil.
Telefonunuz yaz mağduru olmasın
Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte, tatilin en güzel anlarının fotoğraflanması ve kayıt altına alınması isteğine, internette paylaşılma da eklenince, deniz tatilinin en mağdur teknolojik cihazlarının başında cep telefonları geldi. Binlerce lira verilerek satın alınan cep telefonlarının sıvıyla tema etmesi, garanti kapsamına da girmeyince birçok kullanıcının tatili hasarlarla gölgelendi.
Yaz aylarında görülen kullanıcı hatalarının başında sıvı temasının geldiğini ifade eden Cepkask Genel Müdürü Tayfun Gülgeç“Cep telefonlarının sıvı teması genel olarak; fotoğraf çekme merakı, cepte unutularak suya girme talihsizlikleri ve arkadaş şakaları yüzünden kaynaklanıyor. Sıvı teması kullanıcı kaynaklı hasarlar arasında olduğu için garanti kapsamına da girmiyor. Fakat bu gibi durumlarla karşılaşanlar için bizim çözüm önerimiz güvence hizmet paketleri. Bu paket sayesinde deniz tatillerinde gönül rahatlığı ile selfie çekilebilir, yaşanılan anlar kayıt altına alınabilir” dedi.
Sıvı Temasına Maruz Kalan Cep Telefonlarına İlk Yardım Önerileri
Cep telefonların sıvı ile temasından sonra ilk olarak yapılması gerekenleri Cepkask Genel MüdürüTayfun Gülgeç şu sözlerle dile getirdi: “Sıvı ile temas eden telefonlar ilk olarak hemen kapatılmalı ve telefonun bütün parçaları birbirinden ayrılarak (SİM Kart, SD Kart, Batarya) hava teması ile kurumasını sağlamak gerekiyor. Telefonun içine sıvının girebileceği kulaklık girişi ve şarj girişi gibi yerlerden suyun tahliye edilmesini sağladıktan sonra da bir tabak pirincin içerisinde 48 saat kadar bekleterek açabilirsiniz. Fakat bu süre sonunda telefonunuzda hala nemlenme mevcut ise tamamıyla kuruyana kadar bekletmenizi tavsiye ediyorum.” Philips’ten USB Dock İstasyonlu Ayak
Daha fazla bağlantı, daha az yayıntı
Yepyeni Philips SB4B1928UB USB Dock İstasyonlu Ayak, kullanıcıların kendi seçtikleri yeni bir Philips ekran ile ya da VESA uyumlu (100 x 100’lik) herhangi bir ekran ile eşleştirebilecekleri şık, ergonomik bir ayaktan oluşuyor. 19 inçten 28 inçe kadar (48 cm’den 71 cm’e kadar) ekranları destekleyen bu yeni dock istasyonlu ayak, kullanıcılara ekran seçiminde (ve değiştirmede) daha fazla esneklik sunuyor.
Ayrıca ayak, pek çok farklı yerden çalışan mobil iş profesyonelleri tarafından tercih edilen en yeni ultra ince dizüstü bilgisayarlarla da iyi bir uyum gösteriyor. Daha hafif ve ince bilgisayarların en büyük dezavantajı olan sınırlı konektör olanağını telafi eden yeni dock istasyonlu bu ayak, dahili bir USB 3.0 aygıtı ve Ethernet sunuyor. MMD EMEA Bölgesi Başkan Yardımcısı Thomas Schade, “Kullanıcılar ofiste fişi takıp hemen çalışmaya başlayabilirler” diyor ve ekliyor: “Üstelik masanın üstündeki kablo yayıntısıyla uğraşmalarına da gerek yok. USB’nin tam kapsamlı olması sayesinde, yeni ayak, bir USB portu ile her dizüstü bilgisayar ile çalışıyor. Ofisteki çevre birimlerine, internete ve güç kaynağına anında sunduğu tek kabloluk erişim ile insanların hemen bağlantı kurmalarını sağlıyor.”
Görüntüleme deneyimini genişletmek Dock istasyonlu ayak, kullanıcılara kendi uygulamalarına en uygun olan ekran ölçüsünü, çözünürlüğü ve teknolojiyi seçme özgürlüğünü veriyor – üstelik 3840 x 2160 piksellik ayrıntılı 4K UHD çözünürlüğün büyüleyici netliğini de sunuyor. Eğer bir ekran yetmezse, kullanıcılar, HDMI, DisplayPort ve USB ile dock istasyonlu ayağa en fazla altı monitör bağlayabilirler – üstelik bunların hepsi hâlâ dock istasyonlu ayak ve dizüstü bilgisayar arasındaki tek bir USB kablosuyla mümkün. İşte bu da artan üretkenlik için kablo yayıntısı olmayan, çok monitörlü bir çalışma alanı yaratmanın kolay yolu. Masabaşı çalışanının sağlığı temel odak noktası.
Yeni Philips Dock istasyonlu ayak, hepsi bir arada basitliğine rağmen, Office kullanıcılarının ergonomik ihtiyaçlarına göre ayarlanabiliyor. Philips SmartErgoBase tasarımı ile, ayak yükseltilip alçaltılabilir, eğilebilir, sağa sola dönebilir ve ekran, kullanıcı için tam doğru pozisyona getirmek için döndürülebilir. Düşük çerçeve-masa mesafesi, özellikle çift odaklı, üç odaklı ya da progresif gözlük camı kullanıcıları için maksimum okuma rahatlığını beraberinde getiriyor. Ayrıca ayak, her ne kadar tek bir USB 3.0 kablo bağlantısı ile masalardaki kablo karmaşasının çoğunu ortadan kaldırsa da, aynı zamanda da çalışma alanını düzenli ve profesyonel tutmak için fazladan kablo yönetimi özelliklerine de sahip.
