Yapay zekada silahlanma yarışı devam ederken, Google’ın yapay zeka alanındaki dev adımları gündemi sarsıyor. Şirketin yapay zeka işinin başındaki isim, 100 milyar doların üzerinde bir yatırım yapacaklarını açıkladı. İşte detaylar:
Google’ın yapay zeka işinin lideri ve DeepMind’ı kuran Demis Hassabis, şirketin yakın gelecekte yapay zeka teknolojileri ve uygulamaları için tarihinin en büyük yatırımlarından birini yapacağını belirtti. Hassabis’in açıklamaları aynı zamanda rakip firmaların, 2028’e kadar tamamlamayı planladığı 100 milyar dolarlık süper bilgisayar yatırımına karşı bir cevap niteliğinde.
Hassabis’in, Microsoft ve OpenAI’nın “Stargate” adını verdikleri 100 milyar dolarlık süper bilgisayar hakkındaki düşünceleri sorulduğunda verdiği cevap dikkat çekiciydi. Hassabis, belirli rakamlara girmese de, “Zaman içinde daha fazla yatırım yapacaklarını” söyledi. Ayrıca, Alphabet’in (Google’ın çatı şirketi) rakiplerinden daha üstün bilgi işlem gücüne sahip olduğunu da vurguladı.
DeepMind’ı Google’a satmadan önce kuran Hassabis, şirketin bu birlikteliğinin temel nedenlerinden birinin bilgi işlem gücü olduğunu dile getirdi. Hassabis, yapay genel zekaya ulaşmak için gereken bilgi işlem gücünün önemine dikkat çekerek, makinelerin insanlar kadar hatta daha iyi performans göstereceğini söyledi.
Google yapay zeka, geçtiğimiz günlerde Axion adını verdiği yeni ARM tabanlı bulut işlemcisini tanıttı. Bu işlemci, mevcut yonga sistemlerinden ve yapay zeka hızlandırıcılarından daha az güç tüketiyor ve yapay zeka eğitimi ile bulut tabanlı hizmetlerin performansını artırıyor.
Şu anda DeepMind’ın, ChatGPT gibi başarılı yapay zeka tabanlı bir ürüne sahip olmadığını belirtmek önemli. Ancak şirket, makine öğrenimi algoritmalarının zekasını artırabilecek sosyal öğrenme teknolojilerine odaklanmış durumda.
Google yapay zeka alanındaki dev yatırımı, sektörde büyük bir heyecan yaratırken, şirketin gelecekteki yapay zeka projeleri ve ürünleri için heyecan verici bir yol haritası çizdiği görülüyor. Bu yatırım, yapay zekanın önümüzdeki yıllarda daha da önem kazanacağı bir dönemde, teknoloji dünyasında önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.
Apple, efsanevi Apple Watch serisinin onuncu yılını kutlamak için hazırlıklarını sürdürüyor. Yakında piyasaya sürülecek olan Apple Watch Series X, akıllı saat dünyasına yepyeni özellikler getiriyor. İşte, merakla beklenen yeni detaylar!
Apple Watch Series X’in en dikkat çeken özelliklerinden biri, manyetik bir kayış birleşim sistemi ile geliyor olması. Bu yenilikçi sistem, önceki modellerdeki yer kaplayan kayış sistemine bir alternatif sunuyor. Böylece, daha büyük piller veya diğer dahili bileşenler için ekstra alan sağlanmış olacak. Apple Watch Series X’in kasasının yüzde 10-15 daha ince olacağı tahmin edilirken, kontrol tekerleği ve aksiyon tuşu da bu modelde yer alacak.
Parlak ve enerji verimli OLED ekran
Yenilenen OLED ekranı sayesinde Apple Watch Series X, daha parlak ve enerji verimli bir deneyim sunacak. Bu, kullanıcıların gün boyu aktif olarak kullanabileceği bir saat deneyimi vadediyor. Özellikle günlük kullanımda daha uzun pil ömrü sağlayacak olan bu ekran teknolojisi, Apple Watch serisinde bir ilk olacak.
Apple Watch Series X ve Apple Watch Ultra: beklenen hamleler
Apple Watch Series X’in lansmanı, aynı zamanda Apple’ın Watch Ultra 3. nesil modeli ile ilgili belirsizlikleri de ortadan kaldırıyor. Şirket, microLED üretim problemleriyle boğuşurken, Series X ile zaman kazanmış gibi görünüyor. 2025 yılında beklenen Apple Watch x ile birlikte, ilerleyen aylarda Apple Watch Ultra 3’ün de duyurusu bekleniyor.
Apple Watch tutkunlarının heyecanla beklediği Watch X, serinin en iddialı ve güçlü modeli olmaya aday. Tasarımındaki yenilikler, kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıyacak gibi görünüyor.
Mercer’in 300 şirketle yakın zamanda yaptığı bir ankette, şirketlerin yüzde 94’ünün son üç yılda zihinsel sağlık hizmetleri kapsamını güçlendirdiklerini, desteği artırdıklarını veya çalışanların sağlığını ve refahını iyileştirmeye yardımcı olacak yeni programlar veya sistemler uygulamaya koyduklarını bildirdiği ortaya çıktı. Çalışanların bu tür bir danışmanlığa ihtiyaç duymasının birçok nedeni vardır, ancak BT operasyonlarının zorlu ve stresli çalışma ortamları, orada çalışanlara kesinlikle yardımcı olmuyor.
Yapay zeka BT için fırsat
Peki ya bir BT operasyonunu yürütmenin getirdiği stresi hafifletmenin ve belki de tükenmişliği azaltıp iş tatminini artırmanın bir yolu olsaydı? Yapay zeka, sorunları gidermek ve düzeltmek için harcanan saatler ve günler gibi işin bazı stresli yönlerini boşaltmak ve otomatikleştirmek için bir yaklaşım sağlar. artık altyapıların parçası olan çoklu platformlardan ortaya çıkıyor.
AIOps, bilgi teknolojisinin sıkıcı yanını akıllı bir şekilde otomatikleştirmeyi amaçlıyor. Hataları düzeltmek, güvenlik sorunlarını izlemek, temel nedenleri bulmak öncelikli hedefler arasında. Constellation Research’ün kıdemli analisti Andy Thurai: “AIOps’un amacı yapay zekayı geliştirmek değil, yapay zekayı BT operasyonlarında kullanmaktır” diyor.
Artık AIOps, üretken yapay zeka ile güçlendiriliyor; bu, bir zamanlar anlaşılması ve düzeltilmesi saatler veya günler süren sorunları sorgulamayı ve bunlara hızlı yanıtlar almayı mümkün kılabilir. Bu süreçte BT uzmanları arasındaki tükenmişliğin ve stresin azaltılmasına da yardımcı olabilir. BT ekipleri için en can alıcı aktiviteyi düşünün: uyarı yorgunluğu. BT altyapısının boyutu ve karmaşıklığı ve bununla birlikte uyarılar da genişlemeye devam ediyor. Ve bulutun karmaşıklığı ortadan kaldırdığını düşünmeyin; deforme olmuş protokollerle çeşitli platformlarda çalışan sistem ve uygulamalarla aslında karmaşıklığı artırıyor.
Thurai, her BT profesyonelinin bilişsel aşırı yüklenmeyle karşı karşıya kaldığını ve sonunda “uyarı yorgunluğundan tükenip tükendiğini” söylüyor. “Yöneticilerin tek bir olay için binlerce olmasa da yüzlerce uyarı alması alışılmadık bir durum değil” diyor.
