Chery Fulwin E05 yenilikçi tasarımıyla geliyor

0

Çinli otomobil üreticisi Chery, elektrikli otomobil atağına yeni modeli Fulwin E05 ile devam ediyor. Chengdu Otomobil Fuarı’nda göz kamaştıran bir tasarımla tanıtılan Fulwin E05, şıklığı ve teknolojik özellikleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Çin dışında da satışa sunulması planlanan modelin, 21.000 dolar civarında bir başlangıç fiyatıyla rakiplerine meydan okuması bekleniyor.

Chery Fulwin E05 şık tasarımıyla gündemde

Fulwin E05’in dikkat çeken tasarım detayları arasında akıcı hatlar, kaslı ön kaput, ince LED farlar ve sportif tampon tasarımı yer alıyor. Çift renkli jantlar, fastback tarzı tavan çizgisi ve gizli kapı kolları da otomobile modern ve dinamik bir görünüm kazandırıyor. Ön camda konumlandırılan Lidar sensörü ise gelişmiş sürüş destek sistemlerinin habercisi.

245/45 R20 ebatlarındaki Pirelli lastiklerle donatılan Fulwin E05, 4800 mm uzunluğa ve 2900 mm aks mesafesine sahip. Arka bölümde boydan boya uzanan LED stop lambaları, ortadaki Fulwin logosuyla bütünleşik bir tasarım sergiliyor. Aerodinamik kaygılarla şekillendirilen pürüzsüz gövde ve sportif difüzör de dikkat çekici detaylar arasında.

Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi artıyor: Chery’den Samsun’a yatırım sinyali

Fulwin E05’in iç mekanı, minimalizm ve şıklığı bir araya getiriyor. Çok katmanlı tasarıma sahip kokpitte, fonksiyon tuşlarıyla donatılmış iki kollu direksiyon simidi ve sürücüye gerekli bilgileri sunan dijital gösterge ekranı göze çarpıyor. Tüm fonksiyonların merkezi olan geniş dokunmatik multimedya ekranı ise minimalist tasarım anlayışını pekiştiriyor.

Chery, Fulwin E05’in iç mekanında ambiyans aydınlatmasına da büyük önem vermiş. Konsolda, kapı panellerinde ve hatta ayak koyma bölgesinde kullanılan ambiyans aydınlatması, özellikle gece sürüşlerinde etkileyici bir atmosfer yaratıyor. Yıldızları andıran tavan döşemesi de dikkat çekici detaylardan biri.

Fulwin E05’in öne çıkan özellikleri arasında kablosuz şarj ünitesi, mini buzdolabı ve yapay zeka destekli akıllı kabin kontrol sistemi yer alıyor. Dört farklı moda sahip (uyku, rahatlama vb.) akıllı kabin sistemi, sürüş deneyimini kişiselleştirme imkanı sunuyor.

Chery henüz Fulwin E05’in teknik özelliklerini açıklamadı. Ancak modelin hem tamamen elektrikli hem de benzinli motorun menzil artırıcı olarak kullanıldığı EREV versiyonlarının sunulması bekleniyor. Chery Fulwin E05 ile ilgili gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

NASA’nın güneş yelkenleri uzaya açılmayı başardı!

Uzay yolculuklarında devrim yaratması beklenen güneş yelkenleri teknolojisi için beklenen an geldi! NASA’nın aylardır üzerinde çalıştığı Gelişmiş Kompozit Güneş Yelken Sistemi (ACS3), nihayet uzay boşluğunda başarıyla açıldı.

NASA’nın güneş yelkenleri sonunda uzaya açıldı!

Yakıt kullanmadan uzayda ilerlemenin önünü açması beklenen bu teknoloji, denizcilikte kullanılan yelkenlerden ilham alıyor. Tıpkı rüzgarın yelkenlere basınç uygulayarak gemileri hareket ettirmesi gibi, güneşten yayılan fotonların da güneş yelkenlerine uygulayacağı basınç sayesinde uzay araçları yakıta ihtiyaç duymadan ilerleyebilecek.

NASA’nın güneş yelkenleri nihayet uzaya açıldı!

Nisan ayında Rocket Lab’ın Electron roketiyle uzaya fırlatılan ACS3, yaklaşık bir mikrodalga fırını büyüklüğünde. Dünya’dan yaklaşık 966 kilometre yükseklikte, Güneş’e senkronize bir yörüngede bulunan ACS3’ün yelkenlerini açma işlemi, beklenenden uzun sürmüş ve NASA ekiplerine zorlu anlar yaşatmıştı. Ancak NASA, kısa süre önce yaptığı açıklamada bu zorlu görevi başarıyla tamamladıklarını duyurdu.

Açıldığında yaklaşık 80 metrekarelik bir alana ulaşan yelkenler, esnek polimer ve karbon fiber kompozit bomlar sayesinde açılıp kapanabiliyor. NASA, önümüzdeki haftalarda ACS3’ü çeşitli testlere tabi tutarak yelkenlerin performansını ve manevra kabiliyetini inceleyecek.

ACS3’ten ilk görsellerin ise 4 Eylül’de gelmesi bekleniyor. Uyduda bulunan dört kamera, yelkenlerin uzay boşluğundaki zarafetini gözler önüne serecek.

Güneş yelkenleri teknolojisi, gelecekte uzun mesafeli uzay görevlerinde devrim yaratma potansiyeline sahip. Yakıta ihtiyaç duymayan bu sistem sayesinde uzay araçları, çok daha uzun süreler boyunca uzayda kalabilecek ve daha uzak noktalara ulaşabilecek.

NASA yetkilileri, güneş yelkenlerinin özellikle Güneş Sistemi içindeki yolculuklarda büyük avantaj sağlayacağını belirtiyor. Güneş’ten yayılan fotonların yelkenlere uyguladığı basınç, bir ataşın avuç içine yaptığı baskı kadar küçük olsa da sürekli ve sabit bir itki gücü sağlayarak uzay araçlarının zamanla yüksek hızlara ulaşmasını mümkün kılıyor.

ACS3 göreviyle elde edilecek veriler, gelecekteki güneş yelkeni görevlerinin tasarımı ve geliştirilmesinde büyük önem taşıyor. Uzay keşiflerinde yeni bir sayfa açacak bu teknoloji, insanoğlunun evrende daha önce hiç olmadığı kadar uzağa gitmesini sağlayabilir.

Geely, uygun fiyatlı Geome Xingyuan modeliyle geliyor

Çinli otomobil devi Geely, uygun fiyatlı elektrikli otomobil atağına hız kesmeden devam ediyor. Şirketin şehir içi kullanıma odaklanan yeni modeli Geome Xingyuan, şık tasarımı ve iddialı özellikleriyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. BYD’nin popüler modeli Dolphin’in en büyük rakibi olmaya hazırlanan Xingyuan, bu yıl Çin pazarında boy gösterecek.

Geely, uygun fiyatlı Geome Xingyuan modeliyle gündem oldu

Öncelikle Geely’nin “Geome” serisine bir açıklık getirelim. Geely, daha önce “Geometry” adında bağımsız bir elektrikli araç markası kurmuş ancak beklenen başarıyı yakalayamamıştı. Şirket bunun üzerine “Geometry”i bir alt marka olmaktan çıkarıp “Geome” adıyla bir model serisi haline getirdi. Şu anda Panda Mini, Panda Knight, G6 ve M6 gibi modellerin yer aldığı Geome ailesi, yakında Xingyuan ile daha da genişleyecek.

Geely’nin yeni tasarım dilini yansıtan ilk model olan Geome Xingyuan, modern ve dinamik hatlara sahip. 4135 mm uzunluğunda, 1805 mm genişliğinde ve 1570 mm yüksekliğindeki otomobil, 2650 mm’lik aks mesafesiyle ferah bir iç mekan vadediyor. En yakın rakibi BYD Dolphin ile kıyaslandığında 10 mm daha uzun bir gövdeye sahip olan Xingyuan’ın aks mesafesi ise Dolphin’den 50 mm daha kısa. Aracın ağırlığı ise versiyona göre 1215 kg ile 1285 kg arasında değişiyor.

