Zuckerberg’den yapay zekaya dev yatırım

Mark Zuckerberg liderliğindeki Meta, yapay zekâ alanında çığır açacak devasa bir yatırım planını duyurdu. Şirket, 1.3 milyon hızlandırıcıyla donatılmış yeni bir veri merkezi kurarak Llama 4 dil öğrenme modelini sektör lideri yapmayı hedefliyor.

Son yıllarda metaverse konseptine milyarlarca dolar yatırım yapmasına rağmen ciddi zararlar açıklayan Meta, rotasını yapay zekâya çevirdi. Şirket, bu yıl için toplamda 60-65 milyar dolar arasında maliyet öngörülen veri merkezleri inşa etmeyi planlıyor. Zuckerberg’in verdiği bilgilere göre, veri merkezlerinde kullanılacak 1.3 milyon hızlandırıcı, yapay zekâ projelerinin altyapısını oluşturacak.

Yeni veri merkezi: bir dönüm noktası

Meta’nın inşa edeceği devasa veri merkezinin enerji tüketimi de dikkat çekici. 2 gigawatt enerji harcayacak olan tesisin 1 gigawatt’lık kısmının yıl sonuna kadar hizmete alınması planlanıyor. Veri merkezi, Llama 4 dil öğrenme modelinin geliştirilmesine odaklanacak ve Meta’nın yapay zekâ yarışında lider konuma yükselmesine yardımcı olacak.

Yatırım hızı artıyor

Geçtiğimiz yıl 38 milyar dolar harcama yapan Meta, bu yıl yatırım oranını yaklaşık 1.5 kat artırmış durumda. Şirketin bu atılımı, Donald Trump’ın 500 milyar dolarlık Stargate projesinin ardından dikkatleri üzerine çekti.

Zuckerberg, yapay zekâ mühendisliği alanında yenilikçi adımlar atacaklarını ve Ar-Ge çalışmalarını hızlandıracak yeni yazılım kodları geliştirecek bir sistem üzerinde çalıştıklarını belirtti. Meta’nın bu yeni yatırımları, teknoloji dünyasında dengeleri değiştirecek bir adım olarak değerlendiriliyor.

Meta’nın yapay zekâya yönelmesi, sektördeki diğer büyük teknoloji firmalarıyla olan rekabetin giderek yoğunlaşmasıyla da bağlantılı. Bu hamle, şirketin gelecekteki stratejik vizyonunun merkezine yapay zekâyı yerleştirdiğini açıkça gösteriyor.

Tesla’nın piyasa değeri 4 trilyon doları geçebilir!

Tesla’nın piyasa değeri, Elon Musk’ın liderliği altında otonom teknolojiler ve insansı robotlara yönelik stratejik hamlelerle 4 trilyon dolara ulaşma potansiyeline sahip olabilir. Elektrikli araç sektöründe elde ettiği başarılarla adından sıkça söz ettiren Tesla, yakın zamanda 1 trilyon doları aşan bir pazar değerine ulaştı. Elon Musk ise bu başarıyı daha da ileriye taşımayı hedefliyor. Özellikle şirketin robotik alandaki yatırımlarıyla hem endüstriyel hem de bireysel kullanımı hedefleyen çözümler geliştirmesi, şirketin piyasa lideri olabileceğine dair güçlü bir inanç yaratıyor.

Tesla’nın piyasa değeri tam 4 trilyon dolara ulaşacak

Ocak ayında yapılan bir sıralamaya verilen yanıtında Elon Musk, Tesla’nın tüm rakiplerini geride bırakarak dünyanın en değerli şirketi olacağını iddia etti. Şirketin bu hedefe ulaşması için kesin bir tarih vermese de, Musk’ın tahminleri Tesla’nın değerini en az 4 trilyon dolara çıkarmak üzerine odaklanıyor.

Tesla’nın piyasaya değeri tam 4 trilyon dolara ulaşacak.
Tesla’nın piyasa değeri resmen 4 trilyon dolara ulaşabilir.

Musk’ı bu denli iddialı tahminler yapmaya sevk eden en önemli etken ise Optimus adı verilen insansı robot teknolojilerinin pazardaki potansiyeli. Araştırmalar, gelecekte bu sektörün 24 trilyon dolarlık bir hacme ulaşabileceğini öngörüyor. Musk, bu pazarın öncüsü olmak ve Optimus satışlarıyla Tesla’nın 1 trilyon dolar gelir elde etmesini mümkün görüyor.

Ancak bu tahminlere daha temkinli yaklaşanlar da var. Deutsche Bank, Tesla’nın 2035 yılına kadar sadece 10 milyar dolarlık bir robotik satış geliri elde edebileceğini öne sürerek, Elon Musk’ın öngörülerinin oldukça iyimser olduğu görüşünü savunuyor. Bununla birlikte, insansı robot pazarında lider olmanın Tesla’nın değerini önemli ölçüde artıracağı ve şirketin stratejik büyümesine katkı sağlayacağı konusunda fikir birliği mevcut. Optimus gibi ileri teknoloji ürünlerinin, Tesla’nın sadece otomotiv sektörüyle sınırlı kalmayıp farklı endüstrilere de hükmedebileceğini gösteren önemli bir kilometre taşı olduğu düşünülüyor.

Galaxy Watch’a iğnesiz kan şekeri takibi geliyor

Teknoloji devi Samsung, diyabet hastalarının hayatını kolaylaştıracak yeni bir kan şekeri ölçüm teknolojisi üzerinde çalışıyor. Şirketin geliştirdiği invaziv olmayan optik sensörler, Galaxy Watch’a entegre edilerek giyilebilir cihazların işlevselliğini yeni bir boyuta taşıyacak.

Günümüzde diyabet hastaları, kan şekeri seviyelerini yönetmek için genellikle iğne kullanarak kan alma veya sürekli glikoz ölçüm cihazlarına başvuruyor. Ancak Samsung, bu geleneksel yöntemlere yenilikçi bir alternatif sunmaya hazırlanıyor. Şirketin geliştirdiği invaziv olmayan optik kan şekeri izleme teknolojisi, kullanıcıların iğneye ihtiyaç duymadan kan şekerini takip etmesine olanak tanıyacak.

Sağlık takibinde yeni bir dönem başlıyor

Samsung’un bu teknolojiyi Galaxy Watch serisine entegre etmesi planlanıyor. Böylece kullanıcılar, günlük sağlık takibini daha konforlu ve kolay bir şekilde yapabilecek. Şirketin Sağlık Birimi Başkan Yardımcısı Hon Pak, bu yenilikçi teknolojinin “oyunun kurallarını değiştirebileceğini” belirtti.

Samsung’un sağlık teknolojilerindeki bu hamlesi, Apple gibi büyük rakiplerle giyilebilir sağlık sensörleri alanında rekabeti kızıştıracak gibi görünüyor. Henüz lansman tarihi net olarak açıklanmasa da, bu teknolojinin sağlık takibinde çığır açması bekleniyor.

Giyilebilir teknolojilerin geleceği şekilleniyor

Diyabet hastaları için geçmişte kullanılan parmak ucundan kan alma yöntemlerinin yerini Bluetooth bağlantılı sürekli glikoz monitörleri almıştı. Şimdi ise Samsung’un optik sensörleriyle invaziv olmayan ölçüm çözümleri, bu evrimin bir sonraki adımı olacak.