Yeni Philips SB4B1928UB USB Dock İstasyonlu Ayak, kurumsal talep üzerine sipariş edilebilecek.
Google Çeviri artık anında Türkçe görsel çeviri yapıyor
Google’ın çeviri hizmeti, uzun zamandır dünyadaki farklı kültürleri birbirine yakınlaştıran başarılı bir çeviri uygulaması olarak beğeni topluyordu. Google geçen sene, özellikle turistler için, yol tabelalarını, ilan panolarını, restoran menülerini anlaşılabilir bir dile çevirmek üzere, fotoğraf üzerinde çeviri yapan bir eklenti yayınlamıştı. Ancak bu eklenti, Türkçe için çalışmıyordu. Google şimdi mobil Çeviri uygulamasına Türkçe dahil 27 dil için anında görsel çeviri desteği getirdi. Yeni güncelleme, Google Türkiye resmi blogunda aşağıda yer alan açıklama ile duyuruldu:
“Bir Bakışta Dünyayı Kendi Dilinizde Görün…
Cep telefonlarımızda bulunan Google Çeviri uygulaması yardımı ile bugün yedi ayrı dilde yazılı metinleri görsel olarak anında çevirebiliyoruz. Uygulamayı açıktan sonra kameraya tıklayıp ister yol bir tabelası, ister bir yemek menüsü ya da çamaşır makinesi kullanma kılavuzu olsun, yazılı metne kameramızı doğrultup anında çevirisine ulaşabiliyoruz. Üstelik bu uygulamadan faydalanmak için internete veya cep telefonu şebekesine bağlı olmamız gerekmiyor.
Daha da fazla sayıda insan dünyayı kendi dillerinde deneyimleyebilsin diye bugün itibariyle Google Çeviri uygulamasını bir kez daha güncelleyerek anında görsel çeviri ile desteklenen dillere 20 tane daha ekleyerek toplamda 27 dile çıkarıyor, gerçek zamanlı sesli çevirileri çok daha hızlı hale getiriyoruz. Bu güncelleme ile birlikte artık dilediğimiz metnin Türkçesine de görsel olarak erişebileceğiz.
27 dildeki yazılı metinleri anında görsel olarak çevirin
Google Çeviri uygulamasına gidip, İngilizcenin yanı sıra çeviri yapmak istediğiniz dili seçip kamera düğmesine basın. Her bir dil için (yaklaşık 2 MB boyutunda) küçük bir dil paketi yüklemeniz istenecek.
Çevirmek istediğiniz metinleri farklı dillerde görmeye hazır mısınız?
Bağlantı Hızınız Sizi Sınırlamasın!
Bağlantı hızı düşük mobil şebekler pek çok gelişmekte olan pazarda online araçlara erişim konusunda zorluklara neden olabiliyor. Eğer mobil şebekelerin çekim gücünün problemli olduğu bir bölgede yaşıyorsanız, bu güncellememiz tam size göre. Anında görsel çeviriye ek olarak sesli konuşma modumuzu da (32 dil arasında gerçek zamanlı sesli çeviri yapacak şekilde) geliştirdik. Söz konusu güncellemeler birkaç gün içinde hem Android hem de iOS platformlarında yer almaya başlayacak.
Google Çeviri Topluluğu sayesinde her gün daha da gelişiyoruz
Bugünkü güncellemelerin yanı sıra çevirilerin kalitesini artırmak ve yeni diller eklemek için her gün çalışıyoruz. Bundan bir yıl önce dünyanın dört bir yanındaki birden fazla dil bilen insanların çeviri ve düzeltmelerini sunabileceği bir platform olan Google Çeviri Topluluğu’nu (Google Translate Community) duyurduk. Dil tutkunu milyonlarca kişinin katılımı sayesinde –ki şu ana kadar 100 milyondan fazla kelimeye ulaşıldı- 90’dan fazla dil çiftindeki çevirileri güncelledik ve topluluğumuz büyüdükçe daha da fazlasını güncellemeyi planlıyoruz.
Daha yapacağımız çok iş var: İnternetteki içeriğin yarıdan fazlası İngilizce ama İngilizce konuşanların oranı yalnızca %20 civarında. Bugünkü güncellemelerin birkaç dil engelini daha ortadan kaldırarak daha iyi iletişim kurmamıza ve ihtiyaç duyduğunuz bilgiye ulaşmamıza katkı sağlayacağına inanıyoruz.”
Google’ın, yeni servisi hakkında yayınladığı eğlenceli tanıtım videosunu aşağıda seyredebilirsiniz:
Periscope, futbol tutkunları yüzünden kapanabilir
İnternet sitelerinin kapatılmasının neredeyse olağan hale geldiği Türkiye’de bu kez bir mobil uygulamaya erişim engellenebilir. Çıktığı günden bu yana tüm dünyada büyük ilgi gören ve daha resmi dağıtımı başlamadan Twitter tarafından satın alınan Periscope uygulaması, bu anlamda bir ilke imza atabilir.
Sadece son kullanıcılar değil, kurumların da çeşitli lansman ve toplantıları sırasında kullanmaya başladığı Periscope’un telif hakları konusundaki ihlallerde adının geçtiğini ifade eden Bilişim Hukuku Derneği Başkanı Avukat Kürşat Ergün, özellikle şifreli yayınlanan maçların TV kanallarıyla birlikte aynı anda stadyumdaki seyirciler tarafından da Periscope üzerinden yayınlanmasına dikkat çekti.
Onlarca kişinin Fenerbahçe – Shaktar Donesk maçında bu uygulama ile yayın yaptığını kaydeden Ergün, yayın hakkına sahip şirketlerin hukuki yollara başvurmasını da beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor.
