Samsung Galaxy Z Fold7’nin işlemcisi belli oldu!

0

Samsung’un yeni katlanabilir telefonu Galaxy Z Fold7’nin Snapdragon 8 Elite işlemcisi ile geleceği kesinleşti. Daha önce bazı raporlar, Samsung’un bu modelde Exynos 2500 çipini kullanacağını öne sürse de, üretim sürecinde yaşanan verimlilik sorunları nedeniyle şirketin tercihini Qualcomm’dan yana kullandığı belirtiliyor. Samsung, Galaxy S25 serisini de tamamen Snapdragon 8 Elite çipi ile piyasaya sürmüştü ve görünen o ki, katlanabilir modellerde de benzer bir yol izleniyor.

Galaxy Z Fold7’nin işlemcisi sonunda ortaya çıktı

Exynos 2500’ün üretim kapasitesindeki sıkıntılar nedeniyle büyük ekranlı katlanabilir cihazlar için yeterli performansı sunamaması, bu kararın arkasındaki en önemli nedenlerden biri olarak gösteriliyor. Ancak, Galaxy Z Flip7’nin hangi işlemciyi kullanacağı henüz netlik kazanmış değil.

Galaxy Z Fold 6 ultra

Galaxy Z Fold7’nin, Galaxy S25 serisinde yer alan ProScaler teknolojisini destekleyeceği de söyleniyor. Bu özellik, izlenen içeriklerin çözünürlüğünü cihaz üzerinde dinamik olarak artırmayı sağlıyor. Ancak ekran parlaklığı açısından büyük bir değişiklik beklenmiyor; cihazın maksimum parlaklık değeri 2600 nit olarak korunacak. Depolama ve bellek seçeneklerinde de herhangi bir değişiklik olmayacak; 256GB, 512GB ve 1TB depolama alanına sahip, 12GB RAM’li modeller sunulacak.

Öte yandan, Galaxy Z Flip7’nin kamera detayları sızdırılmış olsa da önemli bir yenilik barındırmadığı görülüyor. Samsung’un yeni katlanabilir modellerinde donanımsal değişikliklerden çok, yazılım iyileştirmelerine odaklandığı belirtiliyor. Galaxy S25 serisinde de benzer bir strateji izleyen şirket, kullanıcı deneyimini artırmaya yönelik yazılımsal geliştirmelere ağırlık veriyor. Bu doğrultuda, Samsung’un katlanabilir telefon pazarında donanımdan çok, yazılım tarafında fark yaratmayı hedeflediği söylenebilir.

Türkçe Galaxy AI, Samsung’un satışlarını artırdı!

Samsung Electronics Türkiye Mobil İş Birimi Sorumlu Başkan Yardımcısı Murat Azdemir, Türkiye’nin Samsung için önemli bir pazar haline gelmesinin ardındaki dinamikleri ayrıntılı bir şekilde açıkladı. Azdemir, son üç yıldır Türkiye’deki satışların beklentilerin çok üzerinde olduğunu belirterek, yıllık ortalama 11 milyon akıllı telefon satışına ulaşıldığını vurguladı. Bu veriler, Türkiye’nin Samsung için küresel çapta öncelikli pazarlar arasında yer almaya başladığını gösteriyor. Samsung, bu dönemde Türkiye pazarındaki varlığını daha da güçlendirerek, burada satışlarını artırmayı hedefliyor.

Türkçe Galaxy AI, Samsung’un satış oranlarını yükseltti

Türkiye’nin Samsung için öncelikli bir pazar olarak kabul edilmesinde, son dönemdeki satış artışlarının etkisi büyük. Murat Azdemir, özellikle 2024 yılında Türkçe desteği sunan Galaxy AI paketinin lansmanının ardından Galaxy S24 serisinin satışlarında yüzde 20’lik bir artış yaşandığını belirtti. Galaxy AI, Samsung’un yapay zeka destekli özelliklerinin yerel kullanıcı ihtiyaçlarına daha uygun hale gelmesini sağladı. Bu yenilik, kullanıcı deneyimini iyileştirerek daha fazla tüketiciyi cezbetti.

Türkçe Galaxy AI, Samsung'un satış oranlarını yükseltti.

Azdemir ayrıca, Türkiye’nin Samsung için sadece akıllı telefon satışlarında değil, aynı zamanda şirketin genel operasyonları için de stratejik bir pazar olarak daha fazla önem kazandığını söyledi. Türkiye’nin bu kadar büyük bir satış hacmine ulaşmasının ardından Samsung, Türkiye’yi “öncelikli operasyon grubu” olarak kabul etti ve bu da yeni ürünlerin ve hizmetlerin ilk olarak Türkiye’de sunulmasına olanak sağlıyor. Samsung’un yeni ürünleri, özellikle Premium segmentteki akıllı telefonlar ve Galaxy AI gibi gelişmiş yapay zeka destekli hizmetlerin, bu yıl Türkiye pazarında daha fazla yer alması bekleniyor.

Sonuç olarak, Samsung’un Türkiye’deki operasyonları artık şirketin küresel stratejisinde daha fazla ön plana çıkıyor. Türk tüketicilerinin Samsung’un yeni teknolojilerini hızla benimsemesi ve yerel ihtiyaçlara yönelik çözümler sunulması, Türkiye’nin bu önemli pazar içinde daha da güçlenmesini sağlayacak gibi görünüyor.

Volkswagen kullanılmayan fabrikalarını rakiplerine devredecek!

0

Volkswagen, son yıllarda özellikle elektrikli otomobil pazarında beklediği satış rakamlarına ulaşamayınca, üretim tesisleri konusunda radikal kararlar almaya hazırlanıyor. Almanya başta olmak üzere Avrupa genelinde ekonomik zorlukların etkisiyle otomobil üreticileri büyük bir baskı altında kalırken, Çinli markaların hızla yükselmesi, geleneksel üreticileri zor durumda bırakıyor. Volkswagen de bu değişen dengeler karşısında üretim kapasitesini optimize etmek için yeni bir strateji geliştirmeye çalışıyor. Daha önce Almanya’daki üç fabrikasını kapatmayı planlayan şirket, sendikaların tepkisi üzerine bu karardan geri adım atmıştı. Ancak satışlardaki düşüş nedeniyle bazı üretim bantları atıl duruma geçti. Şimdi ise şirket, boşta kalan bu tesisleri tamamen kapatmak yerine Çinli elektrikli otomobil üreticilerine kiralamayı veya devretmeyi değerlendiriyor.

Volkswagen kullanılmayan fabrikalarını resmen rakiplerine devredebilir

Volkswagen’in Audi markasının CEO’su Gernot Döllner, bu seçeneğin kesinlikle düşünülebilecek bir alternatif olduğunu belirtirken, şirketin finans direktörü (CFO) David Powels da bu fikre tamamen açık olduklarını ifade etti. Powels, “Dinamik bir dünyada tüm seçeneklere açık olmanız lazım.” diyerek, Çinli rakiplerle iş birliği yapılmasının Volkswagen için stratejik bir hamle olabileceğini vurguladı. Volkswagen, yılda 16 milyon araç üretme kapasitesine sahip olmasına rağmen, küresel pazardaki talep şu an sadece 14 milyon seviyelerinde.