Samsung’un bu çalışması, sadece diyabet hastaları için değil, genel olarak sağlık takibi yapan herkes için büyük bir kolaylık sağlayabilir. Giyilebilir teknolojilerin sağlık alanında devrim yaratacak bu yeniliği, gelecekte kullanıcıların hayat kalitesini artırmayı hedefliyor.

Samsung, invaziv olmayan bu teknolojisiyle hem teknoloji dünyasında hem de sağlık sektöründe öncü olmayı amaçlıyor. Şirketin bu alandaki gelişmeleri, sağlık teknolojilerinde yeni bir çağın kapılarını aralıyor.

Yangın Topu Nedir? Yangın Söndürme Topu Nasıl Kullanılır? Hayat Kurtaran Detaylar!

0

Yangın söndürme topu (fire extinguishing ball), yangın anında otomatik olarak devreye giren ve alevleri saniyeler içinde kontrol altına alan portatif bir cihazdır. İçerisinde yangını boğan kimyasallar (genellikle potasyum nitrat) bulunur. Geleneksel yangın söndürücülerden farklı olarak, kullanıcı müdahalesi gerektirmeden patlayarak etki gösterir.

Yangın Söndürme Topu Özellikleri:

  • Taşınabilir tasarım: Küre şeklinde, 1-1,5 kg ağırlığında.
  • Otomatik aktivasyon: 90-120°C sıcaklıkta veya alevle temas halinde patlar.
  • Çevre dostu: Zehirli gaz üretmez, insan sağlığına zararsız.

Yangın Topu Nasıl Kullanılır? Adım Adım Kılavuz

  1. Riskli Bölgelere Yerleştirin
    Yangın çıkma ihtimali yüksek alanlara (mutfak, elektrik panosu yanı, şömine yakını) yerleştirin.
  2. Sabitleyin veya Askıya Alın
    Topu zemine sabitleyebilir veya tavana asabilirsiniz. Patlama anında etki alanı genişler.
  3. Müdahale Gerekmez!
    Alevler topa ulaştığında 3-5 saniye içinde patlar. İçindeki kimyasallar yangını oksijensiz bırakarak söndürür.
  4. Sonrasında Temizlik
    Toz kalıntılarını nemli bezle silin. Elektronik cihazlara zarar vermez.

Yangın Söndürme Topunun Avantajları

  • Eğitim gerektirmez: Çocuklar ve yaşlılar bile kullanabilir.
  • Hızlı tepki: İnsan müdahalesine gerek kalmadan yangını bastırır.
  • Çok yönlü kullanım: Ev, ofis, araç, tekne gibi tüm kapalı alanlarda etkili.

Yangın Topu Nerelerde Kullanılır?

  • Mutfaklar: Yağ yangınlarına anında müdahale.
  • Elektrik panoları: Kısa devre kaynaklı yangınlar.
  • Garaj/Atölyeler: Yanıcı sıvı ve gaz riski olan alanlar.
  • Araç içi: Seyir halindeyken olası yangınlara karşı.

Yangın Topu Sınırlılıkları

  • Büyük yangınlarda tek başına yetersiz: Birden fazla top kullanmak gerekebilir.
  • Açık alanlarda etkisi düşük: Rüzgâr tozun dağılmasını engelleyebilir.

Doğru Yangın Topu Nasıl Seçilir?

  1. TSE ve CE belgelerine dikkat edin.
  2. Son kullanma tarihini kontrol edin (ortalama 5 yıl).
  3. Kullanım alanına göre boyut seçin (örneğin, araçlar için mini modeller).

Sık Sorulan Sorular (SSS)

S: Patladığında tehlike yaratır mı?
C: Hayır. Patlama sesi dışında fiziksel zararı yoktur.

S: Toz solumak riskli mi?
C: Solunması halinde geçici öksürük yapabilir, ancak zehirli değildir.

S: Fiyatı ne kadar?
C: 200-500 TL aralığında ekonomik seçenekler mevcut.

Turkcell, TÜBİTAK desteğiyle yapay zekalı 5G projesini hayata geçiriyor!

Turkcell, TÜBİTAK’ın desteğiyle yapay zekâ ve 5G teknolojilerini bir araya getiren yenilikçi bir projeye liderlik ediyor. Şirketin üstlendiği “AI-P5G: Bulut Tabanlı 5G Ağ Yönetiminde Yapay Zekâ Destekli Optimizasyon” adlı Ar-Ge projesi, TÜBİTAK’ın Yapay Zekâ Ekosistem Programı kapsamında desteklenen 11 proje arasında yer alarak, bu alanda telekom sektöründe bir ilke imza attı. TÜBİTAK’ın, yerli yapay zekâ çözümlerini geliştirmeyi ve ülke çapında teknolojik bir ekosistem oluşturmayı amaçlayan bu programında Turkcell, sektörün öncü aktörü olarak dikkat çekiyor.

Turkcell, TÜBİTAK desteğiyle yapay zeka odaklı 5G projesine imza atacak

Projede, Turkcell’in liderliği altında yerel teknoloji şirketlerinden Opticoms Türkiye ve Koç Üniversitesi iş birliği yapıyor. Aynı zamanda, otomotiv ve robotik sektörlerinde faaliyet gösteren Beemobs ve SmartUniversal firmaları, teknolojinin farklı endüstrilere entegrasyonunda katkı sunuyor. 1 Ocak 2025’te başlatılan bu çalışma, 30 Haziran 2026’ya kadar tamamlanacak şekilde planlanmış durumda. Projenin ana hedefi, 5G şebeke yönetiminde yapay zekâ ile optimize edilmiş, yüksek otomasyon seviyesine sahip bir iletişim altyapısı geliştirmek. Bu altyapı, makine öğrenimi teknikleriyle şebekenin anlık ihtiyaçlarını öngörebilecek şekilde tasarlanıyor.

Turkcell, TÜBİTAK desteğiyle yapay zeka odaklı 5G projesine imza atacak.

Turkcell’in Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, bu önemli gelişmeyle Türkiye’nin dijital dönüşümüne katkı sağlamayı amaçladıklarını ifade etti. Projenin yalnızca telekom sektörünü değil, farklı endüstrilerin de dijital dönüşüm süreçlerini hızlandıracağını vurguladı. Özellikle yüksek otomasyon içeren bu yapay zekâ tabanlı 5G altyapısı, operasyonel verimliliği artırarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlayacak.

Bu girişim, Turkcell’in yerli teknolojilerin geliştirilmesine olan katkısını pekiştirirken, aynı zamanda 2023’te faaliyete geçen Turkcell 6GEN.Lab projesine de ilham veriyor. Projenin çıktıları, akademik ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra, ülke çapında teknolojik ekosistemin ilerlemesine yönelik kritik faydalar sağlayacak. Yapay zekâ ve 5G entegrasyonu, yalnızca mevcut telekom altyapısını optimize etmekle kalmayıp, Türkiye’nin teknoloji alanındaki rekabet gücünü artırma yönünde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Microsoft oyunları artık tüm platformlarda!

