Nvidia’dan açıklama: DeepSeek bize muhtaç!

0

Nvidia, Çinli yapay zeka grubu DeepSeek’in piyasalarda yarattığı paniğe yanıt vererek, girişimin çalışması için hala “önemli sayıda NVIDIA GPU’su” gerektiğini hatırlattı. DeepSeek yapay zekâ modelinin açılmasıyla beraber bir anda piyasa değerinden 600 milyar dolardan fazla kayıp yaşayan ABD’li çip üreticisi, DeepSeek’in gelişimini “mükemmel” olarak nitelendirdi ancak teknolojinin donanımına bağımlı olmaya devam ettiğini ileri sürdü.

Nvidia yaptığı açıklamada, “DeepSeek’in çalışması, yaygın olarak bulunan modellerden ve tamamen ihracat kontrolüne uygun işlemcilerden yeni modellerin nasıl başarıyla oluşturulabileceğini gösteriyor,” dedi. Ancak “çalışması için önemli sayıda NVIDIA GPU ve yüksek performanslı ağ gerektirdiğini” vurguladı. Bu açıklamanın, DeepSeek’in daha az çip kullanarak ABD’li teknoloji devlerininkine benzer performans elde eden bir yapay zeka modeli yayınlanmasının ve Nvidia’nın tarihindeki en büyük tek günlük düşüşü tetiklemesinden sonra gelmesi de ilgi çekici.

Nvidia, DeepSeek’in atılımını mevcut teknik imkanları içinde normal olarak göstermeye çalışıyor ve bunu “Test Zamanı Ölçeklemesinin mükemmel bir örneği” olarak gösteriyor. Bir taraftan da yapay zeka geliştirmedeki geleneksel ölçekleme yaklaşımlarının “devam ettiğini” belirtiyor. Şirketin piyasa korkularını yatıştırma girişimi, analistlerin yapay zeka teknolojisindeki ABD hakimiyetine yönelik potansiyel tehditler konusundaki uyarılarının ardından geldi. Goldman Sachs daha önce teknoloji sektöründeki herhangi bir aksaklığın daha geniş pazara olası “yayılma etkileri” konusunda uyarmıştı. Nvidia hisseleri öğleden sonraki işlemlerde bir miktar istikrar kazandı, ancak pandemi korkularının piyasaları sarstığı Mart 2020’den bu yana en kötü seans yaşandı.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı geliştirildi!

Yeni Zelanda Kraliyet Donanması, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanan insansız deniz aracı Bluebottle’ı 7 aylık bir deniz testine sokarak, bu teknolojinin denizdeki potansiyel kullanım alanlarını değerlendirmek için önemli bir adım attı. Avustralyalı Ocius şirketi tarafından geliştirilen Bluebottle, enerjisini güneş, rüzgar ve dalgadan elde ederek neredeyse sınırsız bir faaliyet süresi sunuyor. Sadece 6,8 metre uzunluğunda ve 800 kg ağırlığında olan bu araç, 6,5 knot maksimum hız ve 5 knot seyir hızına ulaşabiliyor. Bluebottle’ın deniz üzerindeki en büyük avantajlarından biri, enerjisini sürekli yenileyebilmesi ve bu sayede bakıma ihtiyaç duymadan uzun süre görevde kalabilmesi.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı tasarlandı

Aracın enerji sistemi oldukça yenilikçi: Sert yelken tarzındaki yapı rüzgâr enerjisinden yararlanırken üzerindeki entegre güneş panelleri de enerji üretiyor. Gövdesine yerleştirilen güneş panelleri, toplamda 1.500 Watt güç sağlarken, aracın bataryaları 27 kWh kapasiteye sahip. Elektrikli pervanenin yanı sıra dalgaların hareketinden de enerji elde edebilen Bluebottle, bu sayede güneş ve rüzgâr yokken bile 1,5 knot hızında hareket edebiliyor. Yelken ya da dalga ile sağlanan hareket sessiz olduğu için özellikle askeri operasyonlarda büyük bir avantaj sağlıyor.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı tasarlandı.

Aracın radar, elektro-optik ve kızılötesi sensörlerle donatılmış olması, deniz üzerindeki gözetleme ve veri toplama kapasitesini artırıyor. İletişim, kıyıya yakın mesafelerde mobil hatlarla, açık denizde ise uydu bağlantısı üzerinden sağlanıyor. 7. seviye dalgalara kadar dayanıklılık gösteren Bluebottle, zorlu okyanus koşullarında bile görev yapabiliyor. Ayrıca, hem askeri hem sivil kullanımlar için esneklik sunan bu araç, gemiden veya karadan bırakıldıktan sonra tekrar toplanabiliyor.

Thales şirketinin geliştirme aşamasında olduğu aktif ve pasif sonar sistemleri ile Bluebottle’ın yetenekleri daha da ileri bir seviyeye taşınacak. Bu sistem sayesinde araç, düşman denizaltılarını dinleme ve tespit etme kapasitesine sahip olacak. İnsansız, sessiz ve ekonomik bir çözüm olarak bu araç, özellikle düşman bölgelerinde keşif ve gözetleme görevlerinde önemli bir avantaj sağlayacak. Bu özellikleriyle Bluebottle, insansız deniz araçlarının yenilikçi ve çevre dostu bir örneği olarak dikkat çekiyor.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları tespit etti!

Bilim insanları, yeraltında güneş ışığından tamamen bağımsız olarak varlığını sürdüren mikrobiyal yaşam formlarını keşfederek, gezegenimizin bilinmeyen ekosistemlerine ışık tuttu. Science Advances dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, Dünya’nın derinliklerindeki nemli çatlakların mikrobiyal çeşitlilik açısından oldukça zengin olduğunu ortaya koyuyor.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları buldu

Bu çalışmanın başında yer alan Woods Hole Deniz Biyolojisi Laboratuvarı’ndan Emil Ruff ve ekibi, dünya genelinde 1.400’den fazla veri setini analiz ederek, yeraltı mikrobiyal yaşamının sanılanın aksine yüzey ekosistemleriyle rekabet edebilecek kadar karmaşık ve çeşitli olduğunu belirledi.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları buldu.
Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları bulmayı başardı.

Yeraltındaki bu mikroorganizmalar, güneş ışığına ihtiyaç duymaksızın kimyasal enerji kaynaklarından beslenerek hayatlarını sürdürüyor. Araştırma, gezegenimizin kabuğunda yer alan çatlakların, bu organizmalar için ideal bir yaşam alanı sunduğunu gösteriyor ve yaşamın yalnızca güneş ışığına bağımlı olmadığını kanıtlıyor. Bu durum, yaşamın uyum sağlama kapasitesine dair çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Mikroorganizmaların zorlu koşullarda hayatta kalma ve çoğalma yetenekleri, bilim dünyası için yaşamın kökenleri ve olası diğer gezegenlerdeki yaşam koşulları üzerine yeni perspektifler sunabilir.

