YouTube, tıklama tuzaklarına savaş açıyor!

YouTube, özellikle “SON DAKİKA” veya “Başkan İstifa Etti” gibi yanıltıcı ifadelerle izleyici çeken ve içerikle ilgisiz başlıklar veya küçük resimler kullanan videoları hedef alacak.

Şirket, bu tür videoların kaldırılacağını ancak başlangıçta içerik oluşturuculara bir uyarı verilmeden hareket edileceğini açıkladı. Platform, geçen yıl başlattığı bir programla içerik oluşturuculara eğitim vererek bu tür ihlalleri azaltmayı hedeflemişti. Bu eğitimler, kanallar üzerindeki önceki uyarıların kaldırılmasını da sağladı.

YouTube tarafından yayınlanan bir blog yazısında yer alan açıklamada, “YouTube’daki aşırı clickbait içeriklerini ele alma çabalarımızı güçlendiriyoruz. Bu, başlık veya küçük resimlerin vaat ettiği içeriği sunmayan videolara karşı daha sıkı önlemler alacağımız anlamına geliyor.” denildi. Şirket, özellikle son dakika haberleri veya güncel olaylarla ilgili videolara odaklanacak.

Bu yeni önlemlerle ilgili bazı belirsizlikler devam ediyor. Örneğin, YouTube’un hangi içerikleri “son dakika haberi” veya “güncel olay” olarak sınıflandıracağı henüz net değil. Sadece siyasi olaylar mı bu kapsama girecek yoksa spor etkinlikleri de dahil olacak mı? Ayrıca, bir başlık veya küçük resmin içerikle uyumsuz olduğunu algılamak için hangi teknolojilerin kullanılacağı da açıklanmadı.

YouTube’un bu adımı, izleyicilerin yanıltılmasını engellemeye yönelik bir adım olarak öne çıkıyor. Bu önlemlerin, platformdaki içerik kalitesini artırması ve kullanıcı deneyimini iyileştirmesi bekleniyor.

Uygulamanın detayları ve kapsamı, önümüzdeki aylarda netleşecek. Şimdilik, YouTube’un mevcut açıklamaları üzerinden ortaya çıkan bir gelecek izlenimi hakim.

CATL, değiştirilebilen batarya modellerini tanıttı!

Çinli batarya üreticisi CATL, elektrikli araç ekosistemini dönüştürmeyi hedefleyen batarya değişim hizmetine yönelik iki yeni batarya modeli tanıttı. Şirket, bu yenilikle birlikte elektrikli araçlarda kullanılan bataryaları standart bir hale getirerek, farklı markaların bu değişim sistemine kolayca entegre olmasını amaçlıyor. CATL CEO’su Robin Zheng, batarya değişim hizmetinin yaygınlaşmasının temelinde standartlaştırılmış batarya boyutlarının yattığını vurgularken, bu kapsamda Choco-SEB adı verilen iki yeni batarya paketini tanıttı. Bu paketler, lityum demir fosfat (LFP) ve nikel manganez kobalt (NMC) gibi yaygın batarya türlerini destekliyor ve A ile B segmenti araçlarda 400 ila 600 kilometre sürüş menzili sunuyor.

CATL, değiştirilebilen batarya modellerini görücüye çıkardı

CATL, 2025 yılına kadar Çin genelinde 1000, dünya genelinde ise toplamda 30 bin batarya değişim istasyonu kurmayı planlıyor. İlk aşamada bu istasyonların 1000’i CATL’in kendi yatırımıyla inşa edilecek, geri kalanları ise ortaklıklarla faaliyete geçirilecek. Bu istasyon ağına katılım sağlayan otomobil üreticileri arasında GAC, BAIC, Wuling ve FAW gibi markalar yer alıyor. Bu şirketler, 2025 itibarıyla piyasaya sürecekleri araçlarını CATL’in batarya değişim hizmetine uyumlu şekilde tasarlayacak.

CATL’in batarya değişim sistemi, abonelik temelli bir modelle çalışacak. Tanıtılan bataryalar için farklı tarifeler sunuluyor. Örneğin, 20# Choco-SEB batarya modeli, 52 kWsa kapasiteli bir NMC Travel Plan kapsamında sınırsız kilometre ile aylık 469 yuan’a (yaklaşık 2250 TL) kullanılabilirken, daha küçük kapasiteli bir LFP batarya modeli 3 bin kilometre kullanım limitiyle 369 yuan’a (1770 TL) kiralanabilecek. 25# modelde ise 70 kWsa kapasiteli batarya için sınırsız kilometreli abonelik planı 599 yuan (2880 TL) olarak belirlenmiş durumda.

Bu sistem, Nio gibi Çinli şirketlerin halihazırda sunduğu bir model üzerinden geliştirildi. Batarya değişim hizmeti, kullanıcılara elektrikli araçlarını şarj etmeyi beklemek yerine, boş bir bataryayı istasyonda yalnızca 3-4 dakika içinde dolu bir batarya ile değiştirme kolaylığı sunuyor. Abonelik sistemiyle çalışan bu model, kullanıcıların satın aldıkları aracın satış fiyatına batarya maliyetini dahil etmediği için daha uygun bir başlangıç maliyeti sağlamayı hedefliyor. Bu, aslında batarya kiralama yöntemiyle daha sürdürülebilir ve erişilebilir bir elektrikli araç kullanım deneyimi sunmayı amaçlayan yenilikçi bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor.

E-ticarette rekor artış!

Ticimax, Kasım 2024 raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye geneli e-ticaret hacmi ve trafiğinde inanılmaz artışlar dikkat çekti. 20 bine yakın e-ticaret şirketinin verileri üzerinden yapılan analiz, sektördeki hızlı büyümeyi gözler önüne serdi. Toplam sipariş adedi geçen yıla kıyasla %57,21 artışla 5,96 milyona ulaştı.

Kasım’da 8 Milyar TL’lik Ciro!

Kasım ayında gerçekleşen toplam ciro, geçen yılın aynı dönemine göre %191,14 artarak 8,12 milyar TL oldu. Satışı yapılan toplam ürün adedi ise 17,03 milyon olarak kaydedildi. Kullanıcıların tarayıcı tercihleri arasında Instagram %37,7 ile ilk sırayı aldı. Onu Chrome Mobil %25,9 ve Chrome %16,3 oranlarıyla takip etti.

Kasım ayında toplam sayfa ziyareti 1,62 milyar olarak ölçüldü. Bu rakam, geçen yıla göre %83,97 artış anlamına geliyor. Tekil kullanıcı sayısı %127 artarak 975,52 milyona ulaştı. Ortalama sepet tutarı 2.233,34 TL olarak rapor edildi. Teknik verilere bakıldığında, sitelerin yüklenme hızı 0,0021 saniye ile oldukça iyi performans gösterdi.

E-ticarette mobil cihazlar lider

E-ticaret ziyaretlerinin %55,25’i mobil cihazlardan gerçekleşti. Masaüstü bilgisayarlar %44,27 ile mobilin hemen ardından geldi. Tabletlerin oranı ise %0,48 ile sınırlı kaldı.

Efsane Cuma’ya Özel Veriler

Kasım ayında düzenlenen Efsane Cuma kampanyası da büyük ilgi gördü. 29 Kasım günü toplam sipariş adedi 276.362’ye ulaşırken, ciro 273,74 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde kargo paket adedi ise 69.715 olarak ölçüldü.