Microsoft’un oyun bölümü başkanı Phil Spencer, Xbox oyunlarının farklı platformlara taşınmasıyla ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Gamertag Radio podcast‘inde konuşan Spencer, oyun sektörünün değişen dinamiklerine değinerek, “Artık platformlar değil, oyunlar önce geliyor” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Microsoft‘un oyun stratejisinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

Microsoft, yeni stratejisiyle rakip platformlara açılıyor

Phil Spencer, Microsoft‘un artık Xbox oyunlarını PlayStationNintendoValve (Steam) gibi rakip platformlarda yayınlaması konusunda bir engel görmediğini belirtti. Şirketin bu hamlesi, sektörde iş birliğini güçlendirme amacını taşıyor. Ancak Spencer, Xbox konsollarının Microsoft‘un işinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bu cihazları üretmeye devam edeceklerini vurguladı.

“İnsanlar kendi tercihlerine göre cihaz deçebilmeli”

Konuyla ilgili açıklamalarına devam eden Spencer, “Donanımı yaptığımız işin önemli bir parçası olarak görüyorum, ancak aynı zamanda diğer platformlardaki oyuncuların oyunlarımıza erişememesini de istemiyoruz. İnsanlar kendi tercihlerine göre bir cihaz seçebilmeli; nerede ve nasıl oynayacaklarını belirleyebilmeliler” şeklinde konuştu. Spencer, oyuncuların istedikleri cihaz üzerinden Microsoft oyunlarına erişmesini sağlamayı amaçladıklarını belirtti.

Nintendo Switch 2’ye özel oyunlar oolda

Phil Spencer’ın açıklamaları, daha önce sızan bilgilere de paralel bir doğrulama niteliği taşıyor. Microsoft‘un oyunlarının, yakında piyasaya sürülmesi beklenen Nintendo Switch 2 platformunda da yer alacağı ifade edildi. Son söylentilere göre, id Software tarafından geliştirilen DOOM: The Dark AgesNintendo‘nun yeni el konsolunda oynanabilecek.

Bu stratejik adımlar, Microsoft‘un oyun dünyasındaki etkisini artırırken, oyunculara daha geniş bir erişim imkanı sunmayı hedefliyor. Microsoft’un rakip platformlarla iş birliğini genişletme kararı, oyun sektöründe önemli değişimlerin habercisi olabilir.

DeepSeek Silikon Vadisi’ni sarsıyor!

0

Çin merkezli yapay zeka girişimi DeepSeek, son modeli DeepSeek-R1 ile teknoloji dünyasında deprem etkisi yarattı. ABD’nin teknoloji devlerine meydan okuyan şirket, maliyet avantajıyla da dikkatleri üzerine çekiyor.

DeepSeek-R1 modeli, 2.048 Nvidia H800 GPU kullanılarak yaklaşık 2.788 milyon GPU saatinde eğitildi. Eğitim maliyeti yalnızca 5.58 milyon dolar olarak gerçekleşti. Karşılaştırma yapmak gerekirse, OpenAI’nin GPT-4’ü gibi modellerin eğitim maliyetleri genellikle 100 milyon doların üzerinde seyrediyor. Bu büyük fark, DeepSeek’i daha ulaşılabilir bir seçenek haline getiriyor.

DeepSeek-R1, kullanıcılar için ciddi maliyet avantajları sağlıyor. Girdi tokenlarını işleme maliyeti, modelde milyon başına yalnızca 0.55 dolar. Buna karşın, GPT-4’ün aynı işlem maliyeti milyon başına 30 dolar seviyelerinde. Bu, %98’lik bir tasarruf anlamına geliyor.

Tüm geliştiricilere ücretsiz olarak sunuluyor

Şirketin açık kaynaklı yapısı, teknolojinin dünya çapında yayılmasını kolaylaştırıyor. DeepSeek-R1, MIT lisansı altında tüm geliştiricilere ücretsiz olarak sunuluyor. Bu durum, lisans maliyetlerini ortadan kaldırarak küçük işletmelerin ve bireysel geliştiricilerin yapay zekayı daha rahat kullanabilmesini sağlıyor. OpenAI’nin GPT-4’ü gibi kapalı sistemlerin aksine, şeffaf ve esnek bir kullanım modeli sunuyor.

Teknoloji dünyasının önemli isimlerinden Marc Andreessen, bu gelişmeyi “dünyaya verilmiş derin bir hediye” olarak nitelendirdi. Andreessen, DeepSeek-R1’in maliyet avantajları ve açık kaynak yapısının, sektördeki dengeleri değiştirebileceğini vurguladı.

Çin’in yapay zekası, maliyet-performans oranını yeniden tanımlayarak Çin’in yapay zeka alanındaki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bu gelişme, küçük girişimlere ve bireysel geliştiricilere yeni fırsatlar sunarak sektörde devrim yaratabilir.

Elektrikli araçlar artık daha uygun fiyatlı

Yıllarca elektrikli araçları tercih etmekte tereddüt eden kullanıcılar, yüksek fiyatları başta olmak üzere şarj altyapısı, menzil ve şarj hızı gibi endişelerini dile getirdiler. Ancak yeni bir araştırma, elektrikli araç fiyatlarının artık eskisi kadar yüksek olmadığını ve içten yanmalı motorlu araçlarla olan fiyat farkının hızla daraldığını ortaya koyuyor.

Fiyat farkı %15’e geriledi

Endüstri analiz şirketi Jato Dynamics tarafından yayınlanan rapor, elektrikli araç fiyatlarındaki düşüşün çarpıcı boyutlara ulaştığını gösteriyor. ABD’de elektrikli ve içten yanmalı motorlu otomobiller arasındaki fiyat farkı 2021 yılında %50 seviyesindeyken, 2022’de %33’e ve 2023’te %15’e geriledi. Enflasyon hesaba katıldığında, ABD’de elektrikli araç fiyatlarının 2018’den bu yana %25 oranında düştüğü görülüyor.

Avrupa ve Çin’de de benzer bir tablo mevcut. 2018-2024 döneminde elektrikli araç fiyatları Avrupa’da %15, Çin’de ise %15 oranında gerilerken, Avrupa’da içten yanmalı araç fiyatları %7 artış gösterdi. Avrupa genelinde elektrikli ve içten yanmalı araçların fiyat farkı %22’ye kadar düştü.

Bölgeler arasındaki fiyat farklılıkları

Elektrikli araç fiyatları, bölgeler arasında çarpıcı farklılıklar gösteriyor. Örneğin, Polestar 4 modeli Çin’de 52.190 eurodan satılırken, ABD’de 59.452 euro, Avrupa’da ise 69.300 euro fiyatla satışta. Benzer şekilde, MG4 modeli Çin’de 18.245 euroya satılırken, Avrupa’da fiyat 30.960 euroya kadar çıkıyor. Bu durum, Çinli müşterilerin elektrikli araçlara Avrupa ve ABD’deki tüketicilere kıyasla çok daha uygun fiyatlarla erişebildiğini ortaya koyuyor.

2018’den 2024’e bölgeler arasındaki değişimler

BölgeElektrikli Araç Fiyat Değişimiİçten Yanmalı Araç Fiyat Değişimi
ABD-25%0%
Avrupa-15%+7%
Birleşik Krallık-3%+14%
Çin-15%-28%

Çin’de elektrikli araç fiyatlarının düşmesi ve içten yanmalı motorlu araç fiyatlarındaki %28’lik gerileme, bu pazarda elektrikli araçları daha cazip hale getiriyor.

