Elektrikli otomobil devi Tesla, Çin’de büyük bir adım atarak şebeke ölçekli enerji depolama çözümleri üretecek yeni bir Megafactory kuruyor. Şirket, Şanghay Megafactory projesine resmi olarak başlamak üzere geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir arazi edinme ve imza töreniyle adım attı.
Megafactory projesi, Tesla‘nın Çin pazarında gerçekleştirdiği “kilometre taşı projesi” olarak adlandırılıyor. Şanghay Megafactory, yılda 10.000 Megapack batarya üretim kapasitesine sahip olacak ve bu, yaklaşık 40 GWh enerji depolama demek. Üretilen bu Megapack bataryaları, küresel pazarda etkileyici bir konum elde etmek için kullanılacak.
Megapack, Tesla‘nın amiral gemisi olarak kabul edilen bir batarya depolama sistemi. Şirket, bu tesislerinde araçlara değil, özellikle şehirlerin ve elektrik şebekelerinin ihtiyaçlarına yönelik olarak tasarlanan Megapack’leri üretiyor. Bu önemli teknoloji, şu anda ABD ve Avustralya’da faaliyette olan tesislerde kullanılıyor.
Megapack, 1,9 MW güç ve 3,9 MWh enerji sunan 2 saatlik bir versiyon ile 1 MW güç ve 3,9 MWh enerji sunan 4 saatlik bir varyant olmak üzere iki farklı seçeneği içeriyor. Bu, enerji depolama çözümlerinde esneklik ve performansı bir araya getiren bir yaklaşımı temsil ediyor.
Önceki planlara göre, Şanghay Megafactory‘nin inşaatına 2023 yılının üçüncü çeyreğinde başlanması ve üretimin 2024 yılının ikinci çeyreğinde başlaması bekleniyordu. Ancak son düzenlenen imza töreni, projenin bir miktar geciktiğini gösteriyor. Bu nedenle, Megapack üretiminin 2024 yılının ikinci yarısında başlaması bekleniyor.
Yeni Megafactory, Tesla‘nın mevcut Şanghay Gigafactory’si ile aynı bölgede, Lingang bölgesinde yer alacak. Gigafactory Shanghai, şu anda Tesla‘nın en yüksek üretim kapasitesine sahip tesisi konumunda ve son verilere göre tesis yılda 950 bin adet araç üretimi gerçekleştiriyor.
Çinli kaynaklara göre, Şanghay Megafactory başlangıçta bataryalarını CATL’den temin edecek, ancak ilerleyen dönemde Tesla, kendi ürettiği bataryalara geçiş yapacak. Bu, şirketin yerel tedarik zincirini güçlendirmesi ve daha fazla kontrol sağlaması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Tesla‘nın Çin’deki bu büyük yatırımı, şirketin sadece otomobil üretiminde değil, aynı zamanda enerji depolama çözümlerinde de global bir lider olma vizyonunu destekliyor. Şanghay Megafactory‘nin tam kapasite üretime geçmesiyle birlikte, Tesla‘nın enerji depolama alanındaki etkisi daha da artacak gibi görünüyor.
Gelişen teknolojiyle birlikte Apple CarPlay, yeni nesil araçlarda heyecan verici güncellemelerle karşımıza çıkıyor. Yayınlanan bilgilere göre, Apple’ın araç içi eğlence eklentisi CarPlay, artık iç kısımdaki tüm bilgi ekranlarına hükmetme yeteneğine sahip.
Üreticiler, kullanıcılara isteğe bağlı olarak hangi ekran üzerinde CarPlay’in kontrolünü sağlayabileceklerini sunacak. Bu, araç üreticilerine esneklik tanıyarak, sürücülerin ve yolcuların tercihlerine daha fazla odaklanma imkanı sağlıyor.
Porsche ve Aston Martin, güncellenmiş Apple CarPlay entegrasyonunu içeren yeni araç modellerini tanıttılar. Yayınlanan görsellerde, CarPlay’in geleneksel menüsü aracın eğlence ekranında yer alırken, direksiyon arkası bilgi ekranı ve yolcu tarafındaki bilgi ekranı da ilgili widget’lerle donatılmış durumda. Bu sayede, CarPlay kullanımı aracın tamamına yayılmış oluyor.
Özellikle, Aston Martin DB12 modeli, tam ekran özelliğini benimseyerek CarPlay deneyimini bir adım öteye taşıyor. Diğer yandan, Porsche ise kısmi olarak bu özelliği kullanmayı planlıyor. Şu an için, bu yeni nesil Apple CarPlay özelliklerine sahip diğer araç modelleri hakkında henüz bilgi bulunmamaktadır.
Apple, piyasaya yeni araç modelleri çıktıkça CarPlay yazılımını güncelleyerek, kullanıcılara daha zengin özellikler sunmaya devam ediyor. Bu gelişmeler, sürücülerin ve yolcuların araç içi eğlence ve bilgiye daha etkileşimli bir şekilde erişimini sağlamak adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Milwaukee Business Journal’ın haberine göre Wisconsin’li bir aile, yerel balkabağı çiftliği de dahil olmak üzere 407 dönümlük arazisini Microsoft projesi için toplam 76 milyon dolara satmayı kabul etti.
Yerel yönetim ilk olarak Foxconn Teknoloji Grubu ile yapılan anlaşmanın bir parçası olarak 2017 yılında Mount Pleasant, Wisconsin’deki Creuziger ailesine bu meblağın yaklaşık üçte birini teklif etti. Ancak aile daha iyi bir teklif beklemeyi tercih ederek bu teklifi reddetti.
Ailenin avukatı David Barnes, Business Journal’a şunları söyledi: “Aile, köye ve Microsoft’a iyi dilekler diliyor ve insanların özel hayatlarına saygı duymasını temenni ediyor.“
Microsoft’un kazancı, arazinin mevcut değerlemesinden çok daha yüksek. Mount Pleasant’ın köy değerlendiricisi Dan McHugh verdiği demeçte, Creuziger ailesinin arazisinin değerinin başlangıçta 174.200 dolar olduğunu ancak iyileştirmeler yapıldıktan sonra 598.400 dolara yükseldiğini söyledi.
Dokuz dönümlük mısır labirentini içeren arazi, Microsoft yönetiminin Mount Pleasant köyünden toplam 99,7 milyon dolara satın aldığı 641 dönümlük başka bir araziye de komşu. Microsoft’un nihai hedefi, 1 milyar doların üzerinde yatırım yapmayı planladığı bölgede bir veri merkezi kampüsü inşa etmek.
Sonuç olarak, Foxconn’dan gelen karışık sinyaller ve kafa karışıklığıyla geçen birkaç yılın ardından bu satış köy için mutlu bir son oldu. Foxconn’un, son teknolojiye sahip bir üretim tesisini de içerecek olan Mount Pleasant’a vaat ettiği 10 milyar dolarlık yatırımını büyük ölçüde azaltmasının üzerinden yalnızca iki yıl geçti.
Milwaukee Business Journal, Microsoft’un başlangıçta Mount Pleasant veri merkezinde 200 çalışanı işe almayı planladığını ve zaman içinde 460’ın üzerinde iş ekleyebileceğini bildirdi.