Anadolu Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Ergün, Periscope kullanıcılarının karşılaşabileceği hukuki sorunlar içinse şu yorumu yapıyor:
“Canlı yayın uygulamaları hukuka aykırı olarak kullanıldığında, telif sorunları başta olmak üzere birçok hukuki sorun ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sorumlu olan tek unsurun Periscope olmadığıdır. Canlı yayınları hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştiren ya da direkt olarak hukuka aykırı içerikleri yayınlayan kullanıcılar ‘ihlali gerçekleştiren kişiler’ olduğundan, direkt olarak sorumludurlar. Periscope her ne kadar bu tür yayınlara izin veren ya da denetlemeyen bir uygulama olsa da hukuka aykırı yayınları yapan kullanıcılar kendisi olduğu için asıl ihlali gerçekleştiren kişiler, kullanıcılar olmaktadır.” Sage Summit 2015’te teknoloji şovu

4G ihale şartnamesi değişti
Mayıs ayı ortalarında sektörün iyiden iyiye hazırlandığı 4G ihalesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5G çıkışı sonrası neredeyse bir son dakika değişikliğiyle 26 Ağustos’a ertelenmişti.Başkan Obama, exaflop engelini aşacak süper bilgisayar emri verdi
ABD, süper bilgisayarları çok önemsiyor ve bu konuda kimse onları suçlayamaz çünkü ülkedeki tüm bilimsel ve askeri araştırmalar süper bilgisayarlardaki hesaplamalara dayanıyor. Süper bilgisayarların yeterince “süper” olmaması halinde, çok sayıda önemli araştırma yıllarca uzayacak veya iptal olabilecek konuma gelebiliyor. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nı da, ordunun kurduğu özel bilgisayar merkezlerindeki stratejik hesaplamalar yardımıyla kazandığını da biliyoruz ki, bu zafer ABD’yi dünyanın lideri olarak tescilleyen en büyük etken oldu. ABD, İkinci Dünya Savaşı zaferi sonrasında Doların uluslararası alanda geçerli ticaret para birimi olmasını sağlamış, diğer ülkelerin para birimlerinin altın birikimi yerine dolar birikimi üzerinden değerlendirilmesini sağlamıştı. Kısacası, süper bilgisayarlar, ABD’nin dünyanın süper gücü olmasındaki payı yadsınamaz.
ABD şimdi, süper bilgisayarların daha fazla güçlenmesinin önündeki en büyük engel olarak kabul edilen exaflop engelinin aşılması için çalışmaya başlıyor. Exaflop engeli, bir bilgisayarın saniyede 10^18 işlem sınırının üzerine çıkamaması anlamına geliyor.
ABD ise kurduğu süper bilgisayar inisiyatifi ile devlet desteği ile daha fazla ve daha güçlü süper bilgisayar kurmak üzere çalışacak ve bu kez ABD başkanı Barack Obama da bu konuda ısrarcı.
Diğer bir deyişle, Obama bilim insanlarının, exaflop engelini aşacak bir yöntem bulmaları için çalışmalar yapmalarını ve devletin de bu çalışmaları desteklemesi kararını alarak, bilgisayar dünyasında yeni bir çağa girmemizi sağlayacak buluşların önünü açtı.
Exaflop engelinin aşılması için verilen zaman sınırı ise 2023… Yani ABD, 2023’ten önce, bu engeli aşabileceklerini hesaplıyor.
ABD’deki şu anda var olan en güçlü süper bilgisayarlar IBM tarafından inşaa edilen Twin Summit ve Sierra süper bilgisayarları. İki bilgisayarda saniyede 100 petaflop işlem yapabilme gücüne sahipler. Ancak ABD artık petaflop ile sınırlı kalmak istemiyor ve 1000 petaflop, yani exaflop hızına çıkmak istiyor. IBM veya süper bilgisayarlar üzerinde çalışan diğer kurumlar, devlet desteği ile bu hedefe, on yıl içinde ulaşacakmış gibi görünüyorlar.
Windows 10 ESET koruması altında
Bireysel tarafta ESET Smart Security ve ESET NOD32 Antivirus ürünlerinin en son sürümleri olan 7 ve 8’inci versiyonlar, Windows 10 ile uyumlu çalışıyor. Ancak daha eski ESET versiyonlarını kullananların, bunları güncellemeleri önem taşıyor. ESET Türkiye Satış Müdürü Barbaros Akkoyunlu’nun verdiği bilgiye göre; “ESET’in bütün versiyon güncellemeleri ücretsizdir. Ekstra bir ödeme gerekmemektedir.”
Kurumlarda 5 veya 6’ıncı sürümler olmalı
ESET, Windows 10’a geçiş yapmayı düşünen kurumların da ESET Endpoint Security ve ESET Endpoint Antivirus ürünlerinin son sürümleri olan 5 ya da 6’yı kullandıklarından emin olmalarını tavsiye ediyor. Eski versiyonlar Windows 10 ile uyumlu değil.
Güncel versiyonlarla Windows 10’a geçiş sorunsuz
Bireysel ve kurumsal kullanıcılar yukarıda aktarılan güncel ve lisanslı ESET sürümlerinden birini Windows 10 üzerinde sorunsuz kullanabilirler. Ayrıca Windows 7 veya Windows 8 üzerinden Windows 10’a yükseltme yaptıklarında tüm ayarları ve lisans bilgileri program üzerinde korunacaktır.