Bu keşif, sadece biyolojik çeşitliliğin beklenmedik alanlarda da var olabileceğini değil, aynı zamanda dünya dışı yaşam arayışlarında yeraltı ekosistemlerine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu mikrobiyal ekosistemlerin, dünyadaki yaşam formlarının evrimi ve sürdürülebilirlik dinamiklerini anlamada önemli bir rol oynayabileceğini ifade ediyor. Bu tür keşifler, aynı zamanda çeşitli bilimsel alanlarda yenilikçi uygulamalara ve teknolojilere ilham kaynağı olabilecek bilgi zenginliği sağlıyor.

iOS 18 ve iPadOS 18 kullanım oranları açıklandı

0

Apple, geçen yılın Eylül ayında iPhone 16 ile tanıttığı iOS 18 ve iPad’lerde yer alan iPadOS 18‘in kullanım oranlarını ilk kez paylaştı. Verilere göre, iOS 18‘in benimsenme oranı önceki sürümlerle benzer seviyelerde kalırken, iPadOS 18‘in yayılımı da beklentilerin altında kaldı.

iOS 18: yükleme oranları

Apple’ın açıklamasına göre:

  • iOS 18son dört yılda piyasaya sürülen iPhone’ların %76’sında yüklü.
  • Tüm uyumlu iPhone’ların %68’i iOS 18‘i kullanıyor.
  • Eski sürümlerin dağılımı ise şu şekilde:
    • iOS 17: %19
    • Daha eski sürümler: %13

Yeni yapay zeka özellikleriyle öne çıkan iOS 18‘in, daha önceki sürümlere kıyasla çok daha hızlı benimsenmesi bekleniyordu. Ancak rakamlar, iOS 18‘in kullanım oranlarının önceki sürümlerden pek de farklı olmadığını ortaya koyuyor. Örneğin:

  • iOS 17, geçtiğimiz yıl aynı dönemde cihazların %76’sına yüklenmişti.
  • iOS 16 ise aynı zaman diliminde cihazların %81’inde yer alıyordu.

iPadOS 18: daha düşük Benimsenme Oranı

iPadOS 18‘in kullanım oranları ise iOS 18‘den daha düşük seviyelerde. Son dört yılda piyasaya sürülen iPad’lerin yalnızca %63’ü iPadOS 18 kullanıyor.

  • iPadOS 17’nin kullanım oranı: %27
  • Daha eski iPadOS sürümleri: %10

Her iki işletim sistemi için de Apple’ın beklediği hızlı geçiş sürecinin gerçekleşmediği görülüyor. Buna rağmen, yeni sürümler yapay zeka özellikleri ve performans iyileştirmeleriyle kullanıcılar için önemli yenilikler sunmaya devam ediyor.

Samsung Exynos 2500 nihayet geliyor

0

Samsung’un Exynos serisinin yeni amiral gemisi olan Exynos 2500 yonga setine dair detaylar ortaya çıktı. Bir süre önce üretim verimliliği sorunları sebebiyle Galaxy S25 serisinde kullanılamayan Exynos 2500, üretim sürecinde yaşanan sorunların üstesinden gelinmesinin ardından yeni Samsung cihazlarında yer bulmaya hazırlanıyor.

Son gelen sızıntılar, Exynos 2500’ün katlanabilir Galaxy Z Flip 7 modelinde kullanılacağını gösteriyor. Samsung’un 3nm GAA teknolojisiyle üretilecek olan bu yeni yonga seti, teknik özellikleriyle dikkat çekiyor.

Exynos 2500’ün teknik özellikleri

X platformunda @Jukanlosreve isimli bir kullanıcı tarafından paylaşılan bilgilere göre Exynos 2500, önceki nesil Exynos 2400’de olduğu gibi 10 çekirdekli bir yapıya sahip olacak. Ancak, ARM’ın daha gelişmiş tasarımları bu yonga setine dahil edilmiş durumda.

  • Çekirdek Yapısı:
    • 1 adet 3,30 GHz Cortex-X925 çekirdeği
    • 2 adet 2,75 GHz Cortex-A725 çekirdeği
    • 5 adet 2,36 GHz Cortex-A725 çekirdeği
    • 4 adet 1,8 GHz Cortex-A520 çekirdeği
    • 16 MB toplam L3 önbellek
  • Grafik Birimi:
    • AMD RDNA 3.5 tabanlı 8 çekirdekli Xclipse 950 GPU
    • 1,3 GHz saat hızı
  • Diğer Özellikler:
    • 56 TOPS (Tera Operasyon/Saniye) NPU
    • 320 MP kamera desteği
    • 8K 60 fps video oynatma ve 8K 30 fps video kayıt yetenekleri

Exynos 2500 Galaxy Z Flip 7’de yer bulacak

Samsung, Galaxy S25 serisini yalnızca Snapdragon 8 Elite işlemcileriyle piyasaya sürmüştü. Ancak, üretim verimliliği sorunlarını aştıktan sonra Exynos 2500, Galaxy Z Flip 7 modelinde kendine yer bulacak gibi görünüyor. Bu durum, Samsung’un Exynos yonga setiyle ilgili uzun vadeli hedeflerine işaret ediyor.

Yeni yonga setiyle birlikte Samsung’un katlanabilir telefonlarının hem performans hem de enerji verimliliği alanında daha rekabetçi hale gelmesi bekleniyor. Exynos 2500 hakkında daha fazla detayın yakın zamanda resmî olarak paylaşılması bekleniyor.

Çinli yapay zeka asistanı DeepSeek, App Store’da zirveye yerleşti 

Çinli yapay zeka asistanı DeepSeek, App Store’da en popüler ücretsiz uygulama olarak büyük bir çıkış yaptı. OpenAI’ın ChatGPT’sini geride bırakan uygulama, teknoloji dünyasında yankı uyandırdı. Çinli yapay zeka asistan DeepSeek’in yükselişi, dev teknoloji şirketlerinin hisselerinde de düşüşe yol açtı.

Düşük maliyetle yüksek performans

DeepSeek’in dikkat çekmesinin en önemli nedenlerinden biri, açık kaynaklı DeepSeek V3 modeliyle rakiplerine kıyasla çok daha düşük maliyetli olması. 6 milyon doların altında bir bütçeyle geliştirilen model, Claude 3.5 ve GPT-4o gibi yapay zeka sistemleriyle aynı seviyede performans sunduğunu iddia ediyor. Üstelik, diğer rakiplerine göre çok daha az işlem gücü gerektiriyor. Çinli yapay zeka asistan DeepSeek, performansıyla dikkat çekiyor.

Web, uygulama ve API formatlarında sunulan DeepSeek, içerik oluşturma ve araştırma gibi kodlama özellikleriyle OpenAI’ın ChatGPT’sine doğrudan rakip olarak konumlanıyor. Şirket ayrıca, geçtiğimiz hafta OpenAI’ın “düşünebilen” yapay zeka modeli olarak tanıtılan o1’ine rakip olarak DeepSeek R1 modelini de piyasaya sürdü.

Teknoloji devlerine etkisi büyük oldu

DeepSeek’in düşük maliyetli Çinli yapay zeka asistan modeli, küresel teknoloji piyasasında sarsıntıya neden oldu. Nvidia, Tesla, Amazon ve Meta gibi dev şirketlerin hisselerinde düşüş yaşandı. Şirketin merkezi Çin’in Hangzhou kentinde bulunuyor ve DeepSeek, 2023 yılında Liang Wenfeng tarafından kuruldu. Wenfeng, DeepSeek’i destekleyen hedge fonunu da başlatan isim olarak biliniyor.