Ancak bu yine de Foxconn‘un 2017’de bölgeye vaat ettiği 13.000 istihdamın çok küçük bir kısmı olacak.
Geçtiğimiz hafta, GM Cruise yönetiminin işgücünü boşalttığı ve San Francisco’daki bazı yüksek profilli yaralanmalı kazaların ardından birkaç yıllık yeniden inşa çalışmalarına hazırlandığı haberi görüldü.
Hatta protestocular, Cruise’a SF’de faaliyet göstermesi için yeşil ışık yaktığı ve daha önce Cruise tarafından istihdam edilen bir komisyon üyesinin görevden alınması çağrısında bulunduğu için Kaliforniya Kamu Hizmetleri Komisyonunu bile hedef alıyordu.
Cruise daha önce DMV’den aldığı işletme iznini kaybetmiş ve San Francisco ve diğer yerlerdeki tüm sürücüsüz operasyonlarını askıya aldığını açıklamıştı.
Bu arada, Waymo şu an için oldukça iyi durumda ve bu hafta, finanse edilmiş gibi görünen hakemli bir çalışmayı yayınladı; bu çalışma, insan sürücülerin ve Cruise arabalarının kaza yapma oranları hakkında çeşitli sonuçlara varıyor.
Chronicle’ın belirttiği üzere, çalışma Waymo’nun araçlarının şu ana kadar San Francisco’da kaydettiği 1,76 milyon sürücüsüz milin yanı sıra başka yerlerde kayıtlı yaklaşık 5,4 milyon mili kapsıyor. Her türden araç kazasına ilişkin verileri karşılaştırıyor ve Waymo araçlarının, yaralanma veya maddi hasarla sonuçlanan kazalara insanlı araçlara kıyasla çok daha az sıklıkta karıştığını tespit ediyor.
Aslında, Waymo’nun çeşitli sürüş zayıflıklarına ilişkin insan ortalamalarını ifade etmek için kullandığı “insan ölçütü“, 1 milyon mil başına 5,55 kaza. Ve Waymo robot karşılaştırması 1 milyon mil başına yalnızca 0,6 çarpışma.
Bu rakamların her ikisi de, hangi tarafın hatalı olduğuna bakılmaksızın kazaları sayıyor.
Kaza oranlarına ilişkin genel rakam, Waymo’nun insan oranından (milyonda 2,78) 6,7 kat daha düşük olduğunu (1 milyon mil başına 0,41 olay) ortaya çıkardı. Buna Phoenix, San Francisco ve Los Angeles’tan de veriler dahildi.
Raporun “Sonuçlar” bölümü, çeşitli yargı bölgelerinde polis tarafından bildirilen olaylara ilişkin verilerin tutarlı olmayabileceğini belirterek, bulguları açısından pek de kesin değil.
Raporun yazarları, “Kıyaslama oranlarının kendisi… konumlar arasında ve aynı konum içinde önemli ölçüde farklılık gösteriyordu.” diyor. “Bu, kıyaslama veri kaynaklarının karşılaştırılabilir raporlama eşiklerine (gözetim yanlılığı) sahip olup olmadığı veya kıyaslamalarda kontrol edilmeyen diğer faktörlerin (günün saati, sürüş karışımı) karşılaştırma oranlarını etkileyip etkilemediği sorularını gündeme getiriyor.“
Yine de, Alphabet’in sahibi olduğu Waymo’nun son aylarda görevlendirdiği birkaç rapordan biri olan rapor, yaklaşımı açısından ikna edici derecede kapsamlı ve akademik; ayrıca, muazzam Los Angeles pazarından başlayarak büyümeyi ümit eden şirket için harika bir haber gibi görünüyor.
Waymo, daha önce tıpkı Cruise gibi, şüpheci kamuoyunu sürücüsüz araçların aslında insanlardan daha güvenli olduğuna ikna etmeye çalıştı.
Waymo’nun güvenlik araştırmaları ve en iyi uygulamalardan sorumlu yöneticisi Trent Victor, “Açıkçası, kendi değerlerimize göre değerlendirilmek isteriz.” diyor ve şöyle devam ediyor: “20’den fazla makale yayınlayan biziz. Yapmak istediğimiz şey, insanların farkı görmesine olanak sağlamak için daha net bir resim sunmaktır. Ayrıca sorumlu bir şekilde ölçeklendirme yapmamızın da başka bir fark olduğunu düşünüyorum.“
Waymo muhtemelen herkesin, bir başka markanın sürücüsüz taksisinin bir kadına çarpıp sürüklediğini ve acil durum araçlarının dahil olduğu düzinelerce olayda sürücüsüz arabalardan bahsedildiğini unutmasını isteyecek.
Türkiye, dijitalde 100 üzerinden 70.44 notu aldı. Dijital Türkiye Endeksinde Hizmet ve Toplumsal Endeks zirveyi paylaşırken, ekonomi düşük puan aldı.
Ülkemiz için özgün olarak hazırlanan Dijital Türkiye Endeksi ulusal politikaları da kapsaması açısından bir ilktir diyen TBD Genel Başkanı Rahmi Aktepe, “Çalışma, Dijital Türkiye yolculuğunda ekosistem paydaşlarını bir araya getiren ve strateji ve eylem planlarının belirlenmesi ve uygulanmasına dayanak oluşturan önemli bir kaynak olacaktır. Türkiye’nin milli ve yerli dijital endeksini oluşturduk” ifadelerini kullandı.
e-Devlet başarısı öne çıktı
2023 Dijital Türkiye Endeksinde en yüksek puanı hizmet sektörü aldı. Skoru 82,39 olan hizmet sektöründe yaşamsal olaylar kapsamında Adalet (81,4), Aile (70,3), Araç (85,6), Kariyer (81), Şirket Genel (81,5), Şirket Kurulum (82,8), Taşınma (100), Yükseköğretim (82,9) ve Sağlık (90,8) notunu aldı. e-Devlet Kapısı üzerinden sunulmaya başlayan “araçlarım” ve “çalışma hayatım” gibi bütünleşik hizmetlerin önemli gelişme kaydedildiği belirtilen endekste ikinci el araç, muayene randevu gibi hizmetlerin entegrasyonların eksikliği dolayısıyla, kesintisiz hizmet sunumu açısından henüz yeterli düzeyde olmadığı tespit edildi.
Hane halkının internet kullanımını ölçekleyen Toplum ekseninin skoru ise 71,42 oldu. Türkiye genelinde hane halkının internet kullanım pratiklerinin yüksek olması ile topluma yönelik sunulan bilgilendirici ve işlevsel hizmetlerin yaygın olması toplumsal endeksin puanını yükseltirken; eğitim, mahremiyet ve e-katılım faaliyetlerine yönelik göstergelerde zayıf bir performans belirlendi.
En düşük skor ekonomide
Ekonomi ekseninin skoru ise 64,01 olarak belirlendi. Ekonomi alanında güçlü yanlar iş dünyasına sunulan gelir idaresi, sicil yönetimi ve sosyal güvenlik gibi merkezi bilişim sistemlerinin varlığı olarak tespit edilirken, en büyük zafiyet ise KOBİ düzeyinde gerçekleşen ekonomik süreçlerde yeni nesil teknoloji kullanımının yaygınlaşmamış olması ve dijital yoğun sektörlerin düşüklüğü olarak belirlendi. .
