ABD Başkanı Donald Trump, TikTok’un geleceğiyle ilgili kararını önümüzdeki 30 gün içinde açıklayacağını duyurdu. Trump, Florida’ya yaptığı bir seyahat sırasında Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, TikTok’un satın alınmasıyla ilgili birçok kişiyle görüştüğünü ifade etti. Uygulamanın büyük ilgi gördüğünü belirten Trump, ABD Kongresi’nin bu konuda 90 günlük bir süre tanıdığını ve TikTok’u kurtarmanın olumlu bir adım olacağını düşündüğünü dile getirdi.
Trump, TikTok’u kimin satın alacağına karar veriyor
TikTok’un ABD operasyonlarını devralacak olası bir anlaşma için en çok öne çıkan isim Oracle oldu. Ancak şu an için kesin bir anlaşma olmadığı belirtiliyor. Reuters’a konuşan kaynaklar, Çin merkezli ByteDance’in TikTok’un kontrolünü elinde tutmayı planladığını, Oracle’ın ise veri güvenliği ve yazılım güncellemelerinden sorumlu olabileceğini öne sürdü. NPR’nin haberine göre Oracle, TikTok’un on milyarlarca dolarlık bir hissesine talip. Bunun yanı sıra Sequoia Capital, General Atlantic ve Susquehanna International Group gibi ByteDance’in mevcut ABD yatırımcılarının da bu anlaşmada yer alabileceği konuşuluyor.
Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda ABD’nin TikTok’taki payının yüzde 50 olması gerektiğini savunmuştu. Oracle’a ek olarak, Frank McCourt liderliğindeki yatırımcı grubu ve YouTube fenomeni Mr. Beast de TikTok ile ilgilenen taraflar arasında yer alıyor.
Yaklaşık 170 milyon Amerikalı tarafından kullanılan TikTok, ByteDance’in ulusal güvenlik gerekçesiyle uygulamayı satması ya da yasaklaması gerektiğini belirten bir yasanın 19 Ocak’ta yürürlüğe girmesinin hemen ardından kullanıcılar için geçici olarak devre dışı bırakılmıştı. Ancak Trump, göreve geldikten sonraki gün yürürlüğe koyduğu bir kararname ile bu yasanın uygulanmasını 75 gün erteleme kararı aldı.
Elon Musk’ın liderliğindeki Tesla, yalnızca elektrikli otomobil pazarında değil, aynı zamanda yapay zeka ve insansı robot teknolojilerinde de öncü bir rol üstlenmeye kararlı. Şirketin piyasa değeri kısa bir süre önce 1 trilyon doları aşmış durumda. Musk, Tesla’nın bu başarıyı çok daha ileriye taşıyacağına inanıyor ve Tesla’nın değeri 4 trilyon doları aşabilir diyor.
Optimus ve 4 Trilyon dolarlık hedef
Tesla CEO’su Elon Musk, Ocak ayında dünyanın en değerli şirketlerini sıralayan bir paylaşımına verdiği cevapta, Tesla’nın tüm şirketleri geride bırakarak açık ara zirvede yer alacağını belirtti. Kesin bir tarih vermeyen Musk, Tesla’nın değerinin 4 trilyon doları aşabileceğini öngörüyor. Tesla’nın değeri 4 trilyon dolara ulaşabilir.
Bu öngörüsünün arkasındaki temel sebep, Tesla’nın geliştirdiği insansı robot teknolojisi “Optimus.” Araştırmalara göre, insansı robot pazarının gelecekte 24 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Musk ise Optimus satışlarının, Tesla’ya 1 trilyon dolarlık gelir sağlayabileceğini düşünüyor.
Deutsche Bank’ın tahminleri daha muhafazakâr
Ancak finans dünyası, Musk’ın tahminlerini temkinli bir şekilde karşılıyor. Deutsche Bank, Tesla’nın insansı robot pazarından 2035 yılına kadar yalnızca 10 milyar dolarlık bir satış gerçekleştirebileceğini öngörüyor. Bu rakam, Musk’ın tahminlerinin oldukça gerisinde kalıyor. Tesla’nın değeri 4 trilyon olması öngörüsü bu tahminlerle çelişiyor.
Robotik teknolojiler geleceği şekillendiriyor
Tesla’nın Optimus teknolojisine odaklanması, şirketin gelecekteki stratejisinde robotik alanında liderliği hedeflediğini gösteriyor. Uzmanlara göre, insansı robot pazarında liderlik Tesla’nın değerini artırmaya devam edebilir. Tesla’nın değeri 4 trilyon dolar olur mu bilinmez, ama robot teknolojiler bu değeri artırabilir.
Tesla, robotik teknolojilerle ilgili yatırımlarını artırarak yalnızca otomobil sektöründe değil, teknolojinin diğer alanlarında da geleceği şekillendirmeyi hedefliyor. Musk’ın bu vizyonu, hem yatırımcıların hem de endüstri liderlerinin ilgisini çekmeye devam ediyor.
Meta’nın metin tabanlı sosyal paylaşım platformu Threads, reklamlara adım atarak önemli bir aşamaya geçiyor. Eski adıyla Twitter olan X’e rakip olarak geliştirilen Threads, özellikle 2023’ün yaz aylarında büyük bir ilgi görerek hızla kullanıcı kitlesini artırmıştı. Şimdi, platform 300 milyon aylık aktif kullanıcıyı geçerek Meta’nın belirlediği olgunluk seviyesine ulaştı ve sıradaki önemli adım olarak reklam sunmaya başlama zamanı geldi.
Reklam testleri resmen başladı: ilk etapta ABD ve Japonya
Kasım ayında yapılan açıklamalarla, Threads platformunun 2025’in başlarında reklam testlerine başlayacağıduyurulmuştu. Ocak ayı sonlarına gelmeden, Meta küçük çaplı reklam testlerine resmen start verdi. İlk etapta ABD ve Japonya’daki markalar için reklamlar, Threads kullanıcılarına sunulacak. Bu testlerin, platformun reklam modelleri hakkında önemli veriler toplayarak, kullanıcı deneyimi ve reklam sunumu açısından daha geniş çaplı bir sürecin temelini atması bekleniyor.
Meta, testlerin başlangıcında, reklamları dikkatle izleyerek kullanıcıların bu yeniliğe nasıl tepki verdiğini gözlemleyecek. Instagram Şefi Adam Mosseri, reklamların platforma entegre edilmesi sürecinin oldukça dikkatli ve planlı bir şekilde yapılacağını belirtti. Kullanıcılardan alınacak geri bildirimlere büyük önem verdiklerini ve platformun dinamiklerine uygun şekilde reklam sunumlarını geliştireceklerini ifade etti. Testlerin başarılı olması durumunda, Threads’teki reklam alanlarının daha geniş bir kullanıcı kitlesine sunulması planlanıyor.
