Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını durduracak!

0

ABD’nin, Tayvan merkezli çip üreticisi TSMC’ye Çinli firmalar için 7nm ve altı çiplerin sevkiyatını durdurma talimatı vermesinin ardından şimdi de aynı kısıtlama Samsung için uygulanıyor. ABD’nin bu yeni hamlesi, halihazırda üretim kapasitesi ve siparişlerde sorun yaşayan Samsung’un Çin pazarındaki faaliyetlerine ağır bir darbe vurabilir. Bu yasakla birlikte Samsung, Çinli müşterilerine gelişmiş çip teknolojilerini sunamayacak ve şirket, Çin pazarı açısından ciddi kayıplarla karşı karşıya kalacak.

Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor

Kore merkezli teknoloji devi Samsung, bu yasak kararının ardından Çinli müşterilerini bilgilendirdi, ancak konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmadı. Şirketin 3nm GAA üretim sürecinde uzun süredir karşılaştığı düşük verimlilik sorunu ve rekabetin de etkisiyle siparişlerde yaşanan düşüşler dikkate alındığında, ABD’nin aldığı bu yasak kararı Samsung için önemli bir meydan okuma anlamına geliyor. Ek olarak, yasak kararının Samsung’un Çin’deki faaliyetlerine maliyetinin ne kadar büyük olacağı henüz tam olarak bilinmiyor.

Samsung, Çin'e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor.
Samsung, Çin’e 7nm ve altı çip satışını resmen durduruyor.

ABD’nin uyguladığı bu çip kısıtlamaları, Çinli şirketler için 7nm ve altı teknolojilerde tek çözüm olarak SMIC’i bırakıyor. Ancak Çin’in en büyük yarı iletken dökümcü şirketi olan SMIC, son teknoloji EUV makinelerine erişim sağlayamıyor ve daha eski olan DUV ekipmanlarıyla üretim yapmak zorunda. Bu nedenle, Çinli şirketler için üretim kapasitesi ve ileri teknoloji süreçleri konusunda SMIC yeterli bir seçenek sunamıyor. Bu durum, yapay zeka ve GPU gibi çip talebi yüksek alanlarda Çinli firmaları zorlayacak gibi görünüyor.

Bu yaptırımlar kısa vadede Çinli şirketlerin yapay zeka alanında küresel rekabet gücünü azaltabilirken, uzun vadede Çin’i kendi yarı iletken tedarik zincirini oluşturma yönünde daha bağımsız adımlar atmaya teşvik edebilir. Çin’in yarı iletken üretim ekipmanlarını geliştirmeye yönelik çalışmaları hızlandırması, küresel teknoloji tedarik zincirinde değişimlere yol açabilecek potansiyele sahip. Ancak, bu geçiş sürecinde Çinli şirketlerin teknolojik ilerleme ve rekabet açısından zorlu bir döneme gireceği öngörülüyor.

İngiltere’nin uydusu Skynet-1A yer değiştirdi! Peki neden?

İngiltere’nin en eski uydusu Skynet-1A, kimliği belirsiz bir kişi ya da grup tarafından yer değiştirildi ve bu beklenmedik hareketin arkasında kimin olduğu bilinmiyor. 1969 yılında, Ay’a ilk insan adımının hemen ardından fırlatılan Skynet-1A, İngiliz ordusu için stratejik bir iletişim görevi üstlenmişti ve ilk konumlandırıldığı yer, Afrika’nın doğu kıyısının üst kısmıydı. Uydu, 50 yıllık görevinin ardından doğal çekim kuvvetleriyle yavaş yavaş doğuya, Hint Okyanusu yönüne kayması bekleniyordu. Fakat bugün, uydunun Amerika kıtası üzerinde bulunduğu ve orijinal konumundan çok uzaklaştığı görüldü. Bu yer değişikliği, yörüngesel kuvvetlerle açıklanamıyor ve uydunun 1970’lerde bilinçli bir şekilde batıya doğru yönlendirilmiş olabileceğine dair bazı ipuçları bulunuyor. Ancak bu hareketin kimin tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiği bilinmiyor.

İngiltere’nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi

Uzay danışmanı Dr. Stuart Eves, bu beklenmedik yer değişikliğinin ciddi bir risk yarattığını belirtiyor. Skynet-1A, uzun süre önce görev dışı bırakılmış bir uydu olmasına rağmen, uzayda çarpışma potansiyeline sahip bir konumda bulunuyor. Eves’e göre, bu eski uydu günde dört kez uzay enkazına tehlikeli derecede yakın bir konuma geliyor. Skynet-1A’nın İngiltere’ye ait bir uydu olması nedeniyle olası bir çarpışma durumunda sorumluluğun İngiltere’ye ait olacağı düşünülüyor. Dr. Eves ayrıca, uydunun son operasyonel aşamasına dair mevcut hiçbir kayda ulaşamadığını ve bu durumun ciddi bir belirsizlik oluşturduğunu ifade ediyor.

İngiltere'nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi.
İngiltere’nin uydusu Skynet-1A, resmen yer değiştirdi.

Skynet-1A her ne kadar İngiltere’nin uydusu olarak bilinse de aslında Amerikan yapımı. 1969’da Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait bir Delta roketi ile fırlatılan uydu, ABD’li Philco Ford tarafından üretilmiş ve bir süreliğine Amerika tarafından yönetilmişti. İlk testlerin başarıyla tamamlanmasının ardından kontrol İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) devredilmiş, 1970’lerde ise uyduyu İngiltere’den yöneten ekipten emekli mühendis Graham Davison, uydu kontrolünün bir noktada tekrar ABD’ye devredilmiş olabileceğini, ancak bunun neden yapıldığını hatırlamadığını ifade ediyor. RAF’ın Haziran 1977’de uyduyu Amerikalılara bıraktığını öne süren eksik kayıtlar ise bu sürecin bir bakım çalışması kapsamında gerçekleştirildiğini iddia ediyor. Fakat yine de uydunun statüsüne dair belgelerin yetersiz olması, sürece dair pek çok bilinmeyeni gündeme getiriyor.

Günümüzde görev dışı bırakılmış eski uydular, uzayda “yörünge mezarlığı” olarak adlandırılan yüksek bir bölgeye taşınarak potansiyel çarpışma risklerinden korunuyor. Ancak bu uygulama, 1970’lerde uzayda sürdürülebilirliğin henüz yeterince düşünülmediği dönemde standart olarak uygulanmıyordu.

Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti 70 milyon kullanıcıya erişti!