Devletin Dijital Skoru 67-92
Kamunun dijital dönüşümde başarılı bir performans sergilediği belirtilen Türkiye Dijital Endeksinde Devlet ekseninin skoru 67,92 oldu. Kamunun güçlü yanları, Elektronik Belge Yönetim Sistemi, T.C. Kimlik Kartı, merkezi bütçe, ihale yönetimi gibi hizmetler ile siber güvenlik ve açık kaynak kodlu yazılım çalışmaları oldu. Diğer taraftan, kamuda alana yönelik kamu bilişim uzmanlığı, kurumsal mimari, kurumlar arası veri yönetişimi ve açık devlet verisi gibi unsurlarda ilgili faaliyetlerin eksik kaldığı gözlemlendi.
Sürdürülebilir Dijital Veri Politikamız Yok
Türkiye’de internet altyapısını tüm yönlerden inceleyen Dijital Ekosistem ekseninin skoru 66,47 oldu. Dijital Ekosistem ekseninde İnternet ve iletişim altyapısı, ortak hizmetler ve bilişim uzmanı yetiştirmeye yönelik teşviklerin varlığı güçlü yanlar olarak ön plana çıkarken, bilişim sektörünün tüm sektörler içerisindeki görece küçüklüğü ile yazılım ve donanım alt sektörlerinin ülke ekonomisine katkısı açısından düşük performans sergilediği bulgusuna varıldı. Raporda yerli yazılım sektörünün geliştirilmesi ve veri yönetişimi konusundaki faaliyetlerin yerine getirilmesinde eksiklikler olduğu tespit edildi. Endekste ayrıca “Ülkemizde her ne kadar dijital veri etrafında kişisel verilerin korunması, açık veri portali, ulusal veri sözlüğü ve kamu veri alanı gibi önemli çalışmalar yürütülüyor olsa da net bir dijital veri politikamızın ve ilgili tedbirlerimizin olmadığı görülmektedir” ifadeleri yer aldı.
“TBD dâhil birçok STK ve şirket, geçmişte dijitalleşmeye yönelik ölçümler yapmıştır. Ancak bu çalışmaların, temel olarak ulusal politika gerçekleriyle uyumu zayıf kalmıştır. Dijital Türkiye Endeksi ise ana faaliyet alanlarındaki teknolojik etkileri içerebilecek 5 politika ekseni ve bu eksenler içerisindeki faaliyetlerin yaşam döngüsünü belirleyen 7 boyuttan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında 12 farklı uluslararası endeks detaylı olarak incelenmiş ve toplam 416 gösterge tespit edilmiştir. Ulusal göstergelerin belirlenmesinde On Birinci Kalkınma Planı esas alınmıştır. Planda, dijital dönüşüm ile ilişkili olarak 252 tedbir belirlenmiştir” diyen TBD Genel Başkanı Rahmi Aktepe şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm endeksler, hazırlayan tarafının politika gündemine uygun olarak şekillenmektedir. Küresel bir aktör olan ülkemizin, OECD, AB ve BM gündemleriyle büyük ölçüde uyumlu olması kaçınılmaz olmakla birlikte ülkemize özgü öncelikleri dikkate almamız ve kendi gündemimizi oluşturmamız gerekmektedir. Bu bağlamda, hızla gelişen ve yüksek fırsat ve riskler barındıran dijital teknolojilere yönelik ulusal politikaların varlığı ve izlenebilirliği hayati önem taşımaktadır. Hiçbir endeks politika gündemi için kesin bir değerlendirme vermemektedir. Bununla birlikte karar vericiler için önemli bir referans teşkil etmekte ve kamuoyuna şeffaflık sağlamaktadır. Dijital dönüşüm ekosisteminin ülke politikasına sahip çıkması ve destekleyebilmesi için tarafların bir araya gelmesi ve hesap verebilirlik elzemdir.
Ülkemizin özellikle Pandemi dönemi ve sonrasında hayata geçirdiği dijital devlet hizmetleri bu alanda başarılı olduğumuzu teyit etmektedir. İşletmelerin dijital dönüşüm çözümlerine ilgisinin arttığı ve bu yöndeki talebin büyük ölçüde yerli firmalarca karşılanabildiği görülmektedir. Ancak hem işletmeler hem de hane halkının yüksek hızlı internet ve performanslı kişisel cihaz erişimi konusundaki ihtiyaçlarının giderilmesinde yaşanan aksaklıklar “sayısal uçurum” konusunu tekrar gündeme taşımıştır.”
Google, Mesajlar uygulamasına Magic Compose özelliğini ekleyerek Google Mesajlar‘da yapay zeka deneyimini genişletiyor. Bu özellik, mesajları yanıtlamak veya göndermeden önce metinleri yeniden formüle etmek isteyen kullanıcılara olanak tanıyor. ABD’de başlayan Magic Compose, artık dünya genelindeki kullanıcılara da sunulmaya başlandı.
9to5Google tarafından doğrulanan bilgilere göre, birçok ülkedeki kullanıcılar artık Google Mesajlar’ın sohbet bölümünde yeni bir kalem veya konuşma balonu simgesi görebilirler. Bu simgeye tıkladıklarında, “Yapay zeka ile sihirli bir şekilde mükemmel mesajı yazabileceğinizi” belirten bir uyarı ile karşılaşacaklar. Google, bu süreçte gönderilen verilerin sadece yeniden yazma önerileri oluşturulduktan sonra silineceğini vurguluyor.
Magic Compose’u kullanmaya başlamak için kullanıcıların gizlilik uyarısını kabul etmeleri gerekiyor. Sohbetteki mesaj sayısına bağlı olarak, özellik ya otomatik yanıtlar üretecek ya da kullanıcılardan bir mesaj taslağı oluşturmalarını isteyecek. Kullanıcılar, oluşturulan seçenekler arasından resmi, heyecanlı, kısa gibi farklı stilleri seçebilirler.
9to5Google‘ın raporlarına göre, Magic Compose’unFransa ve İngiltere‘de zaten aktif olduğu görülüyor ve Almanya‘da da kullanılabiliyor. Google Messages ve Carrier Services beta sürümlerini kullanmanın gerektiği belirtilse de, sadece Google Messages beta sürümüyle de kullanılabiliyor.
Magic Compose, büyük dil modelinden faydalanmasına rağmen, Google’ın bunu yerel olarak çalıştırmak için çabalar sarf ettiği belirtiliyor. Şirket, en gelişmiş dil modeli Gemini’yi Google Pixel 8 Pro’da test ediyor.
Google’ın bu yapay zeka özelliği, kullanıcılara mesaj yazma sürecinde daha fazla kolaylık ve yaratıcılık sunmayı hedefliyor. Magic Compose’un gelecekteki güncellemelerle daha da gelişmesi bekleniyor.
Eleştirmenler bunun Apple’ın potansiyel rakiplerine nasıl zorbalık yaptığını gösterdiğini söylerken Beeper Mini, Apple’ın mesajlaşma sisteminde bir delik açtı.
Beeper Mini, Android cihazlara modern iPhone hizmetine erişim izni verdiğinde Apple şaşırmıştı.
Beeper Mini’nin piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra Apple, iMessage sistemini değiştirerek uygulamayı engelledi. Uygulamanın güvenlik ve gizlilik riski oluşturduğu belirtildi.