Volkswagen Passat Pro tanıtıldı!

Xingyuan’ın iç mekanı, modern ve minimalist bir tasarıma sahip. Koyu ve açık renklerin uyumlu bir şekilde kullanıldığı kabinde, konsol ve kapı panellerindeki aydınlatılmış şehir silüeti dikkat çekiyor. İki kollu direksiyonun hemen arkasında yer alan kompakt dijital gösterge paneli, temel sürüş bilgilerini sürücüye sunuyor. Aracın multimedya ve diğer fonksiyonları ise ortadaki büyük dokunmatik ekrandan kontrol ediliyor.

Kompakt boyutlarına rağmen Xingyuan, geniş bir orta konsola sahip. Bu alanda iki adet kablosuz şarj ünitesi, vites seçici, bardak tutucular ve küçük bir eşya gözü yer alıyor. Geely, Xingyuan’da Meizu tarafından geliştirilen Flyme Auto işletim sistemini kullanıyor. Meizu telefonlarla kusursuz bir entegrasyon sunan Flyme Auto, oyun ve sanal asistan gibi özelliklerle de dikkat çekiyor. Bu arada, Meizu’nun 2022 yılından beri Geely’nin kontrolü altında olduğunu da hatırlatalım.

Geely, Xingyuan’ı iki farklı elektrik motoru seçeneğiyle sunacak. Giriş seviyesinde 58 kW (78 beygir) güç üreten bir elektrik motoru yer alırken, daha güçlü versiyonda 85 kW (114 beygir) güç üreten bir motor görev yapıyor. Giriş seviyesi modelin maksimum hızı 125 km/s ile sınırlı kalırken, daha güçlü versiyon 135 km/s hıza ulaşabiliyor.

CATL tarafından üretilen lityum iyon pillere sahip olan Xingyuan’da 30.12 kWh ve 40.16 kWh olmak üzere iki farklı batarya seçeneği sunuluyor. Küçük batarya ile 310 km, büyük batarya ile ise 410 km menzil sunan Xingyuan’ın menzil değerleri Çin’in kendi standartı olan CLTC normuna göre belirlenmiş.

Geely Xingyuan, uygun fiyatı ve iddialı özellikleriyle Çin pazarında büyük ses getireceğe benziyor. 11.250 dolardan başlayan fiyatlarla satışa sunulması beklenen Xingyuan’ın diğer pazarlarda da piyasaya çıkıp çıkmayacağı ise henüz belli değil.

Eski Intel mühendisleri, yeni girişimleriyle gündem oldu

Teknoloji dünyasında yükselen yıldız RISC-V mimarisi, her geçen gün yeni oyuncuları kendine çekmeye devam ediyor. Son olarak Intel’in deneyimli mühendislerinden oluşan bir ekip, “AheadComputing” adını verdikleri yeni girişimleriyle bu alanda iddialı bir adım attı. İşte konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

Eski Intel mühendisleri, yeni girişimleriyle gündeme oturdu

AheadComputing’in kurucuları arasında Intel’de baş mühendislik dahil olmak üzere önemli görevlerde bulunmuş Debbie Marr, Mark Dechene, Jonathan Pearce ve Srikanth Srinivasan gibi sektörün yakından tanıdığı isimler yer alıyor. Girişimin toplamda 80 yıllık Intel deneyimine sahip olması, dikkatleri üzerine çekiyor.

RISC-V mimarisi, açık kaynaklı ve özelleştirilebilir yapısıyla son dönemde büyük ilgi görüyor. Henüz Intel, AMD gibi devlerin tam hakimiyetine girmemiş olması, yeni girişimler için büyük fırsatlar sunuyor. Özellikle uygun fiyatlı ve yüksek performanslı çiplere odaklanacak girişimlerin, sektörde önemli bir yer edinebileceği öngörülüyor. AMD’nin efsanevi ismi Jim Keller’ın da Tenstorrent girişimiyle RISC-V alanında iddialı bir başlangıç yaptığını hatırlatalım.

Intel, çip üretim departmanını satacak mı?

AheadComputing, RISC-V tabanlı yongalarıyla farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik uygun fiyatlı çözümler sunmayı hedefliyor. Girişimin deneyimli ekibi ve iddialı hedefleri, RISC-V ekosisteminde heyecanla karşılandı.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Tesla, “Actually Smart Summon” özelliğiyle aracınızı ayağınıza getiriyor!

Tesla, uzun süredir merakla beklenen gelişmiş araç çağırma özelliğini sonunda kullanıcılarıyla buluşturdu. “Actually Smart Summon” (ASS), yani Türkçesiyle “Gerçekten Akıllı Çağırma”, adından da anlaşılacağı gibi aracınızı tam anlamıyla akıllı bir şekilde park halinden alıp yanınıza getirebiliyor.

Tesla, “Actually Smart Summon” özelliğiyle gündem oldu

Tesla’nın 2024.27.20 yazılım güncellemesiyle birlikte gelen bu özellik, Full Self-Driving (FSD) sisteminin yeni sürümü olan v12.5.3 ile entegre bir şekilde çalışıyor. Kullanıcılar artık Tesla mobil uygulamaları üzerinden araçlarını istedikleri noktaya çağırabiliyor, üstelik kabin sıcaklığını bile önceden ayarlayabiliyorlar.

Aslında Tesla, Smart Summon özelliğini ilk kez 2019 yılında tanıtmıştı. Ancak o dönemki teknoloji, aracın çevresindeki engelleri algılamada ve karmaşık manevraları gerçekleştirmede yeterince başarılı değildi. Bu durum, bazı kazalara ve araçlarda hasara yol açarak özelliğe yönelik eleştirilerin artmasına sebep olmuştu.

Tesla Model Y, 7 koltuklu versiyonuyla geliyor!

Tesla CEO’su Elon Musk, 2022 yılında yaptığı bir açıklamada Smart Summon’ın daha gelişmiş ve akıllı bir versiyonunu çıkaracaklarının sözünü vermişti. Ve nihayet yıllar süren bekleyişin ardından “Actually Smart Summon” (ASS) kullanıcıların beğenisine sunuldu. Hatta Tesla, yeni özelliğin sürüm notlarında önceki versiyonu esprili bir dille “Dumb Summon” (Aptal Çağırma) olarak adlandırarak eski sistemle olan farkı açıkça ortaya koyuyor.

ASS’in en önemli farkı ise, selefinden farklı olarak ultrasonik sensörler yerine Tesla’nın gelişmiş “Vision” sistemini kullanması. Bu sayede araç çevresini daha iyi algılayabiliyor ve daha güvenli manevralar gerçekleştirebiliyor.

Yine de Tesla, ASS özelliği kullanılırken dikkatli olunması gerektiği konusunda kullanıcıları uyarıyor. Aracı kullanmasanız bile tüm sorumluluğun hala sürücüye ait olduğunu hatırlatıyor.

Facebook, telefonumuzu dinliyormuş!

0

Son zamanlarda sosyal medya platformlarında, özellikle Meta’ya ait Facebook ve Instagram’da, reklamların zamanlaması birçok kullanıcıyı şaşırtıyor. Kullanıcılar, bir ürün hakkında sohbet ettikten sadece birkaç saniye sonra bu ürünle ilgili bir reklamın karşılarına çıkmasıyla adeta şok yaşıyorlar. Facebook, sızdırılan birkaç belgede kullanıcıları dinlediğini resmen itiraf ediyor. İşte detaylar…

Facebook, aktif dinleme yazılımı kullanıyor

“Sosyal medya şirketleri akıllı telefonlarımızın mikrofonlarını kullanarak konuşmalarımızı dinliyor ve bu verileri reklamlar için mi kullanıyor?” sorusu bir kez daha gündemde ve bu kez iddialar hiç olmadığı kadar ciddi. 404 Media’nın elde ettiği sızdırılmış belgeler, “Aktif Dinleme” adı verilen bir yazılımın varlığını ortaya çıkardı.