Constellation’ın 317 BT uzmanıyla yaptığı ankette bilişsel aşırı yüklenmenin kökleri belirlendi:
Çoğu kuruluş, büyük olayları gerçek zamanlı olarak ele alacak şekilde kurulmamıştır.
Büyük ve küçük olaylar beklenenden daha sık yaşanıyor.
Olay çözümünün maliyeti her zaman çok yüksek.
Ölçek ve karmaşıklık arttıkça üretim operasyonları da zorlaşıyor.
Hibrit uygulamaların yönetimi ve bakımı son derece zor.
Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Ekonomi Kulübü, finans ve yatırım dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirecekleri büyük bir etkinliğe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. “Yatırım ve Finans Zirvesi”, 26 Nisan Cuma günü YTÜ Davutpaşa Kampüsü’nde yer alan Elektrik Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Etkinlik saat 10:00’da başlayacak ve 16:00’ya kadar devam edecek. Katılımın herkese açık olduğu bu zirvede, Borsa İstanbul, küresel piyasalar, kripto paralar ve finansal teknolojiler gibi alanlarda derinlemesine bilgiler sunulacak. Ayrıca, farklı kripto borsaları ve projeler hakkında bilgi almak isteyen katılımcılar için de ayrıntılı oturumlar düzenlenecek.
YTÜ öğrencileri için kayıt işlemi gerekmezken, diğer katılımcıların etkinlik öncesinde verilen bağlantı üzerinden form doldurarak kayıt yaptırmaları gerekmektedir. Katılımcıların okula girişi sırasında TC Kimlik numaraları yalnızca güvenlik amacıyla kontrol edilecek ve hiçbir şekilde üçüncü taraflarla paylaşılmayacaktır.
YTÜ Ekonomi Kulübü’nün düzenlediği bu zirve, finans ve yatırım alanında kendini geliştirmek isteyen herkes için benzersiz bir fırsat sunuyor. Etkinlikle ilgili daha fazla bilgi almak ve kayıt yaptırmak isteyenler, kulübün sosyal medya hesaplarındaki bağlantılara göz atabilirler. Yatırım ve finans dünyasının nabzını tutmak isteyen herkesi 26 Nisan’da Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bekliyoruz.
Otomotiv Gazetecileri Derneği (OGD) tarafından düzenlenen ve otomobil sektöründe büyük bir prestij kazandıran Türkiye’de Yılın Otomobili yarışmasında bu yıl da heyecan dorukta. Dokuzuncu kez gerçekleştirilen bu seçimde, 28 aday arasından sıyrılarak finale kalan 7 otomobil modeli açıklandı.
Türkiye’de Yılın Otomobili 2024 adayları!
Finalistler arasında yer alan modeller; BMW 5 Serisi, Chery Tiggo 8 Pro, Hyundai Ioniq 6, Mercedes-Benz E Serisi, Renault Austral, Togg T10X ve Toyota C-HR olarak belirlendi. Bu modeller, otomotiv alanında uzmanlaşmış OGD üyelerinin yaptığı titiz oylamalar sonucunda finale kalmaya hak kazandı.
OGD Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Sandık, organizasyonun her yıl otomotiv sektöründe büyük bir heyecan yarattığını ve bu yılın da geçmiş yıllardaki gibi çekişmeli geçeceğini vurguladı. Sandık, tüm finalist modellerin yüksek kaliteleri ve özellikleri ile üyeler arasında zorlu bir tercihe neden olacağını belirtti.
OGD Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Sandık, dokuzuncu kez düzenlenecek “Yılın Otomobili” seçiminin sektörde büyük heyecan yarattığını belirterek şunları söyledi:
“Önceki yıllarda tatlı bir çekişmeye ve heyecana sahne olan bu organizasyon bu yıl da büyük çekişmeye sahne olacak. Hepsi birbirinden değerli otomobiller arasında seçim yapmak için üyelerimiz çok zorlanacak”
Apple, 2024’ün ikinci yarısında M4 işlemcilerle güçlendirilmiş yeni MacBook Pro modellerini kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor. Bu yeni modellerin teknik detayları ve beklentileri merak konusu olmaya devam ediyor.
Apple, M3 çipini 3 nanometre sürecine dayanarak geliştirmişti ve M4 işlemcisinde de aynı süreci kullanması bekleniyor. Ancak işlemci performansını artırmak için tedarikçisi TSMC’nin çipin verimliliğini ve hızını artıran güncellemeler sunması bekleniyor.
Yapay zeka (AI) yetenekleri gün geçtikçe daha önemli hale geliyor ve Apple’ın M4 işlemcisi de bu alana odaklanabilir. M4 işlemcisinin, geliştirilmiş Neural Engine ile birlikte önemli ölçüde daha fazla çekirdeğe sahip olması bekleniyor. M3 çiplerinde 16 çekirdekli Neural Engine bulunurken, Apple’ın M4’te bu sayıyı artırması olası görünüyor.
Giriş ve üst seviye MacBook Pro modelleri
Geçen yıl, M3 çipine sahip MacBook Pro 13 inç modeli yerine üç farklı çip seçeneğiyle 14 inç MacBook Pro piyasaya sürülmüştü. Giriş seviyesi M4 işlemcili model, M3’teki 8 çekirdekli CPU ve 10 çekirdekli GPU gibi temel özellikleri muhtemelen koruyacak.
Daha profesyonel kullanıcılar için tasarlanan 14 inç ve 16 inç MacBook Pro modelleri ise daha güçlü M4 çiplerinin Pro ve Max versiyonlarıyla gelebilir. Örneğin, M3 Pro işlemcisi 12 çekirdeğe kadar CPU ve 18 çekirdeğe kadar GPU’ya sahipken, M3 Max 16 çekirdeğe kadar CPU ve 40 çekirdeğe kadar GPU’ya sahip. M4 Pro ve M4 Max için CPU ve GPU iyileştirmeleri henüz netlik kazanmış değil.
Tasarım değişikliği beklenmiyor
Apple’ın yeni MacBook Pro modelleri için tasarım değişikliği yapacağına dair henüz bir bilgi bulunmuyor. Şu anki MacBook Pro tasarımı, 2021’de Apple silicon işlemciye geçişle birlikte güncellenmişti. Bu yıl içinde tasarımın değişmesi beklenmiyor; dolayısıyla 2025 veya 2026’ya kadar bu tasarımın devam etmesi muhtemel.
Yeni M4 MacBook Pro’ların çıkış tarihi
M4 işlemcili giriş seviyesi 14 inç MacBook Pro‘nun 2024 sonlarına doğru tanıtılması beklenirken, M4 Pro ve M4 Max işlemcili 14 inç ve 16 inç MacBook Pro modelleri için çıkış tarihi 2025’e kadar uzayabilir. Bu durumda, M4 serisi, M3 çip serisi gibi aynı anda tanıtılacak ancak çıkış tarihleri farklı olacak.
Apple’ın M4 işlemcili MacBook Pro modelleri, hem giriş seviyesi kullanıcılar için güçlü seçenekler sunacak hem de profesyonellerin daha fazla iş gücü ve performans ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilmiş Pro ve Max versiyonlarıyla piyasaya sürülecek. Bu modellerin çıkış tarihleri ve teknik detaylarıyla ilgili olarak, kullanıcıların heyecanla beklediği güncellemelerle ilgili bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz.