Meta’nın reklam Stratejisi: Instagram ve Facebook modelleriyle paralel
Meta, reklam gelirleri konusunda dünya çapında büyük bir başarıya sahip. Özellikle Instagram ve Facebookplatformları, reklamların önemli bir gelir kaynağı haline gelmiş durumda. Bu nedenle Threads’in de bu kapsam dışında kalması beklenmiyordu. Meta’nın reklam stratejisi, kullanıcı dostu bir deneyimi bozmadan, reklamları entegre etmeye odaklanıyor. Instagram ve Facebook’ta olduğu gibi, Threads’te de kullanıcılar arasında organik etkileşimi artırmak ve markaların doğru hedef kitleye ulaşmasını sağlamak ön planda.
Threads’in reklam stratejisi, platformun sürdürülebilirliği ve büyümesi açısından kritik bir öneme sahip. Meta, reklam alanlarını dikkatlice tasarlayarak, kullanıcıların ilgi alanlarına yönelik reklamlar sunmayı hedefliyor. Bu strateji, platformun kullanıcı sadakatini olumsuz etkilemeden gelir elde etmesini sağlayabilir.
Kullanıcı tepkisi ve gelecek perspektifi
Threads kullanıcılarının, platformda reklamların görünmeye başlamasıyla nasıl bir tepki vereceği şimdiden merak konusu. Sosyal medya kullanıcıları genellikle reklam içeriklerine karşı hassasiyet gösterebiliyor. Ancak Meta, reklamları entegre ederken kullanıcı deneyimini bozmamaya özen göstereceğini belirtiyor. Reklamların yerleştirileceği konumlar ve türleri, kullanıcıların ilgi düzeyine göre şekillendirilecek ve platformun dinamiklerine en uygun hale getirilmeye çalışılacak.
Meta, reklam testlerinin başarılı olması durumunda, Threads’i yalnızca bir sosyal medya platformu olarak değil, aynı zamanda markalar için etkili bir reklam alanı olarak konumlandırmayı hedefliyor. Bu durum, Threads’in gelecekteki gelir modelinin ve platformun genel başarısının belirleyicisi olacak. Kullanıcılar, reklamların platformda daha fazla yer kaplamaya başlamasıyla, deneyimlerinin nasıl şekilleneceğini görmek için sabırsızlanıyor.
Sonuç olarak, Threads’in reklam sunumları, Meta’nın sosyal medya ekosistemindeki reklam stratejisinin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Platform, reklamları daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırmaya başladıkça, Meta’nın dijital reklam sektöründeki etkisi daha da büyüyecek. Threads’in başarısı, Meta’nın sosyal medya endüstrisindeki liderliğini pekiştirebilir ve uzun vadeli sürdürülebilir gelir kaynaklarını çeşitlendirme hedeflerini gerçekleştirebilir.
Dacia CEO’su Denis Le Vot, markanın en çok satan modeli olan Sandero’nun 2027 yılının sonlarına doğru tamamen elektrikli bir versiyonla satışa sunulacağı bilgisini verdi. Elektrikli araçların dünya çapında hızla yayılmasına kayıtsız kalmayan Dacia, özellikle Spring modeliyle bu sektöre güçlü bir giriş yaptı. Şirket, gelecekteki planlarında, elektrikli araçlar arasında önemli bir yer edinmeyi amaçlıyor.
Elektrikli Dacia Sandero, 2027 yılında gelecek
Sandero’nun elektrikli versiyonunun tanıtılması, Dacia’nın bu alandaki stratejik hedefleri doğrultusunda önemli bir adım olarak görülüyor. 2023 yılında Avrupa’da, Sandero, 309.392 adetlik satışla büyük bir başarıya imza atmış ve böylece markanın tarihinde bir yılda 300 binin üzerinde satan ilk model olma özelliğini kazandı. Bu başarı, Sandero’nun yeni elektrikli versiyonuyla birlikte daha da artacak gibi görünüyor.
Marka, elektrikli araç pazarında güçlü bir varlık göstermek istiyor ve bu hedef doğrultusunda, Renault Grubu’nun elektrikli modelleri olan Renault 4 ve 5, AmpR Small adı verilen bir platforma dayalı olarak geliştirildi. Dacia’nın da elektrikli Sandero modelini, Renault’nun bu platformu ya da türevi bir platform üzerinde inşa etmesi bekleniyor. Bu platform, grubun diğer modelleriyle ortak kullanıldığından maliyetleri düşük tutarak, her iki marka için de verimli bir üretim süreci sağlanacak.
Geçtiğimiz yıl itibarıyla Dacia, toplamda 676 bin adet araç satışına ulaşarak %2,7 oranında bir artış sağladı. Bu artışın, markanın pazardaki gücünü pekiştirdiği ve özellikle elektrikli araçlar alanındaki çalışmalarını daha da ivmelendireceği öngörülüyor. Sandero’nun yükselen popülaritesi ve elektrifikasyon yönündeki atılımlar, markanın yalnızca Avrupa’daki başarısını pekiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda dünya genelinde de daha fazla dikkat çekmesini sağlayacak. 2004 yılından itibaren toplamda 9 milyon araç satışı gerçekleştiren Dacia, bu büyük satış başarısını gelecekte daha da ileriye taşıma niyetinde ve 2027’deki elektrikli Sandero’nun bu sürece katkı sağlaması bekleniyor.
ABD ve Çin arasındaki yapay zeka rekabeti giderek kızışıyor. Daha önce OpenAI, SoftBank ve Oracle ortaklığında duyurulan 500 milyar dolarlık “Stargate” projesine yanıt olarak Çin, yaklaşık 1 trilyon yuan (138 milyar dolar) bütçeli “Yapay Zeka Endüstrisi Gelişim Eylem Planı”nı açıkladı.
Devlet destekli büyük proje
Çin’in yeni yapay zeka girişimi, tamamen devlet tarafından finanse edilen bir proje olarak öne çıkıyor. Program kapsamında Baidu, ByteDance, Alibaba ve DeepSeek gibi Çin’in önde gelen teknoloji şirketleri yer alıyor. Proje, tıpkı ABD’nin Stargate girişimi gibi geniş ölçekli yapay zeka veri merkezleri kurmayı ve altyapıyı güçlendirmeyi hedefliyor.