Bu nedenle, üretim tesislerinin bir kısmını kapatsa bile mevcut talebi rahatlıkla karşılayabiliyor. Ancak sendikalarla yapılan anlaşmalar nedeniyle doğrudan kapatma kararı almak yerine farklı çözümler üretmek zorunda kaldı. Boş kalan üretim tesislerinin Çinli markalara devri de bu çözümlerden biri olarak öne çıkıyor.

Volkswagen gibi Avrupa’nın sembol şirketlerinden birinin, üretim tesislerini Çinli üreticilere devretmeyi değerlendirmesi, küresel otomotiv endüstrisindeki dengelerin ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor. Çinli elektrikli otomobil üreticileri, gelişmiş batarya teknolojileri, daha düşük maliyetli üretim süreçleri ve agresif fiyatlandırma stratejileriyle Avrupalı rakiplerine karşı büyük bir üstünlük kurmuş durumda. Avrupa Birliği, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillere ek gümrük vergileri getirerek Avrupalı üreticileri korumaya çalışıyor. Ancak şu ana kadar atılan bu adımların rekabeti dengelemek için yeterli olmadığı görülüyor. Çinli markaların yükselişi karşısında Volkswagen gibi devlerin nasıl bir yol izleyeceği, önümüzdeki dönemde otomotiv sektörünün geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri olacak.

Samsung, kulaklıklarda kayıpsız ses dönemine giriyor!

0

Samsung, kablosuz ses teknolojisinde büyük bir yeniliğe hazırlanıyor ve Bluetooth’un sınırlarını aşarak ultra geniş bant (UWB) teknolojisini kullanmayı planlıyor. Geçmişte ses iletimi, uzun yıllar boyunca 3.5 mm jak girişi ve kablolu kulaklıklar üzerinden sağlanıyordu. Ancak Apple’ın iPhone 7 modeliyle 3.5 mm kulaklık girişini kaldırmasıyla birlikte sektör kablosuz ses teknolojisine yöneldi ve Bluetooth kulaklıklar yaygınlaştı. Samsung ise şimdi bu standardı bir adım öteye taşıyacak bir teknoloji üzerinde çalışıyor.

Samsung, kulaklık teknolojisinde kayıpsız ses dönemine girecek

ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi’ne yapılan bir başvuruya göre, Samsung gelecekteki Galaxy Buds modellerinde Bluetooth yerine UWB tabanlı bir ses iletim yöntemi kullanmayı planlıyor. Patent açıklamalarına göre, ilk bağlantının yine Bluetooth üzerinden kurulacağı ancak ses aktarımının UWB üzerinden gerçekleştirileceği belirtiliyor. Bu yaklaşım, Bluetooth’un uzun süredir eleştirilen gecikme ve bant genişliği kısıtlamalarına çözüm getirebilir. UWB teknolojisi, düşük gecikme süresi, minimum parazit, daha yüksek veri aktarım hızı (20 Mbps’ye kadar) ve daha düşük güç tüketimi gibi avantajlar sunuyor.

Bluetooth teknolojisinin mevcut bant genişliği sınırlamaları nedeniyle kayıpsız ses aktarımı sağlanamıyordu. Ancak UWB sayesinde kayıpsız ses deneyimi mümkün hale gelecek. Bu da Samsung’un Galaxy Buds serisini daha cazip hale getirerek kulaklık satışlarını önemli ölçüde artırabilir. Ancak bu teknolojinin avantajlarından tam olarak yararlanabilmek için kaynağın, yani telefon, tablet veya bilgisayarın UWB donanımına sahip olması gerekiyor. Neyse ki Samsung, Apple ve Google’ın premium modelleri zaten UWB donanımıyla geliyor.

Samsung, UWB ile ses aktarımında yeni bir dönemin kapısını aralarken, Qualcomm ise XPAN destekli kulaklıklarla Wi-Fi üzerinden ses iletimi yapmayı planlıyor. Bu da gelecekte kablosuz ses deneyiminin ciddi oranda gelişeceğini ve kullanıcıların çok daha yüksek kaliteli, düşük gecikmeli bir ses deneyimi yaşayacağını gösteriyor.

OpenAI o1, Copilot sayesinde ücretsiz oluyor!

OpenAI, geçtiğimiz eylül ayında yanıt üretmeden önce daha fazla düşünme süresi ayıran o1 modelini piyasaya sürmüştü. Özellikle matematik, bilim ve kodlama gibi karmaşık alanlarda daha derinlemesine analiz yapabilen bu model, başlangıçta yalnızca ücretli ChatGPT Plus, Pro ve ChatGPT Team kullanıcılarına sunuluyordu. Ancak Microsoft, Copilot kullanıcıları için o1 modelini ücretsiz hale getirerek bu gelişmiş yapay zeka modeline daha geniş bir erişim imkanı sağladı.

OpenAI o1, Copilot sayesinde resmen ücretsiz oldu

Microsoft’un “Think Deeper” (Derin Düşün) olarak adlandırdığı o1 entegrasyonu, Copilot’un daha karmaşık sorunları analiz edebilmesine olanak tanıyor. Kullanıcılar, Copilot arayüzünde bulunan Think Deeper düğmesine tıklayarak yapay zekanın belirli bir soruyu tüm yönleriyle ele almasını sağlayabiliyor. Yaklaşık 30 saniye süren bu işlem, kapsamlı ve detaylı analizler sunarak özellikle karar verme süreçlerinde, karşılaştırmalı analizlerde, kod yazımında ve uzun vadeli planlamalarda rehberlik sağlıyor.

OpenAI o1, Copilot sayesinde resmen ücretsiz oldu.

İlk olarak Ekim ayında Copilot Labs kapsamında duyurulan bu özellik, şimdi tüm Copilot kullanıcılarına ücretsiz olarak sunuluyor. Microsoft AI CEO’su Mustafa Suleyman, LinkedIn üzerinden yaptığı açıklamada, milyonlarca kullanıcının bu fırsattan yararlanabilecek olmasından büyük heyecan duyduğunu belirtti ve gelecekte duyurulacak yeni özellikler hakkında ipuçları verdi.

Copilot’un Think Deeper özelliği, Windows uygulaması, web arayüzü ve mobil platformlarda kullanılabiliyor. Yapılan testlerde, “Bir haritayı birbirine komşu bölgeler aynı renk olmayacak şekilde sadece dört renk ile renklendirmek mümkün mü?” sorusuna dayalı olarak dört renk teoremini temel alan doğru bir yanıt verdiği görüldü. Ancak masaüstü uygulamasında yanıt üretiminde sorun yaşanırken, mobil uygulama soruya 30 saniye içinde doğru bir şekilde yanıt verebildi.

