Elektrikli araç pil dayanımı için yeni keşif!

0

Stanford araştırması, EV pillerinin beklenenden yüzde 40 daha uzun süre dayanabileceğini ortaya koydu. Pil yönetim yazılımında yapılan değişiklikler, yeni bulguların mevcut elektrikli araç pillerine hemen uygulanmasını sağlayabilir.

Elektrikli araç pil dayanımı

Egzoz emisyonlarını sona erdirmek için ülkeler elektrikli araçların benimsenmesini ve kullanımını teşvik ediyor. Günümüzde elektrikli araçlar için 1000 km menziller, potansiyel sahipler arasındaki menzil kaygısını giderdi. Yine de, pil paketlerinin sağlığı konusunda endişeler devam ediyor. Pil maliyetleri on yıl öncesine göre onda birine düşmüş olabilir, ancak yine de yeni bir elektrikli aracın fiyatının üçte birini oluşturuyorlar. Böyle bir senaryoda, elektrikli araç sahipleri pil takımlarının kullanım ömrünün sona ermesinden ve komple bir değişim ihtiyacının ortaya çıkmasından korkarlar.

Stanford Üniversitesi ve SLAC araştırmacılarının ortak çalışması, bugünün elektrikli araç üreticilerinin tahminlerinden çok daha geç geleceğini gösteriyor; bu durum en zorlu elektrikli araç sahiplerini bile etkiliyor. Piller için standart laboratuvar testleri, yeni pil tasarımlarını sürekli olarak boşaltıp tamamen şarj ederek kontrol eder. Pil tasarımının güvenilir olup olmadığını ve kabul edilebilir bir kullanım ömrüne sahip olup olmadığını belirlemek için bu egzersizi birden fazla döngüde tekrarlarlar. Ancak gerçek dünyada bu gerçekleşmez. Bir elektrikli aracın pil takımı, şehirlerin yoğun trafiğinde, otoyollarda, sık sık trafik ışıklarında veya evde veya ofiste uzun saatler park halindeyken arabayı çalıştırmak için çalışır, bunların hiçbiri pil testlerinde hesaba katılmaz.

Pil kullanım senaryolarını daha doğru bir şekilde temsil etmek için araştırma ekibi, gerçek dünya sürüş verilerini kullanan tutarlı ve dinamik bir deşarj kurulumu da dahil olmak üzere dört tür elektrikli araç deşarj profili tasarladı. Ekip, iki yıl boyunca piyasada bulunan 92 adet lityum iyon pili test etti ve profillerin daha gerçekçi sürüş davranışlarını yansıtmasıyla pil ömrünün arttığını buldu. Basın bülteninde , örneğin çalışmada, elektrikli araçlarda kısa ve sert hızlanmanın pillerin bozulmasını yavaşlattığı, pedala sert basılmasının ise pilin yaşlanmasını hızlandırmak yerine yavaşlattığı belirtildi .

Salesforce yeni platformu Agentforce 2.0’ı tanıttı!

Salesforce, iş dünyasını yeniden şekillendiren dijital iş gücü platformu Agentforce 2.0‘ı tanıttı. Bu yenilikçi platform, işletmelerin yapay zeka temsilcileriyle sınırsız iş gücü oluşturmasına olanak tanıyor. Agentforce 2.0, karmaşık iş akışlarını kolaylaştıran, yüksek doğruluk oranıyla yanıtlar veren ve veri odaklı akıl yürütme sağlayan otonom yapay zeka temsilcileri sunuyor.

Dijital İş Gücünde Yeni Bir Çağ

Agentforce 2.0, kullanıcılarına gelişmiş özellikler sunarak rakiplerinden bir adım öne çıkıyor. Platform, önceden oluşturulmuş yeteneklerle dolu bir kütüphane içeriyor. Ayrıca, şirketlerin dijital iş gücünü Slack gibi platformlarda kolayca entegre etmesini sağlıyor. Yeni sürüm, bilgi çekme, dil üretimi ve iş akışı entegrasyonu konularında büyük bir gelişme kaydediyor.

Bu özellikler, işletmelerin daha karmaşık ve çok adımlı süreçleri etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı oluyor. Müşteriler, Accenture, IBM, Finnair ve The Adecco Group gibi dev şirketlerin dijital dönüşüm stratejilerinde Agentforce’un kilit bir rol oynadığını belirtiyor.

Her Departman için Yapay Zeka Desteği

Agentforce 2.0, şirketlerin farklı departmanlarına özel yapay zeka temsilcileri sunarak ekiplerin verimliliğini artırıyor. Platform, çalışanların yükünü hafifletiyor ve müşteri deneyimlerini iyileştiriyor. Salesforce CEO’su Marc Benioff, Agentforce 2.0’ın iş yapma biçimini tamamen değiştirdiğini vurguluyor: “Agentforce 2.0 ile dijital iş gücümüzü yeni bir seviyeye taşıyoruz. Bu platform, otonom yapay zeka temsilcileriyle işletmeler için sınırsız bir iş gücü oluşturmayı mümkün kılıyor.”

Gelişmiş Teknoloji ile İş Akışında Güçlü İnovasyon

Agentforce 2.0, şirketlerin zorlu iş süreçlerini hızlandırmak için tasarlandı. Örneğin, The Adecco Group, Agentforce kullanarak işe alım süreçlerini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getiriyor. Adecco Group’tan Greg Shewmaker, Agentforce’un adayların ön yeterliliklerini değerlendirmede ve daha hızlı yerleştirme süreçleri sunmada etkili olduğunu belirtiyor.

Agentforce, yalnızca insan gücünü tamamlamakla kalmıyor, aynı zamanda şirketlere iş akışlarını optimize etme ve 24/7 hizmet sunma imkanı tanıyor. Bu durum, iş süreçlerini daha esnek hale getiriyor ve çalışanların stratejik görevlere odaklanmasına olanak sağlıyor.

Agentforce, yalnızca bir yapay zeka platformu olmanın ötesinde, işletmelere dijital dönüşümde liderlik etmeleri için bir araç sunuyor. Platform, kullanıcılarına yalnızca verimlilik değil, aynı zamanda stratejik büyüme için yeni fırsatlar sağlıyor. İşletmenizi geleceğe taşımak istiyorsanız, Agentforce 2.0 sizin için ideal bir çözüm sunuyor.

Google, deneysel yapay zeka modelini tanıttı!

Google, “Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental” adlı yeni bir “akıl yürütme” yapay zeka modelini tanıttı, ancak bu model hâlâ deneysel aşamada ve mevcut yetenekleri, geliştirme için bir hayli alan bırakıyor gibi görünüyor. AI Studio adlı yapay zeka prototipleme platformunda kullanıma sunulan bu model, çok modlu anlama, akıl yürütme ve kodlama gibi karmaşık alanlarda üstün performans vaat ediyor. Modelin tanıtım kartında, özellikle programlama, matematik ve fizik gibi alanlarda “en karmaşık problemler üzerinde akıl yürütebilme” yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor.

Google, deneysel yapay zeka modelini görücüye çıkardı

Google DeepMind’ın baş bilim insanı Jeff Dean’e göre, bu model düşüncelerini daha fazla geliştirerek akıl yürütme yetisini güçlendirmek üzere eğitilmiş. Modelin kullanım sırasında hesaplama süresinin artırılmasıyla daha etkileyici sonuçlar elde edildiğini belirten Dean, bu yaklaşımın performansa katkı sağladığını ifade etti. Logan Kilpatrick ise modeli, Google’ın akıl yürütme yolculuğundaki “ilk adım” olarak tanımlıyor.

Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental, Google’ın kısa süre önce duyurduğu Gemini 2.0 Flash modelinin bir türevi olarak öne çıkıyor ve tasarımı itibarıyla OpenAI’nin o1 modeli gibi akıl yürütme tabanlı yaklaşımlara benzerlik gösteriyor. Akıl yürütme modelleri, geleneksel yapay zeka sistemlerinden farklı olarak, cevap vermeden önce kendi doğruluğunu denetlemeye çalışıyor. Bu sayede, yapay zeka sistemlerinin genelde zorlandığı hataların bir kısmını önleme potansiyeline sahip. Ancak bu yöntem, cevaplama sürecini daha yavaş hâle getirebiliyor; çoğu zaman bir sonuca ulaşmak, birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar sürebiliyor.

Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental’ın temel çalışma yöntemi, bir yanıt vermeden önce ilişkili bir dizi talimatı dikkate alması ve akıl yürütme sürecini açıklayarak ilerlemesidir. Bunun ardından model, en doğru olduğunu düşündüğü cevabı özetliyor. Ancak testler, modelin hâlâ bazı temel becerilerde hata yapabildiğini gösteriyor. Örneğin, “strawberry” kelimesindeki “R” harflerini sayma sorusunda model “iki” diyerek yanıldı.

Bu model, yapay zekadaki yenilikleri hızlandırmaya çalışan birçok rakip laboratuvarın da dikkatini çekmiş durumda. Son aylarda DeepSeek gibi şirketler ve Alibaba’nın Qwen ekibi de kendi akıl yürütme modellerini tanıttı. Google’ın bu alandaki yatırımları da önemli bir büyüklüğe ulaştı; şirket, şu anda bu teknolojilere odaklanan 200’den fazla araştırmacıdan oluşan bir ekibi görevlendirmiş durumda.

Ancak bu modellerle ilgili tartışmalar devam ediyor. Akıl yürütme modelleri, yüksek hesaplama gücü gerektirdiği için oldukça maliyetli. Ayrıca, şu an için iyi sonuçlar sunsalar da, bu modellerin uzun vadede aynı hızda ilerleme gösterip göstermeyeceği belirsizliğini koruyor. Özellikle yapay zeka modellerindeki geleneksel “ölçekleme” tekniklerinin artık eskisi kadar verimli sonuçlar vermediği bir dönemde, bu tür alternatif yöntemler büyük bir ilgi görüyor.

Paybull hedef büyüttü!

0

Türkiye’nin yenilikçi finansal teknoloji şirketi PayBull, 2024 yılı büyüme raporunu ve 2025 hedeflerini açıkladı. CEO Selim Güsar, şirketin 2024’te büyük bir sıçrama yaptığını ve 2025 yılına da iddialı hedeflerle girdiklerini vurguladı. 2024 yılında POS işlem hacmini %300, müşteri sayısını ise %250 artıran PayBull, 2025’in ilk altı ayında ciro ve müşteri ediniminde dört kat büyümeyi planlıyor.

Selim Güsar, 2024’ün PayBull için stratejik adımlarla dolu bir yıl olduğunu belirtti. Yeni atamalar ve güçlü iş birlikleriyle ekiplerini büyüttüklerini söyleyen Güsar, B2B segmentindeki saha yayılımı ve iş ortaklıklarının büyümeye önemli katkı sağladığını ifade etti. “Sektördeki güçlü iş birliklerimizle daha entegre hizmetler sunarak başarılı bir yılı geride bıraktık,” dedi.

Altyapı geliştirme çalışmalarına 25 milyon TL yatırım

2024 yılı boyunca altyapı geliştirme çalışmalarına 25 milyon TL yatırım yaptıklarını açıklayan Güsar, “Fraud oranını %0.04’e düşürdük ve 5 bin potansiyel dolandırıcılık girişimini engelledik. Güvenlik ve müşteri deneyimi bizim için öncelikli oldu,” ifadelerini kullandı.

PayBull, 2025 yılı için hedeflerini büyüttü. Güsar, ekosistemlerini genişletmek ve sektördeki yerlerini sağlamlaştırmak için 50 milyon TL’lik bir bütçe ayıracaklarını açıkladı. Şirketin kurumsal cüzdan uygulamasını devreye alarak müşteri deneyimini iyileştireceklerini belirtti. Ayrıca bireysel cüzdan uygulaması PayPay’e yeni fonksiyonlar eklenecek.

Fintek Ekosistemi Güçleniyor

Güsar, Türkiye’nin genç nüfus ve regülasyon avantajına dikkat çekerek, “Küresel rakiplerle rekabette sermaye erişimi kısıtlı olsa da yenilikçi teknolojilerle büyüme ivmesini yakalayacağız,” dedi. Yapay zeka entegrasyonları ve açık bankacılığın sektöre hız katacağını vurguladı. Ayrıca Dijital Türk Lirası ile ilgili çalışmaların tamamlanacağı bir döneme girileceğini belirtti.

Teknolojinin altın çağını başlatan işlemci!

0

Intel, 1974’te tanıttığı 8080 mikroişlemcisinin 50. yılını kutluyor. Bu işlemci, teknolojinin yönünü değiştiren bir dönüm noktası oldu. Genel amaçlı mikroişlemciler çağını başlatan Intel 8080, yalnızca bir donanım parçası değildi. Aynı zamanda kişisel bilgisayar devriminin temel taşı olarak kabul edildi.

Intel 8080’nin geliştirici ekibi, önceki modellerden gelen geri bildirimleri dikkatle analiz etti. Tasarımda hız, kolaylık ve kullanım çeşitliliği ön planda tutuldu. Federico Faggin liderliğindeki ekip, işlemcinin yapısında 40 pinli bir tasarım kullandı. Bu yenilik, işlemcinin diğer donanımlarla entegrasyonunu kolaylaştırdı.

İşlemci dünyası 50 yılda nereden nereye geldi? Intel 6060 ile Core Ultra 200S karşılaştırması

Yeni işlemci saniyede 290.000 işlem yapabiliyordu. Bu, önceki model olan Intel 8008’e göre on kat daha hızlı bir performans sağladı. Intel 8080, işlemcilerin belirli görevler için özelleştirilmesi dönemini sona erdirdi. Bunun yerine, geniş bir yelpazede kullanılabilecek bir çözüm sundu.

Intel 8080’nin Kullanım Alanları ve Etkileri

Altair 8080

Intel 8080’nin piyasaya çıkışıyla teknoloji dünyasında bir devrim yaşandı. Bu işlemci, sadece büyük şirketler için değil, bireysel kullanıcılar için de erişilebilir hale geldi. İşlemcinin 360 dolarlık fiyatı, o dönemde yenilikçi bir hamleydi. Şirketler ve bireyler, bu işlemciyi kendi ihtiyaçlarına göre programlayarak kullanabildi.

8080’nin en büyük başarılarından biri kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasını sağlaması oldu. Bilgisayar teknolojileri yalnızca büyük veri merkezleri ve devlet kurumları için değil, evler ve küçük işletmeler için de uygun hale geldi. Bu gelişme, modern bilgisayar çağını başlattı.

Ayrıca Intel 8080, x86 mimarisinin temelini oluşturdu. Günümüzde hala kullanılan bu mimari, dünyanın en popüler işlemci tasarımı haline geldi. Intel’in bu başarıyı elde etmesinde 8080’nin oynadığı rol büyüktü.