Facebook tarafından kullanılan bu yazılım, yapay zeka kullanarak gerçek zamanlı olarak konuşmalarımızı dinliyor ve bu verileri kullanıcıların niyetlerini anlamak için kullanıyor. Sızdırılan belgelerde, ABD’nin önde gelen televizyon ve radyo devlerinden biri olan Cox Media Group’un (CMG), Facebook’un pazarlama ortaklarından biri olarak, bu “Aktif Dinleme” yazılımını kullandığı iddia ediliyor.

CMG’nin sunum belgelerine göre, “Aktif Dinleme” yazılımı, kullanıcıların telefonlarındaki ses verilerini yakalayarak bu verileri bireylerin davranış verileriyle eşleştiriyor ve hedefli reklamları daha da hassas hale getiriyor. Amazon, Facebook ve Google gibi devlerin bu yazılımın müşterileri arasında yer aldığı belirtiliyor.

404 Media’nın raporunun yayımlanmasının ardından, Google, CMG’yi Partner Programı listesinden çıkardı. Bu hamlenin ardından Meta da CMG ile olan iş ortaklığını incelemeye aldı ve hizmet şartlarını ihlal edip etmediğini araştırmaya başladı.

Bu sızdırılan belgeler ve açıklamalar, sosyal medya devlerinin kullanıcı mahremiyeti üzerindeki etkisini bir kez daha gündeme taşıdı. Bu tür uygulamaların yasal olup olmadığı kadar, etik olup olmadığı da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sosyal medya platformlarının bu tür uygulamalarını nasıl denetleyeceği ve kullanıcıları nasıl koruyacağı, ilerleyen günlerde daha fazla tartışılacak gibi…

Çin’den Japonya’ya çip uyarısı!

Çin, teknoloji alanındaki yükselişini engellemeye yönelik hamlelere karşı sesini yükseltmeye devam ediyor. Son olarak Japonya’nın çip üretim ekipmanlarına yeni kısıtlamalar getirmesi ihtimali, Çin’i harekete geçirdi. Pekin yönetimi, Japon yetkililere bu tür bir adımın “ciddi ekonomik misilleme” ile karşılanacağı konusunda açık ve net bir uyarıda bulundu.

Çin’den Japonya’ya sert çip uyarısı

Görüşmelerden sızan bilgilere göre, Çinli yetkililer Japonya’nın olası kısıtlamalarına karşı çok sert bir tutum sergiledi. Toyota Motor gibi Japonya’nın önde gelen şirketleri ise hükümetlerini uyardı. Toyota’nın uyarısının merkezinde ise Çin’in misilleme olarak otomotiv üretiminde kritik öneme sahip minerallere erişimi engelleyebileceği endişesi yer alıyor.

Çin’den Japonya’ya sert çip uyarısı

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Küresel üretim ve tedarik zincirlerinin yapay olarak bozulmasına, normal ekonomik ve ticari iş birliğinin siyasallaştırılmasına ve Çin’e karşı bilimsel ve teknolojik engeller oluşturulmasına kesinlikle karşıyız” diyerek ülkesinin duruşunu net bir şekilde ortaya koydu.

Çinli batarya üreticisi CATL, ABD ambargosuna mı uğrayacak?

Japonya, Temmuz ayında ABD’nin baskısıyla Çin’in gelişmiş çip üretim kapasitesini sınırlamayı hedefleyen bir dizi önlem almış ve 23 tür yarı iletken üretim ekipmanının ihracatını kısıtlamıştı. Bu hamle, Japonya ile Çin arasındaki ekonomik gerilimin tırmanmasına yol açabileceği endişesini beraberinde getirdi. Çin’in olası misilleme adımları, özellikle teknoloji ve otomotiv sektörlerini derinden etkileyebilir.

Japonya’nın en büyük şirketlerinden biri olan Toyota, ülkenin çip politikalarında önemli bir söz hakkına sahip. Şirket, Tayvanlı çip üretim devi TSMC’nin Japonya’da inşa ettiği yeni bir çip fabrikasına yatırım yaparak bu alandaki varlığını güçlendiriyor. Bu nedenle Toyota’nın endişeleri, Tokyo Electron gibi diğer Japon yarı iletken ekipman üreticilerinin endişeleriyle birleşince Japon yetkililer üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.

Öte yandan ABD, Çin’in teknolojik yükselişini engellemek için Japonya’ya daha fazla baskı uygulamaya devam ediyor. Washington yönetimi, Tokyo Electron gibi şirketlerin Çin’e gelişmiş çip üretim ekipmanı satmasını daha da zorlaştırmak için yoğun bir çaba sarf ediyor.

ABD, müttefiklerini Çin’e karşı daha sert önlemler almaya ikna etmek için “doğrudan yabancı ürün kuralı” (FDPR) adı verilen bir yaptırımı devreye sokmayı değerlendiriyor. Bu kural, ABD’nin, içerisinde az miktarda da olsa Amerikan teknolojisi bulunan yabancı ürünlere ihracat kısıtlaması getirmesine olanak tanıyor. Şimdilik Japonya ve diğer önemli müttefiklerine karşı FDPR’yi kullanmaktan kaçınan ABD’li yetkililer, bu seçeneğin hala masada olduğunu belirterek gelecekte kullanabileceklerinin sinyalini veriyor.

ABD, 2022 yılında Çin’e yönelik kapsamlı çip ihracat kısıtlamalarını ilk kez duyurmuştu. Daha sonra Japonya ve Hollanda da benzer ancak daha sınırlı önlemler aldı. Birkaç ay önce ise ABD’nin baskısıyla Hollandalı ASML ve Japon Tokyo Electron, Çin’e sattıkları litografi ekipmanları için hayati önem taşıyan servis hizmetlerini durdurmak zorunda kaldı.

ABD şimdi ise yapay zeka teknolojileri için kritik öneme sahip yüksek bant genişlikli bellek yongalarına (HBM) ve diğer çip üretim ekipmanlarına yeni kısıtlamalar getirmeyi hedefliyor. Ancak hem ABD’nin hem de Japonya’nın getirdiği ve getirmeyi planladığı kısıtlamalar sadece gelişmiş teknolojilerle sınırlı. Dolayısıyla Çinli şirketler, kurallara uyarak daha düşük teknolojili ekipmanları satın almaya devam edebiliyor. Bu durum, ASML, Tokyo Electron ve ABD’li Applied Materials, Lam Research ve KLA gibi şirketlerin Çin’deki satışlarının önemli ölçüde artmasına yol açtı.

Volkswagen, Almanya’daki fabrikalarını kapatabilir!

Almanya’nın gururu, otomotiv devi Volkswagen, tarihinde ilk kez kendi evinde, Almanya’daki fabrikalarını kapatma tehdidiyle karşı karşıya. Şirketin bu radikal kararının arkasında ise Çinli elektrikli araç üreticilerinin amansız yükselişi ve Avrupa otomotiv sektöründe giderek kızışan rekabet ateşi yatıyor.

Volkswagen küçülmeye mi gidiyor?

Volkswagen CEO’su Oliver Blume, “Avrupa otomotiv endüstrisi fırtınalı bir denizde yol almaya çalışıyor. Ekonomik dalgalanmalar bir yana, yeni rakiplerin de dahil olmasıyla rekabet daha da acımasız hale geldi. Özellikle Almanya, üretim merkezi olma konumunu korumak için zorlu bir mücadele veriyor” sözleriyle sektördeki zorlu şartlara dikkat çekti.

Volkswagen, 87 yıllık tarihinde ilk kez Almanya’daki fabrikalarını kapatmayı düşünmek zorunda kalmanın üzüntüsünü yaşıyor. Şirket, 1994 yılından beri işçilere sağladığı iş güvencesi anlaşmasını bile masaya yatırmış durumda.

Volkswagen Passat Pro tanıtıldı!

Geçtiğimiz yıl başlatılan 10 milyar Euro’luk maliyet azaltma programı da çare olmuşa benzemiyor. Volkswagen, özellikle Çin pazarındaki payını hızla artıran BYD gibi yerel elektrikli araç üreticilerine karşı kan kaybetmeye devam ediyor. 2023’ün ilk yarısında Çin’e yapılan teslimatlardaki %7’lik düşüş, bu kaybın en somut göstergesi. Bu durum, sadece Çin pazarı için değil, Avrupa’daki işleri için de alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.