Her yıl 500’den fazla girişimi bir araya getirerek, büyüme yolculuklarını 360 derece destekleyen İTÜ Çekirdek’te yılın 3. dönem başvuruları devam ediyor. Dünyanın En İyi Üniversite Kuluçka Merkezi unvanına sahip olan İTÜ Çekirdek, teknolojik ve inovatif çözümünün ticarileşebilir olduğuna inanan tüm girişimcilere kapılarını açıyor.
Programa kabul edilen girişimcileri yılda 4.500’ü aşkın mentorluk görüşmesi, 250 saati aşan eğitim, 300’den fazla yatırımcı buluşması, 100’den fazla seminer, workshop, networking buluşmaları ile 90’dan fazla girişimcilik eğitimi bekliyor. Bu keyifli ve öğrenim dolu yolculuk için son başvuru tarihi ise 27 Mayıs.
Türkiye’nin girişimcilik ve inovasyon üssü İTÜ ARI Teknokent’in liderliğiyle 2011 yılından bu yana, hayalleri sınırları aşmış girişimcilerin başarı hikayelerine ortak olan dünyanın en iyi üniversite kuluçka merkezi İTÜ Çekirdek, bugüne kadar toplam 4 bin 700’ü aşkın girişim, 11 bin 500’den fazla girişimci ve 76 ülkeden 77 binden fazla başvuruya ulaştı.
“Etki Yaratan Kuluçka Merkezi” olmanın sorumluluğuyla ‘bir’den ‘bin’lere ulaşarak girişimcilik ekosistemini dönüştüren İTÜ Çekirdek, 27 Mayıs’a kadar devam edecek olan 3. dönem başvurularıyla teknolojik ve inovatif çözümünün ticarileşebilir olduğuna inanan tüm girişimcilere kapılarını açıyor.
Girişimcileri 360 derece destekle büyüten; ürün ve hizmetleri için küresel pazar kanallarını açan, hızlı bir şekilde gelişmeleri için tüm hizmetleri tasarlayan ve sunan İTÜ Çekirdek’e bir yılda 7 binden fazla başvuru yapılırken bunlardan 500’ü aşkın olanı programa kabul ediliyor.
Girişimcilerin her yıl aktif 500’den fazla mentor havuzuna erişebildiği İTÜ Çekirdek’te yılda 4500’ü aşkın mentorluk eğitimi verilirken bunu 250 saati geçen gelişim programı, 100’den fazla seminer, workshop, networking buluşmaları ile 90’dan fazla girişimcilik eğitimi takip ediyor.
Her yıl 300’ün üzerinde yatırımcı buluşması ve onlarca Demo Day düzenleyen İTÜ Çekirdek, bu sayede girişimcilere 1.000’den fazla kurumsal paydaşın karşısında sunum yapma ve kendini tanıtma imkânı sağlıyor.
Bunun yanında 30’un üzerinde partner kuluçka merkezi ile girişimciler çok geniş bir network ağına ulaşırken kendilerine indirimli ve öncelikli hizmet sağlayan 50’yi aşkın kurumun özel imkanlarından faydalanıyor. Başarının sürdürülebilir olduğu İTÜ Çekirdek, her yıl 90’dan fazla girişime yatırım alma imkânı sunuyor.
İTÜ Çekirdek, 12 yıldır “bir” Kuluçka Merkezi’nden daha fazlası
İTÜ Çekirdek bugüne kadar 76 ülkeden 77 binden fazla başvuru alırken 4 bin 700’ü aşkın girişimi, 11 bin 500’ün üzerinde girişimciyi kabul etti. 12 yılda İTÜ Çekirdek ekosisteminde girişimcilere destek veren 900’den fazla mentor 44 binin üzerinde mentorluk görüşmesi gerçekleştirirken endüstriyel tasarım, atölye, Ar-Ge fonu desteği ve patent gibi imkânlarla bu zamana kadar 650’den fazla girişime ilk ürünlerini geliştirmeleri, iyileştirmeleri ve fikri mülkiyetlerini korumaları için destek verildi.
Girişimciler İTÜ Çekirdek aracılığı ve ayrıcalığı ile 18,5 milyon doların üzerinde nakit ödül & hibeye ulaşma imkanına sahip olurken toplam 350 girişimci, 616 farklı turda 520’yi aşkın yatırımcıdan 273 milyon dolar yatırım alma başarısı gösterdi. İTÜ Çekirdek girişimleri sadece Türkiye’den değil globalden de yatırımcıların ilgisini çekerek 64 girişimci 35 farklı ülkeden yatırım aldı.
Yurt dışı yatırımlarında ise başı Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İngiltere çekti. Girişimcilerin ulaştığı değerlemenin 3 milyar doları aştığı İTÜ Çekirdek’te toplam ciro 220 milyon doları geçerken toplam ihracat ciroları ise 120 milyon doların üzerine çıktı. İTÜ Çekirdek 230 girişim global pazarda aktif faaliyet gösterirken aynı zamanda 11 binin üzerinde kişiye de istihdam oluşturuyor.
İTÜ Çekirdek, teknolojik ve inovatif çözümünün ticarileşebilir olduğuna inanan tüm girişimcileri 27 Mayıs’a kadar itucekirdek.com adresinde devam eden 3. dönem başvurularıyla, destek ve yatırım almaya davet ediyor.
Target, DVD’lerin fiziksel mağazalarda tamamen ortadan kaldırıldığını doğruladı. Target, mağazalarındaki fiziksel medyanın varlığını azaltıyor. Target’ın bir sözcüsü, şirketin mağazalarda sattığı “sınırlı DVD çeşitliliğini web sitesine aktardığını” söyledi.
DVD satışları popülerliğini kaybetti
Target, “İleriye dönük olarak, seçkin DVD’leri yeni çıktıklarında veya yıl boyunca daha popüler oldukları önemli zamanlarda, örneğin tatillerde hediye vermek için mağazalarda sunacağız” diyor. Bu, Target’ın fiziksel DVD bölümünü daha da küçük hale getirecek ve yalnızca belirli zamanlarda kullanılabilir hale getirecek. Target’ın web sitesinden hala “binlerce” DVD satın alabileceksiniz, ancak seçimin ne kadar geniş olacağını merak ediliyor.
Target’ın DVD’lerden vazgeçtiğine dair raporlar ilk olarak X hesabında @PhysicalMedia’nın mağazanın “2025 yılına kadar mağaza içi ve çevrimiçi fiziksel medya satışını durduracağını” yayınlamasıyla ortaya çıktı. Ancak Target mağazada ve çevrimiçi olarak fiziksel oyunlar satmaya devam edeceğini, DVD reyonunun ise en büyük darbeyi alacağını söylediği için bu sadece kısmen doğru. Değişiklik ve bunun ne zaman gerçekleşeceği hakkında daha fazla bilgi almak için Target’a ulaştı ancak hemen bir yanıt alınamadı.
Yayın ve dijital oyunların yükselişiyle birlikte, fiziksel medya bazıları için sonradan akla gelen bir düşünce haline geldi. Ancak DVD sevgisini yeniden keşfedenler için bu haber oldukça hayal kırıklığı yaratıyor. Pahalı yayın hizmetleri arasında yıllarca dolaştıktan sonra, Target, Walmart veya Barnes & Noble’ın DVD reyonlarını fiziksel olarak incelemenin izlenecek bir şey bulmayı çok daha az stresli hale getirdiğini söylebiliriz. Göz atabileceğiniz binlerce program ve film yok; yalnızca siz ve göz atabileceğiniz bir film duvarı var.