Türkiye dışından gelen ziyaretler arasında Amerika %71,04 ile lider oldu. Fransa %10,05 ile ikinci sırada yer aldı. Letonya, Almanya ve İngiltere ise sırasıyla %5,49, %5,07 ve %3,01 oranlarıyla dikkat çekti.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceleyecek!

Birleşik Krallık, yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanılan telif hakkına tabi içeriklerin hukuki durumu ve bu içeriklerin nasıl kullanıldığına dair önemli bir inceleme başlatarak bu alandaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Hükümet, teknoloji firmaları ile yaratıcı sektörler arasındaki hak ihlalleriyle ilgili sorunları çözmek için kapsamlı bir istişare sürecine girerek fikri mülkiyet ve adil kullanım konularına netlik kazandırmayı hedefliyor. Özellikle büyük teknoloji şirketleri tarafından rızasız kullanılan içeriklerin sahipleri, telif hakkı ihlallerinin engellenmesini ve bu içeriklerin kullanımı üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmayı talep ediyor.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceliyor

Yapay zeka modellerinin eğitim süreci, metinlerden görsellere ve diğer dijital verilere kadar geniş bir içerik havuzuna dayanıyor. Ancak bu durum, içerik üreticileri ile teknoloji şirketlerini karşı karşıya getiren önemli bir hukuki meseleye dönüşmüş durumda. Son yıllarda, özellikle The New York Times’ın OpenAI’ye karşı açtığı dava ve Getty Images’ın Stability AI’a yönelik suçlamaları, bu alandaki gerilimlerin temelini oluşturuyor. OpenAI, eğitimde kullanılan verilerin açık web kaynaklarından elde edildiğini ve bu durumun adil kullanım kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, içerik sahiplerine bir “opt-out” seçeneği sunduğunu belirtiyor. Stability AI ise suçlamalara karşı modelin eğitim sürecinin İngiltere sınırları dışında gerçekleştiğini dile getirerek yasal savunmasını oluşturdu.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceliyor.

Birleşik Krallık hükümeti, bu kapsamda üç önemli öneri üzerinde duruyor: İlk olarak, yapay zeka modellerinin ticari eğitim süreçlerinde telif hakkı istisnaları getirilmesi, ancak bu istisnaların içerik sahiplerine rıza gösterebilme yetkisi sunması. İkinci öneri, içerik sahiplerine lisanslama ve ücretlendirme yoluyla içeriklerinin kullanımını denetleme hakkı verilmesi. Üçüncü olarak ise, teknoloji şirketlerinin modellerini eğitmek için kullandıkları veri setleri hakkında daha fazla şeffaflık sağlaması gerekliliği. Özellikle şeffaflık önerisi, ticari rekabet gerekçeleriyle veri setlerini açıklamaktan kaçınan firmalar açısından tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor. Ancak 2018 tarihli Veri Koruma Yasası ile bu alanda sağlam bir hukuki zemin oluşturan Birleşik Krallık, yeni düzenlemelerle önemli bir adım atmaya hazırlanıyor.

Yapay zeka modellerinin gelişimi hızla devam ederken, bu sistemler artık yalnızca metin üretimiyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda görsel, video ve diğer çok modlu yeteneklerle daha karmaşık içerik oluşturabiliyor. Örneğin, OpenAI geçtiğimiz hafta “Sora” adlı video üretim modelini uluslararası kullanıcıların hizmetine sundu. Bu tür teknolojiler sayesinde metin tabanlı girdilerle yüksek çözünürlüklü video üretmek mümkün hale gelirken, telif hakkı ihlalleri meselesi de daha karmaşık bir boyut kazanıyor. İngiltere’nin bu incelemesi, gelecekte yapay zeka teknolojilerinin daha etik ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi için kritik bir dönemeç olabilir.

Intel, CES 2025’te yeni işlemcilerini tanıtacak!

0

Intel, CES 2025 etkinliğiyle birlikte geniş bir yelpazede yeni nesil işlemcilerini tanıtmaya hazırlanıyor. Dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü sistemler için farklı segmentlere yönelik çeşitli modeller, tüketicilere yeni nesil performans ve enerji verimliliği vaat ediyor. Intel’in CES kapsamında tanıtması beklenen ürün serilerinin başında Arrow Lake, Meteor Lake Refresh ve Raptor Lake-H Refresh tabanlı işlemciler geliyor. Bu modeller, performans odaklı üst düzey seçeneklerden hafif ve taşınabilir sistemlere yönelik düşük güç tüketimli yongalara kadar geniş bir çeşitlilik sunacak.

Intel, CES 2025’te yeni işlemcilerini görücüye çıkarıyor

Arrow Lake-H tabanlı Core Ultra 200H serisi, dizüstü bilgisayarlar için tanıtılacak üst segment modeller arasında öne çıkıyor. Bu seride Core Ultra 9 285H, Ultra 7 265H ve Ultra 5 235H gibi modellerin Lion Cove ve Skymont çekirdekleriyle donatıldığı belirtiliyor. Ayrıca bu işlemciler, XMX hızlandırıcılar ve Xe LPG+ GPU ile performansını artıracak. Hafif taşınabilir cihazlara yönelik Core Ultra 200U serisi, Meteor Lake Refresh tabanlı dört model içeriyor ve bu modeller Xe LPG iGPU ile enerji verimliliği sağlıyor.

Intel, CES 2025'te yeni işlemcilerini görücüye çıkarıyor.

Daha genel kullanıcıları hedefleyen Raptor Lake-H Refresh serisi, yenilenen Gracemont ve Raptor Cove çekirdekleriyle ana akım dizüstü bilgisayarlara güç verecek. Core 200H serisi altında yer alacak bu modeller, uygun fiyat-performans oranıyla dikkat çekecek. Aynı zamanda masaüstü kullanıcılarına yönelik Core Ultra 200S serisinin de Arrow Lake-S tabanlı olması ve yüksek performansı hedeflemesi bekleniyor.

Amiral gemisi pozisyonundaki Core Ultra 200HX serisi ise Arrow Lake mimarisini temel alacak ve oyuncular, içerik üreticiler gibi yüksek performans talebi olan kullanıcıları hedefleyecek. Core Ultra 9 285HX, Ultra 7 265HX ve Ultra 5 235HX gibi modellerin bu seride tanıtılması bekleniyor. Tüm bu yeni işlemci serileri, daha önce sızdırılmış teknik detaylara göre entegre grafik birimlerinde de ciddi yenilikler taşıyacak. Intel’in CES 2025 planı, şirketin dizüstü ve masaüstü platformlarındaki rekabeti nasıl yönlendireceği konusunda önemli bir gösterge olacak.

Mercedes, yeni otonom sürüş sistemi için onay aldı!

Mercedes-Benz, 95 km/s hıza kadar otonom sürüş sağlayan “Drive Pilot” sistemi için Almanya Federal Motorlu Taşımacılık Otoritesi’nden onay alarak önemli bir adım attı. Böylece Mercedes, seviye 3 otonom sürüş sunabilen ve bu hızda sertifika alan ilk otomobil üreticisi olmayı başardı. Bu gelişme, sürücülere belirli otoyol koşullarında tamamen rahat bir şekilde seyahat etme imkanı tanıyor. Artık Drive Pilot sistemi etkinleştirildiğinde sürücülerin yola odaklanma zorunluluğu ortadan kalkıyor ve sistem, kontrolü tamamen üstleniyor. Bu yenilik, otonom sürüş teknolojisinin hem güvenlik hem de kullanıcı deneyimi açısından yeni bir seviyeye taşındığını gösteriyor.