ESA Ay’a kargo göndermeyi planlıyor!

0

Avrupa’nın ilk Ay aracı Ay’a kargo ve bilimsel araçlar götürecek. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Ay’ın yüzeyine ilk iniş aracını fırlatmayı hedefliyor. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Ay’ın yüzeyine ilk iniş aracını fırlatmayı hedefliyor.  Kısa bir süre önce ESA, Argonaut adı verilen bu aracı inşa etmek üzere İtalyan Thales Alenia Space ile önemli bir sözleşme imzaladı.

ESA Ay aracı için sözleşme imzaladı

Thales, Argonaut kargo iniş aracı için Ay İniş Elemanı (LDE) geliştirmek üzere ESA’dan yaklaşık 900 milyon dolarlık bir sözleşme aldı. Bu iniş aracı ESA’nın 2030’larda Ay’a yapacağı görevler için hayati önem taşıyor ve Ay yüzeyine kargo ve bilimsel araçlar taşıyacak. SA’nın Argonaut’u Avrupa’nın Ay’a bağımsız erişimini sağlayacak bir Ay kargo aracıdır.

Argonaut iniş aracı, uzun Ay geceleri ve gündüzleri de dahil olmak üzere Ay ortamının aşırı koşullarına dayanabilecektir. Ayrıca, beş yıl boyunca çalışması beklenmektedir ve bu da onu sürekli Ay keşfi için kilit bir bileşen haline getirmektedir. Argonaut uzay aracının üç ana bölümden oluşması bekleniyor: Ay iniş modülü (seyahat ve iniş için), faydalı yük ve kargo platformu (iniş aracı ile faydalı yükü birbirine bağlayan).

Thales Alenia Space, Argonaut görevi için Ay iniş modülünü inşa etmek üzere havacılık ve uzay mühendisliği şirketi OHB ile birlikte bir Avrupa konsorsiyumuna liderlik edecek. Ekip 2030 yılında Argonaut Ay’a İniş Elemanı’nı teslim ederek 2031 yılında ilk operasyonel görev olan ArgoNET’in önünü açacak.

Ekip 2030 yılında Argonaut Ay İniş Elemanı’nı teslim ederek 2031 yılında ilk operasyonel görev olan ArgoNET’in önünü açacak. Argonaut’un ilk görevinin Ay’ın güney kutbuna navigasyon, iletişim ve güç sistemleri ulaştırarak Avrupa’nın ticari Ay keşiflerinin önünü açacağı bildiriliyor.

Argonaut izole bir proje değildir. ESA tarafından Ay’da sürekli bir varlık oluşturmak için yürütülen daha büyük ve koordineli bir çabanın ayrılmaz bir parçası olarak geliştiriliyor. İniş aracı, Gateway gibi diğer ESA sistemleriyle sorunsuz çalışacak şekilde tasarlanacak. Gateway, Ay’ın yörüngesinde dönmesi planlanan bir uzay istasyonudur. Lunar Link, Ağ Geçidi ile Ay yüzeyi arasında iletişim sağlayacaktır.

Ayrıca iniş aracı, Ay’da iletişim ve navigasyon hizmetleri sağlamak üzere planlanan bir ESA projesi olan Moonlight ile entegre olacak. Bu iddialı proje, başta NASA’nın Artemis programı olmak üzere uluslararası Ay programlarına önemli bir katkıdır.

Gemiler kendi karbon salımını yakalayacak

Dünyanın tam ölçekli karbon emme sistemine sahip ilk gemisi emisyonu yüzde 70 azaltıyor. Gemideki sistem, gemiden çıkan CO2 emisyonlarının yüzde 70’ini yakalayacak ve karada kullanılmak üzere depolayacak.

Norveçli bir denizcilik şirketi olan Solvang ASA, tam ölçekli bir gemide karbon yakalama ve depolama (OCCS) sistemine sahip dünyanın ilk gemisi Clipper Eris’i hizmete sundu. Yapılan basın açıklamasında, sistemin emisyonların yüzde 70 oranında azaltılmasına yardımcı olacağı ve depolanan karbonun gıda işleme endüstrisinde yeniden kullanılmasına olanak sağlayacağı belirtildi.

Gemiler kendi karbon salmını yakalayarak çevreci hale gelecek

Gemicilik sektörü küresel ticaret için çok önemlidir, ancak fosil yakıtlarla çalışan bu sektör büyük bir karbon salınımına neden olmaktadır. Tahminlere göre gemicilik, toplam insan kaynaklı karbon emisyonlarının yüzde üçüne katkıda bulunmakta ve bu etkiyi daha temiz yakıtlar yoluyla azaltma çabalarını teşvik etmektedir.

Hidrojen potansiyel bir yakıt alternatifidir, ancak teknolojinin gerçek dünya senaryolarında kullanılabilmesi için hala olgunlaşması gerekmektedir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) 2050 yılına kadar operasyonlardan kaynaklanan net sıfır emisyona ulaşma kararını ancak yakın zamanda kabul etmiş olsa da, on yılı aşkın bir süredir emisyonları azaltmaya yönelik düzenlemeler uygulamaktadır.  Norveçli Solvang ASA şirketi bu çabaların ön saflarında yer almıştır. Şirket 2011 yılında, daha enerji verimli gemiler yapmak ve gaz devridaimini kullanarak zararlı emisyonları ortadan kaldırmak için bir program başlattı.

2021 yılında, bir karbon yakalama ve depolama sistemi geliştirmek için CO2 yıkayıcı üreticisi Wärtsilä ile işbirliği yaptı ve bunu 1,2 MW’lık bir sistem üzerinde test etti.  2023 yılında şirket, Norveçli teknoloji inkübatörü Enova’dan fon aldı ve MAN Energy Solutions ve araştırma enstitüsü SINTEF ile işbirliği yaparak dünyanın ilk tam ölçekli OCCS sistemini etilen taşıyıcı Clipper Eris üzerinde piyasaya sürdü. Gemi, komple bir yenileme için Singapur’daki bir kuru havuza gönderildi. Gemideki yeni OCCS teknolojisi, gelecekte uygulanacak daha katı emisyon düzenlemelerini karşılayacak şekilde donatıldı.

Clipper Eris yedi megavatlık bir ana motora sahip. OCCS sistemi, gemide depolanmak üzere sıvılaştırılacak olan karbondioksiti izole etmek için yıkayıcı ve egzoz temizleme sistemleriyle birlikte çalışacaktır. Solvang ASA CEO’su Edvin Endresen bir basın açıklamasında: “Mevcut temizleme teknolojisiyle birlikte gemide karbon yakalama, dünyanın derin deniz filosunun karbonsuzlaştırılması için önemli bir kestirme yoldur. Bu, gelecekteki gemiler için en umut verici çözümlerden biri olarak öne çıkıyor” dedi.

Drone’lar artık kaza yapmayacak!