Apple‘ın tepkisi, uygulamanın alternatif çalıştırma yolları bulması ve buna yanıt olarak uygulamayı engellemenin yeni yollarını bulması ile bir kovalamaca oyununu başlattı.
Düello, Washington’da, Apple’ın iMessage üzerindeki pazar hakimiyetini rekabeti engellemek ve tüketicileri iPhone’lara düşük fiyatlı alternatiflerden daha fazla harcamaya zorlamak için kullanıp kullanmadığı konusunda soruları gündeme getirdi.
Adalet Bakanlığı davayla ilgilendi. Toplantıyı takip eden iki kişi, Beeper Mini’nin bakanlığın antitröst avukatlarıyla 12 Aralık’ta bir araya geldiğini söyledi.
Uygulamanın ana şirketi Beeper’ın kurucu ortağı Eric Migicovsky, toplantı hakkında yorum yapmayı reddetti ancak departman, Apple’ın rekabete aykırı davranışlarına ilişkin dört yıllık bir soruşturmanın ortasında.
Federal Ticaret Komisyonu Perşembe günü bir blog yazısında, hizmetler arasında “birlikte çalışabilirliğe izin vermemek için gizlilik ve güvenliği gerekçe olarak kullanan” “baskın” oyuncuları inceleyeceğini söyledi. Gönderide herhangi bir şirketin adı yer almadı.
Savaş aynı zamanda Senato Yargı alt komitesinin antitröstle ilgili dikkatini de çekti. Komitenin liderliği, Adalet Bakanlığı’na Apple’ın rekabeti ortadan kaldırdığına dair endişelerini dile getiren bir mektup yazdı.
Apple ise mektup hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Sam Altman önce kovuldu; sonra yeniden işe alındı!
Bir yıl önce ChatGPT’yi başlatarak üretken yapay zekanın modern çağını ateşleyen OpenAI CEO’su Sam Altman’ın görevden alınması, yılın teknoloji endüstrisindeki şokuydu.
Yönetim kurulunun 17 Kasım’da Altman’ı kovduğunu belirten gizemli bir açıklama yayınlamasının ardından Microsoft, Altman’ı ve onu kapıya kadar takip etmek isteyen diğer OpenAI çalışanlarını işe alacağını duyurdu. OpenAI geri adım attı ve Altman’ı yeniden işe aldı.
Ortalık yatıştığında hikaye netliğe kavuştu: OpenAI yönetim kurulu, yatırımcıların baskısı altında olan ve büyük miktarda bilgi işlem gücü için ödeme yapma ihtiyacı duyan Altman’ın, ürünleri piyasaya sürmek için çok hızlı baskı yaptığına ve bu durumun şirketin orijinal güvenli ürün yaratma misyonunu tehlikeye attığına inanıyordu.
Altman artık OpenAI’i neredeyse tamamen yeni bir anakartla çalıştırmaya geri dönüyor ve çok eski bir hikayeyi vurguluyor: Ticari kaygılar ve öncü olma yarışı, her türlü teknolojinin gelişimini engelleme çabalarını geçersiz kılıyor.
20 yılın en büyük teknoloji antitröst davası
ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Eylül ayında Google’a karşı antitröst davasını başlattı ve internet devini, başta Apple olmak üzere çeşitli cihazlarda varsayılan arama teknolojisi haline getiren anlaşmalar yoluyla arama tekelini yasadışı bir şekilde sürdürmekle suçladı.
Bu, Adalet Bakanlığı’nın Microsoft’u Internet Explorer’ı Windows ile yasa dışı olarak paketlemekle suçladığı 1990’lardan bu yana görülen en büyük antitröst davası. İronik bir şekilde, Microsoft CEO’su Satya Nadella bu kez davanın önemli bir tanığıydı ve yapay zeka destekli aramalar geldikçe Google’ın tekel karlarının yayıncıları kilitleyebileceği konusunda uyardı.
Büyük teknoloji şirketlerinin hakimiyetine ilişkin kamuoyunda artan tedirginliğin olduğu bir ortamda bu, ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun Amazon’un e-ticaret işine ilişkin Eylül ayında başlatılan antitröst davası ve ayrı bir ABD antitröst davası da dahil olmak üzere devam eden bir dizi davadan yalnızca biri.
Yine Google, 2024’te yargılanacak olan reklamcılığa odaklanıyor; bu, düzenleyicilerin rekabete aykırı uygulamalara karşı mücadelede yenilenmiş bir güç göstermesi nedeniyle teknoloji pazarını yeniden şekillendirebilir.
Amazon 18.000 işçiyi işten çıkarıyor
Yeni yılın başlamasından sadece birkaç gün sonra Amazon, 18.000 personelini işten çıkaracağını doğruladı.
Bu, aralarında Cisco, Meta, Microsoft, Google, IBM, SAP ve Salesforce’un da bulunduğu teknoloji devlerinin yanı sıra çok sayıda şirket tarafından uygulamaya konulan kapsamlı işten çıkarmalarla birlikte, 2023’te teknoloji şirketlerinde büyük bir kesinti olacak ilk büyük işten çıkarma duyurusuydu.
Adobe 20 milyar dolarlık Figma alımının fişini çekiyor
Adobe ve işbirlikçi arayüz tasarımı aracı sağlayıcısı Figma, teknolojiye yönelik düzenleyici incelemelerin arttığının bir başka işareti olarak, Aralık ayında planladıkları 20 milyar dolarlık birleşmenin fişini çekeceklerini duyurdu.
AB Komisyonu Kasım ayında, anlaşmanın birden fazla pazardaki rekabeti azaltma potansiyeline işaret eden bir İtiraz Bildirisi yayınlamıştı. Bunu birkaç hafta sonra Birleşik Krallık rekabet otoritesinin itiraz listesi izledi. Bildirildiğine göre bardağı taşıran son damla, anlaşmanın iptal edilmesinden günler önce ABD Adalet Bakanlığı ile yapılan ve ABD kurumunun bir antitröst davası başlatmakla tehdit ettiği bir toplantıydı.
Yıl içinde tamamlanan birkaç büyük teknoloji satın alımı vardı; özellikle Microsoft’un 69 milyar dolarlık oyun yapımcısı Activision’ı satın alması ve Broadcom’un 69 milyar dolarlık VMware’i satın alması.
Ancak bu anlaşmalar tamamlanmadan önce düzenleyicilere taviz verilmesi gerekiyordu ve yılın sonunda ABD Federal Ticaret Komisyonu hâlâ Broadcom’un satın alınmasını gevşetmeye çalışıyordu.
MOVEit güvenlik açığı
Mayıs ayının sonunda Progress Software, dosya aktarım yazılımı MOVEit’te yetkisiz erişime yol açabilecek bir güvenlik açığı keşfettiğini açıkladığında, bu yalnızca bir güvenlik kabusunun başlangıcıydı.
Altı ay sonra, güvenlik açığı dünya çapında yaklaşık 2.620 kuruluşun ve 77,2 milyon kişinin bir tür ihlalden muzdarip olmasına neden oldu.