Mercedes, yeni otonom sürüş sistemi için onay almayı başardı

Drive Pilot, daha önce 60 km/s hıza kadar olan sınırını 95 km/s’ye çıkararak kullanıcılarına daha hızlı seyahatlerde otonom sürüş konforu sağlıyor. Bu sistem, şu an isteğe bağlı bir özellik olarak Mercedes’in lüks modelleri olan S Sınıfı ve EQS serilerinde sunuluyor ve 5950 Euro’dan başlayan bir fiyat etiketiyle temin edilebiliyor. Bu araç sahipleri için Mercedes, Drive Pilot sistemini ücretsiz bir yazılım güncellemesiyle en yeni sürüme yükselteceğini açıkladı. Bu sayede mevcut kullanıcılar da hız sınırındaki bu iyileştirmeden ve artırılmış güvenlik özelliklerinden faydalanabilecek.

Mercedes, Drive Pilot’un güvenilirliği ve güvenliği konusunda oldukça iddialı. Sistem, elektrik, direksiyon ve frenleme gibi hayati işlevlerin yedekli bir yapıya sahip olduğu bir tasarıma dayanıyor. Ayrıca, 35’in üzerinde sensörün bir arada çalıştığı bu sistem, radar, ultrasonik sensörler, kameralar ve LiDAR teknolojisinin yanı sıra ayrıntılı dijital haritalardan faydalanıyor. Bu özellikler, Drive Pilot’un otomobilin tam olarak hangi şeritte gittiğini tespit etmesine ve çevresel koşullara en uygun kararları almasına olanak tanıyor.

İlginç bir diğer yenilik ise aracın otonom olarak ilerlediğini dışarıdan göstermek için turkuaz bir aydınlatma kullanılması. Bu görsel uyarı, çevredeki sürücülerin ve yayaların otonom sistemin aktif olduğunu anlamalarını sağlarken, aynı zamanda trafik polisleri gibi yetkililer için de durumu açıkça görünür hale getiriyor. Yolcuların araç içerisindeki farklı aktiviteleri, örneğin kitap okumak veya film izlemek gibi, çevrede olası kafa karışıklıklarını önlemek amacıyla tasarlanmış bu özellik, aynı zamanda otonom teknolojinin toplum tarafından kabulünü artırmayı hedefliyor.

Mercedes’in Drive Pilot sistemi, seviye 3 yarı otonom sürüş kategorisinde yer alıyor ve bu, belirli durumlarda kontrolü tamamen sisteme devredebilme anlamına geliyor. Ancak sürücülerin, sistemin talebi doğrultusunda kontrolü her an yeniden ele almaya hazır olması gerekiyor. Bu sistem, otonom sürüşte tam kontrolün (seviye 5) bir adım gerisinde olsa da otomotiv sektöründe bu yönde ilerleyen diğer şirketler için bir dönüm noktası niteliğinde. Mercedes’in bu teknolojisi, gelecekte tamamen otonom sürüşe geçişin altyapısını sağlamlaştıracak bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

TSMC, 2nm üretim süreciyle iddialı geliyor! İşte özellikler

0

TSMC, yeni nesil 2nm (N2) üretim sürecini detaylandırarak yarı iletken sektöründe büyük bir sıçramayı temsil eden yeniliklerini duyurdu. IEEE Uluslararası Elektronik Cihazlar Toplantısı’nda (IEDM) paylaşılan bilgilere göre, 2025’in ikinci yarısında seri üretime geçmesi beklenen bu süreç, performans ve enerji verimliliği açısından dikkat çekici avantajlar sunuyor. N2 teknolojisi, %15 daha yüksek işlem performansı, %30 daha düşük enerji tüketimi ve %15 daha fazla transistör yoğunluğuyla mevcut teknolojilerin çok ötesinde bir iyileşme vadediyor.

TSMC, 2nm üretim süreciyle iddialı gelecek

Bu süreçte, TSMC’nin FinFET teknolojisinden nanosheet tabanlı “gate-all-around” (GAA) transistörlere geçişi dikkat çekiyor. GAA nanosheet transistörler, silikon tabakalarının ince şeritler halinde istiflenmesiyle oluşturuluyor ve bu tasarım, daha hassas akım kontrolü sağlarken üretim süreçlerini özelleştirme esnekliği sunuyor. Özellikle SRAM teknolojisinde, N2’nin şimdiye kadar geliştirilmiş en yoğun SRAM hücresine sahip olduğu belirtiliyor. Bu yoğunluk artışı, işlemcilerin performansını ve enerji verimliliğini daha da ileri taşıyarak TSMC’nin sektördeki lider konumunu güçlendirecek.

N2 süreci, Apple, Nvidia ve AMD gibi büyük isimlerin ürünlerinde kullanılmaya başlanacak ve TSMC için önemli bir rekabet avantajı oluşturacak. Ancak, bu yeniliklerin maliyeti oldukça yüksek olacak. N2 wafer fiyatlarının 25.000-30.000 dolar arasında olması bekleniyor ki bu, 3nm sürecine göre %10’dan fazla bir artış anlamına geliyor. Özellikle üretim başlangıcında verim oranlarının düşük olması ve deneme maliyetleri nedeniyle yeni sürecin endüstri genelinde benimsenmesi zaman alabilir.

Bu süreçte TSMC’nin karşısında Intel ve Samsung gibi güçlü rakipler de bulunuyor. Intel, daha şimdiden kapı uzunluğunu 6 nanometreye kadar düşüren ve sadece 3 nanometre kalınlığında nanosheet transistörler geliştiren çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Intel’in Foundry Başkan Yardımcısı Sanjay Natarajan’ın “Henüz teknolojik bir tıkanma noktasına ulaşmadık” açıklaması, nanosheet mimarisi üzerine daha pek çok yeniliğin geleceğinin habercisi. Öte yandan, Samsung da 2025 yılında kendi nanosheet teknolojisiyle seri üretime geçmeye hazırlanıyor. Bu durum, üç dev arasında rekabeti daha da kızıştıracak.

TSMC, N2 teknolojisiyle enerji verimliliği ve performans açısından sektörde çıtayı yükseltirken, Intel ve Samsung’un yenilikçi yaklaşımı, rekabetin gelecekte daha da yoğun olacağını gösteriyor. Yarı iletken teknolojisi, hem maliyet hem de teknik ilerleme bakımından yeni bir döneme girmiş durumda ve bu durum, tüketiciler ve endüstri için çok daha güçlü ve verimli cihazların önünü açacak gibi görünüyor.

675 milyon TL’lik sahtecilik işlemi engellendi!

