Boeing, 346 kişinin ölümüne yol açan 737 Max uçak kazalarında dolandırıcılığı kabul etti. 737 Max kazalarının geçmişi, MCAS yazılımındaki ölümcül kusurları ortaya koyuyor ve düzenleyici incelemeler nedeniyle filonun bir yıldan uzun süredir dünya çapında yere indirilmesine neden oluyor.
Boeing kaza dolandırıcılığı iddiaları
Boeing, ABD Adalet Bakanlığı’nın (DOJ), şirketin 737 Max uçaklarının iki ölümcül kazasının ardından oluşturulan bir reform anlaşmasını ihlal ettiğini tespit etmesinin ardından cezai dolandırıcılık komplosu suçlamasını kabul etmeyi kabul etti. 2018 ve 2019’da gerçekleşen bu kazalar trajik bir şekilde 346 yolcu ve mürettebat üyesinin ölümüne yol açtı. Adalet Bakanlığı, Boeing’in ayrıca 2021’de daha önce kararlaştırılan miktarla aynı olan 243.6 milyon dolarlık bir ceza ödeyeceğini duyurdu.
Buna rağmen, mağdur aileleri anlaşmayı Boeing’in tam sorumluluktan kaçmasına izin veren bir “tatlı anlaşma” olarak nitelendirerek hoşnutsuzluklarını dile getirdiler. Boeing, suçlu bulunmayı tercih ederek, ailelerin hararetle savunduğu ceza davası manzarasından kurtuluyor. Boeing, Adalet Bakanlığı ile belirli ayrıntıların kesinleştirilmesi ve onaylanmasına tabi olacak bir çözümün şartları konusunda ön bir anlaşmaya vardığını doğruladı. Boeing: “Adalet Bakanlığı ile, belirli şartların kayda geçirilmesi ve onaylanması şartıyla, bir çözüm şartları üzerinde prensipte anlaşmaya vardığımızı teyit edebiliriz” dedi.
Boeing’in güvenlik sicili, Ekim 2018’de Lion Air ve Mart 2019’da Ethiopian Airlines tarafından işletilen 737 Max uçaklarının neredeyse aynı kazalara uğramasının ardından yoğun incelemeye alındı. Her iki olay da MCAS (Manevra Karakteristikleri Artırma Sistemi) uçuş kontrol yazılımındaki bir hatadan kaynaklanıyordu. Bu hata, uçakların kalkıştan kısa bir süre sonra hatalı bir şekilde devreye girmesine ve burun üstü dalışa geçmesine neden olarak uçaktaki herkesin ölümüne yol açmıştı. Buna karşılık, 737 Max, soruşturmalar devam ederken bir yıldan fazla bir süre boyunca küresel olarak yere indirildi. 2021’de Boeing, MCAS sistemiyle ilgili önemli bilgileri gizleyerek düzenleyicileri, özellikle Federal Havacılık İdaresi’ni (FAA) dolandırma komplosuyla suçlandı.
Boeing, kovuşturmadan kurtulmak için 243 milyon dolarlık cezai yaptırım ve mağdur fonuna 500 milyon dolar dahil olmak üzere 2.5 milyar dolar ödemeyi, ayrıca artırılmış uyumluluk önlemlerini ve üç yıllık izleme süresini kabul etti.
Startups.watch tarafından hazırlanan Türkiye Girişim Ekosistemi 2024 2. Çeyrek Raporunun sonuçları yayınlandı. 2024’ün ilk yarısında 235 yatırım turunda 587 milyon dolar yatırım yapılırken, bu rakamın 476 milyon doları ikinci çeyrekte gerçekleşti. Bu gelişme, Türkiye’nin girişim yatırımları için cazip bir destinasyon haline geldiğinin önemli bir göstergesi.
Özellikle TÜBİTAK BiGG Fonu, Türkiye’yi Avrupa’da en fazla tohum öncesi yatırım yapılan ikinci ülke konumuna taşıdı. Ancak tohum aşamasından Seri A aşamasına geçişte bir sıkıntı yaşandığı gözleniyor. Türkiye’de tohum yatırımı alan girişimlerin sadece %3,4’ü Seri A yatırımı alabilmişken, bu oran İngiltere’de %15,8 ve Almanya’da %21.
Fintech sektörü de dikkat çekici bir büyüme gösteriyor. Colendi, Dgpays, Midas ve Sipay, 15 milyon dolardan fazla yatırım alarak fintech yatırımlarının tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmasını sağladı. Yapay Zeka ise 2024’ün ilk yarısında en fazla yatırım alan dikey olarak öne çıkıyor.
Oyun sektörü gelişiyor
Oyun sektörü de Türkiye’de hızla gelişiyor. Türkiye, oyun yatırımları miktarı ve adedi açısından Avrupa’da ikinci sırada yer alıyor. Spyke Games, 2024 yılının ilk yarısında Avrupa’da en çok yatırım alan ikinci oyun girişimi olarak dikkat çekiyor.
Girişim sermayesi fonlarının (GSYF) sayısı da artmaya devam ediyor. 380 GSYF kuruluş izni almış durumda, bunların yarısından fazlası 2022’den sonra kurulmuş. 2024’ün ilk yarısının sonu itibarıyla Türkiye’de 85 aktif GSYF bulunuyor.
2024’ün ilk yarısında 235 yatırımın 12’sinde yabancı yatırımcılar yer aldı. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar için cazibesini gösteriyor.
Öte yandan, kitlesel fonlama kampanyalarının sayısında bir düşüş gözleniyor. 2019-2024/1. Yarısı arasında 346 adet GSYF ve 63 adet geleneksel fon kurulmuş, toplamda 2,3 milyar dolarlık bir fon büyüklüğüne ulaşılmış.
Türkiye girişim ekosisteminde kadın girişimciler yükseliyor
2024’ün ilk yarısında gerçekleştirilen 235 yatırımın 66’sında kadın girişimcileryer aldı. Bu oran, son 5 yılın en yüksek oranı olan %28’e ulaşmış durumda.
Türkiye girişim ekosistemi, 2024’ün ilk yarısındaki olumlu gelişmelerle geleceğe umutla bakıyor. Devlet destekleri, artan yatırımlar ve yeni girişimlerin ortaya çıkması, ekosistemin büyümeye devam edeceğinin göstergesi. Ancak, Seri A finansmanında yaşanan zorluklar ve kitlesel fonlamada gözlenen düşüş gibi bazı sorunlar da çözülmeyi bekliyor.
Suudi Arabistan Kral Faysal Uzman Hastanesi ve Araştırma Merkezi (KFSH&RC), Robotik Kalp Cerrahisi Programında önemli bir dönüm noktasına ulaşıldığını duyurdu.
Robotik kalp ameliyatı gelişiyor
Şubat 2019’da başlatılan programdan bu yana gerçekleştirilen 400 robotik kalp ameliyatında yüzde 98’lik bir sağ kalım oranına ulaşıldı. Bu kilometre taşı, hastanenin robotik kalp bakımında küresel lider konumunu sağlamlaştırıyor. Hastane, geleneksel cerrahi yöntemlere kıyasla hasta sonuçlarında önemli iyileşmeler bildiriyor.
Hastaneye göre robotik ameliyatlar kan transfüzyonlarında ve mekanik ventilasyon süresinde azalmalara yol açtı. Bu da hastaların daha hızlı iyileşmesini ve daha az komplikasyon yaşamasını sağlıyor. Ayrıca robotik prosedürlerin minimal invaziv yapısı hastanede kalış süresini %50’nin üzerinde önemli ölçüde kısaldı. Hastanede kalış sürelerindeki bu azalma, geleneksel yöntemlere kıyasla genel maliyetlerde yüzde 40’lık bir azalma anlamına geliyor. Ayrıca, hastaların günlük yaşamlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor.
KFSH&RC’nin Robotik Kalp Cerrahisi Programı inovasyonun ön saflarında yer aldı. Çok çeşitli karmaşık kalp rahatsızlıklarını ele aldı. Hastanede robotik çoklu kapak ameliyatları, aort kapak replasmanı ve diğer karmaşık prosedürler başarıyla gerçekleştiriliyor. Robotik kalp cerrahisindeki yolculuğu ilk yılında 105 prosedürle başladı. O zamandan beri program hızla gelişti ve bugüne kadar 400 başarılı ameliyatı kapsadı. Program ayrıca 18 yaş altı çocuklar, morbid obez hastalar ve tekrar ameliyat gerektiren hastalar gibi yüksek riskli hastalarda da robotik prosedürleri başarıyla gerçekleştiriyor.