Güvenlik olayı nedeniyle Progress şimdi ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Kurumu’nun (SEC) siber güvenlik şirketlerinin ve yöneticilerinin incelemesini artırdığı anlaşılan bir soruşturmayla karşı karşıya: ayrı bir vakada, SEC personeli bireysel SolarWinds çalışanlarına karşı yasal işlem yapılmasını önerdi.
Şirketin 2020’de altyapısına yönelik saldırısına verdiği yanıtın ardından CISO da dahil olmak üzere, bu hareket siber güvenlik profesyonelleri için yepyeni bir dizi potansiyel sorumluluğun sinyalini veriyor.
İsrail-Hamas çatışması siber uzaya da uzandı
İsrail ile Hamas arasında devam eden çatışmanın ortasında, düşmanlığın her iki tarafındaki ulus devlet tehdit gruplarının DDOS saldırıları ve web sitesi tahrifatları başlatmasıyla siber uzayda yeni bir savaş alanı açıldı.
Bu arada, Ukrayna’ya karşı yürüttüğü kampanya devam ederken, Rusya’nın hacktivistlerden ve siber suçlulardan daha fazla yararlandığı görülüyor; Çin’in öncülüğünde Tayvan’a yönelik siber saldırılar ise keskin bir şekilde artıyor.
Özel sektör kuruluşlarını ve sivil toplum kuruluşlarını siber güvenlik krizlerine çekme eğiliminin devam etmesi muhtemel olduğundan, artan jeopolitik gerilimler CISO’ların yüksek alarm durumuna geçmesine neden oluyor.
Ekim ayında ABD, Çin’in yapay zeka ve süper bilgisayarlar için gelişmiş çiplere erişimini kısıtlamak amacıyla ek ihracat kısıtlamaları getirerek.
Kısıtlamaların belirtilen amacı, Çin’in yapay zeka, askeri modernizasyon ve insan hakları ihlalleri için ileri teknolojiye erişimini engellemek.
Ancak ABD, müttefiklerine Çin’e çip ihracatına kısıtlamalar getirmeleri için baskı yaparken çip ticareti savaşı, gelişmiş çipler kullanan tüm ürünler ve bunları yapmak için kullanılan ekipmanlar için küresel tedarik zincirine zarar veriyor.
Apple Vision Pro, teknolojiye çağ atlatabilir
Yıl ortasında, Apple uzun zamandır beklenen karma gerçeklik kulaklığı Vision Pro’yu (2024’te piyasaya sürülecek) tanıttı ve CEO Tim Cook, fiziksel çevreyi dijital bilgilerle harmanlayan mekansal bilgi işlem teknolojisinde yeni bir çağ ilan etti.
Hiç şüphe yok ki Apple, sensörler, malzeme bilimi, ekranlar ve işlemciler konusunda onlarca yıllık Ar-Ge’den yararlanarak 3.499 dolarlık cihazı oluşturmak için bazı gelişmiş teknolojileri bir araya getirdi. Ancak sanal gerçeklik kulaklıklarının çeşitleri yıllardır mevcuttu; Meta CEO’su Mark Zuckerberg, şirketin geleceğini karma gerçekliğe dayandırıyordu ve giyilebilir cihazlar, kulaklık satışlarının son zamanlarda düşmesiyle birlikte halk tarafından çoğunlukla kayıtsız karşılandı.
Zoom, uzaktan çalışma uygulamasını sonlandırdı
Yılın ironik teknoloji öyküsü ödülü, Ağustos ayında çalışanlarının çoğu için ofise dönüş talimatı veren, salgın sırasında evden çalışmayla eşanlamlı hale gelen video konferans şirketi Zoom’a verildi.
Çok daha büyük teknoloji şirketleri de ofise dönüş politikalarını yürürlüğe koydu; ancak, iş modeli uzaktan çalışmayı temel alan bir şirket, personelini ofise geri çağırdığında bu gerçekten ilginç bir tavır oluyor.
Teknoloji liderleri, yapay zekanın insan neslini tehdit ettiğini düşünüyor
Yapay zekanın (AI) evriminin bir “yok oluş” olayına yol açabileceğine dair uyarıda bulunan tek cümlelik açıklama sadece ironik değil aynı zamanda korkutucu ve kafa karıştırıcıydı.
Bunun nedeni, Mayıs ayında yayınlanan mektubun yüzlerce akademisyen, tanınmış kişi ve gezegendeki en gelişmiş üretken yapay zeka sistemlerini oluşturmak için yarışan teknoloji endüstrisi liderleri tarafından imzalanmış olması.
“Yapay zekanın neden olduğu yok olma riskinin azaltılması, salgın hastalıklar ve nükleer savaş gibi diğer toplumsal ölçekteki risklerin yanı sıra küresel bir öncelik olmalıdır.”
Hükümetler, bu çağrıya kulak vermeye başlıyor. AB, yapay zekanın ticari olarak ve devlet kurumları tarafından nasıl kullanılabileceğini düzenleyen Yapay Zeka Yasasını onaylamaya yaklaşıyor ve ABD Başkanı Joe Biden, geniş kapsamlı bir idari emirle yapay zeka gelişimi için gözetim tedbirlerini ortaya koydu.
Intel CEO’su Pat Gelsinger ve Nvidia Başkan Yardımcısı Bryan Catanzaro arasında yaşanan sert söz düellosu medyaya konu oluyor, yapay zeka sektöründeki rekabetin ne kadar çetin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Gelsinger, Massachusetts Institute of Technology (MIT) ile gerçekleştirdiği röportajda, Nvidia’nın yapay zeka alanındaki başarısını tamamen şansa bağlayarak, Jensen Huang’ı “olağanüstü şanslı” olarak değerlendirdi.
Bu iddialı sözler, Nvidia cephesinden hemen sert bir karşılık buldu. Nvidia Başkan Yardımcısı Bryan Catanzaro, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Intel’in vizyonsuz olduğunu savundu ve şirketin başarısının tesadüfe değil, vizyon ve uygulamadan geldiğini belirtti. Catanzaro aynı zamanda, Intel’deki Larrabee projesinde çalıştığını ve Nvidia’ya geçtiğini hatırlatarak, tecrübelerini paylaştı.
intel CEO’su Pat Gelsinger
Intel CEO’su, röportajda, firmanın geçmiş hatalarını kabul ederek, özellikle Larrabee projesinden vazgeçmeyi tercih etmelerinin Intel’i şanslı yapabileceğini söyledi. Ayrıca, Nvidia’nın yapay zeka projelerine başlangıçta destek vermediğini iddia ederek, şirketin hakimiyetinin Intel’in bu alanda geç adım atmasından kaynaklandığını öne sürdü.
I worked at Intel on Larrabee applications in 2007. Then I went to NVIDIA to work on ML in 2008. So I was there at both places at that time and I can say:
NVIDIA's dominance didn't come from luck. It came from vision and execution. Which Intel lacked. https://t.co/ygUJZIQWLH
Bu söz düellosu, sadece iki dev teknoloji şirketi arasındaki çekişmeyi değil, aynı zamanda yapay zeka endüstrisindeki genel rekabetin şiddetini de ortaya koyuyor. Gelsinger’ın Intel’in gelecekteki yapay zeka inovasyonlarına dair iyimser sözleri, Nvidia’nın ise vizyon ve uygulama odaklı başarısını vurgulaması, teknoloji dünyasında heyecan yaratıyor. Her iki büyük şirketin de gelecekteki hamleleri, yapay zeka alanındaki liderlik mücadelesini belirleyecek gibi görünüyor.