ABD’nin yapay zeka çipleri üzerindeki ihracat kısıtlamaları başlamadan önce NVIDIA’nın A100 çiplerini stoklayan şirket, şu anda ithal edebildiği daha az güçteki çiplerle bu stokları destekliyor. Bu strateji, Çinli yapay zeka asistan DeepSeek’in düşük maliyetli yapay zeka çözümleri sunarak pazarda hızla büyümesini sağladı.

DeepSeek’in başarısı, yapay zeka alanında rekabetin daha da kızıştığını gösteriyor. OpenAI ve diğer teknoloji devleri karşısında nasıl bir strateji izleyeceği ise merak konusu.

Çinli DeepSeek, ChatGPT’yi tahtından edebilir mi?

ChatGPT’yi tahtından indirme potansiyeline sahip olduğu konuşulan Çin merkezli DeepSeek, adeta bir “Siyah Kuğu” etkisi yaratarak yapay zekâ sektöründe dengeleri değiştirebilir mi? Son gelişmeler, özellikle Nvidia’nın piyasa değerinde yüzde 5’lik bir düşüş yaşamasıyla dikkat çekiyor. DeepSeek’in üretken yapay zekâ sohbet motoru, ChatGPT ile karşılaştırıldığında çok daha karmaşık işlemleri çok daha düşük maliyetlerle gerçekleştirebiliyor. Bu durum ABD piyasalarında ciddi bir endişe yaratırken sosyal medyada da büyük yankı buldu.

Çinli DeepSeek, yeni teknolojileriyle ChatGPT’yi yakalayabilir

2022’nin sonlarında ChatGPT’nin piyasaya hızlı bir giriş yapması, yapay zekâ sektöründe yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu gelişmeler, Nvidia’nın inanılmaz bir büyüme kaydederek dünyanın en değerli şirketlerinden biri olmasını sağladı. ABD, yapay zekâ alanında güçlü bir pozisyona sahip olurken Çin’e uyguladığı teknolojik ambargolarla bu avantajını korumaya çalıştı. Öte yandan, Microsoft CoPilot ve Google Gemini gibi rakipler pazardan pay almak için sırasıyla sahneye çıktı. Bu süreçte Nvidia’nın hızlandırıcılarına olan talep artış gösterdi, ancak bu talebin maliyeti yalnızca üreticilere değil, aynı zamanda son kullanıcıya da yük oldu. Özellikle ChatGPT gibi yapay zekâ teknolojilerinin kullanım maliyetleri ciddi oranda yükseldi.

Çinli DeepSeek, yeni teknolojileriyle ChatGPT'yi yakalayabilir.

Tam da bu noktada Çin, ABD’nin teknolojik stratejisindeki açıkları iyi bir şekilde değerlendirdi ve DeepSeek ile büyük bir adım attı. DeepSeek, sadece ChatGPT’den daha başarılı sonuçlar vermekle kalmıyor, aynı zamanda çok daha düşük maliyetlerle çalışabiliyor. Uygulama mağazalarında hızla popülerlik kazanan bu yapay zekâ sohbet motoru, komutları daha doğru ve verimli bir şekilde yerine getirirken diğer üretken yapay zekâ teknolojileriyle de uyumlu çalışıyor. Bu özellikleriyle, büyük ölçekli komut setlerini daha ucuz bir şekilde işleme becerisi, özellikle şirketlerin dikkatini çekiyor.

Sosyal medyada büyük bir tanıtım dalgası yaratan DeepSeek, yalnızca teknolojik becerisiyle değil, aynı zamanda daha eski ve daha ucuz Nvidia hızlandırıcılarla bu sonuçlara ulaşmasıyla da övgü topluyor. ABD’de ise bu gelişmeler, Trump’ın 500 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımları programını açıklamasının hemen ardından, adeta Çin’den gelen stratejik bir hamle olarak algılanıyor. Bu durum, yapay zekâ sahnesindeki rekabetin önümüzdeki dönemde daha da kızışacağına işaret ediyor.

F-35’ler artık yapay zeka ile İHA filolarını kontrol edebiliyor!

Amerika Birleşik Devletleri’nin en gelişmiş beşinci nesil hayalet savaş u00e7ağı F-35, savaş alanında yeni bir dönemi başlatacak özelliklere kavuştu. Lockheed Martin, F-35’in yapay zeka destekli teknolojilerle donatılarak İnsansız Hava Araçlarını (İHA) kontrol edebilme yeteneğini başarıyla sergiledi. Bu gelişme, ABD Hava Kuvvetleri’nin gelecekteki “İşbirlikçi Savaş Uçakları Filosu” (Collaborative Combat Aircraft – CCA) dahil olmak üzere çok sayıda dronu entegre ve etkin bir şekilde yönetebilmesinin yolunu açıyor.

Yapay zeka destekli denemeler tamamlandı

Lockheed Martin, yeni teknolojisini 2024 yılında gerçekleştirilen bir dizi testle gözler önüné serdi ve bu başarıları Ocak 2025’te resmen duyurduYapay zeka teknolojilerinin entegre edildiği bu sistem sayesinde, F-35’ten bir İHA kontrol edilmesi başarıyla gerçekleştirildi. Denemelerde tanıtılan donanım ve yazılım mimarilerininF-35 ve F-22 gibi uçaklarla yürütülecek gelecekteki testlere özel olarak geliştirildiği belirtildi.

Skunk Works Başkan Yardımcısı OJ Sanchez, yaptığı açıklamada, “Bir sonraki hava üstünlük seviyesi için yatırımlarımızı sürdürüyoruzAsimetrik avantajlar geliştirmek üzere yapay zeka destekli otonom ajanları şimdiden kullanıyoruz” dedi. “Ajan” kavramı, insandan bağımsız olarak belirli işleri yürüten yapay zeka sistemlerini ifade ediyor.

Dronlar dokunmatik arayüzlerle yönetiliyor

Testlerde pilotların, F-35 veya F-22 kokpitinden dokunmatik bir tablet kullanarak dronları düşman hedeflerine yönlendirebildiği bir arayüz tanıtıldı. Bu teknoloji, pilotların ve dronların savaş alanında uyumlu bir şekilde hareket ederek daha etkin bir hava üstünlükü sağlamasına olanak tanıyor. Şirket, özellikle “çoklu sistem entegrasyonu”na vurgu yaparak, bu teknolojinin ABD Hava Kuvvetleri’nin “sistem ailesi” vizyonunu gerçekleştirdiğini belirtti.

“Eski günler geride kaldı”

Lockheed Martin’e göre gelecekteki askeri operasyonlarda başarı, yalnızca ıleri teknolojilere sahip savaş uçakları ve dronlarla değil, bu sistemlerin birbiriyle kesintisiz şekilde entegre çalışmasıyla mümkün olacak. Şirket, “Düşmanı büyük bir güçle ezmenin hava hakimiyetini sağladığı günler geride kaldıTüm sistemler, birlikte çalışıp düşmanları alt etmek için koordinasyon sağlamalı” ifadelerini kullandı.