Oliver Blume, “Odak noktamız maliyetleri düşürmek olmalı. Her alanda daha verimli olmak zorundayız” diyerek şirket içinde sıkı bir kemer sıkma politikasının sinyalini veriyor.

Ancak Volkswagen’in maliyet azaltma planları, şirketin denetim kurulunda neredeyse eşit temsile sahip olan işçi sendikalarının sert tepkisiyle karşılaşıyor. Almanya’nın en güçlü sendikalarından IG Metall, şirketin içinde bulunduğu durumun yönetim hatalarından kaynaklandığını savunarak işçileri korumak için mücadele edeceklerini açıkladı. IG Metall’in baş müzakerecisi Thorsten Groeger, “Yönetim kurulu bugün Volkswagen’in temellerini sarsan, istihdamı ve üretim merkezlerini tehdit eden sorumsuz bir plan sundu. Bu yaklaşım sadece dar görüşlü değil, aynı zamanda son derece tehlikeli. Volkswagen’in kalbini sökebilir” diyerek tepkisini dile getirdi.

Volkswagen’in dünya çapında yaklaşık 683.000 çalışanı bulunuyor ve bunların 295.000’i Almanya’da görev yapıyor. Volkswagen binek araçlarından sorumlu CEO’su Thomas Schaefer, şirketin Almanya’da üretime devam etme kararlılığını koruduğunu ve sürdürülebilir bir yapılandırma için işçi temsilcileriyle ivedilikle görüşmelere başlanacağını açıkladı. Şirket yetkilileri, “Yaşadığımız durum oldukça hassas ve basit maliyet düşürme önlemleriyle çözülemeyecek kadar ciddi” diyerek sorunun derinliğine dikkat çekti.

Çinli üreticiler, Avrupalı devleri sadece uygun fiyatlı araçlarla değil, aynı zamanda otonom sürüş teknolojileri gibi yeni nesil yazılım alanlarındaki atılımlarıyla da zorluyor. Volkswagen ve diğer Avrupalı üreticiler, hem maliyet baskısıyla hem de teknolojik yeniliklerde yaşanan hızlı dönüşüme ayak uydurma zorluğuyla karşı karşıya.

iPhone SE 4 bize neler sunacak? OLED ekran sızıntıları yayılmaya başladı!

Nikkei Asia’nın haberine göre Apple, iPhone SE 4 modeli için hem BOE hem de LG Display’den OLED ekran siparişleri vermeye başladı.

LCD ekran teknolojisinden OLED’e geçiş yapacağı yönündeki beklentiler bir yıldan fazladır konuşuluyordu, ancak Nikkei’nin raporu, Apple’ın birkaç ay içinde yeni iPhone SE’yi piyasaya sürmeye hazırlandığını öne sürüyor.

MacRumors, Apple’ın telefonları gelecek ay üretmeye başlayabileceğini ve bu modelin erken 2025’te piyasaya sürülebileceğini yazıyor. Ekran teknolojisinin ötesinde, iPhone SE’nin iPhone 14 kasasıyla birlikte 6.1 inçlik bir ekranı barındırabilmesi ve Face ID gibi özelliklere sahip olabileceği bekleniyor.

Ayrıca, bir Eylem Butonu da içerebilir. Geçmiş iPhone SE modellerindeki gibi tek bir kameraya sahip olması muhtemel.

iPhone SE 4, 15 serisinden daha güçlü olabilir

iPhone SE 4’ün Apple Intelligence desteği sunması da bekleniyor. Bu, cihazın iPhone 15’ten daha yetenekli olabileceği anlamına geliyor çünkü iPhone 15, Apple’ın cihaz içi çok modlu yapay zeka özelliğini desteklemiyor ve yalnızca 6GB RAM’e sahip. Bu, iPhone SE 4’ün daha güçlü bir performans sunabileceği sinyalini veriyor.

Bu yeni özelliklerle iPhone SE 4, Apple‘ın bütçe dostu telefon serisine önemli bir yükseltme getirebilir. Özellikle OLED ekran ve Apple Intelligence desteği, cihazı diğer ekonomik modellerden ayıracak.

iPhone SE 4, hem performans hem de ekran kalitesi açısından Apple kullanıcıları için cazip bir seçenek olabilir. Apple’ın bu hamlesi, düşük fiyat segmentinde daha fazla rekabet yaratacak gibi görünüyor ve kullanıcı deneyimini üst seviyeye taşıyabilir.

Sağlık girişimi Doccla, Avrupa’daki hamlesini aldığı dev yatırımla destekleyecek!

Şirket, hastaneden erken taburcu edilen veya hastaneye hiç gitmeyen hastaları uzaktan yönetmek için “sanal yatak” teknolojisi geliştiriyor. İngiltere ve İrlanda’da başarı yakalayan Doccla, Avrupa’da büyümek için 346 milyon dolar yatırım aldı.

Lakestarın liderlik ettiği Seri B turuna, Elaia ve mevcut yatırımcılar katıldı. Bu yeni yatırım, Doccla’nın 17 milyon dolarlık Seri A turundan iki yıl sonra geldi.

Şirket tüm adımlarını büyümeye odaklıyor

Doccla, Graphnet ve Huma gibi rakip şirketlerle rekabet ediyor ve fonun bir kısmını yeni pazarlarda yerel ekipler kurmak için kullanacak. Girişim, şu ana kadar İngiltere’deki NHS Trusts ve İrlanda’daki Health Service Executive (HSE) gibi sağlık hizmetleri sağlayıcıları ile sözleşmeler imzalayarak hastalar için “sanal yatak” teknolojisi sundu. Ayrıca ilaç şirketleri için sanal klinik denemeleri de destekliyor ve bu süreçten elde edilen verilerle bir veri analitiği işi kurmayı planlıyor.

COVID-19 pandemisi sırasında hastanelerin üzerindeki yükü azaltmak amacıyla sanal yatak çözümleri, Doccla gibi şirketlere olan talebi artırdı. Pandemi sonrası ise şirket, büyüme stratejilerini daha da güçlendirdi. Doccla’nın kurucu ortağı Martin Ratz, şirketin “gelir odaklı” bir yapıya sahip olduğunu vurguluyor.

Doccla’nın hizmeti, hastalara sunulan bir dizi izleme cihazı ve önceden yüklenmiş bir mobil uygulama ile organize ediliyor. Bu cihazlar, verileri doğrudan elektronik sağlık kayıtlarına yüklüyor. Doktorlar, bu verileri bir klinisyen panosu üzerinden izleyebiliyor ve teşhislerde dikkat gerektiren durumlarda özel uyarılar alıyor.

Ratz, yeni pazarlara girerken pratik bir yaklaşım benimsediklerini belirtiyor. Şirket, genellikle bir müşteri kazandıktan sonra o pazara adım atıyor. Almanya’da bu strateji ile başarı elde ettiklerini söyleyen Ratz, Avusturya ve Fransa’da da benzer bir plan uygulayacaklarını ifade ediyor.

İlaç araştırmaları alanında ise Doccla, hastaların kliniklere fiziksel olarak gitmesini gerektiren süreçleri azaltarak ilaç denemelerinde kullanılmak üzere “evde hastane” teknolojisi sunuyor. Bu teknoloji ile araştırma süreçlerinin daha hızlı, daha iyi ve daha ekonomik hale geldiğini belirten Ratz, sanal hastane çözümlerinin giderek daha kalabalık bir pazar haline geldiğini ancak cihaz bağımsız yapısının Doccla’yı öne çıkaracağına inanıyor.

Citrix, Türkiye’de yeniden yapılandı!

