Şirketten yapılan açıklamada, Bilkom’un sürdürülebilir ve karlı bir büyüme performansı gösterdiği vurgulanarak, son 5 yılda TL bazında 10 kat, USD bazında ise 2 katlık bir büyüme elde edildiği belirtildi. Öte yandan şirketin 2023 yılında, 2022’ye göre TL bazında %97 oranında büyüdüğü açıklandı.
Bilkom Genel Müdürü Fikret Ballıkaya, şirketin 2024 yılında da istikrarlı büyümesini sürdüreceğini vurgulayarak, “Yeni marka, kategori ve iş birlikleriyle büyümeye devam edeceğiz. Değer, kalite ve hız odaklı yaklaşımımızla tüketici deneyimine odaklanmaya devam edeceğiz. B2B ve B2C alanında hayata geçirdiğimiz dağıtım, servis ve hizmet paketleriyle, ürün portföyümüzü geliştireceğiz” dedi.
Türkiye’de PlayStation distribütörlüğünü alan Bilkom’un Genel Müdürü Fikret Ballıkaya ile Bilkom’un faaliyetlerini ve hedeflerini konuştuk, Türkiye’de PlayStation’u gelecekte neler beklediğini mercek altına aldık. Tedarik sorunları çözülecek mi? Garanti ve güvence konusunda geliştirmeler olacak mı? PlayStation Maliyeti düşecek mi? Tüm bu soruların yanıtları bu videomuzda.
Bilkom Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Can Irmak Sağıroğlu ise yaptığı değerlendirmede, “Lisanslı yerli üretim, saha operasyonu, tüketici deneyimi yönetimi ve 360 derece pazarlama yönetimi gibi hizmetlerimizin tümü, Bilkomplus çatısı altında birleşiyor ve bizi ayıran en temel unsur olarak öne çıkıyor. Üreticilere, satış kanallarımıza ve son kullanıcıya, Bilkom güvencesiyle bağlanıyoruz” diyerek şirketin ortaya koyduğu katma-değer üretme misyonunu özetledi.
Bilkom, Bilişim 500 araştırma sonuçlarına göre son 3 yıldır Türkiye’nin bir numaralı tablet ve taşınabilir bilgisayar dağıtıcısı konumunda. Bunun yanı sıra şirket akıllı saat ve akıllı çocuk saati kategorilerinde liderliğini de sürdürüyor. Bilkom, 2023 yılında TV, akıllı ev ve ekosistem ürünlerinden oluşan ev kategorisinde %100’ün üzerinde büyüme performansına imza atarken, oyun ve eğlence kategorisinde ise 5 kat büyüdü. Haziran 2023’te başlayan mikro mobilite yolculuğunda ise aralık ayında %25’lik bir pazar payına ulaşan şirket, 2024 yılında mikromobilite kategorisinde lider dağıtıcı olmayı hedefliyor.
Bilkom; 40 yıllık köklü geçmişi, yetkin kadrosu ve değer üretme vizyonuyla teknolojinin gelişim yolculuğuna eşlik ederek, dijital dönüşüme katkı sağlama hedefiyle çalışıyor.
Teknoloji şirketi ve kripto para borsası OKX, Mehmet Çamır’ın OKX Türkiye (OKX TR) Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandığını duyurdu.
OKX TR Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çamır
Türkiye’nin önde gelen kamu ve özel bankaları ile Türkiye Varlık Fonu’nda görev almış olan Çamır; düzenleme, finansal piyasalar, halkla ilişkiler ve denetim alanlarının yanı sıra kripto ve blok zinciri sektöründe de uzmanlığını kanıtlamış bir isim.
OKX bugün ayrıca Küresel Hukuk ve Uyum Departmanı Başkanı Mauricio Beugelmans’ın da OKX TR Yönetim Kurulu üyeliğine atandığını duyurdu. Geçmişte Morgan Stanley’de ve ABD’nin önde gelen hukuk firmalarında yöneticilik pozisyonlarında bulunan Beugelmans, kurumsal alanda ve finans sektörlerinde 25 yılı aşkın bir hukuk deneyimine sahip.
Çamır, resmî lansman için gün sayan OKX TR’nin iş geliştirme, büyüme, uyum ve operasyon alanlarındaki çalışmalarına başkanlık edecek.
OKX Başkanı Hong Fang bu önemli gelişmeyi şöyle değerlendirdi: “Mehmet Çamır’ın OKX TR Yönetim Kurulu Başkanı olarak aramıza katılmasından dolayı büyük heyecan duyuyoruz. Türkiye’de geleneksel finans sektöründe önemli bir deneyime sahip olan ve 2016’dan bu yana dijital varlık alanında yenilikleri destekleyen Çamır’ın lider kadromuza dâhil olması, OKX için çok büyük önem taşıyor. Çamır, küresel vizyonumuzu büyüme stratejimiz bakımından çok önemli bir pazar olarak gördüğümüz Türkiye’ye yansıtmamızı sağlayacak.”
OKX TR’nin yaklaşan resmî lansmanını değerlendiren Mehmet Çamır ise; Türkiye pazarına üst düzey hizmet sunma amaçları doğrultusunda en önemli önceliklerinden birinin yerel toplulukla yakın temas kurarken OKX’in küresel deneyimini kullanarak kullanıcılara güvenlik, şeffaflık ve üst düzey müşteri hizmetleri sunmak olduğunu ifade etti ve şunları ekledi: “Türkiye, blockchain ve kripto para sektöründe bölgede çok önemli bir paya sahip olmanın ötesinde, muazzam bir yenilik ve büyüme potansiyeline sahip. OKX TR olarak, yerel kripto para ekosisteminin gelişimine ve merkeziyetsiz finansın geleceğine yön vermeyi, böylece ülkemizi bölgenin kripto ve Web3 merkezi hâline getirmeyi hedefliyoruz.”
Intel, Dell Technologies, Nvidia ve Ohio Supercomputer Center (OSC) işbirliğiyle, son teknoloji ürünü bir yüksek performanslı bilgi işlem (HPC) kümesi olan Cardinal tanıtıldı. Cardinal, Ohio’da özellikle yapay zekâ (AI) olmak üzere araştırma, eğitim ve endüstri inovasyonu alanlarında HPC kaynaklarına yönelik artan talebi karşılamak üzere tasarlandı.
Yapay zekâ ve makine öğrenimi, karmaşık araştırma sorularını çözmek için bilimsel, mühendislik ve biyomedikal alanlarda ayrılmaz araçlardır. Bu teknolojiler etkinliklerini göstermeye devam ettikçe, tarım bilimleri, mimarlık ve sosyal bilimler gibi akademik alanlar da potansiyellerini benimsiyor. Bu kapsamda geliştirilen Cardinal, genişleyen yapay zekâ iş yüklerinin taleplerini karşılayabilecek donanıma sahip. Yeni küme, hem yetenekleri hem de kapasitesi bakımından, 2016 yılında hizmete giren Owens Kümesi’nin yerini alacak olan sistemde önemli bir yükseltme olacak.
Cardinal Cluster, Dell PowerEdge sunucuları ve Intel® Xeon® CPU Max Serisi ile yüksek bant genişliğine sahip bellek (HBM) içeren heterojen bir sistem ve programlanabilirliği, taşınabilirliği ve ekosistemin benimsenmesini teşvik ederken belleğe bağlı HPC ve AI iş yüklerini verimli bir şekilde yönetmek için temel oluşturuyor. Sistem şu özelliklere sahip:
756 Max Serisi CPU 9470 işlemci, toplam 39.312 CPU çekirdeği
Düğüm başına 128 gigabayt (GB) HBM2e ve 512 GB DDR5 bellek
104 çekirdek, 1 terabayt (TB) bellek ve dört NVLink bağlantısıyla birbirine bağlanan 94 GB HBM2e belleğe sahip dört Nvidia Hopper mimarisi tabanlı H100 Tensor Core GPU’ya sahip olacak otuz iki düğüm.
Nvidia Quantum-2 InfiniBand, saniyede 400 gigabit (Gbps) ağ performansı ve düşük gecikme süresi sağlayarak büyük yapay zekâ odaklı bilimsel uygulamalar için 500 petaflop en yüksek yapay zekâ performansı (FP8 Tensor Core, sparsity ile)
Büyük simetrik çoklu işlem (SMP) tarzı işler için 104 çekirdek, 128 GB HBM2e ve 2 TB DDR5 belleğe sahip olacak on altı düğüm
Tek bir yazılım yığını ve x86 tabanında geleneksel programlama modelleri ile küme, OSC’nin yeteneklerini iki katından fazla artırırken, kullanım alanlarını genişletecek ve kolay benimseme ve dağıtıma olanak tanıyacak. Böylece Intel dünyanın dört bir yanındaki saygın laboratuvarlar, üniversiteler ve orijinal ekipman üreticileriyle ortaklıklarına bir yenisini eklemiş oluyor.
Intel Başkan Yardımcısı ve Veri Merkezi Yapay Zekâ Çözümleri Ürün Grubu Genel Müdürü Ogi Brkic, yayınlanan açıklamada “Intel Xeon CPU Max Serisi, en yaygın olarak benimsenen yapay zekâ çerçeveleri ve kütüphanelerinden yararlanarak HPC ve yapay zekâ iş yüklerini geliştirmek ve uygulamak için en uygun seçimdir” diyor ve ekliyor: “Bu sistemin doğasında bulunan heterojenlik, OSC’nin mühendislerini, araştırmacılarını ve bilim insanlarını güçlendirecek ve sunduğu iki kat bellek bant genişliği performansından tam olarak yararlanmalarını sağlayacak. OSC’yi ve ekosistemimizi, hedefledikleri odak alanları için mevcut ve gelecekteki verilerin analizini önemli ölçüde hızlandıran çözümlerle desteklemekten gurur duyuyoruz.”
Cardinal, Ohio Eyaleti Bilgisayar Merkezi’ndeki OSC veri merkezi katında OSC’nin mevcut Pitzer (2018, 2020’de genişletildi) ve Ascend (2022) kümelerine katılacak. Owens kümesi, Cardinal üretime başladıktan sonra üç ay boyunca hizmette kalacak
Yüzde yüz Akbank iştiraki olan finansal teknoloji şirketi AKÖde, Tosla markası ile iş dünyası ve finans sektöründe önemli bir dönüşümü başlatıyor. Bireysel dijital finans çözümlerinde beş milyondan fazla kullanıcıya verdiği hizmetle Tosla, vizyoner stratejisi kapsamında bireysel kullanıcıların yanı sıra şimdi artık KOBİ’lere, ticari ve kurumsal firmalara da hizmet sunuyor.
İşletmelere özel dijital finans çözümü! Bir AKÖde girişimi olan Tosla, Tosla İşim ile küçük işletmelere ve KOBİ’lere hizmet sağlamaya başladı. Tosla’nın dönüşümünü, işletmelere verilecek hizmetleri ve sağlanacak faydaları AKÖde Genel Müdürü Emel Arseven ve Genel Müdür Yardımcısı… pic.twitter.com/vf1aEmOGTR
Altı yıl önce faaliyete başlayan AKÖde, bir yıl sonra Tosla markasıyla gençlerin finansal ihtiyaçlarını karşılayan girişimiyle ilk adımını attı. Yeniliklere açık hedef kitleye hitap eden bir marka olan Tosla, mobil uygulama üzerinden sağladığı hizmetlerle müşterilere kolay ve hızlı bir ödeme deneyimi sunuyor.