On yıl önce geliştirilmeye başlanan teknoloji yol haritası sayesinde, Lockheed Martinsavaş uçakları ve dronların güvenli bir şekilde iletişim kurmasını ve karmaşık görevleri bir arada yürütmesini sağlayacak altyapıyı kurdu. Şirket, bu temelin ABD ve müttefikleri için onlarca yıl boyunca hava üstünlük sağlayacağını vurguladı.

Asus anakartlardaki mekanizma, ekran kartlarına zarar mı veriyor?

0

Asus tarafından son dönemde bazı anakart modellerinde kullanılan Q-Release Slim mekanizması, özellikle sosyal medyada birçok kullanıcıdan şikâyet aldı. Bu mekanizma, PCIe x16 slotundaki kilidi otomatik olarak açarak, kullanıcıların ekran kartlarını anakarttan çıkarırken ekstra bir işlem yapmalarına gerek kalmaması hedefiyle tasarlanmıştı. Ancak son kullanıcıların tecrübelerine bakıldığında, bu mekanizma beklenmedik zararlar yaratabiliyor.

Asus anakartlardaki mekanizma, ekran kartlarına zarar veriyor olabilir!

Kullanıcılar, Intel ve AMD 800 serisi anakartlar ile donatılmış sistemlerde, ekran kartlarını çıkarırken devre kartlarına zarar verildiğini belirtmekte. Bu zararın, ekran kartlarının çıkarılmasından sonra kalıcı hasar olarak geri döndüğü ve bazı durumlarda ekran kartının çalışmaması gibi ciddi problemler ortaya çıktığı gözlemleniyor.

Sosyal medya platformlarında paylaşılan görsellerde, devre kartlarında gözle görülür hasarların olduğu, kartların üzerindeki bazı bileşenlerin zarar gördüğü, hatta bazı durumlarda ekran kartlarının tamamen kullanılmaz hale geldiği belirtiliyor. Bu durumu daha da karmaşıklaştıran bir diğer etken, Asus’un durumu ilk başta görmezden gelmesi ve çözüm arayışının bir süre gecikmesi oldu. Şirketin son açıklamalarına göre, problemin farkına varan Asus yetkilileri, kullanıcılarının bu mekanizma nedeniyle ekran kartlarında oluşan hasarı düzelten bir çözüm geliştireceğini ifade etti.

Asus Q-Release Slim sisteminin özelliği, ekran kartlarını kolayca çıkarabilmek adına, PCIe x16 slotlarındaki kilidin fiziksel olarak açılmasını gereksiz hale getiren bir tasarım sunuyor. Ancak, ekran kartının çıkarılma işlemi sırasında oluşan sürtünme veya maliyetleri düşürme amacına hizmet eden ucuz tasarımlar, aslında kartların devre kartlarında kalıcı hasara neden olabiliyor. Durum bu kadar büyük bir problem halini alınca, Asus’un nasıl bir geri ödeme veya onarım çözümü sunacağı merak konusu oldu.

Intel ve AMD 800 serisi anakart kullanıcıları, genellikle ekran kartlarını çok sık çıkarıp takmaktan kaçınmaları gerektiği konusunda uyarıldılar. Ayrıca Asus’un çıkaracağı resmi talimatlarla, Q-Release Slim mekanizmasının doğru şekilde nasıl kullanılması gerektiği aktarılacak. Şimdilik, bu özel mekanizma nedeniyle ekran kartlarında kalıcı zarar görmekten kaçınmak için Asus’un vereceği yeni yönergeleri takip etmek en doğru yaklaşım olacak.

Şirketin nasıl bir çözüm geliştireceği, mekanizmanın değiştirilip değiştirilmediği veya onarımların ücretsiz sağlanıp sağlanmayacağı konusunda daha fazla detay bekleniyor. Bu süreç, kullanıcıların yalnızca yeni sistemlerini değil, mevcut kartlarını da etkileyebileceği için, birçok kişi dikkatli olma konusunda uyarıldı.

Buhar üreten ısı pompası, daha temiz enerji sağlıyor!

ABD merkezli AtmosZero firması, endüstriyel buhar üretimi için devrim niteliğinde bir teknoloji geliştirdi. Bu teknoloji, fabrikaların enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla, hava kaynağından enerji elde eden bir ısı pompası sistemini kullanıyor ve yaklaşık 200 °C‘ye kadar buhar üretme kapasitesine sahip. Bu ısı pompası, daha verimli enerji kullanımı sağlayarak temiz ve yeşil enerji üretimine katkıda bulunmayı hedefliyor. AtmosZero’nun geliştirdiği bu sistemin, geleneksel enerji kaynaklarına kıyasla sağladığı enerji verimliliği çok daha yüksek olacak.

Buhar üreten ısı pompası, daha temiz enerji sunacak

Isı pompası, genellikle evlerde kullanılan ve dış hava ile iç mekân ısısını dengelemeye yardımcı olan bir cihaz olarak bilinir. Ancak AtmosZero’nun geliştirdiği endüstriyel model, düşük dış hava sıcaklıklarını bile ısıtma işlemi için kullanabiliyor. Şirket, 200 °C‘ye kadar yüksek sıcaklıklarda buhar üretimi yapabilen bir sistem tasarlamış ve bu sistem genellikle endüstriyel buhar ihtiyacı olan fabrikalar için önerilmektedir. Şu anki ısı pompası sistemi, 650 kW gücünde ısı üretebiliyor ve dış ortam sıcaklığı 15 °C‘dan 150 °C‘ye kadar verimli bir şekilde buhar üretmeye olanak tanıyor. Ancak, bu teknolojinin gelişimiyle birlikte, 2025 ve 2026 yıllarında bu sıcaklık sırasıyla 165 °C ve 200 °C‘ye kadar ulaşacak.

Endüstriyel alanda enerji verimliliği büyük bir öneme sahiptir. Bugüne kadar fabrikalarda kullanılan çoğu doğalgazlı kazan sistemleri, düşük verimle enerji üretirken, elektrikli ısı pompası teknolojisi ile verimlilik büyük ölçüde artıyor. AtmosZero’nun geliştirdiği ısı pompası sistemi enerji verimliliğini %200’e kadar yükseltebiliyor, çünkü enerji kaynağı dışarıdan alınan hava. Bu sistemde, elektrik sadece ısıtma amacıyla kullanılıyor ve dış havadan alınan ısı, sıcaklık yükseltme amacıyla kullanılıyor. Verimlilik açısından bu sistem, elektrikli ısıtıcıların %98 verimiyle kıyaslandığında oldukça daha tasarruflu. Ayrıca, doğal gazla ısıtmanın %80 verimi ile kıyaslandığında, bu sistem çok daha çevre dostu ve ekonomik bir çözüm sunuyor.