MIT’nin çarpışmaya dayanıklı yeni teknolojisi binlerce insansız hava aracı olan MIT drone ve otomobili aynı anda kontrol edebiliyor. Yöntem, uyarlanabilir güvenlik bölgelerini hesaplayarak katı yollar olmadan gerçek zamanlı navigasyon sağlar. MIT drone kazaları, robotları, drone’ları ve sürücüsüz arabaları içeren bir kategori olan “çok etmenli sistemlerde” güvenliği yönetmenin zorluklarının altını çiziyor.

MIT drone yönetim teknolojisini iyileştirdi.

Buna karşılık MIT mühendisleri, bu sistemlerin kalabalık ortamlarda güvenli bir şekilde çalışmasını garanti eden yeni bir eğitim yöntemi geliştirdi. Ekip, küçük MIT drone’ları uçuş ortasında pozisyon değiştirme ve hareket halindeki araçlara iniş yapma gibi görevleri yerine getirmeleri için eğiterek gerçek dünyada başarılı olduklarını gösterdi. Simülasyonlarda, aynı eğitimin binlerce drone ölçeklenebileceğini ve büyük sistemlerde güvenli çalışmayı sağlayabileceğini gösterdiler.

Çok etmenli sistemlerde güvenlik için tasarım yapmak, genellikle mühendislerin her etkenin diğer tüm etmenlere göre potansiyel yollarını hesaba kattığı karmaşık, çift yönlü yol planlaması gerektirir. Bu süreç zaman alıcıdır, hesaplama açısından pahalıdır ve her zaman güvenliği garanti etmez. Örneğin MIT drone gösterilerinde, her bir drone önceden belirlenmiş bir yolu takip eder, beklenmedik potansiyel engellerden habersizdir ve adaptasyon için çok az alan bırakır. Araştırmacılar, her bir ajan için özel yol planlamasına güvenmek yerine, az sayıda ajanın güvenli bir şekilde gezinmek için eğitildiği ve herhangi bir sayıda ajana ölçeklendirilebilen bir yöntem geliştirdiler.

Bu yaklaşım katı yollara odaklanmak yerine, aracıların güvenlik sınırlarını (içinde kalmaları gereken sınırlar) sürekli olarak haritalandırmalarını sağlar. Bu sınırlar içinde kaldıkları sürece, görevlerini tamamlamak için herhangi bir yolu seçebilirler. MIT drone yöntemi, insanların sezgisel olarak çevrelerinde nasıl gezindiklerini taklit ediyor ve güvenliği korurken değişikliklere uyum sağlıyor.

MIT’de yüksek lisans öğrencisi ve çalışmanın ortak yazarı Oswin So: “Diyelim ki çok kalabalık bir alışveriş merkezindesiniz. Etrafınızda güvenli bir şekilde dolaşmak ve kimseye çarpmamak açısından yakın çevrenizdeki, örneğin sizi çevreleyen 5 metrelik alandaki insanlar dışında kimseyi önemsemezsiniz. Bizim çalışmamız da benzer bir yerel yaklaşımı benimsiyor.” diyor

Elon Musk ulusal güvenlik tehdidi mi?

0

Elon Musk liderliğindeki Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), ABD Hazine Bakanlığı’nın hassas ödeme sistemlerine erişim hakkı kazandı. Bu sistemler, yıllık trilyonlarca dolarlık federal ödemeleri, Sosyal Güvenlik, Medicare ve gazilere yapılan yardımları içeriyor. Hazine Bakanı Scott Bessent, DOGE ekibine “sadece okuma” izni verdi. Bu erişim, faaliyetlerin belgelenmesi ve izlenmesi şartıyla sağlandı. Ancak, siyasi atamaların bu tür kritik sistemlerde yetki sahibi olması alışılmadık bir durum. Bu durum, güvenlik ve gizlilik endişelerini artırıyor.

Elon Musk ulusal risk oluşturabilir

Demokrat Senatör Ron Wyden, bu erişimin ulusal güvenlik riskleri oluşturabileceğini belirtti. Wyden, “Siyasi operatörlerin bu hassas sistemlere tam erişim sağlaması için iyi bir neden düşünemiyorum.” dedi. Ayrıca, bu tür bir yönetimin ABD’nin itibarını ve ekonomisini tehdit edebileceğini vurguladı.

Elon Musk ise DOGE’nin amacının hükümet verimliliğini artırmak ve maliyetleri düşürmek olduğunu savunuyor. Musk, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda, Hazine’nin ödeme onay memurlarının, bilinen dolandırıcı veya terörist gruplara bile ödemeleri onaylamaları talimatını aldıklarını iddia etti. Ancak, bu iddiayı destekleyecek ek bilgi sunmadı.

Hazine’nin ödeme sistemi, ABD ekonomisinin ana finansal damarlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu sistemdeki herhangi bir kesinti, geniş çaplı ekonomik aksamalara yol açabilir. Eski Hazine yetkilileri, siyasi atamaların bu sistemin yönetiminde yer almasının alışılmadık olduğunu ve güvenlik ile gizlilik protokollerinin önemini vurguluyor.

DOGE’nin bu erişimi, federal hükümetin arka ofis işlevlerini kontrol etme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Musk, Twitter’ı satın aldığında uyguladığı maliyet azaltma stratejisini burada da uygulamayı planlıyor. Bu strateji, Personel Yönetimi Ofisi ve Genel Hizmetler İdaresi gibi ajansları da kapsıyor.

Bu gelişmeler, hükümet verimliliği ile kritik ulusal finansal sistemlerin güvenliği arasındaki denge konusunda tartışmalara yol açtı. DOGE’nin bu sistemlere erişimi, hükümetin mali işleyişini nasıl etkileyecek? Bu soruların yanıtları, önümüzdeki günlerde daha da netleşecek.

Lityum çıkarma için yeni yöntem geliştirildi!

0

ABD’li bilim insanları yüzde 75 daha az emisyonla yüzde 92 verimli elektrikli lityum çıkarma yöntemi geliştirdi. Spodümen mineraline uygulanan bir elektrik alanı, araştırmacıların lityum iyonlarını verimli bir şekilde çıkarmasını sağlayarak geleneksel yöntemlerin olumsuz etkilerini önledi. Penn State’teki araştırmacılar cevherden lityum elde etmek için elektrokimyasal bir yöntem geliştirdi. Elektrik akımı ve hidrojen peroksit kullanan bu yöntem, lityum üretiminde devrim yaratarak elektrikli araçların ve taşınabilir elektronik cihazların yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir.

Lityum çıkarma için keşfedilen yeni yöntem ne anlama geliyor?

Penn State’de enerji mühendisliği yardımcı doçenti ve projenin baş araştırmacısı Feifei Shi: “Bunun gerçekten bir devrim olduğunu düşünüyoruz” dedi. Araştırmacılar bir basın açıklamasında “Lityum elde etmenin iki yaygın yolu var: büyük tuzlu su göllerinden ya da kaya oluşumları içine gömülü lityum cevherinden. Şu anda lityumun yüzde 70’i düşük maliyeti nedeniyle tuzlu sulardan elde ediliyor, ancak her ikisinin de önemli yan etkileri var” dedi.