0

Netflix, reklam destekli abonelik hizmetinin dünya çapında 70 milyon kullanıcıya ulaştığını duyurdu ve bu artışın kısa süre içerisinde gerçekleşmiş olması, bu plana olan yüksek ilgiyi gözler önüne seriyor. Netflix, bu abonelik planını ilk olarak Ocak ayında tanıttığında 22 milyon aboneye ulaşmıştı; Mayıs ayına gelindiğinde bu sayı 40 milyona çıkmıştı. Şimdi ise, sadece birkaç ay içinde abone sayısı 70 milyona ulaşarak ciddi bir büyüme kaydetti. Bu büyüme, özellikle uygun fiyatlı abonelik seçeneklerine yönelen kullanıcıların ilgisinin ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor.

Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı

Netflix’in reklamcılık biriminin başındaki isim olan Amy Reinhard, reklam destekli abonelik planının tüm ülkelerde istikrarlı bir büyüme gösterdiğini ve yeni abone olan kullanıcıların %50’sinden fazlasının bu planı tercih ettiğini ifade etti. Bu durum, Netflix’in geniş bir kitleyi daha erişilebilir bir fiyatla kendine çekme stratejisinin başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Reklamlı planın hızla benimsenmesinin altında, Netflix’in bu planı daha cazip hale getirme stratejileri yatıyor.

Netflix'in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı.
Netflix’in reklamlı abonelik hizmeti tam 70 milyon kullanıcıya ulaştı.

Özellikle yurtdışında, reklamlı planın daha yüksek bir çözünürlük sunması ve aynı anda iki cihazda izleme desteği sağlaması, kullanıcıların bu plana ilgisini artıran başlıca faktörler olarak öne çıkıyor.

Netflix, kullanıcıların platformda günde ortalama iki saat geçirdiğini belirtiyor. Bu yüksek kullanım oranı, reklam destekli planın izlenme sürelerine de olumlu bir katkı sunduğunu işaret ediyor. Platformun geçtiğimiz ay yayınladığı finansal raporda, abone sayısında 5 milyonluk bir artış yaşandığı ve dünya genelindeki toplam abone sayısının 282.7 milyona ulaştığı belirtildi. Bu verilere göre, Netflix’in reklam destekli hizmeti hem kullanıcı tabanını genişletmiş hem de şirketin genel büyümesine önemli bir katkı sağlamış görünüyor.

Rejeneratif tarım destek almaya devam ediyor

0

Alman Klim, rejeneratif tarım platformunu uluslararası alana taşımak için 22 milyon dolar topladı. Küresel gıda üretimi sera gazı emisyonlarının en az dörtte birini üretiyor ve bunun yüzde 80’inden fazlası  tarımdan geliyor. Ancak bu etkiyi ele almak söylendiği kadar kolay değil çünkü ele alınması gereken çok fazla hareketli parça var.

Rejeneratif tarım desteği devam ediyor

Rejeneratif” çiftçilik, çiftçilere karbon emisyonlarını azaltırken biyolojik çeşitliliği artırma ve toprağı zenginleştirme fırsatı sunduğu için, genellikle çeşitli sürdürülebilirlik hedeflerine doğru ilerleme kaydetmenin bir yolu olarak lanse edilir. Bu, doğrudan gıda üretimini ve dolayısıyla gıda tedarikini etkiler.

Berlin merkezli tarımsal teknoloji girişimi Klim, çiftliklerin rejeneratif çiftçiliğe daha kolay geçmesini sağlamak ve operasyonlarını uluslararası alanda genişletmek için çalışıyor, girişim yakın zamanda Avrupa’nın en büyük bankası BNP Paribas liderliğinde 22 milyon dolarlık bir Seri A finansman turu elde etti. Özellikle, bu tur bu yıl Avrupa’daki tarımsal teknoloji girişimleri tarafından toplanan en büyük turlardan biri.

Klim ile çiftçiler, rejeneratif uygulamalara geçişi planlamak, yürütmek ve finanse etmek için araçlara kavuşuyor. Buna toprak sağlığının, biyolojik çeşitliliğin, karbon yakalamanın ve emisyonların azaltılmasının geri kazanılmasıyla ilgili veriler de dahildir.

Çiftçiler ayrıca Klim’in platformunu kullanarak geçişlerinin ilerlemesini takip edebilir ve tedarik zinciri ortaklarına kanıtlayabilir, böylece tutulan karbon için gelir ödemeleri kazanabilirler. Klim daha sonra tedarik zincirlerine bağlı karbon “eklerinin” satışından komisyon alır ve çiftçiler bunları Klim’in pazaryerinde satarak gelir elde edebilirler.

Buna karşılık, gıda şirketleri tedarik zincirlerini daha yeşil hale getirmek için bu “ekosistem hizmetlerini” satın alabilir, özellikle de emisyon raporlama gereklilikleri arttıkça. Başka bir deyişle, bir çiftçiye “karbon çiftçiliği” için ürün veya sığır yetiştirip sattığı kadar ödeme yapılır.

Klim, 2020 yılında Berlin’de Robert Gerlach, Nina Mannheimer ve Adiv Maimon tarafından kuruldu ve girişimin son dört yılda 3.500 çiftçiye hizmet verdiği söyleniyor, bu da 700.000 hektarlık araziye denk geliyor ve Alman tarım arazilerinin yüzde 5’ini temsil ediyor. Müşterileri arasında artık Nestlé, Kaufland ve Aryzta gibi tarım devleri yer alıyor. Gerlach (CEO), dünyanın giderek daha fazla toprak kaybettiğini ve küresel toprakların çoğunun orijinal organik karbon stoklarının %50’sini kaybettiğini göz önünde bulundurarak “tarım arazilerinin yenileyici uygulamalara geçirilmesinin gerçek bir aciliyet olduğunu” söyledi.

Borusan, AWS ile iş birliğine imza attı!

0

Türkiye’nin önde gelen sanayi gruplarından Borusan, dijital dönüşüm ve küresel büyüme hedefleri doğrultusunda Amazon Web Services (AWS) ile stratejik bir iş birliği gerçekleştirdiğini duyurdu. Borusan Grubu’nun dijital dönüşüm süreçlerinde bulut teknolojilerinden faydalanmasını amaçlayan bu iş birliği, operasyonel verimliliğin artırılması ve global pazarlarda rekabet gücünün yükseltilmesine katkı sağlayacak.

Borusan Grubu, otomotiv, lojistik, enerji, üretim, makine ve güç sistemleri gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketleriyle 3 kıtada ve 12 ülkede operasyonlarını sürdürüyor. AWS’in sunduğu küresel ölçeklenebilirlik, inovasyon liderliği ve maliyet etkinliği gibi hizmetlerden faydalanacak olan Borusan, bulut altyapısını kullanarak yapay zeka, makine öğrenimi ve Nesnelerin İnterneti (IoT) gibi teknolojilerle iş süreçlerini geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca, AWS’in sürdürülebilirlik odaklı teknolojileri sayesinde Borusan, çevresel hedeflerine ulaşmada da önemli bir destek alacak.