Tosla bireysel kullanıcılara sunduğu finansal çözümlere ek dönüşüm kapsamında işletmelere sağladığı çözüm ve hizmetlerin tamamını Tosla İşim adı altında sunuyor. Bu yeni ve farklı iş modeli ile KOBİ’ler ve girişim ekosistemi başta olmak üzere işletmelerin finansal hayatları destekleniyor. Tosla İşim hizmet sağlayıcı olarak farklı çözümlerin uygulama ve programlama arayüzlerini (API) tek noktadan sağlayarak firmalara hızlı ve kolay uyumlanan çözümler sunuyor. Tosla İşim, işyerlerine sunduğu ödeme alma deneyimini farklılaştırıyor ve zenginleştiriyor. E-ticaret ve uzaktan ödemede, Link ile Ödeme, Sanal POS, fiziksel ödemede Yazar Kasa POS e alternatif ödeme çözümü olarak Kredi ile Ödeme Geçidi Tosla İşim’in bugünkü çözümleri.
Yeni iş modeli KOBİ’lerin finansal hayatlarını destekleyecek
Başarı ile geçen beş yılın ardından finansal ekosistemdeki tüm segmentleri kapsayan bir sürece girdiklerini ve Tosla’nın yeni hizmet modeli ile KOBİ, ticari ve kurumsal firmalara kadar genişleyen bir kitleye hizmet vermeye başladıklarını belirten AKÖde Genel Müdürü Emel Arseven konuşmasında; “Yeni hizmet modelimizi Tosla markamız altında “Tosla İşim” ile duyurmaktan gurur duyuyoruz. Bu yeni iş modelimizle, özellikle KOBİ’lerin finansal hayatlarını desteklemek için gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ile finansal hizmet sağlayıcı olmanın ötesine geçerek girişimler nezdinde de iş dünyasının gelişimine katkıda bulunma misyonumuzu da vurguluyoruz. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri, girişim ekosistemini sadece finansal açıdan desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda onların ihtiyaçlarını dinlemeye ve anlamaya özen gösteriyoruz. Bu doğrultuda KOBİ’lerle etkileşimde bulunmak ve çözümlerimizi onların ihtiyaçlarına göre şekillendirmek, Tosla’nın sürdürülebilir bir iş modeli oluşturmasında temel bir faktör” dedi.
Tosla’nın yeni servis modeli: Tosla İşim
Tosla’da olduğu gibi Tosla İşim’e de müşterilerin dijital kanallar aracılığıyla dakikalar içerisinde başvurabildiklerini ifade eden AKÖde Strateji ve Büyümeden Sorumlu Genel Müdür YardımcısıAylin Özinci, “Link ile Ödeme” hizmetiyle satıcı ve alıcının farklı ortamlarda olduğu durumlarda hızlı ve pratik bir ödeme çözümü olduğunu, ayrıca işyerlerinin e-ticaret ödemelerini alabilmek için Tosla İşim Sanal POS başvurusu yapabildiklerini de söyledi:
“Tosla İşim üye işyerleri; tek entegrasyonla birçok farklı kart markasına 12’ye varan taksit sunabilir, aynı gün içerisinde ödeme almaya başlayabilir, aylık hiçbir ücret ödemeden tek komisyon oranı ile çalışabilirler. Ödemelerde farklı banka kartlarına taksit sunmak isteyen bir e-ticaret sitesinde, müşterisi taksit seçerek dilediği kartı ile ödeme işlemini saniyeler içerisinde tamamlarken, işyerleri panelde ödeme alma, işlem takibi, detaylı rapor ve analiz yanı sıra çalışma şartlarını, limitlerini kontrol edebilir, teknik ve operasyonel destek talebinde bulunabilirler. Bu servislerin tamamlayıcısı olarak Tosla İşim’de fiziki ödemelerde de sanal pos’a benzer fırsatları sağlıyoruz. Hugin ile iş birliği yaparak sunduğumuz çözümde, var olan Hugin POS cihazlarına Tosla İşim yüklenebiliyor ya da dileyen üyelerimiz Hugin cihaz da alabiliyorlar.”
En yeni servislerinden bir diğerinin ise işletmelere alternatif ödeme alma fırsatı sundukları Kredi ile Ödeme Geçidi olduğunu vurgulayan Özinci, bu servis ile Sanal POS ve Fiziki POS çözümlerinde olduğu gibi beş farklı kurumun kredisini tek bir entegrasyon ile e-ticaret ödemeleri için kullanılabilir hale getirdiklerini söyledi:
“Tosla Ödeme Geçidi ile kartlı ödemenin yanı sıra işletmeler alışveriş kredisi ile de ödeme alabiliyor. Müşteriler kolay bir şekilde teklif almak istedikleri kurumu seçiyor, bilgilerini girerek, güvenlik adımından geçiyor ve teklifleri görüntüleyerek, kendisi için en uygunu seçiyor. İlgili kurumun uygulamasındaki onayın ardından anında ödeme tamamlanarak alışverişini yapabiliyor. Tosla Ödeme Geçidi ile e-ticarette kredi ile ödeme çözümümüzü çok yakında fiziki ödemelerde de sunacağız. Açık bankacılık ve servis bankacılığı ile farklı ödeme çözümlerini de Tosla İşim işyerlerimize sunacağız.”
Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT’un 12. Dönemi için başlayan başvurular neticesinde, programa kabul edilen ve programı başarıyla tamamlayan her girişim Türk Telekom Ventures’tan 30 bin dolara kadar yatırım ve 100 bin TL nakit desteği alacak. Ayrıca, girişimleri Amerika’da, global pazarlarda büyüyebilmek adına girişimcilik ekosistemine yönelik global vizyona hâkim olacakları ve işlerini geliştirecekleri bir program bekliyor.
Türk Telekom Ventures’in Girişim Hızlandırma Programı PİLOT’un 12. Dönem başvuruları başladı. 19 Şubat – 17 Mart tarihleri arasındaki ilk başvuru döneminin ardından 18 Mart – 14 Nisan tarihleri arasında ikinci başvuru dönemi başlayacak. 10 girişimin kabul edileceği PİLOT girişim hızlandırma programına seçilen ve programı başarıyla tamamlayan her girişim, Türk Telekom Ventures tarafından 30 bin dolara kadar ve 100 bin TL nakit desteği almaya hak kazanacak. PİLOT programına başvurular www.turktelekomventures.com.trweb sitesi üzerinden gerçekleşiyor.
PİLOT yeni girişimlerini dünyaya kazandırmayı hedefliyor
Girişimlere, Türk Telekom ile iş birliği fırsatı, nakit ve yatırım desteği, eğitim, mentorluk, iş bağlantıları, yatırımcılara erişim ve ortak çalışma alanları sağladıklarını belirten Türk Telekom Ventures Genel Müdürü Muhammed Özhan, “Türk Telekom Ventures ve bünyesindeki Girişim Hızlandırma Programı PİLOT ile girişimcilik ekosistemini 10 yılı aşkın süredir gururla sahipleniyoruz. PİLOT ile bugüne kadar 111 girişime toplamda yaklaşık 32 milyon TL nakit desteği sağladık. Bunlardan 59’u yurt içi ve yurt dışından toplam tutarı 35 milyon doları aşan yatırım alarak proje ve fikirlerini geliştirme fırsatı yakaladı. Aynı zamanda; girişimlerimize hem Tahtakale’deki Santral binamızda hem de ana destekçisi olduğumuz Atatürk Kültür Merkezi içinde bulunan Türk Telekom Ventures Girişimcilik Merkezi’nde çalışabilecekleri fiziki ortamlar sağladık. Her alanda sunduğumuz katkıyı, San Francisco’daki ofisimiz ile pekiştirdik ve buradan girişimlerimizi dünyaya açarken, Silikon Vadisi’nin başarılarla dolu atmosferini ise Türkiye’ye taşımayı amaçladık. Bu sene Stanford Üniversitesi’nde özel olarak tasarladığımız programla da mezun girişimlerimiz global pazarlara açılma ve girişimlerini büyütmek için eğitim ve mentorluk alırken, Stanford’un ağında bulunan VC ağına erişme ve girişimlerini birebir anlatma imkânı buldular. Bunun yanında; Netsia’nın ABD ofisinde gerçekleşen özel buluşma ile girişimciler, Türkiye’den giden ve global arenadaki yerli girişimlerle bir araya gelerek fikir alışverişinde bulundu” dedi.
PİLOT, 12. Döneminde yeni girişimleri bekliyor
Türk Telekom Ventures’ın girişim hızlandırma programı PİLOT, 12. Dönemi’nde yeni girişimlerini bekliyor. 19 Şubat’ta başlayan PİLOT ilk başvuru dönemi 17 Mart’ta sona eriyor. İkinci başvuru dönemi ise 18 Mart’ta başlayacak ve 14 Nisan’a kadar sürecek. PİLOT programı kapsamında; Türk Telekom tarafından sunulan nakit ve yatırım desteği, iş bağlantıları, Tahtakale Santral binası ve AKM’de bulunan Türk Telekom Ventures Girişimcilik Merkezi’ndeki ofis alanları gibi pek çok imkân girişimlere sunulmaya devam ediyor.
Yeşil veri merkezleri ile ilgili bu durumun nedeni, BT liderlerinin sürdürülebilir uygulamaları veri merkezi operasyonlarına entegre etme konusunda her zamankinden daha fazla baskıyla karşı karşıya kalması.
Bu baskı, paydaşların Çevresel Sürdürülebilirlik ve Yönetişim (ESG) uygulamalarına ilişkin verilere yönelik gereksinimlerinin, ulusal ve bölgesel sürdürülebilirlik yasalarına uyum ve endüstri sertifikasyon talimatlarına uyumun birleşiminden kaynaklanıyor.
Bu baskı BT liderlerinin tazminat paketlerini etkileyecektir.
Gartner’ın kıdemli baş analisti Autumn Stanish, “2027 yılına gelindiğinde CIO’ların %25’i kişisel ücretlerinin sürdürülebilir teknoloji etkileriyle bağlantılı olduğunu görecek.” diye yazdı.
Artan bu baskıyla birlikte BT liderlerinin, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak amacıyla yeşil veri merkezlerini anlamak ve bunlardan yararlanmak için hızlı bir yola ihtiyacı var.
Yeşil veri merkezleri tanımlandı
Yeşil veri merkezleri, veri merkezi operasyonlarının çevre üzerindeki olumsuz etkilerini azaltan teknoloji ve tasarım stratejilerine sahip.
Yeşil bir veri merkezini neyin oluşturduğu değişebilir, ancak yeşil bina altın standart programı Enerji ve Çevresel Tasarımda Liderlik (LEED) gibi kuruluşlar tarafından hızla yasalaştırılıyor. Diğer sertifika grupları arasında Green Globes, Green Star, Living Building, The Uptime Institute ve National Green Building Standard bulunmaktadır.