Fiyat düşüşünün sebepleri

Elektrikli araç fiyatlarındaki bu düşüşte özellikle teknolojinin gelişmesi, üretim maliyetlerinin azalması ve devlet teşvikleri etkili oldu. Aynı zamanda, batarya teknolojilerindeki ilerlemeler hem üretim maliyetlerini düşürdü hem de elektrikli araçların performansını arttırdı.

Önümüzdeki yıllarda bu fiyat farkının daha da azalması ve elektrikli araçların yaygınlaşması bekleniyor. Artık elektrikli araçlar, sadece çevre dostu olma avantajıyla değil, ekonomik bir tercih olarak da öne çıkıyor.

Dünyanın İlk ölçeklenebilir ve ağ bağlantılı fotonik kuantum bilgisayar tanıtıldı

Kanada merkezli kuantum bilgisayar şirketi Xanadu, teknoloji dünyasında devrim yaratacak bir adım attı. Şirket, dünyanın ilk ölçeklenebilir ve ağ bağlantılı fotonik kuantum bilgisayar prototipi olan Aurora‘yı tanıttı. Bu gelişme, foton tabanlı kuantum hesaplama için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Fotonik kuantum bilgisayarların geleceği

Geleneksel bilgisayarlar bilgi işlemek için elektronlara dayanırken, fotonik kuantum bilgisayarlar bu işlemleri ışık parçacıkları olan fotonlar ile gerçekleştiriyor. Fotonlarışık hızında hareket etme kapasiteleri ve yük taşımamalarınedeniyle klasik bilgisayarlara kıyasla daha üstün bir işlem gücü ve hız vadediyor. Ancak fotonlar, klasik devrelerdeki transistörler gibi elektronik bileşenlerle kolayca etkileşime giremiyor. Bu nedenle, bilim insanları uzun yıllardır ayna, ışık ayırıcı ve optik fiber gibi bileşenleri kullanarak fotonik kuantum bilgisayarlar geliştirmeye çalışıyor.

Xanadu, bu alanda bir ilke imza atarak, evrensel ve hata toleranslı kuantum hesaplama için gerekli tüm alt sistemleri bir araya getiren ilk prototipi geliştirdiğini duyurdu.

Aurora: Pratik ve ölçeklenebilir bir sistem

Aurora35 fotonik çip ve 13 kilometre uzunluğunda fiber optiklerden oluşuyor. Sistem, dört bağımsız modüler sunucu rafından oluşan ve 12-qubit’lik işlem kapasitesine sahip bir yapı sunuyor. Bu sistemin en çarpıcı özelliklerinden biri ise oda sıcaklığında çalışabilmesi.

Xanadu ekibi, Aurora’nın son derece ölçeklenebilir bir tasarıma sahip olduğunu ve hata toleranslı kuantum hesaplama işlemleri gerçekleştirebileceğini belirtiyor. Şu an için küçük bir veri merkezi gibi çalışsa da Aurora’nın, gelecekte binlerce sunucu rafına ve milyonlarca qubit’e ölçeklenerek büyük bir kuantum veri merkezi olma potansiyeli taşıdığı ifade ediliyor.

İlk testler ve etkileyici sonuçlar

Araştırmacılar, Aurora’yı test ederken, sistemin dört sunucusunu kullanarak 86,4 milyar moddan oluşan büyük bir dolanık durum yarattı. Bu işlem sadece iki saat içinde tamamlandı. Aurora ayrıca, hataları algılamak ve düzeltmekiçin kullanılan bir tekrar kodu uygulaması gerçekleştirdi. Bu test, Aurora’nın karmaşık hesaplamaları hata toleranslıbir şekilde yapabilme potansiyelini doğruladı.

Henüz mükemmel değil ama gelecek vaat ediyor

Aurora’nın tasarımı, büyük bir veri merkezi boyutuna ölçeklendiğinde yüksek sinyal kaybı oranları gibi zorluklarla karşılaşabilir. Calgary Üniversitesi’nden kuantum uzmanı Christoph Simonkayıp oranlarının birkaç büyüklük derecesinde azaltılması gerektiğini belirtiyor.

Bu zorlukların çözülmesi birkaç yıl alabilir, ancak Aurora’nın tanıtımıfotonik kuantum hesaplama alanında umut verici bir başlangıç olarak kabul ediliyor. Xanadu, önümüzdeki aylarda daha gelişmiş sistemler üzerinde çalışmaya devam edecek.

Fotonik kuantum bilgisayarların geleceğiAurora gibi sistemlerle daha parlak bir hal alıyor. Bu teknolojinin geliştirilmesiyle kuantum hesaplama dünyasında daha büyük atılımlar bekleniyor.

Galaxy S25 Ultra, Geekbench testinde iPhone 16 Pro Max’i geride bıraktı!

0

Samsung’un amiral gemisi Galaxy S25 Ultra, performans konusunda dikkat çeken bir başarıya imza attı. En güçlü rakibi iPhone 16 Pro Max ile yapılan Geekbench karşılaştırmasında, özellikle çok çekirdek testinde Samsung’un üstünlüğü net bir şekilde görüldü. Galaxy S25 Ultra, Samsung’a özel Snapdragon 8 Elite for Galaxy işlemcisiyle, çok çekirdek performansında rakibine %20 fark atmayı başardı ve bu alandaki liderliğini açıkça ortaya koydu.

Galaxy S25 Ultra, Geekbench testinde iPhone 16 Pro Max’i geçmeyi başardı

Ortaya çıkan Geekbench skorlarına göre, Galaxy S25 Ultra çok çekirdek testinden 10.223 puan aldı. Buna karşın, iPhone 16 Pro Max 8.553 puanla geride kaldı. Ancak tek çekirdek performansında, Apple’ın liderliğini koruduğu görülüyor. iPhone 16 Pro Max bu kategoride 3.457 puana ulaşırken, Galaxy S25 Ultra ise 3.220 puanla onu takip etti. Tek çekirdek performansında Apple’ın geleneksel üstünlüğü bu sonuçlarla bir kez daha doğrulandı.

Galaxy S25 Ultra, Geekbench testinde iPhone 16 Pro Max'i geçmeyi başardı.

Galaxy S25 Ultra’nın yüksek performansında, Snapdragon 8 Elite for Galaxy işlemcisinin sunduğu özel optimize edilmiş özellikler önemli bir rol oynuyor. Standart Snapdragon 8 işlemcilerden farklı olarak bu model, 4,32 GHz yerine 4,47 GHz hızında çalışarak cihazın çok çekirdek testinde olağanüstü bir sonuç almasını sağladı. Ayrıca, Samsung’un bu modelde daha geniş bir buhar odası soğutma sistemi kullandığı ve bu sayede cihazın ısınmadan yüksek performansını sürdürebileceği belirtiliyor. Ancak bu soğutma sisteminin gerçek kullanım koşullarında ne kadar etkili olduğunu görmek için cihazın uzun süreli performans testlerine tabi tutulması gerekecek.

