Transfer devi MoneyGram, siber saldırıların hedefi oldu!

MoneyGram, X platformunda yaptığı açıklamada, siber güvenlik sorunu tespit ettiklerini duyurdu. Şirket, kısa bir süre önce yaşadıkları sorunu ağ kesintisi olarak tanımlamıştı.

Şirket tarafından yapılan açıklamada, “Sorunu tespit eder etmez, hemen bir soruşturma başlattık ve sistemlerin çevrimdışına alınması gibi koruyucu adımlar attık. Bu durum, ağ bağlantısını etkiledi.” ifadelerine yer verildi. MoneyGram, durumla ilgili olarak önde gelen dış siber güvenlik uzmanlarıyla çalıştığını ve kolluk kuvvetleriyle koordineli bir şekilde hareket ettiğini belirtti.

Dünyanın en büyük ikinci para transfer sağlayıcısı olan MoneyGram, her yıl 200’den fazla ülke ve bölgede 50 milyonun üzerinde kullanıcıya hizmet veriyor ve yıllık 200 milyar dolardan fazla işlem gerçekleştiriyor. 2023 yılında, özel sermaye şirketi Madison Dearborn Partners tarafından 1 milyar dolara satın alındı.

Siber güvenlik olayının niteliği ve müşteri verilerinin etkilenip etkilenmediği henüz netlik kazanmış değil. Olay, Cuma günü başladı ve şirketin operasyonlarını geniş çapta etkiledi. Kullanıcılar, hem yüz yüze hem de çevrimiçi ödemelerini gerçekleştiremiyor ve şirketin web sitesi ile mobil uygulaması şu anda çalışmıyor.

Çeşitli merkez bankaları konuyla ilgili açıklamada bulundu

Para transfer hizmetlerinin dünya genelinde etkilenmesi dikkat çekti. Jamaika Merkez Bankası, “Jamaika’daki MoneyGram hizmetlerini sunan para transferi şirketleri, MoneyGram platformuna erişim sağlayamıyor.” açıklamasını yaptı. U.K. Post Office ise, “Şu anda MoneyGram hizmetlerini çevrimiçi veya şubede kullanamıyorsunuz.” şeklinde bir bildirimde bulundu.

Siber güvenlik yazılımları

MoneyGram, hizmetlerin ne zaman yeniden başlayacağına dair bir tarih vermedi, ancak bazı sistemlerin geri yüklenmesinde ilerleme kaydettiklerini duyurdu. New York Eyalet Finans Departmanı da durumu yakından takip ettiklerini açıkladı.

Dev batarya üreticisi Northvolt, büyük bir işten çıkarmaya gidiyor!

Avrupa’nın elektrikli araç batarya pazarındaki en büyük umudu olarak görülen İsveçli şirket Northvolt, İsveç’teki merkezinde 1.600 çalışanını işten çıkarmayı planladığını açıkladı. Şirket ayrıca, İsveç’in kuzeyindeki Skelleftea’da bulunan pil fabrikasını genişletme planlarını da askıya aldığını duyurdu. Elektrikli araçlara olan talebin azalması, üretim problemleri ve Çinli üreticilerle olan yoğun rekabet, şirketi zorlayarak önlemler almasına neden oldu.

Dev batarya üreticisi Northvolt, kapsamlı bir toplu işten çıkarma yapacak

Pil üretim kapasitesini 30 GWh daha arttırmayı hedefleyen bir inşaat projesini rafa kaldıran Northvolt, 16 GWh kapasiteli İsveç’teki fabrikasının yıllık üretim kapasitesini arttırmaya odaklanacağını açıkladı. Şirket şu anda 1 GWh’den daha az pil üretimi gerçekleştiriyor. Oysa başlangıçta fabrikanın yılda bir milyondan fazla otomobil için 60 GWh kapasitede pil üretmesi planlanmıştı.

Dev batarya üreticisi Northvolt, kapsamlı bir toplu işten çıkarma yapacak.
Dev batarya üreticisi Northvolt, kapsamlı bir toplu işten çıkarma yapacak.

Northvolt’un kurucu ortağı ve CEO’su Peter Carlsson, konuyla ilgili olarak, karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmeye ve daha güçlü ve daha sade bir şekilde geri dönmeye kararlı olduklarını söyledi.

Carlsson, şirketin Ar-Ge merkezi olan Northvolt laboratuvarlarının, temel platformlarını korurken, tüm programlarını ve genişleme planlarını yavaşlatacağını söyledi. Ancak Almanya ve Kanada’da planlanan ve ertelenme riski altında olan gigafabrikaların geleceğinden bahsetmedi.

Önde gelen yatırımcısı Volkswagen de dahil olmak üzere müşterilerinden 50 milyar doların üzerinde sipariş almış olmasına rağmen Northvolt hala zarar ediyor. İsveçli firma, artan faaliyetlerini finanse etmek için daha fazla kaynak bulmaya çalışıyor. Geçtiğimiz yıl 1,2 milyar dolar zarar eden Northvolt, bir önceki yıl ise 285 milyon dolar zarar açıklamıştı. 2023 sonu itibarıyla şirketin elinde 2,13 milyar dolar nakit bulunuyordu.

Flexbase, redoks akışlı batarya depolama tesisi kuruyor!

İsviçre, enerji depolama teknolojilerinde devrim niteliğinde bir projeye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Flexbase şirketi tarafından duyurulan projeye göre, Laufenburg kasabasında 500 MW kapasiteli bir redoks akışlı batarya enerji depolama tesisi inşa edilecek. Laufenburg, İsviçre ve Almanya sınırında, Ren Nehri kıyısında bulunan stratejik bir konumda yer alıyor.

Flexbase şirketi, redoks akışlı batarya depolama tesisi kuracak

Bu yeni enerji depolama tesisi, piyasada yaygın olarak kullanılan lityum-iyon pillerden farklı olarak yanma riski veya zamanla bozulma riski taşımıyor. Ayrıca, lityum veya kobalt gibi kritik ham maddelere de ihtiyaç duymuyor. Flexbase, bu projenin dünya çapında en büyük redoks akışlı depolama tesisi olacağının altını çizerken inşaat faaliyetlerinin 2025 yılında başlamasını hedefliyor.

katı hal bataryası

Şirket, aynı zamanda yapay zeka uygulamaları için bir veri merkezi inşa etmeyi de planlıyor. 20.000 metrekarelik bir alana inşa edilecek olan bu yeni teknoloji merkezi, enerji depolama tesisi sayesinde büyük ölçüde yeşil enerji kullanacak ve aynı zamanda şebekeyi de dengeleyecek.