Tanım katılaştıkça ve yeşil veri merkezleri için uluslararası standartlar ortaya çıktıkça, şirketler çevresel güvenilirliklerini kanıtlayabilecek ve paydaşlara ve müşterilere yeşil aklama yapmadıklarını gösterebilecekler.
Sertifikalara ek olarak, yeşil veri merkezi gereksinimleri konusunda güvenilir bir netlik kaynağı olarak yasalar da ortaya çıkıyor. Singapur ve Almanya, veri merkezleri için sürdürülebilirlik kriterlerini zorunlu kılan, gittikçe büyüyen ülkeler listesinde sadece ikisi.
Yeşil veri merkezlerinin özellikleri ve örnekleri
E-atık yönetimi : İşletmeler, yüksek performanslı bilgi işlem (HPC) ve üretken yapay zeka iş yüklerini daha iyi idare etmek için donanım yığınlarını yeniledikçe, hizmet dışı bırakılan sunucular, ağ ekipmanları ve diğer donanımlar gibi e-atıklar birikir.
Enerji verimliliği : Enerji açısından verimli bir veri merkezinin birkaç işareti arasında 1,0 ile 1,8 arasında düşük Güç Kullanım Verimliliği (PUE) sayısı, hava sıcaklığı yönetimi ve enerji kaynaklarına ilişkin şeffaflık yer alıyor.
Su yönetimi : Amazon Web Services (AWS) ve Google Cloud Platform (GCP) gibi birçok büyük veri merkezi operatörü, 2030 yılına kadar sıfır veya pozitif su kullanımı sözü veriyor. Veri merkezleri, bazen güvenli içme suyu sıkıntısı çeken bölgelerde, soğutma sistemleri için milyonlarca galon su kullanıyor.
Atık ısının yeniden kullanımı : Veri merkezleri binalarını serin tutmaya çalışırken, sıcak havanın bir yere gitmesi gerekiyor. Akıllı belediyeler, vatandaşlarının evlerini ısıtmak amacıyla ısıtılmış havayı yakalamak, depolamak ve yeniden dağıtmak için yerel veri merkezleriyle bağlantı kurar.
Yenilenebilir enerji : Güneş, rüzgar, jeotermal, hidrojen ve nükleer, yenilenebilir enerji kaynakları listesinde en öne çıkan özelliklerdir. Her birinin riskleri ve ödülleri var; en popüler olanı enerji satın alma anlaşmaları ve yenilenebilir enerji sertifikaları/kredileri şeklindeki güneş ve rüzgar enerjisidir.
Yeşil veri merkezleri maliyete, konuma ve arkasındaki firmanın bireysel ihtiyaçlarına bağlı olarak şekil olarak oldukça büyük farklılıklar gösterir. Tasarımlar şunları içerir:
Sualtı veri merkezleri – Sudaki daha soğuk ortam sıcaklığı, doğal sıcaklık kontrolüne olanak tanır. Microsoft, 2018’de araştırmacıların sunucular ve diğer operasyonel veri merkezi ekipmanlarıyla dolu kapalı bir konteyneri Kuzey Denizi’ne batırdığı Project Natick’te veri merkezi soğutmasına yönelik bu yaklaşımın öncülüğünü yaptı. Proje liderleri, su altı veri merkezlerini, bağlantıyı tüketim noktasına mümkün olduğunca yakın bir yerde yönetmenin ve dağıtmanın uygun fiyatlı yolları olarak görüyor, böylece gecikmeyi azaltıyor.
Modüler veri merkezleri – Kısmen veya tamamen şebekeden bağımsız olarak çalışmak için gerekli tüm sunucular, bağlantılar ve altyapı yönetim araçlarıyla dolu bir nakliye konteyneri düşünün. Askeri kuruluşlar bunları hızlı, güvenli ve güvenilir iletişim sağlamak için kullanır.
Dış hava soğutması – İzlanda, Norveç, İsveç, Finlandiya gibi ülkelerde ve diğer soğuk hava ülkelerinde veri merkezleri oluşturmak, aşırı maliyetler veya potansiyel olarak karbon yoğun enerji kaynakları olmadan iş yüklerinin soğutulmasına yardımcı olur. Serin iklimlerin bir dezavantajı uzak olmalarıdır, bu da gecikmeyi olumsuz yönde etkileyebilir.
Enerji açısından verimli veri merkezleri, enerji kullanımı mümkün olan en uygun seviyelere ulaşana kadar veri merkezi operasyonlarını kolaylaştırmaya yönelik tasarım ve stratejiye bağlıdır. Aşağıdakileri içeren çeşitli tasarımlar ve stratejiler var:
Evaporatif soğutma – Bu tür soğutma elektrik enerjisi yükünü azaltır ancak veri merkezinde su ihtiyacını artırır.
Soğuk ve sıcak koridor yönetimi – Akıllı veri merkezi tasarımı, sunucular tarafından üretilen sıcak havayı bir koridordan aşağı taşırken soğuk havayı başka bir koridora taşıyan hava akışı yönetimini içerir.
Bütçelere bağlı olarak BT liderleri, enerji verimliliğini artırmak için donanım değiştirmeyi düşünebilir. Her nesil sunucu, pazardaki veri merkezlerinin sürdürülebilirliğini geliştirmenin önemli bir yolu olan çip düzeyinde artan verimlilik iyileştirmeleri ile tasarımında enerji verimliliğini artırabilir.
Temiz enerji veri merkezleri
Enerji tasarruflu veri merkezlerinin aksine temiz enerjiyle çalışan veri merkezleri, gücünü doğrudan yenilenebilir veya düşük karbonlu sistemlerden çekerek çevre üzerindeki olumsuz etkiyi azaltır.
Rüzgar ve güneş enerjili veri merkezleri
Ülkeler mevcut en ucuz ve en temiz enerji biçimini benimsedikçe, rüzgar ve güneş enerjisi dünya genelindeki enerji karışımına giderek daha büyük bir katkı sağlıyor. İşletmeler veri merkezlerini genişletmek istediklerinde, mevcut yenilenebilir enerji sağlayıcılarıyla giderek daha fazla anlaşma yapıyorlar veya tesislerinin kullanım noktasında yeşil olmasını sağlamak için kendi yenilenebilir enerjilerinin finansmanına yardımcı oluyorlar.
Örneğin Cisco’nun Avrupa’da %100 yenilenebilir operasyon hedefi, İspanyol yenilenebilir enerji şirketi IGNIS ile Aragon’da bir güneş enerjisi çiftliği inşa etme taahhüdü imzalamasına yol açtı. Google ve Amazon ayrıca kamu hizmeti şirketi ENGIE ile Moray West açık deniz rüzgar çiftliğinden enerji satın almak için anlaşmalar imzaladı.
Aralıklı enerji kaynakları olarak rüzgar ve güneş enerjisi, gücün sürekli olarak mevcut olmasını ve sunucuların çalışma süresini sürdürmesini sağlamak için enerji depolama sistemleriyle giderek daha fazla birleştiriliyor.
‘Yeşil Veri Merkezleri: Enerji Verimli BT Altyapısı için Sürdürülebilir Uygulamalar‘ başlıklı makalesinde Dr. Peter Efosa Ohenhen şöyle yazıyor: “Yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut enerji şebekelerine entegrasyonu, bir başka önemli zorluğu da beraberinde getiriyor; çünkü yenilenebilir enerji üretimindeki dalgalanmalar, veri merkezi operasyonlarını etkileyebilir.“
Nükleer enerjiyle çalışan veri merkezleri
Nükleer enerji, harici bir elektrik şebekesi kullanmayan müstakil veri merkezlerini gerçeğe dönüştürüyor. Örneğin Microsoft, yapay zeka çalışmalarını nükleer enerjiyle güçlendirmeyi planladığını duyurdu. Fransa ve Belçika artık nükleer enerjiyi temiz bir enerji kaynağı olarak listeliyor ve ABD eyaletleri Georgia, Pennsylvania ve Ohio’da şu anda geliştirilmekte olan küçük modüler nükleer reaktör (SMR) projeleri var.
Hidrojenle çalışan veri merkezleri
Hidrojen enerjisi, veri merkezleri için düşük karbonlu bir seçenek olarak araştırılıyor; Microsoft, 2022’de veri merkezleri için hidrojen yakıt hücresini test etti.
Hidrojen enerjisi esas olarak atık ürünü olarak su üretse de, elektroliz yoluyla diğer enerji kaynaklarının da belirli ölçekte üretilmesini gerektirir. Bunlar güneş veya rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları değilse, bu durum yeşil kimlik bilgilerine zarar verir.
Jeotermal enerjiyle çalışan veri merkezleri
Google’ın Fervo Energy ile ortaklığı, Nevada veri merkezleri için 3,5 MW elektrik üreten operasyonel bir jeotermal proje üretti.
Bu, bölgedeki tüm veri merkezlerine güç sağlamak için yeterli olmasa da Google, veri merkezi ayak izinin diğer bölümleri için bu tür enerjiden yararlanmayı düşündüğünü söylüyor.
Opera’nın yeni yapay zeka kümesi gibi İzlanda projeleri, İzlanda’nın elektrik ihtiyacının %27’sinin jeotermal enerji santralleri tarafından karşılanması nedeniyle önemli ölçüde jeotermal enerjiye dayanıyor.
Yeşil veri merkezleri üzerindeki bölgesel etkiler
Avrupa ülkeleri belediye ısıtma sistemlerini veri merkezlerine bağlayarak, tahliye edilen ısıyı vatandaşların evlerini ısıtmak için kullanıyor. Son zamanlarda İskoçya, veri merkezi atık ısısından yararlandı ve ısıtılmış havayı konut kullanımına hazır olana kadar depolamanın yenilikçi yollarını buldu.
Birleşik Krallık, Londra’daki 10.000 evin yerel veri merkezleri tarafından üretilen ısıyla ısıtılması planına 36 milyon £ ayırdı. İrlanda, Danimarka ve Almanya’da veri merkezi ısısının yeniden kullanılması programları devam ediyor veya halihazırda faaliyette.
Sürdürülebilirlik endişeleri nedeniyle veri merkezlerine uygulanan üç yıllık moratoryumun 2022’de kaldırılmasının ardından Singapur, tropik iklimlerde veri merkezi konumlandırma araştırmalarında öncülük ediyor. Singapur Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, nemi ve havayı itmek için hidrofobik membranları test ediyor. Araştırmacıların tropikal iklimlerde daha verimli olduğunu söylediği dolaylı buharlaşmalı soğutma.
CBRE’nin Kuzey Amerika Veri Merkezi Trendleri 1. Yarı 2023’e göre ABD’de veri merkezi operatörleri saha seçerken yenilenebilir enerji altyapısının kullanılabilirliğini vurguluyor.
Bunlar, veri merkezlerinin Kapsam 1, 2 ve 3 emisyonları için azaltım gerekliliklerine uymasını zorunlu kılan ABD politikası tarafından yönlendirilmektedir. CBRE, gelişen yenilenebilir enerji altyapısı sayesinde veri merkezi konumlandırması için Montreal, Iowa ve Texas’ı hedef olarak görüyor.