Borusan’ın AWS üzerinden kullanacağı başlıca servisler arasında Amazon EC2, Amazon S3, AWS Lambda ve Amazon RDS gibi bulut çözümleri bulunuyor. Bu hizmetler, Borusan Grubu’na esneklik, yüksek erişilebilirlik ve veri güvenliği sunarken, aynı zamanda operasyonel süreçleri modernize etmesine de yardımcı olacak. AWS’in sunucusuz bilişim çözümleri, Borusan’ın uygulamalarını daha verimli çalıştırmasını sağlarken, Amazon SageMaker gibi hizmetler büyük veri projelerinde yapay zeka çözümleri geliştirmelerine imkan tanıyacak.

Borusan Holding Strateji ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Deniz Emre Dağ, AWS ile yapılan iş birliği hakkında, Borusan’ın bulut teknolojilerindeki dönüşüm sürecine hız kazandıracağını ifade etti. Borusan BT Altyapı ve Bilgi Güvenliği Grup Direktörü Yaşar Sarcan ise iş birliğinin grup genelinde teknolojik esneklik ve maliyet verimliliğini artırarak küresel rekabette avantaj sağlayacağını belirtti.

AWS Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın ise Borusan’ın bulut bilişimden yararlanma sürecine katkıda bulunmaktan memnuniyet duyduklarını ifade ederek, bu iş birliğinin diğer organizasyonlara örnek teşkil etmesini beklediklerini söyledi.

DeepL, ilk sesli çeviri aracı DeepL Voice’u tanıttı!

DeepL, Berlin’de düzenlenen DeepL Dialogues etkinliğinde gerçek zamanlı sözlü iletişim için geliştirdiği ilk sesli çeviri aracı olan DeepL Voice’u duyurdu. Yapay zeka destekli çeviri çözümleri sunan şirket, toplantılar ve yüz yüze görüşmeler için iki ayrı model olarak tasarlanan DeepL Voice ile dil engelini aşarak anlık iletişimde verimliliği artırıyor. Üstelik DeepL Voice, sanal ve fiziksel ortamlarda çok dilli iletişim imkanı sağlıyor.

DeepL Voice tanıtıldı!

DeepL CEO’su ve kurucusu Jarek Kutylowski, aracın yüksek güvenlik ve çeviri kalitesi sunacak şekilde geliştirildiğini belirtti. DeepL Voice’un güvenilir bir çözüm olarak geliştirilmesinde beta müşterilerden gelen geri bildirimlerin kritik rol oynadığını vurgulayan Kutylowski şunları söyledi:

“DeepL olarak yazılı çeviride lider konumdayız ancak gerçek zamanlı sesli çeviri alanında dile dayalı yeni zorluklar ortaya çıkıyor. Yarım bırakılan cümleler, telaffuz sorunları ve çeviri gecikmeleri konuşma sırasında yanlış anlaşılmalara yol açabiliyor. Bu tür sorunları en aza indirmek için kullanıcılarımızla beta programı sürecinde yakın temas halinde çalışarak tüm bu sorunları çözmeye odaklandık.”

DeepL Voice, iki farklı modelle kullanıcıların hizmetine sunuluyor:

  • Toplantılar için DeepL Voice:
    • Sanal toplantılarda dil engellerini kaldırıyor. Toplantıdaki katılımcılar, seçtikleri dilde konuşabiliyor ve diğer katılımcılar konuşmayı gerçek zamanlı çeviri altyazılarıyla izleyebiliyor. Bu sayede herkes ana dilinde iletişim kurabiliyor, toplantılarda anlaşılabilirlik artıyor ve katılımcıların dil nedeniyle kopukluk yaşama ihtimali ortadan kalkıyor.
  • Görüşmeler için DeepL Voice:
    • Mobil cihazlarla yüz yüze iletişimde kullanılmak üzere tasarlanan bu model, bir tarafın konuşmalarını karşı tarafa altyazı ile aktarıyor. Görüşmelerde kullanıcılar, aynı cihaz üzerinden çeviriyi takip edebiliyor ve ihtiyaç duyulan çeviri modları sayesinde iletişim daha kolay hale geliyor.

DeepL Voice, başlangıçta Almanca, Felemenkçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İsveççe, İtalyanca, Japonca, Korece, Lehçe, Portekizce, Rusça ve Türkçe olmak üzere 13 dilde sesli çeviri desteği sunuyor. DeepL, ilerleyen dönemlerde daha fazla dil eklemeyi planlıyor.

Ayrıca DeepL Translator aracılığıyla 33 dilde altyazı çevirisi imkanı da sunuluyor. Bu yeni teknoloji, aksan ve bağlam farkını dikkate alan geniş veri setleriyle eğitilmiş yapay zeka modelleri sayesinde yüksek doğruluk seviyesine ulaşıyor.

Etkinlikte DeepL Voice’u deneyimleyen Brioche Pasquier Uluslararası Koordinatörü Christine Aubry şunları söyledi:

“DeepL Voice’tan önce yurt dışındaki şubelerimizi şirket projelerine dahil etmekte zorlanıyorduk. Toplantılar için DeepL Voice, ekiplerimizi gerçekten bir araya getirdi, şubeler arasındaki iletişim sorununu çözdü ve şirket çapında iş birliğini artırdı. Daha önce yalnızca bir dili destekleyen araçları denedik fakat DeepL Voice, şu ana kadar kullandığımız en kapsamlı araç.”

DeepL, bu yılın başında yazılı çeviri çözümü olan DeepL Write Pro’yu tanıtarak dikkat çekmişti. Çeviri kalitesi açısından GPT-4, Google ve Microsoft’un modellerini geride bırakan yeni nesil büyük dil modeli (LLM) ile teknoloji dünyasında öne çıkan şirket kısa süre önce Forbes 2024 Cloud 100 listesine girdi.

Mayıs ayında ise Index Ventures liderliğinde 2 milyar dolar değerleme ile 300 milyon dolarlık yatırım alarak büyümesini sürdürüyor. DeepL Voice da dünya genelindeki şirketlerin kullanımına hazır olarak piyasaya sunulmuş durumda.

Kargo e-bisikleti taşımayı uygun fiyatlı hale getiriyor

0

Phoenix merkezli e-bisiklet üreticisi Lectric, geçen yılki XPedition modelinin ABD’de en çok satan kargo e-bisikleti haline geldiğini düşünüyor. Şirket şimdi ikinci neslini piyasaya sürdü

Şirket CEO’su Levi Conlow: “XPedition, piyasaya sürülmesinden bu yana sektördeki en çok satan ve en başarılı kargo e-bisikleti oldu ve bunun nedeni performans ve değerin eşsiz birleşimidir,” dedi. Conlow: “XPedition 2.0 ile bu taahhüdümüzü ikiye katlıyoruz. Birçok e-bisiklet fiyatının arttığı bir yılda bile, fiyatı artırmadan önemli yükseltmeler sunuyoruz; bunun, bu e-bisikletin devam eden başarısını daha da artıracağına inanıyoruz” dedi.