Günümüze kadar, Orta Doğu veya Doğu Avrupa bölgelerinin bir parçası olarak hizmet veren Citrix Türkiye, 2024 yılı sonu itibarıyla bağımsız bir bölge olarak hizmetlerini sürdürecek. Bu kapsamda, kurumsal yazılım sektöründe 25 yılı aşkın teknik ve satış yönetimi deneyimi olan Sevi Tüfekçi Karahallı’nın Citrix Türkiye Genel Müdürü olarak atanmasıyla yerel ekibin ve iş ortaklıklarının daha da güçlenmesi, kısa sürede kazandığı olumlu büyüme ivmesinin artması planlanıyor. Şirket bu yeni dönemde yapacağı ek yatırımlarla öncelikle teknik ve satış kadrosunu kısa sürede yüzde 30 civarında artırarak daha da büyümeyi ve çok daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmayı hedefliyor.

Masaüstü ve uygulama sanallaştırma pazarının en büyük oyuncularından Citrix, Türkiye’de yeniden yapılandı! Citrix Türkiye Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı ile Citrix’ün Türkiye’deki yeni yapılanmasını ve yerli yazılım sektörüne verdiği desteği değerlendirdik.

Kurumların güvenilir bir şekilde uzaktan ve hibrit çalışma ihtiyaçları ile uygulama güvenliği ve web servislerinin hızlı erişilebilirliğini tek bir çözüm (Citrix Universal Hybrid Multi Cloud) üzerinden karşılaması ile öne çıkan ve farklılaşan Citrix, yeni dönemde İK ve iş ortağı yatırımlarını doğrudan Türkiye’ye yönlendirmeyi, bölge teknik destek organizasyonunun Türkiye’de istihdam edilmesini ve kamu ile iş birliğini artırmayı planlıyor.

 Türkiye, dijitalleşmede yakaladığı ivme ile stratejik öneme sahip

Konuyla ilgili açıklama yapan Cloud Software Group Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkan Yardımcısı Pierpaolo Taliento, “Citrix, dünya genelinde Türkiye de dâhil 50’den fazla ofisi ve 10 bine yakın çalışanıyla kurumların dijital dönüşüm yolculuklarını hızlandıran ve güvenli çalışma çözümleri sunan global bir liderdir. Citrix Türkiye’nin 2024 sonu itibarıyla bağımsız bir bölge olarak hizmet verecek olması, ülkeye verdiğimiz önemin de bir göstergesi. Türkiye, dijital dönüşümde yakaladığı ivme ve bu alandaki güçlü pazar potansiyeli ile bizim için stratejik bir öneme sahip. Bu yeni yapılanma, Citrix Türkiye’nin teknik ve satış ekiplerini güçlendirerek daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmasını sağlayacak. Sayın Karahallı’nın liderliğinde, Citrix Türkiye’nin yerel ekibi ve iş ortaklıkları ile birlikte daha da büyüyeceğine inancımız tam. Ek yatırımlar ve stratejik iş birlikleriyle Türkiye pazarındaki konumumuzu daha da sağlamlaştırmaya hazırız. Citrix Türkiye’nin teknik ve operasyonel uzmanlığı ile ülkenin dijital dönüşümüne liderlik etmeye ve çok daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmaya kararlıyız.” dedi.

Citrix Türkiye Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı
Citrix Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı

Türkiye’de 2012 yılından bu yana büyüyerek hizmet verdiklerini söyleyen Citrix Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı ise Citrix’in masaüstü ve uygulama sanallaştırma pazarında lider bir oyuncu olduğunun altını çizerek, “Küresel çapta 2029 yılına kadar iki kat büyümeyi hedefliyoruz. Bu büyüme potansiyeli Türkiye gibi gelişmekte olan pazarlarda daha yüksek. Özellikle pandemi ile beraber son kullanıcı tarafında çok daha aranan bir teknoloji şirketi haline geldik ve bu satış performansının önemli oranda artışına sebep oldu. Değeri müşterilerimiz tarafından takdir edilen çözümlerimizle son üç yıldır Türkiye pazarında da hızla büyüyoruz ve yeni yatırımlarımızla bu olumlu ivmeyi artırmayı amaçlıyoruz. Bu yeni dönemde de öncelikli hedeflerimiz arasında mevcut müşterilerimizin kullandığı ürünlerimizi daha fazla ve etkin kullanılır bir hale getirmek, daha sağlıklı bir yapıda çalışmalarını sağlamak, ihtiyaca göre farklı ürünlerimizi konumlandırmak bulunuyor. Mevcut müşterilerde ivmeyi artırdıktan sonra elimizde bulunan ve gerçekleşecek başarı hikâyelerimizle yeni müşterilere ulaşmayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu. 

Finans sektörünün yüzde 75’i, e-ticaret sektörünün yüzde 95’i Citrix çözümlerini kullanıyor

Dijital çalışma ortamının bir lüks olmaktan çıktığı ve gereklilik kazandığı bu yeni düzende finans, e-ticaret, telekomünikasyon ve kamu başta olmak üzere Türkiye ekonomisi için kritik önemdeki sektörlerde iş gücünün uzaktan güvenli bir şekilde çalışabilmelerini sağladıklarını da vurgulayan Karahallı’nın verdiği bilgilere göre Türkiye’de finans sektörünün (banka, sigorta, yatırım) yüzde 75’i, e-ticaret sektörünün ise yüzde 95’i uygulama trafiğinin hızlı ve güvenli bir şekilde erişilebilir olması için Citrix çözümlerini kullanıyor.

Türkiye’nin yerli ve milli üretim politikasını destekliyor

Türkiye’de son yıllarda atılan yerli ve milli üretim hamlesi hakkında da değerlendirmede bulunan Karahallı, bu adımları tamamen desteklediklerinin altını çizdi. Karahallı, “Ülkemizin yerli ve milli kaynaklar ile kamu kurumlarımızın ihtiyaçlarına yönelik olarak geliştirdiği milli işletim sistemiz Pardus’u dünyada resmi olarak destekleyen ve ülkemizde şimdiye kadar hayata geçirilmiş en büyük masaüstü sanallaştırma projesinde Pardus İşletim Sistemi’ni kullanan tek global üretici olmamız da bu katkılarımızın somut örneklerinden biridir.” ifadelerini kullandı. Bunun yanı sıra Türk savunma sanayi ve iştirakleri başta olmak üzere üretim çizimlerinin yapıldığı, grafik tasarımlarının oldukça önemli olduğu endüstrilerde faaliyet gösteren kurumlarda da Citrix çözümlerinin kullanıldığı bilgisini paylaşan Karahallı, “Çözümlerimiz ile kritik sektörlerde yoğun grafik performansına ihtiyaç duyulan sistemlerin paylaşımlı olarak veri merkezinden sunulmasını sağlıyor ve böylelikle maliyetleri ciddi oranda düşürüyoruz.” diyerek, ülkemizin fikri mülkiyeti kapsamındaki çalışmalarının güvenliğini de garanti altına aldıklarını belirtti.

Türkiye teknik servis hizmetlerinde ana üs olacak

Bunun için öncelikle İK yatırımı yaparak kadromuza yeni teknik ve pazarlama elemanları katmayı planladıklarını aktaran Karahallı, “Bölgesel anlamda kendi teknik servis hizmetlerimizi vermeye başlayacağız. İş yoğunluğu ve kalifiye eleman gücü göz önüne alındığında Türkiye’yi bu alanda ana üsse dönüştürmeyi düşünüyoruz. Buna ek olarak AR-GE merkezleri ve üniversitelerde laboratuvarlar kurmak, demo merkezleri açmak ve dijital çalışma alanları algısını ve hassasiyetini artırmak istiyoruz.” dedi.

Teknopark İstanbul’daki firmalar yerli teknolojilerde güç birliği sağlıyor

0

Teknopark İstanbul firmaları, özellikle savunma sanayii alanında gerçekleştirdikleri iş birlikleriyle tecrübelerini artırırken, ürünlerinin uzay gibi farklı alanlarda test edilmesi süreçlerini de geliştiriyorlar. Örneğin DeltaV firmasının uzaya erişim için geliştirdiği hibrit roket motoru teknolojisi, farklı alanlardan firmaların katkısını da içeriyor.