Yeşil veri merkezleri için yenilenebilir enerjinin ekonomisi
Veri merkezi operatörleri her zaman düşük karbonlu kaynaklardan üretilen enerjiye doğrudan yatırım yapmaz veya kullanmaz. Enerji satın alma anlaşmaları (PPA’lar) ve yenilenebilir enerji kredileri (REC’ler) gibi araçlar, hiper ölçekleyicilere ve benzer şirketlere, mevcut veri merkezi altyapılarını ‘yeşilleştirirken‘ çevresel ilerlemeyi daha da artırma şansı veriyor. İşte nasıl olduğu:
PPA’lar, önceden yatırım yapmak zorunda kalmadan gücün veri merkezlerine sunulmasını sağlar. Bağımsız bir şirket, veri merkezinin bulunduğu yerde veya yakınında güneş enerjisiyle çalışan enerji sistemleri kurar. Veri merkezi enerjiyi bağımsız şirketten satın alarak başlangıç maliyetlerinden tasarruf ediyor ve şirket, enerjiyi yalnızca veri merkezine değil başkalarına da satarak yatırımını geri kazanıyor. Cisco’nun İspanya’da IGNIS ile yaptığı anlaşma bu düzenlemenin örneklerinden biri.
ABD Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) göre REC’ler “yenilenebilir elektrik üretiminin çevresel, sosyal ve diğer enerji dışı niteliklerine ilişkin mülkiyet haklarını temsil eden piyasaya dayalı bir araçtır“. REC’ler sayesinde veri merkezi şirketleri, taahhüt ettikleri karbon ayak izi azaltma çabaları kapsamında sayılan krediler satın alıyor.
REC’lerin satın alınması, elektrik şebekesine yenilenebilir enerji sağlayan rüzgar ve güneş enerjisi çiftliklerine fon sağlıyor. Veri merkezleri REC’in ‘haklarını’ satın alıyor ve bunları karbon nötrlüğünü kanıtlamak için kullanıyor.
Herhangi bir şirket veya birey bir REC satın alabilse de, bunlar genellikle ESG çalışmaları hakkında rapor veren halka açık şirketlerin alanıdır.
Üretken yapay zeka yeşil veri merkezi büyümesini yavaşlatacak mı?
Daha büyük eğitim modellerine olan talep arttıkça üretken yapay zeka kurumsal uygulamalarına olan talep de artıyor. Ohenen, üretken yapay zeka iş yüklerine yönelik artan talebin “yalnızca küresel enerji kaynaklarını zorlamakla kalmayıp aynı zamanda çevre üzerinde silinmez bir iz bırakarak teknoloji odaklı dünyanın karbon ayak izine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu” yazıyor.
Bu, ele alınması gereken önemli bir zorluk ve yeşil veri merkezlerine artan vurgunun temel nedeni. GPT-3’ü (Chat GPT 3.5’in öncüsü) eğitmek için tahmini enerji tüketimi, Google ve UC Berkeley araştırmacıları tarafından 2021’de yayınlanan “Karbon Emisyonları ve Büyük Sinir Ağı Eğitimi” başlıklı araştırma makalesine dayanarak 1,287 gigawatt saattir.
IDC, 2022 yılında veri merkezlerinin küresel enerji tüketiminin 382 Terawatt Saat (TWh) olduğunu tahmin ediyor. %16,0’lık bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) ile veri merkezi enerji tüketimi 2027 yılına kadar 803 TWh olacak. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yüksek performanslı bir oyun dizüstü bilgisayarı yılda yaklaşık 150 kilowatt saat elektrik tüketiyor.
Üretken yapay zeka yaygınlaştıkça veri merkezi sahipleri, operasyonlarının katı hedeflere ulaşmasını sağlama konusunda artan bir baskı altında olacak. Sürdürülebilirlik raporlama gereklilikleri, paydaşlardan gelen artan baskı ve geleneksel veri merkezi kaynakları üzerindeki baskının birleşimi, bir gün yeşil veri merkezlerinin norm haline gelmesi anlamına gelebilir.
Dünyada dijital dönüşümün hız kazanması bulut bilişim çözümlerine duyulan ihtiyacı da artırıyor. 2023 yılı itibarıyla yaklaşık 600 milyar dolar olan küresel bulut pazarının büyüklüğünün 2027 yılında yaklaşık 900 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’de ise henüz olgunlaşma aşamasında olan pazarın 500 milyon dolar civarında olduğu, birkaç yıl içerisinde 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor.
Bulut hizmet sağlayıcısı Bulutistan Kurucusu ve CEO’su Begim Başlıgil, 2023 yılını finansal ve operasyonal olarak hedeflerinin üzerinde tamamladıklarını belirterek, 2023 yılında gelirlerin dolar bazında yüzde 100’ün üzerinde artış gösterdiğini söyledi. 2023’de Bulutistan alt yapısının node sayısının 5’ten 9’a yükselmesiyle önemli ölçüde büyüdüğünü, bunun da genel bulut kapasitelerini ikiye katladığını ifade eden Başlıgil, ayrıca ICT Bulutu ile geçen yıl Avrupa pazarına giriş yaptıklarına dikkat çekti.
Bulutistan’ın bir Türk şirketi olarak yurt dışı pazarlarda da bu kadar hızlı büyümesinin ülke adına gurur verici olduğunu belirten Başlıgil, bu ilginin arkasındaki temel sebep olarak hizmet portföyündeki çeşitliliği gösterdi. Bulutistan’ın bir yandan hiper ölçekli firmalar ile yarıştığını diğer yandan her zaman ulaşılabilir özelliğini koruduğunu söyledi. “Müşterilerimiz dijital dönüşümde güvenilir bir yol arkadaşı arıyorlar. Bu talep gördüğümüz kadarı ile dünyanın her yerinde aynı” diyen Begim Başlıgil, yurt dışı yatırımlarını artırarak devam edeceklerini ve 2024 yılında 2 yeni node daha açacaklarını aktardı.
En fazla büyüme sağlık, perakende ve finans sektöründe
Bulutistan Türkiye Genel Müdürü Gökhan Gençtürk 2023 yılında cirosal olarak sektörel büyüme oranının ortalama yüzde 260 olduğuna dikkat çekerek, eğitimde yüzde 233, enerjide yüzde 167, e-ticarette yüzde 267, finansta yüzde 252, holding sektöründe yüzde 205, perakendede yüzde 327, sağlıkta yüzde 450 ve kamuda ise yüzde 169 ciro büyümesi gerçekleştirdiklerini söyledi.
Gençtürk, özellikle sağlık, perakende ve finans sektörlerinde artan bulut ihtiyacının bu sektörlerde ekstra ivme kazanmalarını sağladığını vurguladı. Bir Türk şirketi olarak “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı” vizyonu ile sektörlere çözüm sunduklarını belirten Gökhan Geçtürk, “Bulut teknolojileri işletmelere tüm verilerini güvenle işleme, saklama ve yönetme imkanı tanıyor. Bu nedenle alt yapılarını buluta taşıyan şirketler yüksek operasyon ve işletme maliyetlerinden kurtularak iş hedeflerine odaklanabiliyor. Bulut çözümleri, iş performansını iyileştirme yeteneği, hibrit ve ihtiyaca yönelik “kullandıkça öde” gibi modellerle de yüksek verimlilik arayışlarına çözüm sunuyor. Veri bütünlüğü ve güvenliğini korumaya yönelik yasal düzenlemeler de pazarın büyümesini destekliyor” dedi.
Kamu projelerinde bulut teknolojileri kullanımı öne çıkacak
2024 yılında devletin de en öncelikli konularından biri olan bilişim ve bulut teknolojilerine yatırımın artacağını dile getiren Gökhan Gençtürk, Türkiye’de bu yıl da yüksek büyüme beklediklerini söylüyor ve “Özellikle kamu gibi bilgi güvenliğinin çok önemli olduğu sektörlerde bulut ihtiyacının artacağını öngörüyoruz. 2024’te 350’yi aşan iş ortaklarına yenilerini eklemeye ve 800’ü aşkın şirketin yer aldığı müşteri ağını daha da genişletmeye odaklanacağız” diyor.
Bulut teknolojileri bilişim sektörünün gelişiminde katalizör görevi görüyor ve katma değerli bulut hizmetlerinin uygulama modernizasyonlarının ve en önemlisi de merkezinde bulut teknolojilerinin yer aldığı yapay zeka tabanlı çözümlerin benimsenmesi büyümede itici güç oluyor.
Alibaba ve SoftBank Group Başkanı Masayoshi Son, hızla büyüyen yapay zekâ sektörünü ikiye katlama niyetini gizlemedi ve şimdi de bu stratejideki bir sonraki hamlesi için fon topluyor. Günümüzde Trendyol’un da sahibi olduğu Alibaba ve Yahoo gibi birçok firmaya start-up desteği veren ve Arm başta olmak üzere pek çok teknoloji firmasını yöneten SoftBank‘ın kurucusu ve CEO’su Masayoshi Son, yapay zekâ çipleri alanında Nvidia gibi şirketlerle rekabet edecek yeni bir girişim kurmak için 100 milyar dolar arıyor.
Kod adı Izanagi olan yeni girişim, SoftBank’ın geçen yıl halka açık bir şirket olarak kurduğu çip tasarım şirketi Arm ile işbirliği yapacak. SoftBank an itibariyle Arm’ın hisselerinin yaklaşık %90’ına sahip. SoftBank’ın bu çerçevede 70 milyar dolarlık fon arayışı için özellikle Orta Doğu ülkelerine yöenldiği söyleniyor. SoftBank geri kalan 30 milyar doları kendisi karşılayacak.
Nvidia şu anda GPU çipleriyle yapay zekâ çip pazarına hakim durumda. Ancak yapay zekâ işlemcilerine olan ihtiyacın artacağı öngörüldüğünden ( ve verimliliği ve maliyeti artırmak için yapılması gereken çok daha fazla iş olduğundan) ister benzer GPU’lar, isterse de GPU’lara yeni yaklaşımlar konusunda pazarda ciddi bir talep olduğu dşünülüyor
OpenAI başkanı Sam Altman’ın da yeni bir yapay zekâ çipi projesi için 5 ila 7 trilyon dolar arasında bir para toplamak üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki yatırımcılarla görüştüğü bildiriliyor. OpenAI’nin çabaları özellikle dikkate değer çünkü şirket hem GPT modelleriyle diğer hizmetleri güçlendirmek hem de ChatGPT gibi kendi hizmetlerini güçlendirmek için üretken yapay zekâ geliştirmede öncülük ediyor.
Tüm bunlar OpenAI’yi şu anda bu çipler için dünyanın en büyük müşterilerinden biri haline getiriyor ve çipleri OpenAI’nin en büyük giderlerinden biri yapıyor. Altman’ın yeni yapay zekâ çipi girişimi için SoftBank dahil olmak üzere dünya çapında bir dizi potansiyel yatırımcı, çip endüstrisi uzmanı ve diğerleriyle görüştüğü bildirildi.
softbankAncak henüz kimin hangi firmaya yatırım yapacağı, hangi alanda nasıl işbirlikleri yürüteceği bilinmiyor. SoftBank’ın yeni projesinin ayrıntıları, hangi şirketlerin çekirdek teknolojiyi ve zaman çizelgelerini oluşturacağı da dahil olmak üzere açıklanmadı. Buna karşın SoftBank’ın aslında çip sektörünün hatrı sayılır oyuncularından Arm’ın sahibi olduğu düşünülürse, bu alanda kartlar yeniden karılıyor denilebilir.