Kargo e-bisikleti ile taşıma

Yeni tasarlanan alüminyum şasinin güncellenmiş borulara sahip olduğu ve ek kargo taşıma potansiyeli için genişletilmiş bir dingil mesafesi sunduğu bildiriliyor, ancak yeni kargo e-bisikleti aynı 450 lb (204 kg) maksimum yük kapasitesiyle geliyor. 2.0 ayrıca 1.300 watt’tan fazla zirveye ulaşan, 85 Nm (62,7 lb.ft) tork üreten ve 28 mph’ye (45 km/sa) kadar pedal desteği sağlayan aynı 750-W M24 göbek motoruyla çalışıyor.

Kargo e-bisikleti, Sınıf 1, 2 veya 3 e-bisiklet olarak sürülebilir ve iddia edilen “daha yüksek güç seviyelerinde sınıfının en iyisi performans” için şirket içi bir tork sensörü kazanıyor. Bu, sürücüye beş PAS modunun her biri için önceden belirlenmiş bir güç seviyesi sağlayan Lectric’in PWR+ programlamasıyla birleştirilmiştir. Sonuç olarak, motor desteğine duyarlı, doğal bir his vermelidir. Shimano aktarma organları bu gezi için bir Altus 8 vitese yükseltildi.

Yeni model üç farklı pil konfigürasyonuyla opsiyonel olarak sunulabiliyor. Standart ebike, sele direğinin arkasına monte edilmiş tek bir 624-Wh pile sahip ve bu da şarj başına 60 mil (96,5 km) sürüş sağlıyor. Uzun Menzilli bir varyant, 120 mil (193 km) menzil için iki adet 48-V/13-Ah pille geliyor. Ayrıca, iki adet 48-V/17,5-Ah pille övünen ekstra bir Uzun Menzilli versiyon da var ve bu da, şarjlar arasında 170 mil (273,5 km) menzil anlamına gelebilir.

Hyundai fiziksel düğmelere dönüyor

Hyundai, sürücülerden aldığı geri bildirimleri değerlendirerek gelecekteki araçlarında fiziksel düğmelere yeniden yer vereceğini açıkladı. Şirket, dokunmatik ekranlardan uzaklaşarak sürüş güvenliğini artırmayı ve kullanıcı deneyimini geliştirmeyi hedefliyor.

Son yıllarda otomobil üreticileri, araç içi dokunmatik ekranlara büyük yatırımlar yaparak geniş ve yüksek çözünürlüklü ekranlarla donatılmış gösterge panelleri geliştirdi. Ancak birçok sürücü, özellikle sık kullanılan klima ve ses ayarları gibi işlevleri dokunmatik ekran üzerinden kontrol etmenin zorlayıcı olduğunu belirtiyor. Hyundai, bu geri bildirimler doğrultusunda yeni nesil araçlarında fiziksel düğmelere dönüş yapacak.

Hyundai Design North America’nın (HDNA) Başkan Yardımcısı Ha Hak-soo, yapılan odak grup çalışmalarında sürücülerin dokunmatik ekran tabanlı kontrollerden memnun olmadığının ortaya çıktığını açıkladı. Sürücüler, acil durumlarda ekran üzerinden ayar yapmaya çalışırken stres yaşadıklarını ve bu durumun güvenliği tehlikeye attığını belirtti. Hyundai, bu sorunu çözmek amacıyla gelecekteki modellerinde daha fazla fiziksel düğme kullanacak.

Bu kararın arkasında güvenlik kuruluşu Euro NCAP’in aldığı yeni bir karar da etkili oldu. Euro NCAP2026’dan itibaren bazı işlevlerin fiziksel düğmelerle kontrol edilmesini zorunlu hale getirmeyi planlıyor. Güvenlik standartlarını artırma amacı taşıyan bu düzenleme, beş yıldızlı güvenlik derecesine ulaşmak isteyen otomobil üreticilerini fiziksel kontrol seçenekleri sunmaya yönlendiriyor.

Öte yandan Hyundai, tamamen dokunmatik ekranlardan vazgeçmiyor2027 yılı itibariyle ön camı kaplayacak yeni nesil ekranlar üzerinde çalışan şirket, bu ekranların büyük ölçüde sesli komutlarla çalışmasını planlıyor. Böylece sürücüler, ellerini direksiyondan ayırmadan birçok ayarı sesli komutlarla yapabilecek. Hyundaifiziksel düğmeler ile gelişmiş ekranları dengeli bir yapıda sunarak, güvenli ve pratik bir kullanıcı deneyimi sağlamayı hedefliyor.

Yapay zeka teknolojisinde sınıra mı ulaşıldı?

Son yıllarda yapay zeka (AI) alanında atılan büyük adımların ardından, OpenAI ve benzeri önde gelen teknoloji şirketleri, büyük dil modellerinin gelişiminde yeni zorluklarla karşılaşmaya başladı. Şirketler, veri ve hesaplama gücü ile ölçeklenen geleneksel yöntemlerin sınırlarına ulaştıkça, daha insansı düşünce yapısına sahip ve daha akıllı yapay zekalar geliştirmek için alternatif yaklaşımlar deniyor. OpenAI, bu doğrultuda “o1” adlı yeni modelini duyurdu. Bu model, geleneksel büyük dil modellerinden farklı olarak insan benzeri bir mantıkla karar verme yeteneği sunuyor. OpenAI’ın yeni modeli, yalnızca daha fazla veriyi işlemekle kalmayıp, uzmanların geri bildirimleriyle eğitilerek karmaşık matematiksel veya mantıksal problemleri çözmede daha etkin performans gösteriyor.

Yapay zeka teknolojisinde sınıra mı gelindi?

Araştırmacılar, o1 modelinde “test-time compute” olarak adlandırılan bir teknik kullanarak, modelin problem çözme aşamasında birden fazla olasılık yaratıp değerlendirmesini sağlıyor. Bu teknik, modelin tek bir yanıt yerine en uygun çözümü seçmesi için birkaç saniye boyunca çok adımlı bir düşünme süreci gerçekleştirmesine olanak tanıyor. OpenAI’da o1 üzerinde çalışan Noam Brown, bir modeli yüz bin kat daha büyütmek yerine, ona sadece birkaç saniye düşünme yetisi kazandırmanın daha etkili olduğuna inanıyor. Bu yaklaşım, yalnızca veri ve işlem gücü artırımıyla başarı sağlanan eski dönemin artık geride kaldığını işaret ediyor.