25 Aralık 2023 itibariyle Apple Watch ithalat yasağı yürürlükte olacak. Amerika’da Apple Online Store üzerinden Apple Watch Ultra 2 ve Apple Watch Series 9 satışları resmen durduruldu; yalnızca Apple Watch SE modeli satışta kaldı. Mağaza içi satışlar da 24 Aralık’tan itibaren son bulacak. Bu yasağın bir sonucu olarak, garanti dışı kalan Apple Watch modelleri için onarım veya değişim yapılamayacak.
Özellikle kanda oksijen düzeylerini ölçen Apple Watch Series 6 ve daha yeni modeller, ithalat yasağı süresince onarılamayacak. Bu durumda zarar gören Apple Watch sahipleri, donanım değişim programının başlamasını beklemek zorunda kalacaklar. Ancak, yazılım tabanlı onarımlar sürecek.
Garantisi devam eden Apple Watch’lar için değişim sürecek. Yani, hem standart bir yıllık garanti hem de uzatılmış AppleCare garantisiyle korunan cihazlar değiştirilebilecek. Ancak, yasak süresince müşteriler değişim talebinde bulamayacaklar, sadece aksesuarlar gibi belirli parçaları değiştirebilecekler.
İthalat yasakları ve nedenleri
ABD Uluslararası Ticaret Komisyonu, kandaki oksijeni algılama teknolojisine sahip Apple Watch’ların ithalatını durdurma kararı aldı. Bu, Apple’ın bu özellikle üretilen saatleri denizaşırı ülkelerden Amerika’ya getiremeyeceği anlamına geliyor. ITC, Apple’ın bu teknolojiyi kullanırken tıbbi cihaz şirketi Masimo’ya ait kan oksijeni patentlerini ihlal ettiği konusunda bir karar almıştı. İthalat yasağı 25 Aralık’ta yürürlüğe girecek.
Henüz Beyaz Saray’ın yasağı veto etme konusundaki kararı net değil. Beyaz Saray, bu konuda kararını 25 Aralık’a kadar açıklamak için süreye sahip.
Apple, Apple Watch’un kandaki oksijeni algılama algoritması için bir yazılım güncellemesi üzerinde çalışıyor. Şirket, bu güncellemenin Apple Watch’un yasak süresince tekrar satışa sunulması için yeterli olacağını belirtiyor. Ancak, bu yazılım güncelmesinin ne zaman tamamlanacağı hakkında şu an için net bir tarih verilmedi.
Google tarafından perşembe günü yayınlanan blog yazısında, diğer şeylerin yanı sıra kayıtlı şifrelerinizden herhangi birinin ele geçirilip geçirilmediğini görmek için interneti kontrol eden Google’ın Chrome için Güvenlik Kontrolü özelliğinin artık masaüstünde “arka planda otomatik olarak çalışacağı” belirtildi.
Sürekli olarak kontroller yapılması, daha önce değiştirmeniz gereken bir şifre hakkında uyarılmanız anlamına da gelebilir.
Güvenlik Kontrolü aynı zamanda kötü uzantıları veya incelemeniz gereken site izinlerini de izliyor ve Chrome’un üç noktalı menüsünden Güvenlik Kontrolü uyarılarına göre işlem yapabiliyorsunuz.
Ayrıca Google, Güvenlik Kontrolü’nün bir siteyi bir süre ziyaret etmediğiniz takdirde sitenin izinlerini iptal edebileceğini söylüyor.
Google ayrıca masaüstünde de Chrome’un sekme grupları için yakında çıkacak bir özelliği duyurdu: Chrome, sekme gruplarını kaydetmenize izin verecek, böylece bu grupları cihazlar arasında kullanabilirsiniz; bu, evdeki bir bilgisayar ile seyahat sırasında bir dizüstü bilgisayar arasında geçiş yaparken kullanışlı olabilir. Google, bu özelliğin “önümüzdeki birkaç hafta içinde” kullanıma sunulacağını söylüyor.
Şirket ayrıca yeni yapay zeka modeli Gemini tarafından desteklenen özellikleri Chrome’a ”gelecek yılın başında” getireceğini de belirtti.
Bu sürpriz değil, CEO Sundar Pichai Gemini’nin Chrome’a geçeceğini zaten söylemişti ama yine de bunun pratikte ne anlama geldiğini merak konusu.
Google, hem yapay zeka teknolojisinin gelişim hızıyla; hem güvenlik endişeleriyle; hem de antitröst davalarıyla aynı anda boğuşuyor. Şirketin yaklaşan yeni yılda bu başlıklar altında atacağı daha birçok adıma şahit olacağız.
Intel, bu yıl dünya çapında önde gelen yarıiletken üretim ekipmanı sağlayıcısı ASML’den yüksek sayısal açıklığa (high NA) sahip extreme ultraviolet (EUV) litografi cihazını alacak ilk şirket olma başarısını elde etti. Aynı zamanda, ASML’nin 2024 yılında ürettiği makinelerin çoğunu satın alma ayrıcalığına sahip olan Intel, bu hamlesiyle sektördeki rekabet avantajını güçlendirmeyi hedefliyor.
Intel, ASML’den temin edeceği ilk Twinscan EXE:5000 tarayıcısıyla ticari çip üretiminde yüksek NA EUV litografisinin potansiyelini daha iyi anlamayı planlıyor. Şirket, başlangıçta bu cihazı 18 angstrom (1,8nm) üretim süreci için kullanmayı düşünmüştü; ancak, yüksek NA cihazlarının gecikmesi nedeniyle EUV multi patterning yoluna yönlendirildi.
Intel’in gelecek yıl elde edeceği 6 adet daha Twinscan EXE:5200 high NA EUV litografi cihazı ise 2025 ve sonrasında Intel’in 18 angstrom ve üzeri üretim teknolojileriyle üreteceği çiplerde kullanılacak.
Bu erken erişim avantajı, Intel’in yüksek hacimli üretimde ilk adımı atan ve high NA araçlarını en iyi şekilde kullanmaya başlayan bir şirket olmasını sağlayabilir. Bu durum, Intel’in fabrika araç ekosisteminin cihazın gereksinimlerini belirlemesi ve endüstri standartlarına dönüştürmesi açısından stratejik bir avantaj sunabilir.
Ancak, bu cihazların yüksek maliyeti göz önüne alındığında (her biri 300 milyon dolar ile 400 milyon dolar arasında tahmin ediliyor), Intel’in maliyetler üzerindeki etkisi belirsizliğini koruyor. ASML’nin diğer litografi makineleri, 200 milyon dolar fiyat etiketine sahipken, Twinscan EXE modellerinin maliyeti daha yüksek.
Intel’in bu adımıyla birlikte rakipleri de benzer araçları temin etmek için çaba gösteriyor. Örneğin, Samsung, ASML ile yaptığı anlaşmayla yüksek NA EUV araçlarının tedarikini güvence altına aldığını duyurdu. Bu, rekabetin giderek kızıştığı bir dönemde, şirketlerin en güncel üretim teknolojilerine erken erişim sağlama yarışında olduklarını gösteriyor.