DeltaV, Milli Uzay Programı içinde yer alan Ay Araştırma Programı (AYAP) projesi kapsamında Türkiye Uzay Ajansı ile yürüttüğü projede milli imkanlarla ürettiği sonda roket sistemiyle 100 km irtifayı geçerek uzaya giriş yaptı. DeltaV, Ar-Ge çalışmalarını Teknopark İstanbul’da yürütüyor ve bu durum, derin teknoloji projeleri üreten diğer firmalarla bir araya gelerek bu kritik projede iş birliği yapmasına olanak sağladı.

DeltaV’nin geliştirdiği ve dünya pazarında direkt muadili bulunmayan sistemin alt komponentlerinden olan kompozit ve metalik yapısal parçaların geliştirilmesinde; epoksi bazlı ürünler için CET Kompozit ve Epoksi Teknolojileri A.Ş., karbon fiber kompozit parçaların üretim ve testleri için Sabancı Üniversitesi Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi ve metal parçaların 3D yazıcı ile üretimi için Alloy Additive ile iş birliği yapıldı.

Teknopark İstanbul Genel Müdürü M. Fatih Özsoy, bu iş birliği sayesinde alt komponentlerin büyük oranda ithal olarak ikame edileceğini, zaman kaybı ve yüksek maliyetlerin önüne geçildiğini belirtti. Özsoy, firmaların güvenilir ortamda işlerini hızlandırdığını ve yerlilik oranı yüksek çözümlere güvenli, kolay ve hızlı ulaşma konforunu elde ettiklerini ifade etti. Ayrıca firmaların birbirlerinin tecrübelerini geliştirdiklerini ve bu ortak projelerin başta savunma sanayii olmak üzere geleceğin stratejik alanlarında yaygınlaşmasını istediklerini söyledi.

Özsoy, derin teknoloji alanında yerli çözümlerin geliştirilmesini destekleyerek Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için çalıştıklarını belirtti. Günümüzde uluslararası arenada rekabetçi olabilmenin koşullarından birinin yüksek performanslı bir ürünü rekabetçi fiyatla sunmak olduğunu ve Teknopark İstanbul ekosisteminin ihtiyaç duyulan mühendislik hizmetini yüksek kalite ve düşük maliyetle sağlayabilecek firmalara sahip olduğunu söyledi ve fiziki yakınlıkla birlikte düzenledikleri etkinlikler ve buluşmalarla daha çok firmanın ortak noktalarını bularak güç birliği oluşturmalarının yollarını açmak istediklerini belirtti.

Bluesky, Brezilya’daki X yasağından 2 milyon yeni kullanıcı ile çıktı!

Bu, toplamda yaklaşık 8,4 milyon kullanıcısı olan Bluesky için oldukça hızlı bir büyüme. Aynı açıklamada, duyurunun Portekizce bir çevirisi de yer aldı ki bu, yeni kullanıcıların büyük bir kısmının Brezilya’dan geldiğine işaret ediyor.

Hatırlanacağı üzere, Brezilya Yüksek Mahkemesi Yargıcı Alexandre de Moraes, Twitter olarak bilinen X’in, dezenformasyon yaymakla suçlanan belirli hesapları yasaklamayı reddetmesinin ardından ülkenin internet sağlayıcılarına X’i engellemelerini emretmişti.

Ayrıca Moraes, Apple ve Google’a X’i uygulama mağazalarından kaldırmalarını ve VPN kullanarak X’e erişmeye çalışan kişilerin 50 bin Brezilya Reali (yaklaşık 300.000 TL) para cezasına çarptırılmasını emretti. Brezilya Yüksek Mahkemesi, BBC’ye göre, yasaklama kararını oybirliğiyle onayladı. X’in sahibi Elon Musk, Moraes’i “siyasi amaçlarla demokrasiyi yok etmekle” suçladı. X ayrıca “Alexandre Files” adında yeni bir profil oluşturdu ve bu profilin, “Alexandre de Moraes’in Brezilya yasalarını kötüye kullanmasını” ortaya koyacağını duyurdu.

X AB

X’in Brezilya’da erişilemez hale gelmesinin ardından, Brezilyalı kullanıcılar yeni platform arayışına girdi ve Bluesky, Ağustos ayının son günlerinde benzersiz günlük beğeni, paylaşım ve takipçi sayısında büyük bir artış yaşadı. Platform, henüz Twitter kadar güçlü olmasa da, son büyük uygulama güncellemesiyle video özellikleri sunacağını ima etti; bu, yeni kullanıcıları platformda tutmak adına önemli bir adım olabilir.

Bluesky, Twitter’ın yolundan gidiyor!

Bluesky, 2019 yılında Twitter kurucusu Jack Dorsey tarafından finanse edilen ve kurulan merkeziyetsiz bir sosyal ağ. İlk olarak davetiye ile üye kabul eden bu sosyal ağ, bu yılın başlarında halka açıldı.

Ayrıca, X’ten ayrılmak isteyen kullanıcıların aradığı doğrudan mesajlaşma gibi yeni özellikleri de sunmaya başladı. Başlangıçta yalnızca iki kullanıcı arasında çalışan mesajlaşma sistemi, ilerleyen süreçte grup mesajlaşma, medya desteği ve uçtan uca şifreleme gibi özelliklerin de ekleneceğini vaat ediyor. Ancak Dorsey, Mayıs ayında Bluesky’ın yönetim kurulundan ayrıldı ve daha sonra platformun “Twitter’ı yönetirken yaptığı hataların aynısını tekrarladığını” iddia etti.

Bluesky’ın hızlı büyümesi, Brezilya’daki X yasağı sonrası kullanıcıların yeni bir sosyal ağ arayışına girmesiyle hız kazandı. Platformun gelecekte nasıl bir yol izleyeceği ise merak konusu.

X TV, reklam politikası ve TV uygulaması ile YouTube’u alt etmeye geliyor!

X TV uygulaması, platformlara göre farklı tarihlerde kullanıma sunuldu. Amazon’da Temmuz ayının sonunda kullanıma açıldığı görülürken, LG’nin uygulama mağazasında 29 Ağustos’ta kullanıma sunulmuş olarak görünüyor.

X TV’de herhangi bir şey izlemek için bir X hesabınızın olması gerekiyor. Uygulamanın ekran görüntülerinde özel içerikler, canlı etkinlikler ve haberler vadediliyor. Genel görünüşüyle, bir YouTube klonu gibi duruyor. Ancak, CEO Linda Yaccarino’nun daha önce belirttiği üzere uygulamanın reklamsız olması bekleniyor.

Vaatleri gerçekçi olmanın çok ötesinde!

YouTube’un 2024’ün ilk yarısında reklamlardan 15.5 milyar dolar kazandığını ve 2023 yılında toplamda 31.5 milyar dolar elde ettiğini hatırlatmakta fayda var. Bu yüzden X TV’nin bir YouTube rakibi olarak adlandırılması (veya daha kötüsü, bir YouTube katili olarak) kulağa pek inandırıcı gelmiyor.

Google Play’deki uygulama açıklamasında, “X uygulaması, herkes için güvenilir bir dijital küresel buluşma noktası ve şimdi televizyonunuzda!” ifadesi yer alıyor. Bu vaadin gerçeğe ne kadar dönüştüğü ise henüz belli değil.

Twitter (X) devlet kimliği tabanlı doğrulama başlattı

Ayrıca, LG uygulamasında gizlilik politikasına ve hizmet şartlarına bağlantılar görünüyor, ancak bu bağlantılara tıklamak mümkün değil. tvOS versiyonunda ise bu bağlantılar dahi seçilemiyor. Amazon, X TV’yi indirenlerin genellikle Rumble, Banned Video, Real America’s Voice ve RSBN uygulamalarını da tercih ettiğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, X TV’nin başlangıcının tartışmalı ve kaotik bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor. İçerik kalitesi, kullanıcı gizliliği ve genel kullanıcı deneyimi konusundaki eksiklikler, platformun gelecekte ne kadar başarılı olabileceği konusunda şüpheler uyandırıyor.

Clearview AI, yasadışı veri toplama faaliyetleri nedeniyle büyük bir cezayla karşı karşıya!