Sergi ve Anma Etkinlikleri

Intel, bu önemli yıl dönümünü kutlamak için Santa Clara, Kaliforniya’daki Intel Müzesi’nde özel bir sergi düzenliyor. Bu sergide, çalışır durumdaki 8080 işlemciler de dahil olmak üzere tarihi donanımlar sergileniyor. Sergi, teknoloji tutkunları ve tarih meraklıları için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Geleceğe İlham Veren Bir Teknoloji

Intel 8080’nin başarısı, yalnızca o dönemdeki teknolojik gelişmeleri değil, gelecekteki inovasyonları da etkiledi. Mikroişlemci pazarı, bu işlemcinin açtığı yolda büyüdü ve çeşitlendi. Bugün Intel, bilgisayarlardan otomobillere, bağlı cihazlardan veri merkezlerine kadar birçok alanda işlemci üretmeye devam ediyor.

8080’nin öncülük ettiği bu devrim, teknolojiyi daha erişilebilir ve işlevsel hale getirdi. Federico Faggin ve ekibinin vizyonu sayesinde, bilgisayar dünyası yeni bir boyut kazandı. 50 yıl sonra bile Intel 8080’nin etkisi, teknoloji dünyasında hissedilmeye devam ediyor.

Yapay Zeka bilişim ekonomisinde devrim yaratacak!

Ahmet Enes Güneş
HarmonyERP CEO

Teknolojik ilerlemeler ve dijital dönüşüm sayesinde yapay zeka, şirketlerin iş yapma şekillerini köklü bir şekilde değiştirdi. Bu değişim, bilişim ekonomisini de şekillendiriyor. Yapay zekanın şirketler üzerindeki etkisi, üretkenlik artışı, maliyet düşüşü, müşteri deneyimi iyileştirmesi ve yeni iş modellerinin ortaya çıkması gibi pek çok önemli alanda kendini gösteriyor. Ancak, bu teknolojinin güvenli ve etik bir şekilde kullanılması da büyük bir önem taşıyor. Şirketlerin, yapay zekayı doğru stratejilerle entegre etmeleri, rekabet avantajı elde etmelerini sağlarken, hem de sürdürülebilir bir büyüme sürecine katkı sunuyor.

Şirketlerin operasyonel maliyetlerini düşürüp, verimliliği artırıyor

Yapay zeka, veri analizi ve işlem hızını önemli ölçüde artırarak şirketlerin verimliliğini de yükseltiyor. Yapay zeka özellikle büyük veri analizi, şirketlerin pazar trendlerini daha doğru bir şekilde tahmin etmelerine ve daha hızlı karar almalarına olanak tanırken; zaman alıcı ve tekrarlayan işlerin otomatikleştirilmesini sağlıyor. Örneğin ürün satışlarının analiz edilip gelecek sezonlardaki satış tahminlerine göre hammadde ve yarı mamül stoklanması gibi süreçlerde tespit edilebilen ve edilemeyen tüm çevresel verileri, mikro trendleri göz önünde bulundurarak nokta atışı çıktılar üreten modeller üretmek artık mümkün. Müşteri hizmetleri alanında chat botlar ve sanal asistanlar, insan iş gücünü tamamlayarak daha hızlı ve etkili bir hizmet sunuyor. Bu da şirketlerin operasyonel maliyetlerini düşürüp, verimliliği artırıyor.

Hataları daha gerçekleşmeden önlemeyen çözümler sağlıyor

 Üretim hatlarında hatalı ürünlerin tespiti için kameralı sensörlü sistemler uzun zamandır kullanılıyor. Şimdi ise bu teknik altyapı yapay zeka sayesinde öğrenerek evrimleşiyor; yeni süreçlere kendiliğinden adapte oluyor. Gıda, cam, metal gibi üretim hatlarında görüntü işleme ile standart dışı ürünleri tespit eden, hatalı ürünlerin hata sebeplerini tahmin eden ve buna göre makineleri yeniden konfigüre eden çözümler mümkün. Kestirimci bakım ve kestirimci kalite uygulamalarıyla mekanik ve çevresel şartları göz önünde bulundurarak ürünleri maksimum kalitede, minimum karbon ayak iziyle üretecek konfigürasyonları önerebiliyor.

İş gücü optimizasyonuna da katkısı oldukça büyük

Yapay zeka, manuel işlerin otomatikleştirilmesi ile iş gücü ihtiyacını azaltırken, çalışanların daha stratejik işlerde zaman harcamalarını sağlıyor. Bu sayede şirketler, operasyonel maliyetleri düşürürken, insan kaynaklarını daha verimli bir şekilde kullanabiliyor. Ayrıca, yapay zeka tabanlı süreçler, enerji ve malzeme gibi kaynakların daha etkin kullanılmasına yardımcı oluyor. Bu tür verimlilik artışları, şirketlerin rekabet avantajı elde etmelerine olanak tanıyor. Ayrıca yalnızca şirketin içindeki süreçlerde değil, müşteriye ürünlerimizi ulaştırmak için kullandığımız mecraların optimizasyonunda da yapay zeka artık kullanılıyor. Şirketlerin yıllar içinde oluşmuş kültür ve iletişim diline uygun şekilde içerik oluşturulması, bu içeriğin farklı hedef kitlelere göre özelleştirilmesi, mesajın özünü yitirmeden farklı dillerde çoğullanması yapay zeka sayesinde dakikalar içinde yapılabiliyor. Mevcut müşteri kitlesinin analiz edilerek benzer müşterilerin yapay zeka modelleri sayesinde tespit edilerek hedeflenmesi sayesinde hem pazarlama maliyetler azalıyor hem de doğru kitlenin ürüne gelmesi sağlanarak satış sürecinin de başarısı artırılıyor.

İş gücü dönüşümü yöneticilerin gündeminde daha önlere çıkacak

Yapay zekanın iş süreçlerine adaptasyonu sayesinde aslında bir çok meslek ortadan kalkmak yerine dönüşecek. Daha önce personelin tekrarlı ve vakit alan işler nedeniyle dolan vakti ürünlerde özelleştirme, müşteriye özel çözümler üretme, yeni servisler ve ürünler geliştirme gibi işlere kanalize edilmesi gerekecek. Geçtiğimiz yıl içerisinde openai’in sesli çeviri özelliğinin çıkmasıyla en popüler dil öğrenme programının hisse senetlerinin değeri bir saat içinde %5 düşmüştü; ancak eğitim takip ve ödül mekanizmalarını güncelleyerek şirket 6 ay içinde önceki değerinin de 2 katına çıkmayı başardı. Çalışanların da aynı şekilde yeni yeteneklere adapte olarak yapay zekayı kendi avantajlarına kullanarak değerlerini artırmaları mümkün.