Flexbase’in bu konumu seçmesi ise tesadüf değil. Teknoloji merkezi ve depolama tesisi, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin elektrik şebekelerini birleştiren orijinal bağlantı noktası olan “Laufenburg Yıldızı”nın tam üzerine inşa edilecek. 1958 yılında faaliyete geçen bu şebeke düğümü, Avrupa’nın yeşil elektriğini dağıtma açısından halen büyük önem taşıyor.

Redoks akış bataryası, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren ve bu enerjiyi sıvı elektrolitler içerisinde depolayan bir tür pildir. Geleneksel pillerde enerji, katı elektrotlarda depolanırken, akış pillerinde enerji, sıvı haldeki elektrolitlerin içindeki aktif maddelerin redoks (indirgeme ve oksidasyon) reaksiyonları sayesinde depolanır. Akış pillerinin en önemli avantajı, elektrolit tanklarının büyüklüğüne göre pil kapasitesinin kolayca ölçeklendirilebilmesidir.

şirketi tarafından duyurulan projeye göre, Laufenburg kasabasında 500 MW kapasiteli bir redoks akışlı batarya enerji depolama tesisi inşa edilecek. Laufenburg, İsviçre ve Almanya sınırında, Ren Nehri kıyısında bulunan stratejik bir konumda yer alıyor.

Bu yeni enerji depolama tesisi, piyasada yaygın olarak kullanılan lityum-iyon pillerden farklı olarak yanma riski veya zamanla bozulma riski taşımıyor. Ayrıca, lityum veya kobalt gibi kritik ham maddelere de ihtiyaç duymuyor. Flexbase, bu projenin dünya çapında en büyük redoks akışlı depolama tesisi olacağının altını çizerken inşaat faaliyetlerinin 2025 yılında başlamasını hedefliyor.

Şirket, aynı zamanda yapay zeka uygulamaları için bir veri merkezi inşa etmeyi de planlıyor. 20.000 metrekarelik bir alana inşa edilecek olan bu yeni teknoloji merkezi, enerji depolama tesisi sayesinde büyük ölçüde yeşil enerji kullanacak ve aynı zamanda şebekeyi de dengeleyecek. Flexbase’in bu konumu seçmesi ise tesadüf değil. Teknoloji merkezi ve depolama tesisi, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin elektrik şebekelerini birleştiren orijinal bağlantı noktası olan “Laufenburg Yıldızı”nın tam üzerine inşa edilecek. 1958 yılında faaliyete geçen bu şebeke düğümü, Avrupa’nın yeşil elektriğini dağıtma açısından halen büyük önem taşıyor.

Redoks akış bataryası, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren ve bu enerjiyi sıvı elektrolitler içerisinde depolayan bir tür pildir. Geleneksel pillerde enerji, katı elektrotlarda depolanırken, akış pillerinde enerji, sıvı haldeki elektrolitlerin içindeki aktif maddelerin redoks (indirgeme ve oksidasyon) reaksiyonları sayesinde depolanır. Akış pillerinin en önemli avantajı, elektrolit tanklarının büyüklüğüne göre pil kapasitesinin kolayca ölçeklendirilebilmesidir.

Intel, Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerini iptal mi etti?

0

Intel, Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerinin güncellenmiş versiyonlarını iptal etmiş olabilir. Şirketin, gelecek için yeni nesil Nova Lake CPU’larına odaklandığı belirtiliyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Intel, Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerini iptal etmiş olabilir

Intel’in Core Ultra 200 serisi Arrow Lake-S masaüstü CPU’larının önümüzdeki ay piyasaya sürülmesi bekleniyor. Şirketin, daha sonrası için yükseltilmiş NPU ve daha büyük zar alanına sahip yenilenmiş Arrow Lake işlemcileri üzerinde çalıştığına dair bilgiler ortaya çıkmıştı.

Apollo yatırım

Ancak Chiphell Forumlarından Panzerlied kullanıcısının iddiasına göre planlar iptal edildi. Eğer iddia doğruysa, Arrow Lake-S işlemcileri en az iki yıl boyunca AMD ile rekabet edecek. Önceki ayrıntılar ayrıca, Intel Arrow Lake-S Refresh masaüstü CPU’larının bazı ekstra çekirdeklere ve iş parçacıklarına sahip olacağını işaret ediyordu. Görünüşe göre Intel, Arrow Lake işlemcilerine güvendiği için yeni masaüstü işlemcileri için bir sonraki nesil Nova Lake CPU’larını beklemeye karar verdi.

Önümüzdeki ay çıkacak olan Intel’in Arrow Lake-S işlemcileri, güçlü oyun performansı sunması beklenen Zen 5 tabanlı Ryzen 9000X3D işlemcileriyle rekabet edecek. AMD’nin gelecek nesil Zen 6 işlemcilerinin ise 2026’da, Nova Lake ile aynı zaman diliminde piyasaya sürülmesi bekleniyor. Ancak o zamana kadar, Zen 4 ve Zen 5 mimarilerinin güncellenmiş sürümleri de piyasaya çıkabilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

5D bellek kristali, sonsuza dek veri saklayabilecek!

0

Southampton Üniversitesi’ndeki bilim insanları, insan genomunu “5D bellek kristali” adı verilen devrim niteliğinde bir veri depolama formatında saklamayı başardı. Bu teknoloji, verilerin milyarlarca yıl boyunca güvenli bir şekilde depolanabileceği inanılmaz bir çözüm sunuyor.

5D bellek kristali, neredeyse sonsuza dek veri saklayabilecek

Southampton Üniversitesi Optoelektronik Araştırma Merkezi’nde (ORC) geliştirilen 5D bellek kristali, diğer veri depolama formatlarının aksine zamanla bozulmadan kalabiliyor. 360 terabayta kadar veri saklayabilen bu kristal, 1000°C’ye kadar yüksek sıcaklıklara ve aşırı koşullara dayanabiliyor.

Micron ABD

Kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan kuvars ile eşdeğer bir yapıya sahip olan bu kristal, kozmik radyasyona, aşırı sıcaklıklara ve fiziksel darbelere karşı direnç gösteriyor ve hatta 10 tonluk bir kuvvetin altında bile değişmeden kalabiliyor. Peki, bu nasıl mümkün oluyor? Femtosaniye lazerler kullanılarak veriler, kristalin içine üç boyutlu bir ızgara şeklinde yazdırılıyor. Kristalin farklı katmanları ve ışığın polarizasyonu gibi ek boyutlar sayesinde aynı noktaya çok daha fazla veri sığdırılabiliyor. Böylece küçük bir kristal parçası, terabaytlarca bilgiyi depolayabiliyor.