AtmosZero’nun bu sistemin özellikle fabrikalar için sunduğu en büyük avantajlardan biri de mevcut doğalgazlı kazanların, ısı pompası sistemiyle doğrudan değiştirilmesine imkân tanıması. Böylece, şirketlerin var olan tesislerinde büyük çaplı dönüşüm projeleri yapmak yerine, yaklaşık 20 yıl ömür bekleyen, daha düşük elektrik tüketimi ile çalışan bir sistem doğrudan entegre edilebiliyor. İlk prototip uygulamaları başarılı olursa, şirket, daha sonra ürününü geniş ölçekte piyasaya sunmayı planlıyor ve endüstriyel buhar üretimini fosil kaynaklardan yeşil enerjiye kaydırmayı amaçlıyor.

AtmosZero’nun ilk başarıları, New Belgium Brewing gibi büyük üretim tesislerinde uygulamaya konulacak ve bu tür projelerin verimli olduğu kanıtlanırsa, şirketin ürettiği temiz enerjiyle çalışan buhar pompası teknolojisinin, ABD genelinde birçok endüstriyel tesiste yaygınlaşması bekleniyor.

Kuantum hesaplama için Ay yüzeyinden Helyum-3 toplanacak!

Seattle merkezli Interlune şirketi, kuantum hesaplama uygulamaları ve diğer teknolojik inovasyonlar için Ay’dan Helyum-3 toplama planlarını duyurdu. Helyum-3, Ay yüzeyindeki regolit (toprak) içinde, güneş rüzgarlarının taşıdığı nadir bir izotop olarak biliniyor. Ancak Helyum-3 toplama süreci oldukça zorlu ve karmaşık bir görev olarak karşımıza çıkıyor. Bu izotop, NASA’nın Apollo görevleri sırasında toplanan örneklerde keşfedilmişti ve özellikle süper iletken kuantum bilgisayarların soğutulmasında önemli bir yer tutuyor. Interlune CEO’su Rob Meyerson, şirketin bu maddenin kuantum bilgisayarların sıfıra yakın sıcaklıklarda çalışmasını sağlayacağına inanıyor. Ayrıca Helyum-3’ün gelecekte nükleer füzyon reaktörlerinde, tıbbi görüntüleme cihazlarında ve radyasyon algılama teknolojilerinde kullanılması bekleniyor.

Kuantum hesaplama için Ay yüzeyinden Helyum-3 elde edilecek

Günümüzde 1 kilogram Helyum-3, yaklaşık olarak 20 milyon dolar bir değere sahip ve Interlune, bu talebe cevap verebilmek için yılda onlarca kilogram bu elementin hasadını yapmayı hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu projeyi teknik açıdan oldukça zorlu buluyor. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nden astrojeolog Laszlo Keszthelyi, Ay’daki Helyum-3’ü çıkarmak için milyonlarca ton regolitin işlenmesi gerektiğini belirtiyor. Apollo görevlerinden dönen regolit örneklerinde Helyum-3 konsantrasyonu çok düşük bir seviyede, milyarda 2.4 ila 26 parça arasında olduğu görülmüş. Bu durum, Helyum-3’ün çıkarılması için büyük miktarda malzeme işlenmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. 1 kilogram Helyum-3 elde edebilmek için 100.000 ila 1 milyon ton regolitin işlenmesi gerektiği tahmin ediliyor.

Interlune, Ay’ın ekvator bölgesine yakın bir alanda beş büyük araç ile regolit toplayacak bir sistem geliştirmeyi planlıyor. Ancak şirket, ticari sır gerekçesiyle hedef bölgelerinin ve teknik detaylarının açıklanmadığını belirtiyor. Şirket, 2027’de Helyum-3 yoğunluğunu ölçmeyi ve küçük ölçekli bir çıkarım testi gerçekleştirmeyi amaçlıyor. 2029 yılında ise pilot tesis kurulması ve elde edilen kaynakların test edilmesi planlanıyor. Bunun yanında Interlune, Ay’da kullanılacak kompakt ve enerji verimli işleme makineleri geliştirmiş olup, bu makineler, bir SpaceX Starship misyonuna sığacak şekilde optimize edilmiş.

Bu projeler gerçekleşirse dahi, Ay’a büyük makineler göndermek ve orada madencilik yapmak oldukça zor bir görev olacak. Ay’ın regoliti çok keskin köşeli ve ince toz partiküllerinden oluşuyor, bu da elektronik ekipmanlara zarar verme riski taşıyor. Ayrıca, bu partiküller mikroskobik boyutlarda olup elektrostatik yükle yüzeylere yapışabiliyor, bu da ekipmanın aşınması ve arızalanma gibi sorunlara yol açabilir. Son olarak, Ay yüzeyi sürekli olarak Güneş rüzgarı nedeniyle iyonize hale gelerek yüklü partiküllerle kaplanıyor. Bütün bu teknik zorluklarla birlikte, Helyum-3’ün toplanması çok büyük bir potansiyel taşısa da henüz engellerle dolu bir süreç olarak görünüyor.

Elektrik faturalarında yeni döneme giriliyor!

0

1 Şubat 2025 itibarıyla ülkemizde elektrik kullanımıyla ilgili yeni bir dönem başlıyor. Bu düzenleme, aylık belirlenen kullanım sınırını aşan abonelerin elektrik hizmetini gerçek maliyetler üzerinden ödemesini öngörüyor. Yani, artık fazla tüketen aboneler, daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak. Yeni sistem, “çok tüketen, çok öder” mantığıyla çalışacak şekilde planlandı.

Elektrik faturalarında yeni düzenleme yapılacak

Düzenlemeye göre, aylık 417 kilovatsaatlik sınır, elektrik faturalarının hesaplanmasında kritik bir eşik oluşturacak. Bu sınırı aşan aboneler, elektrik hizmetini devlet destekli tarifeler üzerinden değil, gerçek maliyetlerle ödeme yapacak. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu yeni sistem yıllık 5 bin kilovatsaatlik bir kullanım sınırı üzerine kurgulanmış durumda. Böylece aylık 417 kilovatsaat tüketim miktarı, destekli tarifeden yararlanabilecek maksimum seviye olarak belirlenmiş oluyor. Sınırın üzerinde gerçekleşen her türlü tüketim için abonelerin devlet desteği olmaksızın maliyetlerini karşılaması gerekecek.

Yeni düzenleme, özellikle aşırı enerji tüketimi yapan abonelerin fatura tutarlarında dikkat çekici bir artış yaşanmasına yol açacak. NTV’nin haberine göre, önceki dönemde 1.050 TL’lik elektrik tüketimi yapan bir abonenin, yeni sistemle birlikte aynı kullanım için 2 bin TL civarında bir ödeme yapması gerekecek. Bununla birlikte, belirlenen sınırın altında kalan tüketimlerde herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. Bu, normal seviyelerde enerji kullanan abonelerin mevcut sistemden etkilenmeyeceği anlamına geliyor.

Dikkat çeken bir diğer detay ise düzenlemenin yalnızca ev içi kullanım için değil, site içindeki bağımsız bölümleri, ortak kullanım alanlarını, asansörleri ve merdiven otomatiği gibi elektrik gerektiren tüm ortak alanları kapsayacak şekilde uygulanacak olması.

Bu gelişme, özellikle enerji tasarrufu ve bilinçli tüketim konularında toplumu daha duyarlı olmaya teşvik etmeyi amaçlıyor. Yeni sistem, adil bir enerji kullanımı sağlamak ve aşırı tüketimi caydırmak adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Çin’in yapay zeka hamlesi küresel teknoloji piyasalarını sarstı!