Target, fiziksel medya ekranlarının iyileştirilmesinde de yalnız değil. Geçen yıl Best Buy, 2024 yılında DVD’leri ve Blu-ray’leri mağazalarından çıkaracağını doğruladı. Walmart halen DVD seçiminden kurtulup kurtulmayacağını ve ne zaman kurtulacağını söylemedi.
Yakın zamanda kendi yayınladığı bir roman için telif hakkı tescili yaptıran 60 yaşındaki emekli ABD Ordusu gazisi Elisa Shupe tartışmalara neden oldu. Kitabı yazarken OpenAI’nin ChatGPT’sini yoğun bir şekilde kullanmıştı. Başvurusu, ABD Telif Hakkı Bürosu’nu, genellikle telif hakkı sahiplerinin makine tarafından oluşturulan öğeleri hariç tutmasını gerektiren yapay zeka ile yapılan çalışmalara ilişkin politikasını bozmaya zorlama girişimiydi.
Yapay zeka metin ile ortaya çıkan telif hakkı
Yapay zeka metin ile ortaya çıkan roman, Shupe’un daha kapsayıcı cinsiyet tanınmasına yönelik savunuculuğu da dahil olmak üzere olaylarla dolu hayatından yararlanıyor. Kaydı , özellikle daha fazla insanın yapay zeka araçlarını yaratıcı çalışmalara dahil etmesiyle, USCO’nun yapay zekayla nasıl boğuştuğuna dair bir fikir veriyor. Yapay zeka tarafından oluşturulan metnin düzenlenmesi için telif hakkı alan ilk yaratıcı çalışmalar arasında yer alıyor.
Nixon Peabody’nin ortaklarından fikri mülkiyet avukatı Erica Van Loon, “Telif Hakkı Bürosu’nun çizgiyi nerede çekeceği konusunda çabaladığını görüyoruz” diyor. Shupe’un davası bu mücadelenin bazı nüanslarını vurguluyor; çünkü kaydının onaylanması önemli bir uyarıyı da beraberinde getiriyor. USCO’nun, Shupe’a kitabının telif hakkı tescilini sağlayan bildirimi, yazılı eserlerde geleneksel olduğu gibi onu tüm metnin yazarı olarak tanımıyor. Bunun yerine, “yapay zeka tarafından oluşturulan metnin seçimi, koordinasyonu ve düzenlenmesi”nin yazarı olarak kabul ediliyor. Bu, hiç kimsenin kitabı izinsiz kopyalayamayacağı, ancak asıl cümlelerin ve paragrafların telif hakkına tabi olmadığı ve teorik olarak yeniden düzenlenip farklı bir kitap olarak yeniden yayınlanabileceği anlamına geliyor.
Ajans, telif hakkı kaydını Shupe’un eserini kaydetmeye çalıştığı tarih olan 10 Ekim’e tarihledi. Bu hikaye hakkında yorum yapmayı reddetti. Ajans sözcüsü Nora Scheland: “Telif Hakkı Bürosu, belirli telif hakkı kayıtları veya bekleyen kayıt başvuruları hakkında yorum yapmıyor” diyor. Başkan Biden’ın geçtiğimiz sonbaharda yapay zekaya ilişkin idari emri, ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi’nden Telif Hakkı Bürosu’na danışarak Beyaz Saray’a telif hakkı ve yapay zeka konusunda, “yapay zeka kullanılarak üretilen eserlerin koruma kapsamı” da dahil olmak üzere tavsiyelerde bulunmasını istedi.
Her ne kadar Shupe’un sınırlı telif hakkı kaydı dikkate değer olsa da, başlangıçta USCO’dan yapay zeka tarafından üretilen materyal için telif hakkının tanınmasına yönelik daha önemli bir yol açmasını istedi. Orijinal telif hakkı başvurusunda, “Birçok engelim için ADA muafiyeti kapsamında yapay zeka destekli ve yapay zeka tarafından oluşturulan materyalin telif hakkını almaya çalışıyorum” diye yazdı.
Shupe, kitabını yalnızca üretken yapay zeka araçlarının yardımıyla tamamlayabileceğine hararetle inanıyor. Bakanlık tarafından yüzde 100 engelli olarak değerlendirildiğini ve bipolar bozukluk, sınırda kişilik bozukluğu ve beyin sapı malformasyonu gibi durumlara bağlı bilişsel bozukluk nedeniyle yazmakta zorlandığını söylüyor.
Mona Lisa’nın rap yaparken nasıl görüneceğini hiç merak ettiniz mi? Yapay zeka bunu mümkün hale getirdi. Microsoft’un en son yapay zeka yeniliği VASA-1, yüzlerin statik görüntülerini gerçekçi animasyonlu konuşma veya şarkı kliplerine dönüştürerek gerçeklik ile kurgu arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Teknoloji, dudak hareketlerini sesle senkronize ederek kişinin konuştuğu veya şarkı söylediğine dair ikna edici bir yanılsama yaratıyor. Microsoft, Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa rap’i gibi eğlenceli örneklerle sergilenmesine rağmen, kimliğe bürünme veya dolandırıcılık gibi kötüye kullanım potansiyelini kabul ediyor ve aracı kamuya yayınlamaktan kaçındı.
Mona Lisa rap görüntüsü
Microsoft araştırmacıları bir blog yazısında VASA’yı ‘sanal karakterlerin gerçekçi konuşan yüzlerini oluşturmaya yönelik bir çerçeve’ olarak tanımlıyor. Yazıda: “İnsanın konuşma davranışlarını taklit eden gerçekçi avatarlarla gerçek zamanlı etkileşimlerin önünü açıyor Metodumuz yalnızca değerli dudak-ses senkronizasyonu üretmekle kalmıyor, aynı zamanda gerçekçilik ve canlılık algısına katkıda bulunan geniş bir duygu yelpazesini, etkileyici yüz nüanslarını ve doğal baş hareketlerini de yakalayabiliyor” ifadelerine yer veriliyor.
VASA-1, ister gerçek ister kurgu olsun, bir yüzün hareketsiz görüntüsünü analiz ederek ve yüzü gerçek zamanlı olarak canlandırmak için onu sesle eşleştirerek çalışıyor. Microsoft’un araştırmacıları, VASA-1’in, dijital avatarlarla gerçekçi etkileşimler için çeşitli duyguları ve nüansları aktarabilen, gerçekçi konuşan yüzler oluşturmaya yönelik bir çerçeve olduğunu öne sürüyor. ESET güvenlik uzmanı Jake Moore, “Görmek artık kesinlikle inanmamak” diyor.
Moore: “Bu teknoloji geliştikçe, herkesin neyin mümkün olduğunun tam olarak farkında olmasını ve yazışmaları gerçek olarak kabul etmeden önce iki kez düşünmesi gerektiğini garanti altına almak için zamana karşı bir yarış yapılıyor. Ancak, diğer ilgili içerik oluşturma teknikleri gibi, yine de insanların kimliğine bürünmek amacıyla kötüye kullanılma potansiyeli var” diyor. Ayrıca Moore: “Gerçek kişilere yönelik yanıltıcı veya zararlı içerik oluşturmaya yönelik her türlü davranışa karşıyız ve sahtecilik tespitini geliştirmeye yönelik tekniğimizi uygulamakla ilgileniyoruz. Şu anda, bu yöntemle oluşturulan videolar hala tanımlanabilir yapılar içeriyor ve sayısal analiz, gerçek videoların orijinalliğini elde etmek için hala bir boşluk olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullanıyor.