Kristalin sunduğu dayanıklılık ve uzun ömür, sadece insanlığın değil, aynı zamanda nesli tükenme tehlikesi altında olan bitki ve hayvan türlerinin de gelecekte yeniden hayata döndürülmesi için büyük bir potansiyel taşıyor. Southampton ekibi, bu kristalin içinde insan genomunu başarıyla depoladı. İnsan genomu üzerindeki yaklaşık üç milyar harf, her bir harfin doğru pozisyonda olduğundan emin olmak için 150 kez dizilendi.

İnsan genomunun kaydedildiği kristal, Avusturya’nın Hallstatt bölgesindeki bir tuz mağarasında yer alan “İnsanlığın Hafızası” adlı özel bir zaman kapsülünde saklanıyor. Kristalin içindeki verilerin gelecekte insanlıktan sonra var olacak zeki bir tür veya makineler tarafından keşfedilme ihtimaline karşı, içindeki bilgilerin nasıl kullanılacağını gösteren görsel ipuçları da kristale işlendi. Kristal üzerinde, DNA molekülünün dört bazı (adenin, sitozin, guanin ve timin) ve bu bazların moleküler yapıları ile birlikte, genlerin kromozomlarda nasıl konumlandığına dair bilgiler de yer alıyor.

Uçan otobüs batarya testleri başlıyor

0

Uçan otobüs geliştiricisi, 30 yolcu kapasiteli eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) aracı için üniversite araştırmacılarıyla birlikte pil teknolojisini test etmeye başladı. Uçan otobüs batarya testleri için, İngiltere’nin Bristol kentindeki Sora Aviation, Bristol ve Bath Bilim Parkı’nda bulunan son teknoloji ürünü ileri tahrik araştırma merkezi IAAPS’de Bath Üniversitesi ile işbirliği yaptı.

Uçan otobüs batarya testleri mobilite için önemli

Sora S-1 elektrikli hava aracı (EAV), yolcu başına 30 ila 40 dolar arasında bir ücret karşılığında hava taksi hizmeti sunmak üzere tasarlanıyor. Sora CEO’su Furqan, Joby Aviation’ın uçan taksisini kastederek, “Uçağın Joby S4’te olduğu gibi altı adet eğilebilen rotoru var” dedi.

Geliştirilmekte olan hava taksileri genellikle dört yolcu ve bir pilot taşıyacak şekilde tasarlanırken, Sora’nın 30 yolcu taşıyacak şekilde tasarlanması gündemde. Uçan otobüs batarya testleri, Furqan: “Hava taksilerini doğrudan bir rakip olarak görmüyoruz. Birincisi, helikopterlerden daha ucuza işletilecekler ve bu nedenle iş seyahatinde olanlar ve daha zengin kişiler için bir miktar talep olacak. Sora’nın fiyat noktasında farklı bir müşteriyi hedefliyoruz: ortalama halk. Hava taksi şirketleri ayrıca pil ve motor teknolojisini ilerletmede harika bir iş çıkardı, gerçekte neyin mümkün olduğunu kanıtladı ve düzenlemeleri bunlara ayak uydurmaya zorladı. Tüm bunlardan gelişimimizde faydalanıp yararlanabileceğiz” dedi.

30 yolcu taşımanın temel avantajı, seyahat maliyetinin daha fazla sayıda koltuğa bölünmesidir. Büyük eVTOL’lerin uygulanabilirliği iyi kanıtlanmıştır. Bazı hava taksilerinin 2025 yılında konuşlandırılması hedeflenirken, Sora S-1’in kısa vadede geliştirilmesi planlanmıyor.

Uçan otobüs batarya sorunlarına değinen Furqan, “Pillerin uygulanabilirliği boyuta değil menzile bağlıdır. S-1 gibi büyük bir eVTOL, aynı pil kütle oranını kullanarak küçük bir eVTOL ile aynı menzili uçabilir. Temel olarak, yolcu başına düşen pil miktarı neredeyse sabittir. Sorunlar, bizim yapmadığımız gibi önemli ölçüde daha uzun menzillere gitmeye çalıştığınızda ortaya çıkar” dedi.

Üniversitede güvenlik, güvenilirlik ve verimlilik testleri, S-1’i çalıştırmak için tasarlanan yüksek enerji yoğunluklu pil hücrelerine odaklanıyor. Uçan otobüs batarya teknolojisi sürekli olarak test edilmektedir.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini aşacak!

Uluslararası sivil toplum kuruluşları Climate Analytics ve NewClimate Institute tarafından yapılan bir analiz, Türkiye’nin 2030 yılı için belirlediği yenilenebilir enerji hedeflerini rahatlıkla aşacağını ortaya koydu. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini rahatlıkla aşacak

Küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmak için dünyanın en büyük 11 ekonomisinde güneş ve rüzgar enerjisinde ne kadar artış gerektiğini hesaplayan kuruluşlar, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğu bir analiz yayınladı.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini rahatlıkla aşacak.
Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini rahatlıkla aşacak.

Analize göre, Türkiye’nin 2024 Eylül ayı itibarıyla 18 GW olan güneş enerjisi kapasitesinin 2028’de 39 GW’a, 12 GW olan rüzgar enerjisi kapasitesinin ise 18 GW’a ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı’nda ise 2030 yılına kadar güneş enerjisi kurulu gücünün 33 GW’a, rüzgar enerjisi kurulu gücünün ise 18 GW’a ulaşması hedefleniyor. Yani Türkiye, 2030 hedeflerine daha önceden ulaşacak gibi görünüyor.

Peki, Türkiye küresel iklim hedeflerine uyum sağlamak için yeterince çaba gösteriyor mu? Analize göre hayır. Türkiye’nin, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine uyum sağlayabilmesi için 2030’a kadar güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesini sırasıyla 62 GW ve 27 GW’a çıkarması gerekiyor.

Climate Analytics Kıdemli İklim ve Enerji Analisti Neil Grant, Türkiye’nin zengin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olduğunu ve mevcut politikalarını biraz daha hızlandırarak 1,5 derece hedefine uyumlu hale getirebileceğini söyledi.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Samsung, otomotiv sektörü için yeni nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor!

0

Gelişmiş bellek teknolojilerinde dünya lideri olan Samsung, otomotiv sektöründe bir ilke imza atarak sekizinci nesil V-NAND tabanlı, PCIe 4.0 arayüzlü, sektörün ilk otomotiv SSD’sini geliştirdiğini duyurdu. AM9C1 kod adlı bu yeni SSD, özellikle otonom araçlar ve yapay zekâ destekli uygulamalar için tasarlandı.