Türkçe ve İngilizce destek sayfası oluşturuldu
ESET, Windows 10 geçişlerinde bireysel ve kurumsal kullanıcıların sorularına cevap verebilmek adına destek sayfaları oluşturdu:
Türkçe: http://www.eset.com/tr/windows10-compatibility-free-update/
İngilizce: http://www.eset.com/int/windows10-compatibility-free-update/ Verisini yedeklemeyen büyük kaybediyor
Teknolojideki ilerleme ve dönüşümle beraber hemen tüm belge ve çalışmalarınız, profesyonel dokümanlarınız, kısacası tüm değerli içerikleriniz artık dijital formatta ve her yerde. Akıllı telefonunuzda, bilgisayarınızda, tabletinizde, evde, şirkette, okulda, tatilde, cebinizde ve masanızda… İçlerinde; çok değer verdiğiniz aile, arkadaş fotoğrafları, hayranı olduğunuz o meşhur rock grubunun müzikleri ve konser görüntüleri, arşivlediğiniz kült filmler ve takip ettiğiniz diziler, okul ödevleriniz ve projeleriniz, şirket dokümanlarınız, şahsi belgeleriniz, milyonlarınız olmasa da düzenli olarak tuttuğunuz muhasebe ve banka kayıtlarınız ve hayatınıza dair önemli birçok içerik mevcut.
Dünyada her yıl ortalama 60 milyon bilgisayar bozuluyor, 200.000 akıllı telefon çalınıyor veya kayboluyor. Tüm bunların sonucunda sayısız içerik kaybolup erişilemez hale geliyorken, sadece 4 kişiden 1’i düzenli olarak yedekleme yaptığını belirtiyor.
Peki, yedekleme ne demek? Özetle, bilgisayarınız, tabletiniz ve akıllı telefonunuzdaki tüm değerli içeriklerin ikinci bir kopyasını almak olarak tanımlayabiliriz. Tam güvenlik için yedeğin de yedeğini almak gereklidir. Böylece cihazınızın başına bir şey gelmesi durumunda içerikleriniz tamamen güvende olacaktır.
Yoksa sizin bir yedekleme planınız yok mu?
Sadece “kaydet”e tıklamak bir yedekleme planı olmadığı gibi, verilerin güvenle saklanması için de yeterli değildir. İçeriklerinizin sadece cihazınızda durmasıyla güvende olduklarını düşünüyorsanız veri kayıpları ile ilgili yapılmış araştırmalara göz atın:
** Elektronik cihaz kazalarının %51’i ev civarında gerçekleşiyor.
** Tüm veri kayıplarının %32’si yanlışlıkla silme, sürücüyü yeniden formatlama, bilgisayarı düşürme gibi insan hatalarından kaynaklanıyor.
** Ebeveynlerin %50’si çocukların elektronik aygıtlarına zarar verdiğini belirtiyor.
** ABD’de her hafta 12.000 dizüstü bilgisayar havaalanlarında bırakılıyor.
** Her yıl ABD’de 600.000 dizüstü bilgisayar evlerden, araçlardan çalınıyor veya umuma açık alanlarda bırakılıyor.
Bu ve bunun gibi beklenmeyen kazalar sebebiyle verileriniz silinebilir, kaybolabilir veya erişilemez hale gelebilir.
Online dünyanın yarısı Facebook kullanıcısı
Facebook, ilk kez ortaya çıktığında, ABD’deki üniversite öğrencilerinin birbirleriyle flört edebilmelerini kolaylaştırmak için kurulmuş farklı bir “dating” uygulaması olarak tasarlanmış olabilir ancak bu sosyal medya servisinin yaşadığı evrim, onu şu anda dünyanın en önemli sanal topluluğu haline getirdi. Daha da ötesi, Facebook artık pazarlama ve iletişim kampanyaları için tüm şirketlerin ilk önceliği arasında yer alıyor.
Facebook’un kullanıcı sayısı, Temmuz ayı başında 1.49 milyar kişiye ulaşmış durumda. Bu rakama, son üç ayda, ayda %13 oranında artan yeni kullanıcılar ile ulaşıldı.
Dünyada internete erişimi olan 3 milyar insan olduğunu düşünürsek, dünyanın dijital vatandaşlarının yarısının Facebook kullanıcısı olduğu anlaşılıyor.
Bu 1.5 milyar kişinin %65’inin ise her gün düzenli olarak Facebook’a girip hesaplarını kontrol eden, paylaşımda bulunan günlük kullanıcılar olduğunun da altını çizmek lazım.
Facebook’un bu hızlı büyümesi aynı zamanda gelirlerinin de hızla büyümesinin anahtarı. Reklamlara tıklayacak daha fazla insan demek, Facebook’un kasasına akan daha fazla dolar anlamına geliyor. İkinci çeyrekte Facebook’un gelirleri, 4.04 milyar dolara yükselmiş durumda. Bu da geçen yılın aynı dönemine göre Facebook’un gelirlerini %39 artmış olduğunu ifade ediyor. Gelirlerdeki en fazla büyüyen kalem ise, mobil reklam gelirleri. Yani, artık elinde telefonuyla Facebook’a giren kullanıcılar, Facebook’un önceliği haline gelmiş bulunuyor. Facebook’un araştırmalarına göre, ABD’deki mobil Facebook kullanıcıları, her beş dakikanın bir dakikadan fazlasını cep telefonlarında Facebook’u inceleyerek geçiriyorlar. Yani hayatlarının %20’den fazlası Facebook’ta sörf yaparak geçiyor.