Bununla birlikte, veri ve enerji kaynaklarının tüketimindeki artış, daha verimli ve insansı yöntemlerin gerekliliğini ortaya koyuyor. Günümüzde birçok yapay zeka modeli, mevcut veri kaynaklarının çoğunu tüketmiş durumda ve enerji maliyetleri hızla artıyor. Bu koşullar altında, OpenAI ve diğer laboratuvarlar maliyeti düşürerek daha verimli donanımlar geliştirme arayışına giriyor. Firmalar çıkarım süreçlerinde daha düşük maliyetli donanımlar kullanmayı planlıyor ve Sequoia Capital’in ortaklarından Sonya Huang, bu gelişmenin devasa veri kümeleriyle çalışan sistemlerden çıkarım için bulut tabanlı sunuculara doğru bir geçişi işaret ettiğini belirtiyor.

Özetle, bu yeni yaklaşımlar, yapay zekaların insana daha yakın düşünme yeteneğine sahip olması için karmaşık ancak daha verimli modellerin geliştirilmesini hedefliyor. OpenAI ürün müdürü Kevin Weil’in belirttiği gibi, şirketler bu modelleri hızla daha iyi hale getirmenin yollarını ararken, sektördeki rekabet hız kesmeden devam ediyor.

CATL Trump’ın izniyle ABD’de batarya fabrikası kuracak!

Dünyanın en büyük batarya üreticisi olan Çin merkezli CATL‘nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Robin Zeng, ABD’de yeniden Başkan seçilen Donald Trumpın, Çin yatırımlarına izin vermesi halinde ABD’de bir batarya fabrikası kurmayı değerlendireceğini açıkladı. Elektrikli araç sektöründeki kritik rolüyle bilinen CATL Trump, ABD pazarındaki varlığını güçlendirme fırsatlarını araştırıyor.

Zeng, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Başlangıçta ABD’ye yatırım yapmak istediğimizde hükümetten olumsuz yanıt aldık. Ancak ben her zaman açık fikirliyim,” dedi. Trump ise seçim sürecinde yaptığı açıklamalarda, Çin’den yapılan otomobil ithalatını kısıtlama planlarından bahsetmiş ancak Çinli otomobil üreticilerinin ABD’de üretim yapmalarına karşı olmadığını dile getirmişti. CATL Trump başkanlığında Trump, “Teşvik vereceğiz ve eğer Çin ve diğer ülkeler burada üretim yapmak isterse, fabrikalarını burada kuracaklar ve Amerikalı işçileri işe alacaklar” şeklinde konuşmuştu. Zeng, Trump’ın bu açıklamalarının kendisini ABD’de bir genişleme düşüncesine yönlendirdiğini belirtti ve “Umarım gelecekte yatırımlara açık olurlar,” diye ekledi.

CATL Trump

CATL Trump, şu anda ABD pazarında batarya üretim lisans anlaşmaları yoluyla sınırlı bir varlık gösteriyor. Bu kapsamda Ford, CATL ile yaptığı anlaşma doğrultusunda Mustang Mach-E ve F-150 Lightning modelleri için uygun maliyetli lityum fosfat bataryalar üretecek bir fabrika kurmayı planlıyor. Tesla‘nın da benzer bir lisans anlaşması ile batarya üretmeye hazırlandığı ve bu fabrikanın 2025’te faaliyete geçmesinin beklendiği bildiriliyor.

CATL Trump ile dünya elektrikli araç batarya pazarında %36,7’lik pazar payıyla lider konumunda bulunuyor. Şirket, Tesla’nın Şangay fabrikasına batarya tedarik etmekle kalmayıp, Çin’in önde gelen elektrikli araç üreticilerinden Nio, Li Auto ve Xiaomi’ye de batarya sağlıyor.

Samsung, çip üretim hedefini yakalayamadı!

Samsung Foundry’nin 3nm GAA teknolojisi ile ilgili üretim hedeflerini karşılayamaması, şirketin yarı iletken yarışında önemli bir dezavantaj yaşamasına yol açıyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Samsung, çip üretim hedefini gerçekleştiremedi

İlk ve ikinci nesil 3nm süreçleri için hedeflenen %70’lik verim oranına yaklaşamayan Samsung, ilk nesilde %50-60 arası verim oranı elde ederken, ikinci nesilde bu oran %20 seviyesinde kalarak hedefin üçte birine bile ulaşamıyor. Bu düşük verim oranları, Qualcomm gibi büyük müşterilerin TSMC’ye yönelmesine neden oluyor ve Samsung’un 3nm GAA sürecine yönelik talebin azalmasına yol açıyor.

Samsung, çip üretim hedefini gerçekleştiremedi.
Samsung, çip üretim hedefini gerçekleştiremedi.

Samsung, 3nm GAA sürecinde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle 2nm düğümü geliştirmeye daha fazla odaklanabilir. Rapora göre, Samsung, 2027’de piyasaya sürülmesi planlanan Galaxy S27 modellerinde kullanılmak üzere ‘Ulysses’ kod adıyla 2nm SF2P teknolojisiyle bir Exynos çipi geliştiriyor. Eğer bu süreçte başarı sağlayabilirse, Samsung, gelecek yıllarda yarı iletken pazarında daha güçlü bir konuma gelebilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Samsung firmasının yeni nesil ürünleri sektörde beklenen etkiyi yapabilecek mi? Siz daha önce hiç Samsung marka bir elektronik cihaz kullandınız mı? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

F-16 savaş uçaklarına 3 boyutlu uzamsal ses gelecek!

ABD Hava Kuvvetleri, F-16 savaş uçaklarına, pilotların savaş alanında daha yüksek farkındalıkla görev yapabilmelerini sağlamak amacıyla 3D uzamsal ses teknolojisi entegre ediyor. Bu kapsamda, Danimarkalı havacılık şirketi Terma ile 9 milyon dolarlık bir anlaşma yapılmış durumda.

F-16 savaş uçaklarına resmen 3 boyutlu uzamsal ses geliyor

Apple ve Sony gibi sivil alandaki büyük markaların uzamsal ses teknolojisinden ilham alan bu sistem, askeri kullanıma özel olarak geliştirildi. Yeni ses sistemi, geleneksel kokpit ses düzenindeki “kalabalık oda” etkisini azaltarak, pilotların çevresel seslere daha odaklı bir şekilde tepki verebilmesini amaçlıyor. 3D sesin yönsel özelliği, tehdit algısını güçlendirecek şekilde ayarlanmış durumda; örneğin bir füze uyarısı geldiğinde, pilot uyarının geldiği yönü anında algılayabilecek.