Sonuç olarak, Galaxy S25 Ultra’nın sentetik testlerde sergilediği bu yüksek skorlar oldukça etkileyici. Yine de günlük uygulamalarda ve oyunlarda bu performansın ne kadar istikrarlı olduğunu görmek önemli. Samsung’un bu alandaki iddialarını kanıtlaması için kullanıcıların daha detaylı test sonuçlarına ve incelemelere ihtiyaç duyacağı kesin görünüyor. Ancak şimdilik, çok çekirdek performansındaki %20’lik fark, Galaxy S25 Ultra’nın ne kadar güçlü bir rakip olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Tesla Roadster, Asteroit sanılarak kayda geçirildi

Elon Musk’ın 2018 yılında Falcon Heavy roketiyle uzaya gönderdiği Tesla Roadster, yıllar sonra araştırmacıları yanılttı. Harvard Üniversitesi’nden bilim insanları, Ocak ayının başlarında Dünya’ya tehlikeli şekilde yaklaşan bir asteroit tespit ettiklerini duyurdu. Ancak yapılan detaylı incelemeler sonucunda, bu cismin aslında yıllar önce uzaya fırlatılan Tesla Roadster olduğu anlaşıldı.

2018’de uzaya gönderilmişti

SpaceX’in Falcon Heavy roketi, 6 Şubat 2018’de gerçekleştirilen ilk test uçuşuyla uzaya fırlatılmış ve büyük ses getirmişti. Elon Musk, test uçuşunu daha ilginç hale getirmek için kendi kişisel aracı olan kırmızı Tesla Roadster’ıroketin yük bölmesine yerleştirmişti. Aracın direksiyonuna astronot kıyafetli bir manken olan “Starman” oturtulmuş, araçtan David Bowie’nin Space Oddity şarkısı çalınmıştı. Bu etkileyici gösteri, hem uzay meraklılarının hem de medya organlarının büyük ilgisini çekmişti.

İlk yıllarında canlı yayınlarla takip edilen Tesla Roadster, zamanla unutulmaya yüz tuttu. Uzayın derinliklerinde kontrolsüz şekilde ilerleyen araç, 7 yıl boyunca herhangi bir belirgin gözlem yapılmadan yoluna devam etti. Ancak Ocak 2025’te beklenmedik bir şekilde tekrar gündeme geldi.

Yanlışlıkla asteroit olarak kayıtlara geçti

Harvard Üniversitesi’nden bir grup gökbilimci, yeni bir gök cismini tespit ettiklerini ve Dünya’ya potansiyel olarak tehlikeli bir şekilde yaklaştığını düşündüklerini açıkladı. Bu cisim, 2018 CN41 adıyla asteroit kayıtlarına alındı. Ancak daha sonra yapılan yörünge analizleri, bu gök cisminin aslında yıllar önce uzaya fırlatılan Tesla Roadster olduğunu ortaya koydu.

Olayın duyulmasının ardından bilim dünyasında tartışmalar başladıBazı uzmanlar, bu tür gösteri amaçlı uzay misyonlarının, gerçek tehditleri tespit etmeye yönelik bilimsel çalışmalara zarar verdiğini savundu. NASA ve diğer uzay ajansları, Dünya’ya tehlike oluşturabilecek asteroitleri takip eden sistemlere büyük yatırımlar yaparken, yapay cisimlerin bu tür listelere yanlışlıkla eklenmesi, sürecin güvenilirliğini sorgulatan bir durum olarak değerlendirildi.

Tesla Roadster şu anda nerede?

Tesla Roadster’ın mevcut konumu tam olarak bilinmese de, yapılan hesaplamalar arabanın halen Güneş etrafında bir yörüngede dolandığını gösteriyor. 2020 yılında yapılan bir simülasyon, aracın önümüzdeki milyonlarca yıl boyunca uzayda dolanmaya devam edeceğini ve Dünya’ya çarpma olasılığının son derece düşük olduğunu ortaya koymuştu. Ancak bu son olay, uzayda bulunan insan yapımı nesnelerin bilimsel gözlemleri nasıl etkileyebileceği konusunda önemli bir tartışma başlattı.

SpaceX, 400’üncü roket inişini gerçekleştirdi!

SpaceX, tarihteki 400. roket inişini gerçekleştirdi ve bu büyük başarı, uzay araştırmaları ve ticari uzay uçuşları alanındaki ilerlemelerinin bir sembolü oldu. Elon Musk’ın yönettiği şirket, bu rekoru 21 Ocak 2025 tarihinde elde etti. İlgili fırlatma, Starlink uydu sistemi için yapılan bir görevde gerçekleşti. Falcon 9 roketinin ilk aşaması, Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü‘nden başlatıldı ve başarıyla 27 Starlink internet uydusu’nu Dünya’nın alçak yörüngesine taşıdı. Sekiz dakikalık bir süre sonunda, Falcon 9‘un ilk aşaması, okyanustaki bir dron gemisine oldukça dikkatli ve kusursuz bir iniş gerçekleştirdi.

SpaceX, 400’üncü roket inişine imza attı

Bu inişle birlikte SpaceX, 400. inişini başarıyla tamamlamış oldu. Şirketin bu tür inişleri artık neredeyse standart bir operasyon haline getirdiği belirtiliyor. SpaceX, yaklaşık 5-6 yıl önce bu tür başarıların gerçeküstü görünmesine rağmen bugün, Falcon 9 roketinin ilk aşamalarını defalarca yeniden kullanarak maliyetleri düşürmeyi ve uzay uçuşlarını daha erişilebilir kılmayı başardı. Şirketin başarılı inişlerinden 389’u Falcon 9‘a ait, bu da roketin büyük başarısının göstergesidir. Falcon 9‘un birinci aşamalarından biri, bugüne kadar tam 25 kez fırlatılıp indirilerek dikkat çekici bir rekora imza atmış durumda.

Bunun yanı sıra, Falcon Heavy roketi de SpaceX’in iniş başarılarına önemli katkı sağlamış, ancak bugüne kadar yalnızca 11 kez fırlatılabilmiştir. Bu roket, üç modifiye edilmiş Falcon 9 güçlendiricisinden oluşuyor ve tek bir görevde üç iniş yapma kapasitesine sahip. Falcon Heavy’nin sınırlı sayıda fırlatılması, çoğu uzay yükünün Falcon 9 ile taşınabilmesinden kaynaklanıyor.

Bu 400. iniş başarısı, SpaceX’in yeniden kullanılabilir roketler konusundaki uzun süreli çabalarının ve teknoloji ilerlemelerinin bir meyvesi. Ancak, SpaceX’in bu başarısı, şirketin geliştirdiği yeni nesil mega roket Starship’in test uçuşlarıyla sınırlı değil. Starship, Ay ve Mars’a yapılacak insanlı görevler için geliştirilen tamamen yeniden kullanılabilir bir roket olup, şu ana kadar 7 test uçuşu gerçekleştirdi. 16 Ocak 2025 tarihinde yapılan testte, Starship’in Super Heavy güçlendirici aşaması, firmanın Starbase üssündeki dev “chopstick” kolları tarafından havada yakalanmıştı. Bu uçuş sırasında, Starship’in üst aşaması bir yakıt sızıntısı nedeniyle patladı, ancak bu da önemli bir gelişme olarak kaydedildi.

Meta, yapay zekaya 60 milyar dolar yatırım yapıyor!