Gizlilik sorunları çok baş ağrıtacak

Bir diğer önemli nokta da bilişim ekonomisinin altyapısını da etkilemesi. Veri güvenliği, yapay zekanın kullanılmasıyla birlikte daha da önemli hale geldi. Yapay zeka, büyük miktarda veriyi işlerken, bu verilerin korunması için yeni güvenlik önlemleri alınması gerekli. Bir çok yapay zeka platformu halka açık olan verilerle eğitilmiş olmakla birlikte tüm kullanıcı aktivitelerini de kendini eğitmek için veri olarak kullanmakta. Bu durum veri güvenliği açısından doğru kurgulanmayan ürünlerde şirketin ticari sırlarının, hizmete özel bilgilerinin halka açık modellerle paylaşılmasına yol açabiliyor. Savunma, finans gibi sektörlerde kapalı devre yada tek yönlü şekilde dışardan veri toplayacak ancak dışarı veri çıkarmayacak yapay zeka sistemlerinin tasarlanması kritik önem arz ediyor. Ayrıca, yapay zekanın etik kullanımı konusunda da çeşitli tartışmalar bulunuyor. Yapay zeka algoritmalarının şeffaf olmaması, karar alma süreçlerinde adaletsizlik ve ayrımcılığa yol açabiliyor. Şirketlerin, yapay zeka uygulamalarını etik bir şekilde kullanmaları, güvenlik ve gizlilik standartlarına uygun hareket etmeleri önem arz ediyor. Şirketler, yapay zekayı etkin bir şekilde kullanarak rakiplerinden öne geçerek daha yüksek bir pazar payına sahip olabiliyorlar. Özellikle teknoloji, sağlık, otomotiv ve finans gibi sektörlerde yapay zeka daha hızlı inovasyon, daha iyi müşteri hizmetleri ve daha düşük maliyetlerle rekabet avantajı sağlıyor.


Ahmet Enes Güneş

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliğinden 2011; İstanbul Şehir Üniversitesi İşletme (MBA) programından ise 2015 yılında mezun olmuştur. İtalya merkezli Value Team SpA’da CRM danışmanı olarak başladığı kariyerinde, Avea ve Türk Telekom’da Teknoloji Stratejileri proje yöneticisi, Comodo’da Ürün Yöneticisi, Yıldız Holding Dijital Dönüşüm Lideri olarak çalışmıştır. 2023 yılından itibaren HarmonyERP Genel Müdürü olarak şirketin teknoloji ve kanal dönüşümüne liderlik etmektedir.

Seagate, 32 TB sabit diskini piyasaya sürecek!

0

Seagate, şimdiye kadar ürettiği en büyük kapasiteli sabit disk olan 32 TB’lık yeni modelini nihayet piyasaya sürüyor. Bu yeni disk, Seagate’in 2007 yılında üzerinde çalışmaya başladığı ısı destekli manyetik kayıt (HAMR) teknolojisine dayanıyor ve büyük bir depolama kapasitesi sunuyor. HAMR teknolojisi, manyetik kayıt için ısı kullanarak disk yüzeyine daha fazla veri sığdırmayı mümkün kılıyor. Seagate, bu teknolojiyi ilk kez 2023’te duyurmuştu ve Mozaic 3+ platformu kullanılarak üretildiği bu yeni disk, Seagate’in yıllardır geliştirdiği ve nihayet genel kullanıma sunulmuş olan HAMR teknolojisini temsil ediyor.

Seagate, 32 TB sabit diskini piyasaya sürüyor

Mozaic 3+ tabanlı Exos disklerin başlangıçta sınırlı miktarlarda bazı seçilmiş müşterilere gönderildiği ve şimdi ise seri üretime geçildiği bildirilmişti. Seri üretime geçen bu diskler, çok yakın bir zamanda piyasada satışa çıkacak. Seagate, 32 TB’lık modelin yanı sıra, 30 TB’lık geleneksel manyetik kayıt (CMR) teknolojisi kullanan Exos M HDD sürücülerini de piyasaya sunuyor. SMR ve CMR teknolojileri, disklerin verileri nasıl düzenlediğini ve yazma işlemlerini nasıl gerçekleştirdiğini belirliyor. SMR, özellikle okuma işlemleri için uygunken, CMR daha stabil bir yazma performansı sunuyor. Ancak SMR, daha yüksek kapasitelere ulaşılmasına olanak tanırken, CMR genellikle daha iyi yazma hızları sağlar.

Yeni 32 TB’lık HAMR teknolojisine sahip disk, mevcut bilgisayarlarla uyumlu olmasıyla büyük önem taşıyor. Bu uyumluluk, Seagate’in daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilmesi için kritik. Geçmişte HAMR teknolojisine dayalı diskler, özellikle eski bilgisayar sistemleriyle uyumsuzluk nedeniyle kısıtlı bir pazar payına sahipti. Ancak Seagate’in bu yeni diskleri, doğrudan tüketicilere hitap etmek için tasarlanmış ve daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşma amacı taşımaktadır. Bunun yanında, Seagate bu disklerin zaman içinde kitlesel olarak daha fazla benimseneceği ve büyük veri depolama alanlarında güçlü bir seçenek haline geleceği beklentisi taşıyor.

Seagate’in yüksek kapasiteli sabit diskleri ile başa baş rekabet eden bir diğer rakip şirket ise Western Digital (WD). Western Digital, geçtiğimiz Ekim ayında 32 TB’lık ePMR (energy-assisted Perpendicular Magnetic Recording) tabanlı sürücülerini piyasaya sürerek sektörde önemli bir adım atmıştı. Seagate, HAMR teknolojisini kullanan ilk 32 TB modelini piyasaya sürse de, Western Digital’in bu sürücüleri piyasaya ilk süren şirket olduğunu belirtmek gerekir. Ancak Seagate’in HAMR teknolojisinin gelecekteki disklerde avantaj sağlayabilecek bir özellik olabileceği düşünülüyor. Şirketin bu yeni teknolojisini geliştirmesiyle, ilerleyen yıllarda yüksek kapasiteli disk pazarında güçlü bir rekabet ortaya çıkması bekleniyor.

Seagate, ayrıca disklerin kapasitesinin arttırılmasının yanı sıra, bu teknolojinin sunduğu enerji verimliliği ve uzun vadeli dayanıklılık gibi özelliklerle de pazarda rekabetçi bir avantaj sağlamak amacı güdüyor. Özellikle büyük veri merkezlerinde ve kurumsal depolama alanlarında kullanılacak olan bu disklerin gelecekteki ihtiyaçları karşılayacak şekilde daha da geliştirilmesi hedefleniyor. Böylece, Seagate bu yeni model ile büyük veri depolama çözümleri sunan endüstrilerde yerini sağlamlaştırabilir.

Sonuç olarak, Seagate’in HAMR teknolojili 32 TB’lık sabit disk modeli, sektördeki önemli gelişmelerden birini teşkil ediyor. Bu model, yüksek kapasiteli veri depolama ve veri işleme ihtiyaçlarını karşılamak isteyen şirketler ve kullanıcılar için büyük bir çözüm sunuyor. Gelecekte Seagate’in HAMR teknolojisi ve diğer yüksek kapasiteli disk çözümleri, veri depolama pazarındaki rekabeti şekillendirmeye devam edebilir.

Apple’a Avrupa Birliği’nden Şok! iOS’a Yeni Kurallar Yolda

0

Avrupa Birliği (AB), Apple’ı yeniden masaya oturmaya zorluyor. AB’nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA), Apple’ın iOS işletim sisteminde önemli değişiklikler yapmasını istiyor. Amaç, kullanıcılar için daha fazla özgürlük ve platformlar arası uyumluluğun sağlanması.

Apple, Avrupa Birliği taleplerine direniyor. Şirket, DMA’nın getirdiği yeni yükümlülüklerin iOS ekosisteminin güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor. Ancak AB, bunun bir bahane olduğunu düşünüyor. AB yetkilileri, Apple’ın kapalı sistem politikasının rekabeti kısıtladığını ve tüketici seçeneklerini daralttığını belirtti.

DMA, Apple’dan üçüncü taraf uygulama mağazalarına izin vermesini talep ediyor. Ayrıca, iOS kullanıcılarının cihazlarında alternatif ödeme yöntemlerini kullanabilmesi gerektiğini söylüyor. Bu, Apple’ın App Store gelir modelini doğrudan etkileyebilir.