Bu gelişmiş teknoloji, pilotların kokpitte farklı radyo ve ses kaynaklarını konuma bağlı olarak duyabilmesini sağlıyor. Baş izleme teknolojisi ile entegre edilen sistem, pilotun baş hareketlerine göre seslerin yönünü sürekli güncelleyerek oldukça gerçekçi bir ses deneyimi sunuyor. Ayrıca, aktif gürültü engelleme özelliği sayesinde motor gibi arka plan sesleri azaltılarak, kritik uyarıların daha net duyulması sağlanıyor. Bu özellik, özellikle füze uyarıları ve hava trafik kontrol talimatları gibi hayati sesleri öncelikli hale getirirken, gereksiz seslerin geri planda kalmasına olanak tanıyor.

aşağıya yazacaklarımı özgün bir şekilde Türkçe dilinde yeniden ifade et. alt başlıklar ve maddeler olmadan sadece paragraflar şeklinde yaz

Terma’nın sunduğu verilere göre, bu sistemle donatılan F-16’larda, pilotların önemli uyarı seslerine tepkisi 1,5 saniye daha hızlı gerçekleşiyor. Bu hızlı tepki süresi, çatışma anlarında pilotların güvenliğini artırmak ve daha hızlı karar almalarını desteklemek açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca, Terma’ya göre yeni ses sistemi, pilotların yorgunluğunu ve stres seviyesini azaltarak daha verimli kararlar almalarını sağlayacak bir avantaj sunuyor.

Intel çalışanlarına kahve ikram ederken binlerce kişiyide işten çıkardı

Son dönemde mali zorluklarla gündeme gelen işlemci devi Intel, çalışanlarına ücretsiz kahve ve çay ikramını yeniden başlattı. Ağustos ayında, şirketin 1,6 milyar dolarlık zarar açıklamasının ardından, maliyetleri kısmak adına sonlandırılan bu uygulama geri geldi. Intel’in ücretsiz yiyecek ve içecek programının yılda 100 milyon dolardan fazla maliyete yol açtığı belirtilirken, programın yalnızca kahve ve çay bölümünün yeniden devreye girdiği açıklandı.

Çalışanlarına gönderdiği mesajda Intel, “Günlük rutinlerimizde konforu artıran küçük detayların önemli bir rol oynadığının farkındayız. Ücretsiz içecek programının küçük bir adım olduğunu biliyoruz, ancak işyeri kültürümüzü desteklemek için anlamlı bir adım olmasını umuyoruz” ifadesini kullandı.

Intel, geçtiğimiz dönemde yalnızca mali sorunlarla değil, aynı zamanda toplu davalarla da gündemde yer aldı. Ocak 2023’te Core i7-13700K işlemci satın alan bir müşteri olan Mark Vanvalkenburgh, Intel’e karşı dava açarak şirketi kusurlu işlemci satmakla suçladıDovel & Luner hukuk firması tarafından açılan dava, diğer Intel müşterilerinin de katılımını bekliyor.

Vanvalkenburgh, Intel’in 13. ve 14. nesil Raptor Lake işlemcilerinde ekran kararmaları ve beklenmedik yeniden başlatmalar gibi sorunlar yaşadığını belirtti. Şirket, işlemcilerdeki bu sorunları kabul edip bir güncelleme sunmuş ancak bu güncellemenin, sorun yaşayan işlemcilerin problemlerini çözmediği iddia edilmişti. Davacı, Intel’in işlemcilerdeki kusurlardan haberdar olduğunu öne sürerek, şirketin ciddi bir tazminat ödemesini talep ediyor.

Intel’in mali sıkıntıları ve hukuki sorunlarla dolu bu dönemde ücretsiz içecek ikramını geri getirmesi, şirketin çalışan memnuniyetini artırmaya yönelik bir adım olarak görülüyor.

Plüton’un en büyük uydusunda karbondioksit izleri bulundu!

0

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, Plüton’un en büyük uydusu Charon’da karbondioksit ve hidrojen peroksit izlerini tespit ederek bilim dünyasına önemli bulgular sundu. 1978 yılında keşfedildiğinden bu yana dikkat çeken Charon, aşırı soğuk yüzeyi ve yaşam barındırma ihtimalinin yok denecek kadar az olmasıyla bilinirken, James Webb’in genişletilmiş dalga boyu sayesinde yüzeyden yansıyan ışığın detaylı analizi yapılabiliyor. 2022 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilen dört gözlemde, Charon’un kuzey yarımküresinde bu gazların izlerine rastlanması, uydunun kimyasal yapısı hakkında derin bilgiler sağladı.

Plüton’un en büyük uydusunda karbondioksit izleri tespit edildi

Uzun süredir araştırmacılar, Güneş Sistemi’nin birçok bölgesinde yaygın bulunan karbondioksitin Charon’da da bulunduğundan şüpheleniyorlardı. Ancak bu gazın yüzeyde nasıl dağıldığı ve nerede yoğunlaştığı belirsizdi. Son analizler, karbondioksitin büyük ihtimalle uzay kayalarının çarpması sonucu yüzeye püskürdüğünü ve üst katmanlarda biriktiğini ortaya koydu.

Plüton'un en büyük uydusunda karbondioksit izleri tespit edildi.
Plüton’un en büyük uydusunda karbondioksit izleri tespit edildi.

Öte yandan, hidrojen peroksit izlerinin varlığı, uydunun yüzeyindeki su moleküllerinin güneş rüzgarları ve UV ışınları gibi radyasyon kaynaklarıyla etkileşime girmesi sonucu oluşabileceğini gösteriyor. Southwest Research Institute’dan Dr. Silvia Protopapa, bu durumun karbondioksitin iç katmanlardan yüzeye çıkmasıyla ilişkili olduğunu, çarpışmaların bu gazı yüzeye taşıdığını belirtiyor. Protoplaneter diskte yer alan karbondioksit, Charon ve diğer cisimlerin oluşum sürecinde önemli bir yer tutuyor.

Bu gözlemler, Charon’un kimyasal yapısı ve evrimsel süreci hakkında bilgi sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda Kuiper Kuşağı’ndaki diğer buzlu cisimlerin oluşumu hakkında da ipuçları sunuyor. Bu nedenle, Güneş Sistemi’nin dış kısımlarındaki buzlu yapılar ve onların evrimsel kökenleri hakkında yeni bilgiler edinmek açısından büyük bir önem taşıyor.

Japonya, çip üretimi için 65 milyar dolarlık teşvik paketi hazırlıyor!

0

Japonya, çip endüstrisini yeniden canlandırmak ve bu alanda güçlü bir rekabet avantajı yakalamak amacıyla 65 milyar dolarlık (yaklaşık 10 trilyon yen) büyük bir teşvik planı hazırlığında. Hükümetin hazırladığı bu planda, önümüzdeki yıllarda çip üretimi alanında faaliyet gösteren şirketlere milyarlarca dolarlık sübvansiyonlar ve mali destekler sağlanması öngörülüyor.