Lidio, indirim dönemi olarak bilinen Kasım ayında 675 Milyon TL değerinde 56.000 adet dolandırıcılık işlemini engellediğini açıkladı. Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar, 2024 Kasım ayı verilerini şöyle yorumladı:

Lidio’da biz ödemeler dünyasının üzerinde durduğu en önemli sacayaklarından biri olan güvenlik konusunu yüksek teknolojiye dayalı sahtecilik önleme çözümlerimizle güçlendiriyoruz. E-ticaretin hızla gelişen dinamiklerinde, finansal bilgilerin güvenliği, sadece bireysel tüketicilerin değil, aynı zamanda ekosistemdeki işletmelerin sürdürülebilirliği ve rekabet avantajı açısından da hayati bir rol oynuyor.  Yılın en yoğun alışveriş dönemlerinden biri olan Kasım ayındaki 56.000 adet işlemin de bu kapsamda olduğunu tespit ettik ve yapay zekâ destekli araçlarımızla tam 675 Milyon TL’lik kaybın önüne geçtik. 2023’ten 2024’e fraud işlemleri yüzde 391,77 oranında artış gösterdi. Sahtecilik işlemlerinin ödemelerdeki payı 2024 yılında geçen yıla kıyasla yüzde 1,89’dan yüzde 4,99’a çıkarak toplam ödemelerdeki payı yüzde 3,11 arttı. Bu tablo da gerek işletmeler gerekse tüketiciler için güvenli bir ödeme altyapısı kullanmanın önemini gözler önüne seriyor.”

Bilgisayar satışlarında büyük artış

Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar
Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar

“2023 yılının Kasım ayına kıyasla 2024’ün Kasım ayında toplam işlem hacminde yüzde 86,18 oranında artış kaydettik. 2023 yılında ortalama sepet tutarı 1.577 TL iken bu yıl yüzde 130’luk bir artış gösterdi ve 3.624 TL oldu. Tüketiciler ödemelerin yüzde 85’ini taksitle gerçekleştirmeyi tercih ederken, en çok işlem gerçekleşen üç bölge Marmara, İç Anadolu ve Ege oldu. Bu bölgeleri sırasıyla Akdeniz, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu takip etti. En yoğun alışveriş yapan iller İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Antalya, Bursa, Kocaeli, Adana, Denizli ve Muğla olarak sıraanıyor. En çok hangi kategoride alışveriş yapıldığını incelediğimizde ise Bilgisayar, Donanım ve Yazılım, Oyun, Hobi, Kitap Mağazaları, Mobilya, Ev Dekorasyon Mağazaları, Tekstil, Kumaş, İplik Toptancıları, Diğer Giyim ve Aksesuar Mağazaları şeklinde bir sıralama görüyoruz.” 

Debit kart kullanımında neden düşüyor?

“Debit kartın tüm ödemelerdeki payı 2023 yılında yüzde 10,59 iken bu oranın 2024’te yüzde 8,05’e gerilediğini gördük. Debit kart kullanımının toplam ödemelerdeki oranında kaydedilen bu düşüş tüketicilerin alışveriş tercihlerindeki değişimlerle ilişkilendirilebilir. Özellikle kayıtlı kartlarla alışveriş yapma oranındaki artış ve debit kartların güvenlik sebebiyle genellikle şifresiz işleme kapalı olması, debit kart kullanımının düşüşüne yol açan önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, tüketicilerin kredi kartı kampanyalarına ve taksitli ödeme seçeneklerine yönelmesi de bir diğer önemli etken olabilir. Ayrıca bireylerin harcamalarını daha kontrollü yönetme ihtiyacı da bu eğilimi destekleyen unsurlar arasında değerlendirilebilir.”  

Dassault Systèmes Yapay Zeka Paktı’nı imzaladı

Dassault Systèmes Avrupa Komisyonu’nun yapay zeka kullanımına ilişkin en doğru uygulamaları belirlemek ve riskleri en aza indirmek amacıyla başlattığı yeni bir girişim olan Yapay Zeka Paktı’nı imzaladığını duyurdu. Bu adımla, Dassault Systèmes, Avrupa’nın Yapay Zeka Yasası’nın ardından, Avrupa’da inovasyonu teşvik etme ve yapay zekanın etik kullanımını destekleme konusundaki proaktif rolünü vurguladı. 

Yapay Zeka Paktı nedir?

Yapay Zeka Paktı, Avrupa Komisyonu tarafından, kuruluşların 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren Yapay Zeka Yasası kapsamında gerekli önlemleri uygulamaya hazırlanmalarını teşvik etmek ve desteklemek amacıyla oluşturuldu. Yapay Zeka Yasası, özellikle vatandaşların güvenliği ve haklarını etkileyebilecek yüksek riskli kullanım alanlarında yapay zekanın şeffaf ve düzenlenmiş bir şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlıyor.

Yapay Zeka Paktı’na (AI Pact) katılan şirketler, yapay zeka kullanımında somut adımlar atmayı taahhüt ediyor. Bu adımlar arasında, şirket içinde yapay zeka kullanımına yönelik bir yapay zeka yönetim stratejisi benimsemek, yüksek riskli sektörlerde kullandıkları güvenilir yapay zeka sistemlerinin bir haritasını oluşturmak ve çalışanlarını yapay zekayı sorumlu bir şekilde kullanma konusunda eğitmek bulunuyor.

Yapay zekanın sorumlu kullanımı

Dassault Systèmes CEO’su Pascal Daloz, “40 yıldır müşterilerimizle birlikte, yapay zekayı, modelliyor ve simülasyonu sanal ikiz deneyimleriyle birleştiren bilimsel bir dünya temsili oluşturuyoruz. Böylece, müşterilerimizin en güçlü rekabet avantajı olan fikri mülkiyetlerini korurken sürdürülebilir endüstriyel inovasyonda önemli ilerlemelere yol açıyoruz. Yapay Zeka Paktı’na katılarak, yapay zekanın sorumlu kullanımında öncü bir rol oynama ve yaratıcı ekonomide yenilikçi fırsatlar yaratma taahhüdü veriyoruz. Şirketlerin güvenilir bir ortağı olarak, Avrupa’da yapay zekanın toplum, hastalar ve tüketiciler için fayda sağlamasını temin etmek amacıyla ortak bir çabanın öncüsü olacağız” dedi.

Amazon’un uydu projesi, Trump’ın desteğine ihtiyaç duyuyor!

Amazon’un Kuiper Projesi, şirketin Starlink gibi bir uydu ağı kurarak dünya genelinde geniş bant internet hizmeti sunmayı hedeflediği dev bir girişim. Ancak, başlangıçta belirlenen takvim ve bütçenin oldukça gerisinde kalmış olan bu proje, Amazon’u ciddi bir krizin eşiğine getirdi. Jeff Bezos liderliğindeki Amazon, projenin maliyetlerini 20 milyar dolara kadar çıkarmış olsa da, 2026’ya kadar 1.600 uyduyu yörüngeye yerleştirme taahhüdünü yerine getirememesi halinde uydu lisansını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu durum, şirketin fırlatma planlarının gecikmesine yol açan ABD Uzay Kuvvetleri önceliklendirmeleri ve dış kaynaklı roket fırlatma hizmetlerine olan bağımlılıktan kaynaklanıyor

Amazon’un uydu projesi, Trump’ın desteğine muhtaç kaldı

Projenin başarısı için ABD hükümeti ile 2020’de imzalanan anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi ve sürelerin revize edilmesi gerekiyor. Ancak bu süreçte, Jeff Bezos’un daha önce çatışmalı bir ilişki içerisinde olduğu Donald Trump, önemli bir rol oynamaktadır. Trump ile Jeff Bezos arasındaki gerginlik, The Washington Post’un Trump’a karşı sert eleştiriler yapmasıyla daha da büyüdü. Ayrıca Trump’ın, Elon Musk’ın SpaceX’ine açık bir şekilde destek vermesi, Bezos ve Amazon için işleri daha da karmaşık hale getirdi.