İlginçtir şekilde robotik cerrahi veya cerrahide robot kullanımı dünya çapında yaygınlaşıyor. Son zamanlarda, bir Hint robotik firması ortopedik cerrahide yardımcı olacak yapay zeka destekli bir tıbbi robot olan Misso’yu piyasaya sürdü. Şirketten yapılan açıklamaya göre Misso, cerrahlara eklem protezleri için kişiselleştirilmiş ön planlama ve hassas kesim konusunda yardımcı olacak. Daha önce AiM Medical Robotics (AiM) , gerçek zamanlı yumuşak doku görüntüleme yoluyla akıllı intraoperatif cerrahi planlama ve rehberliği kolaylaştıracak MRI uyumlu bir cerrahi robotu tanıtmıştı. Robotik cerrahinin ilk maliyeti, kullanılan özel aletler nedeniyle daha yüksek olabilir; ancak komplikasyonların azalması, hastanede kalış süresinin kısalması ve yaşam kalitesinin artması gibi uzun vadeli faydalarının paha biçilemez olduğu kanıtlandı.
Tam ölçekli kendi kendini monte eden rüzgar türbini sistemi inşaatı için fon sağlandı. Bu dikkat çekici modüler rüzgar türbinleri, devasa vinçlere olan ihtiyacı ortadan kaldırarak bölüm bölüm istifleniyor ve açık deniz rüzgarı kurulum maliyetini yarı yarıya düşürmeyi vadediyor.
Kendi kendini monte eden türbin
Günümüzdeki rüzgar türbinlerinin muazzam boyutları akıl almazdır; bunlar insanlığın bugüne kadar ürettiği en büyük makineler arasındadır ve ne kadar büyürlerse, kanatlara biraz daha uzunluk ekleyerek o kadar fazla potansiyel değer elde edebilirsiniz.
Ancak tüm bu boyut önemli bir maliyete yol açıyor. Sadece malzemeler açısından değil, lojistik ve kurulum açısından da değişim oluyor. Özellikle de dahil olan vinçler açısından; normal bir pinwheel tarzı rüzgar türbininin en ağır parçası, kulenin tam tepesindeki jeneratördür. Bu kuleler artık birkaç yüz fit yüksekliğe ulaştığına göre, 20 MW üstü bir jeneratörü yukarı kaldırıp sabit tutmak için ihtiyaç duyacağınız vinç gemisini hayal edebilirsiniz.
Maliyetler astronomik seviyelere ulaşabiliyor ve bu operasyonların bir kısmı ancak en düz koşullarda yapılabiliyor, bu da günlük yüz binlerce dolara mal olan ekipmanların ortada beklemesine neden oluyor. Bu sorunu çözmek için hem karada hem de denizde bir dizi büyüleyici ‘tırmanma vinci’ tasarımı ortaya çıkmaya başladı. Bunlar harika görünüyor, ancak vincin doğrudan türbin kulesine monte edilmesi, kulenin asimetrik yükleri kaldırabilmesi için güçlendirilmesi gerektiği anlamına geliyor.
WindSpider tasarımı bunu yapmaz, çünkü kulenin etrafına bölüm bölüm kendi küçük iskelesini inşa eder ve küçük vinç ünitesini doğrudan ona monte ediyor. Bu, sistemin herhangi bir eski rüzgar türbini tasarımıyla çalışabileceği ve hemen hemen her boyuttaki türbin kulesini idare edebilecek şekilde ölçeklenebileceği anlamına gelir. Hala bir vinç gemisine ihtiyacınız var, ancak bu nispeten küçük bir gemi.
WindSpider’ın bıçak aracı iskelenin yan tarafına tutunur ve en üste tırmanırken bıçağı sabit tutar, daha sonra nacelle’e bağlıyken bıçağın pozisyonunu koruyabilir. Şirket, sadece kurulumda değil, türbinin ömrü boyunca onarım ve bakımda da büyük tasarruflar vadediyor.
2025 yazına kadar, birçok Kuzey Carolina’lının cüzdanında bir kart daha az olacak. Eyalet, sakinlere geleneksel bir sürücü belgesi taşımak yerine dijital kopya lisans seçeneği sunma planlarını duyurdu.
Dijital sürücü belgeleri geçişi
Peki, dijital kimlik tam olarak nedir ve nasıl çalışıyor? İşte bildiklerimiz. Şu anda 11 eyalette aktif dijital sürücü belgesi programları var: Arizona, Colorado, Connecticut, Georgia, Iowa, Louisiana, Maryland, Mississippi, Missouri, New York ve Utah. En az bir düzine eyalet daha dijital kimlik programları üzerinde çalışıyor veya bunu yapma planlarını duyurdu.
Dijital kimlik kullanan eyaletlerde, kimliğiniz fiziksel cüzdanınız yerine telefonunuzdaki güvenli bir uygulamada saklanıyor. Normal lisansınızla aynı bilgileri içerir. Uygulamayı tıpkı fiziksel bir lisans gibi gerektiğinde gösterirsiniz. Şimdilik, katılımcı eyaletlere kayıt gönüllüdür. Dijital kimlikler henüz fiziksel kopyaların yerini almıyor. Bazı dijital kimlikler kullanıcıların bilgilerinin yalnızca bir kısmını, örneğin bir barda doğum tarihlerini paylaşmalarına izin veriyor. Bilgiler yalnızca yerel cihazınızda saklanır ve adınızı veya adresinizi değiştirirseniz otomatik olarak güncelleniyor.
Trafikte durdurulursanız, telefonunuzu normal bir ehliyette olduğu gibi memura verirsiniz. Bazı eyaletlerde, dijital ehliyetiniz taranması gereken bir kod olarak görünür. Bazılarında ise tıpkı normal ehliyetiniz gibi görünür. TSA ülke çapında yaklaşık 30 güvenlik noktasında mobil kimlikleri kabul ediyor. 7 Mayıs 2025’e kadar dijital veya fiziksel bir Gerçek Kimlik’e ihtiyaç olacak ancak sonrasında dönüşüm tamamlanacak. ABD’li gezginlerin, iç hat uçuşlarına binmek ve belirli federal tesislere erişmek için gerçek kimlik uyumlu olması gerekir.
Apple Wallet ve Google Wallet gibi hizmetlerin popülerliğinin artması, telefonunuzun kredi kartlarınızın ve otel anahtarlarınızın, sigorta kartlarınızın, biniş kartlarınızın, tema parkı kartlarınızın, konser biletlerinizin ve daha fazlasının yerini alması anlamına geliyor. Bazı eyaletlerde, dijital kimliğinizi Apple Wallet veya Google Wallet’a bile ekleyebilirsiniz.
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Büyük veri kümelerini işlemek ve analiz etmek için gereken bilgi işlem gücünü sağlarken yapay zekâ (AI) algoritmaları, verilerden anlamlı içgörüler çıkarmak için zekâ sunuyor. HPC ve AI temelde birbirlerinden farklı olsalar da birlikte çalışma şekilleri, kuruluşların karmaşık sorunların üstesinden gelmelerini, veri odaklı kararlar almalarını ve gelişmiş AI uygulamaları geliştirmelerini sağladığından bilgi işlemin geleceği için kritik önem taşıyor. Ancak bunu gerçekleştirmek için HPC ciddi miktarda enerji tüketebiliyor ve bu da birçok işletme tarafından kullanılmasının önünde bir başka engel oluşturuyor. Yoğunlaşan iklim endişeleri ve artan enerji maliyetleri karşısında HPC endüstrisini oluşturan teknoloji sağlayıcıları, müşterilerinin sürdürülebilirlik taahhütleriyle uyumlu hâle gelmek için odaklarına fiyat ve performansın yanı sıra enerji verimliliğini de alıyorlar.
2023’te yayımladığımız bir rapor, ankete katılan HPC veri merkezlerinin yüzde 58’inin enerji maliyetlerinin iş operasyonları üzerindeki etkisinin farkında olduğunu ortaya koydu; bu da işletmeler için olduğu kadar çevre için de performanstan ödün vermeden enerji tüketimini optimize etmenin önemini gösteriyor.