Mark Zuckerberg’in liderliğindeki Meta, geçtiğimiz yıllarda metaverse konseptine büyük yatırımlar yapmıştı, ancak şimdi gözlerini yapay zekâ alanına çevirmiş durumda. Meta, yıllık milyarlarca dolarlık zararına rağmen metaverse’e verdiği önemi giderek azaltarak, odak noktasını hızla büyüyen yapay zekâ rekabetine yönlendiriyor. Bu değişim, teknoloji dünyasında geniş yankı uyandırırken, şirketin gelecekteki yönünü belirleyecek önemli bir hamle olarak görülüyor.

Meta, yapay zeka teknolojilerine 60 milyar dolar yatırım yapacak

Meta, yapay zekâ yatırımlarını hızlandırmak adına dev bir strateji başlattı. Mark Zuckerberg, şirketin yapay zekâya toplamda 60-65 milyar dolar arasında bir yatırım yapmayı planladığını açıkladı. Bu devasa yatırım, 1.3 milyon hızlandırıcı kullanarak yeni veri merkezleri inşa etmeyi kapsıyor. Bu merkezler, Llama 4 isimli dil öğrenme modelinin gelişimine katkı sağlayarak Meta’yı yapay zekâ alanında lider konumuna taşımayı hedefliyor.

Meta, yapay zeka teknolojilerine 60 milyar dolar yatırım yapacak.

Zuckerberg, yapay zekâ teknolojilerine odaklanacak bu projelere paralel olarak, yeni mühendisler de işe alacak. Bu mühendislerin yazılım kodlarını geliştirmesi, Ar-Ge çalışmalarını desteklemesi ve uzun vadeli projelere katkı sağlaması bekleniyor. Şirket, yaklaşık 2 gigawatt enerji tüketecek olan bu veri merkezlerinin inşaatına başlarken, ilk 1 gigawatt’lık kapasitenin yıl sonuna kadar devreye girmesi öngörülüyor.

Bu yatırım, Meta’nın 2024 yılı için yaptığı 38 milyar dolarlık harcamanın neredeyse 1.5 katı bir meblağ anlamına geliyor ve bu durum şirketin yapay zekâya yönelik kararlılığını ve ciddi yatırımını gözler önüne seriyor. Mark Zuckerberg ve Meta’nın bu hamlesi, yapay zekâ konusunda hızla artan rekabetle birlikte önemli bir dönemeç olabilir. Zuckerberg’in açıklamalarına göre, şirketin geleceğinde metaverse bir kenara bırakılıp yapay zekâ teknolojileriyle şekillenen yeni projelere yönelindiği görülüyor.

Meta’nın bu büyük yatırımla, yapay zekâ alanındaki gelişmelerin ardında durmayı hedeflediği açıkça ortada. Teknolojik yarışta, Meta’nın bu stratejik hamlesinin, kendisini yapay zekâ pazarının ön sıralarında görmek isteyen şirketlerden biri yapma potansiyeli oldukça yüksek. Ayrıca, Meta’nın yatırım limitlerini neredeyse iki katına çıkarması, şirketteki dönüşüm sürecinin geldiği noktayı ve değişen stratejiyi daha net bir şekilde gösteriyor.

Yapay zeka teknolojisi, akciğer hastalıklarını anında tespit ediyor!

0

Avustralyalı araştırmacılar, akciğer hastalıklarını tespit edebilen çığır açan bir yapay zeka modeli geliştirdiler. Bu yeni teknoloji, ultrason görüntüleri üzerinden yapılan analizlerle, akciğer hastalıklarını %96,51 doğruluk oranıyla tespit edebiliyor. Özellikle zatürre ve COVID-19 gibi benzer hastalıkları birbirinden ayırt edebilme yeteneğiyle dikkat çekiyor.

Yapay zeka teknolojisi, akciğer hastalıklarını anında yakalıyor

Bu devrim niteliğindeki teknoloji, Charles Darwin Üniversitesi (CDU), Birleşik Uluslararası Üniversitesi ve Avustralya Katolik Üniversitesi (ACU) araştırmacıları tarafından geliştirildi. Sistem, iki farklı yapay zeka modelinin birleşimi ile çalışıyor: Evrişimli Sinir Ağı (CNN) ve Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM). Birleşen bu modellerin yarattığı TD-CNNLSTM-LungNet adındaki teknoloji, akciğer hastalıklarının teşhisinde olağanüstü bir hassasiyet sergiliyor ve insan gözünün kaçırabileceği en küçük detayları bile yakalayabiliyor.

Öne çıkan bir diğer özellik, bu yapay zekanın sadece hastalık tespiti yapmaması, aynı zamanda teşhis sürecinde radyologlara açıklamalar sunabilmesidir. Yapay zekanın sunduğu ısı haritaları ve açıklamalar, doktorların kararlarını daha şeffaf ve güvenilir bir hale getiriyor. Bu da onu, mevcut yapay zeka tanı araçlarına göre daha verimli bir seçenek haline getiriyor. Mevcut AI araçları genellikle %90-92 doğruluk sağlarken, bu model çok daha yüksek bir doğruluk oranı sunuyor.

Teknolojinin geleceği ise son derece heyecan verici. Prof. Niusha Shafiabady, doğru verilerle eğitilen bu yapay zekanın, tüberküloz, astım, kanser gibi farklı akciğer hastalıklarının da teşhisinde devrim yaratabileceğini öngörüyor. Ayrıca, araştırmacılar bu teknolojiyi sadece ultrasonla sınırlı tutmak istemiyor; bu modelin, gelecekte BT taramaları ve X-ışınları gibi diğer görüntüleme yöntemlerini de analiz edebilecek şekilde geliştirilebileceği ifade ediliyor. Bu, teknolojinin sağlık sektöründe çok daha geniş bir uygulama alanına sahip olabileceğini gösteriyor.

Yeni Tesla Model Y, ABD ve Avrupa’da satışa sunuldu!

ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, uzun süredir merakla beklenen yeni Model Y “Juniper” versiyonunu ABD, Kanada ve Avrupa’da satışa sundu. Şimdilik yalnızca “Launch Edition” olarak adlandırılan ve dört çeker bir donanım seviyesine sahip bu model, lansman fiyatıyla dikkat çekiyor. Fiyatı teşvik ve indirimler hariç 59.990 dolardan başlayan bu tam donanımlı yeni versiyonun teslimatlarına Mart ayında başlanacak. Selefine kıyasla yüzde 25 oranında fiyat artışı bulunan yeni model, önceki nesille birlikte sunularak tüketicilere daha geniş bir tercih yelpazesi sunmayı amaçlıyor. Tesla’nın küresel pazarlarda bu stratejiyi tercih etmesi, farklı tüketici beklentilerini karşılamaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yeni Tesla Model Y, ABD ve Avrupa’da resmen satışa çıkıyor

Yeni Model Y, tasarım ve teknik özellikler anlamında dikkat çekici yenilikler içeriyor. Aracın dış tasarımı daha modern çizgilerle yenilenirken, iç mekanında da önemli güncellemeler yapılmış durumda. Öne çıkan değişiklikler arasında arkadaki yolcular için 8 inçlik dokunmatik ekran, geliştirilmiş ses sistemi, akustik cam kullanımı ve yeniden ayarlanmış süspansiyon sistemi bulunuyor. Arka ve ön far tasarımlarının elden geçirilmesi ve genel olarak aracın iç-dış estetik anlayışının yükseltilmesi de kullanıcılara sunulan yeniliklerden.