Intel’in bu stratejik adımı, yarıiletken endüstrisindeki dengeleri değiştirebilir ve şirkete gelecekteki ürün portföyünde öncü bir konum kazandırabilir. Ancak, rekabetin yoğunluğu ve maliyet faktörleri, şirketin bu avantajı nasıl değerlendireceğini belirleyecek önemli faktörler olarak öne çıkıyor.
ütüristik ulaşım sektörünün öncülerinden biri olan Hyperloop One, yolcuları ve yükleri uçak benzeri hızlarda şehirler arası taşıma hedefiyle yola çıkmış ancak beklenen başarıyı elde edemeyerek kapanma kararı aldı. Şirketin, eski adı Virgin Hyperloop olan **Hyperloop One’ın kapanmasıyla birlikte tüm varlıklarını satması, ofisleri kapatması ve çalışanlarını işten çıkarmasıyla 2023 yılı sonuna kadar resmi olarak kapanacağı açıklandı. Bu önemli kapanış, ulaşım sektöründe yaşanan dönüşümlerin ve teknolojik yeniliklerin karmaşıklığını bir kez daha gündeme getiriyor.
Hyperloop One’ın çoğunluk hissedarı olan büyük Dubai liman işletmecisi DP World’e geçecek olan tüm fikri mülkiyetinin satılması, şirketin değerini ve geleceğini belirleyen bir dönemeç olarak kabul ediliyor. Hyperloop One, 2014 yılında Elon Musk’ın hyperloop ulaşım vizyonunu temel alarak kurulmuş ve Musk’ın öngördüğü aerodinamik alüminyum kapsüllerin neredeyse havasız bir tüp içinden saatte 1200 km hıza ulaşabilme fikrine dayanıyordu.
Ancak yaşanan pratik testlerde, vaat edilen hızlara ulaşma konusunda beklenen başarı sağlanamadı. 2020 yılında gerçekleştirilen insanlı testte sadece 160 km/s hıza ulaşılabildi, yani Musk’ın hayal ettiği seviyenin oldukça altında bir performans sergilendi. Bu durum, hyperloop teknolojisinin henüz gerçekleştirilebilir bir proje olmaktan uzak olduğunu gösteriyor.
Hyperloop One’ın kapanmasıyla birlikte, Elon Musk’ın diğer girişimi olan The Boring Company’nin önemi artıyor. Ancak henüz tam ölçekli bir hyperloop sistemi için somut adımlar atılmış değil. The Boring Company, halihazırda yeraltı geçitleri kazmaya devam ediyor ancak bu geçitlerin Tesla gibi araçlar için olduğu biliniyor. Dolayısıyla, hyperloop ulaşım sistemlerinin gerçek hayata geçmesi için en azından yakın gelecekte somut bir planın olup olmadığı belirsizliğini koruyor.
Bu kapanma, ulaşım teknolojilerindeki büyük hayallerin gerçeğe dönüşme sürecinin ne kadar karmaşık ve zorlu olabileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hyperloop One’ın kapanmasıyla birlikte, geleceğin ulaşım vizyonunda yeni adımların ve projelerin gelişmesi beklenirken, teknoloji dünyasında yaşanan bu kapanış, sektördeki diğer oyuncuların stratejilerini de şekillendirecek gibi görünüyor.
Google, Android işletim sistemine sahip telefon kullanıcıları için heyecan verici bir güncelleme getiriyor. Şirket, Android telefonlarda pil sağlığını daha iyi takip etmeyi sağlayacak yeni bir özellik üzerinde çalışıyor. Bu güncelleme, kullanıcılara bataryalarının mevcut durumu hakkında daha fazla bilgi sunmayı amaçlıyor.
Akıllı telefon bataryaları, zaman içinde doğal kimyasal nedenlerden dolayı kapasitelerinin bir kısmını kaybeder. Google, Android kullanıcılarına bu süreci daha şeffaf hale getirecek bir pil sağlığı göstergesi sunacak. Bu özellik, Android telefonlarda bataryanın ne zaman değiştirilmesi gerektiği veya mevcut durumu hakkında bilgi sağlayacak.
Önceki dönemde, iPhone kullanıcıları telefonlarının pil sağlığı istatistiklerine kolayca erişebiliyorlardı. Ancak Android kullanıcıları, bu bilgileri görmek için üçüncü taraf uygulamalara ihtiyaç duyuyorlardı. Google’ın yeni güncelmesiyle birlikte, Android telefonlarda dahili bir batarya sağlığı göstergesi yer alacak ve bu, üçüncü taraf uygulamalara olan ihtiyacı ortadan kaldıracak.
Android 14 QPR2 Beta 2 sürümünde keşfedilen bu özellik aynı zamanda bataryanın değiştirilip değiştirilmediğini gösterme özelliğiyle dikkat çekiyor. Kullanıcılara, orijinal kapasiteye göre mevcut bataryalarının tutabileceği tahmini şarj yüzdesi de bildirilecek. Ayrıca, bataryada bir sorun tespit edildiğinde kullanıcıya bildirim gönderilecek.
Bu güncelleme, Android kullanıcılarına uzun zamandır bekledikleri pil sağlığı bilgilerini standart Ayarlar uygulamasından kolayca erişme imkanı tanıyacak. Bu gelişme, Android kullanıcılarının batarya sağlığını daha etkili bir şekilde yönetmelerini sağlayacak.
Son olarak, Android 14 QPR2 Beta 2 sürümünde AirDrop’un Android versiyonu olan Nearby Share sisteminin adının Quick Share olarak değiştirildiği de belirtiliyor. Bu güncelleme, Android kullanıcılarına daha hızlı ve pratik dosya paylaşımı imkanı sunacak.
Bu yeniliklerle birlikte Android kullanıcıları, telefonlarının batarya sağlığına dair daha fazla bilgiye kolayca erişebilecekler. Google’ın getirdiği bu özellikler, kullanıcı deneyimini daha da iyileştirecek gibi görünüyor.
Microsoft’un, Windows 10 işletim sistemi için ücretsiz desteği sonlandırma planları, Canalys Research tarafından yapılan detaylı bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 240 milyon bilgisayarın atılmasına ve çevreye büyük ölçüde elektronik atık katkısı sağlamasına neden olabilir. Bu durum, sadece kullanıcılar için değil, aynı zamanda çevre açısından da önemli bir endişe kaynağıdır.
Araştırmaya göre, bu büyük çaplı bilgisayar imhası sonucunda ortaya çıkacak elektronik atıkların toplam ağırlığının 480 kg olması bekleniyor ki bu, 320.000 arabaya eşdeğerdir. Bu miktar, atıkların geri dönüşüm süreçlerinin zorlukları ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde endişe vericidir.
Canalys, bu durumun ayrıca güvenlik güncellemelerini almayacak cihazlara olan talebin düşük olacağı konusunda uyarıda bulunurken, Microsoft’un Windows 10 için güvenlik güncellemelerini Ekim 2028’e kadar sağlamayı planladığını belirtti. Ancak, ücretsiz destek Ekim 2025’e kadar devam edecek, bu da kullanıcıları güncellemeleri almamaya ve daha eski cihazları atmayı düşünmeye yönlendirebilir.