Stargate ile kıyasıya rekabet
OpenAI öncülüğünde geliştirilen Stargate projesi, SoftBank ve Oracle gibi devlerin desteğiyle ABD’de büyük bir yatırım olarak konumlanıyor. Projenin altyapısında Nvidia’nın yapay zeka işlemcileri ve Oracle’ın bulut sistemlerikullanılacak. OpenAI, bu veri merkezlerinin yalnızca ABD içinde kurulacağını ve şirketin ihtiyaçlarına göre tasarlanacağını duyurdu.
Microsoft da Stargate kapsamında OpenAI ile ortaklığını 2030 yılına kadar sürdürme kararı aldı. Proje, yüz binlerce kişiye istihdam sağlamayı ve küresel ölçekte ekonomik fayda yaratmayı amaçlıyor.
Çin’in stratejisi daha agresif
Çin’in bu hamlesi, ülkenin yapay zeka alanında daha agresif bir strateji izlediğini gösteriyor. Özellikle DeepSeek’in açık kaynaklı R1 akıl yürütme modelini ücretsiz olarak sunması, sektörde büyük yankı uyandırdı. Buna karşılık olarak OpenAI CEO’su Sam Altman, ChatGPT Plus kullanıcıları için O3-mini modelini günlük 100 sorguya kadar ücretsiz sunma kararı aldı.
Gelecek dönemde ABD ve Çin’in yapay zeka alanındaki rekabetinin nasıl şekilleneceği merak konusu. Ancak her iki ülkenin de teknoloji ve inovasyon konusundaki büyük yatırımları, küresel yapay zeka ekosistemini yeniden tanımlayacak gibi görünüyor.
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) ile Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Hubble Uzay Teleskobu’nun Tarantula Bulutsusu’nun dış çeperlerini görüntülediği yeni ve etkileyici bir fotoğraf paylaştı. Resmi adıyla 30 Doradus olarak bilinen bu bulutsu, Büyük Macellan Bulutu’nda yer alıyor ve evrendeki en büyük ve en aktif yıldız oluşum bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor.
En büyük ve en üretken yıldız oluşum bölgesi
NASA’nın açıklamasına göre, Tarantula Bulutsusu, yerel evrendeki (yaklaşık 1 milyar ışık yılı içindeki) en büyük ve en üretken yıldız oluşum bölgesi unvanına sahip. Bu bölgenin merkezinde, Güneş’in kütlesinin yaklaşık 200 katına ulaşan devasa yıldızlar bulunuyor. Hubble tarafından yakalanan yeni görüntü, bulutsunun dış çeperlerini detaylı şekilde gözler önüne seriyor. Fotoğrafta, parlak yıldızlarla çevrili renkli gaz katmanları dikkat çekiyor.
Hubble’ın görüntüleme tekniği
Hubble Uzay Teleskobu’nun çektiği fotoğraflar, başlangıçta gri tonlamalı olarak geliyor. Ancak bilim insanları, teleskobun farklı renk filtrelerini kullanarak çeşitli dalga boylarında görüntüler elde ediyor. Bu filtrelere karşılık gelen renkler eklenerek birleştirilmiş kompozit görüntüler oluşturuluyor. Böylece, yalnızca görülebilir ışık değil, aynı zamanda ultraviyole ve kızılötesi ışık da temsil edilerek insan gözünün algılayamadığı detaylar görünür hale getiriliyor.
Hubble’ın 30 yılı aşkın başarısı
1990 yılında uzaya fırlatılan Hubble Uzay Teleskobu, 30 yılı aşkın süredir evrenin derinliklerini gözlemlemeye devam ediyor. Yıllar boyunca sayısız keşfe imza atan teleskop, hâlâ etkileyici görüntüler sunmayı sürdürüyor. Büyük Macellan Bulutu’nun Dünya’dan yaklaşık 160 bin ışık yılı uzaklıkta olduğu biliniyor. Samanyolu Galaksisi’nin yalnızca yüzde 10-20’si kadar kütleye sahip olmasına rağmen, bu galaksi en etkileyici yıldız oluşum bölgelerinden bazılarını barındırıyor.
NASA ve ESA’nın paylaştığı bu yeni görüntü, evrenin en çarpıcı yapılarından biri olan Tarantula Bulutsusu’nun güzelliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu stratejik iş birliği, Spotify ve Universal Music Group’un ürün ve hizmetlerinde yenilikçi çözümler geliştirerek müzik endüstrisine yeni bir yön kazandırmayı amaçlıyor.
Anlaşma kapsamında, Spotify’ın ABD ve diğer birçok ülkedeki mevcut ürün portföyünü kapsayan doğrudan bir lisanslama modeli oluşturuluyor. Bu model, Spotify kullanıcılarına daha geniş bir içerik seçeneği sunarken, Universal Music Group’un sanatçılarının ve şarkı yazarlarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlayacak.
Şirketler, bu yeni ortaklık sayesinde dinleyicilere yeni abonelik seçenekleri, müzik ve müzik dışı içeriklerin bir arada sunulması ve genişletilmiş bir sesli ve görsel içerik kataloğu gibi yenilikler vaat ediyor.
Yenilikler, Spotify kullanıcılarının ilgisini ve kullanım süresini artırmayı hedefliyor!
Spotify CEO’su Daniel Ek, bu ortaklığın müzik aboneliklerini daha cazip hale getirerek, küresel çapta daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmalarını sağlayacağını belirtti. Ek, “Bu iş birliği, müzik endüstrisindeki inovasyon hızını artırarak, sanatçılar, şarkı yazarları ve dinleyiciler için daha değerli bir deneyim sunmamıza yardımcı olacak.” dedi.
Anlaşmanın dikkat çekici bir diğer yönü, hem ücretli abonelik katmanlarının çeşitlendirilmesi hem de müzik ve müzik dışı içeriklerin bir arada sunulması. Özellikle görsel ve sesli içerik kataloğunun zenginleştirilmesi, hem sanatçıların hem de kullanıcıların beklentilerini karşılayacak. Bu yenilikler, abonelik sistemine olan ilgiyi artırmayı ve kullanıcıların platformda daha fazla vakit geçirmesini sağlamayı hedefliyor.
Spotify, son yıllarda kârlılık odaklı bir strateji izliyor. Şirket, maliyetleri düşürmek amacıyla personel azaltma, podcast yatırımlarını küçültme ve pazarlama harcamalarını azaltma gibi adımlar attı. Aynı zamanda, premium planlarının fiyatlarını artırarak gelirlerini artırmayı hedefliyor. Bu yeni ortaklık, Spotify’ın içerik kalitesini ve çeşitliliğini artırarak premium kullanıcı tabanını büyütme stratejisiyle uyumlu bir adım olarak öne çıkıyor.