Bunun yanı sıra, 515 kilometreye kadar genişletilmiş menziliyle araç, günlük kullanımda daha fazla konfor vadediyor. Daha önce opsiyonel bir özellik olarak sunulan ve ek 8.000 dolara mal olan “Supervised Full Self Driving” yazılımı da bu modelde standart hale getirilmiş.

Performans tarafında ise araç, 0-100 km/s hızlanmasını yalnızca 4.1 saniyede tamamlayarak, önceki versiyona kıyasla belirgin bir gelişme kaydediyor. Bununla birlikte, maksimum hız 217 km/s’den 201 km/s’ye düşürülmüş durumda. Yenilikçi sürüş teknolojileriyle donatılan model, Tesla’nın “Enhanced visibility” ve “Actually Smart Summon” sağlayan yeni ön kamera sistemiyle de daha güvenli ve akıllı bir sürüş deneyimi sunuyor. Performans ve teknik özellikler açısından bu yeni versiyon, Tesla’nın önceki nesil Model Y kullanıcılarına ve potansiyel alıcılara birçok geliştirilmiş özellik sunarak elektrikli araç pazarındaki rekabeti bir adım ileri taşıyor.

Uzayda gezinen Tesla Roadster asteroit zannedildi!

Elon Musk’ın SpaceX roketiyle 2018 yılında uzaya gönderdiği Tesla Roadster aracı, o dönemde dünya çapında büyük ilgi görmüştü. Falcon Heavy’nin ilk uçuşunun dikkat çekici olmasını sağlamak amacıyla, Musk bu aracı roketine bağlayarak uzaya fırlattı. Bu eylem, uzay araştırmaları ve teknolojisi ile popüler kültürü birleştiren benzersiz bir anı olarak kaydedildi. “Starman” adı verilen aracın uzaya doğru yol alırken çekilen görüntüleri, o dönemin sembollerinden biri oldu.

Araştırmacılar, uzayda gezinen Tesla Roadster aracını asteroit zannetti

Ancak, yıllar geçtikçe Starman‘ın uzaydaki yolculuğu ve ne olduğuna dair kamuoyunun ilgisi azalmaya başladı. Bu ilginin kaybolmasıyla birlikte, aracın uzaydaki yeri ve hareketleri dikkatlerden düşmeye başladı. Yine de, aracın yörüngede varlığı uzaya dair meraklı gözlerden kaçmadı. İşte bu merak, yedi yıl sonra beklenmedik bir şekilde teknolojik bir hata sonucu tesadüfî olarak gündeme geldi.

Ocak 2025’in başında Harvard Üniversitesi’nde çalışan astronomlar, Dünya’ya tehlikeli derecede yaklaşan yeni bir asteroit keşfettiklerini duyurdu. Bu asteroit, 2018 CN41 ismiyle kayıtlara geçti. Ancak, kısa bir süre sonra astronomlar bu asteroitin aslında Tesla Roadster olduğunu fark etti. Yani, yörüngedeki bu cismin, aracın oldukça uzun bir süre boyunca bilinçli bir şekilde asteroit gibi kaydedildiği ortaya çıktı.

Bu olay, bilim camiasında büyük bir tepkiye yol açtı. Uzaydan gelen tehlikeleri izleyen ve bu tehlikelerin Dünya’ya çarpmasını önlemeyi hedefleyen uzmanlar, böyle bir yanılgının olmasını kınadılar. Bu hata, astronomik izleme ve veri toplama süreçlerinin önemini bir kez daha vurguladı. Özellikle asteroitlerin yörüngelerini takip etmek ve potansiyel olarak tehlikeli olanları tespit etmek son derece önemli. Ancak, uzaya gönderilen bir aracın bilinçli ya da bilinçsiz şekilde asteroit olarak kaydedilmesi, şüpheli verilerin dikkate alınmasını zorlaştırarak bilimsel çalışmalara zarar verebilecek bir durum yaratıyor.

Harvard Üniversitesi araştırmacıları, olayın ardından yaptıkları açıklamada, Tesla Roadster‘ın asteroit kaydından çıkarıldığını belirtti. Ancak, bazı bilim insanları ve uzay araştırmacıları bu hatanın, görsel ve medya bazlı reklam kampanyalarından kaynaklandığını savundular. İronik bir şekilde, bir teknolojik tanıtımın, uzay güvenliği için zararlı olabileceği bir durum ortaya çıkmış oldu. O dönemin meşhur Starman’ı, yıllar sonra sadece eğlencelik değil, ciddi bilimsel takibin zorlaştıran bir engele dönüşebilecek şekilde, bir “yanılgıya” yol açtı.

Bu durumda dikkat çeken bir diğer nokta da, potansiyel tehlikeli asteroitlerin görünürlükleri üzerindeki etkisi. O zamanki halkla ilişkiler kampanyaları ve dikkat çekici görsel uygulamalar, araştırmalarda gerçek tehlikeleri görme konusunda bilim insanlarını engelleyebilir. Ancak, Tesla Roadster’ın yörüngede kalmaya devam etmesi ve daha çok dikkate alınması gerektiği gerçeği, bilim camiasının uzaya ve olası tehlikelere karşı gösterdiği dikkat ve titizliğin artan önemini ortaya koyuyor. Bu olay, uzay güvenliği için doğru verilerin toplanmasının ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor.

Samsung Galaxy S25, pil sağlığı bilgilerini gösterecek!

0

Samsung, Galaxy S25 serisi ile uzun zamandır beklenen bir yeniliği hayata geçirerek, kullanıcılarına pil sağlığı hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaya başladı. Google’ın Android 14 güncellemesi ile sağladığı genişletilmiş pil izleme özellikleri, başlangıçta Samsung cihazlarına aktarılmamıştı. Şirket, One UI 6’da bu özellikleri dahil etmese de, nihayet One UI 7 arayüzüyle donatılmış Galaxy S25 serisi modellerinde kapsamlı bir pil yönetim sistemi sunmayı başardı. Bu yeni özellik, kullanıcıların cihaz pilinin genel sağlık durumunu, şarj döngüsü sayısını, pilin üretim tarihini ve ilk kullanım tarihini kolaylıkla görebilmesini sağlıyor.

Samsung Galaxy S25 serisi, pil sağlığı bilgilerini gösteriyor

Galaxy S25’te pil sağlığı bilgilerinin erişimi, Ayarlar menüsündeki pil bilgileri bölümüne gidilerek mümkün hale geliyor. Kullanıcılar burada pil yüzdesini, pilin mevcut sağlık seviyesini ve ne kadar sıklıkla şarj edildiğini detaylı bir şekilde takip edebiliyor. Örneğin, bataryanın belirli bir dönem boyunca kaç defa tam şarj edildiğini görmek, batarya kullanım alışkanlıklarını anlamak ve gerekirse optimize etmek için önemli bir veri sunuyor. Bunun yanı sıra, pilin üretim tarihi ve cihazda ilk kullanıldığı tarih de sistem tarafından görüntülenebiliyor. Bu, cihazın pilinin yaşını anlamak ve performans kaybını değerlendirmek açısından oldukça kullanışlı bir yenilik.