Tuzlu su ekstraksiyonu, lityum tuzlarını ayırmak için büyük tuz göllerinin buharlaştırılmasını içerir. Uygun maliyetli olsa da, bu işlem zaman alıcıdır ve çevredeki ortama ciddi zarar verebilir, bitki yaşamını destekleyemeyen çorak topraklar bırakabilir. Bu arada, cevher liçi kaya oluşumlarından lityumu çıkarmak için güçlü asitler ve yüksek sıcaklıklar kullanır. Ancak, aşırı ısı önemli miktarda enerji tüketimini gerektiriyor.

Shi, “Öncelikle, her gün bu ısıya dayanmak için gereken ağır hizmet altyapısını düşünün; bu maliyetli ve işçiler için potansiyel bir tehlike. İkinci olarak, sadece lityum üretmek için çevremizden ödün veremeyiz.Elektrikli araçlar üretmenin daha sürdürülebilir bir yolunun olması, bir çarpan görevi görebilir ve net sıfır emisyona ulaşmamıza yardımcı olabilir” dedi.

Araştırmacılar, spodümen mineraline elektriksel bir alan uygulayarak, geleneksel yöntemlerle ilişkili olumsuz etkiler olmaksızın lityum iyonlarını verimli bir şekilde çıkarabildiler. Araştırmacılar, geleneksel yöntemlerle karşılaştırılabilir yüzde 92,2’lik bir ekstraksiyon verimliliği elde ederken, işlem süresini önemli ölçüde azalttı ve ek saflaştırma adımlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırdı.

İyonik rüzgar teknolojisi soğutma verimliliği sağlayacak

0

İyonik rüzgar teknolojisi ile veri merkezinin soğutma enerjisi tüketiminde yüzde 60 azalma meydana gelecek. Start-up, soğutma enerjisi tüketimini yüzde 60’a kadar azaltabilecek bir teknoloji olan İyonik Rüzgar Amplifikatörünü geliştirdi.

İyonik rüzgar teknolojisi nasıl çalışıyor?

Veri merkezleri çok fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor ve bu enerjinin büyük bir kısmı mikroişlemcileri soğutmak için kullanılıyor. Ionic Wind Technologies adlı İsviçreli bir girişim, çok fazla güç kullanan makineleri soğutmak için yeni bir teknoloji yarattı ve bunun şu anda sahip olduğumuzdan daha verimli olduğunu söylüyorlar. Girişim, soğutma enerjisi tüketimini yüzde 60’a kadar azaltabilecek bir teknoloji olan Ionic Wind Amplifier’ı geliştirdi.

Start-up kurucusu Donato Rubinetti: “Havayı doğrudan elektrikle şarj ederek hızlandırıyoruz. Elektrik akımı doğrudan hava akımına dönüştürüldüğünden, motor, rotor veya fan kanadı aracılığıyla enerji tüketen ve gürültülü ara adımlar ortadan kalkıyor” diyor.

İyonik rüzgar teknolojisi hava akımı yaratmak için elektrostatik alanlar kullanır. Ancak şimdiye kadar, hava akışının düşük hızı yaygın kullanımını sınırlıyordu. Ionic Wind Technologies patentli bir amplifikatör ile bu zorluğun üstesinden geldi. Amplifikatörün temel bileşeni, iyonik rüzgarı önceki tel tabanlı sistemlerden çok daha verimli bir şekilde üretmek için özel olarak tasarlanmış iğne elektrotları.

Hava akımı amplifikatörünün iyonik rüzgarı, yeni elektrotlar ve akış için optimize edilmiş muhafaza sayesinde hızlandırılmıştır. Coandă etkisinden yararlanan benzersiz gövde tasarımı, hava akışını daha da güçlendirir.

Rubinetti: “Bu iki yenilik bir araya geldiğinde ileriye doğru büyük bir adım oluşturuyor ve önemli ölçüde daha iyi performansla tamamen yeni uygulama alanları açan İyonik Rüzgar Amplifikatörünü oluşturmak için birleşiyor” dedi. Şirket tarafından geliştirilen özel tasarım iğne uçları, daha az enerjiyle iki kat daha fazla hava akış hızı elde ediyor.  Hava akımı amplifikatörü için ilk tasarımlarda simülasyonlarda teller kullanılıyordu. Ancak tellerin gerçek dünya testlerinde simülasyonlarda öngörülenden farklı performans göstermesi, ekibin iğne uçlarına geçmesine yol açtı.

Ekip, performansı en üst düzeye çıkarmak için iğne uçlarının her yönü, hatta ucundaki mikroskobik eğri üzerinde çalıştı. Bu elektrotlar, hava akışını yönlendiren ve güçlendiren güçlü, asimetrik bir elektrik alanı yaratıyor. Sivri uçları aynı zamanda geleneksel tel elektrotlara göre daha kompakt bir muhafaza sağlıyor.

Xiaomi 15 Ultra’nın fotoğrafçılık kiti ortaya çıktı!

0

Xiaomi’nin merakla beklenen yeni amiral gemisi modeli 15 Ultra, fotoğrafçılık yetenekleriyle dikkat çekmeye devam ediyor. Son sızıntılar, cihazın fotoğrafçılık kitinin de önemli bir rol oynayacağını ortaya koyuyor. Xiaomi 15 Ultra, FCC sertifikasyon sürecinden geçti ve Çin’deki 3C sertifikasında fotoğrafçılık kitinin de yer aldığı bildirildi. Bu kit, önceki modeldeki özellikleri barındırırken, yeni eklemeler ve yenilikler olup olmayacağı henüz netleşmiş değil.

Xiaomi 15 Ultra’nın fotoğrafçılık kiti gündem oldu

Geçtiğimiz yıl piyasaya sürülen modelde bir kamera tutacağı, lens adaptör halkaları, lens kapağı ve askı kayışı gibi unsurlar bulunuyordu. Bu yılki modelde ek özelliklerin olup olmayacağı ise merak konusu.

Xiaomi 14 k

Xiaomi 15 Ultra’nın teknik özellikleri de oldukça iddialı. Cihaz, Qualcomm Snapdragon 8 Elite işlemcisinden güç alacak ve 16 GB RAM ile 512 GB depolama alanı sunacak. 6.7 inç LTPO OLED ekranı, 120 Hz yenileme hızıyla kullanıcıya yüksek performans sunacak. Kamera tarafında ise, 50 MP çözünürlüğünde bir ana sensör, 50 MP ultra geniş açılı lens, 50 MP 3x telefoto lens ve 200 MP periskop telefoto lens ile donatılacak. Bu periskop lens, makro çekim özellikleri ve 4.3x optik zoom sunacak. Xiaomi’nin, bu kamera sistemiyle profesyonel düzeyde fotoğrafçılık deneyimi vaat ettiği görülüyor.