Samsung, otomotiv sektörüne sekizinci nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor

Önceki model AM991’e kıyasla %50’ye varan oranda daha fazla güç verimliliği sağlayan bu SSD, daha yüksek hız ve güvenilirlik sunuyor. 256 GB kapasiteye sahip AM9C1, 4.400 MB/sn’ye kadar sıralı okuma ve 400 MB/sn’ye kadar sıralı yazma hızlarına ulaşıyor.

Samsung, otomotiv sektörüne sekizinci nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor.
Samsung, otomotiv sektörüne sekizinci nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor.

Samsung’un 5 nm denetleyicisi üzerine inşa edilen ve SLC (Tek Seviyeli Hücre) Namespace özelliğini sunan otomotiv SSD’si, büyük dosyalara daha kolay erişim için yüksek performans sergiliyor.

Samsung’un yeni otomotiv SSD’si, -40°C ile 105°C arasındaki geniş bir sıcaklık aralığında stabil performans sunarak, AEC-Q1003 Grade 2 otomotiv yarı iletken kalite standartlarını karşılıyor. Ayrıca, şirket bu ürün için ASPICE CL3 sertifikası alarak güvenilirliği öne çıkarıyor.

ISO/SAE 21434 sertifikası için de çalışmalarını sürdüren Samsung, AM9C1 modelinin 256 GB’lık versiyonunu şu anda seçkin iş ortaklarına örnek olarak sunuyor. Firma, yıl sonuna kadar yeni otomotiv SSD’si için seri üretime geçmeyi planlıyor.

Bununla birlikte, 128 GB ile 2 terabayt (TB) arasında değişen kapasitelerde de seçenekler sunulacak. Özellikle 2 TB modeli, otomotiv sektöründe sunulacak en yüksek kapasiteyi temsil edecek ve önümüzdeki yılın başında seri üretime geçecek.

Türkiye’nin güneş enerjisinde yerli atılımı!

0

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarına verdiği desteği genişletmek için 25 Eylül 2024 tarihinde yeni teşvik uygulamalarını duyurdu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan bu teşviklerle güneş enerjisi sektöründe yerli teknolojiler desteklenecek ve güneş hücresi üretimini artırılacak.

Teşviklerle güneş enerjisinde yüzde 130’luk büyüme!

Yeni düzenlemelere göre 28 Şubat 2025 tarihine kadar yatırım tamamlama vizesine başvurmuş olan projeler mevcut teşvik belgeleri ile devam edecek. Ancak bu tarihten sonra yapılacak teşvik başvurularında yerli güneş hücresi kullanımı zorunlu hale getirilecek. Ayrıca bu tarihten itibaren tamamlama vizesine başvuracak projeler için yerli üretim şartı ingot dilimleme aşamasından itibaren aranacak.

2022 yılında Türkiye’de 7 bin 881 MW kurulu gücünde 8 bin 482 güneş enerjisi santrali bulunuyordu. Bu sayı 2024 yılı Ağustos ayı itibarıyla yüzde 130 artış göstererek 18 bin 435 MW’a, santral sayısı ise 29 binin üzerine çıktı.

Türkiye’de güneş enerjisi yatırımlarının artmasında bakanlık tarafından uygulanan teşviklerin etkisi büyük oldu. 2022 Şubat ayında, öz tüketime yönelik yenilenebilir enerji santrallerine sağlanan teşvikler genişletilerek 4. Bölge teşvikleri, 1., 2., 3. ve 4. bölgelerdeki yatırımlar için uygulanmaya başlanmıştı. 5. ve 6. bölgelerdeki yatırımlar ise kendi bölgelerindeki teşviklerden faydalanmaya devam etti.

Küresel pazarda da 2023-2028 yılları arasında 2 bin 300 GW yeni güneş enerjisi santralinin devreye girmesi bekleniyor. Türkiye’nin bu büyüyen pazara önemli bir katkı sağlaması planlanıyor. Bu kapsamda yerli üretimin artırılması ve katma değerli güneş hücresi üretimine ağırlık verilmesi büyük önem taşıyor.

Bakanlık, güneş enerjisi sektöründeki yerli üretimi desteklemek amacıyla HIT-30 programını devreye aldı. Bu programla orta vadede 20 GW/yıl seviyesinde yerli güneş hücresi üretimi hedefleniyor. Yeni teşvikler de bu hedefin gerçekleştirilmesine katkı sunacak şekilde kurgulandı.

28 Şubat 2025 tarihinden itibaren yerli güneş paneli ve hücre kullanımı zorunlu hale getirilerek, enerji yatırımlarında yurt içinde üretilen teknolojilerin öncelikli olması sağlanacak.

Restoranlarda rezervasyonları yapay zeka alıyor!

0

Bir dahaki sefere bir restorana rezervasyon yaptırmak için telefon ettiğinizde, gerçek bir insanla konuştuğunuzdan emin olmak isteyebilirsiniz. Bunun nedeni, giderek daha fazla sayıda restoranın telefonla rezervasyon işlemlerini gerçekleştirmek için yapay zekaya yönelmesi. Bu, konaklama sektöründe kullanılan teknolojinin en göz ardı edilen alanlarından biri.

Restoranlar yapay zeka kullanıyor

Bu hizmetlerden birçoğu sadece son birkaç yılda başlatıldı. Wired’a göre bunlar arasında, 2024’te Bay Area’da faaliyete geçen Maitre-D AI, şu anda Atlanta’daki 150’den fazla restoranda çağrı alan RestoHost ve geçen yıl yaklaşık 20 milyon dolarlık fon toplayarak restoranlara AI hizmetleri sunmaya başlayan Slang gibi girişimler yer alıyor.

Yapay zekanın sorumsuz kullanımları arasında bu, teknolojinin oldukça düşük riskli bir uygulaması. Ancak bu, yapay zekanın birçok sektörde bir zamanlar insanlar tarafından üstlenilen müşteri hizmetleri rollerini ne kadar yaygın hale getirdiğinin bir kanıtı. Bu yapay zeka asistanlarının geliştiricileri, bunu özellikle pandemi sonrası dönemde bu işletmelerin çoğunda kronik olarak personel eksikliği yaşandığı bir dönemde, aşırı çalışan restoran çalışanlarının yükünü hafifletmenin bir yolu olarak görüyorlar.