Türkiye’nin uzun süredir beklenen savunma projesi, Milli Muharip Uçak (MMU) KAAN, ilk uçuşunu başarıyla tamamladı. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen ve yerli imkanlarla üretilen KAAN, bugün sabah saatlerinde Ankara’da ilk uçuş testini başarıyla gerçekleştirerek gökyüzüyle buluştu.
Milli Muharip Uçak KAAN, ilk uçuş testini bu sabah Ankara’da gerçekleştirdi!
Bugün Ankara’da ilk uçuş testini gerçekleştiren ve gelişmiş teknolojilere sahip olan ve 5. nesil bir savaş uçağı olarak tasarlanan Milli Muharip Uçak KAAN, düşük radar izi, yüksek manevra kabiliyeti ve gelişmiş silah sistemleri ile öne çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin yalnızca saldırı değil, hava savunma kabiliyetini önemli ölçüde artırması bekleniyor. Peki bu uçak gerçekte neler vadediyor?
Milli Muharip Uçak KAAN / TF-X, ilk uçuş testini bu sabah Ankara'da gerçekleştirdi! pic.twitter.com/oFSvIxOTeI
Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayii tarihinde yeni bir sayfa açan Milli Muharip Uçak KAAN / TF-X, 21 metre uzunluğa, 14 metre kanat açıklığına ve 6 metre yüksekliğe sahip. İlk etapta 2x 29.000 ya da 2x 32.500 lb itki gücüne sahip F110 motorlarıyla birlikte gelecek. Bu güçlü itki, uçağa 55.000 feet üzeri bir servis tavanı ve 1.8 Mach’a varan azami hıza ulaşma kapasitesi sağlıyor.
KAAN, +9g / -3.5g gibi etkileyici G limitlerine dayanıklı bir yapı sunuyor. ASELSAN tarafından geliştirilen yerli AESA radarı bütünleşik RF sistemi (BÜRFİS), SAR (Sentetik açıklıklı radar sistemi), IRST (Kızılötesi arama ve takip) sensörü, EOTS (Elektro-optik hedefleme sistemi) ve kaska monteli nişangah sistemlerine sahip olan aviyonikler, KAAN’ı hedeflerini yüksek hassasiyetle tespit edip takip edebilen bir platform haline getiriyor.
Süperseyir kabiliyeti, uzun harekat yarıçapı, radarda düşük görünürlük, sensör füzyonu, gelişmiş veri bağı kabiliyetleri ve yüksek hassasiyete sahip mühimmatlar atabilme kapasitesi gibi özelliklerle KAAN, Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterine katılacak en gelişmiş savaş uçağı olacak.
Yüksek manevra kabiliyeti ve güçlü itki sistemi sayesinde düşman hedeflerine karşı üstünlük kuracak ve Türkiye’nin hava savunma kabiliyetine önemli bir katkı sağlayacak. Bu gelişmiş teknolojik özellikler, KAAN’ı dünya çapında rekabet edebilecek bir savaş uçağı yapıyor.
Milli Muharip Uçak KAAN / TF-X özellikleri
Uzunluk: 21 m
Kanat açıklığı: 14 m
Yükseklik: 6 m
Itki: 2x 29.000 ya da 2x 32.500 lb (2x F110)
Servis tavanı: 55.000+ ft
Azami hız: 1.8 Mach
G limitleri: +9g / -3.5g
Aviyonikler:ASELSAN’ın yerli AESA radarı bütünleşik RF sistemi (BÜRFİS)
SAR (Sentetik açıklıklı radar sistemi)
IRST (Kızılötesi arama ve takip) sensörü
EOTS (Elektro-optik hedefleme sistemi)
Kaska monteli nişangah sistem
Diğer:
Yüksek manevra kabiliyeti ve güçlü bir itki sistemi
Süperseyir kabiliyeti
Uzun harekat yarıçapı
Radarda düşük görünürlük
Sensör füzyonu
Gelişmiş veri bağı kabiliyetleri
Yüksek hassasiyete sahip mühimmatlar atabilme kabiliyeti
60 yılı aşkın bir süredir piyasada daha iyi ve daha modern programlama dilleri var ancak COBOL (Ortak İş Odaklı Dil) hâlâ bizimle. Yalnızca BT ekosisteminin aktif bir parçası olmakla kalmıyor, aynı zamanda ana bilgisayarların kullanımı söz konusu olduğunda ona hakim oluyor.
Çeşitli istatistiklere göre COBOL, Fortune 500 iş sistemlerinin yüzde 70’inden fazlasını destekliyor ve tüm ticari işlemlerin yüzde 85’ine kadar dokunuyor. Ana bilgisayarlar (genellikle COBOL kullanır), özellikle güçlü veri işleme yetenekleri gerektiren sektörlerde büyük kuruluşlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. COBOL’un dünya ekonomisinin temel taşı olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebilirsiniz.
COBOL tarafından desteklenen sistemler günlük 3 trilyon dolarlık ticareti gerçekleştiriyor. Tüm ATM kartı geçişlerinin yüzde 95’ini gerçekleştiriyor ve tüm kişisel kredi kartı işlemlerinin yüzde 80’ini mümkün kılıyor. ABD genelindeki bankalar için onlarca yıldır COBOL’u elinde bulunduran Philip Teplitzky, “ABD’de petrolden sonra ikinci en değerli varlık 240 milyar satırlık COBOL’dur.” diyor.
Ve bu büyük bir sorun.
Başlangıç olarak, birlikte çalışabilen IT çalışanlarının eksikliği bulunuyor; bu gerçeği hükümetler, pandemi sırasında işsizlik sistemlerinde yaşanan ani talep artışıyla başa çıkmak için COBOL konusunda uzman teknisyen bulmakta zorlanarak acı bir şekilde fark ettiler. COBOL ve üzerinde çalıştığı ana bilgisayarlar, mobil gibi modern iş faaliyetlerini desteklemek için güncellemesi zor ve kaba sistemlerdir.
Maryland Bilgi Teknolojileri Sekreteri Katie Savage’a göre tüm bunlar COBOL’u “önemli bir işletme riski” haline getiriyor. Savage, geçen yıl Google Kamu Sektörü Forumu’nda şunları söyledi: “Benim açımdan, güvenlik ve iş gücü gelişimi açısından neden yükseltme yapmamız gerektiğine dair iş gerekçesi oluşturuyoruz.“
Ancak çeşitli nedenlerden dolayı varlığını sürdürüyor. Ana bilgisayarlar, BT yıllarında modası geçmiş olsa da, esneklikleri ve güvenlikleri nedeniyle hâlâ ödüllendiriliyor ve daha da önemlisi, tasarlandıkları devasa toplu işlemleri hâlâ sürdürebiliyorlar. Bu BT kaynakları aynı zamanda onlara sahip olan işletmeler için de önemli bir batık maliyet anlamına geliyor ve milyonlarca dolarlık maliyetle modern bir platformun varlığını kanıtlamak zor. Ayrıca birçok yazılım sağlayıcının araç seti, bakımı mümkün kılan COBOL ile arayüz oluşturabilir. Dili buluta taşımak bile mümkün.
Ancak en temelde COBOL varlığını sürdürüyor çünkü bariz bir halefi yok. Elbette, COBOL’un yerini alabilecek Java veya C# gibi modern diller var ancak yukarıdaki tüm nedenlerden dolayı işletmeler ve hükümetler bu dillerle ilerlemiyor.
Geçtiğimiz yıl IBM, geliştiricilerin COBOL’un Java’ya daha hızlı çevrilmesini kolaylaştırmasına yardımcı olacak üretken bir yapay zeka aracını tanıttığında parlak bir nokta ortaya çıktı.
Ancak bu çözüm bile muhtemelen yanıt değil, en azından şimdilik. Hala geliştiricilere ihtiyaç var ve unutmayın: COBOL konusunda eğitim alan kişilerin sayısı hızla azalıyor. IBM’in IBM Z Software Başkan Yardımcısı Skyla Loomis, geliştiricinin yine de yapay zekanın sağladığı kodda bazı küçük düzenlemeler yapması gerekebileceğini söylüyor.
Ayrıca, Gartner Seçkin Başkan Yardımcısı ve Analist Arun Chandrasekara’nın da işaret ettiği gibi, IBM’in iddialarını doğrulayacak hiçbir vaka çalışması yoktur. “Yapay zeka üretimi, mükemmelleşmesi zaman alan erken aşamadaki bir teknolojidir. Bu duruma çözüm bulmak için kontrol ve denge mekanizmalarının mevcut olduğundan eminim, ancak ben ‘bekle ve işe yarayıp yaramayacağını gör’ yaklaşımını tercih ediyorum.“
Temel olarak maliyet bilincine sahip şirketler, üretken yapay zeka için henüz erken dönem olduğunun farkında. Öte yandan COBOL onlarca yıldır ortalıkta.
Wyze tarafından 16 Şubat 2024’te müşterilere yanlışlıkla diğer müşterilerden gelen bilinmeyen kamera yayınlarına erişim izni verildiği bildirildi. Artık bunun binlerce müşteriyi etkilediği biliniyor.
Wyze kurucu ortağı geçen hafta The Verge’e ekibin geçici bir süre için diğer müşterilerden gelen görüntüleri yalnızca 14 kişinin görebildiğine dair onay aldığını açıkladı. Ancak yalnızca üç gün içinde ihlalin 13.000’den fazla müşteriyi etkilediği bildirildi.
Wyze konuyu detaylandırarak bunun bir hackleme veya kötü niyetli saldırı meselesi olmadığını açıkladı. Bunun yerine, sunucularına yeni bir “üçüncü taraf önbelleğe alma istemci kitaplığı” eklendi ve güvenlik ekibi tüm sistemlerini sistem çapında yeniden başlatmaya başlattığında bu durum yetersiz kaldı. Cihazların tamamının aynı anda açılması, bazı kullanıcıların yanlış kameralarla eşleştirilmesine neden oldu.
Wyze müşterilerinin %99’undan fazlası olaya karışmasa da binlerce kişi yine de diğer insanların evlerini görebiliyordu. Daha fazla ayrıntı, 1500’den fazla müşterinin tanıdık olmayan küçük resimlere dokunmaya çalıştığını ve birkaçının yabancının video akışına başarılı bir şekilde eriştiğini doğruladı.
Güvenlik ihlalinin onları etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın Wyze’ın tüm müşterileriyle iletişime geçildi. Küçük resimleri görüntüleyenlere, küçük resimlere erişenlere ve görüntüleri diğer müşterilerle paylaşılan müşterilere alternatif e-postalar gönderildi. Resmi iletişimleri Wyze web sitesinde daha ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz.