Umut verici uygulamalarına rağmen uzmanlar, teknolojinin aldatma ve manipülasyon potansiyeline ilişkin endişelerini dile getiriyor. Bireylerin asla söylemedikleri şeyleri söylüyormuş gibi görünmelerini sağlama yeteneği ile VASA-1, dolandırıcılık ve yanlış bilgilendirmeyi kolaylaştırabilir.
Elektrikli araçlar yükselişte. Harika yeni modellerin nihayet piyasaya sürülmesi ve şarj ağlarının hızla genişlemesiyle birlikte , elektrikli otomobillerin de elektrikli olmayan araçlar kadar yaygın hale gelmesinde dönüm noktasında olduğumuzu hissediyoruz. Ancak tamamen yeni bir araç türüyle birlikte yeni zorluklar da ortaya çıkar. Zorluklardan biri şarj sürelerine uyum sağlamaktır. Bir diğeri menzile daha fazla dikkat ediyor. Bazı sürücülerin fark ettiği gibi bir diğeri de elektrikli otomobil garantileriyle ilgili.
Elektrikli araçlarda garanti süreci
Elektrikli arabalarla birlikte gelen garantinin, elektrikli olmayan arabanızla alabileceğiniz garantiyle tam olarak aynı olmadığı ortaya çıktı. Gerçekten düşünürseniz, bu muhtemelen o kadar da şaşırtıcı değil. Sonuçta, aynı görünseler de elektrikli arabaların kaputunun altında, gazla çalışan kuzenleriyle karşılaştırıldığında tamamen farklı bir makyaj var. Ancak bir elektrikli araç garantisini anlamak, bir pil değişimi için binlerce para ödemek zorunda kalmakla bir pilin evde onarılmasını sağlamak arasındaki fark olabilir.
Akü garantileri gibi konulara dalmadan önce, genel olarak araç garantileri hakkında kısa bir bilgi vermekte fayda var. Elektrikli ve içten yanmalı motorlu (ICE) araçlar genellikle iki farklı garantiyle geliyor. İlk olarak, temel bakım dışında bir arabanın her parçasını kapsayan, genellikle üç yıla kadar olan temel garanti (tampondan tampona garanti olarak da bilinir) var. İkincisi, tahmin edebileceğiniz gibi yalnızca otomobilin güç aktarma organlarını kapsayan güç aktarım mekanizması garantisi. Bu garanti temel garantiden daha uzun sürüyor. Hem içten yanmalı motorlar hem de elektrikli araçlar, güç aktarım mekanizması garantisiyle gelebilir ancak sahip olduğunuz arabanın türüne bağlı olarak tamamen farklı şeyleri kapsıyor. İYM’li bir araçta, bu güç aktarım mekanizması garantisi, otomobilin motorunu, şanzımanını ve aktarma organlarını kapsıyor. Bunların onarılması veya değiştirilmesi çok pahalı olabilecek üç parçadır. Ancak bir elektrikli araçta güç aktarma organı garantisi genellikle otomobilin aküsünü ve tahrik ünitelerini veya motorlarını kapsıyor.
Menzil ve elektrikli bir otomobilin aküsünün onarılması veya değiştirilmesiyle ilgili maliyetler gibi konulara ne kadar odaklanıldığı nedeniyle, bir elektrikli araç garantisinin en önemli yönü, güç aktarma sistemi garantisinin bir parçası olan akü garantisi. ACV’nin iş geliştirmeden sorumlu başkan yardımcısı Randy Barone, “Elektrikli araçlar, aküyü de kapsayan bir güç aktarım mekanizması garantisiyle birlikte geliyor. Bu piller aracın en değerli parçası ve bazılarının maliyeti 30.000 doların üzerinde” diyor.
Pil garantileri üreticiden üreticiye farklılık gösterebilir ve bu da nasıl çalıştıklarını anlamanızı biraz kafa karıştırıcı hale getirebilir. Neyse ki bazıları oldukça iyi bir pil garantisi sunuyor.
Çin merkezli teknoloji devi Xiaomi, ilk elektrikli otomobili Xiaomi SU7‘nin beklenenden çok daha yüksek bir taleple karşılaştığını duyurdu. Şirketin CEO’su Lei Jun, SU7 sedan‘ın satışlarının beklenenden 3-5 kat daha fazla olduğunu belirtti.
Geçtiğimiz haftalarda piyasaya sürülen Xiaomi SU7, özelleştirilmiş versiyonlarıyla birlikte Çin pazarında büyük ilgi gördü. Xiaomi’nin öncü modeli olan SU7, Tesla’nın Model 3’üne karşı ciddi bir rekabet ortaya koyarak, Porsche’den tasarım ipuçları alarak dikkatleri üzerine çekmişti. Ayrıca, SU7 Modeli, Model 3’ün Çin’deki baz modelinden 4.000 dolar daha uygun fiyatla tüketicilere sunuldu.
Xiaomi SU7, SU7 Pro ve SU7 Max olmak üzere üç farklı modelle tüketicilerin karşısına çıktı. Bu modellerin fiyatları sırasıyla 29.900 dolar, 34.000 dolar ve 41.500 dolar olarak belirlendi.
Xiaomi‘nin ilk 24 saat içinde 90.000 adedin üzerinde kesin satış yapması, şirketin elektronikten otomobile uzanan başarılı stratejisinin bir göstergesi oldu. Ancak, bu satışların teslimata dönüştürülmesi bir süre daha alacak gibi görünüyor.
Xiaomi, SU7 standart versiyonlarının teslimatlarını 12 gün öne çekerken, SU7 Max modellerinin teslimatlarına bu ay içinde, SU7 Pro modellerinin teslimatlarına ise Mayıs ayı sonunda başlamayı planlıyor. Yeni siparişlerdeki tahmini teslimat süreleri ise onlarca haftayı bulabiliyor.
Öte yandan, Xiaomi‘nin SU7 modellerinden net bir kar elde etmeyi düşünmediği, hatta muhtemelen zarar edeceğinin farkında olduğu belirtiliyor. Ancak, şirketin bu zararları sübvanse edecek miktarda kaynağa sahip olduğu ifade ediliyor.
Xiaomi SU7 özellikleri
700 km CLTC menzili
73,6 kWh BYD LFP Blade batarya
400V mimarisi (486V)
15 dakikada 350 km menzil
RWD, 220 kW (295 hp) güç, 400 Nm tork, tek motor
0-100km/s hızlanması 5,28 saniye, 210 km/s azami hız
Xiaomi Pilot Pro ADAS
215.900 yuan (29.900 dolar)
Xiaomi SU7 Pro özellikleri
830 km CLTC menzili
94,3 kWh CATL Shenxing batarya (LFP)
400V mimarisi (486V)
RWD, 220 kW (295 hp), 400 Nm tork
245.900 yuan (34.000 dolar)
Xiaomi SU7 Max özellikleri
800 km CLTC menzili
101 kWh CATL Qilin (NMC) batarya
800V mimarisi (871V)
15 dakikada 510 km menzil
Xiaomi Pilot Max ADAS
AWD, 495 kW (663 hp) güç, 838 Nm tork, çift motor
0-100km/s hızlanması 2,78 saniye, 265 km/s azami hız
299.900 yuan (41.500 dolar)
Bu başarıyla, Xiaomi‘nin otomobil endüstrisindeki etkisini artırarak, elektrikli araç pazarındaki rekabeti kızıştırması bekleniyor. Xiaomi SU7, teknoloji ve performansı uygun fiyatlarla bir araya getirerek tüketicilerin dikkatini çekmeyi başarıyor.