Universal Music Group ile yapılan bu anlaşma, iki şirketin müzik endüstrisindeki etkisini artırma ve kullanıcı deneyimini geliştirme hedeflerini pekiştiriyor. Universal Music, sanatçılarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlarken, Spotify ise hem abonelik sayılarını hem de kullanıcı memnuniyetini artırmayı amaçlıyor.
Bu çok yıllı stratejik ortaklık, müzik endüstrisinin geleceğine yön vermekle kalmayıp, sanatçılar, şarkı yazarları ve dinleyiciler için yeni fırsatlar yaratacak gibi görünüyor. Sektör, bu büyük iş birliğinin etkilerini yakından takip ediyor.
ASUS’un son dönem anakartlarında yer verdiği Q-Release Slim mekanizması, sosyal medyada büyük bir tartışma konusu oldu. Asus Q-Release mekanizması nedeniyle kullanıcılar, bu mekanizma nedeniyle ekran kartlarının kalıcı hasar gördüğünü iddia ediyor.
ASUS Q-Release Slim nedir?
ASUS tarafından geliştirilen Q-Release Slim mekanizması, grafik kartını anakarttan ayırırken PCIe x16 slotundaki kilidi açmaya gerek bırakmadan işlem yapmayı hedefliyor. Kullanıcı dostu bir tasarım sunması beklenen bu mekanizmanın, özellikle Intel ve AMD 800 serisi anakartlarda sorunlara yol açtığı belirtiliyor.
Kullanıcı şikayetleri artıyor
Sosyal medyada, Q-Release Slim mekanizmasının kullanımı sırasında ekran kartlarının devre kartında kalıcı hasar oluştuğunu gösteren birçok görsel ve şikâyet paylaşılıyor. Sorun, özellikle ekran kartının anakarttan çıkarılması sırasında yaşanıyor. ASUS’un bu şikâyetlerden haberdar olduğu ve kısa sürede bir çözüm sunmayı planladığı belirtilse de, hasar gören ekran kartlarına yönelik nasıl bir telafi yapılacağı belirsizliğini koruyor.
ASUS’tan açıklama bekleniyor
ASUS yetkilileri, kullanıcıların resmi talimatları takip etmesini ve ekran kartlarını sık sık çıkarıp takmaktan kaçınmasını tavsiye ediyor. Ancak, bu durum kullanıcılar arasında endişeye neden olmuş durumda. Şirketin konuya ilişkin detaylı bir açıklama yapması ve kalıcı bir çözüm sunması bekleniyor.
Kullanıcılara tavsiyeler
Intel ve AMD 800 serisi anakart sahipleri, ekran kartlarını takıp çıkarma işlemini minimumda tutmalı.
ASUS’un bu konuyla ilgili yayınlayacağı resmi talimatlar dikkatle takip edilmeli.
ASUS Q-Release Slim mekanizması, kolaylık sağlama amacıyla geliştirilen bir çözüm olsa da, kullanıcı deneyimindeki bu sorunlar markanın güvenilirliğini zedeliyor. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Apple analisti Ming-Chi Kuo, iPhone 17 serisiyle ilgili yeni bilgiler sundu ve bu bilgiler, özellikle dinamik ada adı verilen çentik tasarımının geleceğiyle ilgili önemli detaylar içeriyor. Kuo’nun açıkladığına göre, iPhone 17 ve 17 Pro modellerinde, dinamik ada kısmında herhangi bir küçülme ya da değişiklik olmayacak. Bu durum, daha önceki bazı söylentilerin aksine ortaya çıkmış bir gelişme. Çünkü daha önce başka bir analist olan Jeff Pu, Face ID teknolojisinde değişiklikler yapılacak ve metalens kullanılarak dinamik adanın küçüleceği yönünde tahminlerde bulunmuştu. Ancak Kuo’nun aktardığına göre, bu küçük ama gözle görülür değişiklik gerçekleşmeyecek ve dinamik ada tasarımı ilk tanıtıldığı haliyle devam edecek.
Apple, iPhone 17 serisinde aynı tasarıma devam edebilir
Bu durum, iPhone’ların son birkaç yılda tasarım anlamında büyük değişikliklere uğradığı düşünüldüğünde dikkat çekici. Dinamik ada, Apple’ın iPhone 14 Pro ve sonrasında tanıttığı yenilikçi bir özellikti ve bu sistemde ön kamera ve Face ID sensörleri için ayrılan çentik, ekranın daha verimli kullanılmasına olanak sağlamak amacıyla büyük ölçüde küçültülmüş ve dinamik bir alana dönüşmüştü. Apple, nihai hedef olarak, iPhone’un tüm ön kamera bileşenlerini ekranın altına yerleştirerek tamamen kesintisiz, uçtan uca bir ekran tasarımı oluşturmayı amaçlıyor. Ancak bu hedefine henüz ulaşılmış değil ve Kuo’nun belirttiğine göre, bu tasarım devrimsel değişiklikler bir kaç yıl içinde gelebilecek gibi görünüyor.
iPhone 17 serisinin, dinamik adanın dışında da tasarım değişiklikleri içermesi bekleniyor. Son yapılan sızıntılara göre, iPhone 17 modelinde büyük bir değişiklik olarak, kasa yapısında ve özellikle arka kamera tasarımında yeni düzenlemelere gidileceği görülüyor. Ayrıca, iPhone 17 Air adıyla oldukça ince bir iPhone modelinin tanıtılacağı öne sürülüyor. Bu modelde tasarımın daha ince ve şık olması bekleniyor. iPhone 17 Slim adıyla da bir başka modelin ortaya çıkması söz konusu olabilir ve bu modelde de aynı şekilde ince ve zarif bir tasarım olacağı tahmin ediliyor.
Bir başka dikkat çekici yenilik ise, iPhone 17 Pro modellerinde kullanılabilecek yatay kamera kurulumu. Yani, hem iPhone 17 Slim hem de Pro modellerinde, kamera lenslerinin yatay olarak yerleştirileceği bir dizayn gündeme gelebilir. Bu tasarım değişikliğiyle, arka kamera sisteminin daha düz ve daha az yer kaplayacak şekilde dizayn edilmesi hedefleniyor.
Bunlar, iPhone 17 serisindeki temel tasarım değişikliklerine dair sızıntılar ve tahminler, ancak Apple’ın tasarım yaklaşımının her zaman gizli ve sürekli değişebilen bir yönü olduğunu unutmamak gerekiyor. Diğer yandan, Apple’ın uzun vadeli hedefi, dinamik adanın ekranın altına yerleştirilerek hem ön kameranın hem de Face ID bileşenlerinin tamamen ekrandan yer tasarrufu yapılacak şekilde uyumlu hale getirilmesi.