Son zamanlarda, gelişen yapay zeka teknolojileri ve beraberinde getirdiği saldırı potansiyeli ile ilgili yoğun bir endişe ortamı hakim. Böyle bir atmosferde Wyze vakası oldukça yankı uyandırdı.
Pek çok kuruluş ve startup için 2023 yılı finansal açıdan zor bir yıl oldu. Özellikle küçük ve orta ölçekli şirketler nakit akışında ve gelir artışında zorlanırken Amazon, Google, Facebook ve Apple gibi teknoloji devleriyse kârlılıklarını korumak adına çeşitli kesintiler ve işten çıkarmalar gerçekleştirdi. Öte yandan fidye yazılım ve online haraç çeteleriyse, son raporlara bakılırsa, kazanç açısından rekor kıran bir yıl geçirdi.
Geçtiğimiz yıl bilgisayar korsanları, kurbanları giderek daha fahiş fidye taleplerini ödemeye zorlamak için taktiklerini geliştirmeye devam ederek giderek daha acımasız geldiler. Taktiklerdeki ve hedeflerdeki bu artışa güvenlik harcamalarındaki düşüş ve hükümetlerin fidye ödemelerini yasaklamakta yetersiz kalması eklenince, 2023’ün fidye yazılım çeteleri için şimdiye kadarki en kazançlı yıl olmasına yol açtı.
Milyar dolarlık siber suç sektörü
Kripto adli tıp girişimi Chainalysis’in yeni verilerine göre, bilinen fidye yazılımı ödemeleri 2023’te 1 milyar doları aştı. Bu, şimdiye kadar gözlemlenen en yüksek rakam ve 2022’de izlenen bilinen fidye ödemelerinin neredeyse iki katı. Ancak Chainalysis, gerçek rakamın muhtemelen şimdiye kadar tanık olduğu 1,1 milyar dolarlık fidye ödemesinden çok daha yüksek olduğunu söyledi.
Yine de iyi bir haber var. 2023 yılı fidye yazılımı çeteleri için genel olarak iyi bir yıl olsa da, diğer hacker gözlemcileri yıl sonuna doğru ödemelerde bir düşüş gözlemledi. Bu düşüş, gelişmiş siber savunma ve dayanıklılığın yanı sıra, çoğu mağdur kuruluşun bilgisayar korsanlarının sözlerini tutacaklarına veya iddia ettikleri gibi çalınan verileri sileceklerine güvenmedikleri yönündeki artan bilince dayanıyor. Fidye yazılımı düzeltme şirketi Coveware’e göre “Bu durum mağdurlara daha iyi rehberlik edilmesine ve maddi olmayan güvenceler için daha az ödeme yapılmasına yol açtı.”
Rekor kıran fidyeler
Daha fazla fidye yazılımı kurbanı bilgisayar korsanlarının ceplerini doldurmayı reddederken, fidye yazılımı çeteleri hedefledikleri kurban sayısını artırarak kazançlarındaki bu düşüşü telafi ediyor.
Örneğin MOVEit kampanyasını ele alalım. Bu büyük saldırı, Rusya bağlantılı Clop fidye yazılımı çetesinin, 2.700’den fazla kurban kuruluşun sistemlerinden veri çalmak için yaygın olarak kullanılan MOVEit Transfer yazılımında daha önce hiç görülmemiş bir güvenlik açığını toplu olarak istismar etmesiyle yaşandı. Kurbanların birçoğunun hassas verilerin yayınlanmasını engellemek için hack grubuna ödeme yaptığı biliniyor.
Bu toplu saldırının fidye yazılım grubuna ne kadar para kazandırdığını tam olarak bilmek mümkün olmasa da, Chainalysis raporunda Clop’un MOVEit kampanyasının 100 milyon doların üzerinde fidye ödemesi topladığını ve bu toplu saldırının en yoğun olduğu Haziran ve Temmuz 2023’te alınan tüm fidye yazılım değerinin neredeyse yarısını oluşturduğunu söyledi.
Eylül ayında, kumarhane ve eğlence devi Caesars, Ağustos ayındaki bir siber saldırı sırasında çalınan müşteri verilerinin ifşa edilmesini önlemek için bilgisayar korsanlarına yaklaşık 15 milyon dolar ödedi. Bu milyonlarca dolarlık ödeme belki de fidye yazılımı aktörlerinin neden bu kadar çok para kazanmaya devam ettiğini göstermektedir: Caesars saldırısı haberlere neredeyse hiç yansımazken, otel devi MGM Resorts’a yapılan ve şu ana kadar şirkete 100 milyon dolara mal olan bir sonraki saldırı haftalarca manşetlerde yer aldı.
Tehditler artarken fidye ödemelerine yasak hala yok
Caesars gibi pek çok kuruluş için fidye talebini ödemek, bir halkla ilişkiler kabusundan kaçınmak için en kolay seçenek gibi görünüyor. Ancak fidye parası kurudukça, fidye yazılımı ve haraç çeteleri çıtayı yükseltiyor ve artan taktiklere ve aşırı tehditlere başvuruyor. Fidye yazılımlarının bilgisayar korsanları için kazançlı olmaya devam etmesinin bir başka nedeni de, tavsiye edilmemesine rağmen kuruluşların ödeme yapmasını engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin olmaması.
Fidyeyi ödemek ya da ödememek ise oldukça tartışmalı bir konu. Fidye yazılımı düzelticisi Coveware, ABD’de ya da mağduriyetin yüksek olduğu başka bir ülkede fidye ödeme yasağı getirilmesi halinde, şirketlerin bu olayları yetkililere bildirmekten vazgeçeceğini ve mağdurlar ile kolluk kuvvetleri arasındaki geçmiş işbirliğini tersine çevireceğini öne sürüyor. Şirket ayrıca fidye ödemelerinin yasaklanmasının, fidye yazılımı ödemelerini kolaylaştırmak için bir gecede büyük bir yasadışı pazarın oluşmasına yol açacağını öngörüyor.
Yani fidye ödemeyi yasaklamak, belki raporlanan vaka sayısını düşürebilir ancak bu pazara bir darbe vurması pek olası değil. Bu noktada tüm kurumsal hizmet sağlayıcılarında online güvenlik bilincinin artması ve masraf kesintisi yaparken güvenlikten feragat etmeme prensibinin benimsenmesi büyük önem taşıyor.
Microsoft başkan yardımcısı Brad Smith, ülkenin yapay zekâ ve bulut altyapısını genişletmek için İspanya’ya 2,1 milyar dolar yatırım yapma planlarını açıkladı. X platformunda (eski adıyla Twitter) bir paylaşımda bulunan Smith, “İspanya’daki yapay zeka ve bulut altyapımızı önümüzdeki iki yıl içinde 2.1 milyar ABD Doları tutarında genişleteceğimizi duyurmaktan heyecan duyuyorum. Yatırımımız sadece veri merkezleri inşa etmenin ötesinde, İspanya’ya, güvenliğine ve hükümetinin, işletmelerinin ve halkının gelişimine ve dijital dönüşümüne olan 37 yıllık bağlılığımızın bir kanıtıdır” dedi.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez de Microsoft Başkan Yardımcısı ile çekilen bir fotoğrafını yine X platformunda paylaşarak “İspanya’da @Microsoft yatırımı dört katına çıkacak ve 1.950 milyon euroya ulaşacak. İspanyol ekonomisine ve kapsayıcı ve güvenli bir dijital dönüşüm için yol haritamıza duyduğu güven için Microsoft başkanına teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca kamu yönetiminde siber güvenliği güçlendirmek ve yapay zekayı teşvik etmek için iş birliği fırsatlarını analiz ettik. Dijital dönüşümün zorluklarıyla başarılı bir şekilde yüzleşmek için kamu-özel sektör işbirliği şarttır” dedi.
Microsoft’un planlarına ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanmadı ve şirket henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Smith önümüzdeki hafta Barcelona’da düzenlenecek olan Mobile World Congress 2024 (MWC) kapsamında bir açılış konuşması yapacak. Smith’in MWC etkinliği sırasında Microsoft’un yapay zekâ yol haritası ve Avrupa’ya son dönemde ardı ardına yaptıkları yatırımlar hakkında daha fazla detay vermesi bekleniyor.
Microsoft geçtiğimiz hafta, önümüzdeki iki yıl içinde Almanya’daki yapay zekâ ve bulut altyapısını genişletmek için 3,2 milyar Avro (3,5 milyar $) yatırım yapma planını açıklamıştı. Bu kapsamda yazılım devi, yapay zekâ ve bulut çözümlerine yönelik artan talebi karşılamak için altyapı geliştireceğini ve yeni model ve uygulamaları kapsayan 2 milyondan fazla kişiyi eğiteceğini söyledi.
Microsoft daha önce de Kasım ayında Birleşik Krallık’ta yapay zekâ için veri merkezleri inşa etmek üzere 2,5 milyar sterlin yatırım yapmayı planladığını açıklamış ve ülkenin Avrupa’nın önemli bir yapay zekâ merkezi olma iddiasını desteklemişti. Üç yıla yayılacak olan finansman, makine öğrenimi ve yapay zeka modellerinin geliştirilmesi için çok önemli olan 20.000’den fazla gelişmiş Grafik İşlem Birimi’nin (GPU) 2026 yılına kadar Londra, Cardiff ve ‘kuzey İngiltere’ye potansiyel genişleme’ tesislerinde İngiltere’ye getirilmesini içerecek.
Analistler bu hamlelerin hem Microsoft hem de Avrupa adına son derece önemli yatırım taahhütleri olduğunu söylerken, bir yandan da AB Dijital Yasası ve düzenleyiciler nezdindeki rekabet soruşturmaları açısından Microsoft’un bölgede devam eden lobi faaliyetlerinin bir parçası olduğu yorumunda bulunuyorlar.
Üretken yapay zekâ araçları (GenAI) ve büyük dil modelleri (LLM), günümüzde metin yazarlığından grafik tasarıma, video dublajı ve altyazı oluşturmadan kısa videolar üretmeye dek pek çok alanda başarıyla kullanılabiliyor. Şimdi ise araştırmacılar bu araçları ve dil modellerinin bir web sitesine sızma gibi kötücül amaçlarla da kullanılabileceğini gösterdi.
Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign’e (UIUC) bağlı bilgisayar bilimcilerin araştırması özellikle GPT 4’ün diğer sistemlerle otomatik etkileşim sağlayan araçlarla bir araya geldiğinde, kendi başına kötü niyetli ajan olarak hareket edebileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, herhangi bir insan yönlendirmesi olmadan savunmasız web sitelerine sızma gerçekleştirmek için birkaç büyük dil modelini (LLM’ler) silah olarak kullanarak bunu gösterdiler. Önceki araştırmalar, güvenlik kontrollerine rağmen LLM’lerin kötü amaçlı yazılımların oluşturulmasına yardımcı olmak için kullanılabileceğini gösteriyordu.