Facebook’un gelirlerinin %39 artmasına rağmen giderlerinin de %82 oranında artarak 2.8 milyar dolara çıktığını anlıyoruz. Giderlerin artmasındaki en büyük nedenlerden biri Texas’ta kurulan yeni veri merkezi. Ayrıca yeni işe alımlar ve farklı alanlardaki yeni yatırımlar da giderlerin büyümesinin nedenleri arasında. Ancak Facebook bu yatırımların geri dönüşünü, önümüzdeki dönemde daha fazla kazanç olarak almayı umut ediyor. Ayrıca, video içeriklerinin hızla artması da şirketin alt yapısını güçlendirmek zorunda olmasının bir diğer nedeni. YouTube ile rekabet eden Facebook artık YouTube’dan daha büyük bir video içerik servisi haline gelmiş durumda. Tüm o videoların depolanması ve oynatılabilmesi için de alt yapıya sağlam yatırımlar yapmak gerekiyor. IBM’den akıllı su yönetimi çözümleri
Uluslararası kabul görmüş kriterlere göre “su azlığı” yaşayan bir ülke olan Türkiye, 2030 yılında kişi başına düşen su miktarının 1.100 metreküp seviyesine inmesi sonucu “su fakiri” bir ülke olma tehlikesi ile karşı karşıya. IBM, büyük veri analizi ve nesnelerin interneti başta olmak üzere bilgi teknolojilerinin kullanımı sayesinde bu tehlikenin bertaraf edilebileceğini belirtiyor.
IBM Akıllı Şehirler ve Endüstri Çözümleri İş Geliştirme Yöneticisi Bülent Ekuklu: “Su ile ilgili bilgi toplanması, bu bilgilerin analiz edilmesi ve doğru stratejilerin oluşturulması günümüzde akıllı su yönetimi konusunda uçtan uca çözümler sunan IBM’in başlıca iş hedeflerinden biri haline geldi. Sel riskinin önceden tahmin edilmesinden, temiz su kaynaklarının korunmasına kadar birçok alanda akıllı su yönetimi, hem doğanın korunmasını hem de ekonominin güçlenmesini mümkün kılabiliyor.”
Suyu doğru yönetmek için 10 yıldan fazladır çalışıyor
IBM 10 yılı aşkın bir süredir su konusunda özel çalışmalar yürütüyor ve bu alanda birçok çözümler geliştiriyor. 2008 yılında Amsterdam’da IBM Su Yönetimi İçin Global Mükemmellik Merkezi’ni kurarak bu alanda yeni bir atılım gerçekleştiren IBM, Hollanda gibi sığ kıyıya sahip ülkelerin küresel ısınmayla yaşayabilecekleri sorunları analiz etmek üzere çalışmaya başladı. IBM’in danışmanlık, teknoloji ve araştırma uzmanlığının yardımıyla bu merkez, benzer sorunları yaşaması muhtemel pek çok ülkeye gelecekte olabilecekleri önceden görme imkanı sağladı. Bugün dünya nüfusunun yüzde 60’ının deniz kıyısı ve nehir deltalarında yaşadığı dikkate alındığında, suyun doğru yönetiminin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
Her beş kişiden biri temiz sudan mahrum
Bugün temiz suya erişim son derece zor hale geldi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 1990’lardan bu yana sudaki oranı giderek artan arsenik, çağımızda pek çok kanser türünün de kaynağı… 2009 yılında IBM, Tokyo merkezli Central Glass ve King Abdul Aziz City for Science and Technology (KACST) ile gerçekleştirdiği işbirliği ile daha az enerji ile sudan tuzun arındırılmasına yönelik yeni bir teknoloji geliştirdi ve bu alandaki bilimsel çalışmalarını günümüzde de sürdürüyor. 2015 yılında IBM ve Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi işbirliğine giderek, karbon nanotüplerin su filtresi olarak kullanılması için deneyler yapmaya başladı. Mevcut sistemlerden çok daha az enerji kullanarak, çok daha etkin bir şekilde suyu temizlemeyi amaçlayan bu bilimsel çalışmaya dileyen herkes World Community Grid aracılığıyla ücretsiz destek olabiliyor.
Kaçakları önle ve milyarlarca litre suyu kurtar
Bugün, özellikle şehirlerdeki su taşınmasındaki kayıplar genellikle boru kaçaklarından ve buharlaşmadan kaynaklanıyor. Endüstri ve tarımda kaydedilen kayıp oranı, toplam su tüketiminin yüzde 90’ını oluşturuyor. Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin nüfusu ve ekonomik gelişimi arttıkça, suya olan ihtiyacı da dramatik bir şekilde artıyor. Durum her ne kadar ürkütücü görünse de, teknolojiden yararlanarak bu kayıpları önlemek ve suyu verimli kullanmak mümkün.
IBM Ankara Bölge Müdürü Onur Buçukoğlu konu hakkında: “Ekonomik gelişim ile doğal kaynakların korunması çoğu zaman birbirine zıt iki amaç gibi algılandı. Günümüzde ise teknoloji ve doğa arasındaki ilişki farklı bir boyut almakta. Büyük Veri Analizi ve Nesnelerin İnterneti gibi yeni teknolojiler insanın daha verimli ve üretken olmasını sağlarken, aynı zamanda doğayı daha iyi anlamamızı ve onu daha iyi korumamızı sağlayacak şekilde evriliyor. Türkiye’nin su fakiri olmaması için bugünden akıllı su yönetimi ile ilgili adımlar atılması gerekiyor” dedi. 2015’te 250 milyon e-fatura kesilecek
E-işletmeler, e-defter, e-fatura gibi uygulamalardan yararlanarak, maliyetlerini düşürüyor, vergi işlemlerini ve kayıtlarını dijital ortam da tutarak büyük tasarruf sağlıyorlar.