Apple’dan Net Mesaj:

Apple, bu düzenlemelerin kullanıcı güvenliği ve gizliliğini riske atacağını öne sürüyor. Şirket, iOS’un kapalı yapısının bir güvenlik duvarı oluşturduğunu vurguluyor. Ancak AB, Apple’ın bu savunmasını kabul etmiyor ve adil rekabetin öncelikli olduğunu söylüyor.

Kullanıcılar Ne Diyor?

iPhone kullanıcıları bu tartışmada ikiye bölünmüş durumda. Bazıları Avrupa Birliği haklı olduğunu düşünüyor ve daha fazla özgürlük istiyor. Diğerleri ise Apple’ın güvenlik argümanına katılıyor ve Avrupa Birliği’ni haksız buluyor.

Ne Olacak?

2024’ün ilk çeyreğinde AB ve Apple arasında yeni görüşmeler yapılması bekleniyor. Uzmanlar, bu sürecin Apple’ın iş modelinde radikal değişikliklere yol açabileceğini söylüyor. AB’nin Apple üzerindeki baskısının diğer teknoloji devlerine de örnek olabileceği düşünülüyor.

Konu, sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada teknoloji sektörünü yakından ilgilendiriyor. Apple ve AB’nin bu mücadelede nasıl bir yol izleyeceği merakla bekleniyor.

Otonom araçların geleceği tehlikede!

GM, sekiz yıl ve 10 milyar dolar harcamanın ardından büyük robotaksi deneyini sonlandırmaya karar verdi. Otomobil üreticisinin CEO’su Mary Barra, geç saatlerde sürpriz bir duyuru yaparak, paylaşımlı otonom mobilite hizmetinin aslında hiçbir zaman “temel işinde” olmadığını savundu. Çok pahalıydı ve onu uygulanabilir bir gelir akışı haline getirmek için üstesinden gelinmesi gereken çok fazla düzenleyici engel vardı. Bunun yerine, GM “özel mülkiyete ait” sürücüsüz arabalara yönelecekti. Çünkü sonuçta, insanların gerçekten istediği şey buydu.

Otonom araçların geleceği için kritik viraj

Barra yatırımcılarla yaptığı bir görüşmede, “Müşteriler araba kullanmayı seviyor, ve araba kullanmaktan hoşlanmadıkları zamanlar da oluyor” dedi. Bunlardan bazıları tanıdık geliyorsa, Ford esasen iki yıl önce 2017’den beri finanse ettiği otonom sürüş girişimi Argo AI’ya olan finansmanını çektiğinde aynı kararı almıştı. Bunun nedenlerinden biri olarak, genellikle Seviye 3 veya Seviye 3+ olarak tanımlanan kısmi otonominin kısa vadede daha fazla getirisi olacağına olan inancını göstermişti.

Otomobil üreticileri robotaksi işinden çekiliyor. Elektrikli araçlara harcanan tüm parayla birlikte, otomobil endüstrisi otonom mobilitedeki kayıplarını azaltmaya karar verdi. Her seferinde yalnızca bir dönüşümsel, aşırı pahalı, nesilde bir kez gerçekleşen bir değişim.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nden AV uzmanı Phil Koopman: “Bunun daha çok, otonom araç teknolojisinin ulusal ölçekte sürücüsüz yolculuklar sağlamasının on yıl veya daha fazla süreceği gerçeğinin kabulü olduğunu düşünüyorum. GM, teknoloji olgunlaşana kadar özel otomobiller satarak para kazanmayı, şehir şehir robotaksi işletmeleri kurmaya milyarlarca dolar yatırım yapmaya devam etmekten daha çok tercih etti” dedi.

Elbette, çok fazla teknolojik ilerleme oldu. Çok uzun zaman önce değil, Cruise’un San Francisco’da yolcu taşıyan sürücüsüz arabaları vardı. Şirket, daha fazla insanı taşımak amacıyla direksiyon ve pedalsız Origin servislerini konuşlandırmak için hükümet onayı almanın eşiğinde olduğunu bile söyledi.

Her şey 7 Ekim 2023’te San Francisco’da bir Cruise aracının bir yayaya çarpıp 20 fitten fazla sürüklemesi ve onu ciddi şekilde yaralamasıyla sonuçlandı. Mağdur, ilk olarak bir çarpıp kaçan sürücü tarafından vuruldu ve bu da onu Cruise aracının yoluna fırlattı. Cruise, düzenleyicilere aracının bir yayaya çarptığını açıkladı ancak kazayla ilgili önemli ayrıntıları atladı . Sonuç olarak, Kaliforniya DMV şirketin eyalette otonom araç kullanma iznini askıya aldı ve Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi ve Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu ayrı soruşturmalar başlattı. Cruise daha sonra 1,5 milyon dolarlık bir cezayı kabul etti .

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre ediyor!

0

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre ederek önemli bir adım atmış durumda. Bu yenilik sayesinde kullanıcılar, ChatGPT ile WhatsApp üzerinden iletişime geçebilecek. 19 Aralık 2024 itibarıyla, 1-800-CHATGPT numarasını veya ABD dışında 1-800-242-8478 numarasını kullanarak ChatGPT ile sohbet etmek mümkün hale geldi.

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti

OpenAI, bu entegrasyonun amacının yapay genel zekayı daha erişilebilir kılmak ve tüm insanlık için faydalı hale getirmek olduğunu belirtiyor. Özellikle internetin sınırlı olduğu bölgelerde, WhatsApp üzerinden ChatGPT’ye erişim, kullanıcılar için önemli bir avantaj sağlıyor.

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti.
OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti.

Ayrıca, OpenAI bu hizmeti sadece metinli sohbetle sınırlamıyor; ABD’deki kullanıcılar için, aynı numarayı kullanarak aylık 15 dakikalık sesli görüşme de yapılabiliyor. Bu, WhatsApp’a gerek duymadan telefon numarasını çevirerek erişilebilen bir hizmet. ChatGPT’nin WhatsApp sürümü, web tabanlı versiyonundan daha basitleştirilmiş bir özellik sunuyor ve OpenAI, bu sürümü yeni başlayanlar için önemli bir giriş noktası olarak nitelendiriyor.

OpenAI, aynı zamanda WhatsApp entegrasyonuna yeni özellikler eklemek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu özellikler arasında görüntü analizi ve web arama gibi araçların bulunması bekleniyor. Ancak, bu yeni özelliklerin ne zaman kullanıma sunulacağı henüz belli değil. Şu anda mesajlaşma tarafında günlük bir sınır mevcut ve kullanıcılar bu limite yaklaştıklarında bilgilendiriliyor. Bu entegrasyon, yapay zeka teknolojisinin daha geniş bir kitleye ulaşması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Nissan ile Honda birleşecek mi?

0

Nissan, son dönemde karşılaştığı büyük krizle mücadele ederken, Honda ile birleşme görüşmeleri yapıyor. Japonya’nın iki büyük otomotiv üreticisi arasındaki bu görüşmeler, sektörde önemli bir yankı uyandırdı. Nissan, özellikle son yıllarda dünya çapında ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı; şirketin satışları, özellikle Çin ve ABD pazarlarında büyük oranda geriledi.

Nissan ile Honda resmen birleşebilir!

Bu zorluklar, Nissan’ın hayatta kalabilmesi için yeniden yapılanma ve stratejik ortaklıklar arayışına girmesine neden oldu. Honda’nın da, Nissan’dan hisse almayı düşündüğü belirtilmişti. Ancak bu seferki gelişme, Honda ile birleşme yönünde somut adımların atılmasına işaret ediyor.