Ancak bu durum “ya birini ya diğerini” seçmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Çünkü HPC sektörü bu zorluğun üstesinden geliyor; yazılımları optimize ederek daha iyi enerji verimliliği sağlıyor ve HPC’nin döngüsel ekonomiye katkıda bulunmasına önayak oluyor.
HPC için hâlihazırda tabloyu değiştiren enerji verimli çözümler
Enerji kullanımı açısından karşılaşılan temel zorluklardan biri, HPC’ye güç sağlayan sunucuları soğutmak. Burası, daha ekonomik kullanım sağlayan yenilikler için sektörün hedeflediği bir alan. Daha yüksek verimlilik sağlamak genellikle herkese uyan tek bir çözüm değil; bu da işletmelerin, enerji kullanım modellerini öne çıkaran ve onların ihtiyaçlarına uygun kişiselleştirilmiş bir enerji verimliliği planı oluşturmalarını sağlayacak analitik özelliklere sahip teknoloji sağlayıcıları ile iş birliği yapmaları gerektiği anlamına geliyor.
Doğru soğutma çözümünü bulmak da önemli. Bu cihazlar tarafından üretilen ısıyı azaltmak için yeni soğutma çözümleri araştırılıyor ve sıvı soğutma, ısıyı geleneksel hava soğutma sistemlerinden daha yüksek verimlilikle dağıtabilme yeteneği sayesinde ilgi görüyor. Allied Market Research tarafından hazırlanan bir rapora göre, küresel sıvı soğutma pazarının 2027 yılına kadar 6,15 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Yazılım alanındaki gelişmeler, HPC’nin daha sürdürülebilir hâle getirilmesinde önemli bir rol oynuyor. Akıllı iş yükü yönetimi ve optimizasyon algoritmaları, bilgi işlem görevlerini etkili bir şekilde dağıtmak, enerji tüketimini azaltmak ve donanımın ömrünü uzatmak için kullanılıyor.
Altyapının konsolide edilmesini ve optimum performans için ayarlanmasını sağlamak da sürdürülebilirlik girişimlerini hızlandırmada kilit öneme sahip, bunu zaten müşterilerimizle birlikte deneyimliyoruz. Bu, Dell Technologies’in müşterilerinden biri olan ve performansı ve sürdürülebilirliği artırmak için altyapılarını optimize etmek isteyen Durham Üniversitesi ile üzerinde çalışılan bir konuydu. Elde edilen sonuçlarsa, veri yedeklemelerinde 18 kat daha hız, yüzde 72 daha az enerji tüketimi ve yılda 60 ton CO2 azaltımını ortaya koydu.
Yenilenebilir enerji kaynaklarını veri merkezlerine entegre etmek hoş bir uygulama olmanın ötesinde, daha yeşil bir geleceğe ulaşmak için acil bir gereklilik. Örneğin Avrupa Çevre Ajansı, HPC’deki sürdürülebilirliğin, Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefinde kritik bir rol oynadığını resmen kabul etti. Yani bilgi işlem güç merkezleri, Güneş, rüzgâr ve hidroelektrik enerjisini kullanarak kendi enerji taleplerini dengeleyebilirler.
Elektronik atığın döngüsel ekonomi için bir hızlandırıcıya dönüştürülmesi
HPC sistemleri genellikle uzun ömürlü olsa da yükseltmeler ve sistem iyileştirmeleri potansiyel elektronik atıklara (e-atık) yol açabiliyor. Her yıl 53,6 milyon ton elektronik cihaz e-atık hâline geldiğinden bunu sorumlu, güvenli ve emniyetli bir şekilde ele almamız çok önemli. Bu, dünya üzerindeki her birey için yılda yaklaşık 7,5 kg’ye tekabül ediyor ve sadece yüzde 17,4’ü, geri dönüştürülmek suretiyle evsel atık hâline geliyor. Bu e-atıkları sorumlu bir şekilde yönetmekse, sektörün karbon ayak izini azaltmak için kritik öneme sahip.
Geri dönüşüm ve yenileme projeleri, şirketlerin eski donanımları yeniden kullanma, geri dönüştürme ve değerli malzemeleri ayırıp çıkarma yollarını keşfetmeleriyle birlikte ilgi görüyor. 2007 yılından bu yana 1 milyon tondan fazla kullanılmış elektroniği geri kazanan kurtarma ve geri dönüşüm hizmetlerimiz, yeni ürünlerde için yeniden kullanılabilecek veya geri dönüştürülebilecek değerli bir malzeme akışı sağlayarak e-atık azaltımını destekliyor. Sorumlu e-atık yönetimine olan bu bağlılığımız, teknoloji kullanımında/tüketiminde daha döngüsel bir yaklaşım oluşturmaya yönelik küresel çalışmalarla da uyum içinde.
Sürdürülebilir yapay zekâ, sürdürülebilir HPC’yi gerçekleştirmede kilit bir faktör
HPC için sürdürülebilir çözümlerin, donanım ve altyapının ötesine geçerek bunlara güç veren algoritmaları da kapsaması gerekiyor. Makine öğrenimi (ML) ve yapay zekâ algoritmaları genellikle kapsamlı bilgi işlem kaynakları gerektirdiğinden araştırmacılar, yapay zekâ modellerinin doğruluğundan ödün vermeden bilgi işlem gereksinimlerini azaltmak için model sıkıştırma gibi teknikleri keşfetmeye yöneliyorlar.
Genel çevresel sürdürülebilirlik için yapay zekâ kullanımını teşvik eden girişimler de artıyor. Enerji şebekelerinin optimize edilmesinden doğal kaynakların izlenmesine ve yönetilmesine kadar, yapay zekâ destekli uygulamalar acil çevresel sorunları ele almak için kullanılıyor.
Küresel çevresel endişelerin, artan enerji maliyetlerinin, yasal zorunlulukların ve teknolojik ilerlemelerin bir araya gelmesi, HPC sektörünü ve önceliklerini yeniden şekillendiriyor. HPC’de sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği sağlamak, sadece sektörü dönüştürmekle kalmıyor, aynı zamanda hem bölgede hem Türkiye’de bilgi işlem için daha dayanıklı ve esnek bir geleceğin temelini atıyor. Atılan bu temelle de önümüzdeki on yıllar boyunca bölgede ve ülkemizde yeniliklerin teşvik edileceğini öngörüyoruz.
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Dell Technologies Türkiye’de iş strateji ve yönlendirmeden sorumlu olan Işıl Hasdemir, Temmuz 2020’de görevine başladı. Hasdemir; Türkiye’de satış, servis ve destek fonksiyonlarını birbirinden ayıran ve şirketin, kuruluşların dijital dönüşüm gündemlerini hızlandırmalarına yardımcı olma misyonunu başarıyla yürüten bir ekibe liderlik ediyor. Hasdemir’in liderliğindeki Dell Technologies, Türkiye’nin ICT sektöründeki güçlü konumunu korumaya devam ediyor. Türkiye’nin öne çıkan teknoloji liderlerinden biri olan Hasdemir, aynı zamanda Dell Technologies bünyesinde “teknolojiyi dünyanın daha iyi bir yer haline getirilmesi adına kullanma” misyonuyla çeşitli projelere imza atıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği lisans derecesine sahip olan Hasdemir, Dell Technologies’e katılmadan önce 2005’te Cisco Ülke Lideri ve ardından 2009’da Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmış ve kariyerinin öncesinde ise NCR Türkiye’de çeşitli liderlik görevlerinde bulunmuştur.
Enerjisa ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında Yenilenebilir Enerji Sertifikası Tedarik Belgesi alan Karsan, böylece üretimde kullandığı elektrik enerjisinin yüzde 100’ünü yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamış olacak. Markanın çevreye duyarlı üretim vizyonunu ve karbon ayak izini azaltma kararlılığını bir kez daha gözler önüne seren bu dönüşümle ilgili Karsan CEO’su Okan Baş şunları söyledi: “Yenilenebilir kaynaklara yönelmek hepimizin önceliği olmalı. Biz de bu bilinçle, 2030 yılına kadar karbon nötr fabrika hedefimize ulaşma yolunda büyük bir adım attık. Üretimde kullandığımız elektriğin tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından temin ederek, üretirken harcadığımız elektrik kaynaklı karbon emisyonlarımızı sıfırlıyoruz.” Bugün itibarıyla 23 ülkede 1100’den fazla elektrikli aracıyla ulaşım hizmeti veren Karsan, yenilenebilir enerjiye geçişle birlikte üretim tesislerinde de hedeflediği sürdürülebilir gelecek için önemli bir adım atmış oldu.