Maliye Bakanlığı raporuna göre 2015’te e-fatura ve e-arşiv ile sistemde 250 milyon elektronik fatura dolaşacak. 250 milyon e-fatura, şirketlerin ekonomisine 500 milyon liraya yakın tasarruf olarak geri dönecek. Zorunluluk kapsamında olmamasına karşın dileyen mükellefler de gerekli teknik altyapıyı kurmak ve Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan izin almak kaydıyla diledikleri zaman e-defter ve/veya e-fatura uygulamasına geçebiliyorlar. İşletmeler, maliye otoritesince getirilen zorunluluk kapsamında olup olmadıklarına bakmaksızın önemli maliyet avantajları sağlaması nedeniyle e-fatura, e-defter uygulamasına geçmeye gönüllü olacaklar
BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman da, işletmelerin e-işletmeye dönüşüm aşamalarıyla ilgili olarak yaptığı değerlendirmede şu detayların altını çizdi: “Dijitalleşme, içinde yaşadığımız dünyanın kurallarını hızla değiştiriyor. Bu hızlı değişime uyum sağlayanlar yaşamaya ve ilerlemeye devam ederken, dijitalleşme sürecinin gerisinde kalanlar elenmeye veya gerilerde kalmaya mahkûm oluyor. Dijitalleşmenin getirdiği yeni araçlardan biri de e-Fatura. e-Fatura ondan yararlanmayı bilen işletmelere büyük değer katacak. Vergi kaybını önlemek için uygulamaya konulan e-faturanın ilk senesinde entegratör hizmeti veren BimSA’nın sunduğu Edoksis yazılımı ile 2014 yılında toplam 3.100.000 adet e-fatura kesildi. E-fatura’ya geçiş yapan 20 bin şirkette, aylık 10 milyona yakın fatura ele alınıyor.”
Vergi sisteminin elektronik sürecinin geliştirilmesi ve günümüz koşullarına daha duyarlı hale getirilmesinin zaruri bir hal aldığına dikkat çeken BimSA Genel Müdürü Tunç Taşman, “Dijitalleşme çağında doğru yazılımlarla kayıtların elektronik ortamda tutulması ve aktarılması ile işletmeler zamandan ve işletme giderlerinden tasarruf ediyorlar. Dijital arşivleme (e-arşiv) sayesinde dosyaların arasında kaybolmuyorlar, istedikleri zaman eski faturalarınıza çok rahat ulaşabiliyorlar. Hızla değişen ekonomik hayata daha hızlı adapte olmayı sağlayacak olan bu düzenlemelerle etkin bir mali kontrol de sağlanabiliyor” diye ekledi. Özyeğin Üniversitesi Girişim Fabrikası
Gerçeğe en yakın 3D deneyimi
Christie tarafından yeni geliştirilen ve Türkiye profesyonel görüntü sistemleri pazar lideri Astel Elektronik güvencesiyle 2015 Sonbahar aylarında Türkiye’de satışa sunulacak olan Christie Mirage 304K, Japonya’nın en büyük 3D ve yüksek çözünürlüklü görüntü teknolojileri fuarı olan IVR’da tanıtıldı. Gerçeğe en yakın 3D deneyimini yaşatacak olan Christie Mirage 304K, fuardaki tanıtımının ardından ön sipariş talebi fazlalığı ile dikkat çekti.
Christie Mirage 304K’da kurumsal ve görüntüleme uygulamalarını farklılaştıracak artı-değerler!
Otomotiv, lokasyon-bazlı eğlence, kamu, askeri, bioteknoloji ve enerji gibi çok çeşitli sektörlerde kullanılacak 3D uygulamalar ve gelişmiş görüntüleme çözümleri düşünülerek özel olarak tasarlanan Christie Mirage 304K; 3D teknolojisinden ve tekli ya da çoklu kanal ekran kullanımından güç alan kurumsal ve görüntüleme uygulamalarını farklılaştıracak artı-değerler yaratıyor.
30,000 lümen parlaklığa ve 3-çip DLP görüntü teknolojisine sahip olan ve Christie TruLife Elektronik platformundan aldığı güç ile 1.2 Gigapiksele varan video-işleme desteği sunan Christie Mirage 304K; DisplayPort, HDMI ve HD-SDI’ın da aralarında bulunduğu zengin arayüz seçenekleri ile benzersiz özellikler taşıyor.
Konseptten tasarıma kadar süren tüm araştırma ve prototip geliştirme aşamalarında risk ve maliyetleri minimize ediyor!
Dahili Christie Twist özelliği ile kavisli ekran veya blend edilmiş çoklu-projektör uygulamalarında kullanılabilen Christie Mirage 304K’nın üstün görüntü kalitesi, yüksek renk performansı ve renk uyumu ile ürün geliştirme sürecinde benzersiz bir görsel kesinlik sağlıyor. Bu özellik, konseptten tasarıma süren araştırma ile prototip geliştirme aşamalarındaki risk ve maliyetleri de minimize ediyor.
Christie Mirage 304K dayanıklı tasarımı ile 7/24 güvenilir bir operasyonun güvencesi olurken, stereoskopik 3D teknolojisi ile kompleks verilerin görüntülemesini ve daha paylaşımcı bir iş ortamının geliştirilmesine de önayak oluyor.
Yeni Christie Mirage 304K, profesyonel görüntü sistemlerinde sınırları zorluyor!
Christie Mirage 304K’yı Türkiye pazarına sunacak olan Astel Elektronik’in Pazarlama Direktörü Kaan Kısakol; 360 derece 3D projeksiyon, 4K çözünürlük ve 120Hz tazeleme hızının aynı cihazda bir araya getirilmesinin projeksiyon teknolojilerinde devrimsel bir yeniliğe işaret ettiğini vurguladı.
Kaan Kısakol, “En ileri 3D projeksiyon ve görüntüleme çözümlerini geliştiren ve uygulayan Christie, yeni Mirage 304K ile profesyonel görüntü sistemlerinde sınırları zorlamaya devam ediyor. Christie Mirage 304K, Christie’nin patentlediği 6-cıva lambalı aydınlatma sistemine sahip ve gerçek 120Hz hızında çalışıyor. Türkiye’de de ön sipariş taleplerine açılan Christie Mirage 304K ile müşterilerimize dünyanın en unutulmaz görsel deneyimlerini yaşatacak, tam da ihtiyaçları olan çözümü sunuyoruz” dedi.