Türkiye’de elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, otomotiv pazarının büyük bir dönüşüm geçirdiğini gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, elektrikli otomobillerin sayısı 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 130 artarak 183 bin 776’ya ulaşmış durumda. Bu büyüme, yerli üretim elektrikli araç Togg’un piyasaya çıkmasının etkisiyle önemli bir ivme kazandı.
Türkiye’deki elektrikli araç sayısı yüzde 130 yükseldi
Togg’un 2024 yılı içinde 30 bin 93 adet T10X satması, Türkiye’deki elektrikli araç pazarının büyümesine önemli katkı sağladı. Elektrikli araçlar, Türkiye trafiğine ilk kez 2011 yılında girmişti ve o dönemde yalnızca 24 araç vardı. Ancak 2019 yılında 1000’lik barajı aşan bu sayı, 2021’de 6 bin 267’ye, 2023 yılı sonunda ise 80 bin 43’e çıkmıştı. 2024 yılı itibarıyla, elektrikli araçların sayısı 183 bin 776’ya ulaşarak büyük bir sıçrama yapmış oldu.
Bu artış, Türkiye’deki toplam 16 milyon 232 bin 458 otomobilin yüzde 1,1’ini oluşturuyor. Yani trafikteki her 88 otomobilden biri elektrikli olarak kayıtlara geçiyor. Son 5 yıl içinde ise elektrikli araç sayısında yüzde 6470 oranında büyük bir artış gerçekleşti. Bu büyüme, özellikle Togg’un piyasaya sürülmesi, altyapı yatırımlarının artması ve çevreci araçlara olan talebin yükselmesiyle açıklanabilir.
Aynı dönemde hibrit araç pazarı da dikkat çekici bir büyüme gösterdi. 2020 yılında 33 bin 690 olan hibrit araç sayısı, 2024 yılının sonunda 391 bin 296’ya ulaşarak yüzde 1061 oranında bir artış yaşandı. Elektrikli ve hibrit araçlardaki bu büyümeye karşın, benzinli, dizel ve LPG’li araçlar arasındaki büyüme oranları daha düşük kaldı. Benzinli araç sayısı yüzde 53,3 artarak 4 milyon 908 bin 203’e, dizel araç sayısı yüzde 10 artışla 5 milyon 541 bin 441’e, LPG’li araç sayısı ise yüzde 7,5 artışla 5 milyon 172 bin 471’e çıktı. Bu veriler, Türkiye’de otomobil sektöründe önemli bir dönüşüm yaşandığını ve elektrikli araçların giderek daha yaygın hale geldiğini gösteriyor.
BYD, Türkiye pazarındaki model sayısını 7’ye çıkarıyor ve 2024 yılında amiral gemisi elektrikli SUV modeli BYD Tang’ı Mart ayında satışa sunmayı planlıyor. Yedinci model olarak piyasaya sürülecek BYD Tang, özellikle geniş iç mekanı, premium özellikleri ve elektrikli araç teknolojileriyle dikkat çekiyor. 7 koltuk kapasitesine sahip olan araç, lüks ve konforu bir arada sunuyor.
BYD Tang, Mart’ta Türkiye pazarında satılmaya başlıyor
BYD Tang, 108.8 kWh kapasiteli Blade batarya paketiyle donatılmış ve WLTP ölçümlerine göre 530 km’ye kadar menzil sunuyor. Lityum demir fosfat (LFP) pil hücrelerinden oluşan batarya, 170 kW şarj hızına sahip, bu da aracı sadece 30 dakikada %30’dan %80’e şarj etmenize olanak tanıyor. Elektrikli araç, çift motorlu yapısı ve dört tekerlekten çekiş sistemiyle 380 kW (510 beygir) güç üretiyor, böylece 0’dan 100 km/s hıza sadece 4,9 saniyede ulaşabiliyor.
Aracın DiSus-C Akıllı Süspansiyon Kontrolü de mevcut. Bu teknoloji, yol koşullarını analiz ederek süspansiyon sertliğini otomatik olarak ayarlıyor, böylece her tür yol zemininde maksimum konfor ve yol tutuşu sağlıyor. Ayrıca, Euro NCAP testlerinden 5 yıldız almış olması da güvenliği konusunda oldukça yüksek standartlar sunduğunu gösteriyor.
BYD Tang, 15,6 inçlik döndürülebilir bilgi-eğlence ekranı ve 12,3 inç dijital gösterge ekranı ile gelişmiş bir iç mekan sunuyor. Bu sistemin beyin işlevini Qualcomm’un Snapdragon SA8155 yonga seti sağlıyor. Ayrıca, 12 hoparlörlü Dynaudio ses sistemi de standart özellikler arasında yer alıyor.
Geniş iç mekânı sayesinde 7 kişiye kadar taşıma kapasitesine sahip olan BYD Tang, 940 litrelik bagaj hacmi sunuyor. Arka koltuklar yatırıldığında ise bu hacim 1655 litreye kadar çıkabiliyor, bu da daha fazla taşıma alanı ihtiyacı olanlar için oldukça avantajlı. Şu an için fiyatı belli olmasa da, Mart ayında satışa sunulması planlanan BYD Tang, Türkiye’deki elektrikli araç pazarına yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyor.
Bill Gates’in kurucusu olduğu TerraPower, enerji yoğun yapay zekâ destekli veri merkezleri için devrim niteliğinde bir anlaşmaya imza attı. ABD’nin önde gelen veri merkezi geliştiricilerinden Sabey Data Centers (SDC) ile yapılan iş birliği, büyüyen veri merkezlerinin artan enerji talebini karşılamak için küçük ölçekli nükleer reaktörlerin kullanılmasını hedefliyor. Bu gelişme, yapay zekâ uygulamalarının hızla artan enerji ihtiyacını sürdürülebilir bir şekilde karşılamayı amaçlıyor.
Bill Gates’in nükleer enerji şirketi, yeni veri merkezi anlaşmasına imza attı
Nükleer enerjinin avantajlarından yararlanmak isteyen teknoloji şirketleri, karbon salınımını azaltma ve enerji üretiminde istikrar sağlama amacıyla bu tür çözümlere yöneliyor. TerraPower ve SDC’nin anlaşması, Teksas ve Rocky Mountain bölgesindeki veri merkezlerinin enerji ihtiyacını karşılamak üzere yeni nesil nükleer reaktörlerin geliştirilmesi üzerine odaklanıyor.