Dünyada toplu ulaşımın elektrikli ve otonom araçlara dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, ürettiği elektrikli ve hidrojen yakıtlı modelleriyle sektörün karbon ayak izini küçültmede öncü rolünü sürdürüyor. Bu kapsamda Karsan, sınıfının en iyi modelleriyle gerçekleştirdiği değişim hareketini bir adım daha ileriye taşıyor. Sürdürülebilirlik çalışmaları doğrultusunda Nisan 2024’ten bu yana Bursa’daki fabrikasında 3 farklı lokasyonda yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlayan şirket, 2030 Karbon Nötr fabrika hedeflerine doğru hızla ilerliyor.
Karsan, Enerjisa ile İşimin Enerjisi kapsamında gerçekleştirdiği iş birliği sayesinde Yenilenebilir Enerji Sertifikası Tedarik Belgesi alarak önemli bir adım attı. Bu iş birliği ile Karsan, üretimde kullandığı elektriğin %100’ünü yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayacak ve böylece üretirken tükettiği elektrikten kaynaklanan karbon emisyonlarını sıfırlayacak. Elektrikli araçlarıyla karbon ayak izini azaltmayı hedefleyen Karsan, bugün itibarıyla 23 ülkede 1100’den fazla elektrikli aracıyla ulaşım hizmeti veriyor. Yüzde 100 elektrikli Karsan e-JEST ve e-ATAK, Avrupa’da kendi segmentlerinin son 4 yılda aralıksız olarak en fazla tercih edilen modelleri konumunda. Yüksek teknolojili ve çevreci modelleriyle sürdürülebilirliğe katkı sağlayan Karsan, yenilenebilir enerjiye geçişle birlikte üretim tesislerinde de hedeflediği sürdürülebilir gelecek için bir adım daha atmış oldu. “Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” vizyonuyla hareket eden şirket, böylece çevresel sorumluluklarını yerine getirmenin yanı sıra tüketici bilincini artırma, pazarda yenilenebilir enerji projelerine yatırım yapılmasını ve fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltma gibi önemli misyonları da üstleniyor.
Elektriğin tamamen yenilenebilir kaynaklardan sağlandığını garanti ediyor
Karsan, yenilenebilir enerjiye geçişiyle sürdürülebilirlik hedeflerine önemli bir katkı sağlıyor. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal enerji gibi sürekli olarak yenilenebilir ve doğaya zarar vermeyen kaynaklardan elde edilen yeşil enerji, çevresel kirliliği büyük ölçüde azaltıyor. Enerjisa ile İşimin Enerjisi kapsamında yaptığı iş birliği sayesinde Yenilenebilir Enerji Sertifikası Tedarik Belgesi ile üretimde kullanılan elektriğin tamamen yenilenebilir kaynaklardan sağlandığını garanti eden Karsan, bu adımla çevre dostu enerji kullanımını desteklerken, enerji güvenliğini de artırıyor. Karsan CEO’su Okan Baş, bu önemli dönüşümü şu sözlerle değerlendirdi: “Yenilenebilir enerjiye geçişimiz, çevresel sorumluluklarımızı yerine getirme ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme kararlılığımızı gösteriyor. Yeşil enerji sertifikaları ile enerji kullanımımızın çevreye olan etkisini minimuma indiriyoruz.”
Yeşil enerjiye yaptığı yatırımlarla çevresel sorumluluklarını yerine getiren Karsan, geleceğe temiz ve sürdürülebilir enerji çözümleriyle yatırım yapmaya devam ediyor. Bu stratejik adım, Karsan’ın yenilikçi ve çevreye duyarlı üretim anlayışını pekiştirirken, sektördeki liderliğini de güçlendiriyor.
Stellantis, dünyanın en yenilikçi araştırma kurumlarından biri olan CEA ile, elektrikli araçlar için yeni nesil batarya hücrelerinin kendi bünyesinde tasarımını hedefleyen 5 yıllık yeni bir iş birliği duyurdu. Stellantis’in mühendislik alanındaki uzmanlığını ve öncü ruhunu CEA’nın teknolojik yenilik konusundaki uzmanlığıyla birleştiren bu iş birliğiyle devreye alınan gelişmiş batarya hücresi programı, daha yüksek performans, daha uzun ömür ve daha düşük karbon ayak izi hedefliyor. Araştırma projesi; yenilikçi kimyalara, yaşam döngüsü değerlendirmesine ve batarya hücresi tasarımına odaklanıyor. Uygun maliyetli yeni nesil hücreler, Stellantis Dare Forward 2030 stratejik planının hedeflerinde önemli bir rol oynuyor. CEA için ise yaşam döngüsü boyunca kaynakları optimum şekilde kullanan gelişmiş hücreler, sürdürülebilir bir enerji geçişi stratejisinin bir parçası.
Dünyanın en büyük mobilite şirketlerinden Stellantis, bir yandan Dare Forward 2030 hedefleri kapsamında çalışmalarını hızlandırırken diğer taraftan da yeni nesil teknolojilere yatırım yapmaya devam ediyor. Bu kapsamda Stellantis, dünyanın en yenilikçi araştırma kurumlarından biri olan CEA ile, elektrikli araçlar için yeni nesil batarya hücrelerinin kendi bünyesinde tasarımını hedefleyen 5 yıllık yeni bir iş birliği duyurdu.
Bu ortak araştırma programı, rekabetçi maliyetlerle daha yüksek performans, daha uzun kullanım ömrü ve daha düşük karbon ayak izi hedefiyle gelişmiş teknolojiye sahip batarya hücrelerinin tasarımını kapsıyor. Bu da şirkete, gelecekte daha uygun fiyatlı ve sürdürülebilir elektrikli araçlar sağlayacak. Konu hakkında değerlendirme yapan Stellantis Baş Mühendislik ve Teknoloji Sorumlusu Ned Curic, “Batarya teknolojisinin değişimin eşiğinde olduğunu biliyoruz. Tam olarak nasıl değişeceğini bilmesek de, bu dönüşümün ön saflarında yer almak istiyoruz. Şirket içinde birden fazla yol deneyerek ve farklı teknolojileri keşfederek 24 saat çalışıyoruz. Aynı zamanda teknoloji girişimleri, laboratuvarlar, üniversiteler ve CEA gibi dünyanın en prestijli araştırma kurumlarıyla da yakın iş birliği içindeyiz. Bu iş birliğinin yenilikçi batarya hücresi teknolojisini hızlandıracağına ve müşterilerimize temiz, güvenli, uygun fiyatlı mobilite sunma misyonumuzu destekleyeceğine inanıyoruz” dedi.
Hedef sınıfının en iyi hücre teknolojilerini geliştirmek!
Enerji Bölümü sayesinde karbondan arındırma için gelişmiş yenilikler sağlayan CEA, bir Araştırma ve Teknoloji Organizasyonu (RTO) olarak ortaklarına pazarda farklılaşma ve rekabet avantajı sunuyor. Yenilikçi çözümler ve teknolojik atılım yoluyla endüstriyi destekliyor. CEA’nın, CEA/Stellantis küresel ortaklığı kapsamında, batarya hücreleri konusunda iddialı, çok yıllık bir Ar-Ge programıyla Stellantis’i desteklemekten gurur duyduğunu söyleyen CEA Enerji Bölümü Başkanı Philippe Stohr, “Bu heyecan verici proje kapsamında CEA, li-ion bataryalar alanındaki 25 yılı aşkın uzmanlığıyla, elektrikli mobilite alanındaki rekabetçi ortamda otomotiv sektörünün önde gelen aktörlerinden biri olan Stellantis’i destekliyor. Zorluğumuz, tasarım ile üretimi hızlandırmak ve uzmanlığımızı, becerilerimizi, vizyonumuzu paylaşarak sınıfının en iyi hücre teknolojilerini geliştirmek” diye konuştu.