Ancak Trump’ın tekrar ABD başkanı seçilmesi, Jeff Bezos’u stratejik bir geri adım atmaya yöneltmiştir. Bezos, The Washington Post’un tarafsız bir duruş sergilemesi gerektiğini savunduve Trump’ın geçiş süreci fonuna 1 milyon dolarlık bağış yaparak politik bir jestte bulundu. Bu girişimler, Jeff Bezos’a Trump ile bir araya gelme fırsatı sunmuş ve taraflar arasında görüşmelerin başlamasını sağladı Bezos’un bu görüşmelerde FCC ile yapılan anlaşmanın revizyonunu Trump’a kabul ettirebilmesi, Kuiper Projesi’nin devam etmesi açısından kritik bir önem taşıyor.

Eğer Amazon, Trump’ı ikna etmeyi başarırsa, ULA’nin ertelediği fırlatma işlemleri 2025 yılında gerçekleştirilebilecek ve şirket, fırlatma sıklığını artırarak geciken hedeflerini telafi etmeyi planlayabilecek. Bununla birlikte, Blue Origin roketlerinin projeye dahil edilmesi durumunda Amazon, dış hizmet sağlayıcılarına olan bağımlılığını azaltarak projeyi daha sürdürülebilir bir hale getirebilir. Tüm bu gelişmeler, Kuiper Projesi’nin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olma potansiyeli taşımaktadır. Ancak Trump’ın bu konuda Amazon’a destek verip vermeyeceği ve bu yeni denge politikasının nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor.

Big Bang Startup Challenge 2024 devam ediyor!

0

İTÜ Çekirdek’in 13. kez düzenlediği Big Bang Startup Challenge 2024, girişimcilik dünyasına ilham vermeye devam ediyor. İstanbul UNIQ’te “Geleceğe Liderlik Et” mottosuyla gerçekleştirilen etkinlikte, otomotivden yapay zekaya, sağlıktan enerjiye kadar 7 farklı sektördeki yenilikçi girişimler sahne aldı. 50 girişimci ekibin inovatif projelerini sergilediği etkinlik, global yatırımcıların da katılımıyla Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin uluslararası arenadaki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş, İTÜ Çekirdek’in bugüne dek teknoloji ve yenilikçilik temelli binlerce girişimi desteklediğini vurguladı. Dikbaş, girişimlerin toplam değerlemesinin 450 milyon dolara ulaştığını belirterek, “İTÜ ARI Teknokent olarak girişimcilik ekosistemine 10 milyon Euro’nun üzerinde yatırım yaptık. Yakın zamanda kurulacak yatırım fonumuzla daha fazla girişime destek vermeyi ve Türkiye’yi global girişimcilik sahnesinde hak ettiği yere taşımayı hedefliyoruz,” dedi.

10 yılı aşkın süredir girişimcilere destek veren İTÜ Çekirdek, bugüne kadar 280 milyon doları aşan yatırımla, 5 binden fazla girişimi global sahneye taşıdı. İTÜ ARI Teknokent’in Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı ile girişimciler, Fransa, İngiltere, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde iş yapma fırsatı yakaladı. Prof. Dr. Dikbaş, bu programların ABD ve Asya ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletileceğini duyurdu.

Big Bang’in ilk gününde sahne alan girişimler, teknoloji ve inovasyona dayalı çözümleriyle dikkat çekti. Özellikle Cyberware, otomotiv sektörüne özel geliştirdiği siber güvenlik platformu ile ilgi çekerken, Genoride yenilikçi pedal destek teknolojisiyle mikromobilite alanında fark yaratmayı hedefliyor. MIOTE gibi girişimler ise yapay zeka destekli bakım asistanlarıyla endüstriyel süreçlerin dijitalleşmesine öncülük ediyor.

Etkinliğin ikinci gününde, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve İTÜ ARI Teknokent Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in açılış konuşmaları yer alacak. Günün keynote konuşmacısı ise “Gelecekte Koşmak” başlıklı konuşmasıyla Ayşegül İldeniz olacak. Etkinlik, Sertab Erener’in sahnesiyle katılımcılara unutulmaz bir final yaşatacak.

Big Bang 2024, girişimcilik ekosistemine destek veren güçlü paydaşlarıyla dikkat çekiyor. Elginkan Vakfı, EPDK ve Otomotiv Endüstrisi İhracatçılar Birliği gibi birçok kuruluş, girişimlerin gelişimine katkıda bulunuyor. Bu yılki etkinlik destekçileri arasında Marketing Türkiye ve Migros Hemen de yer aldı.

Big Bang Startup Challenge, sadece girişimcilik ekosistemine katkıda bulunmakla kalmayıp, Türkiye’nin teknoloji odaklı geleceğine ışık tutmaya devam ediyor.

Mastercard ve Dgpays dijital ödeme için iş birliği yapıyor

Mastercard, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EEMEA) genelinde tüketiciler ve işletmeler için dijital ödeme çözümlerinin kullanımını artırmak amacıyla, önde gelen finansal teknoloji sağlayıcılarından Dgpays ile stratejik bir ortaklık yaptığını duyurdu.

Bu ortaklık kapsamında Mastercard ve Dgpays, bölgedeki pazarların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış ileri ödeme teknolojilerini ve sadakat çözümlerini birlikte geliştirecek. Bu girişim, dijital ödemelere erişimi kolaylaştırmaya, güvenli ve pratik çözümler sunarak tüketiciler ve işletmeler arasında güven inşa etmeye odaklanacak.

Güvenli, sorunsuz ve yenilikçi ödeme çözümleri

Mastercard Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkanı Dimitrios Dosis “Dgpays ile iş birliğimiz, Mastercard’ın işletmelere ve tüketicilere güvenli, sorunsuz ve yenilikçi ödeme çözümleri sunarak dijital ekonomiyi ileriye taşıma hedefinde önemli bir adımdır. Mastercard’ın küresel ağı ile Dgpays’in yerel uzmanlığını birleştirerek, EEMEA bölgesinde ödemelerin yapılma ve deneyimlenme şeklini dönüştürecek bir inovasyon platformu yaratıyoruz. Bu iş birliğinin mümkün olmasını sağlayan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’ne değerli destekleri için içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Dgpays CEO’su Serkan Ömerbeyoğlu “Mastercard’ın stratejik bir ortak ve yatırımcı olarak şirketimize katılmasından gurur duyuyoruz. Bu önemli dönüm noktası, dijital ödeme alanında inovasyon ve kapsayıcılık konusundaki ortak vizyonumuzu yansıtıyor. Birlikte erişimimizi genişletmeye ve hem gelişmekte olan hem de gelişmiş pazarlardaki müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yönelik öncü çözümler sunmaya hazırız. Mastercard’ın eşsiz uzmanlığı ve küresel ağı, bize etkimizi ölçeklendirirken ve dönüştürücü çözümler sunarken çok büyük bir değer katacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu ortaklık EEMEA genelinde dijital ödeme alanını ilerletmek için önemli bir adım olup, Mastercard ve Dgpays’in teknoloji ve inovasyon yoluyla kapsayıcı ekonomik büyümeyi teşvik etme konusundaki ortak hedefini yeniden teyit ediyor. Ortaklık kapsamında, Mastercard bölgede inovasyonu teşvik etme ve dijital dönüşümü hızlandırma konusundaki kararlılığının altını çizerek Dgpays’e azınlık hissesi yatırımı yaptı.