Stanford Üniversitesi’nin son AI Endeksi raporu, yapay zekanın hızlı gelişimini ve insanları birçok alanda geride bırakmasını ele alıyor. İnsan Merkezli Yapay Zeka Enstitüsü (HAI) tarafından hazırlanan rapor, yapay zekanın insanlarla karşılaştırıldığında gösterdiği performansın dikkat çekici olduğunu ortaya koyuyor.
Yapay zeka, 2015 yılında görüntü sınıflandırma, 2017’de temel okuduğunu anlama, 2020’de görsel muhakeme ve 2021 yılında doğal dil çıkarımı alanlarında insanları geride bırakmayı başardı. Bu hızlı gelişim, araştırmacıların yeni ve daha zorlu ölçütler geliştirmesi gerektiğini gösteriyor.
Özellikle matematik problemleri çözme ve görsel sağduyu muhakemesi gibi karmaşık bilişsel görevlerde yapay zeka hala sıkıntı yaşasa da, son yıllarda kaydedilen ilerlemeler dikkat çekici. Örneğin, 2023 yılında GPT-4 tabanlı bir modelin matematik problemlerinin %84,3’ünü çözebilmesi, yapay zekanın hızlı evrimini gösteriyor.
Görsel sağduyu muhakemesi alanında da büyük bir artış yaşandı. Yapay zeka, 2022 ile 2023 yılları arasında %7,93’lük bir artışla 81,60 seviyesine ulaştı. Bu, yapay zekanın artık nesneleri tanımaktan öteye geçerek, görsel bağlamda yer alan bilgiyi kullanarak tahminlerde bulunabildiğini gösteriyor. Örneğin, masanın üzerindeki bir kedinin resmi gösterildiğinde, yapay zekanın kedinin masadan atlayabileceğini veya masanın kedinin ağırlığını taşıyacak kadar sağlam olup olmadığını tahmin etmesi gerekiyor.
Ancak, doğruluk konusunda hala iyileştirme gerekiyor. Büyük dil modellerinin halen yanlış bilgiler üretme eğiliminde olduğu belirtiliyor. Yeni AI Endeksi raporunda TruthfulQA, büyük dil modellerinin doğruluğunu test etmek için bir kıyaslama olarak kullanıldı. 817 adet soru üzerinden yapılan testte, 2024’ün başlarında piyasaya sürülen GPT-4, 0,59 puanla en yüksek performansı elde etti. Bu skor, geçmişte test edilen GPT-2 tabanlı modelden neredeyse üç kat daha yüksek.
Sonuç olarak, Yapay zeka performansı ile insan arasındaki uçurum giderek kapanıyor. Yapay zeka, matematikten görsel muhakemeye, doğal dil işlemeden metinden görüntü oluşturmaya kadar birçok alanda insanların yeteneklerini geride bırakıyor. Ancak, bu hızlı gelişim beraberinde güvenlik, güvenilirlik ve etik endişeleri de getiriyor. Yapay zekanın doğru ve güvenilir bilgi üretme konusundaki zorlukları, ilerlemeye rağmen hala çözülmesi gereken önemli konular arasında yer alıyor.
Avrupa Birliği’nde temassız ödemelerin rekabetini artırmak için önemli bir adım atılıyor. AB Komisyonu, Apple’ın iPhone’lardaki NFC (Near Field Communication) çipine erişim politikasındaki değişiklikleri onaylamaya hazırlanıyor. Bu değişiklikler, iOS 17.4 güncellemesiyle Avrupa’da uygulanmaya başlandı ve üçüncü parti uygulamaların ve bankaların NFC çipine doğrudan erişmesine olanak tanıyor.
Önceden, Apple NFC çipine erişimi sıkı bir şekilde kısıtlıyordu. Bu durum, Apple Pay’in iPhone’lardaki tek temassız ödeme seçeneği olmasına neden oluyordu. Ancak artık, AB Komisyonu’nun onayıyla birlikte kullanıcılar, iPhone’larını bir ödeme sistemi yakınına getirerek veya yan düğmeye çift dokunarak Apple Pay dışındaki ödeme uygulamalarını da varsayılan cüzdan uygulaması olarak kullanabilecekler. Bu değişiklik, Avrupa Birliği içinde geçerli olacak ve dünya çapında genel bir uygulama olmayacak.
Apple, NFC çipine erişimi genişletme kararını, kullanıcı deneyimi, gizlilik ve güvenlik endişelerine daha fazla odaklanarak almıştı. Ancak şimdi, kullanıcılar alternatif uygulamaları indirebilecek ve bunları telefonlarında Apple Pay’in yerine geçecek şekilde kullanabilecekler. Bu da, uygulamaların tipik Apple Pay özelliklerini kullanmasına olanak tanıyacak, örneğin yakın alan aktivasyonu ve çift tıklama aktivasyonu gibi.
AB Komisyonu’nun bu değişikliği onaylamasıyla birlikte, NFC teknolojisinin Apple ekosistemindeki rolü genişliyor ve Avrupa’da temassız ödemelerin daha da yaygınlaşmasına katkı sağlanması bekleniyor. Tabii ki, bu değişikliklerin uygulanması için uygulama geliştiricilerin Apple’dan yetki alması gerekecek.
Bu adım, temassız ödemelerin kullanımını artırarak tüketicilere daha fazla seçenek sunacak gibi görünüyor. Özellikle Avrupa’da bu değişikliklerle birlikte mobil ödeme altyapısının geliştirilmesi ve kullanıcıların daha geniş bir ödeme ekosistemiyle etkileşime girmesi bekleniyor.
Gelişmiş Kompozit Güneş Yelken Sistemi (ACS3) görevinin birincil amacı, esnek polimer ve karbon fiber malzemelerden yapılmış yeni bir kompozit güneş yelkeninin konuşlandırılmasını sağlamak. NASA’nın Hampton, Virginia’daki Langley Araştırma Merkezi’nde görevin baş araştırmacısı olan Keats Wilkie’ye göre, önceki tasarımlardan daha sert olmasına rağmen, tüp şeklindeki güneş yelkeni tasarımı düz bir şekilde katlanıp ve bir mezura gibi yuvarlanarak açılabilir.
Wilkie şunları söyledi: “Güneş yelkeni tasarımları bugüne dek ya ağır ve metalik olma ya da hantal bir tasarıma sahip hafif kompozitten yapılma eğilimindeydi – bunların ikisi de günümüzün küçük uzay araçları için iyi sonuç vermiyor. Ancak yeni yaklaşım, yelkenin bomlarının küçük bir pakete indirgenebileceği anlamına gelirken, kompozit malzemelerin sıcaklık değişimleri sırasında daha az bükülme ve esneme gibi tüm avantajlarını da sunuyor.”
Yelken tasarımının iyi çalıştığını varsayan ekip, uzay aracının yörüngesini ayarlamak için yelkene açı vererek performansını test etmeyi umuyor. ACS3, Rocket Lab’in 24 Nisan’da fırlatılacak olan “Sürünün Başlangıcı” görevinde ikincil bir görev yüküdür. Görevdeki birincil faydalı yük, Kore Yarımadası’ndaki doğal afetleri izlemek üzere tasarlanmış yüksek çözünürlüklü bir kameraya sahip bir Dünya gözlem uydusu olan NEONSAT-1. Güney Kore hükümeti tarafından finanse edilen NEONSAT-1’e 2026 ve 2027 yıllarında diğer NEONSAT uyduları da katılarak bir takımyıldız oluşturacak.