Dare Forward 2030 stratejisi için yeni adım!
Stellantis ve ortak girişim Gigafactory, ortak batarya hücresi programıyla sınıfının en iyi teknolojisine sahip daha uygun fiyatlı, yeni nesil elektrikli araç bataryaları sağlamayı hedefliyor. Batarya hücresi tasarım programı, CEA ile 20 yıllık dinamik bir iş birliği ile güçleniyor. Ortak araştırma; yenilikçi kimyalar ve karbon ayak izi araştırması, batarya modellemesi, yakıt hücresi geliştirme, yaşam döngüsü değerlendirmesi ve bağlantı hizmetler gibi alanlara odaklanıyor. Bu iş birliği, Stellantis’in Dare Forward 2030 stratejik plan hedeflerine ulaşması için önemli bir adımı temsil ediyor. Stellantis, 2038 yılına kadar, tüm kapsamlar dahil olmak üzere, kalan emisyonların tek haneli yüzdesel telafisi ile net sıfır karbonlu bir şirket olma yolunda ilerliyor.
Teknopark İstanbul bünyesinde yer alan Türkiye’nin ilk ve en büyük, dünyanın ise sayılı kuluçka merkezi Cube Incubation’da, sürdürülebilir verimli bir gelecek için ileri teknoloji yenilikçi çözümler sunan Curiosity Technology, uluslararası arenada üst üste başarılı projelere imza atıyor. 2023 yılında bireysel kullanıcılar için geliştirdiği “ZekAI” ürünüyle geniş kitlelere adını duyuran şirket, sektörden aldığı geri bildirimlerle 2024 yılı ocak ayında, kapalı ortamlarda çalışan ve Curiosity’nin özgün yapay zeka modellerini de barındıran SezAI ürününün patent ve telif haklarını alarak piyasaya sürdü.
Teknopark İstanbul’daki çalışmaları hakkında bilgi veren Curiosity Technology Kurucusu Can Göymen, “Yeni nesil bir şirket olarak sürdürülebilirliğe katkısı olan ürünler geliştirmeyi, verimliliği en üst düzeye çıkarmayı misyon edindik. Temel faaliyet alanlarımızı, yapay zeka tabanlı ürün ve hizmetler, büyük veri analitiği, üretken yapay zeka ve mobil çözümler oluşturuyor. 2022 yılında kurduğumuz Curiosity Technology, kısa sürede sektörde önemli bir yer edinmeyi başardı. Kuruluş aşamasında organik olarak büyüyen girişimimiz Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi kabulü sonrasında stabil olarak büyümeye ve mobil çözümleri hızla hayata geçirmeye başladı. Teknopark İstanbul; Ar-Ge desteği, mentorluk hizmetleri ve B2B görüşme fırsatları ile projelerimizi hayata geçirme konusunda yolumuza ışık tutmaya devam ediyor. Teknopark İstanbul ekosisteminde yer almak, şirketimizin geliştirmelerini daha hızlı hayata geçirmesine ve daha geniş kitlelere tanıtmamızda büyük kolaylıklar sağladı.” dedi.
Savunma sanayii başta olmak üzere Türkiye’nin önde gelen birçok firmasına SezAI kurulumlarını yaptıklarından söz eden Curiosity Technology Kurucusu Can Göymen, “Dikeyde gelişimimiz sürüyor ve şirketlerin yapay zeka dönüşümünü üstleniyoruz. B2B çözümümüz SezAI, ileri yapay zeka teknolojilerini fırsata çevirmek isteyen ve baş döndürücü hızda değişen bu teknolojilere hızlı adaptasyon sağlamak isteyenlerin ilgisini çekiyor. Hedefimiz global pazarda daha geniş bir yer edinmek ve ürün portföyümüzü genişletmek. Yapay zeka ve sürdürülebilirlik alanında yeni projeler geliştirerek, sektördeki öncü konumumuzu pekiştirmeyi amaçlıyoruz. Ayrıca kadınların vazgeçemeyecekleri kişisel asistanı olmaya aday Gloria adlı ürünümüz, heyecanla tamamlamaya çalıştığımız projelerimiz arasında yer alıyor.” şeklinde konuştu.
“Başarı kazanan şirketlerimizle gurur duyuyoruz”
Cube Incubation’da gelişerek ürünleriyle dünyada ses getiren şirketlerin kendilerini gururlandırdığının ve bu şirketlerin diğer girişimcilere örnek olduklarının altını çizen Teknopark İstanbul Genel Müdürü M. Fatih Özsoy, “Curiosity Technology, 2 yıl gibi çok kısa sürede çalışma alanında önemli başarılara imza atmış, ülkemize katma değer sunan bir şirket olarak geliştirmelerini sürdürüyor. Girişimler için büyüme yolunda hem yeni müşterilere erişme hem de yatırım almanın en kolay adımını kuluçka merkezleri sağlıyor. Teknopark İstanbul olarak bugün 204’ü kuluçka firması olmak üzere toplam 556 firmaya ev sahipliği yapıyor, şirketlerimizin daha donanımlı olmaları için çeşitli destekler sunuyoruz. Teknopark İstanbul’un kuruluşundaki ana gayenin ne kadar doğru ve isabetli olduğunu bir kez daha yaşattıkları için Curiosity Technology ekibine teşekkür ederiz. Başarılarının devamını diliyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Özellikle Çin’in doğusundaki Jiangsu eyaletindeki yetkililer, Tesla Model Y’yi hükümetin satın alma listesine dahil etti; bu durum devlet yayın organı The Paper’da da yer aldı.
Listedeki tek yabancı sermayeli elektrikli araç şirketi olan Tesla’nın dahil edilmesi, şirketin Çin hükümetini kazanma çabalarının karşılığını aldığının bir işareti. Tesla, Şanghay’da bir Gigafactory işletiyor ve Çinli müşterilerinden gelen otonom sürüş verilerinin tamamen Çin’de saklandığını ve işlendiğini söylüyor.
Çin ve ABD arasındaki daha geniş çaplı gerginliklerin ortasında, Tesla CEO’su Elon Musk, Çin pazarına olan bağlılığıyla (ki sonuçta dünyanın en büyük EV pazarı) Amerikan yöneticiler arasında öne çıkıyor.
Şirket, ülkede en yeni otonom sürüş özelliklerini piyasaya sürmek için Çinli düzenleyicilerle bir anlaşmaya vardıktan sonra bu yılın başlarında farklı bir engeli aştı. Ayrıca, Çinli şirketin yüksek çözünürlüklü haritalarına erişmek için Baidu ile ortaklık kuruyor.
Tesla’nın iyi haberi, şirketin BYD gibi Çinli EV şirketlerinden özellikle fiyat konusunda yoğun rekabetle karşı karşıya kalmasıyla geldi. Çin Binek Araç Derneği’ne göre, Şanghay fabrikasından Haziran ayında yapılan sevkiyatlar bir önceki yıla göre %24,2 düştü.
Çin, Tesla için neden böyle bir adım attı?
Dünyanın en büyük EV pazarı olan Çin, uzun bir süredir dış pazarda kendi ürünlerine uygulanan kısıtlamalardan şikayetçi. Birçok ülke Çin ile yaşadıkları ekonomik gerilimleri Çinli EV’lere getirdiği ek vergilerle neticelendiriyor.
Kendi iç dinamiğinde de sıkı bir ekonomi politikasına sahip olan Çin, getirilerini göz önünde bulundurarak dünya ile barışmak için böyle bir karar almış olabilir.
Tesla, Texas Gigafactory’sini son teknoloji bir yapay zeka süper bilgisayar kümesine ev sahipliği yapacak şekilde genişletiyor. Tamamlanmaya yaklaşan genişleme projesi, Tesla’nın tescilli AI donanımının yanı sıra 50.000 Nvidia GPU’yu da içerecek ve Tesla’nın Tam Otonom Sürüşünü ilerletmesi bekleniyor.
Süper bilgisayar Nvidia GPU ile hayata geçiyor
Tesla CEO’su Elon Musk, Gigafactory süper bilgisayarının ilk etapta 130 megawatt elektrik çekeceğini ve potansiyel olarak 500 megawatt’a kadar çıkabileceğini tahmin ediyor. Şaşırtıcı bir şekilde, bu Musk’ın süper bilgisayarlara yaptığı tek girişim değil. Bu projeye paralel olarak, milyarderin yapay zeka girişimi xAI için milyarlarca dolarlık başka bir süper bilgisayar kümesi daha var.