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek‘in sadece 6 milyon dolar harcayarak geliştirdiği yeni teknoloji, Amerika‘nın yapay zeka üstünlüğünü tehdit ediyor. Wall Street‘te bu sabah yaşanan panik satışlar, teknoloji devlerinin piyasa değerinde milyarlarca dolarlık kayba yol açtı. Nvidia hisseleri yüzde 12 düştü.

DeepSeek‘in Aralık ayında piyasaya sürdüğü ücretsiz, açık kaynaklı dil modeli, tüm dünyada şok etkisi yarattı. Batılı şirketler milyarlarca dolar harcarken, DeepSeek‘in iki ayda geliştirdiği model piyasaları alt üst etti.

Microsoft‘un OpenAI‘ya yaptığı dev yatırımlar sorgulanmaya başladı. Şirketin hisseleri piyasa açılışı öncesinde yüzde 4.1 değer kaybetti. Meta ve Tesla da bu düşüşten nasibini aldı. Meta‘nın hisseleri yüzde 1.7, Tesla‘nın hisseleri ise yüzde 2.7 geriledi.

Avrupa’nın önde gelen çip üreticileri ASML ve ASM International‘ın hisselerinde sırasıyla yüzde 8.9 ve yüzde 13.6‘lık sert düşüşler yaşandı.

Raymond James‘in yarı iletken analisti Srini Pajjuri, “DeepSeek, Amerikalı rakiplerinin sahip olduğu hesaplama gücüne sahip değil, ama yine de çok rekabetçi bir model geliştirmeyi başardı,” değerlendirmesini yaptı.

Citi‘nin analistleri, Amerikan şirketlerinin en gelişmiş çiplere erişim avantajını koruduğunu vurguladı. Ancak DeepSeek‘in başarısı, yapay zeka araştırmalarına harcanan devasa bütçeleri sorgulatıyor.

Başkan Trump‘ın yakın zamanda duyurduğu 500 milyar dolarlık Stargate projesi, Amerika’nın yapay zeka liderliğini koruma çabasını gösteriyor.

Teknoloji endeksi Nasdaq vadeli işlemleri yüzde 2.3 düşerken, S&P 500 ve Dow Jones endekslerinde de sırasıyla yüzde 1.3 ve yüzde 0.9‘luk kayıplar yaşandı.

Piyasa uzmanları, DeepSeek‘in başarısının Amerikan teknoloji şirketlerinin yapay zeka alanındaki hakimiyetini tehdit edebileceğini, ancak ileri düzey çip teknolojisine erişimin hala kritik bir avantaj olduğunu belirtiyor.

Microsoft, Windows 10 için yeni özellikler sunuyor!

0

Microsoft, Windows 11’e geçişi teşvik etmek için yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürürken, eski nesil Windows 10 işletim sistemine olan desteğini de tamamen bırakmıyor. Şirket, Windows 10 kullanıcılarının halen bu platformda güncel ve işlevsel özelliklere erişim sağlayabilmeleri için çeşitli geliştirmeler sunmaya devam ediyor. 14 Ekim 2025 tarihinde Windows 10 için desteğin tamamen sona ereceği açıklanmış olsa da, Microsoft bu sürece kadar kullanıcı deneyimini iyileştirmeye yönelik adımlar atmayı sürdürüyor.

Microsoft, Windows 10 için yeni özellikler ekledi

Yakın zamanda yapılan bir güncelleme, Windows 10 kullanıcılarına tatiller ve etkinliklerle entegre edilen daha işlevsel bir takvim sunmayı içeriyor. Ancak, bu yeniliklerin yalnızca takvimle sınırlı olmadığı ve daha pek çok yeniliğin yolda olduğu belirtiliyor. Şirket, kullanıcıları memnun etmek yerine bazı kararları nedeniyle tartışmalara da neden olmuş durumda.

Özellikle çevrimiçi topluluklarda büyük yankı uyandıran yeni Outlook istemcisi, kullanıcıların isteği dışında otomatik olarak indirilip yüklenecek. Bu yaklaşım, kullanıcıların gönüllü olarak uygulamayı Microsoft Store üzerinden indirip yükleme seçeneğini tercih ettiklerini belirttikleri tepkilere yol açtı. Güncellenmiş Outlook istemcisi, 28 Ocak 2025’te isteğe bağlı bir güncelleme yoluyla kullanılabilir hale gelecek, ancak bu güncelleme atlansa bile Şubat ayında zorunlu olarak uygulanacak.

Bir diğer dikkat çeken özellik ise Paylaş menüsüne eklenen “Telefonum” seçeneği. Bu özellik, Android işletim sistemine sahip bir mobil cihaz ile içerik paylaşmayı son derece kolaylaştırıyor. Üstelik, akıllı telefon veya tabletinizi bilgisayarınızla senkronize etmeden bu işlemi gerçekleştirme imkânı sağlıyor. Microsoft’un bu yeni işlevlerle kullanıcıların Windows 10 deneyimini daha iyi hale getirme çabaları, işletim sistemi desteği sona erene kadar devam edecek gibi görünüyor. Ancak, zorunlu uygulama güncellemeleri gibi kullanıcıları rahatsız eden kararlar, Microsoft’un yaklaşımını eleştiri oklarına hedef yapmayı sürdürüyor.

Warner Bros. Games CEO’su istifa ediyor! Peki neden?

0

Warner Bros. Games, son dönemde yaşanan düşüşler ve başarısız projelerin yarattığı sıkıntılarla gündeme gelmeye devam ediyor. Şirketin oyun dünyasında 2023’te “Hogwarts Legacy” ile elde ettiği büyük başarı, bir sonraki dönemde yerini hayal kırıklıklarına ve düşen satış rakamlarına bıraktı.

Warner Bros. Games CEO’su resmen istifa edecek

Özellikle “Suicide Squad: Kill the Justice League” ve “MultiVersus” gibi yapımların beklenen ilgiyi görmemesi, şirket içinde ciddi sorunlara yol açtı. Bu olumsuz atmosfer, yaklaşık on yıldır CEO görevini sürdüren David Haddad’ın istifa kararını da beraberinde getirdi. Warner Bros. Games tarafından yapılan açıklamada, Haddad’ın aynı zamanda 20 yıldan uzun bir süre boyunca firmanın farklı birimlerinde önemli pozisyonlarda yer aldığı vurgulandı.

Warner Bros. Games CEO'su resmen istifa edecek.

Suicide Squad: Kill the Justice League, büyük bütçesine rağmen piyasaya çıktığı 2024 başında beklentilerin altında kalarak şirketin prestijine ciddi bir darbe vurmuştu. MultiVersus ise yeniden yayınlanmış olmasına rağmen geniş bir oyuncu kitlesine ulaşamamasıyla dikkat çekti. Bu gelişmeler, Haddad’ın istifasında belirleyici faktörler olarak öne çıktı. Warner Bros. Games, yaşanan sorunlara rağmen ipleri elden bırakmamış görünüyor. Şirketin, “Hogwarts Legacy” için bir devam oyunu ve bir “Definitive Edition” üzerinde çalıştığı bilgisi paylaşıldı.