Nissan ile Honda resmi olarak birleşebilir.
Nissan ile Honda resmi olarak birleşebilir.

Birleşme sürecinde Mitsubishi’nin de yer alabileceği ifade ediliyor. Mitsubishi, şu anda Nissan’ın yüzde 24 hissesine sahip ve bu iştirak, birleşme sürecine dahil olursa daha da büyük bir Japon otomotiv ittifakı ortaya çıkabilir. Honda’nın piyasa değeri şu an 38,8 milyar dolar civarındayken, Nissan’ın piyasa değeri sadece 7,6 milyar dolar olarak görünüyor. Eğer bu birleşme gerçekleşirse, otomotiv sektöründeki en büyük birleşmelerden biri haline gelecek, zira Stellantis, Fiat Chrysler ile PSA’nın 52 milyar dolarlık birleşmesinden sonra bu tür birleşmeler arasında en büyük olanlardan biri. Yeni oluşacak şirket, Honda’nın yanı sıra Acura, Nissan, Infiniti ve Mitsubishi markalarını bünyesinde barındırabilir.

Bu birleşme, Renault-Nissan-Mitsubishi İttifakı’nın nasıl etkileneceği sorusunu gündeme getiriyor. Her ne kadar Nissan, geleneksel otomobil pazarında büyük kayıplar yaşasa da bu birleşme ile daha güçlü bir pozisyona gelebilir. Birleşen şirketlerin ayakta kalıp kalamayacağı, otomotiv sektöründeki değişimler göz önüne alındığında ise zamanla netleşecek.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!

0

Samsung‘un Galaxy S25 serisine yeni bir boyut kazandıracak olan “Galaxy S25 Slim” modeli, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Uzun süredir dedikodu niteliğindeki söylentilerle gündeme gelen bu model, Samsung’un pazarlama materyallerinde gözlemlenmiş olmasıyla gerçeklik kazandı. Özellikle iPhone 17 Slim iddialarının ardından Samsung’un böylesine ince bir tasarım yaklaşımı sunması, sektörde dikkat çekici bir rekabet yaratabilir.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulandı mı?

Galaxy S25 Slim’in, 6.66 inç ekranıyla S25 Plus’a yakın bir boyutta geleceği ancak diğer Galaxy S25 modellerinden belirgin şekilde daha ince bir yapıya sahip olacağı ifade ediliyor. Bu incelik ve hafiflik hedefi, telefonun donanımsal özelliklerinde bazı sınırlamalara neden olabileceği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!
Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!

Buna karşın, cihazın ISOCELL HP5 200 MP ana sensörle destekleneceği ve ultra geniş açı ile periskop telefoto gibi ileri düzey kamera özelliklerine sahip olacağı belirtiliyor. Kamera donanımında sağlanacak bu gelişmiş teknoloji, Slim modelini tasarımsal farklılıklarının ötesinde de etkileyici kılabilir.

Telefonun global satış modeli için SM-S937B/DS koduyla sınırlı pazarlarda sunulabileceği söylenirken, ABD pazarında SM-S937U seri numarasıyla yer alması bekleniyor. Samsung’un 22 Ocak 2025’te gerçekleştireceği lansmanda, S25, S25+, S25 Ultra ve bu yeni Slim modelinin bir arada tanıtılması bekleniyor. Galaxy S25 Slim’in tasarımı ve yenilikleri, hem Samsung’un mevcut kullanıcı tabanını hem de rakip marka hayranlarını kendine çekebilecek potansiyele sahip.

TP-Link, ABD’de yasaklanabilir! Peki neden?

0

ABD’nin Çin merkezli teknoloji şirketlerine karşı başlattığı ambargo süreci, şimdi de TP-Link’i hedef almış durumda. Savunma ve Ticaret Bakanlıkları, TP-Link yönlendiricilerinde tespit edilen güvenlik açıklarının ABD’ye yönelik olası siber saldırılarda kullanılabileceği gerekçesiyle marka hakkında kapsamlı bir soruşturma başlattı. Bu soruşturma, TP-Link ürünlerinin ülkede yasaklanmasına yönelik ciddi bir adım olarak değerlendiriliyor.

ABD’nin bu konuda ilk hamlesi, Ağustos ayında Biden yönetimine gönderilen bir mektupla başladı. Ulusal güvenlik endişelerini vurgulayan bu ileti, TP-Link yönlendiricilerinin belirli zafiyetleri nedeniyle Amerikan unsurlarının siber tehditlere açık hale gelebileceğini iddia etti.

TP-Link, ABD’de yasaklanacak mı?
TP-Link, ABD’de yasaklanacak mı?

TP-Link’in bu zafiyetlerin giderilmesi için nasıl bir tavır takındığı net olmasa da, ABD hükümeti şirketin ürünlerinin kullanımıyla ilgili sert kararlar almayı değerlendiriyor. Uzmanlar, yasakların resmi olarak devreye girmesinin 2025 yılının başlarını bulabileceğini öngörüyor.

Huawei, SMIC ve DJI gibi büyük Çinli firmalara uygulanan yaptırımlar dikkate alındığında, TP-Link’in de benzer bir akıbetle karşılaşabileceği görülüyor. Özellikle ABD’nin Wi-Fi yönlendiriciler ve ağ cihazları gibi hassas altyapı bileşenlerinde Çin merkezli şirketlere karşı güven sorunları yaşaması, bu yasak kararını tetikleyen en büyük etken. TP-Link için bu süreç, yalnızca ABD pazarındaki ticari varlığını değil, küresel itibarını da riske atan büyük bir kriz olabilir. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başladı! Peki neden?

0

Arm Holdings ve Qualcomm arasındaki hukuki çatışma, teknolojinin kalbinde ciddi sonuçlar doğurabilecek dev bir savaşa dönüştü. Arm, Qualcomm’u Nuvia tarafından geliştirilen Snapdragon X işlemcilerinde patent ihlali yapmakla suçluyor ve bu tasarımların tamamen imha edilmesini talep ediyor.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başlıyor

Qualcomm ise Arm’ın müşterileriyle rekabet etmeye çalıştığını ve mimari lisans anlaşmasının (ALA) kapsamında hareket ettiğini savunuyor. Bu davanın kökeninde Qualcomm’un, 2021 yılında 1,4 milyar dolara satın aldığı Nuvia üzerinden geliştirdiği özel çekirdeklerin lisans şartlarını Arm’la yeniden müzakere etmeksizin kullanma çabası yatıyor.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başlıyor.

Arm’a göre bu durum, yıllık 50 milyon dolarlık bir gelir kaybına yol açarken, şirketin lisans tabanlı iş modelinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Arm CEO’su Rene Haas, bu sürecin şirketin geleceğini korumak için bir zorunluluk olduğunu belirtirken, Qualcomm cephesi Arm’ı müşteri ilişkilerini zedelemekle suçluyor. Özellikle, Arm’ın Qualcomm müşterilerine gönderdiği ve Samsung gibi devlerin de dahil olduğu bilgilendirme mektupları, Qualcomm tarafından yanıltıcı bulunuyor.