Dünyanın en büyük GPU destekli yapay zeka kümelerinden biri olma yolunda ilerleyen bu yeni süper bilgisayar, ilk etapta 100.000 adet Nvidia H100 GPU sipariş ederek, X’in premium abonelerine sunulan yapay zeka sohbet robotu GrokAI’nin bir sonraki sürümüne güç verecek.
Dell ve Supermicro (SMC), Dell başkanı ve CEO’su Michael Dell’in Twitter’da doğruladığı üzere xAI süper bilgisayarı için sunucuları sağlayacak. Ayrıca, sistemin önümüzdeki yaza kadar 300.000 Nvidia B200 GPU’ya yükseltilmesi planlanıyor. Her iki süper bilgisayar projesi de San Jose merkezli Super Micro Computer Inc. (Supermicro) tarafından sağlanan çözümlerle soğutulacak. Şirketin kurucusu ve CEO’su Charles Liang, Musk’ın sıvı soğutma teknolojisini her iki süper bilgisayar kümesine de dahil etme kararını överek X’e yöneldi.
Sıvı soğutma, veri merkezlerinin kaldıraç olarak kullandığı geleneksel soğutma yöntemlerine kıyasla önemli avantajlar sunuyor. Supermicro, doğrudan soğutma çözümleriyle elektrik maliyetlerinde %89’a kadar azalma olduğunu iddia ediyor. Liang, veri merkezlerinde doğrudan sıvı soğutmanın benimsenmesini bir yıl içinde yüzde 1’den azdan yüzde 30’un üzerine çıkarmayı hedefliyor. Musk’ın bu teknolojiyi uygulayan kümeleri, daha geniş bir endüstri benimsemesi için bir katalizör görevi görebilir. Musk, sıvı soğutma sistemini soğutacak olan devasa yapım aşamasındaki fanların görüntülerini paylaşırken, “Hayranlarımız olmadan biz hiçbir şeyiz” ifadelerini kullandı.
Hem Tesla hem de xAI süper bilgisayar projeleri, ikinci kümenin öncelik kazandığını öne süren raporlar arasında devam ediyor. Musk’ın, başlangıçta Tesla’ya yönelik olan binlerce Nvidia GPU’sunu bunun yerine xAI’ye yönlendirdiği bildiriliyor. Bu karar Tesla süper bilgisayarının yapımında gecikmelere neden olsa da, aksaklıkların boyutu henüz netleştirilmedi.
X’in (eski adıyla Twitter) sahibi Elon Musk, kişisel verileri ele alması nedeniyle WhatsApp’a bir kez daha saldırdı. Cumartesi günü Musk, X’te bir kullanıcının “WhatsApp mesajları uçtan uca şifreleniyorsa, neden durup dururken bir çanta reklamı görüyorum?” sorusuna kısa ama net bir cevap verdi: “Çünkü bu bir casus yazılım.”
Musk, Mayıs ayında Mark Zuckerberg’in Meta holdingine ait olan WhatsApp ile çevrimiçi bir tartışmaya girmişti. O dönemde X’te yayınlanan ve “WhatsApp’ın kullanıcı verilerini her gece dışa aktardığını, bunların analiz edildiğini ve hedefli reklamcılık için kullanıldığını, kullanıcıları müşteri değil ürün haline getirdiğini” iddia eden başka bir gönderiye yanıt vermişti.
“WhatsApp kullanıcı verilerinizi her gece dışa aktarıyor. Bazı insanlar hala bunun güvenli olduğunu düşünüyor” diyen Tesla ve SpaceX CEO’su, WhatsApp ile Meta’nın diğer platformu Facebook arasındaki veri paylaşımına ilişkin uzun süredir devam eden endişelere atıfta bulundu.
Bu paylaşım, platformunun davranışını savunmaya çalışan WhatsApp’ın başkanı Will Cathcart tarafından fark edildi. Cathcart yine X platformu üzerinden verdiği yanıtta “Birçok kişi bunu zaten söyledi, ancak tekrarlamakta fayda var: bu doğru değil. Güvenliği ciddiye alıyoruz ve bu yüzden mesajlarınızı uçtan uca şifreliyoruz. Bu mesajlar her gece bize gönderilmiyor ya da dışa aktarılmıyor,” demişti.
Musk ve Zuckerberg kafes dövüşünün eşiğinden dönmüştü
Tartışmaya katılan güvenlik araştırmacısı Tommy Mysk, WhatsApp’taki mesajların uçtan uca şifrelenmiş olabileceğini ancak “kullanıcı verilerinin yalnızca mesajlardan ibaret olmadığını” açıkladı. Mysk “Kullanıcı konumu, kullanıcının hangi kişilerle iletişim kurduğu, kullanıcının ne zaman çevrimiçi olduğu vb. gibi meta veriler söz konusu. Gizlilik politikanıza göre bu meta veriler gerçekten de Meta hizmetleri genelinde hedefli reklamlar için kullanılıyor” diyor. Daha önce TikTok, Facebook ve Apple’ın ürünlerindeki veri açıklarını ortaya çıkaran Mysk, “Yani Elon Musk haklı” diye yazdı.
2022 yılında, henüz Twitter’ı satın alma sürecindeyken Musk, Meta’nın Facebook, Instagram ve WhatsApp’a sahip olması nedeniyle Zuckerberg’in sosyal medya üzerinde çok fazla kontrolü olduğunu savunmuştu. 2023 yılındaysa, iki teknoloji milyarderi birbirlerine karşı bir kafes maçı düzenlemenin eşiğindeydi, ancak maç hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Yeni bir araştırma, ChatGPT tarafından üretilen komediyi, profesyonel yazarlar da dahil olmak üzere insanlar tarafından yazılan komedilerden daha komik veya onlar kadar komik bulduğumuzu buldu. Bulgular, yapay zekanın eğlence sektörü için gülünecek bir konu olmadığını gösteriyor.
ChatGPT mizah yapmada başarılı
Komedi yazmak diğer kategorilere kıyasla her zaman daha zor. Çünkü mizah genellikle özneldir, bu yüzden sizin komik bulduğunuz şeyi başkaları komik bulmayabilir. Komedi yazarlarının kritik bileşenleri dahil etmeyi hatırlamaları gerekir: zamanlama, sunum, özgünlük ve klişelerden kaçınma. Sürekli olarak komik ve komik olmayan arasındaki çizgide yürürler. Peki AI, özellikle OpenAI’nin ChatGPT 3.5’i bir komedi yazarı olarak nasıl bir performans sergiler? Hatta komik olabilir mi? AI ve insanlar karşılaştırılsa, hangisi daha komik olurdu? Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden (USC) araştırmacılar cevapları buldu.
USC Dornlife Edebiyat, Sanat ve Bilim Fakültesi’nde sosyal psikoloji alanında doktora adayı, amatör stand-up komedyeni ve çalışmanın başyazarı ve sorumlu yazarı Drew Gorenz, “ChatGPT duyguları hissedemese de, ortalama bir insandan daha iyi yeni şakalar anlatıyor. Bu çalışmalar, iyi bir şakayı takdir ettiğinizde duygu hissetmenize gerek olmadığını, gerçekten iyi bir şakayı kendiniz anlatabileceğinizi kanıtlıyor.” dedi.
Bazı önceki araştırmalar ChatGPT’nin mizah yazıları üretip üretemeyeceğini incelemişti. Ancak bunu yapay zekanın çıktısını kapsamlı bir şekilde değerlendirerek ve bunu insan komedi yazılarıyla karşılaştırarak yapmamıştı. Bu yüzden Gorenz ve Psikoloji ve Pazarlama Dekanı Norbert Schwarz, iki çalışma yürüterek tam da bunu yapmaya koyuldular. İlk çalışmada, bir grup ABD’li yetişkinden üç farklı komedi yazma görevi tamamlamaları istendi. Kısaltma görevinde, ‘STD’, ‘CLAP’ ve ‘COW’ kısaltmaları için yeni, mizahi bir ifade üretmeleri istendi.