ACS3, Dünya’dan yaklaşık 1.000 kilometre yükseklikte, Güneş’le eşzamanlı bir yörüngede çalışacak. Yörüngeye girdikten sonra kompozit bomlarını açacak ve yaklaşık 25 dakika sonra güneş yelkeni açılacak. Uzay aracındaki kameralar açılışı izleyecek. NASA’ya göre: “Büyük yelkeniyle uzay aracı, ışık koşulları uygun olduğu takdirde Dünya’dan görülebilir. Tamamen açıldığında ve doğru yönde olduğunda, yelkenin yansıtıcı malzemesi gece gökyüzündeki en parlak yıldız olan Sirius kadar parlak olacak.”
Her şey yolunda giderse, daha büyük ölçekli modeller de tasarlanabilir ve fırlatılabilir. NASA’ya göre bu yenilikçi yelken tasarımı potansiyel olarak ilk etapta 500 metrekare yani yaklaşık bir basketbol sahası büyüklüğünde gelecekteki güneş yelkenlerini destekleyebilir. Aynı teknoloji ileride 2,000 metrekareye kadar yelkenleri destekleyebilecek şekilde geliştirilebilir.
Yeni uydu verileri, Çin’in kentsel nüfusunun üçte birinin şehrin batma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Yeni araştırmalara göre şehirlerde toprak çökmesi bir tehlike olarak göz ardı ediliyor. Bilim insanları, Çin genelindeki arazi hareketlerini doğru ve tutarlı bir şekilde haritalandıran uydu verilerini kullandı.
Çin şehirleri batma riski altında
East Anglia Üniversitesi (UEA) ve Virginia Tech’ten bilim adamlarına göre, toprak çökmesi şehirlerde bir tehlike olarak göz ardı ediliyor. Science dergisinde yazan , UEA’daki Tyndall İklim Değişikliği Araştırma Merkezi’nden Prof Robert Nicholls ve Virginia Tech ile Birleşmiş Milletler Su, Çevre ve Sağlık Üniversitesi’nden (Ontario) Prof Manoochehr Shirzaei, uydu verilerini analiz eden yeni bir araştırma makalesinin önemini vurguluyorlar Bu, Çin genelindeki kara hareketini doğru ve tutarlı bir şekilde haritalandırıyor. Gelecekteki çöküntüleri tahmin etmek, insan faaliyetleri ve iklim değişikliği de dahil olmak üzere tüm etkenleri ve bunların zamanla nasıl değişebileceğini dikkate alan modeller gerektiriyor.
Aynı sayıda yayınlanan araştırma makalesi, toplam nüfusu yaklaşık 700 milyon olan 82 şehri ele alıyor. Sonuçlar, analiz edilen kentsel alanların yüzde 45’inin batmakta olduğunu, yüzde 16’sının ise yılda 10 mm veya daha fazla oranda düştüğünü gösteriyor. Ülke çapında kabaca 270 milyon kent sakininin etkileneceği tahmin ediliyor ve yaklaşık 70 milyon kişi yılda 10 mm veya daha fazla hızla çöküyor. Sıcak noktalar arasında Pekin ve Tianjin bulunmakta.
Tianjin gibi kıyı şehirleri, karaların batması iklim değişikliğini ve deniz seviyesinin yükselmesini güçlendirdiği için özellikle etkileniyor. Deniz savunma sistemlerinin batması, Katrina Kasırgası’nın su baskını nedeniyle 2005’te New Orleans’a bu kadar yıkım ve ölüm getirmesinin nedenlerinden biri.
Çin’in en büyük şehri Şangay, geçtiğimiz yüzyılda 3 milyona kadar çöktü ve bugün de azalmaya devam ediyor. Çökmeler deniz seviyesinin yükselmesiyle birleştiğinde, Çin’de deniz seviyesinin altındaki kentsel alanın büyüklüğü 2120 yılına kadar üç katına çıkabilir ve bu durum 55 ila 128 milyon sakini etkileyebilir. Bu, güçlü bir toplumsal tepki olmadan felaket olabilir. Çalışmada yer almayan ancak araştırmayı yürüten Prof Nicholls, “Çökme, binaların ve kritik altyapının yapısal bütünlüğünü tehlikeye atıyor ve iklim değişikliğinin, özellikle de deniz seviyesinin yükselmesini güçlendirdiği kıyı kentlerinde su baskını açısından etkilerini daha da kötüleştiriyor” dedi. Araştırma deniz seviyesinin yükselmesine, kıyı erozyonuna ve su baskınlarına ve toplulukların bu değişikliklere nasıl uyum sağlayabileceğine odaklanıyor.
Tesla’nın popüler Model 3’üne yepyeni bir performans modeli geliyor. 2024 Tesla Model 3 Performance, iddialı özellikleriyle göz kamaştırıyor. İşte merakla beklenen detaylar:
Yeni Model 3 Performance, iki yüksek performanslı motorla 500 beygirden fazla güç sunacak. Ön motorun 201 beygir, arka motorun ise 406 beygir güç ürettiği biliniyor. Bu güç, adaptif süspansiyon sistemine entegre edilmiş, farklı hızlarda en üst performansa ulaşacak şekilde ayarlanmış.
InsideEVs tarafından ortaya çıkarılan kaynak kodları, Model 3 Performance’ın yeni adaptif sönümleme özelliğine sahip süspansiyonlarla donatılacağını gösteriyor. Tesla, yeni sürüş modlarıyla sürücülere süspansiyon sertliğini ayarlama imkanı sunacak.
Yenilikçi track mode
Yeni Model 3 Performance, V3 olarak adlandırılan bir Track Mode yazılımıyla gelecek. Bu mod, güç aktarma organlarını ve adaptif süspansiyonu optimize ederek sürücülere yol tutuşunu ve stabilite kontrolünü ayarlama özgürlüğü sağlayacak.
Geliştirilmiş fren sistemiModel 3 Performance, geliştirilmiş bir fren sistemiyle donatılacak. Daha iyi pedal hissi ve gelişmiş ısı yönetimi sayesinde daha etkili bir frenleme performansı sunacak.
Dinamik tasarım
Performans odaklı model, büyük bir arka difüzör, karbon fiber spoiler ve modele özel ön ve arka şeritlerle gelecek. Yeni, hafif ve kademeli tekerlekler, viraj tepkisini ve çekişi artırırken, koltuklar daha fazla yan destek ve yastık sunacak.
Premium İç Tasarım Kabindeki karbon fiber detaylar, Model 3 Performance’a özel bir hava katacak. Yenilenmiş koltuklar, konforu artırırken, sürücüye daha sportif bir deneyim sunacak.
2024 Tesla Model 3 Performance, güçlü performansı, yenilikçi teknolojileri ve dinamik tasarımıyla dikkat çekiyor. Detaylar ve çıkış tarihi için takipte kalın.
Uzun bir bekleyişin ardından, Bitcoin nihayet 20 Nisan Cumartesi gününün erken saatlerinde 4. yarılanmasını tamamladı. Yarılanma nedeniyle madencilik ödülleri 6,25 BTC’den 3,12 BTC’ye düştü. 4 yılda bir gerçekleşen bir olay olan Bitcoin [BTC], Bitcoin’in blok zincirine 840.000’inci blok eklendiğinde yarılanma sürecine girdi.