Ancak bu teknolojilerin geniş ölçekte uygulanabilmesi için yasal, teknik ve altyapısal engellerin aşılması gerektiği ifade ediliyor. TerraPower’ın geliştirdiği Natrium reaktör tasarımı, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’ndan henüz onay bekliyor, ancak ilk tesisinin nükleer olmayan kısımları çoktan inşa edilmeye başlandı. Bu tesiste tasarımın işlevselliği ve güvenliği test edilecek.
Küçük ölçekli reaktörler, geleneksel büyük nükleer santrallerden farklı olarak daha kolay kurulum sağlıyor ve fosil yakıtların yerine sürdürülebilir bir çözüm sunmayı vadediyor. Bu bağlamda Microsoft, Google ve Amazon gibi teknoloji devlerinin de nükleer enerji tedarikine yönelik girişimlerde bulunduğu bildiriliyor. TerraPower ve SDC’nin iş birliği, artan enerji talebini çevre dostu yöntemlerle karşılamak adına atılmış önemli bir adım olarak görülüyor ve bu tür projelerin teknoloji sektörü için yeni bir standart oluşturabileceği değerlendiriliyor.
Nvidia, oyuncuların ve teknoloji meraklılarının büyük ilgi gösterdiği DLSS 4.0 teknolojisini duyurdu. Bu yeni teknoloji, özellikle RTX 40 serisi ekran kartları için tanıtılan “Frame Generation” (Kare Üretimi)özelliğiyle dikkat çekiyor. Ancak son gelişmeler, bu özelliğin RTX 30 serisi ekran kartlarına da gelebileceğini gösteriyor.
Digital Foundry‘nin yaptığı bir röportaja göre, Nvidia RTX 30 serisi GPU’lar için Frame Generationdesteğini değerlendiriyor. Şirket, bu özelliğin RTX 30 serisinde çalışmasını engelleyen herhangi bir donanımsal kısıtlama olmadığını belirtiyor. Ancak, önceki nesil GPU’lar için bu desteğin sağlanması biraz daha optimizasyon ve test gerektiriyor. Bu nedenle, RTX 30 serisi kullanıcılarının bu özelliği kullanabilmek için biraz daha beklemeleri gerekebilir.
DLSS 4.0 ve Multi Frame Generation teknolojisi
DLSS 4.0 ile tanıtılan Multi Frame Generation teknolojisi, yapay zeka desteğiyle her geleneksel olarak işlenen kare için üç ek kare üretebiliyor. Bu, özellikle oyunlarda performansı ciddi anlamda artırıyor. Ancak şu an için bu teknoloji yalnızca RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla sınırlı durumda.
DLSS 3’te de benzer bir durum yaşanmış ve Frame Generation özelliği sadece RTX 4000 serisi ekran kartlarına özel olarak sunulmuştu. RTX 3000 ve 2000 serileri, teorik olarak Tensor çekirdekleriyle bu tür işlemleri gerçekleştirebilecek kapasitede olsa da, bu seriler DLSS Frame Generation desteğinden yararlanamadı.
Donanımsal engeller kalkıyor mu?
DLSS 4.0 ile birlikte Frame Generation için gereken donanımsal ihtiyaçlar da ortadan kalkıyor. Yeni kare oluşturma modeli, optik akış hızlandırıcı donanımı yerine tamamen daha verimli bir “Transformer” yapay zeka modeline dayanıyor. Bu da, eski nesil ekran kartlarının da bu teknolojiden yararlanabilmesinin önünü açıyor.
Nvidia, RTX 30 serisi ve hatta RTX 20 serisi ekran kartları için Frame Generation desteğinin mümkün olduğunu, ancak bunun biraz daha optimizasyon ve test süreci gerektirdiğini belirtiyor. Şirket, bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte eski nesil kullanıcıların da bu özellikten faydalanabileceğini ifade ediyor.
Nvidia’nın DLSS 4.0 ve Frame Generation teknolojisini RTX 30 serisine getirme planları, eski nesil ekran kartı kullanıcıları için umut verici bir gelişme. Ancak, bu desteğin ne zaman hayata geçirileceği henüz net değil. Oyuncular, Nvidia’nın yapacağı optimizasyon çalışmalarını ve resmi duyuruları beklemeye devam ediyor.
Google, sahte yorum yazan kişilere ve bu yorumlardan kazanç sağlamaya çalışan işletmelere karşı daha sıkı yaptırımlar uygulayacak.
CMA’nın açıklamasına göre, Google sahte yorumları tespit etmek ve hızla kaldırmak için titiz adımlar atacak. Ayrıca, bu tür faaliyetlerde bulunan işletmeler ve yorumcular üzerinde daha detaylı soruşturmalar yürütecek.
Şirket, sahte veya yanıltıcı yorumlar yazdığı tespit edilen kişilerin tüm yorumlarını silecek ve bu kişileri yeni yorum yazmaktan men edecek. Bu yasak, bu kişilerin İngiltere’de veya başka bir ülkede olup olmamasına bakılmaksızın uygulanacak.
Sahte yorumlarla yıldız puanlarını yapay olarak artırmaya çalışan işletmeler de ciddi sonuçlarla karşılaşacak. Bu işletmelerin Google profillerine uyarı etiketleri eklenecek ve yeni yorumlar yazılmasına izin verilmeyecek. Eğer bu faaliyetleri tekrar ederlerse, son altı ay veya daha uzun bir süre içinde aldıkları tüm yorumlar kaldırılacak.
Google, ayrıca tüketicilerin sahte yorumları kolayca şikâyet edebilmeleri için yeni bir raporlama sistemi geliştireceğini duyurdu. Bu sistem, para veya ödül karşılığında yazılmış sahte yorumların bildirilmesini de kolaylaştıracak.
Google, sahte içeriklere karşı yıllardır yaptığı yatırımlar sayesinde yılda milyonlarca sahte yorumu daha yayınlanmadan engellediğini belirtti. Şirket, CMA ve diğer küresel düzenleyicilerle iş birliği yaparak sahte içeriklerle mücadele etmeye devam edeceğini ifade etti.
Sahte yorumlar küresel boyutta bir sorun
Pandemi döneminde çevrim içi alışverişin hızla artması, sahte yorum sorununu daha da büyüttü. CMA, 2021 yılında Amazon ve Google hakkında bu tür sahte yorumların tüketicilere zarar verip vermediğini incelemek için bir soruşturma başlattı. Amazon üzerindeki incelemeler hâlâ devam ediyor.
ABD’de ise Federal Ticaret Komisyonu (FTC), sahte yorumların alınıp satılmasını yasakladı ve bu tür uygulamalara karışan işletme ve bireylere para cezaları uygulamaya başladı. Sahte yorumlar genellikle özel sosyal medya gruplarında, işletmeler ile sahte yorum sağlayıcılar arasında gizli anlaşmalarla yayılıyor. Bazı işletmeler, olumlu yorumlar karşılığında müşterilere hediye kartları gibi teşvikler sunuyor.