Ayrı bir yetişkin grubu, yanıtların komikliğini sıfırdan (hiç komik değil) altıya (çok komik) kadar yedi puanlık bir ölçekte derecelendirdi. ChatGPT’nin yanıtları, katılımcıların yüzde 69,5’inin bunları tercih etmesiyle insan yanıtlarından daha komik olarak derecelendirildi. Yüzde 26,5’i insan yanıtlarını tercih etti ve yüzde 4’ü ikisinin de eşit derecede komik olduğunu düşündü.
Araştırmacılar, “Genel olarak, ChatGPT 3.5 mizah görevine bağlı olarak insan katılımcıların yüzde 63 ila yüzde 87’sinin üzerinde performans gösterdi. ChatGPT 3.5, özellikle kızartma şakası görevinde güçlü bir performans gösterdi. Bu sonucu, görevin agresif doğası göz önüne alındığında özellikle ilginç bulduk. ChatGPT’nin saldırgan veya nefret dolu olarak kabul edilebilecek hiçbir konuşma üretmeyecek şekilde tasarlandığı göz önüne alındığında, bunun tam tersi bir tahmin yapılabilirdi” dedi.
Bugün yayınlanan yeni bir rapor, Apple Watch Series 10 serisinin daha büyük ekranlara, daha ince bir tasarıma ve daha hızlı performansa sahip olacağının ayrıntılarını veriyor. Ancak Apple, yeni sağlık özellikleriyle ilgili planlarında bazı aksaklıklarla karşılaştı.
Bloomberg’den Mark Gurman, Power On bülteninin son sayısında, kod adı N217 ve N218 olan her iki Apple Watch Series 10 modelinin de bu yıl daha büyük ekranlara sahip olacağını bildiriyor. Aslında Gurman, iki modelden daha büyük olanının “Apple Watch Ultra’da bulunanla hemen hemen aynı büyüklükte” bir ekrana sahip olacağını söylüyor.
Bu, geçen hafta ortaya çıkan ve Apple Watch Series 10’un daha büyük versiyonunun, Apple Watch Ultra’nın 1,93 inçlik ekranından biraz daha büyük olan 2 inçlik bir ekrana sahip olacağını gösteren sızdırılmış şemalarla örtüşüyor. Gurman ayrıca Apple Watch Series 10’un daha ince olacağını ancak “tasarımın kendisinin çok farklı görünmesinin pek olası olmadığını” söylüyor.
Apple Watch Series 10 ve Apple Watch Ultra 3 bu yıl daha güçlü bir işlemciye kavuşacak. Gurman, bunun “ileride bazı AI geliştirmeleri için zemin hazırlayabileceğini” söylerken Apple’ın şu anda Apple Intelligence özelliklerinin tamamını Apple Watch’a getirme konusunda “hiçbir planı” olmadığını söylüyor.
Yeni sağlık özelliklerine gelince, önceki raporlar Apple Watch Series 10’un kan basıncı izleme ve uyku apnesi özellikleri ekleyeceğini öne sürmüştü. Bloomberg, bugünkü raporda Apple’ın geçen yıl bu özelliklerde ilerleme kaydettiğini ancak o zamandan beri “bazı ciddi aksaklıklarla karşılaştığını” söylüyor.
Rapor, hipertansiyon teknolojisi “testler sırasında umulduğu kadar güvenilir değildi” diyor. Güvenilirlik sorunları “Apple’ı bu yılın ötesine ertelemeye zorlayabilir.” Kullanıma sunulduğunda, özellik kullanıcılara kesin sistolik ve diyastolik ölçümlerini göstermeyecek. Bunun yerine, vücut sıcaklığı özelliğinde olduğu gibi, zaman içindeki kan basıncı trendlerini gösterecek.
Apple Watch’un söylentilere göre uyku apnesi algılama özelliği kan oksijen doygunluğu verilerine bağlıdır. Şu anda, Apple tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde satılan Apple Watch modelleri, ITC ithalat yasağı nedeniyle kan oksijen izlemesi sunmuyor.
Bloomberg daha önce Apple’ın cihazın 10. yıl dönümünü anmak için bir “Apple Watch X” yenilemesi başlatma planlarını bildirmişti. Bu, yeniden tasarımı Apple Watch’un “şimdiye kadarki en büyük yenilemesi” olarak tanımladı.
Gurman, bugünkü raporunda bu yılki yeni Apple Watch’un yıldönümü markasını alıp almayacağının veya 2025 için daha büyük bir lansmanın planlanıp planlanmayacağının henüz belli olmadığını söylüyor.
Apple Watch Series 10 ve Apple Watch Ultra 3’ün iPhone 16 ile birlikte eylül ayında duyurulması bekleniyor.
Almanya’nın enerji dönüşümü yolunda attığı adımlar kapsamında, Kuzey Denizi’nde dev bir açık deniz rüzgar çiftliği projesi hayata geçiriliyor. Proje kapsamında Alman enerji şirketi Luxcara, dünyanın en büyük rüzgar türbinleri olarak bilinen 18.5 MW kapasiteli 16 adet türbini Çin merkezli Ming Yang Smart Energy ile tedarik etme anlaşması imzaladı. Planlara göre, bu türbinlerin 2028 yılında Kuzey Denizi’nin Waterkant sahasında faaliyete geçmesi hedefleniyor.
Ming Yang, rüzgar türbinlerini üretim sürecinde yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanacağını ve türbinlerin ilgili elektrik bileşenlerinin büyük ölçüde Avrupa’daki tedarikçilerden temin edileceğini açıkladı. Ancak bu karar, Avrupa rüzgar endüstrisi içinde tartışmalara neden oldu. Bazı eleştirmenler, türbinlerin Çin’den alınmasının Avrupa’nın kendi altyapı ve üretim kapasitelerini geliştirmeme riskini taşıdığını ve yerel üretimi teşvik etme fırsatlarının kaçırıldığını vurguladı.
Avrupa’da GE, Vestas ve Siemens gibi büyük şirketlerin zaten yerel üretim tesislerinin bulunduğu ve bölgedeki artan talebi karşılamak için hazır oldukları belirtiliyor. Eleştirmenler, bu şirketlerin uzun süredir Avrupa’da hem kara hem de açık deniz türbinleri tedarik ettiğini ve böylece yerel ekonomiye katkı sağladığını dile getiriyor.
Luxcara ise seçtikleri en büyük türbinlerle, Waterkant sahasındaki enerji üretimini maksimize etmeyi planladıklarını ve Almanya’nın enerji bağımsızlığını güçlendireceklerini vurguluyor. Planlanan türbinlerin her birinin 260 metre rotor çapına sahip olacağı ve toplamda sahanın yaklaşık 400.000 ev için elektrik üretebileceği öngörülüyor.
Bu gelişmeler, hem Almanya’nın enerji politikaları hem de küresel rüzgar enerjisi pazarı açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye’nin yerli ve milli ilk haberleşme uydusu Türksat 6A, nihayet fırlatılıyor! Uzun zamandır beklediğimiz bu büyük olay 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece saat tam 00.20’de gerçekleşecek. Fırlatma işlemi, ABD’nin Florida eyaletindeki ünlü Cape Canaveral Hava Kuvvetleri İstasyonu’ndan, SpaceX firmasının Falcon 9 roketiyle yapılacak. Türksat Gölbaşı Yerleşkesi’nde ise bu büyük anı canlı izlemek için tören düzenlenecek. Peki uydu fırlatma nasıl izlenir? Detaylar haberimizde…
Türkiye’nin Türksat 6A uydusu uzaya çıkıyor! Peki uydu fırlatma ne zaman, nasıl izlenir?
Türksat 6A, gerçekten tam bir teknoloji harikası. Bu yüzden de bu büyük anı kaçırmamak için yüz binlerce kişi uydu fırlatma nasıl izlenir sorusunu sormaya başladı. Türkiye, Avrupa ve Güney Asya’da geniş bir coğrafyayı kapsayan alanlarda hizmet verecek. Bu uydu, TV yayıncılığında devrim yaratacak ve geniş kapsama alanı sayesinde ülkemizin uydu haberleşme ihtiyaçlarını karşılayacak. Ayrıca, Türksat 6A ile Türkiye’nin uydularının ulaştığı nüfus, tam 3,5 milyardan 5 milyara çıkacak.