Araştırmacılar Richard Fang, Rohan Bindu, Akul Gupta, Qiusi Zhan ve Daniel Kang LLM destekli ajanların – API’lere erişim, otomatik web taraması ve geri bildirim tabanlı planlama için araçlarla donatılmış LLM’ler – web’de kendi başlarına dolaşabileceğini ve gözetim olmadan açık barındıran web uygulamalarına sızma gerçekleştirebileceğini gösterdi. Araştırmacılar bulgularını “LLM Ajanları Web Sitelerini Otonom Olarak Hackleyebilir” başlıklı bir makalede açıkladılar.
UIUC akademisyenleri makalelerinde, “Bu çalışmada, LLM ajanlarının web sitelerini otonom olarak hackleyebileceğini ve güvenlik açığı hakkında önceden bilgi sahibi olmadan karmaşık görevleri yerine getirebileceğini gösteriyoruz” diyor ve ekliyor: “Örneğin, bu ajanlar, bir veritabanı şemasının çıkarılması, bu şemaya dayalı olarak veritabanından bilgi çıkarılması ve nihai saldırının gerçekleştirilmesi gibi çok adımlı bir süreci (38 eylem) içeren karmaşık SQL birleştirme saldırıları gerçekleştirebilir.”
UIUC’de yardımcı doçent olan Daniel Kang, gerçekleştirdikleri testlerin, hiçbir zarar verilmeyeceğinden ve hiçbir kişisel bilginin tehlikeye atılmayacağından emin olmak için sandbox ortamında gerçek web siteleri üzerinde yapıldığını söyledi. Kang “Sızma testleri için üç ana araç olarak OpenAI Assistants API, LangChain ve Playwright tarayıcı test çerçevesini kullandık. OpenAI Assistants API temel olarak bağlama sahip olmak, işlev çağrısı yapmak ve yüksek performans için gerçekten önemli olan belge alma gibi diğer şeylerin çoğunu yapmak için kullanıldı. LangChain temel olarak hepsini sarmak için kullanıldı. Playwright web tarayıcısı test çerçevesi ise web siteleriyle gerçekten etkileşim kurmak için kullanıldı” diyor.
Araştırmacılar 10 farklı LLM kullanarak aracılar oluşturdu: GPT-4, GPT-3.5, OpenHermes-2.5-Mistral-7B, LLaMA-2 Chat (70B), LLaMA-2 Chat (13B), LLaMA-2 Chat (7B), Mixtral-8x7B Instruct, Mistral (7B) Instruct v0.2, Nous Hermes-2 Yi (34B) ve OpenChat 3.5.
İlk ikisi, GPT-4 ve GPT-3.5, OpenAI tarafından işletilen tescilli modeller iken geri kalan sekizi açık kaynak kodludur. En son yinelemesinde en az GPT-4 kadar yetenekli olduğu söylenen Google’ın Gemini modeli ise testler gerçekleştirildiği ve makale yazıldığı sırada henüz mevcut değildi.
Araştırmacılar, LLM-ajanlarına test web sitelerini SQL enjeksiyonu, siteler arası komut dosyası oluşturma ve siteler arası istek sahteciliği dahil olmak üzere 15 güvenlik açığı için araştırttı. Test edilen açık kaynak modellerinin hepsi başarısız oldu. Ancak OpenAI’nin GPT-4’ü beş geçişle yüzde 73,3 ve tek geçişle yüzde 42,7’lik bir genel başarı oranına sahipti. İkinci sıradaki OpenAI GPT-3.5 ise beş geçişte sadece yüzde 6,7 ve tek geçişte yüzde 2,7’lik bir başarı elde etti.
Makalede belirtilen bir açıklama, GPT-4’ün hedef web sitesinden aldığı yanıta göre eylemlerini açık kaynak modellere göre daha iyi değiştirebildiği yönünde. Kang “GPT-4’ün bu hack’lerden bazılarını gerçekleştirmek için, geri izleme de dahil edilirse, 50’ye kadar eylem yapması gerekiyor ve bu da gerçekten gerçekleştirmek için çok fazla bağlam gerektiriyor. Açık kaynak modellerinin uzun bağlamlar için GPT-4 kadar iyi olmadığını gördük” diyor. Geri izleme, bir modelin bir hatayla karşılaştığında başka bir yaklaşım denemek için önceki durumuna geri dönmesini ifade eder.
Araştırmacılar LLM ajanlarıyla web sitelerine saldırmanın maliyet analizini de yaptılar ve yazılım ajanının bir sızma testi uzmanı kiralamaktan çok daha ekonomik olduğunu buldular. Makalede, “GPT-4’ün maliyetini tahmin etmek için en yetenekli ajanı (belge okuma ve ayrıntılı bilgi istemi) kullanarak beş çalıştırma gerçekleştirdik ve girdi ve çıktı belirteçlerinin toplam maliyetini ölçtük” deniyor. “Bu 5 çalıştırmada ortalama maliyet 4.189 dolardı. Yüzde 42,7’lik bir genel başarı oranıyla, bu web sitesi başına toplam 9,81 dolar eder.”
Araştırmacılar, yıllık 100.000 dolar ya da saati 50 dolar ödenen bir insan güvenlik analistinin bir web sitesini manuel olarak kontrol etmesinin yaklaşık 20 dakika süreceğini varsayarak, canlı bir kalem test cihazının bir LLM ajanının maliyetinin yaklaşık 80 dolar ya da sekiz katına mal olacağını söylüyor. Kang, bu rakamlar oldukça spekülatif olsa da, LLM’lerin önümüzdeki yıllarda sızma testi rejimlerine dahil edilmesini beklediğini söyledi.
The Hood TEKMER yöneticileri diğer TEKMER’lerden farklı olarak The Hood’un teknoloji girişimcileri ve şirketleri için ‘’One Stop Shop’’ olma özelliğinde olduğunu ifade ederek şirket kuruluşundan globalleşmeye, pazar araştırmasından, patent ve hukuka kadar bir çok alanda girişimcilere hizmet ve destek vereceklerini ifade ettiler.
The Hood’un 5746 sayılı kanun kapsamında şirketlere vergi ve SGK muafiyetleri sağladıklarını bunun ile ortaklarının sahip olduğunu Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, yerli ve yabancı yatırım ağları ile girişimlere erken aşama yatırım yapacak.
Girişimciler, The Hood kurucu ortaklarından Sistem Global’in 7 ülkedeki ofisleri ile direk bağlantı halinde olabilecek böylelikle globalleşme potansiyeli olan girişimler için önemli bir fırsat doğmuş olacak. Şu an faaliyette olan ofisler arasında Londra, Singapur, Berlin, Brüksel, Dubai, Amsterdam, Taşkent yer almaktadır.
Girişimler devlet teşviklerinden faydalanacaklar
Girişimciler The Hood TEKMER’de çalışmalarını gerçekleştirirken 5746 sayılı kanun kapsamındaki Ar-Ge teşviklerinden de faydalanabiliyor olacak. Bu teşvikler:
Gelir Vergisi Stopajı Teşviki
Damga Vergisi İstisnası
Sigorta Primi İşveren Payı Desteği
Kurumlar Vergisi İndirimi
Gümrük Vergisi İstisnası
Yeşil Sertifikalı Bina, Ofis ve Çalışma Alanları
Paylaşımlı masa, sabit masa ve kapalı ofis modeli ile çalışan The Hood üyelerinin ihtiyaçlarına yönelik birçok çözümü bir arada sunuyor.
Paylaşımlı masa kullanan üyeler, ortak alanlarda yer alan masalarda, açık havada bulunan terasta ve sosyal alanlarda kendi isteğine göre, sınırlara takılmadan istediği yerde özgürce çalışmalarını gerçekleştirebilirler.
Açık ofiste sabit masa kullanan üyeler, The Hood içerisinde yer alan kendileri için tahsis edilmiş özel çalışma alanlarına konumlanabilirler.
Kapalı ofis kullanan üyeler, ekibi ile birlikte rahat bir şekilde çalışabileceği, esnek yapılı ve farklı metrekarelerde konforlu çalışma alanlarına sahip olabilir.
7/24 kullanım imkanı, toplantı odaları, konferans ve etkinlik salonu, podcast stüdyosu, oyun odası, müzik stüdyosu, dinlenme ve uyku odaları, 800 m2 teras ve sosyal alan, sınırsız çay ve kahve, Maslak 42 içerisinde yer alan AVM, spor salonları, yeme içme alanları ve daha fazlası The Hood’da sizleri bekliyor…
Açılışa özel indirimli fiyatlarla hizmete giren The Hood hakkında daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.
Fuzul Holding’in ödeme hizmetleri alanında faaliyet gösteren şirketi Rubikpara, teknoloji ve müşteri memnuniyetine odaklı yapısıyla fintek sektörünün ilk 5 şirketi içerisinde yer almayı hedefliyor. Teknoloji yatırımları sayesinde birçok hizmeti tek bir noktada sunabilen ve yeniliklere çok hızlı bir şekilde cevap verebilen Rubikpara, mikro mimari üzerine inşa ettiği altyapısı ile para transferi, fatura ödemeleri, QR ile ödeme gibi çözümleri bir arada sunabiliyor. Bireysel finansal çözümlerin yanı sıra işletmelerin ödeme ve tahsilat konusundaki tüm ihtiyaçlarına da çözümler üreten Rubikpara, yakın bir zamanda FizikiPOS, SoftPOS, bayi tahsilatı, ön ödemeli kart ve detaylı raporlama gibi ürün ve hizmetlerini piyasaya sürecek. Rubikpara 2024 yılını 3.5 milyar TL işlem hacmi ve %6-8 pazar payı ile kapatmayı hedefliyor.
KOBİ’lere ödeme alma ve diğer finansal işlerini yürütme alanında yepyeni bir altyapı sunan @rubikpara , Fintek sektörünü genişletmeyi hedefliyor. Rubikpara yönetim kurulu başkanı @yusuf_akbal, en son gelişmeleri ve hedeflerini aktardı. Rubikpara nedir? 00:02 Rubikpara’dan hizmet… pic.twitter.com/ZHK9RCi6CO
Rubikpara Yönetim Kurulu Başkanı R. Yusuf Akbal, henüz çok genç olan elektronik para ve ödeme hizmetleri alanında faaliyet gösteren Rubikpara’nın Fuzul Holding’ten doğan bir kurum içi girişimcilik örneği olduğunu ve amaçlarının fintek sektörünü büyütmek, değiştirmek, geliştirmek ve aynı zamanda yeni pazar fırsatları yaratmak olduğunu ifade etti. Teknoloji alanındaki yatırımlarını hızlandırarak fintek sektörüne yeni bir soluk getirmeye hazırlandıklarını ve iş ortaklarına sundukları en büyük katkının teknoloji ile maliyetler konusunda olduğunu belirten Akbal, “Çok detaylı ve uzun bir çalışma sonrasında modüler, entegre ve gelişime açık bir altyapıya sahip olduk. Aynı zamanda işletmelere sağladığımız birçok hizmeti tek noktada toplamamız ve kesintisiz hizmetimiz sayesinde dolaylı olarak maliyetlerinde de avantajlar sağlıyoruz. Bireysel kullanıcılarımız için de 2024 yılında birçok yenilik ve sürpriz hazırlıyoruz. Şu anda e-para, ödeme kuruluşu ve para transfer lisanslarımız ile sahadayız. Açık bankacılık ve diğer noktalarda da 2024 yılında olacağız. Dikkatimizi üç farklı noktaya yoğunlaştırıyoruz. B2B olarak faaliyet gösteren ve ek finansal hizmet ihtiyaçları olan kurumsal kullanıcılar, e-ticaret ve online mecralarda olan aynı zamanda mağazacılık ve saha operasyonları olan kurumsal kullanıcılar odaklanacağımız iki alanı oluşturuyor. Yaklaşık 2,5 yıldır teknolojiye ve altyapıya yatırım yapan bir e-para kuruluşu olarak, Fuzul Holding’ten aldığımız güç ve yatırımla, sektörde ilk 5’te yer almayı, 2024 yılını ise 3.5 milyar TL işlem hacmi ve %6-8 pazar payı ile kapatmayı hedefliyoruz” dedi.