Google, 90 milyon dolarlık yeni yatırımıyla Afrika’yı dijitalleştiriyor!

Bu kapsamda Google, Afrika kıtasındaki dijital dönüşüm çabalarına katkı sağlamak amacıyla Cassava Technologies’e 90 milyon dolarlık yatırım yapacağını duyurdu.

Bu hamle, kıtanın teknoloji altyapısını modernize etme ve bağlantı sorunlarını çözme hedefinin önemli bir parçası olarak dikkat çekiyor.

Cassava, Google’ın Equiano ve Umoja gibi denizaltı kablo projelerinde iş birliği yaptığı önemli bir ortak. Şirket, Afrika’da veri merkezlerinden fiber ağlara, bulut hizmetlerinden siber güvenliğe kadar geniş bir yelpazede altyapı çalışmaları yürütüyor. Google, bu yatırımla Afrika kıtasında internet erişimini ve dijital bağlantıyı iyileştirmeyi hedefliyor. 2024 yılı boyunca kıtada yaşanan kesintiler ve altyapı sorunları, bu tür projelerin gerekliliğini gözler önüne serdi.

Cassava, yatırım turunda toplam 310 milyon dolar fon sağladı. Bu fonun 90 milyon dolarlık kısmı Google, ABD Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu (DFC) ve Finlandiya Kalkınma Finans Kurumu (Finnfund) gibi kuruluşlardan gelen doğrudan yatırımlardan oluşuyor. Kalan 220 milyon dolar ise şirketin bir yan kuruluşu için sağlanan kredi kolaylığı şeklinde aktarıldı.

Cassava CEO’su Hardy Pemhiwa, bu yatırımı Afrika’nın dijital uçurumunu kapatma yolunda önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Şirket, bu kaynakları kullanarak altyapısını genişletmeyi, sürdürülebilir büyümeyi desteklemeyi ve kıtadaki teknolojik dönüşümde liderlik etmeyi planlıyor.

Afrika ve Ötesi: Küresel Hedefler

Cassava, Afrika’nın yanı sıra Orta Doğu, Hindistan ve Latin Amerika gibi bölgelerde de faaliyet gösteriyor. Şirketin Liquid Intelligent Technologies birimi, Google ile birlikte Umoja’nın kara hattını inşa etti. Bu hat Kenya’dan başlayarak Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Uganda, Zambiya ve Zimbabve üzerinden Güney Afrika’ya kadar uzanıyor.

Google’ın Cassava ile iş birliği bununla sınırlı değil. Şirketin başka bir birimi olan Liquid C2, Google ve Anthropic ile ortaklaşa çalışarak Afrika’daki şirketlere gelişmiş bulut hizmetleri, siber güvenlik çözümleri ve üretken yapay zeka araçları sunmayı hedefliyor. Bu ortaklık, Google’ın Afrika’nın dijital ekonomisine 1 milyar dolar yatırım yapma taahhüdünün bir parçası.

Bu yatırımlar, Afrika’nın dijital dönüşümüne ivme kazandırmayı ve kıtadaki ekonomik büyümeyi desteklemeyi amaçlıyor. Google’ın liderliği, Afrika’nın dijital ekonomisinde yeni fırsatlar yaratırken, küresel teknoloji şirketlerinin de dikkatini çekiyor.

Yapay zeka patlaması, ABD’yi yeni tehditlerle karşı karşıya bırakıyor!

Elektrik düzenleyicileri, ABD ve Kanada’da yapay zeka uygulamalarının getirdiği yüksek enerji talebi nedeniyle gelecek yıl elektrik kesintilerinin yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Elektrik kesintileri ile ilgili bu endişeler, iOS 18.2’nin yapay zeka özelliklerini genişleten yeni sürümünün yayınlanmasının ardından daha da önem kazandı.

Yapay zeka hizmetleri, veri merkezlerinde enerji tüketimini hızla artırıyor. ChatGPT gibi yapay zeka platformları ve Apple’ın Private Cloud Compute gibi özel sunucularının artan talebi, enerji kullanımını dört yıl içinde iki katına çıkarabilir.

Kuzey Amerika Elektrik Güvenilirlik Kurumu (NERC), bu büyümenin enerji üretimini geride bırakabileceğini ve özellikle yoğun talep dönemlerinde elektrik kesintilerine yol açabileceğini belirtiyor.

Kritik güç açığı

NERC’nin Uzun Vadeli Güvenilirlik Değerlendirmesi raporu, enerji talebinin tarihte eşi görülmemiş bir hızla arttığını ortaya koyuyor. Raporda, yalnızca veri merkezlerinin 2026 yılına kadar 1.000 terawatt saatten fazla enerji tüketeceği ve bu rakamın 2022 seviyelerinin iki katı olduğu ifade ediliyor.

Bu sorunun çözümünü zorlaştıran diğer bir faktör ise fosil yakıt kullanımının azaltılmasına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarının bu boşluğu doldurmakta yetersiz kalması. Özellikle ABD’nin Orta Batı bölgesinin bu krizden ilk etkilenecek yerlerden biri olacağı öngörülüyor.

Ancak rapora göre, önümüzdeki on yıl içinde ABD ve Kanada’nın neredeyse tüm bölgeleri ciddi elektrik kesintileriyle karşılaşabilir.

Çözüm Arayışları

Artan enerji talebiyle başa çıkmak için yenilenebilir enerji üretiminin hızlandırılması ve enerji altyapısının modernize edilmesi gerektiği belirtiliyor. Aksi takdirde, yapay zeka hizmetlerinin büyümesi, Kuzey Amerika‘nın enerji güvenliği üzerinde ciddi baskılar oluşturabilir.

Bu uyarılar, yapay zeka teknolojisinin ekonomik ve endüstriyel faydalarının yanı sıra altyapı üzerindeki olumsuz etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini bir kez daha gösteriyor.

Mars helikopteri SUV boyutlarında olacak

0

NASA’nın Mars’a gönderilen ilk helikopteri olan Ingenuity Mars helikopteri, navigasyon arızası nedeniyle düştü.  Bu olumsuzluklara rağmen Ingenuity’nin başarılı uçuşları, Mars’ta hava keşfinin mümkün olduğunu kanıtladı. Başarısının ardından NASA, hava keşifleri için daha gelişmiş ikinci bir helikopter geliştiriyor.

Mars helikopteri uzay araştırmaları için hazırlanıyor

İkinci Mars Chopper’ın Ingenuity’den daha büyük olduğu tahmin ediliyor. Gerçek bir işgücü olacak, önemli ölçüde daha fazla ağırlık taşıyabilecek ve çok daha büyük mesafeleri keşfedebilecek. NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı’na (JPL) göre Chopper şu anda “erken kavramsal ve tasarım aşamasında” dedi. Her şey planlandığı gibi giderse bu yeni helikopter Mars’ın havadan keşfini bir üst seviyeye taşıyabilir.

Önerilen bu Mars Chopper daha büyük bir helikopter olacak. Dahası, her biri altı kanatla donatılmış altı rotora sahip olacak.JPL’nin kısa konsept açıklamasına göre, Mars Chopper tasarımı günde birkaç kilometre mesafe kat ederek uzun uçuşlara olanak sağlayacak.  Mars günü başına 1,9 mil (3 kilometre) mesafeye kadar 11 pound (5 kilogram) ağırlığında bilimsel ekipman taşıyacak şekilde tasarlanacak.