Pil kapasitesi olarak ise 6.000 mAh batarya, 90W kablolu ve 80W kablosuz şarj desteği sunacak. Ayrıca ekran altı ultrasonik parmak izi sensörü ve çift uydu bağlantısı gibi premium özelliklere sahip olacak. Xiaomi 15 Ultra’nın küresel pazarda Mart 2025’te satışa sunulması bekleniyor. Xiaomi, bu güçlü özellikleriyle amiral gemisi modelini piyasaya sürdüğünde, akıllı telefon dünyasında büyük bir yankı uyandırması muhtemel görünüyor.

Gmail’in iPhone uygulaması yeni tasarımıyla karşımıza çıkıyor!

0

Google, iOS cihazlarında Gmail uygulamasını Materyal Tasarım 3 (Material You) ile güncelleyerek önemli bir görsel değişim gerçekleştirdi. Materyal Tasarım 3, kullanıcı arayüzlerini daha modern, şık ve uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir tasarım dili olarak, Google’ın uygulamalarında görsel bütünlüğü artıran ve kullanıcı deneyimini iyileştiren bir dizi yeniliği içeriyor. Gmail uygulamasındaki bu güncelleme, özellikle arayüzdeki renkler, simgeler ve buton tasarımlarında belirgin değişiklikler getiriyor.

Gmail’in iPhone uygulaması yeni tasarımıyla geliyor

Ana ekranındaki arama çubuğu, önceki yuvarlatılmış dikdörtgen formundan farklı olarak, daha modern bir şekilde tasarlanarak hap şeklinde bir yapıya bürünmüş. Bu, uygulamanın genel tasarımında daha yumuşak hatların ve daha modern bir estetiğin hakim olmasını sağlıyor. Ayrıca, Google Chat ve Google Meet gibi diğer iletişim araçlarında da benzer tasarım değişiklikleri yapılmış. Bu ekranlarda da arama çubuğunun ve genel tasarım ögelerinin şekli, daha yuvarlak ve minimal bir hale getirilmiş.

Gmail'in iPhone uygulaması yeni tasarımıyla geliyor.
Gmail’in iPhone uygulaması yeni tasarımıyla geliyor.

Görsel olarak, Materyal Tasarım 3’ün en dikkat çekici özelliği renk paletindeki değişiklikler. Özellikle mavi tonları daha belirgin bir şekilde öne çıkarılmış, kırmızı renk ise daha az kullanılmış. Bu değişiklik, uygulamanın daha modern ve uyumlu görünmesini sağlıyor. Ayrıca, Gmail uygulamasının temalarına bağlı olarak, açık ve koyu modda renk tonlarında da farklılıklar görülebiliyor. Örneğin, koyu modda arayüzde kullanılan mavi tonları daha belirgin ve dikkat çekici bir şekilde tasarlanırken, açık modda daha yumuşak geçişler ve tonlar tercih ediliyor.

E-posta oluşturma butonunda da önemli bir değişiklik yapılmış. Koyu modda, e-posta oluştur butonu artık daha canlı bir mavi renkte yuvarlak bir dikdörtgen şeklinde tasarlanmış. Bu, butonun daha kolay fark edilmesini ve kullanıcının dikkatini çekmesini sağlıyor. Aynı zamanda, e-posta okuma ekranında sağ üst köşedeki taşma simgesi de değiştirilmiş. Artık bu simge, önceki üç dikey noktadan oluşan tasarım yerine, daire içine yerleştirilmiş yatay noktalar şeklinde bir tasarım sunuyor. Bu simge tasarımı, hem görsel olarak daha uyumlu hem de kullanıcı dostu bir hale getirilmiş.

Google, Gmail uygulamasını sadece görsel açıdan değil, işlevsellik açısından da geliştirmiş. Google Chat, yakın zamanda Materyal You tasarımı ile güncellenmişken, diğer Workspace uygulamaları (Drive, Dökümanlar, E-tablolar, Slaytlar ve Meet) henüz Materyal Tasarım 3 ile güncellenmedi. Ancak, Gmail uygulamasındaki bu değişiklik, diğer uygulamalara dair bir ön izleme niteliği taşıyor. Google’ın ayrıca Arama, Haritalar, Fotoğraflar, Çeviri ve Gemini gibi uygulamalarında da Materyal Tasarım 3’ün özellikleri aktif durumda.

Son olarak, Gmail uygulamasının yeni sürümü 6.0.250119 numarasıyla kullanıcıların erişimine sunuldu. Bu sürüm, Materyal Tasarım 3 ile uyumlu görsel değişikliklerin yanı sıra, uygulamanın genel hız ve verimliliğini de artıracak geliştirmeler içeriyor. Yeni tasarım, yalnızca estetik açıdan değil, aynı zamanda kullanıcıların uygulamayı daha rahat ve verimli kullanmalarını sağlayacak işlevsel güncellemeler de sunuyor.

DeepSeek’e engel geldi!

İtalya, kişisel verilerin korunmasına yönelik endişeler nedeniyle Çinli yapay zeka uygulaması DeepSeek’e erişim engeli getirdi ve konuyla ilgili soruşturma başlattı. İtalyan Kişisel Verilerin Korunması Kurumu (GPDP), DeepSeek’in kullanıcı verilerini nasıl işlediğine dair yeterli bilgi sağlamadığını belirterek, uygulamanın Apple ve Google mağazalarından kaldırılmasına karar verdi. Yetkililer, DeepSeek’in chatbot hizmetini sağlayan Çinli şirketlerden gelen açıklamaların yetersiz bulunmasının ardından bu adımı attıklarını duyurdu.

İtalya, Çinli DeepSeek’in uygulamasına resmen engel getirdi

Daha önce OpenAI’nin ChatGPT uygulaması da benzer nedenlerle İtalya’da engellenmişti. Mart 2023’te GPDP, ChatGPT’nin kişisel veri toplama politikalarının ihlal edildiğinden şüphelenerek soruşturma başlatmış ve uygulamanın erişimini geçici olarak durdurmuştu. OpenAI, kullanıcı gizliliğini daha iyi koruyacağını ve veri işleme süreçlerine şeffaflık getireceğini taahhüt ettikten sonra, Nisan 2023’te yasak kaldırılmıştı.

İtalya, Çinli DeepSeek'in uygulamasına engel getirdi.

DeepSeek, ChatGPT ve diğer Batılı rakiplerine kıyasla çok daha düşük maliyetle benzer performans sunmasıyla dikkat çeken bir yapay zeka modeli olarak öne çıkıyor. Apple’ın uygulama mağazasında kısa sürede zirveye yerleşen bu yapay zeka, büyük teknoloji şirketlerinin hisselerinde düşüşe yol açarak piyasada yankı uyandırmıştı. Ancak, İtalyan yetkililerin aldığı karar, DeepSeek’in Avrupa pazarındaki geleceğini belirsiz hale getirirken, kullanıcı verilerinin güvenliği konusunda uluslararası düzeyde yeni tartışmaların fitilini ateşledi.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli.