Google’ın attığı bu adımlar, sahte yorum sorununa karşı küresel mücadelenin bir parçası olarak görülüyor ve çevrim içi platformlarda daha güvenilir bir kullanıcı deneyimi yaratmayı hedefliyor.
Samsung, bu seride ilk kez tüm alanlarda Qualcomm’un Snapdragon 8 Elite çipini kullanarak kendi geliştirdiği Exynos işlemcilerini tamamen devre dışı bıraktı. Bu stratejik karar, Qualcomm’un gelirlerini ciddi şekilde artırırken, şirketin premium çip pazarındaki hakimiyetini de güçlendiriyor.
JP Morgan analisti Samik Chatterjee’ye göre, bu iş birliği 2025 yılında Qualcomm’un gelirlerine 2 milyar dolar ek katkı sağlayabilir. Samsung’un bu kararının, toplam 12 milyon ek cihaz sevkiyatıyla sonuçlanacağı tahmin ediliyor. Özellikle Galaxy S25, S25+ ve S25 Ultra modellerinin Snapdragon 8 Elite çipleriyle donatılmış olması, Qualcomm’un premium işlemci segmentindeki gücünü daha da artırıyor.
Samsung’un kendi geliştirdiği Exynos 2500 işlemcisinin piyasaya sürülmesi ertelendi ve bu işlemcinin 2025 yılı içinde Samsung’un katlanabilir cihazlarında kullanılması planlanıyor. Bu durum, Qualcomm’a Samsung’un amiral gemisi serilerinde tam hakimiyet sağlama fırsatı sundu. Snapdragon 8 Gen 3 işlemcisinin geçtiğimiz yıl premium çip pazarının %70’ini ele geçirdiği göz önüne alındığında, Galaxy S25 serisi Qualcomm’un bu alandaki liderliğini pekiştirecek.
Qualcomm’un son finansal sonuçları da bu büyümeyi destekliyor. Şirket, geçen çeyrekte 9,39 milyar dolar gelir elde ederek bir önceki yıla göre %11’lik bir artış kaydetti. Akıllı telefon segmentindeki gelirleri ise %12 artışla 5,89 milyar dolara ulaştı. Galaxy S25 serisinin küresel lansmanıyla birlikte bu büyümenin hız kazanması bekleniyor.
Ortaklıktan hem Samsung hem de Qualcomm karlı çıktı
Samsung için bu ortaklık, amiral gemisi cihazlarında üstün performansı garanti altına alıyor. Qualcomm’un kanıtlanmış teknolojisini kullanarak, rekabetin yoğun olduğu akıllı telefon pazarında güçlü bir konum elde ediyor. Qualcomm ise bu iş birliği sayesinde hem pazar görünürlüğünü artırıyor hem de gelirlerini önemli ölçüde yükseltiyor.
Galaxy S25 serisi hem Samsung hem de Qualcomm için kazançlı bir adım oldu. Samsung, küresel çapta performans açısından avantaj sağlarken, Qualcomm premium çip pazarındaki liderliğini pekiştiriyor.
Galaxy S25’in dünya çapında piyasaya sürülmesiyle birlikte, Qualcomm’un 2025 yılına güçlü ve kârlı bir başlangıç yapacağı şimdiden kesinleşmiş görünüyor.
Yatırım turuna ICONIQ Growth ve Andreessen Horowitz gibi tanınmış yatırım firmaları katıldı. ElevenLabs, bu yeni yatırımla birlikte geçtiğimiz yıl ulaştığı unicorn statüsünü daha da sağlamlaştırırken, bir yıl içinde değerlemesini yaklaşık dört kat artırmayı başardı.
Elevenlabs, metinleri insan sesi gibi akıcı, doğal ve duygusal tonlamalara uygun bir şekilde dönüştüren yenilikçi bir teknoloji geliştiriyor. Bu teknoloji, kullanıcılara kendi seslerini ya da başka bir sesi modelleyerek profiller oluşturma imkanı sunuyor.
Şirketin sunduğu ses klonlama teknolojisi, yalnızca birkaç dakikalık bir ses kaydını analiz ederek gerçeğe çok yakın bir ses üretimi sağlayabiliyor. Aynı zamanda birden fazla dil ve aksan desteğiyle geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor. Markalar için özel ses profilleri oluşturma olanağı sunan şirket, şirketlerin kendilerine özgü bir “ses kimliği” yaratmalarını kolaylaştırıyor.
Eğitim, oyun, eğlence, reklam ve pazarlama gibi sektörlerde yoğun olarak kullanılan bu teknolojiler, erişilebilirlik çözümlerine de katkı sağlıyor. Özellikle görme engelliler için içerik erişimini kolaylaştıran sesli rehberler ve açıklamalar, ElevenLabs’in çözümlerinin toplumsal faydasını artırıyor. Şirketin hızla artan yıllık gelirleri de başarısını gözler önüne seriyor. Yıllık tekrarlayan gelirini yaklaşık 90 milyon dolara çıkaran girişim, genişleyen müşteri portföyü ve yeni iş ortaklıklarıyla büyümesini sürdürüyor.
Geçtiğimiz yıl Ocak ayında Seri B yatırım turunda 80 milyon dolar alarak unicorn statüsüne ulaşan ElevenLabs, Seri C turuyla daha da güçlendi. Daha önceki yatırımcıları arasında Sequoia Capital, Credo Ventures, Concept Ventures, Salesforce Ventures ve Disney gibi güçlü isimler bulunan şirket, yapay zeka destekli ses teknolojilerinde sektöre yön vermeyi hedefliyor. ElevenLabs, aldığı yeni yatırımlarla hem teknolojisini geliştirmeye hem de daha geniş bir pazara ulaşmaya odaklanıyor.
Bu yatırımlar sayesinde ElevenLabs, kullanıcılarına daha kapsamlı çözümler sunmayı ve ses teknolojileri alanında öncü bir konumda kalmayı hedefliyor. Yapay zeka tabanlı ses çözümlerinin geleceğine liderlik etmeye hazırlanan şirket, hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal müşteriler için inovatif ürünler geliştirmeye devam ediyor.
Bilgisayar oyunları ile konsollar arasındaki rekabet, son yıllarda yeni bir boyut kazandı. Epyllion tarafından yayımlanan bir rapor, PC oyunlarının tüketici gelirleri açısından beklenenden daha önemli bir çıkış yaptığını ortaya koyuyor. Geleneksel olarak konsolların egemen olduğu oyun sektöründe, PC oyunları artık daha fazla dikkat çekiyor.