Japonya, çip üretimi için 65 milyar dolarlık teşvik paketi sunuyor

Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkeler, çip üretimini kendi sınırları içinde geliştirmek ve olası jeopolitik risklerden kaynaklanabilecek sorunları önlemek için ciddi yatırım ve teşvik paketleri açıklıyor. ABD ve Çin arasında süregelen ticaret savaşları da yerli çip üretiminin stratejik önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

Japonya, çip üretimi için 65 milyar dolarlık teşvik paketi sunuyor.
Japonya, çip üretimi için 65 milyar dolarlık teşvik paketi sunuyor.

Japonya’nın bu yeni planı, özellikle en ileri teknolojilere sahip çiplerin seri üretimini mali açıdan desteklemeyi amaçlıyor. Geçen yıl Japonya, çip sektörüne yönelik yaklaşık 13 milyar dolarlık bir destek tahsis edeceğini açıklamışken, bu kez hazırlanan teşvik paketi daha büyük bir ekonomik plana dahil edilerek 22 Kasım’da hükümetin kabine onayına sunulacak. Bu plan kapsamında, önümüzdeki on yıl boyunca çip sektörüne kamu ve özel sektör eliyle toplamda 325 milyar dolarlık bir yatırım çağrısında bulunulacak. Hükümet, bu teşviklerin ekonomik anlamda 1 trilyon dolarlık bir etki yaratmasını bekliyor.

2022 yılında, Japonya’nın son teknoloji çip üretimi konusunda geride kalmasının ardından birçok Japon şirketi bir araya gelerek Rapidus isimli bir girişimi hayata geçirmişti. Rapidus, ABD’li teknoloji devi IBM ve Belçika merkezli araştırma enstitüsü Imec ile kurduğu ortaklıkla 2027’den itibaren Hokkaido adasında 2 nanometre çiplerin seri üretimine başlamayı hedefliyor.

Waymo yapay zeka modeli araştırıyor

0

Waymo, otonom sürüş için yeni bir yapay zeka araştırma modeli başlattı. Otonom Sürüş için Uçtan Uca Çok Modlu Model (EMMA), karmaşık yol senaryolarını daha iyi anlamak için Gemini’nin dünya bilgisinden yararlanılarak otonom sürüş için özel olarak eğitildi ve ince ayarlandı.

Waymo yapay zeka modelini tamamen entegre etmek istiyor

Waymo, şirketin yeni modeli hakkında bir araştırma raporu yayınladı. Şirket, bu raporun multimodal modellerin otonom sürüşe nasıl uygulanabileceğini gösterdiğini ve aynı zamanda saf uçtan uca yaklaşımın artılarını ve eksilerini araştırdığını söyledi.

Waymo duyuruda: “Gemini’nin üzerine inşa ederek ve onun yeteneklerinden yararlanarak, hareket planlama ve 3 boyutlu nesne algılama gibi otonom sürüş görevlerine özel bir model oluşturduk” ifadelerine yer verdi.

Şirket, EMMA’nın temel otonom sürüş görevlerinde etkili görev aktarımı gösterdiğini söyledi. Waymo, planlayıcı yörünge tahmini, nesne algılama ve yol grafiği anlayışı konusunda eğitilen EMMA’nın her görev için ayrı modeller eğitmeye kıyasla gelişmiş performans gösterdiğini söyledi.

Waymo, araştırmanın “benzer, ölçeklendirilmiş bir kurulumda daha da fazla temel otonom sürüş görevinin birleştirilebileceği, gelecek için umut verici bir araştırma yolu” önerdiğini söyledi. Waymo başkan yardımcısı ve araştırma başkanı Drago Anguelov: “EMMA, otonom sürüş için çok modlu modellerin gücünü ve önemini gösteren bir araştırmadır” dedi. “Çok modlu yöntemlerin ve bileşenlerin daha da genelleştirilebilir ve uyarlanabilir bir sürüş yığını oluşturmaya nasıl katkıda bulunabileceğini keşfetmeye devam etmekten heyecan duyuyoruz” dedi.

Waymo’nun araştırmaları arasında EMMA’nın ham kamera girdilerini ve metinsel verileri işleyerek çeşitli sürüş çıktıları üretme yeteneği, EMMA’nın Gemini’nin dünya bilgisini en üst düzeye çıkarmasına olanak tanıyan birleşik bir dil alanı ve karar alma sürecini geliştirmek ve uçtan uca planlamayı iyileştirmek için düşünce zinciri muhakemesi yer alıyor.

Madencilik atıkları elektrikli araçlarda kullanılacak

0

MIT girişimi madencilik atıklarını elektrikli araçlar ve savunma teknolojisi için değerli metallere dönüştürüyor. MIT mezunlarının kurduğu Phoenix Tailings şirketi, maden atıklarını kritik metallere dönüştürüyor.

Madencilik atıkları için yeni strateji

Rüzgar türbinleri ve elektrikli araçlardaki mıknatıslar için olmazsa olmaz olan nadir toprak elementlerine olan talep giderek artıyor. Ayrıca şu anda Çin, üretimlerine hakim. Tek bir kaynağa olan bu bağımlılık önemli jeopolitik ve ekonomik riskler oluşturuyor. İyi haber şu ki, bu değerli metaller genellikle maden atıklarında saklıdır. MIT mezunları tarafından kurulan bir şirket olan Phoenix Tailings bu potansiyeli açığa çıkarıyor. Pilot üretim tesisi Massachusetts, Woburn’da bulunmaktadır.

Yenilikçi süreçleri, maden atıklarından nadir toprak metallerini çıkarmak için su ve geri dönüştürülebilir çözücüler kullanır. Metaller daha sonra hem verimli hem de çevre dostu olan benzersiz bir elektrokimyasal işlem kullanılarak saflaştırılır.

Bu devrim niteliğindeki yaklaşım, toksik yan ürünleri ortadan kaldırarak ve karbon emisyonlarını azaltarak gelecek için sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. Şirketin iddialı hedefi, 2026 yılına kadar bu kritik metallerden 3.000 tonun üzerinde üretim yapmak. Enerji Bakanlığı’nın desteğiyle Phoenix Tailings, metal üretim kapasitesini genişletiyor ve ikinci tesis için planları hızlandırıyor. Şirketin kurucu ortağı Tomás Villalon: “Kendi malzemelerinizi yurtiçinde üretebilmek, yabancı bir tekelin emrinde olmadığınız anlamına geliyor” dedi.

Şirketin rafinerisi, nadir toprak metalleri açısından zengin olan maden atıklarını 1.300 Fahrenheit dereceye kadar ısıtıyor.Bu işlemde, bir elektrot üzerindeki karışımdan elektrik akımı uygulanarak saf metal elde ediliyor ve geride minimum atık yan ürün bırakılıyor.