Beklendiği gibi, yarılanma ışığında son birkaç hafta içinde Bitcoin’in fiyat çizelgelerinde çok fazla dalgalanma oldu. Bu yazının yazıldığı sırada BTC 64.970 $ değerindeydi. Yarılanmanın hemen ardından neredeyse %2 oranında düşen BTC şimdi yeniden toparlanma hamlesi yapıyor. Hareketli Ortalama fiyat mumlarının oldukça üzerinde konumlandığı için göstergeler düşüş eğilimlerine işaret ediyordu. Ancak analistlere göre bu düşüş, kısa vadeli yatırımcıların kâr maksimizasyonu çabasına dayanıyor ve biraz daha uzun (örneğin 12 aylık) bir süreç göz önüne alındığında ciddi bir artış söz konusu olabilir.
Bitcoin ve kripto paralar ralli yapacak mı?
Kısa vadeli yatırım yapan ve “Al-sat” yatırımcısı olarak nitelenen yatırımcılar haricinde, piyasa katılımcıları yarılanmayı bir yükseliş olayı olarak görüyor çünkü Bitcoin başta olmak üzere tüm kripto paraların değeri tarihsel olarak yarılanma sonrasında yükseliş gösteriyor. Örneğin Temmuz 2016’daki yarılanmanın ardından takip eden 12 ay içinde BTC’nin değeri 3 kat artmıştı.
Benzer şekilde, Mayıs 2020’deki son yarılanmada da Bitcoin bir sonraki yıl %500 oranında ralli gerçekleştirdi. Buna karşın, analistler bu ralliler öncesi ciddi düşüşler olduğuna ve ralli sonrasında da yine ciddi düşüşler yaşandığında dikkat çekiyor. Üstelik bu yılki yarılanmanın biraz daha farklı koşullar altında gerçekleştiğine dikkat etmekte fayda var.
Pek çok şey ETF talebine bağlı
Son yarılanma, hala bir boğa piyasası aşaması gibi görünen bir dönemde gerçekleştiği için önem taşıyor. Bitcoin’e olan talep, yılın başlarında ABD’de spot borsa yatırım fonlarının (ETF’ler) listelenmesinin ardından hızla arttı. Yeni yatırım araçları, listelenmelerinden bu yana 12,23 milyar doların üzerinde bir Kümülatif Toplam Net Giriş çekti. Bu da ortalama olarak bu fonlara günde yaklaşık 120 milyon dolarlık kripto para akışı olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan günlük olarak çıkarılan yeni Bitcoin sayısının ortalama 50 milyon dolar olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla, bu yazının yazıldığı sırada talep arzı 2 kattan fazla aşmış durumdaydı. Arzın daha da düşecek olmasıyla birlikte, uçurumun daha da genişlemesi ve Bitcoin’in 12 aylık süreci beklemeden daha da hızlı yükselmesine neden olması beklenebilir.
Bitcoin yarılanması nedir?
Her dört yılda bir, yarılanma gününde, yaratılan yeni Bitcoin miktarı yarıya indirilir. Bu, Bitcoin yarıya indiğinde, ağı güvence altına alan katılımcılara verilen ödülün %50 oranında azaldığı ve yeni Bitcoin’lerin dolaşıma girme oranını doğrudan etkilediği anlamına gelir. İşte biz buna yarılanma günü diyoruz.
2020’nin başında, sanal “madencilik” yoluyla her 10 dakikada bir ağa 12,5 yeni Bitcoin ekleniyordu. 2020 Mayıs ayında bu miktar yarıya inerek 6,25’e düştü. Şimdi ise bu miktar tekrar 3,125 civarına düşecek ve bu süreç 21 milyon kripto paranın tamamı çıkarılana kadar devam edecek (tahminlere göre bunun 2140 yılı civarında gerçekleşmesi bekleniyor). Bitcoin’in yaratıcısı Satoshi Nakamoto tarafından Bitcoin protokolüne kodlanan bu süreç, Bitcoin’in toplam arzını sınırlamanın ve kıtlığını arttırmanın bir yolu.
Bitcoin Yarılandığında Ne Olur?
Bitcoin yarılanma sürecine girdiğinde, üretilen yeni kripto para sayısı yarı yarıya azalır. Başka bir deyişle, madencilerin işlemleri doğrulamak ve bunları blok zincirine eklemek için aldıkları ödülde %50 azalma olur. Bu olay BTC protokolüne kodlanmıştır ve yaklaşık her dört yılda bir ya da 210.000 bloktan sonra gerçekleşir.
Bitcoin’in yarılanması neden önemlidir?
BTC yarıya indiğinde, ağın güvenliğini sağlayan katılımcılara verilen ödül %50 oranında azalır ve bu da yeni Bitcoin’lerin dolaşıma girme oranını doğrudan etkiler. Ve sadece 21 milyon bitcoin olduğu ve yarılanma daha az sayıda bitcoin yaratacağı için, yarılanma bitcoinlerin daha kıt olmasına katkıda bulunur.
Bu doğal kıtlık, önceki yarılanma olaylarından sonra talepteki tarihi artışla birleştiğinde, fiyatlar üzerinde potansiyel yukarı yönlü baskıya yol açabilecek bir dijital nadirlik duygusunu teşvik etmektedir.
Türümüzün plastiğe olan bitmek bilmeyen iştahı, ürettiği atıklardan dolayı sadece bir sorun değil. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’ndaki bilim adamlarının bu hafta yayınladığı yeni bir rapora göre, üretimi aynı zamanda kontrolsüz sera gazı emisyonlarına da neden oluyor.
Plastik karbon kirliliği konusunda suçlu görünüyor
Çalışma, her yerde bulunan malzemeye olan güvenimizin, iklim değişikliğini hafifletme çabalarını baltaladığını, ayrıca sinsi ve geniş kapsamlı mikroplastikler şeklinde çevreye ve bedenlerimize sonsuz plastik kirliliği eklemekten bahsetmediğini gösteriyor. Bloomberg Philanthropies’in Beyond Petrochemicals genel müdürü ve raporun sponsorlarından biri olan Heather McTeer Toney The: “Plastiğin yapı taşı olan petrokimyasallar, üretim tesislerine komşu olan toplulukları zaten kansere neden olan kirlilikle zehirliyor. Bu endüstrinin dizginsiz karbon emisyonlarının sonuçları gezegendeki herkese ulaşacak” dedi.
Bilim insanları, plastik sektörünün yılda yüzde 2,5 oranında büyüyeceği yönündeki bir senaryonun bile, plastik üretiminden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar iki kattan fazla artabileceği ve gezegendeki karbon salınımının yüzde 21 ila 26’sını oluşturabileceği bir geleceğe yol açacağını buldu. Plastik sektörünün yılda yüzde dört büyüdüğü daha az ihtiyatlı bir senaryoda, sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar üç kat artacağı ve ısınmayı 1,5 santigrat derecede tutmak için gezegenin karbon bütçesinin yüzde 25 ila 31’ini oluşturacağı şaşırtıcı bir rakam olacak.
Ekip, fosil yakıtların çıkarılmasından bitmiş ürünlerin üretilmesine kadar plastiğin nasıl üretildiğini analiz ederek bulgulara ulaştı.
Bilim insanlarına göre bulgular korkunç ve trajik bir şekilde iklim krizinin geri kalanında olduğu gibi kolay düzeltmelere meydan okuyor.