Bu gelişmiş yetenek, gezegen bilimcilerin, gezginlerin erişemediği yerler de dahil olmak üzere, Mars arazisinin geniş alanlarını hızla keşfetmelerine ve ayrıntılı bilimsel veriler toplamalarına olanak tanıyacak. Mars Chopper, otonom iniş yapabilecek son teknolojiyle donatılacak.

Önerilen bu tasarımın geliştirilmesinde NASA’nın JPL, Ames Araştırma Merkezi ve AeroVironment Inc. işbirliği yaptı. Mars atmosferi, son derece düşük yoğunluğuyla, hava keşfi için önemli bir zorluk teşkil ediyor. Hava araçları yukarıdan yüksek çözünürlüklü görüntüler yakalayabilir ve bu da geçmiş yaşamı ortaya çıkarmak için jeolojik özelliklerin ve bilimsel açıdan önemli yerlerin belirlenmesine yol açabilir.  Ayrıca, yer tabanlı keşif araçlarına kıyasla daha hızlı ve daha kapsamlı keşiflere olanak tanıyarak, verimli arazi kapsamı sağlıyorlar.

Dahası, helikopterler kara görevleri için hava rehberleri olarak hizmet verebilir, hem güvenli yolları hem de keşif araçları ve iniş araçları için bilimsel olarak umut vadeden hedefleri belirleyebilir. Şu an için potansiyel lansman tarihi hakkında belirli bir zaman çizelgesi açıklanmadı.

Yeni PCB tasarımı, ısı dağılımını 55 kat artırıyor!

0

Japonya merkezli OKI Circuit Technology, bileşenlerin ısı dağılımını 55 kat artırarak elektronik soğutma teknolojilerinde çığır açan yeni bir baskılı devre kartı (PCB) tasarımı geliştirdiğini duyurdu. Şirketin 50 yıllık tecrübesini temel alan bu yenilik, özellikle soğutma fanlarının kullanılamadığı alanlarda büyük avantaj sağlamayı hedefliyor. Uzay uygulamaları ve minyatür cihazlar, bu yeni PCB tasarımının potansiyel kullanım alanlarının başında geliyor. Hava bulunmadığı için fanlı soğutmanın imkânsız olduğu uzay ortamında, bu bakır bazlı ısı dağıtım sistemi sayesinde elektronik bileşenlerin aşırı ısınma riski minimize edilebilir.

Yeni PCB tasarımı, ısı dağılımını 55 kat artıracak

OKI’nin bu yeni PCB tasarımı, bileşenlerin altına yerleştirilen özel bakır yapıları kullanıyor. Tasarımda, bileşenle temas eden yüzey ve ısıyı yayacak yüzey arasında boyut farkı oluşturulmuş durumda. Örneğin, bileşene temas eden yüzey 7 mm çapında tasarlanırken, ısıyı dağıtan yüzey 10 mm çapına ulaşıyor. Bu yapı, ısının hızlı ve geniş bir yüzeye iletilmesini sağlayarak ısı yönetiminde büyük bir performans artışı sunuyor. Geleneksel soğutma yöntemlerine kıyasla 55 kat daha etkili olduğu belirtilen bu sistem, başta uzay endüstrisi olmak üzere çok sayıda sektörde devrim yaratabilir.

Uzay dışında, minyatür elektronik cihazlar da bu teknolojinin önemli kullanım alanlarından biri olacak. Daha küçük ve güçlü cihazların artan ısınma problemleri, bu yenilikçi PCB’lerle çözülebilir. Bununla birlikte, firmanın bu teknolojinin PC bileşenleri gibi geleneksel elektronik donanımlarda ne ölçüde uygulanabileceği konusundaki detaylara değinmediği ifade ediliyor. Ancak ASUS, ASRock, Gigabyte ve MSI gibi anakart üreticilerinin son dönemde ürünlerinde bakır kullanımına önem verdikleri göz önünde bulundurulduğunda, bu teknolojinin PC bileşenlerinde de etkili bir çözüm olma potansiyeli taşıdığı düşünülüyor.

OKI’nin bu çığır açan PCB tasarımı, havadan bağımsız soğutma çözümleriyle hem uzay endüstrisinde hem de mikroelektronik sektöründe önemli bir dönüşüm başlatabilir. Böylelikle sıcaklık yönetiminde yeni bir dönem başlayarak, yüksek performanslı elektroniklerin kullanım alanı genişleyebilir.

YouTube, içerik üreticileri için yorumlarda sesli yanıt özelliği getirebilir!

0

YouTube, içerik üreticileri ile izleyiciler arasındaki etkileşimi derinleştirmek ve daha kişisel bir boyut kazandırmak amacıyla yeni bir özelliği test ediyor. Bu özellik, içerik üreticilerin videolarındaki yorumlara yazılı olarak yanıt vermenin yanı sıra sesli notlar aracılığıyla da cevap verebilmesine olanak tanıyor. Test aşamasındaki bu yenilik, şu an Amerika’daki sınırlı sayıdaki içerik üreticisi ile sınırlı tutulmuş durumda ve sadece YouTube’un iOS uygulamasında kullanılabiliyor. Gelecekte bu özelliğin diğer platformlarda da sunulması bekleniyor.

YouTube, içerik üreticileri için yorumlarda sesli yanıt özelliği getirecek

Yeni sesli yanıt özelliğini etkinleştiren içerik üreticiler, yorum bölümünde görebilecekleri özel bir ses dalgası simgesine dokunarak yanıtlarını sesli bir şekilde kaydedip anında gönderebilecek. Sesli yanıtların sadece kanalın sahibi tarafından paylaşılabilmesi, izleyicilerin yorumlarda daha düzenli bir geri bildirim almasını sağlarken, yanıtların otantik bir biçimde yalnızca içerik üreticiden geldiğinden emin olunmasını amaçlıyor. Bunun yanında, bu özellik izleyiciler için de farklı seçenekler sunuyor. İzleyiciler, dilerse sesli yanıtları direkt dinleyebilir ya da sunulan “transkript” düğmesini kullanarak yanıtın yazıya dökülmüş halini okuyabilir. Bu, sesli içeriklere erişim konusunda esneklik sağlayarak kullanıcı deneyimini daha da iyileştirmeyi hedefliyor.

YouTube, içerik üreticileri için yorumlarda sesli yanıt özelliği getirecek.

Bununla birlikte, sesli yanıt özelliği bazı sınırlamalar içeriyor. Örneğin, içerik üreticileri yalnızca belirli bir videodaki yorumlara sesli yanıt verebiliyor, başka videolardan gelen yorumlara bu yöntemle yanıt verme imkanı bulunmuyor. Bu kısıtlama, özelliğin test aşamasındaki bir uygulaması olabilir ve geri bildirimlere göre geliştirilip genişletilmesi mümkün.

Bu yeniliğin, YouTube platformundaki etkileşim seviyesini yükseltmesi ve yorumlar üzerinden içerik üreticiler ile izleyiciler arasında daha güçlü bir bağ oluşturması bekleniyor. Özellikle samimi bir iletişim kurmak isteyen içerik üreticiler için bu özellik, izleyicilerine çok daha kişisel ve etkileyici bir deneyim sunmalarına olanak tanıyacak. Ses tonu, vurgu gibi unsurlarla yanıtlarını birebir iletebilecek olan içerik üreticiler, aynı zamanda izleyicilerinin meraklarını daha özgün ve dinamik bir şekilde giderebilecek. Bu durumun, izleyicilerin platformda daha fazla vakit geçirmesini teşvik etmesi ve genel kullanıcı memnuniyetini artırması öngörülüyor. Özetle, YouTube’un bu yeni girişimi, dijital etkileşimde devrim yaratabilecek potansiyele sahip bir adım olarak dikkat çekiyor.