Woburn tesisi, mıknatıs üretiminde önemli bileşenler olan neodimyum ve disprozyum da dahil olmak üzere müşterilere çeşitli nadir toprak elementleri sağlıyor. Bu malzemeler rüzgar enerjisi, elektrikli araçlar ve savunma teknolojisi gibi çeşitli alanlarda uygulama alanı bulmaktadır.

Şirket, ABD Enerji Bakanlığı’ndan toplamda 2 milyon doların üzerinde iki hibe aldı. Bu hibeler, karbonizasyon ve geri dönüştürülmüş karbondioksit kullanarak madencilik atıklarından nikel ve magnezyum çıkaran bir sistemin geliştirilmesini destekleyecek.Phoenix Tailings’in süreci çeşitli cevher türlerini ve maden atıklarını işleyebilir. Dahası, şirket ABD madencilik endüstrisi her yıl yaklaşık 1.8 milyar ton atık ürettiğinden bol miktarda kaynağa erişebilir.

Rice yeşil hidrojen için ışık kullanıyor

0

Rice, yeşil hidrojen üretmek için ısı değil ışık kullanan yeni bir katalizör geliştirdi. Yeni bir bakır-rodyum fotokatalizörü, belirli bir ışık dalga boyuna maruz kaldığında dışarıdan ısıtmaya gerek kalmadan metan ve su buharını parçalamak için bir anten-reaktör tasarımı kullanıyor.

Rice yeşil hidrojen için çalışıyor

Temiz yanan, güçlü ve çok yönlü bir enerji ürünü olan hidrojen, sürdürülebilir bir enerji ekosistemine geçişte kritik öneme sahip olabilir. Ancak küresel hidrojen üretiminin yarısından fazlasında kimyasal işlem önemli oranda sera gazı emisyonuna katkıda bulunuyor. Bunu engellemek için Rice Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, reaksiyonu yürütmek için ısı yerine ışık kullanarak buhar metan reformasyonunu (SMR) tamamen emisyonsuz hale getirebilecek bir katalizör geliştirdiler.

SMR, doğal gaz ve diğer metan kaynaklarından hidrojen ve karbon monoksit üreten bir kimyasal reaksiyondur.Araştırmanın, katalizörleri devre dışı bırakabilen bir tür karbon birikimi olan koklaşmadan etkilenen çeşitli endüstriyel süreçlerde katalizör ömürlerini uzatmak, verimliliği artırmak ve maliyetleri düşürmek için önemli olabileceği belirtiliyor.

Yeni bakır-rodyum fotokatalizörü, belirli bir ışık dalga boyuna maruz kaldığında harici ısıtmaya ihtiyaç duymadan metan ve su buharını parçalayan bir anten-reaktör tasarımına sahip. Bu işlem, kimya endüstrisi için değerli hammaddeler olan ve sera gazı emisyonlarına katkıda bulunmayan hidrojen ve karbon monoksit üretiyor.

Rice’ın Wiess Kürsüsü Başkanı ve Fizik ve Astronomi Profesörü, ayrıca elektrik ve bilgisayar mühendisliği, malzeme bilimi ve nanomühendislik profesörü Peter Nordlander: “Bu, şu ana kadar elde ettiğimiz en etkili bulgulardan biri, çünkü modern toplum için tartışmasız en önemli kimyasal reaksiyona gelişmiş bir alternatif sunuyor” dedi.

Yeni SMR reaksiyon yolu, Rice Üniversitesi’ndeki Halas ve Nordlander laboratuvarları tarafından 2011’de yapılan keşfi kullanır . Plazmonların (metal nanopartiküllerdeki elektronların ışığa maruz kaldıklarında toplu salınımları) kimyasal reaksiyonları yönlendirebilen yüksek enerjili elektronlar ve delikler olan “sıcak taşıyıcılar” yayabileceğini buldular.

Çalışmanın ilk yazarlarından biri olan Rice doktora öğrencisi Yigao Yuan: “Pzlamonik fotokimya yapıyoruz; plazmon burada gerçekten bizim anahtarımız çünkü plazmonlar gerçekten etkili ışık soğuruculardır ve geleneksel termokatalizden çok daha etkili bir şekilde ihtiyaç duyduğumuz kimyayı yapabilen çok enerjik taşıyıcılar üretebilirler” dedi.

Amazon akıllı gözlük ile paket teslimini hızlandıracak

0

Reuters’ın yakın zamanda yayınladığı bir rapora göre Amazon, sürücülerine sadece bir yere ulaşmak için adım adım navigasyon göstermekle kalmayıp aynı zamanda binaların içinde de yol tarifi veren, asansörden nerede inileceği gibi bilgiler veren ve kapılar veya saldırgan köpekler konusunda uyarılar gösteren akıllı gözlükler geliştirme sürecinde. 

Amazon akıllı gözlük ile personellerin performansını artıracak

Biildirildiğine göre cihaz Meta’nın Ray-Ban gözlükleri gibi, önemli bilgileri göstermek için küçük bir gömülü ekrana sahip olacak. Ayrıca, Amazon’un mevcut Echo Frame gözlüklerinin  yaptığı gibi sesli talimatlar da verebilir ve fotoğraf çekmek için yerleşik kamera yeteneğini kullanabilir ve şu anda kullanılan elde taşınabilir cihazın yerini alabilir.

Gerçekçi olarak, bu gözlükler her rutin teslimatta yalnızca birkaç saniye veya bir sürücü kaybolursa birkaç dakika kazandırabilir. Ancak ortalama bir sürücü günde yaklaşık 300 paketle ilgilendiğinde ve her gün dünya çapında milyonlarca paket teslim edildiğinde, bu saniyeler toplanır ve sürücülerin her gün birkaç tane daha işleyebilmesi anlamına gelir.

Proje henüz kamuoyuna açıklanmasa da Reuters, birkaç isimsiz çalışanın varlığını doğruladığını söyledi. Bu kaynaklar ayrıca gözlüklerin muhtemelen hala birkaç yıl uzakta olduğunu ve amaçlandığı gibi çalışmazlarsa veya çalışanlar benimsemezlerse asla gün yüzü göremeyecekleri konusunda uyardı. Rahatlık bir endişe kaynağı, ancak ZDNET kıdemli inceleme editörü Kerry Wan, Meta’nın son giyilebilir ürününü denediğinde, gözlüklerin reçeteli lenslerini değiştirebilecek kadar rahat olduğunu gördü.

Amazon’un son dönemde paketlerinizi bir saatten kısa sürede teslim edebilen drone teslimat programını genişletmesiyle de kanıtlandığı üzere, şirket özellikle son birkaç kilometrede teslimatlardan saniyeler kazandırmaya odaklanıyor.Akıllı gözlükler henüz ana akım popülerlik kazanmakta zorlanıyor, bu nedenle Amazon’un bunları çalışanları için kullanıp kullanamayacağını görmek ilginç olacak.