Dava, yalnızca iki şirket arasındaki ilişkiden öte, sektörü şekillendiren dev bir ekosistemi etkileyebilir. Arm’ın lehine bir karar, tartışmalı Qualcomm çiplerini kullanan ürünlerin, özellikle Microsoft destekli dizüstü bilgisayarların satışını tehlikeye atabilir ve Qualcomm’un mobil işlemci stratejilerini ciddi şekilde sarsabilir. Qualcomm’un her yıl Arm’a 300 milyon dolar ödeme yaptığı düşünüldüğünde, taraflar arasındaki gerilimin artması, iki şirkete de zarar verebilir. Uzlaşmanın daha faydalı olacağı düşünülse de şimdilik tarafların agresif tutumları devam ediyor. Bu hukuk savaşının sonucunun, yalnızca Arm ve Qualcomm için değil, tüm teknoloji sektörü için önemli etkiler yaratacağı aşikâr.

Intel Arc B580, yüksek satış rakamlarıyla dikkat çekti!

0

Intel, 2024 yılı boyunca finansal anlamda ve genel olarak zorlu bir süreçten geçse de, yılın sonunda önemli bir başarıya imza attı. Şirketin uzun süredir üzerinde çalıştığı Arc B580 “Battlemage” ekran kartı, büyük bir ilgiyle karşılanarak adeta stokları tükettirdi. 250 dolarlık fiyatıyla özellikle fiyat-performans oranı açısından dikkat çeken bu ekran kartı, rakiplerine göre daha uygun fiyatla sağlam bir performans sunuyor. Bu talebin arkasında, uzun bir süredir ekran kartı pazarında gerçek anlamda rekabetçi fiyat-performans ürünlerinin eksikliği yatıyor. Intel, bu ürünle, tüketiciler tarafından yoğun ilgi gördü ve stoklarını haftalık olarak yenilemeyi planlıyor.

Intel Arc B580, yüksek satış rakamlarıyla gündem oldu

Arc B580 ekran kartının bu kadar rağbet görmesinin bir başka nedeni ise, genel performansının yüksek olması ve sunduğu özelliklerle kullanıcıları tatmin etmesidir. Kart, 12 GB’lık video belleği ile kullanıcılara güçlü bir oyun deneyimi sunuyor. Özellikle 1080p çözünürlükte oynanan bazı oyunlarda, rakiplerinin gerisinde kalsa da genel performansı oldukça sağlam ve kullanıcılar tarafından iyi bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Intel’in, ürünün sürücülerini olgunlaştırması ve önceki nesil kartlarla ilgili yaşadığı performans sorunlarını gidermesi, bu ürünün kullanıcılar tarafından daha çok tavsiye edilmesine yol açmış. Yine de bazı kullanıcılar, belirli oyunlardaki performans farklarını gözlemleyebilmekte. Ancak, bütçe dostu fiyatı ve güçlü video belleği, Arc B580’in cazibesini artıran en önemli faktörler arasında yer alıyor.

Intel’in Arc B580 ile fiyat-performans pazarındaki başarı elde etmesi, sektörün geri kalanına da bir mesaj niteliği taşıyor. Nvidia ve AMD, önümüzdeki dönemde yeni nesil ekran kartları ile piyasaya çıkmaya hazırlanıyor. Nvidia’nın genellikle üst sınıf ekran kartlarıyla pazara giriş yapması, AMD’nin ise orta ve alt segment odaklı yeni modellerle rekabet etmesi bekleniyor. Burada asıl rekabetin, fiyat odaklı stratejiyle Intel ve AMD arasında yaşanması muhtemel. Intel’in Arc B580 ile sunduğu düşük fiyatlı ancak performanslı seçenek, özellikle AMD’nin yeni nesil GPU’ları karşısında ciddi bir rekabet avantajı oluşturabilir. Intel bu ürünüyle, GPU pazarında sadece üst sınıf ürünlerle değil, uygun fiyatlı modellerle de ciddi bir oyuncu olabileceğini gösterdi.

Arc B580, gelecekte AMD ve Nvidia’nın ürünleriyle başa baş bir rekabet oluşturacak şekilde, Intel’in GPU pazarındaki payını arttırabilecek. Bu bağlamda Intel, Arc B580’i piyasada güçlü bir alternatif olarak sunmuş görünüyor. Ayrıca, Intel’in yakın zamanda çıkartacağı Arc B570 modeli ile bu rekabetin daha da kızışması bekleniyor. Intel, Arc B570 ile orta seviyedeki kullanıcılara hitap etmeyi hedefliyor ve bu modelin piyasaya sürülmesi, Intel’in fiyat-performans alanındaki stratejisini güçlendirebilir.

Türkiye, Somali’de roket fırlatma tesisi inşa ediyor!

Türkiye, Somali’de uzun menzilli roket ve balistik füze testleri için büyük bir adım atarak roket fırlatma tesisi inşasına başladı. Somali Cumhurbaşkanı Hassan Şeyh Mahmud’un Mogadişu’da yaptığı açıklamalara göre bu proje, Somali’ye önemli ekonomik kazanç ve istihdam imkânları sunmanın yanı sıra Türkiye’nin uzay araştırmaları ve savunma alanındaki hedeflerini destekleyecek stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.

Türkiye, Somali’de roket fırlatma tesisi inşa edecek

Özellikle Somali’nin Hint Okyanusu’na olan coğrafi yakınlığı, roket fırlatmalarında düşen parçaların yerleşim yerlerine veya diğer ülkelere zarar verme riskini minimuma indiren bir avantaj sağlıyor. Bu durum, Somali’yi Türkiye’nin hem uzay projeleri hem de balistik füze denemeleri için ideal bir merkez haline getiriyor.

Türkiye, Somali'de roket fırlatma tesisi inşa edecek.

Cumhurbaşkanı Mahmud, bu tesisin yalnızca ekonomik getirilerle sınırlı olmadığını, Somali’nin uluslararası arenada Türk uzay teknolojileri ve uyduları için bir merkez olmasının yaratacağı stratejik önemin çok daha büyük olduğunu belirtti. Projenin, 1 milyar dolarlık maliyetle hayata geçirilmesi planlanırken, bu tesisten hem Somali’nin altyapısına hem de Türkiye’nin bölgesel nüfuzuna katkı sağlaması bekleniyor.

Son yıllarda Türkiye, Afrika kıtasında başta savunma sanayii olmak üzere çeşitli alanlarda etkinliğini artırarak bölge ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirdi. 2017 yılında Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük askeri üssünü Somali’de kurması bu ilişkilerin stratejik boyutunu pekiştirmişti. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Somali ile hidrokarbon arama çalışmaları, altyapı projeleri ve arabuluculuk gibi çeşitli iş birliği alanlarında aktif bir rol üstlendiği biliniyor. Bu son adım, Türkiye’nin hem Afrika kıtasındaki etkinliğini hem de küresel uzay yarışındaki iddiasını artıracak bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü kabul etti!

0

Stellantis’in eski CEO’su Carlos Tavares, görevinden ayrılmasının ardından verdiği ilk röportajda, Avrupa‘nın elektrikli araç üretiminde Çin’in gerisinde kaldığını açıkça dile getirdi. Tavares, Çin’in bu sektörde yalnızca teknolojik üstünlüğüyle değil, Avrupa’nın yanlış stratejik tercihleri nedeniyle de öne geçtiğini vurguladı. Avrupa otomotiv sektörünü bir hayatta kalma mücadelesi içinde olarak tanımlayan Tavares, bu durumun ortaya çıkmasında Avrupalı politikacıların sorumluluğu bulunduğunu belirtti. Ona göre, alınan kararlar sektörü ilerletmek yerine köşeye sıkıştıran bir yol haritası çizdi ve bu da elektrikli araç dönüşümünde büyük bir dezavantaj yarattı.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti

Görevinden ayrılışı sırasında Stellantis yönetimiyle olan görüş ayrılıklarını da açıkça ifade eden Tavares, bu ayrılığın Yönetim Kurulu Başkanı John Elkann ile karşılıklı anlayış içinde gerçekleştiğini söyledi.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti.
Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti.