Slang’in CEO’su ve kurucu ortağı Alex Sambvani Wired’a yaptığı açıklamada, “Restoranlar, özellikle popülerlerse ve rezervasyon alıyorlarsa, diğer işletmelere kıyasla daha fazla telefon görüşmesi alıyorlar” dedi. Sambvani, popüler restoranların (en azından şirketinin hizmet verdiği büyük şehirlerde) ayda 800 ila 1.000 çağrı aldığını iddia ediyor – veya bu tahminin üst ucunda, muhtemelen öfkeli veya kafası karışık otuzdan fazla müşteri her gün arıyor. RestoHost kullanan San Francisco’lu bir restoran sahibi olan Matt Ho, Wired’a “Telefonlar hizmet boyunca sürekli çalıyordu. Web sitemizde bulunabilen temel sorular için aramalar alıyorduk” dedi.

Art yakıcı ve AESA radarlı Bayraktar Kızılelma uçuşa geçti!

0

Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar Kızılelma, geliştirme sürecinde önemli bir aşamayı daha geride bıraktı. Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Kızılelma’nın üretim prototipi, 25 Eylül 2024 tarihinde Tekirdağ Çorlu’da gerçekleşen ilk uçuş testini başarıyla tamamladı. Üçüncü üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı uçak, yer testlerini başarıyla geçtikten sonra havalanarak bu kritik testi tamamladı.

Bayraktar Kızılelma, 3. prototipiyle uçuş testini geçti!

Bayraktar Kızılelma, Akıncı Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde yer alan zorlu testlerden geçerek otomatik taksi, koşu ve teker kesme testlerini başarıyla gerçekleştirdi. Baykar Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar’ın yönettiği uçuş testi kısa sürdü. Ancak büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Bayraktar, test sonrası yaptığı açıklamada “Testlerimiz devam edecek, vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun” dedi.

Kızılelma’nın üretim prototipinde yapısal ve aviyonik iyileştirmeler yapıldı. Art yakıcılı motor alternatifi ile güçlendirilen uçak, ses hızına yaklaşacak ve yüksek hızlarda daha çevik manevra yeteneklerine sahip olacak. AESA radarı sayesinde kazandığı yüksek durumsal farkındalıkla en zorlu görevleri başarıyla yerine getirebilecek.

2021 yılında başlayan Bayraktar Kızılelma projesi, 14 Aralık 2022’de ilk uçuşunu gerçekleştirerek sadece bir yıl içinde gökyüzü ile buluştu. TEKNOFEST 2023’te yaptığı gösteri uçuşları ve F-16 savaş jetleri ile gerçekleştirdiği formasyon uçuşları da dünya havacılık tarihinde bir ilk olarak kayıtlara geçti.

Bayraktar Kızılelma, kısa pistli gemilere iniş-kalkış kabiliyeti sayesinde özellikle denizaşırı görevlerde büyük bir stratejik rol üstlenecek. Türkiye’nin TCG Anadolu gemisi gibi kısa pistli gemilere iniş-kalkış yapabilme yeteneği, Mavi Vatan’ın korunmasında önemli bir rol oynayacak. Baykar, ihracatta da önemli bir başarıya imza atarak, 2023 yılında 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi ve savunma ve havacılık sektöründe ihracat lideri oldu.

Bayraktar Kızılelma’nın başarıyla tamamladığı ilk uçuş testi, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki yerini daha da güçlendirirken, geleceğin hava muharebelerine yön verecek teknolojilerde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Bayraktar Kızılelma özellikleri:

  • Uçuş süresi/ Havada kalış süresi: 5 saat
  • Maksimum kalkış ağırlığı: 6 ton
  • Operasyonel irtifa: 35 bin feet
  • Görev yarı çapı: 500 NM (deniz mili)/ 900+ km
  • Seyir hızı: 0.6 Mach (gelecekte 0.8+ Mach ve 1.2+ Mach hızlara çıkabilir)
  • Faydalı yük kapasitesi: 1500 kg (dahili silah istasyonları ile)
  • Yüksek manevra kabiliyeti
  • Otomatik iniş ve kalkış- seyir
  • Düşük radar izi
  • SATCOM haberleşme
  • Kısa pistli uçak gemilerinden kalkış
  • AESA radarı ile uyumlu

Intel programlanabilir çipler için hedef belirledi

0

Intel’in Altera birimi programlanabilir çiplere hakim olmak için ‘cesur’ bir hedef belirledi. 2026 yılında halka açılması planlanan Intel’in programlanabilir çip grubu, çip devinin içinde geçirdiği dokuz yılda şaşırtıcı başarılar elde ettiği gibi aynı zamanda gerilemeler de yaşadı.

Intel, programlanabilir çip üreten birimi Altera’yı dokuz ay önce bağımsız bir şirket haline getirmişti ve 2026 yılında halka açmayı planlıyordu. Altera yöneticileri yıllık geliştirici konferansında yeni çipleri tanıttı ve Altera’nın önümüzdeki yıllarda programlanabilir çiplere neden hakim olacağını gösterdi.

Intel programlanabilir çipler için odaklandı

Altera CEO’su Sandra Rivera, basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Amacımız dünyanın bir numaralı FPGA çözümleri sağlayıcısı olmak” dedi. Rivera, dünyada çip kullanan hemen hemen her üründe kullanılan programlanabilir çipler olan “sahada programlanabilir kapı dizileri”ni kastederek, “Bu büyük, cüretkar ve iddialı bir hedef, ancak dünyada tepeden tırnağa, buluttan uca FPGA kullanan tek şirket olduğumuz için bizim için doğru hedef bu” dedi.

Intel tarafından 2015 yılında 15 milyar dolara satın alınan Altera, 1980’lerde pazara giren programlanabilir çip üreticilerinden oluşan üçlüden biri. Diğer ikisi ise geçen yıl Intel’in baş rakibi Advanced Micro Devices tarafından satın alınan Xilinx ve hala bağımsız olan Lattice Semiconductor.  Rivera, Altera’yı 2026’da halka açmayı planladıklarını, bunun “çok eğlenceli ve önemli bir dönüm noktası” olduğunu söyledi. Rivera: “Ancak asıl yolculuğumuz, 1 numaraya giden yolda önümüzdeki birkaç yıl boyunca olacaklara bağlı” dedi.

Altera’nın Intel’deki başarılarını ve başarısızlıklarını incelerken Rivera, şirketin bulut bilişimdeki uygulamalarda başlangıçta beklenenden daha da başarılı olduğunu söyledi. Geliştirici konferansında Rivera ve ekibi, Xilinx ve Lattice’e karşı bu üstünlüğü pekiştirmek için ürün duyuruları yaptı. Şirket, en son programlanabilir çip serisi olan Agilex 3 FPGA ailesini tanıttı. Gelecek yılın ortalarında piyasaya sürülecek çip ailesi, uç bilişim ve robotik gibi pazarlardaki maliyet odaklı ve alan kısıtlaması olan uygulamalar için tasarlandı.