Vodafone ve Huawei’den 5G imzası
Tüm dünyada genişbant teknolojilerine öncülük eden Vodafone, 2020’de hayata geçirilmesi planlanan 5G çalışmalarını hızlandırıyor. Mobil genişbantın son teknolojisi olan 5G’yi global standart haline getirebilmek için stratejik işbirlikleri gerçekleştiren Vodafone, şimdi de Çinli teknoloji şirketi Huawei ile uluslararası bir mutabakat metni imzaladı.
Anlaşma kapsamında her iki şirket stratejik işbirliği doğrultusunda ortak bir çalışma grubu oluşturarak 5G testleri gerçekleştirecek ve kendi alanlarında birikimlerini bir araya getirecek. Vodafone Grubu daha önce 5G teknolojisinin araştırılması konusunda 2013 yılında Surrey Üniversitesi ve Carnegie Mellon Üniversitesi ile birlikte çalıştığını duyurmuş ayrıca Dresden Teknoloji Üniversitesi’nde dünyanın ilk 5G laboratuarını kurduğunu ilan etmişti.
Mobil hayatı kökten değiştirecek teknoloji, rekabetçi dijital bir ekonominin temellerini atacak
Araştırmacılar, henüz geliştirme aşamasının ilk evresinde olan 5G teknolojisiyle, mobil şebekelerin hız, esneklik ve sistem zekâsı gibi özelliklerinde köklü gelişmeler yaşanacağını tahmin ediyor. Buna göre, 5G teknolojisiyle birlikte, gecikme süreleri ciddi biçimde kısaltılarak yeni nesil makinelerarası iletişim (M2M) ve Nesnelerin İnterneti (Internet of Things-IoT) uygulamaları hayata geçirilebilecek. Tek bir şebekeye aynı anda çok sayıda cihazın bağlanması mümkün olabilecek. Spektrum verimliliğini artırması, ultra hızlı mobil şebeke erişimini genişletmesi beklenen 5. Nesil mobil iletişim teknolojisinin her aşamasını test edip araştırma geliştirme faaliyetleri yürütecek olan Vodafone ve Huawei’nin imzaladığı mutabakat anlaşmasının bu teknolojinin hayata geçirilmesi için oluşturulacak standardın belirlenmesinde kritik bir rol oynaması bekleniyor. İlk 5G uygulamalarının Güney Kore’de gerçekleştirilecek 2018 Kış Olimpiyatları’nda ve 2020’de Tokyo Olimpiyatları’nda yapılması öngörülüyor.
Vodafone Türkiye CEO’su Öğüt: Vodafone gelecek teknolojilerin Ar-Ge’sinde her zaman öncü adımlar atıyor, biz de global birikimimizi Türkiye’ye taşımak için sabırsızlanıyoruz
İki şirket arasındaki işbirliği hakkında değerlendirmelerde bulunan Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt, son genişbant teknolojileri için atılacak her adımı önemsediklerinin altını çizdi.
Öğüt şöyle konuştu: “Tüm dünyada telekomünikasyon sektöründe teknolojik gelişmelere öncülük eden bir şirket olarak, müşterilerimize mükemmel veri kullanım deneyimi yaşatmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Geçen sene içinde 5G teknolojisi için çok önemli bir adım atarak dünyanın ilk 5G laboratuvarını kuran ve bu laboratuvarda, araştırmacılara, şebeke donanım ve yazılımı, bilgisayar çipleri, spektrum ve bulut bilişim konularında 5G odaklı test ve değerlendirmeler yapma imkânı sunan Vodafone Grubu’nun şimdi de Çinli teknoloji şirketi Huawei ile atacağı adımların bu teknolojinin standartlarının oluşması için çok önemli olduğunu düşünüyoruz.”
2015/2016 finansal yılının Nisan – Haziran aylarını kapsayan döneminde abonelerinin data kullanımlarının %171 büyüdüğüne dikkat çeken Öğüt, “Bu artan talebi en iyi şekilde karşılamak için frekans ihalesinin 26 Ağustos’ta yapılacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu frekans ihalesi ile birlikte Türkiye’nin dijital dönüşümü için en son genişbant teknolojilerini Türkiye’ye getirecek olmanın heyecanını duyuyoruz. Hem yapılacak frekans ihalesi ile hem de Grubumuzun Huawei ile yaptığı anlaşma gibi 5G için atılan tüm adımları yakından takip ederek ülkemizi dijital dönüşüm yolunda ileri taşımaya devam edeceğiz” dedi.
“İki teknoloji devinin yaptığı işbirliği heyecan verici”
Şirketler için mekanik “Like” sayacı Smiirl
Dijital dünya ile sanal dünya arasında bağ kurmak kolay iş değil. Küçük veya orta ölçekli işletmelerin kendilerini müşterilerine tanıtmak için büyük çaba sarf ettiğini hepimiz biliyoruz ve bu çabanın önemli bir bölümü de sosyal medyadaki etkinliklere yoğunlaşıyor.
Yeni bir kafe/restoran açıldığında, Instagram üzerinde yayınladığı menü/misafir fotoğrafları o kafeye daha fazla müşteri çekmek için büyük önem taşıyor. Yeni ortaya çıkan bir butik, bulunduğu semtte çok meşhur olabilir ama semt dışından gelen potansiyel müşterilere kendilerini tanıtmak için, Facebook’ta ne kadar popüler olduğunu göstermesi büyük önem taşıyabiliyor.
İşte bu gibi durumlarda, KOBİ’lerin müşterilerine sosyal medya popülaritesini mağaza vitrininde gösterebilmesi için ortaya çıkan Fransız girişimi Smiirl, Avrupa’da şimdiden çok popüler hale gelmiş durumda. Şimdiden 400 bin Euro yatırım alan Smiirl’in tüm yaptığı ise, dijital dünyadaki sosyal medya hesaplarını gerçek dünyadaki “mekanik” bir sayaca bağlamak.