Şirket yönetiminde ortak bir vizyonun olmamasının, 250 bin çalışan ve 15 markayı barındıran dev bir yapıyı yönetmeyi imkânsız hale getirdiğini vurgulayan Tavares, bu ayrılık kararından dolayı pişmanlık duymadığını dile getirdi. Stellantis’teki bu değişim süreci, özellikle ABD operasyonlarında yeni stratejik adımların gerekliliğini de beraberinde getirdi.

Şirketin ABD’deki bayileri, Tavares’in kısa vadede kar elde etmeye odaklanan politikalarının, FCA çatısı altındaki Dodge, Jeep, Ram ve Chrysler gibi köklü markaların uzun vadeli başarısını tehlikeye attığını savundu. 2024 yılı boyunca bu markaların satışlarında görülen düşüş, bu eleştirileri daha da belirgin hale getirdi. Tavares’in ayrılmasının ardından Ram markasının eski CEO’su Tim Kuniskis göreve getirildi ve yeni CEO’nun 2025’in ilk yarısında seçilmesi planlandı. Stellantis’in, gelecekte bu durumdan çıkış yolu bulmak için hem Avrupa hem de ABD operasyonlarında daha kapsamlı bir strateji oluşturması gerektiği ifade ediliyor.

AMD Strix Halo serisi, yakında görücüye çıkıyor!

0

AMD’nin yeni Strix Halo serisi APU’ları, dizüstü bilgisayar pazarında performansı yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. CES 2025 etkinliğinde tanıtılacak olan bu işlemciler, özellikle Ryzen Max+ 395 modelinin Geekbench performans sonuçlarının ortaya çıkmasıyla büyük bir heyecan uyandırdı. Ryzen Max+ 395, yalnızca Zen 5 mimarisini kullanması sayesinde AMD’nin mevcut en güçlü mobil işlemcisi olan Ryzen 9 7945HX3D’den bile daha yüksek performans sunuyor. Zen 5 tabanlı 16 çekirdekli bu yeni APU, hem işlem gücü hem de grafik performansı açısından büyük bir sıçrama vaat ediyor.

AMD Strix Halo serisi yakında tanıtılacak

Geekbench testlerine göre Ryzen Max+ 395, tek çekirdekte 2.849 puan, çoklu çekirdekte ise 20.708 puan alıyor. Bu sonuç, Ryzen 9 7945HX3D’nin 2.763 tek çekirdek ve 16.393 çoklu çekirdek puanını önemli ölçüde geride bırakıyor. Ayrıca, RDNA 3.5 mimarisine dayanan Radeon 8060S GPU ile gelen bu APU, 40 CU (Compute Unit) içererek önceki nesil Strix Point işlemcilere kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek bir grafik performansı sunabiliyor. Bu GPU’nun, oyun performansında ciddi bir iyileşme sağlayarak dizüstü bilgisayarlarda yüksek grafik gereksinimleri olan uygulamalar için etkileyici bir çözüm olacağı öngörülüyor.

AMD Strix Halo serisinin tepe modeli olan Ryzen Max+ 395, 16 çekirdek ve 32 iş parçacığına sahipken, seride daha düşük güç tüketimi ve performans dengesi sunacak farklı seçenekler de yer alacak. Bu modeller arasında 12 çekirdekli Ryzen AI Max 390, 8 çekirdekli Max 385 ve 6 çekirdekli Max 380 bulunuyor. Özellikle Ryzen Max+ 395’in ultra taşınabilir dizüstü modellerde kullanılabileceğine dair gelen sızıntılar, bu işlemcilerin yalnızca güçlü değil, aynı zamanda enerji verimliliği yüksek bir çözüm sunacağını gösteriyor.

AMD’nin Zen 5 mimarisini yalnızca yüksek performans odaklı kullanması, grafik tarafında RDNA 3.5 teknolojisi ile birleştiğinde Strix Halo serisinin pazarın en güçlü APU seçeneklerinden biri haline gelmesini sağlayabilir. AMD’nin Ryzen Max+ 395 işlemcisinin yer alacağı dizüstü bilgisayarlarda hem işlem gücü hem de grafik performansı açısından büyük bir rekabet yaratması bekleniyor. Özellikle taşınabilirlik ve performans arasında denge arayan kullanıcılar için bu yeni serinin oldukça cazip bir çözüm olacağı düşünülüyor. Detaylar, CES 2025 etkinliğinde AMD’nin resmi duyurusu ile netleşecek.

Çin vanadyum pil projesini tamamladı!

0

Çin, dünyanın en büyük 700 MWh vanadyum akışlı pil depolama projesini tamamladı. Projenin tamamlanması, büyük ölçekli vanadyum akışlı pil sistemlerinin uzun süreli uygulamalar için uygulanabilirliğini göstermektedir.

Çin vanadyum pil için geliştirmeyi tamamladı

Xinhua Ushi ESS vanadyum akışlı pil projesi Çin’in Ushi kentinde yer almaktadır. Yenilenebilir enerji entegrasyonunda ileriye doğru bir sıçramayı temsil eder, şebeke istikrarını desteklerken temiz enerji kaynaklarının yaygın olarak benimsenmesini sağlar. Projenin arkasındaki firma olan Rongke Power, bu başarının uzun süreli enerji depolama için yeni bir ölçüt belirlediğini, vanadyum akışlı pil teknolojisinin sürdürülebilir bir enerji geleceğine ilerlemedeki gücünü ve potansiyelini vurguladığını söylüyor.

Rongke Power, Ushi’deki projenin başlamasının ardından bugün dünya çapında 2 GWh’lik kamu ölçeğinde vanadyum akışlı pil enerji depolama sistemleri konuşlandırdığını duyurdu.Rongke Power’ın internet sitesinde, Xinhua Ushi ESS projesinin şebeke istikrarını artırmak, pik yükleri yönetmek ve yenilenebilir enerjiyi sorunsuz bir şekilde entegre etmek üzere tasarlandığı belirtiliyor.

Şirket tarafından projenin tamamlandığına ilişkin duyuru 5 Aralık 2024 tarihinde yapıldı. Şirketten yapılan basın açıklamasında vanadyum akışlı batarya projesinin 700 MWh enerji depolama ve verme kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor. Bu sistem çeşitli uygulamalar için genişletilmiş enerji depolama kapasitesini garanti eder. Ölçeklenebilirlik düşünülerek tasarlanmış olup, eşsiz performansıyla değişen enerji taleplerini karşılamaya hazırdır.

Zemin hazırlığının ardından projeye başlanarak temel çalışmaları ve kritik ekipmanların montajı gerçekleştirildi. Ekip, ekipman yerleştirme, borulama, sıvı doldurma ve elektrik bağlantıları gibi temel adımları tamamladı. Bu aşama, RKP’nin yaklaşımını tanımlayan teknolojik hassasiyeti ve ekip çalışmasını vurguladı. Sistemin test edilip devreye alınmasının ardından projeye ilişkin açıklama yapıldı.

700 MWh’lik projenin tamamlanması, enerji depolama sektöründe de bir dönüm noktası teşkil ediyor ve uzun süreli uygulamalar için büyük ölçekli vanadyum akışlı batarya sistemlerinin uygulanabilirliğini ortaya koyuyor. Rongke Power, Xinhua Ushi ESS projesinin küresel çapta gelecekte yapılacak kurulumlar için bir model oluşturabileceğini söylüyor.