Vestel, ultra hızlı şarj cihazlarını ve enerji depolama sistemlerini tanıttı!

Vestel, Almanya Hannover’da gerçekleştirilen, Avrupa’nın en büyük ticari araç fuarlarından IAA TRANSPORTATION 2024’te elektrikli otomobil şarj istasyonu pazarında çığır açan yenilikler açıkladı. Vestel CEO’su Ergun Güler ile, hem elektrikli otomobilleri yüksek hızlarda şarj edebilen hem de şebekeye olan etkiyi en aza indiren gelişmiş ultra hızlı şarj cihazını konuştuk.

Güler, elektrikli araç ekosistemindeki değişen dinamikleri vurgulayarak otomotiv sektörünün giderek artan bir şekilde tüketici elektroniği sektörüne benzer hale geldiğini belirtti. Geleneksel otomobil üreticilerinin yeni modeller çıkarmak için gereken süreyi kısaltırken Vestel gibi tüketici elektroniği şirketlerinin çevikliği hızı ve tüketici odaklı yaklaşımı onları bu gelişen pazarda avantajlı bir konuma getiriyor.

Vestel, elektrikli otomobiller için 720 kW hızlı şarj istasyonlarını tanıttı!

Vestel’in en son ürünü olan 720 kW şarj cihazı, elektrikli otomobillerin 7 ila 8 dakika gibi etkileyici bir sürede yüzde 50 ila yüzde 80 kapasiteye ulaşmasını sağlayabiliyor. Şirketin bu özelliği seri üretim düzleminde sunabilen dünyadaki yalnızca üç şirketten biri olduğunu gururla belirten Güler, teknolojik başarılarını vurguladı. Ayrıca yıl sonuna kadar piyasaya sürülecek olan yeni 1 megawatt şarj cihazı için planlarını açıkladı ve onları bu seçkin ligde iki şirketten biri yapacağını belirtti.

Vestel’in elektrikli otomobil şarj istasyonlarına olan taahhüdü hızlı şarj cihazlarıyla da sınırlı değil. Şirket ayrıca özellikle yoğun şarj sırasında şebeke yükünü hafifletmek için entegre bir batarya depolama sistemi geliştirdi.

Bu yenilikçi çözüm elektrik dağıtım şirketlerinin veya belediyelerin altyapıda ek yatırımlar yapma ihtiyacını ortadan kaldırarak hızlı bir kurulum ve verimli çalışma sağlıyor. Vestel, bu entegre sistem için pilot denemeleri halihazırda Türkiye’de gerçekleştiriyor ve Hollanda ve Almanya’da bulunan müşterilerle ileri görüşmeler yapıyor.

Yüksek oranda ihracat odaklı bir işletme olan Vestel, şarj çözümlerine yönelik önemli talebin özellikle Avrupa’dan geldiğini görüyor. Güler, tedarik zinciri kesintilerini vurgulayarak Vestel gibi Türkiye’de bulunan güvenilir kaynakların artan önemini vurguladı.

Vestel, ekranlardan elektrikli otomobillerin ana bilgisayarlarına kadar mobilite segmentinde giderek daha fazla yer edinmeyi hedefliyor. Otomotiv sektöründeki köklü deneyimleriyle dünyanın önde gelen otomobil markaları için ekran tedarikçisi olarak ortaya çıkmaya hazırlanıyorlar.

En önemlisi de yerli gurur kaynağı olan Togg’un gösterge paneli ekranının tasarımını, geliştirmesini ve üretimini güvence altına aldılar ve bu da Manisa’daki üretim tesislerinde gerçekleştiriliyor. Yakında tanıtılacak olan ticari araçlar ve uçak içi eğlence sistemleri için yapılan önemli anlaşmalarla birlikte küresel mobilite arenasında önemli bir oyuncu olarak konumlanıyor.

Otonom drone rüzgar türbinlerini denetliyor

İngiliz firması, açık deniz rüzgar çiftliklerini denetlemek için dünyanın ilk otonom su altı dronunu konuşlandırdı. Geleneksel emek yoğun denetimlerin aksine, Beam’in yapay zeka destekli aracı, verileri anında kıyıya ileten tamamen otonom bir çözüm sunduğunu iddia ediyor. Derin teknoloji şirketi Beam, dünyanın ilk yapay zeka destekli otonom su altı aracını (AUV) piyasaya sürdü.

Otonom drone rüzgar türbini kontrolü yapıyor

Araç, karmaşık su altı incelemelerini otonom olarak gerçekleştirebiliyor ve bu sayede açık deniz rüzgar enerjisi kurulumuna ilişkin su altı araştırmalarının verimliliğinin artırılmasına ve maliyetlerinin düşürülmesine yardımcı oluyor.

Şirkete göre, teknoloji daha önce İskoçya’nın en büyük açık deniz sahası olan ve SSE Renewables, TotalEnergies ve PTTEP’in ortak girişimi olan Seagreen rüzgar çiftliğinde ceket yapılarının denetlenmesinde başarıyla kullanıldı.

Beam CEO’su Brian Allen yaptığı açıklamada: “Otomasyon, açık deniz rüzgar çiftliklerinin denetim ve bakımını gerçekleştirme şeklimizde devrim yaratarak hem maliyetleri hem de zaman çizelgelerini azaltmaya yardımcı olabilir” dedi. İngiltere merkezli firmalar Rovco ve Vaarst’ın birleşmesiyle oluşan Beam, açık deniz rüzgar hizmetlerinin robotik otomasyonu yoluyla açık deniz rüzgarının ekonomisini ilerletmek için gereken teknolojinin geliştirilmesine odaklanıyor.

Açık deniz rüzgar sahalarının denetimleri genellikle emek yoğun, manuel prosedürlerdir. Buna karşılık, Beam’in AI destekli AUV’si tamamen otonom bir çözüm sunarak verilerin anında kıyıya geri gönderilmesini sağlar. Bu değişiklik, denetim sürelerini yüzde 50’ye kadar azaltarak ve açık deniz çalışanlarının daha karmaşık görevlere konsantre olmasını sağlayarak, işletme giderlerini önemli ölçüde düşürüyor.