Tüketicilere çok sempatik görünen bu çözüm sayesinde, bir mağazaya girerken, onun sosyal medyada ne kadar popüler olduğunu da görebiliyorsunuz. İşletmecilerin büyük ilgisini çeken bu mekanik sayaçların dünyanın farklı bölgelerinde, dijital veya mekanik olarak farklı şekillerde kopyalanması da an meselesi.
Kısacası, yakın zamanda mağazaların girişlerinde, şirketlerin ön ofislerinde Facebook, Instagram, Twitter popularitesini gösteren minik panolar gördüğümüzde şaşırmayalım, bu küçük sayaçlar işletme dünyasının yeni modası olacak gibi görünüyor.
Etohum yedi yaşında
Gelecek vadeden başarılı girişimcileri yatırımcılarla buluşturarak 2008’den bu yana yeni ekonominin hareketlenmesinde aktif rol oynayanEtohum, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerden üniversitelerin kuluçka merkezlerine, dünya çapındaki yatırımcı ve mentorlardan risk sermayesi şirketlerine kadar girişimcilik ekosistemini oluşturan tüm aktörlerle işbirliği halinde çalışarak, yedi yıl içinde Türkiye’yi ve girişimcileri yepyeni bir dünyayla tanıştırdı.
Bu süre içinde Türkiye’de iş dünyasının ve ekonomik kültürün çok da hoşnut olmadığı “başarısızlık” kavramı üzerine özel bir zirve bile düzenleyen Etohum, her seferinde girişimcilerin, hayallerin ve düşüncelerin sınırlarını zorlamayı başardı; daha iyisini yapmak ve daha ileri gitmek için girişimcilere ve yatırımcılara ilham verdi.
Her yıl düzenlenen Startup İstanbul buluşmasını bölgenin en önemli internet ve girişimcilik etkinliği haline gelen Startup Turkey konferasıyla destekleyerek Türkiye’den çıkan girişimcileri dünya girişimcilik arenasına taşımayı başaran Etohum, Avrasya’dan Afrika ve Avrupa’ya kadar artan bir ivmeyle her yıl yaklaşık 50 ülkenin temsilcilerini ağırlamaya başladı. Artık gelenekselleşen San Francisco ve Londra organizasyonları ise, girişimcilerin ve yatırımcıların ufkunu genişletmeyi, “network” adı verilen o kritik iş bağlantılarını okyanus ötesine taşımayı başardı.
Etohum, kitlesel fonlamadan halk ulaşım bilgilendirme sistemlerine, mobil oyun geliştiricilerden yenilikçi online yayıncılık çözümlerine kadar pek çok farklı alanda geleceğin teknolojilerini yaratma hedefiyle yola çıkan girişimleri destekleyerek, her seferinde yelpazeyi biraz daha büyüttü. Yedi yılda “girişimciliğin 5n1k’sı”nı yazan Etohum, Türkiye’nin girişimcilik haritasını renklendirdi.
Nereden nereye?
“Yedi yıl kulağa çok uzun bir süre gibi gelmese de aslında yedi yıl öncesine göre çok şey değişti” diyen Etohum Kurucusu Burak Büyükdemir, dünden bugüne girişimcilik ekosistemini şöyle özetliyor: “Bu süreçte girişimcilik ‘bir işte dikiş tutturamayanların hayali’ olmaktan, milyon dolarlık şirketler yaratan bir iş tercihine dönüştü. Başlarda neredeyse hiç yatırımcının bulunmadığı ekosistemde, bugün birçok önemli yatırım platformu bulunuyor. O günlerde küçük toplantı odalarında yapılan girişimci buluşmaları, bugün en büyük konferans salonlarına taşınmış durumda. İlk Startup Turkey’i 40 kişiyle düzenlemiştik. Bu yıl ise Startup Turkey 2015, dünyanın dört bir yanından gelen 1.500 kişiyi buluşturdu. Elbette yolun başlarında olduğumuzu biliyoruz. Türkiye’de girişimciliğin gitmesi gereken uzun bir yol var. Ancak yedi yılda hep birlikte önemli işler başardık ve Türkiye ekonomisine önemli girişimler kazandırırken melek yatırımcılığın gelişmesi adına Bireysel Katılım Sermayesi Sistemi’nin geliştirilmesi için çok çabaladık. Bir sonraki yedinci yılımızı kutlarken de tüm ekosistemin çok daha ilerlemiş olacağından eminiz. Bu yolda bizlerle birlikte olan tüm iş ortaklarımıza, destekçilerimize ve girişimcilerimize teşekkür ederiz. Birlikte nice yıllara!”
Rakamlarla 7 yılda Etohum
Etohum 7 yılda Startup Turkey, Startup İstanbul, Girişimcilik Zirvesi, Başarısızlık Zirvesi, Master in Growth, Etohum Café gibi her yıl düzenlenen 350 toplantıya 70.000 katılımcı çekti, toplantılar sırasında online olarak 400.000 tekil kullanıcıya ulaştı. Bu sure içinde birbirinden farklı girişimcilerin ve yatırımcıların yer aldığı 1500’ü aşkın online video üreten Etohum’un web sitesi de 7 yılda 1.350.000 erişim aldı.
Etohum 2008-2015 yılları arasında 12.000 girişimci başvurusu aldı, bu başvurular arasından 1.900 girişimciyle yüz yüze görüştü. Etohum’un zorlu süreçleri sonunda seçilen 250 girişimin yarısı ise 7 yıl sonunda hala ayakta kalmayı başarırken, Etohum’un ortak olduğu 60 girişimden 20’si girişimcilik ekosisteminde önemli bir konuma ulaştı. 