Kullanıldıkça ihtiyaca dönüşecek yeni ürün ve hizmetler
2023’ün Rubikpara için teknoloji yılı olduğunun altını çizerek söze başlayan Rubikpara Genel Müdürü İsmail Sevinç, bireysel ve kurumsal tarafta kullanıcıların ihtiyacına yönelik geliştirmelerin yanı sıra kullanıldıkça ihtiyaca dönüşecek yeni ürün ve hizmetlerden oluşan bir ürün yalpazesi sunacaklarını aktardı. Teknoloji yatırımlarımızın odağında yenilikçi ürün ve gelişim olduğunu söyleyen Sevinç, “Fuzul Holding bünyesinde olmamız bir kültürü de beraberinde getiriyor. Sahip olduğumuz bu kültür çerçevesinde 2,5 yıldır Fuzul Holding’in desteğiyle teknolojiye yatırım yapıyor, ekibimizi güçlendiriyor ve ürünlerimizi çeşitlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıl, hedeflediğimiz ve ulaştığımız teknolojiyi; B2B çözümlerden bireysel hizmetlere kadar geniş bir yelpazede ürünlerimize entegre etmek ve bunları daha da inovatif olarak farklılaştırmak ile geçti. Mikro mimari üzerine oturmuş ve tümüyle kendine ait bir altyapı ile sahaya çıkıyoruz. İlk etaptaki hedefimiz ise kurumsal ve bireysel müşterilerimizin dijitalleşen finans ile dünyadan beklentilerini bütünleşik olarak sunabilmek ve bunu birçok başarılı proje ile yaygınlaştırmak olacak” diye konuştu.
Bir teknoloji yayıncısı çeşitli çikolata kompozisyonlarını Cocoa Press 3D yazıcıda neredeyse 4.000 dolar karşılığında bastı. Bu, net ayrıntılara sahip çikolata tasarımları oluşturmanıza olanak tanıyor. Bu yazıcı bitter, sütlü veya beyaz çikolata içeren kartuşlar kullanıyor.
Cihazın sahibi, çikolatanın baskı konusunda hassas bir malzeme olduğu gerçeğine hazırlıklı olmalı. Her çikolata türü için gereken sıcaklık ayarları tahmin edilemeyebiliyor ve süreç oldukça uzun sürüyor. Gazeteci, yağlı hale getirmek için kakao yağı yerine palm yağı kullanılmasına rağmen, bitter çikolatanın tadının gerçekten de çikolataya benzediğini belirtiyor.
Açıklamada: “Benim durumumda, yazıcının 65 gramlık çikolata şırıngasının eşit bir sıcaklığa ulaşması bazen saatler alıyordu. Baskıları yavaşlatmadan çok küçük veya sivri bir şey basamayacağınızı hemen fark ettim. Çikolatanın soğuması ve sertleşmesi için zamana ihtiyacı var. yazıcı üstüne başka bir sıcak katman daha yazdırmaya çalışmadan önce. Eşim bitter çikolata hayranı ve kesinlikle tattığımız en iyi şey olmasa da kaliteden memnun kaldı. Ancak aynı şeyi onun için söyleyemem. sütlü veya beyaz çikolatalar, çünkü biraz mumsular ve bana Candy Melts’i hatırlattı. 3D baskı çikolatasının en kötü yanı ısıyı kontrol etmektir” diyor.
Yayıncı çalışmasını şu şekilde açıklıyor: “Yazıcının ekranını taktım, kurulumu tamamladım, kartuşa bir bitter çikolata “kakao çekirdeği” koydum, yıkanabilir bir piston kapağı ekledim, çikolatayı 30 dakika önceden ısıttım, başlat tuşuna bastım ve … hemen püskürtme ucunun silikonunu yemeye çalışmasını izledim. Sorunun Z yüksekliğinden mi yoksa yazdırma kafasının nakliye sırasında biraz mı gevşediğinden emin değilim, ancak her ikisini de ayarladıktan sonra tekrar denedim ve bu inanılmaz 3D baskılı gülü elde ettim. Şahane, kadifemsi ve nefis olduğunu söyleyebilirim. Bu tek baskı için neredeyse bir çubuk çikolatanın tamamı gerekti ama iki dakika sonra kaybolmuştu” diyor.
Böyle bir çalışma için 3D baskıya yeni başlayan birinin, önceden oluşturulmuş bir versiyon için 3.995 dolardan fazla ve 10 hazır çikolata çekirdeği paketi başına 49 dolardan fazla harcaması gerekiyor.
Raporlara göre Apple, platformlarındaki müzik akışı rakiplerine erişimi engelleyerek antitröst kurallarını ihlal ettiği iddiaları nedeniyle Avrupa Birliği tarafından 500 milyon Euro para cezasına çarptırılacak.
The Financial Times ve Bloomberg’in Pazar günü konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Avrupa Komisyonu antitröst düzenleyicileri cezayı gelecek ayın başlarında açıklamaya hazırlanıyor. Miktarın Apple üzerinde pek bir etkisi olmayacak olsa da 2.8 trilyon dolarlık piyasa değeriyle bu durum, uygulama geliştiricilerin şirketin App Store kurallarına meydan okumada bir miktar başarı elde etmeye başladıklarının sinyalini veriyor. Bu aynı zamanda Avrupalı düzenleyicilerin devam eden niyetlerinin bir sinyali diyebilriiz.
Apple Spotify için rekabet önleyici tutum sergiledi
Ceza, başlatılan soruşturmayla ilgili bir şikayeti takip etmek İsveçli yayın devi Spotify tarafından 2019’da soruşturuldu. Soruşturma, Apple’ın App Store aracılığıyla müzik akışı uygulamalarının dağıtımındaki hakim konumunu kötüye kullanıp kullanmadığına odaklandı. Raporda, düzenleyicilerin, Apple’ın App Store dışındaki daha ucuz müzik akışı uygulamaları hakkında kullanıcıları bilgilendirmeyerek rekabete aykırı bir ortam yarattığını tespit ettiği belirtildi. Komisyonun ayrıca Apple’ın müzik hizmetlerinin App Store dışındaki kullanıcıların daha ucuz alternatiflere geçmesine izin vermesini engelleme uygulamasını da yasaklaması bekleniyor.
Apple, raporlar hakkında yorum yapmayı reddetti ancak olayla ilgili Şubat 2023’te yayınlanan önceki açıklamasını paylaştı. Açıklamada Apple sözcüsü: “Apple, Avrupalı tüketiciler için rekabeti ve seçeneği teşvik ederken, endişelerini anlamak ve bunlara yanıt vermek için Avrupa Komisyonu ile birlikte çalışmaya devam edecek. App Store, Spotify’ın Avrupa çapında en iyi müzik yayını hizmeti olmasına yardımcı oldu ve Avrupa Komisyonu’nun hiçbir dayanağı olmayan şikayet takibine son vermesini umuyoruz” dedi. 2024’te şu ana kadar yüzde 5’ten fazla düşüş yaşayan hisse senedi için yıla pek de iyi bir başlangıç olmadı. Muhteşem 7 olarak adlandırılanlar arasında yalnızca Tesla daha kötü performans gösterdi.
Küçük bir para cezası Apple’a zarar vermeyecek ancak App Store modelinde yapılacak herhangi bir taviz veya değişikliğin etkisi olabilir.
Google Workspace fiyat değişikliği ile dikkatleri üzerine çekti. Resmi olarak yürürlüğe girecek fiyatlar, kullanıcıları zor durumda bırakacak.
Google Workspace müşterilerine yönelik fiyat değişiklikleri, teknoloji devinin geçen yıl açıkladığı oranlarda yapılan ilk değişikliğin ardından resmi olarak yürürlüğe giriyor.
İşyeri işbirliği yazılımı kullanıcılarının artık tüm aylık faturalandırılan iş katmanı planları için yüzde 20’lik bir fiyat artışıyla karşı karşıya kalması gerekecek. 6 Dolarlık Başlangıç planı 7,20 Dolara, Standart plan 12 Dolardan 14,40 Dolara ve Plus planı 18 Dolardan 21,60 Dolara yükselecek. Ancak fiyat artışı yalnızca aylık faturalı planlardaki kullanıcıları etkileyecek ve yazılıma yıllık olarak ödeme yapanlar muaf tutulacak.
Yeni ödemeler bu haftadan sonraki ilk faturalandırma döngüsüne yansıtılacak ve raporlarda planlanan tarihler olarak 14, 15 ve 16 Şubat tarihleri öne sürülüyor. Etkilenecek olan yalnızca iş platformu platformu da değil. Google ayrıca Enterprise Standard planının fiyatlarını da artırıyor. Google Workspace web sitesinde yapılan bir ürün duyurusunda Google, Kurumsal planının fiyatını artırma kararının “sürüme kattığımız değeri yansıtmayı” amaçladığını açıkladı.
Bu değer, büyük kuruluşlar için tasarlanan yeni güvenlik kontrolleri ve yönetim özellikleriyle tanımlanıyor. Google ayrıca, uluslararası kullanımlar için fiyatları yerel para birimindeki fiyatlandırmaya dayalı olarak ayarlamayı planladığını ve şirketin “ABD doları döviz kurlarıyla uyumu korumak için periyodik olarak değerlendirdiği bir taktik” olduğunu söyledi.
Bu değişikliklerin Google Workspace kullanıcılarına ek yük getirmesi muhtemel olsa da diğer iş yazılımı kullanıcıları da bu durumdan zarar görmeden kurtulamadı. Microsoft’un Office 365’i, 2021’deki orijinal duyurunun ardından 2022’de bir fiyat artışı gördü. Etkilenen ürünler arasında Microsoft 365 Business Basic ve Microsoft 365 Business Premium da vardı. Bu ürünlerin fiyatları sırasıyla ayda 1 dolar ve 2 dolar arttı. Microsoft’un kurumsal odaklı ürünlerinden bazıları biraz daha büyük artışlar kaydetti. Office 365 E3, Office 365 E5 ve Microsoft 365 E3’ün tümü sırasıyla 3, 3 ve 4 dolar arttı. Daha yakın bir zamanda Microsoft, bulut hizmetlerinin fiyatını Nisan 2023’te yürürlüğe giren bir kararla %9 GBP artıracağını duyurdu. Döviz bazlı yaşanan bu artış, muhtemelej TL bazındaki fiyatları da etkileyecek.