Bu olaylar, yalnızca bireysel istifalarla sınırlı kalmayarak, Warner Bros. Games’in içinde bulunduğu zorlu dönemin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. David Haddad’ın ayrılışı, şirketin stratejilerini yeniden değerlendirmesi gerektiği bir dönemde geliyor ve bu durum, oyun dünyasında Warner Bros. için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Özellikle şirketin, tüketicilerin beklentilerine daha uygun projeler geliştirmesi gerektiği konusunda daha titiz bir yaklaşım benimsemesi gerektiği açıkça görülüyor.

Happ Health, ”Yılın En Yenilikçi Sağlık Uygulaması” seçildi!

Happ Health, MLP Care tarafından geliştirilen ve sağlık sektöründe dijitalleşme alanındaki yenilikçi çalışmalarıyla öne çıkan bir uygulama olarak büyük bir başarıya imza attı. Kullanıcılarına sunduğu kapsamlı hizmetlerle dikkat çeken Happ Health, “Yılın En Yenilikçi Sağlık Uygulaması” ödülüne layık görülerek sektördeki yerini sağlamlaştırdı. Android ve iOS tabanlı tüm akıllı cihazlarda kullanılabilen uygulama, doktorlara görüntülü erişim, koruyucu sağlık hizmetleri, check-up seçenekleri gibi imkânları bir araya getirerek sağlığı daha erişilebilir kılmayı hedefliyor.

Happ Health, ”Yılın En Yenilikçi Sağlık Uygulaması” ödülünün sahibi oldu

Sağlık sektörünün prestijli ödüllerinden biri olan Doktorclub Awards’ın bu yıl düzenlenen 8. programında, Happ Health “Yılın Sağlık Bilgi Sistemleri Ödülleri – Yılın Yenilikçi Uygulama” kategorisinde öne çıktı. Bu platform, sağlık sektöründeki bilimsel yenilikleri ve dijital dönüşüm çözümlerini destekleyerek, sağlık alanındaki başarılı projelerin tanınmasını amaçlıyor. Happ Health de teknolojiyi etkin bir şekilde kullanarak hem sağlık profesyonelleri hem de kullanıcılar için hayatı kolaylaştıran çözümleri sayesinde ödüle değer görüldü.

Happ Health, ''Yılın En Yenilikçi Sağlık Uygulaması'' ödülünün sahibi oldu.

MLP Care Grubu Hekimlik Hizmetleri Direktörü Dr. Şerif Köksal, uygulamanın modern sağlık hizmetlerini herkes için erişilebilir hale getirdiğini ve dijitalleşme süreçlerinin sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurguladı. Uygulamanın geliştirilmesindeki amaçlarının, bireylerin doktorlara ve sağlık hizmetlerine en hızlı ve rahat şekilde ulaşmasını sağlamak olduğunu ifade eden Köksal, ödülün tüm ekip için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti.

MLP Care Bilgi Sistemleri ve Dijital Dönüşüm Koordinatörü Gürkan Cağlıoğlu da Happ Health’in “herkes için sağlık” prensibiyle tasarlandığını ve kullanıcıların ayakta sağlık hizmetlerinden uzaktan erişim çözümlerine kadar tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir “süper uygulama” olarak konumlandığını dile getirdi. Uygulama, yalnızca doktora erişim değil, aynı zamanda koruyucu sağlık uygulamaları, evde sağlık hizmetleri, check-up, görüntüleme ve laboratuvar işlemleri gibi geniş bir hizmet yelpazesini bir araya getiriyor. Cağlıoğlu, Happ Health’in elde ettiği bu ödülün, sağlık teknolojilerinde inovasyonun önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti.

Happ Health, kullanıcılarına sunulan geniş kapsamlı ve erişilebilir hizmetlerle dijital sağlık alanında yeni bir standart belirlerken, sektöre kazandırdığı değerlerle adını başarıyla duyurmayı sürdürüyor.

Sony, fiziksel kayıt araçlarının üretimini sonlandırıyor!

0

Sony, teknolojik bir dönemin kapanışını simgeleyen önemli bir karar alarak CD, DVD, Blu-ray, mini disk gibi fiziksel kayıt araçlarının üretimine son verdiğini duyurdu. Şubat 2025 itibarıyla bu ürünlerin üretimi tamamen durdurulacak ve stoklarda kalan son ürünler tükenene kadar satılmaya devam edecek. Sony’nin açıklamasına göre, üretimi durdurulan ürünler arasında BD-RE ve BD-R gibi farklı türlerde Blu-ray diskler, MDW80T ve MMD-140B gibi mini disk depolama medyaları ve miniDV kasetler bulunuyor. Bu tarihi karar, bir yandan fiziksel kayıt medyalarının hafızalarda bıraktığı izleri tazelerken, diğer yandan dijital depolamanın günümüz dünyasında nasıl bir standart haline geldiğini vurguluyor.

Sony, fiziksel kayıt araçlarının üretimini resmen sonlandıracak

Eskiden, bir anıyı ya da önemli bir veriyi kaydetmek için disket, CD ya da kaset gibi fiziksel ortamlar vazgeçilmez araçlardı. Uzun yıllar boyunca, teknolojinin gelişimiyle birlikte bu ürünler yenilendi ve yerlerini Blu-ray diskler ya da mini diskler gibi daha yüksek kapasiteli depolama araçlarına bıraktı. Ancak bulut depolama çözümlerinin yaygınlaşması, online video ve müzik platformlarının yükselişi, kullanıcıların fiziksel ortamları birer birer terk etmesine neden oldu. Artık, kişisel verilerin saklanmasından eğlence alışkanlıklarına kadar her şeyin dijital bir altyapıya kaydırıldığı bir dünyada, Sony gibi sektörün önde gelen oyuncuları, bu tür fiziksel ürünlerin üretiminin ekonomik anlamda sürdürülebilir olmaktan çıktığını belirtiyor.

Sony’nin aldığı bu karar, her ne kadar dijital dönüşüm çağının bir gereği olarak görülse de, fiziksel medyalara yönelik halen devam eden bir kullanıcı kitlesi olduğu da biliniyor. Özellikle, oyun dünyasında fiziksel disklerin popülaritesini koruduğu, hatta bazı koleksiyoncuların bu medyaları birer nostalji ögesi olarak gördüğü gözlemleniyor. Ancak Sony, dijital depolama ve dağıtım yöntemlerinin sunduğu kolaylıklar sayesinde fiziksel medyaya olan talebin büyük ölçüde düştüğünü ifade ediyor. Firmanın geçen yılın ortalarında bu kararı hayata geçirmek için çalışmalara başladığı, şimdi ise sürecin nihayete erdiği aktarılıyor.

Bu karar, yalnızca bir üretim sürecinin sona ermesi değil, aynı zamanda teknoloji dünyasında köklü bir geçişin de simgesi. Fiziksel medyaların zaman içerisinde dijital çözümler karşısında nasıl geri plana itildiğini ve kullanıcı alışkanlıklarının değişimini net bir şekilde ortaya koyuyor. Sony’nin fiziksel kayıt ortamlarının sonunu duyurması, bu teknolojilerin tarihte bıraktığı önemli izlere bir veda niteliği taşırken, aynı zamanda dijital geleceğin hâkimiyetine de işaret ediyor.