PC oyunları gelirlerde yüzde 20’lik artış yakaladı
Raporda, son yıllarda PC oyunlarının tüketici gelirlerindeki payını %20 oranında artırdığı belirtiliyor. Aynı dönemde konsol platformlarının gelir artışında ise belirgin bir duraklama yaşandığı ifade ediliyor. Verilere göre, son on yılda PC oyunları konsollara kıyasla %220 daha fazla gelir sağladı. Bu çarpıcı bulgular, uzun zamandır konsolların öne çıktığı algıyı yeniden sorgulamaya çağırıyor.
PC’nin yükselişindeki etkenler
PC platformunun bu etkileyici performansının arkasında birden fazla faktör bulunuyor:
Geriye dönük uyumluluk: PC oyunları, eski oyunları oynama olanağı sunarak tüketicilere uzun vadeli bir değer sağlıyor.
Performans optimizasyonu: Kullanıcıların donanımını kendi ihtiyaçlarına göre optimize edebilmesi, oyun deneyimini önemli ölçüede geliştiriyor.
Daha fazla kontrol: PC’nin sunduğu esneklik ve kısıtlılamış olmayan oyun yapısı, kullanıcıları cezb ediyor.
Bunun yanı sıra, konsolların satış hızındaki yavaşlama da PC’nin yükselişine katkı sağlıyor. Özellikle 2021’den itibaren bu trend daha belirgin hale gelmiş durumda.
Oyun sektörü genel anlamda büyüyor
PC ve konsollar arasındaki rekabet kızışsa da, oyun sektörü genel anlamda olumlu bir tablo çiziyor. Hem konsollar hem de PC platformları, tüketici gelirlerinde artış gösteriyor. Bu durum, sektörün sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde ilerlediğini gösteriyor.
Elektrikli araç kullanıcılarına yönelik çözümler sunan Voltla‘ya 200 bin dolar devam yatırımı yapan Akbank, e-ticaret şirketleri için finansman hizmetleri sağlayan Fundero‘ya ise 400 bin dolar yatırım yaptı.
Yatırım alan şirketlerden Voltla, tüm elektrikli araç şarj istasyonlarına erişim sağlayan bir mobil uygulama sunuyor. Kullanıcılar, uygulama üzerinden şarj istasyonlarının konumlarına, müsaitlik durumlarına ve diğer detaylarına ulaşabilirken, rota planlaması yapma imkânı da buluyor.
Esra Gül Korkmaz ve Özgür Barış tarafından kurulan girişim, Akbank’ın ilk dönem yatırımıyla büyümesini sürdürüyor ve bu alanda öncü bir platform olmayı hedefliyor.
Akbank+ programının diğer yatırım hedefi Fundero ise, e-ticaret şirketleri için hızlı ve esnek finansman çözümleri sunuyor.
Şirketlerin aylık tekrar eden gelirlerine göre finansman ihtiyacını analiz eden platform, başvurudan sonraki 48 saat içinde kredi sağlayabiliyor. Üstelik banka kredi puanı ya da teminat gerekmeksizin, 12 aya varan ödeme seçenekleri sunuyor. Fundero, Uğur Emre Baykal, Tarık Hayat ve Mehmet Bore Aydın tarafından hayata geçirildi.
Akbank LAB çatısı altında kurulan Akbank+, çalışanların yenilikçi fikirlerini geliştirmelerine olanak tanıyor. Yaklaşık altı ay süren program, yoğun eğitim ve mentorluk süreçlerini içeriyor. Katılımcılar, bu süreç sonunda kariyerlerine girişimci olarak devam etme fırsatı elde ediyor.
Akbank Bireysel Bankacılık ve Dijital Çözümler Genel Müdür Yardımcısı Burcu Civelek Yüce, girişimciliğin şirketin inovasyon stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, “Fundero ve Voltla gibi bütüncül fayda sunan girişimleri ölçeklenmelerini sağlayacak seviyede yatırımlar ile desteklemeye ve yeniliklere imza atmaya devam edeceğiz.” dedi.
Bu kapsamda ayrıca, atık süreçlerini dijitalleştiren Waste Log ve mobil oyun stüdyolarına yönelik yapay zekâ destekli içgörüler sunan Metriqus girişimlerine de yatırım yapıldı. Böylece, Akbank+ programı sayesinde dört yenilikçi girişim toplamda yatırım aldı.
Akbank, yenilikçi ve sürdürülebilir projelerle geleceğe katkı sunmaya devam ediyor.
Google‘a ait Fitbit, Ionic akıllı saatlerin kullanıcıları için yanık riski oluşturduğu ve bu tehlikeyi zamanında yetkililere bildirmediği gerekçesiyle 12.25 milyon dolarlık ceza ödemeyi kabul etti. ABD Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu (CPSC), bu durumun 2018-2020 yılları arasında Ionic modellerinin aşırı ısındığına dair gelen şikayetlere rağmen şirketin gerekli adımları zamanında atmadığı gerekçesiyle ceza uygulandığını açıkladı. Şikayetler arasında ikinci ve üçüncü derece yanık vakaları da yer alıyordu ve bu durum cihazın kullanıcılar için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu gösterdi.
Fitbit, 12 milyon dolarlık tazminat cezasına çarptırıldı
Fitbit, 2020’nin başında bir yazılım güncellemesi yayınlayarak pilin aşırı ısınma olasılığını azaltmaya çalıştıysa da bu şikayetleri önlemekte yetersiz kaldı. Mart 2022’de CPSC ve Fitbit, bu sorunlar nedeniyle Ionic modellerinin geri çağrıldığını duyurdu. Bu süreçte ABD’de en az 115 aşırı ısınma vakası bildirilmiş, iki üçüncü derece ve dört ikinci derece yanık vakası olmak üzere toplamda 78 yanık şikayeti kaydedildi.
Bu durum şirketin üründeki önemli kusurlar hakkında CPSC’ye zamanında bilgi vermediğini ortaya koydu ve sonucunda para cezasına ek olarak şirketin uyum protokollerini gözden geçirmesi talep edildi.
Fitbit’in, yalnızca para cezasını ödemekle kalmayacağı, aynı zamanda Tüketici Ürün Güvenliği Yasası’na uygun olarak dahili süreç ve kontrollerini geliştireceği ve düzenli raporlarla bu iyileştirmeleri CPSC’ye bildireceği açıklandı. Bu karar, teknoloji şirketlerine tüketici güvenliği konusundaki yükümlülüklerini hatırlatan önemli bir örnek teşkil ediyor.