Hollanda Veri Koruma Kurumu (DPA), Clearview AI’in topladığı görüntülerde yer alan kişilerin bu süreçten haberdar olmadığını ve onay vermediklerini belirtti.

DPA Başkanı Aleid Wolfsen, yaptığı açıklamada, yüz tanımanın son derece müdahaleci bir teknoloji olduğunu ve bu teknolojinin dünyanın herhangi bir yerindeki insanlara rastgele uygulanamayacağını vurguladı.

Wolfsen, “İnternette bir fotoğrafınız varsa, Clearview’in veri tabanına girebilir ve izlenebilirsiniz. Clearview yasaları ihlal ediyor ve bu durum Clearview’in hizmetlerinin kullanılmasını yasa dışı hale getiriyor. Bu nedenle, Clearview kullanan Hollandalı kuruluşları, Veri Koruma Kurumu’ndan ağır cezalar bekleyebilir.” dedi.

Şirketin Baş Hukuk Müşaviri Jack Mulcaire, yaptığı açıklamada, şirketin Hollanda’da veya AB’de bir işletme merkezi olmadığını, bu bölgelerde müşterisinin bulunmadığını ve Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ne (GDPR) tabi olmasına neden olabilecek herhangi bir faaliyet yürütmediğini savundu. Mulcaire, bu kararın hukuka aykırı, adil süreçten yoksun ve uygulanamaz olduğunu iddia etti.

Clearview AI, veri tabanı nedeniyle daha önce de birçok hukuki süreçle karşı karşıya kaldı. Clearview yazılımı, küresel ağda kamuya açık fotoğrafları tarayarak bu görüntüleri veri tabanına ekliyor. Şirketin veritabanının, şirketin iddiasına göre 50 milyardan fazla görüntüye sahip olduğu belirtiliyor.

Şirket, bu veritabanını kullanan hükümet kurumlarının, daha az kaynak harcayarak yüksek kaliteli ipuçları elde edebileceğini ve bu ipuçlarının diğer kanıtlarla desteklendiğinde şüphelileri, ilgilileri ve mağdurları hızlı ve etkili bir şekilde tanımlamaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Ancak DPA, Clearview’in GDPR’yi ihlal ettiğini ve veri tabanındaki kişilerin kendileriyle ilgili verilere erişebilmesi ve bu verilerin saklandığı konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Kamu hizmetlerinde ChatGPT'nin yeri

DPA, Clearview AI’in yapılan incelemelere rağmen ihlalleri durdurmadığını belirterek şirketin bu ihlalleri durdurmaması halinde 5,1 milyon euroya kadar ek ceza ödemek zorunda kalabileceğini bildirdi. Ancak şirket, AB’de bulunmuyor ve daha önce Birleşik Krallık Bilgi Komisyonu Ofisi’nin (ICO) yaptırım yetkisine tabi olmadığını ilan etmişti.

DPA, şirkete yönelik önceki yaptırımların etkili olmadığını belirterek, şirketin yönetim kurulu üyelerinin kişisel olarak sorumlu tutulup tutulamayacağını araştırmayı planlıyor.

Bu gelişmeler, Clearview yöneticilerinin Avrupa’da planladıkları tatillerini bir süreliğine ertelemeleri gerektiğini gösteriyor.

Çelebi Havacılık, global yolcuğuna AWS ile devam edecek!

0

Çelebi Havacılık Türk sivil havacılık sektörünün önde gelen isimlerinden biri olarak global operasyonlarını güçlendirmek ve hizmet kalitesini artırmak amacıyla Amazon Web Services (AWS) bulut platformunu tercih etti.

15 binden fazla çalışanıyla 3 kıta, 6 ülke ve 60’tan fazla istasyonda yer hizmetleri operasyonları yürüten Çelebi Havacılık, AWS sayesinde daha verimli, güvenli ve ölçeklenebilir bir altyapıya kavuşacak.

Daha önce tek bir lokasyonda bulunan veri merkeziyle geleneksel altyapı çözümlerini kullanan Çelebi Havacılık, globalleşme sürecinde iş sürekliliğinin sağlanması ve ölçeklenebilirliğin artırılması ihtiyacıyla karşı karşıya kaldı.

Havacılık sektörünün dinamik yapısına ve yüksek kalite standartlarına uygun çözümler sunan AWS, bu noktada ideal bir iş ortağı olarak öne çıktı. AWS Türkiye ekibi ve iş ortaklarının desteğiyle Çelebi Havacılık, üretim dışı uygulamalarını ve veri tabanlarını bir hafta gibi kısa bir sürede AWS bulutuna taşıdı.

Üretim ve afet yönetimi ortamları da başarılı testlerin ardından AWS üzerinde çalıştırılmaya başlandı. Özellikle Hindistan’daki afet yönetimi hizmetlerinin AWS’in EDR (Uç Nokta Tehdit Algılama ve Yanıt) servisiyle sadece 5 günde devreye alınması, bulut teknolojisinin sunduğu hızı tek başına gösteriyor.

Çelebi Havacılık da AWS’in geniş hizmet yelpazesinden faydalanarak operasyonlarını optimize ediyor. Sanal sunucu hizmeti Amazon EC2, şirketin yer hizmetleri uygulamalarını ve yazılımlarını sorunsuz bir şekilde çalıştırmasını sağlıyor.

Amazon VPC ise farklı sanal sunucuları ve kaynakları tek bir sanal ağ üzerinde toplayarak güvenliği ve yönetimi kolaylaştırıyor. Ayrıca AWS’in güvenilir ve ölçeklenebilir container servisi Amazon ECS ve büyük veri depolama altyapısı Amazon S3, Çelebi Havacılık’ın büyüyen veri ihtiyaçlarını karşılamak için esnek ve güvenilir çözümler sunuyor.

Çelebi Havacılık, analitik ve yapay zeka alanında da AWS’in sunduğu yenilikçi çözümlerden de faydalanmayı hedefliyor. Şirket, doğal dilde sorular sorarak etkileşimli panolar üzerinden veri analizi yapmayı sağlayan Amazon QuickSight Q ve üretken yapay zeka uygulamaları geliştirmek için Amazon Bedrock gibi hizmetleri denemeyi planlıyor. Büyük veri işleme ve analiz platformu Amazon EMR da Çelebi Havacılık’ın gelecek planları arasında.

Çelebi Havacılık Global IT Service Manager Tanju Çokgör, AWS’in sunduğu küresel ağ, hızlı implementasyon ve geniş hizmet yelpazesi sayesinde yeni teknolojileri kolayca deneyimleyebildiklerini ve rekabet avantajı elde ettiklerini belirtti.

Ayrıca AWS sayesinde müşterilerine global olarak yüksek kaliteli ve hızlı erişim imkanı sunduklarını vurguladı. AWS Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın ise Çelebi Havacılık’ın havacılık sektöründe bir öncü olduğunu ve AWS’in güvenlik ve kalite konusundaki kararlılığını paylaştığını ifade etti. Çelebi Havacılık’ın bulut yolculuğunda AWS olarak yanlarında olmaktan mutluluk duyduklarını belirtti.

Çinliler Rolls-Royce’un çakmasını yaptı!

0

Çin otomotiv sektörü, son yıllarda teknolojik atılımları ve kaliteli modelleriyle adından söz ettiriyor. Ancak görünen o ki, eski alışkanlıklardan tamamen kurtulabilmiş değiller! Çin’in popüler sosyal medya platformu Weibo’da paylaşılan fotoğraflar, Rolls-Royce’un minyatür bir kopyasının Çin’de satışa sunulduğunu ortaya koydu. Üstelik bu minik “Rolls-Royce”, sadece 2.000 dolarlık fiyat etiketiyle dikkat çekiyor.

Çinliler çakma Rolls-Royce yaptı!

Önden bakıldığında Rolls-Royce Ghost modelini andıran aracın en dikkat çekici özelliği, tıpkı ilham kaynağında olduğu gibi dikey krom çıtalardan oluşan ön panjur. Ön kaputun tasarımı ve farların şekli de Rolls-Royce’un tasarım dilini taklit ediyor. Yuvarlak hatlara sahip olan aracın genel tasarımı ise Japonların “kei car” olarak bilinen minik şehir otomobillerini akıllara getiriyor.