Robotaksi şirketi Waymo, 10 yeni şehre açılıyor!

Waymo, 2025 yılında otonom sürüş sistemlerini geliştirmek amacıyla 10 yeni şehirde test süreçlerine başlayacağını duyurdu. İlk etapta Las Vegas ve San Diego’da gerçekleştirilecek testler, şirketin farklı sürüş koşullarına ve bölgesel trafik dinamiklerine adapte olmasını sağlamayı hedefliyor. Test araçları başlangıçta manuel olarak kullanılacak ve bu operasyonlar doğrudan ticari bir robotaksi hizmetinin başlatılacağı anlamına gelmese de, gelecekte böyle bir adımın atılmasını da tamamen dışlamıyor.

Robotaksi şirketi Waymo, 10 yeni şehre daha açılacak

Las Vegas, kendine özgü yol yapısı ve yoğun turistik trafiği nedeniyle Waymo’nun otonom sistemlerini zorlayacak önemli bir test alanı olarak seçildi. Şehirde geleneksel şerit çizgileri yerine yol yüzeyine yerleştirilen Botts noktaları bulunuyor ve bu durum, otonom araçların algılayıcıları için farklı bir zorluk oluşturuyor. Ayrıca otel-vale giriş çıkışlarının karmaşıklığı, sistemin şehir içi trafiğe adaptasyonu açısından önemli bir deneyim sağlayacak. San Diego ise şirketin daha önce operasyon yürüttüğü diğer bölgelere benzediğinden, mevcut teknolojinin farklı bölgelerde ne kadar iyi çalıştığını test etmek için seçildi.

Sürücüsüz Waymo

Waymo, bu genişleme kapsamında Austin, Atlanta ve Miami gibi şehirlerde de test süreçlerine başlamayı planlıyor. Şirketin amacı, daha fazla veri toplayarak yapay zeka tabanlı sürüş sistemlerini geliştirmek. Örneğin, farklı şehirlerdeki acil durum araçlarının tasarımları değişiklik gösterdiğinden, Waymo araçlarının bu detayları nasıl algıladığı test edilecek.

Şirket, her test şehrine en fazla 10 araç göndermeyi ve bu araçları birkaç ay boyunca manuel olarak ticari merkezlerde kullanmayı planlıyor. Test sürecinin ne kadar mesafe kat edileceğine dair kesin bir bilgi paylaşılmasa da, istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmesi hedefleniyor.

Galaxy S25’in kamera yenilikleri eski modellere de gelecek!

0

Samsung’un Galaxy S25 serisi, özellikle Pro kullanıcıların ilgisini çekecek yeni kamera özellikleriyle tanıtıldı. Galaxy Unpacked etkinliğinde duyurulan bu seri, önceki modellere kıyasla büyük yenilikler sunmasa da, gelişmiş kamera yetenekleriyle öne çıkıyor. Başlangıçta yalnızca Galaxy S25 modellerine özgü olacağı düşünülen bu özelliklerin, One UI 7.1 güncellemesiyle eski Galaxy cihazlarına da gelebileceği belirtiliyor.

Galaxy S25’in kamera yenilikleri eski modeller için de sunulacak

Samsung, One UI 7 güncellemesiyle fotoğraflara nostaljik bir hava katan altı yeni filtre dahil olmak üzere toplam on yeni filtre ekledi. Kullanıcılar artık bu filtreleri renk sıcaklığı ve kontrast gibi ayarlarla özelleştirebiliyor. Ayrıca, yapay zeka destekli bir özellik sayesinde, farklı ışık ve renk ayarlarında profesyonel görünümlü fotoğraflar çekmek daha kolay hale geliyor.

Video tarafında ise Samsung, renkler üzerinde daha fazla kontrol imkanı sunan “Log Video” formatını kullanıma sundu. Bu format, videoların renk tonları üzerinde ince ayarlar yapmaya olanak tanıyor. Varsayılan olarak yalnızca Pro video modunda aktif olan bu özellik, kullanıcılar tarafından özelleştirildiğinde standart video modunda da kullanılabiliyor. Bunun yanı sıra, artık standart hale gelen 10 bit HDR video kaydı sayesinde videolar daha zengin renklere ve daha gerçekçi bir görünüme kavuşuyor.

Galaxy S25 serisine eklenen dikkat çekici bir diğer yenilik ise sanal diyafram özelliği. Bu özellik, fotoğraflardaki arka plan bulanıklığını daha ayrıntılı bir şekilde ayarlamayı sağlıyor ve yalnızca raw formatında kullanılabiliyor. Portre moduna kıyasla daha hassas bulanıklık kontrolü sunan bu özellik, profesyonel fotoğrafçılık deneyimi isteyen kullanıcılar için büyük bir avantaj sağlıyor.

One UI 7.1 güncellemesi yayınlandığında, bu yeni kamera özelliklerinin eski Galaxy cihazlarda da kullanılabilir hale gelmesi bekleniyor. Böylece Samsung’un kamera tarafındaki en yeni teknolojilerinden yalnızca Galaxy S25 sahipleri değil, daha önceki Galaxy modellerini kullananlar da faydalanabilecek.

Windows 11, iPhone’la dosya paylaşımını kolaylaştırıyor!

0

Microsoft, Windows 11 ile iPhone kullanıcıları için büyük bir adım atarak Phone Link uygulamasına iPhone entegrasyonu ekledi. Bu yeni özellik sayesinde iPhone sahipleri, telefonlarına doğrudan Windows 11’in Başlat menüsünden erişebilecek. Uzun süredir Android cihazlarla çalışan Phone Link, şimdi iPhone’ları da destekleyerek Windows ekosisteminde daha kapsamlı bir mobil bağlantı sunuyor.

Windows 11, iPhone’la dosya paylaşımını resmen kolaylaştıracak

Yeni entegrasyon, AirDrop benzeri bir kullanım sunarak kullanıcıların arama, mesajlar, bildirimler, müzik kontrolü, pil durumu ve paylaşılan dosyalara erişmesine olanak tanıyor. Böylece Windows 11, iPhone sahipleri için daha kullanıcı dostu hale geliyor.

Windows 11, iPhone'la dosya paylaşımını resmen kolaylaştıracak.

Ancak bu özellikten faydalanmak isteyenlerin bazı gereksinimleri karşılaması gerekiyor. Öncelikle Windows Insider programında Dev veya Beta kanalında yer almak şart. Kullanıcıların Windows 11 Build 4805 veya daha yeni bir sürüme, Phone Link 1.24121.30.0 versiyonuna ve bir Microsoft hesabına sahip olması gerekiyor. Ayrıca Bluetooth Low Energy (LE) desteği de entegrasyon için zorunlu. Şu an için yalnızca test kullanıcılarına açık olan bu özelliğin, önümüzdeki aylarda tüm Windows 11 kullanıcılarına sunulması bekleniyor.