Türkiye’nin en büyük AR-GE projesi olan Türksat 6A, 42 derece doğu yörüngesinde görevine başlayacak. Yer sabit (jeosenkron) haberleşme uydusu olarak görev yapacak bu uydu, geniş kapsama alanı ve üstün teknolojisi ile dikkat çekiyor.
Bu tarihi anı kaçırmak istemeyenler için müjdeli bir haberimiz var: Türksat Gölbaşı Yerleşkesi’nden yapılacak fırlatma töreni canlı yayınla izlenebilecek. Bu sayede, herkes bu büyük olaya tanıklık edebilecek. SpaceX kanallarından da canlı olarak takip edilebilecek fırlatma, büyük bir heyecanla bekleniyor.
Gelelim “uydu fırlatma nasıl izlenir?” sorusuna. SpaceX, aslında son dönemde gerçekleştirdiği tüm fırlatmaların canlı yayınını X platformundan yapıyor. Bu kez ek olarak, bir problem olmadığı takdirde fırlatmayı SpaceX YouTube kanalından canlı olarak izleyebilirsiniz.
Türksat 6A, Türkiye’nin uydu teknolojisindeki gücünü bir kez daha gösteriyor. Bu uydu, hem ülkemiz için büyük bir gurur kaynağı olacak hem de haberleşme alanında önemli bir adım atılmış olacak. Siz ne düşünüyorsunuz? Türksat 6A’nın Türkiye’ye sağlayacağı faydalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz.
NASCAR, bu girişim için İsveçli elektrikleşme firması ABB ile yeni bir ortaklık sağladı.
Ford Mustang Mach-E gibi bir performans crossover’ına daha çok benzeyen bu araba, birçok açıdan geleneksel stok arabadan tamamen farklı. Ancak ABB NASCAR EV Prototipinin yakında yakıt yakan V8 motorun yerini almasını beklemeyin.
NASCAR’ın bugünkü duyurusuna göre, aracın önde bir ve arkada iki olmak üzere üç elektrik motoru bulunuyor; bu motorlar, “en yüksek güçte” 1.000 kW üretebilen 78 kWh’lik sıvı soğutmalı bir bataryayla destekleniyor.
NASCAR, EV’nin 2022’de NASCAR tarafından tanıtılan ve alternatif yakıtlara geçişi göz önünde bulundurarak tasarlanan Next Gen şasisinin modifiye edilmiş bir versiyonu üzerinde oturduğunu yazıyor. Kuruluş Chevrolet, Ford ve Toyota’nın geliştirilmesine yardımcı olduğunu yazıyor.
The Associated Press’in haberine göre 1,5 milyon dolarlık prototip, tanıtımından önce yalnızca NASCAR sürücüsü David Ragan tarafından kullanılmıştı. Ragan, Virginia’daki Martinsville Speedway’deki en hızlı turunun, neredeyse iki kat daha fazla ivmeye sahip olmasına rağmen, tipik bir yarışçıdan “iki onda bir saniye daha yavaş” olduğunu söyledi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ağırlık büyük bir etkendi ve dönüşlerde onu yavaşlatıyordu.
Geleneksel stok arabalar son sola dönüşlerine doğru gitmiyor, ancak birkaç yıl içinde hibritleri tanıtacağına dair söylentiler var.
Yine de, ABB sponsorluğundaki tamamen elektrikli Formula E serisine benzer bir şey yapabilir; NBC News‘e göre NASCAR, “yüksek performanslı yarışlarla ilgili olasılıkları keşfetmeyi” düşünebileceğini belirtiyor.
Bu, bu yükseltmenin geçen yıl olduğu gibi yalnızca en üst model olan iPhone 15 Pro Max’e özel olmaması açısından bir ilk olacak.
Ancak, tetraprism kameraya ek iyileştirmeler getirme konusunda bir analist, bu özelliklerin Apple’ın 2023’teki premium cihazlarıyla aynı kalacağını düşünüyor. Bu bilgi, lens yükseltmeleri için çok fazla beklentiye girmememiz gerektiğini, ancak diğer kamera değişikliklerini beklememiz gerektiğini gösteriyor.
Yeni Pro ve Pro Max, 5x optik yakınlaştırmayla sınırlı olacak
Medium blog yazısında ayrı bir raporu inceleyen analist Ming-Chi Kuo, tetraprizma kamera özelliklerinin iPhone 15 Pro Max ile karşılaştırıldığında değişmeden kalacağını öngörüyor ve müşterilerin geçen yıldan kalma 6,7 inçlik amiral gemisine zaten sahiplerse yükseltmenin gerçek bir avantajına sahip olmayacaklarını öne sürüyor.
Ancak, iPhone 16 Pro’nun da aynı donanımı paylaşacağı bildirildiği için, sadece periskop yakınlaştırma lensi yükseltmesi için daha fazla para harcamanız gerekmeyecek.
Apple’ın bu optik zoom lens sorununa yardımcı olmak için, daha önce Genius Electronic Optical‘ın Largan Precision ile birlikte tedarik zincirine eklendiği bildirilmişti. Neyse ki Largan için, Kuo, başka bir tedarikçinin girişinin gönderim fiyatını etkilemeyeceğini, bu durumun lens üreticisinin Apple için toplam gönderim sayısında önemli bir avantaj sağlayabileceğini ve kâr marjlarını korumasına olanak tanıyabileceğini belirtiyor.
Kuo, Cupertino devinin tedarik zincirinde yer alan bir şirketin seri üretimden sadece bir yıl sonra birim fiyatını koruyabilmesinin son derece nadir olduğunu, hatta TSMC‘nin bile bu başarıyı elde edemediğini, ancak bazı istisnalar olabileceğini kaydediyor.
iPhone 16 Pro ve iPhone 16 Pro Max’teki tetraprizma yükseltmesi sizi heyecanlandırmıyorsa, her iki amiral gemisinin de çift katmanlı transistörlere sahip Sony’nin IMX903 adlı yeni 48MP kamerasıyla donatılacağı söyleniyor.
Geçtiğimiz Kasım ayında başlayan teslimatların ardından sorunlar bitmek bilmiyor. Gaz pedalında ve ön cam silecek motorunda çıkan problemlerin ardından, Tesla şimdi de ilk Cybertruck sahiplerine elektrik aktarma organlarını değiştireceklerini bildiriyor.
Ücretsiz değişim servisi sunuluyor
Tesla, bu motor değişimini şimdilik sadece ilk etapta satılan Cybertruck’lar için sunuyor. İlk Cybertruck sahipleri, bir sonraki servis ziyaretlerinde elektrik tahrik ünitelerini ücretsiz olarak değiştirebilecekler. Tesla, yeni tahrik ünitesinin daha gelişmiş verimlilik ve güvenilirliğe sahip olduğunu söylüyor.
Üç motorlu AWD Cyberbeast, çift motorlu AWD ve arkadan çekişli RWD olmak üzere üç farklı model seçeneği bulunan Cybertruck’ta hangi motorun değiştirileceği tam olarak bilinmiyor. Tesla, mevcut motorun sürüş için herhangi bir tehlike oluşturmadığını da belirtiyor. Bu nedenle güncelleme, sadece elektrik motorunun daha rafine bir versiyonu olarak değerlendirilebilir.
Tesla, diğer otomobil üreticilerinden farklı olarak, güncellenmiş donanımları yeni bir model aracılığıyla sunmak yerine,üretime hazır olduklarında halihazırda üretim bandındaki araçlara uygulamayı tercih ediyor. Bu değişim de Tesla’nın bu politikasının bir örneği olabilir.
Sorunlar mı var yoksa geliştirme mi?
Bu değişimin sebebi olarak iki ihtimal öne çıkıyor. İlk ihtimal, ilk üretilen motorlarda bazı sorunların tespit edilmiş olması. İkinci ihtimal ise Tesla’nın dahili testler ile araçlarını zaman içinde geliştirmeye devam etmesi.Tesla Cybertruck, lansmanından bu yana birçok sorunla karşı karşıya kaldı. Bu motor değişimi de bu sorunlardan biri olarak değerlendirilebilir. Tesla’nın bu sorunları ne kadar hızlı ve etkin bir şekilde çözebileceği ise merak konusu.