Çinliler çakma Rolls-Royce yaptı!
Çinliler çakma Rolls-Royce yaptı!

Benzerlikler sadece ön tasarımla sınırlı değil. Minik araç, Rolls-Royce modellerinin simgesi haline gelen arkaya doğru açılan kapılara da sahip. İç mekanda ise lüks markayı andıran detaylar bulunmuyor. Yine de bitişik ekranlardan oluşan dijital gösterge paneli, Mercedes’ten esinlenilmiş gibi duran havalandırma menfezleri, deri koltuklar ve ambiyans aydınlatma gibi özellikler dikkat çekiyor.

Aracın teknik özellikleri henüz bilinmiyor. Ancak Çin medyasında yer alan haberlere göre minik “Rolls-Royce”, yaklaşık 14.000 yuan yani 2.000 dolar civarında bir fiyata alıcı buluyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Uzmanlar, basit asistanların otonom araçlardan daha güvenli olduğunu düşünüyor!

Yol güvenliğini artırmanın çözümünün zaten var olduğunu savunan uzmanlarla yapılan bir görüşmede; uzmanlar, otomatik acil frenleme, şerit takip asistanı ve kör nokta izleme gibi gelişmiş sürücü yardım sistemlerinin (ADAS) bu konuda önemli adımlar attığını belirtiyor. Sigorta Enstitüsü’nün (IIHS) verileri de bu görüşü destekliyor. Yapılan son araştırmalar, bu tür sürücü yardım teknolojileriyle donatılmış araçlarda kazaların azaldığını ortaya koyuyor.

Örneğin, otomatik acil frenleme (AEB) sistemi, yolun radar ve kameralarla taranmasıyla başlıyor. Ardından, sürücünün potansiyel tehlikelere tepki verip vermediği kontrol ediliyor. Eğer sürücü tepki vermezse, AEB sistemi otomatik olarak fren yaparak çarpışmayı önlüyor. Bu sistemin arka çarpışmaları yüzde 50 oranında azalttığı tespit edildi.

Otonom araçlar, beklenenin tersi yönde cevap veriyor!

Kıdemli Araştırmacı David Kidd, Tesla’nın Autopilot’u ve GM’in Super Cruise’ı gibi daha fazla otonomi sunan sistemlerin ise tam tersi bir etki yapabileceğini söylüyor.

Bu sistemlerin, sürücülere sahte bir güven hissi vererek zamanla tehlikeli bir şekilde dikkatsizleşmelerine yol açabileceği belirtiliyor. Tesla, Autopilot’un güvenliğini vurgulamak için kaza başına kat edilen mesafeleri öne sürse de, sürücüsüz araçlarla ilgili ölümcül kazalar yaşanmaya devam ediyor ve federal soruşturmaları tetikliyor. Örneğin, bir Cruise sürücüsüz taksinin, başka bir araç tarafından çarpılan bir yayayı ezmesi ve durması, şirketin izninin askıya alınmasına neden oldu. Kidd, “Güvenlik konusunda herhangi bir iyileşme görmüyoruz” diyor ve bu, sistemlerin sunduğu tek faydanın rahatlık olduğunu iddia ediyor.

Euro NCAP Direktörü Richard Schram ise, araçlarında sürücüsüz teknoloji satan üreticilerin, araçlarının gerçek yeteneklerini gizlediğini öne sürüyor.

Ancak, otomasyonu tamamen reddetmek de akıllıca bir hareket olmayabilir. Bu teknolojilerin çoğu nispeten yeni ve diğer sistemler gibi güvenlik etkilerini tam olarak değerlendirebilmek için daha fazla yol kat etmesi gerekiyor.

Bu durumu daha da karmaşık hale getiren şey ise mevcut verilerin kafa karıştırıcı ve çelişkili olması. NHTSA, dikkat dağınıklığı risklerini kabul etse de, Level 2 sistemlerinin kazaları artırdığına dair kesin bir bağlantı kurmuş değil.

Bununla birlikte, yakın zamanda yapılan bir Nature çalışması, sürücüsüz araçların, belirli koşullar hariç, genellikle insanlardan daha düşük kaza oranlarına sahip olduğunu öne sürüyor. Ancak, NHTSA verilerinin ayrı bir analizi, Level 2 donanımlı araçlarla ilgili kazaların arttığını gösteriyor. Dolayısıyla, otonom araçların güvenliği konusunda bir fikir birliği oluşmuş değil.

Otonom sürüş güvenliği etrafındaki tartışmalara rağmen, NHTSA, kazaları azaltma konusunda güçlü bir sicili olan AEB gibi sistemleri 2029’a kadar tüm ticari olmayan araçlar için zorunlu hale getirmeyi planlıyor.

Üniversite öğrencisi, evinde nükleer füzyon reaktörü inşa etti!

Waterloo Üniversitesi’nde matematik okuyan Hudhayfa Nazoordeen, sadece dört hafta içinde evinde bir füzyon reaktörü inşa etti. Üstelik bu projeyi gerçekleştirmek için yalnızca 2.000 dolar harcadı ve gerekli parçaları internetten temin etti.

Nazoordeen, projesine “sıfır donanım deneyimi” ile başladı ve ilk hafta boyunca McMaster-Carr gibi tedarikçilerden bileşenleri bulup temin etmekle uğraştı. İkinci hafta, ana odacık ve doğrultma devresini monte etmeye odaklandı.

Üçüncü hafta geldiğinde ise projesini odasına kurmuş ve 12 kV’lik neon tabela transformatörünü sisteme entegre etmek için çalışmalarına başlamıştı. Ancak, “3.5. hafta” olarak adlandırdığı süreçte vakum sistemini çözmek, Nazoordeen’in sabrını zorlayan en zorlu kısım oldu.

Nazoordeen, sosyal medya platformu X’te yaptığı bir paylaşımda, “Bu proje üzerindeki en sinir bozucu kısım buydu” diyerek, 25 milyon atmosferin bir kısmı kadar düşük bir basıncı elde etmek için çok sayıda küçük sızıntıyı tespit edip kapatmak zorunda kaldığını belirtti. Füzyonun gerçekleşmesi için nükleonların birbirine yaklaşabilmesi adına çok düşük basınç ortamına ihtiyaç duyulduğundan, bu adım oldukça kritik. Bu süreci sürekli izlemek ve kontrol altında tutmak için ise MKS-901p transdüserini kullandı.

Nazoordeen, kampüsteki diğer mühendislerden aldığı desteğin yanı sıra, Anthropic’in Claude 3.5 adlı yapay zeka sohbet botunun da projede önemli bir rol oynadığını ifade etti. “Tüm veri tablolarımı Claude’a yükledim ve bu konuda bana çok yardımcı oldu.” dedi.

Ancak, bu ev yapımı füzyon reaktörü henüz füzyon gerçekleştirebilmiş değil, yani nötron üretmiyor. Bunun gerçekleşmesi, küçük bir tasarımda son derece zorlayıcı ve daha ileri mühendislik çözümleri gerektiriyor. Buna rağmen, Nazoordeen bu küçük proje için daha fazla planı olduğunu ve “tam teşekküllü bir füzyon reaktörü” için finansman beklediğini belirtti.

Nazoordeen’in çalışması, geçen yıl Toronto Üniversitesi’nden mühendis Olivia Li’nin New York’taki bir apartman dairesinde ağır sudan elde edilen döteryum gazını kullanarak kendi füzyon reaktörünü inşa etmesi üzerine kurulu.

Li, Nazoordeen’in başarısını övdü ve “Konuştuğum birçok kişi füzyon reaktörü inşa etme konusunda heyecanlıydı, ancak Hudzah bunu gerçekten gerçekleştiren tek kişi oldu!” diyerek kendi füzyon reaktörünü evde yapmak isteyenlere yardımcı olabilecek bir yazının bağlantısını da paylaştı.