Bu ada, “.ai” uzantısı sayesinde zengin oldu!

0

Yapay zeka teknolojilerinin giderek daha fazla hayatımızın bir parçası haline gelmesi, yalnızca teknoloji şirketlerini değil, aynı zamanda ilginç ve beklenmedik şekillerde küçük ülkeleri de ekonomik olarak etkiliyor. Karayiplerde Britanya’ya bağlı küçük bir ada olan Anguilla, internet domain uzantısı olan “.ai” sayesinde yapay zekanın yükselişiyle büyük bir gelir elde ediyor. Yaklaşık 20 bin kişilik nüfusa sahip bu ada, 2023’te sadece bu domain satışlarından 30 milyon dolar gelir sağladı ve bu rakam 2024’ün başında aylık 3 milyon dolara çıktı. Bu, ada ekonomisinin üçte biri düzeyinde bir kamu geliri anlamına geliyor ve gayri safi milli hasılasının %10-15’ine denk geliyor. 2025 itibarıyla, ada gelirlerinin dörtte birinin “.ai” domain satışlarından gelmesi bekleniyor.

Bu ada, “.ai” uzantısı sayesinde servet kazandı

Domain uzantısının fiyatı da diğer TLD’lere kıyasla oldukça yüksek. “.ai” uzantısına sahip bir domain yıllık ortalama 150-200 dolar civarında satılırken, bu ücretlerin yakında daha da artabileceği belirtiliyor. Anguilla, domain kayıtlarından doğrudan kendisi sorumlu olduğu için fiyat politikasını tamamen kendi kontrolünde tutuyor. Üstelik bu uzantı iki yıllık satın alma şartı ile satılıyor ve yenileme ücretlerinin artması durumunda gelirlerin daha da yükseleceği öngörülüyor. Domain kayıt ofisinin başındaki Vincent Cate’in, fiyat politikasını değiştirmeden bu gelir düzenini korumak istediği ifade ediliyor. Cate, tüketici fiyat endeksine göre bu fiyatların ayarlandığını ve şartlara göre artabileceğini söylüyor.

Yapay zeka patlamasının doğrudan etkileri yalnızca büyük teknoloji şirketlerini değil, aynı zamanda Anguilla gibi küçük ülkeleri de derinden etkiliyor. Ada, 1980’lerde İnternet Tahsisli Sayılar Otoritesi tarafından kendisine tahsis edilen bu alan adını etkili bir şekilde kullanarak, diğer küçük ada devletleri gibi dışa bağımlı bir ekonomi yerine kendi kaynaklarıyla gelir elde edebileceği bir model oluşturmayı başarmış durumda. Örneğin, Tuvalu’nun “.tv” uzantısından elde ettiği gelir, üçüncü taraf ticari şirketler aracılığıyla yönlendirilirken, Anguilla’nın bu işi doğrudan yönetmesi ve kendine has bir fiyatlandırma sistemi oluşturması, onun daha büyük bir ekonomik avantaj elde etmesini sağladı.

Bugün “.ai” uzantılı web sitelerinin sayısının 2023 itibarıyla 353 bine ulaştığı, 2024’te bu rakamın iki katından fazla artmış olabileceği ifade ediliyor. Özellikle ChatGPT’nin çıkışı ve yapay zekaya artan ilgiyle birlikte, Cate satışların dört katına çıktığını ve yakın zamanda bu uzantıya sahip sitelerin 1 milyonu geçeceğini öngörüyor. Gelecek yıllarda yenileme ücretlerinin de etkisiyle, bu gelir kaynağının Anguilla için sürdürülebilir bir ekonomik avantaj sağlamaya devam edeceği açıkça görülüyor.

Starlink, akıllı telefon projesi için beta testlerine başlıyor!

SpaceX’in uydu internet hizmeti Starlink, artık doğrudan akıllı telefonlara internet sağlama dönemi için hazırlıklarını tamamladı. Bu yeni gelişmeyle birlikte, Starlink’in sunduğu “Direct to Cell” (DTC) özelliği, mobil cihazları uzaydan doğrudan bağlayarak, kullanıcıların internet bağlantısı olmadan dahi mobil mesajlaşma hizmeti alabilmesini mümkün kılacak. ABD’li mobil operatör T-Mobile, bu hizmetin beta testlerine başlamayı planlıyor ve testler 2025’in başlarında başlayacak. T-Mobile, kullanıcılarına SpaceX’in Starlink uydu ağını test etme fırsatı sunacak ve bu sayede, geleneksel hücresel kapsama alanının dışında kalan bölgelerde dahi kısa mesaj gönderme ve alma imkânı sağlanacak. Beta testine, T-Mobile faturalı hat sahibi olan tüm kullanıcılar katılabilecek ve uyumlu cihazlara sahip olmaları yeterli olacak.

Starlink DTC hizmeti, özellikle ABD gibi geniş coğrafyaya sahip ülkelerde, karasal baz istasyonlarının ulaşamadığı alanlarda mobil iletişim sağlamayı hedefliyor. Bu teknoloji, mobil şebekelerin giremediği bölgelere, tam anlamıyla bir baz istasyonu gibi işlev gösterecek uydu bağlantıları sunuyor. SpaceX, önceki testlerinde bu uyduların 17 Mbps’ye kadar indirme hızlarına ulaşabildiğini gösterdi. Ancak, gerçek dünya koşullarında, yoğun cihaz kullanımı ve ağ trafiği nedeniyle bu hızlar azalabilir. Şu an için sadece kısa mesaj servisi sunulsa da, gelecekte sesli aramalar ve veri aktarımı gibi hizmetlerin de eklenmesi planlanıyor. Ancak bunun için Starlink’in DTC özellikli uydu sayısını artırması gerekiyor. Şu anda 340’dan fazla DTC özellikli uydu aktifken, toplam Starlink uydu sayısı ise 6.800’ü geçmiş durumda.

Starlink, akıllı telefon projesi için beta testlerine başlayacak.

Bu yeni hizmetin sunduğu en büyük avantajlardan biri, kullanıcıların telefonlarını gökyüzüne doğrultma gerekliliği olmadan geleneksel mesajlaşma deneyimi yaşamaları olacak. Ayrıca, T-Mobile’ın beta programı kapsamında, acil durum servisleri çalışanlarının önceliklendirilmesi, Starlink’in doğal afetler ve acil durumlar gibi kritik anlarda büyük bir hayat kurtarıcı rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Dünyanın diğer bölgelerinde de bu teknoloji yaygınlaşmaya başlayacak. 2025 yılında, ABD dışında Kanada, Yeni Zelanda, Japonya, Avustralya, İsviçre, Şili ve Peru gibi ülkelerde de Starlink DTC hizmeti devreye girecek ve kullanıcılar mobil operatörleri aracılığıyla bu uydu bağlantılarından faydalanabilecek.

Starlink’in bu yeni özelliği, internet bağlantısının sınırlı olduğu bölgelerde, dünya çapında mobil iletişim çözümleri sunarak, özellikle iletişimin zor olduğu yerlerde büyük bir adım atacak gibi görünüyor.