Şirkete göre, teknoloji yalnızca verimliliği artırmakla kalmıyor, aynı zamanda denetim verilerinin kalitesini de iyileştiriyor ve görsel verilere ek olarak varlıkların 3 boyutlu yeniden yapılandırılmasına da olanak sağlıyor. İskoçya kıyılarındaki Kuzey Denizi’ndeki Seagreen Rüzgar Çiftliği, küresel olarak en derin sabit tabanlı açık deniz rüzgar çiftliğidir. Beam’in Seagreen’deki çalışması, büyük açık deniz rüzgar üst yapıları için otonom teknolojinin olanakları hakkında önemli yeni bilgiler sağlamıştır.

Şirkete göre, Beam’in yapay zeka destekli aracının elde ettiği bilgiler, temellerdeki olası erozyon ve deniz genişlemesi gibi konularda önemli ayrıntılar sağlayarak, sahanın operasyonel güvenilirliğinin gelecekte de korunmasına yardımcı olacak.

Telegram numara ve IP adresi paylaşacak

Telegram, ‘kötü niyetli kişilerin’ telefon numaralarını ve IP adreslerini yetkililerle paylaşacağını söylüyor. Popüler mesajlaşma servisi Telegram’ın kurucusu Pavel Durov, platformun “bütünlüğünü tehlikeye atan” “kötü niyetli kişileri” caydırmak için hizmet şartlarını güncellediğini söyledi.

Telegram numara ve IP gizleme durumunu esnetiyor

Durov yaptığı açıklamada, Telegram’ın uygulamanın kurallarını ihlal eden kullanıcıların IP adreslerini ve telefon numaralarını “geçerli yasal taleplere yanıt olarak” ilgili makamlara ifşa edeceğini söyledi. Telegram daha önce yalnızca kullanıcının terörizmden şüphelenildiğini doğrulayan bir mahkeme emri alırsa kullanıcıların telefon numaralarını ve IP adreslerini ifşa etmeyi taahhüt etmişti. Telegram’ın şeffaflık raporuna göre, bu daha önce hiç olmamıştı.

Yeni politika, Telegram kurallarının herhangi bir ihlali olduğundan şüphelenilen kullanıcılar için geçerlidir. Şirket, kullanıcı verilerini ifşa etmeden önce yetkililerden gelen talebin “yasal bir analizini” yapacağını söyledi. Durov’a göre bu önlemler “dünya genelinde tutarlı” olacak.

Güncellenen kurallar, Telegram’ın arama özelliğini kötüye kullanarak yasa dışı mal satan kullanıcıları da hedef alıyor. Durov: “Telegram araması arkadaş bulmak ve haber keşfetmek içindir, yasadışı malların reklamını yapmak için değil” diye vurguladı. Son haftalarda Telegram moderatörleri, platformun arama özelliğini “çok daha güvenli” hale getirmek için yapay zekadan yararlandı ve Durov’a göre işaretlenen sorunlu içeriklere erişim engellendi.

Telegram’ın yeni gizlilik politikası, Rusya doğumlu CEO’nun Fransa’da, platformda çocuk pornosu dağıtımına ve uyuşturucu satışına aracılık etme de dahil olmak üzere bir dizi suçtan resmen soruşturulmasının ardından geldi. Kolluk kuvvetleri ve güvenlik araştırmacıları, Telegram’da aşırılıkçı gruplar arasında eleman toplama ve örgütlenme gibi yasadışı faaliyetleri kapsamlı bir şekilde belgelediler.

Niyobyum pil XN50 bir ilki başarıyor

0

İsviçreli enerji depolama öncüsü Leclanche SA, niyobyum bazlı aktif anot malzemesine sahip dünyanın ilk lityum iyon pil hücresi Niyobyum pil XN50’yi tanıttı.

Şirketin yayınladığı bir basın bültenine göre, bu yenilik, özellikle “ağır hizmet tipi e-mobilite, demir yolu ve denizcilik uygulamalarında” mevcut pil kimyalarından daha iyi performans gösteriyor. Leclanche SA’nın İcra Kurulu Başkanı Pierre Blanc, basın bülteninde “Dünyanın ilk ticari XNO Li-ion hücresinin lansmanını duyurmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Niyobyum pil XN50 yakında ürün gamımızda LTO kullanımının yerini alacak” dedi.

Niyobyum pil XN50 özellikleri

Şirket, mevcut lityum-titanat-oksit (LTO) pil çözümünü, mevcut Grafit/Lityum Nikel Manganez Kobalt Oksit (G/NMC) çözümlerine ek olarak yeni çeşitlilikte pil modülleri ve paketleri sunacak olan Niyobyum pil XN50 ile değiştirmeyi planlıyor.

Hücre, pazar beklentilerini karşılamak için kapsamlı ürün geliştirme ve testlerinden geçti. Cambridge merkezli Echion Technologies’in XNO’sunu içeriyor. Business Weekly Ödülleri’nin Teknoloji Ölçeklendirme kategorisinde ödül kazanan Echion, dünyanın en iyi niyobyum bazlı aktif anot malzemeleri sağlayıcısıdır.

Leclanche’ye göre, Niyobyum pil XN50, LTO teknolojisine göre yüzde 50 daha iyi enerji yoğunluğuna sahip ve hızlı şarjı destekliyor. Şirket, hücrenin zorlu koşullarda mükemmel bir şekilde çalıştığını, üstün performans ve olağanüstü güvenlik sağladığını iddia ediyor. 10.000 döngünün üzerinde öngörülen kullanım ömrüne sahip pil teknolojisi, yoğun kullanımdan sonra bile yüzde üçten daha az kapasite kaybıyla yüksek güç çıkışını koruyor. Niyobyum pil XN50 hücresi, “45°C [113°F] sıcaklıkta 1.000 2C/2C şarj/deşarj döngüsünden sonra yüzde 15 direnç büyümesi” gösteriyor.

Ayrıca, Niyobyum pil XN50’nin PFAS içermeyen su bazlı katot formülü çevresel etkiyi azaltıyor. İsviçreli ekibi başarısından dolayı tebrik eden Echion Technologies İcra Kurulu Başkanı Jean de La Verpilliere, Leclanche pil hücresinin “ağır hizmet tipi Li-ion piller için yeni bir standart” belirlediğini söyledi.

Cloudflare, yapay zeka araçlarının web kazımasını sistemli ve kontrollü hale getiriyor!

Bu pazar, Cloudflare CEO’su Matthew Prince’in, yayıncıların AI botlarının sitelerini nasıl ve ne zaman kazıyacakları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını sağlama hedefinin son adımı olarak görülüyor.

Prince, yaptığı bir röportajda, “İçerik üreticilerini bir şekilde tazmin etmezseniz, içerik üretimi durur. Bu, çözülmesi gereken bir sorun.” dedi.