Ancak bu özellik, şu an için yalnızca Galaxy S25 modelleriyle sınırlı gibi görünüyor. Samsung’un bu detaya sahip yazılım güncellemelerini diğer cihazlara getirip getirmeyeceği belirsizliğini koruyor. Ayrıca, her Galaxy S25 cihazının bile bu özellikleri desteklemeyebileceği belirtiliyor. Bunun, cihazların yazılım sürümleri veya özelliğin bazı bölgelerde sınırlı sunulmasıyla ilgili olabileceği düşünülüyor. Samsung’un hangi modellerde ve hangi ülkelerde bu desteği sunacağına dair net bir bilgi henüz paylaşılmamış durumda. Yine de bu tür bir yeniliğin, iPhone modellerinde yıllardır mevcut olan pil sağlığı takibi özelliğinin Samsung tarafından nihayet benimsendiği anlamına gelmesi, kullanıcılar tarafından olumlu karşılanıyor.

Galaxy S25’in batarya yönetimi konusundaki bu önemli güncellemesi, cihazın genel kullanım deneyimini daha bilinçli hale getirmeyi hedefliyor. Pil sağlığı ve şarj döngüsü gibi bilgiler, yalnızca günlük kullanım için değil, aynı zamanda uzun vadeli performans değerlendirmesi ve cihaz değiştirme zamanının doğru bir şekilde belirlenmesi açısından da büyük bir avantaj sağlıyor. Samsung’un bu özellikleri diğer modellerine ne zaman yaygınlaştıracağı ise kullanıcılar arasında merakla bekleniyor. Bu özellikler, batarya ömrü takibini öncelik haline getiren kullanıcıların Galaxy S25’i cazip bir seçenek olarak değerlendirmesine yardımcı oluyor.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi yapılacak!

0

Hindistan’da, Mukesh Ambani’nin liderliğindeki Reliance Industries tarafından, dünyanın en büyük yapay zeka veri merkezini inşa etme planları açıklanmış durumda. Hindistan’ın Jamnagar kentinde kurulacak bu devasa veri merkezi, 3 gigawatt enerji kapasitesine sahip olacak ve şu anda dünyanın en büyük veri merkezi olan Microsoft’un Virginia’daki 600 megawatt’lık tesisini geride bırakacak. Bu büyük projede, veri merkezi ile bağlantılı enerji altyapısı ve kullanılan teknolojilerin büyük önemi bulunuyor.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi inşa edilebilir

Veri merkezinin enerji kapasitesi, her birinin büyüklüğünü hayal etmek için önemli bir referans noktası sunuyor. Örneğin, Türkiye’de inşa edilen Akkuyu NGS’nin 4.8 GW kapasitesi ile 12 milyonu aşkın kişiye elektrik sağlayacağı düşünülürse, bu tür mega projeler karşılaştırılabilir düzeyde olduğu anlaşılabiliyor. Reliance’ın dev veri merkezi projesi için tahmin edilen maliyet ise 20 ile 30 milyar dolar arasında değişiyor. Bu maliyet, Türkiye’nin Akkuyu santrali ile benzer büyüklükteki projelere yakın seviyelerde.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi inşa edilebilir.

Reliance, Hindistan’ın en değerli şirketlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor ve perakende ile telekomünikasyon sektörlerinde büyük bir pazar payına sahip. Mukesh Ambani’nin şirketi, 2020’de birçok büyük yatırımcıdan 25 milyar dolardan fazla fon toplamıştı ve şimdi bu fonları büyük ölçekli projelere yönlendirme amacı güdüyor. Kurulacak veri merkezi, çevresindeki yenilenebilir enerji kaynaklarıyla beslenerek enerji ihtiyacını karşılayacak. Şirket, enerjisini güneş, rüzgar ve hidrojen gibi sürdürülebilir kaynaklardan sağlamayı planlıyor. Ayrıca, Reliance’ın Nvidia ile yaptığı stratejik ortaklık sayesinde, veri merkezinde kullanılacak olan yapay zeka uygulamaları için gerekli altyapı güçlendirilecek.

Ancak Reliance’ın bu büyük veri merkezi projesi, sadece Hindistan’la sınırlı kalmıyor. Birkaç hafta önce, OpenAI, SoftBank ve Oracle, ABD’de 500 milyar dolarlık dev bir “Stargate Project” başlattıklarını duyurmuştu. Bu nedenle, Reliance’ın bu devasa projesi, dünya genelindeki diğer veri merkezi projeleriyle rekabet içinde olacak.

Apple, CarPlay 2 projesini resmen erteledi!

0

Apple, 2022 yılında duyurduğu yeni nesil CarPlay sisteminin planlanan çıkış tarihini sessiz bir şekilde erteledi. CarPlay 2’nin, 2024’te kullanıcılarla buluşturulması hedeflenmişti. Ancak Apple’ın resmi web sitesinden sistemin çıkış tarihine dair tüm bilgileri kaldırması, bu planın şimdilik rafa kalktığını gösteriyor. Yine de Apple, CarPlay 2 projesinin iptal edilmediğini ve geliştirme sürecinin devam ettiğini belirtmekte. Bu durum, şirketin yeni nesil sistemini ne zaman ve nasıl kullanıma sunacağı konusunda belirsizlik yaratmış durumda.

Apple, CarPlay 2 projesini resmi olarak rafa kaldırdı

CarPlay 2, Apple’ın araç içi bilgi-eğlence sistemlerini kökten değiştirecek yenilikçi bir yaklaşım sunmayı hedefliyor. İlk nesil CarPlay, yalnızca araçların multimedya ekranlarıyla sınırlı bir erişim sağlıyor ve mesajlar, aramalar, haritalar ve müzik gibi temel işlevlere odaklanıyordu. Ancak CarPlay 2, bu deneyimi genişleterek aracın gösterge paneli dahil tüm ekranlarını kapsayacak ve sürücüye çok daha kapsamlı bir entegrasyon imkânı sunacak. Yeni sistem, araç kontrolü ile multimedya fonksiyonlarını tek bir kullanıcı dostu arayüzde birleştirerek Apple ekosistemine entegre bir sürüş deneyimi vaat ediyor.

Bu süreçte Apple’ın bazı otomobil üreticileriyle iş birliği içinde olduğu bilinse de, sektör dinamikleri bu planı etkileyebilir. Bazı markalar, Apple CarPlay ve Android Auto gibi üçüncü taraf çözümler yerine, tamamen kendi geliştirdikleri sistemlere odaklanmayı tercih ediyor. Örneğin Hyundai, araçlarında kullanmak üzere bağımsız bir bilgi-eğlence sistemi üzerinde çalışıyor. Bu eğilim, CarPlay 2’nin otomotiv sektöründeki potansiyel konumunu zorlayabilir ve Apple’ı stratejisini gözden geçirmeye yönlendirebilir.

Apple’ın yeni nesil CarPlay sistemi hakkındaki sessizlik ve gecikmeler, kullanıcıların sistemle ne zaman tanışabileceği konusunu belirsiz kılarken, otomobil üreticilerinin dijital platformlarını geliştirme konusundaki kararlılığı da sektördeki rekabetin nasıl şekilleneceğine dair ipuçları veriyor. CarPlay 2, vaat ettiği yenilikler ile heyecan yaratsa da, Apple’ın bu vizyonu hayata geçirebilmesi için hem otomobil üreticileriyle etkili ortaklıklar kurması hem de rekabetçi bir strateji benimsemesi kritik öneme sahip görünüyor.