Her ne kadar bu yeni entegrasyon iPhone sahipleri için önemli bir gelişme olsa da, Apple’ın macOS ve iOS arasındaki sıkı entegrasyonu hâlâ rakipsiz. Mac kullanıcıları, iPhone’larını doğrudan ekran yansıtma ile kullanabilirken, Windows tarafında bu tür bir destek bulunmuyor. Microsoft’un bu alanda daha fazla yenilik yapması beklenirken, Windows 11 ve iPhone bağlantısının gelecekte nasıl gelişeceği merak konusu.

DeepSeek eğitim maliyeti söylendiği gibi değilmiş!

Araştırma DeepSeek’in yapay zeka eğitim maliyetinin 6 milyon dolar değil, 1.3 milyar dolar olduğunu ortaya koyuyor. Dolaşımda olan en önemli iddialardan biri, DeepSeek V3’ün yaklaşık 6 milyon dolarlık bir eğitim maliyetine neden olduğudur. Bağımsız bir araştırma şirketi olan SemiAnalysis, son raporunda yapay zeka dünyasının yükselen oyuncularından DeepSeek’i mercek altına aldı.

DeepSeek eğitim maliyetinde hangi giderler var?

SemiAnalysis, DeepSeek’in maliyetlerini çevreleyen bazı yaygın anlatılara meydan okuyor ve bunları pazardaki rakip teknolojilerle karşılaştırıyor. Dolaşımda olan en önemli iddialardan biri, DeepSeek V3’ün yaklaşık 6 milyon dolarlık bir eğitim maliyetine neden olduğudur. Ancak SemiAnalysis raporu, bu rakamı yapısöküme uğratmakta ve birkaç kritik faktörü hesaba katmadığını belirtmektedir.

6 milyon dolarlık tahmin öncelikle GPU’nun eğitim öncesi masraflarını dikkate almakta, araştırma ve geliştirme, altyapı ve şirkete tahakkuk eden diğer temel maliyetlere yapılan önemli yatırımları göz ardı etmektedir. Rapor, DeepSeek’in toplam sunucu sermaye harcamalarının (CapEx) 1,3 milyar dolar gibi şaşırtıcı bir rakama ulaştığını vurguluyor.

Bu mali taahhüdün büyük bir kısmı, hesaplama gücünün bel kemiği olan kapsamlı GPU kümelerinin işletilmesine ve bakımına yöneliktir. DeepSeek’in yaklaşık 50.000 Hopper GPU’ya erişimi olduğu bildiriliyor ve bu da sektörde bazı yanlış anlamalara yol açıyor. SemiAnalysis, bazılarının daha önce çıkardığı gibi bunun 50.000 H100’e sahip olmak anlamına gelmediğini açıklığa kavuşturuyor.

Bunun yerine, GPU envanteri H800’ler, H100’ler ve NVIDIA tarafından ABD ihracat kısıtlamalarına yanıt olarak üretilen ülkeye özgü H20’ler dahil olmak üzere çeşitli modellerden oluşmaktadır. Donanım envanterine ilişkin bu incelikli anlayış, DeepSeek’teki kaynak bulma ve operasyonel verimlilik konusundaki stratejik kararların altını çiziyor. Raporun dikkate değer bir yönü de DeepSeek’in organizasyon yapısını yansıtmasıdır. Bazı büyük YZ laboratuvarlarının aksine, DeepSeek veri merkezlerini işletiyor ve çeviklik ve verimliliğine yardımcı olan modern bir model kullanıyor. YZ ortamı giderek daha rekabetçi hale geldikçe, bu hızlı uyum sağlama yeteneği hayati bir varlık haline geliyor.

Tesla’nın sürücüsüz robotaksi hizmeti Haziran’da başlayacak!

Tesla, 2025 yılının Haziran ayında Austin, Teksas’ta sürücüsüz robotaksi hizmetini başlatacağını duyurdu. CEO Elon Musk, şirketin 2024 mali sonuçlarını açıklarken yaptığı bu duyuruda, hizmetin ilk etapta sınırlı bir bölgede test edileceğini belirtti. Musk, önceliklerinin güvenlik olduğunu vurgulayarak, sistemin kademeli olarak genişletileceğini ifade etti. Bu hizmet, Tesla’nın kendi sahip olduğu araçlarla gerçekleştirilecek ve müşterilere ait otomobiller başlangıçta sisteme dahil edilmeyecek. Yolculuklar ücretli olacak ve araçlar tamamen sürücüsüz şekilde hizmet verecek. Tesla’nın bu araçları, firmanın henüz piyasaya sürmediği Tam Otonom Sürüş (FSD) yazılımının denetimsiz sürümünü kullanacak. Şirketin planına göre, mevcut Tesla sahipleri araçlarını 2026 itibarıyla bu filoya ekleyebilecek.

Tesla’nın sürücüsüz robotaksi hizmeti Haziran’da start verecek

Musk uzun süredir tam otonom sürüş teknolojisinin yakında gerçeğe dönüşeceğini iddia etse de, bu vaatler sürekli ertelenmişti. Ancak bu kez, tam otonom robotaksi hizmetinin yalnızca birkaç ay uzağında olduğunu belirtiyor. Tesla, 2024 yılı boyunca yapay zeka eğitim kapasitesini dört kat artırarak otonom sürüş sistemini daha gelişmiş hale getirmeye çalıştı. Şirketin paylaştığı verilere göre, Ocak ayı itibarıyla Tesla müşterileri, “Denetimli Tam Otonom Sürüş” sistemiyle toplamda 4,8 milyar kilometre yol katetti. Ancak bu sistem halen sürücü denetimi gerektiriyor ve tam anlamıyla bağımsız değil.

Tesla'nın robotaksileri

Tesla’nın planları yalnızca Austin ile sınırlı kalmayacak. 2025’ten itibaren Kaliforniya ve Teksas’ta ücretli bir robotaksi hizmeti sunmayı hedefleyen şirket, bunun için düzenleyici onay bekliyor. Ayrıca, 2026’da üretime girmesi beklenen ve tamamen otonom olması planlanan Cybercab modeli de bu ekosistemin bir parçası olacak. Musk, Tesla’nın 2025 yılı içinde Kaliforniya ve diğer ABD eyaletlerinde denetimsiz FSD’yi kullanıma sunacağından emin olduğunu söyledi.

Ancak Tesla’nın bu yaklaşımı bazı güvenlik endişeleri doğuruyor. Şirket, araçlarının çevreyi algılaması için yalnızca kameralar kullanıyor ve lidar gibi ek sensörlere yer vermiyor. Bu durum, bazı uzmanlar tarafından eleştirilirken, Tesla’nın sunduğu güvenlik istatistiklerinin yeterince şeffaf olmadığı iddia ediliyor. Öte yandan, mevcut “Tam Otonom Sürüş” sisteminin hala yağmurlu yollar ve güneş parlaması gibi çevresel koşullarda zorlandığı belirtiliyor. Tesla’nın sürücüsüz robotaksi hizmetinin gerçekten güvenli ve verimli olup olmayacağı, hizmet başladıktan sonra netleşecek.