İlk adım olarak, Cloudflare müşterilerine ücretsiz bir izlenebilirlik aracı olan AI Audit’i kullanıma sunuldu. Bu araç, web sitesi sahiplerine AI modellerinin sitelerini ne zaman ve ne sıklıkla taradığını gösteren bir analiz panosu sunuyor. Ayrıca, site sahipleri istedikleri AI botlarını engelleyebilecek veya kazımaya izin verebilecek.

Cloudflare, bu girişimiyle yapay zeka endüstrisindeki büyük bir sorunu çözmeyi amaçlıyor: Küçük yayıncılar, içeriklerinin izinsiz kazılması nedeniyle nasıl ayakta kalacak? Bugün birçok AI modeli, küçük web sitelerinin içeriklerini kullanarak kendini besliyor, ancak bu sitelerin çoğu bundan hiçbir kazanç elde etmiyor. Özellikle büyük yayıncılar, OpenAI gibi firmalarla lisans anlaşmaları yaparken, küçük web siteleri aynı fırsatlara sahip değil. Bu durum, birçok site için trafik kaybına yol açarak, iş modellerini tehdit edebilir.

Cloudflare, bu sorunu çözmek amacıyla, web sitesi sahiplerinin hangi AI modellerinin sitelerine erişim sağlayacağına karar verebileceği yeni araçlar sunuyor. AI Audit, sitelerine hangi botların geldiğini ve ne sıklıkta kazıma yaptıklarını görme imkanı tanıyor. Bu pazar yeriyle birlikte küçük yayıncılar da büyük firmaların sahip olduğu imkanlardan yararlanabilecek.

Prince, bu konuyla ilgili “Bu pazarla herkes, Reddit ve Quora gibi büyük yayıncıların yaptığını yapabilecek.” dedi.

Ancak Cloudflare, bu pazarın nasıl işleyeceği konusunda henüz tam bir açıklama yapmadı.

Biden, şimdi de Çin yapımı akıllı araçları yasaklamak istiyor! Etkileri nasıl olacak?

Beyaz Saray’ın uzun zamandır beklenen bu hamlesi, özellikle Çin menşeli donanımlara dayanan ABD’li otomobil üreticilerini ve tedarikçilerini etkileyebilir.

ABD Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı yasa teklifi, yalnızca Çin’den gelen akıllı araçların satışını veya ithalatını yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda bu araçları çalıştıran yazılım ve donanımın da ABD’de kullanımını engelliyor. Bu durum, bağlantılı araçlarda kullanılan sensörler, Bluetooth cihazları, internet bağlantı birimleri ve çip setleri gibi Çin ile ilişkili donanımların kaldırılmasını gerektirecek.

Yasa tasarısı, üreticilere dört yıl mühlet veriyor!

Otomotiv sektörü için zorluk donanımda yaşanabilir. Üreticilere, Çin ile bağlantılı donanımları araçlarından çıkarmaları için dört yıl süre tanınacak. Küçük üreticiler ise bu yasaktan muaf tutulmak için başvuruda bulunabilecek.

Yasa tasarısı, ABD merkezli otonom araç şirketlerini daha az etkileyecek. Tasarı, yalnızca seviye 3 ve seviye 4 otonom araçlarda Çin yazılımını kısıtlayacak. Seviye 3 otonom araçlar, belirli koşullarda sürücüsüz yol alabiliyor, ancak sürücünün gerektiğinde kontrolü devralması gerekiyor.

Tasarı, Çinli otonom araç şirketlerinin ABD’de test yapmasını ve araçlarını konuşlandırmasını da sınırlayacak. Yıllar boyunca ABD’de test yapan Çinli robotaksi girişimlerinin birçoğu, yasakların geleceğini önceden görerek testlerini durdurmuş durumda. Örneğin, WeRide gibi firmalar ABD’deki halka arz planlarını askıya aldı.

Huawei akıllı araç

Ulusal güvenlik gerekçesiyle sunulan bu tasarı, ABD hükümetinin Çin ürünlerine yönelik son büyük kısıtlamalarından biri olarak öne çıkıyor. Huawei ve ZTE gibi Çinli teknoloji devlerine getirilen yasakların ardından gelen bu adım, Çin yapımı elektrikli araçların ABD pazarına girmesini de engellemeyi amaçlıyor.

Bu yasak, ABD’deki yerli elektrikli araç üretimini teşvik etmek için önemli bir fırsat olabilir. Biden yönetiminin 2022’de imzaladığı Enflasyonu Düşürme Yasası kapsamında, Kuzey Amerika’da monte edilen elektrikli araçlar için 7.500 dolarlık bir vergi kredisi sunuluyor.

TikTok, genişletilmiş abonelik sistemini duyurdu!

Brezilya, Fransa, Almanya, İspanya, Birleşik Krallık, Endonezya, İtalya, Japonya, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri’nde aktif olan bu yeni TikTok özelliği, önümüzdeki haftalarda daha fazla pazarda da kullanılabilecek.

Mart ayında TikTok, Canlı Abonelik adını Abonelik olarak değiştireceğini ve sadece canlı yayın yapan üreticilere değil, diğer içerik üreticilerine de bu özelliği sunacağını açıklamıştı. Bu genişletilmiş özellik, Patreon ve YouTube’un kanal üyelikleri gibi, kullanıcıların içerik üreticilerine abone olarak onlardan özel içerikler ve ayrıcalıklar almasını sağlıyor.

Abonelik özelliği, içerik üreticilerinin üç farklı fiyat seçeneğiyle abonelerine özel içerik ve avantajlar sunmasına imkan tanıyor. Aboneler, yalnızca ödeme yapan kullanıcılara sunulan videolar, canlı yayınlar ve notlar gibi özel içeriklere erişebiliyor. Ayrıca Sub Space adlı özel bir alan sayesinde üreticilerle daha fazla etkileşim kurma fırsatına sahip olabiliyorlar.

TikTok aboneleri, canlı yayınlarda kullanabilecekleri benzersiz çıkartmalar ve profillerinde ya da yorumlarda isimlerinin yanında beliren rozetler de edinebiliyorlar. İçerik üreticileri, TikTok’un sunduğu hazır bir liste içinden topluluklarına özel olarak belirleyebilecekleri avantajları da ekleyebiliyor. Bu avantajlar arasında özel video talepleri, Discord rolleri, kamera arkası videolar ve birlikte oyun oynama gibi seçenekler bulunuyor.

Abonelik özelliğini kullanabilmek için üreticilerin 18 yaşından büyük olmaları, en az 10.000 takipçiye sahip olmaları ve son bir ay içinde videolarının toplamda en az 100.000 görüntülenme almış olması gerekiyor.