Ay’a gönderilecek ilk veri merkezi yakında fırlatılıyor!

Ay’a gönderilecek ilk veri merkezi “Freedom Data Center”, büyük bir teknolojik devrimi simgeliyor. Florida merkezli Lonestar Data Holdings şirketi, 2025 yılının Şubat ayında SpaceX’in Falcon 9 roketiyle bu veri merkezini Ay’a fırlatmayı planlıyor. Bu projeyle birlikte Ay yüzeyine ilk kez veri depolama altyapısı kurulmuş olacak. SpaceX ve Intuitive Machines işbirliğiyle gerçekleştirilecek bu görev, insanlığın uzaydaki dijital altyapı anlayışını radikal bir biçimde değiştirmeyi vaat ediyor. Verilerin Ay’da depolanmasının birkaç büyük avantajı bulunuyor; en önemlileri arasında Dünya üzerindeki risklerden izolasyon ve çevre dostu enerji üretimi yer alıyor. Ay’daki veri merkezi, doğal afetler, siber saldırılar ve jeopolitik sorunlar gibi Dünya’ya özgü risklerden uzak bir konumda olacak, bu da verilerin güvenliğini artıran önemli bir etken.

Ay’a gönderilecek ilk veri merkezi önümüzdeki hafta fırlatılacak

Bu yeni veri merkezinde, katı hal sürücüler (SSD’ler) kullanılacak ve Ay’ın doğal soğutma avantajlarından yararlanarak enerji tüketimi en aza indirilecek. Dünya’daki veri merkezlerinin sürekli soğutma ihtiyaçları olduğu düşünüldüğünde, Ay’daki soğutma ihtiyacının olmaması bu projenin en önemli teknik avantajlarından biri. Ayrıca, güneş panellerinin sürekli enerji sağlayabilmesi, tesisin enerji ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir çözüm sunuyor. Güneş enerjisi ile sınırlı kalınması durumunda, projede ilerleyen zamanlarda nükleer enerji gibi daha güçlü çözümler de düşünülebilir.

Ay'a gönderilecek ilk veri merkezi önümüzdeki hafta fırlatılacak.

Lonestar, projenin inşa edilmesine başlamadan önce ayda veri depolama testlerini başarıyla gerçekleştirdi. 2021’de Uluslararası Uzay İstasyonu’nda ve 2024 Şubat ayında Ay’da yapılan testler, şirketin bu hedefe ulaşmak için güçlü bir altyapı oluşturduğunu gösteriyor. Bu teknoloji, dünya dışındaki ilk veri depolama merkezinin kurulması için sağlam temeller sağlıyor. Şirketin, hem Ay’da hem de Dünya’da hizmet verecek ilk müşterileri arasında Florida Eyaleti, Man Adası, Valkyrie adlı bir yapay zeka şirketi ve ünlü müzik grubu Imagine Dragons yer alıyor.

Ancak bu proje, sadece heyecan verici değil, aynı zamanda zorlu bir girişim. Ay’ın sert koşullarında veri merkezi inşa etmek, yüksek maliyetler, cihazların bakımının yapılamaması ve uzay fırlatma riskleri gibi ciddi engellerle karşı karşıya kalıyor. Lonestar, bu problemleri aşabilmek için birçok çözüm üzerinde çalıştı. Ayrıca, Lonestar’ın Ay ve Dünya arasındaki iletişimi nasıl sağlayacağı ve blockchain teknolojisini nasıl entegre edeceği gibi operasyonel detaylar henüz açıklanmadı.

Bu alanda yalnızca Lonestar değil, aynı zamanda Lumen Orbit gibi rakip şirketler de uzay tabanlı veri merkezlerine yatırım yapıyor. Bu şirketler, gelecekte veri depolamanın merkezini Dünya dışına taşımayı planlıyorlar. Lonestar, rakiplerine göre bir adım önde görünse de, bu tür projeler henüz başlangıç aşamasında ve önümüzdeki yıllarda birçok yeni teknoloji ve işletme modelinin ortaya çıkması bekleniyor.

iPhone SE 4’ün tasarımı ortaya çıktı

Apple’ın fiyat-performans odaklı modeli iPhone SE serisinin yeni üyesi iPhone SE 4, büyük bir ilgi ve merakla bekleniyor. Daha önce çeşitli sızıntılarla gündeme gelen cihaz, bu kez bir video sayesinde kanlı canlı şekilde görüntülendi“iPhone 16E” olarak da adlandırılabileceği öne sürülen model, sahip olduğu tasarım ve teknik özelliklerle dikkat çekiyor.

iPhone SE 4, iPhone 14’e benzeyecek

Sızdırılan videoya göre iPhone SE 4, tasarım açısından önemli değişiklikler içeriyor. Ön yüzü iPhone 14’e oldukça benzeyen cihaz, Face ID destekleyen bir çentikli ekran ile gelecek. Böylece Apple, klasik Home tuşunu bu seride tamamen terk etmiş olacak.

https://twitter.com/majinbuofficial/status/1883269912266944850

Arka tasarıma bakıldığında ise farklı bir yaklaşım dikkat çekiyor. iPhone SE 4, önceki SE modellerinden farklı olarak tek bir arka kameraya sahip olacak. Apple’ın bu tercihi, üretim maliyetini düşük tutarak cihazı daha erişilebilir bir fiyat aralığında konumlandırma stratejisiyle örtüşüyor. Kamera modülünün tasarımı, iPhone XR modelini hatırlatıyor.

8 GB RAM ve Apple Intelligence desteği

Donanım tarafında ise önemli bir yükseltme söz konusu. Sızıntılara göre iPhone SE 4, 8 GB RAM ile piyasaya sürülecek. Bu RAM kapasitesi, Apple Intelligence’ın gelişmiş yapay zekâ özelliklerini desteklemek için büyük önem taşıyor. Apple’ın yapay zekâ destekli uygulamaları ve iOS 18 ile birlikte sunacağı yeni AI özellikleriiPhone SE 4 kullanıcılarına da sunulacak gibi görünüyor.

Fiyatı artacak ama uygun seçenek olmaya devam edecek

Yeni iPhone SE’nin, önceki modele göre biraz daha yüksek bir fiyat etiketiyle satışa sunulacağı iddia ediliyor. Ancak Apple’ın bu modeli hâlâ iOS ekosistemine giriş yapmak isteyenler için en uygun fiyatlı alternatiflerden biri olarak konumlandırması bekleniyor. Cihazın, özellikle eski iPhone modellerinden geçiş yapacak kullanıcılar ve uygun fiyatlı bir Apple telefonu arayanlar için ideal bir seçenek olması öngörülüyor.

Apple’ın iPhone SE 4’ü 2024 yılı içinde duyurması bekleniyor. Tanıtım tarihi henüz netleşmemiş olsa da, cihazın iPhone 16 serisiyle birlikte veya 2024 sonbaharında ayrı bir etkinlikte tanıtılabileceği konuşuluyor.