Öte yandan, Microsoft’un Windows 11 ile uyumlu olmayan cihazların atılmasının çevresel etkilerine dair şirketin henüz bir açıklama yapmadığı belirtiliyor. Bu durum, kişisel bilgisayarlar ve veri depolama sunucularında kullanılan sabit disklerin, elektrikli araç motorlarında ve diğer teknolojik sistemlerde geri dönüşümü konusunda çevresel endişelere yol açabilir. Bu gelişmeler, sürdürülebilir teknoloji ve atık yönetimi açısından daha geniş bir tartışma başlatmış durumda.
Meta’nın sosyal medya platformlarının, Filistin yanlısı içerikleri sistematik olarak sansürlediğine dair iddiaları içeren bir rapor, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayınlandı. Rapor, Facebook ve Instagram’ın çatı şirketi Meta’nın, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının ardından Filistin yanlısı sesleri giderek susturduğunu belirtiyor.
HRW, Meta’yı Filistinlilerin acılarını silmekle ve Gazze’de neler olduğunu dünyaya duyurma fırsatlarını kısıtlamakla suçluyor. Rapora göre, Gazze’de yaşanan çatışma sonrasında Meta’nın sansür uygulamaları, Filistin yanlısı içeriklere yönelik bir engelleme olarak nitelendiriliyor.
Raporda, Meta’nın sahibi olduğu sosyal medya platformlarının kullanıcıları, Gazze’deki ateşkes ve bölgedeki sivillerin korunması çağrısında bulunan paylaşımlarının kısıtlandığını, kaldırıldığını veya yasaklandığını ifade ediyor. HRW, bu sansürün, Meta’nın politikalarının tutarsız ve hatalı uygulamaları, otomatik araçlara aşırı güvenme ve hükümet etkisinin aşırı olması gibi faktörlerin bir sonucu olduğunu öne sürüyor.
Kullanıcılar, Meta’nın sansürüne karşı çeşitli yollar bulmuş durumda. Instagram ve Facebook’ta Filistin yanlısı aktivistler, sansürden kaçınmak için “G4z4” yazarak veya Filistin bayrağı yerine karpuz kullanarak paylaşımlarını sürdürüyor.
HRW, Meta’dan politikalarını insan hakları standartlarına uygun, adil ve ayrımcı olmayan bir hale getirmesini talep ederken, Meta’nın bu konudaki değişiklik taahhütlerini yerine getirmediğini iddia ediyor.
Raporda belirtilen altı ortak sansür modeli arasında içerik kaldırma, hesapların askıya alınması veya silinmesi, içerikle etkileşime girememe gibi uygulamalar bulunuyor. Ayrıca Meta’nın, Gazze’deki Filistinlilerin maruz kaldığı yaralanmaları belgeleyen paylaşımları sansürlediği de raporda vurgulanıyor.
Meta’nın Filistin yanlısı içeriklere yönelik sansür iddialarına ilişkin yapılan bağımsız bir araştırma da, şirketin içerik moderasyonunun Filistinli kullanıcıların hakları üzerinde olumsuz etki yarattığını ortaya koyuyor. Ancak Meta sözcüsü, politikalarının küresel olarak uygulanmasının zorluklarına vurgu yaparak, sansür iddialarını reddediyor.
Teknoloji devi Apple, yapay zeka (AI) alanındaki çalışmalarını hızlandırarak, büyük dil modellerini (LLM’ler) iPhone ve diğer cihazlarına getirme hedefine doğru büyük bir adım atmaya hazırlanıyor. Yapay zeka araştırmacıları, sınırlı bellek kapasitesine sahip cihazlarda LLM’leri etkili bir şekilde kullanabilmek amacıyla özgün bir flash bellek teknolojisi üzerinde yoğun çalışmalar yürütüyor.
LLM tabanlı sohbet botları, örneğin ChatGPT ve Claude, inanılmaz miktarda veri ve bellek gerektirir. Ancak, bu modellerin genellikle büyük bellek ihtiyacı nedeniyle sınırlı bellek kapasitesine sahip cihazlarda sorunsuz bir şekilde çalıştırılması mümkün değildir. Apple’ın yeni flash bellek teknolojisi, bu sorunu aşmak için öne çıkıyor.
Apple Yapay Zeka atılımı Yapılan yeni araştırmalar, mobil cihazlardaki flash belleğin, geleneksel RAM’den daha verimli olduğunu gösteriyor. Bu teknolojik adım, veri aktarımını optimize ederek ve flash bellek verimini artırarak, yapay zekanın dil anlama ve oluşturma süreçlerini daha hızlı ve sorunsuz hale getiriyor. Windowing ve Row-Column Bundling gibi teknikler, bellek kısıtlamalarını aşmak için kullanılan yenilikçi yöntemler arasında yer alıyor.
Apple’ın “Ajax” adını verdiği kendi üretken yapay zeka modeli, 200 milyar parametre üzerinde çalışarak iOS 18 güncellemesi ile birlikte kullanıcılara daha gelişmiş Siri yetenekleri, gerçek zamanlı dil çevirisi, fotoğrafçılık gibi özellikleri sunmayı vaat ediyor.
Bu teknolojik atılım, iPhone ve iPad kullanıcılarını daha önce görülmemiş bir yapay zeka deneyimiyle tanıştırmaya hazırlanıyor. Apple’ın Siri’nin daha akıllı bir versiyonu üzerinde çalıştığı ve yapay zeka ile derinlemesine entegre olan bir asistanın kapılarını araladığı da gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Sonuç olarak, Apple’ın yapay zeka alanındaki bu önemli adımları, kullanıcı deneyimini zenginleştirecek ve mobil cihazlarda yapay zeka destekli özelliklerin kullanımını daha yaygın hale getirecek gibi görünüyor.
Microsoft Türkiye tarafından Kolektif House’ta düzenlenen “Microsoft Copilot Teknolojileri ile Yapay Zekanın Yeni Çağı” başlıklı etkinlikte çok sayıda basın mensubu Microsoft Türkiye yöneticileriyle bir araya geldi.
Yaptığı açılış konuşmasında yapay zekanın internetin icadından bu yana teknoloji dünyasındaki en büyük kırılım olduğunu vurgulayan Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, Microsoft’un yapay zeka temelli teknolojilere yılda 27 milyar dolar Ar-Ge yatırımı yaptığını belirtti.
Yapay zeka konusunda en önem verdikleri noktanın güven ve sorumluluk olduğuna dikkat çeken Özbilgin, şunları söyledi:
“Öncelikle yapay zeka ve bulut arasındaki ilişkinin anlaşılması gerekiyor. Bulut dediğimiz aslında gezegen çapında çalışan bir süper bilgisayar. Dünyadaki en büyük bulut bilişim kapasitesine sahip şirket de Microsoft. Yapay zeka bugün yapabildiklerini bulut bilişimin ölçeği sayesinde yapabiliyor.
LLM (Large Language Models) dediğimiz büyük dil modellerinin gerçek zamanda hesapladığı parametre sayısı trilyonları aşmış durumda. Bu kapasite sadece bulut üzerinde mevcut olduğu için, bulutsuz bir yapay zeka yetkinliği düşünmemiz mümkün değil.
Bir de işin sorumluluk boyutu var ki bunu çok ciddiye alıyoruz. Yapay zekanın işlediği veriyle ne yaptığımızı açıklamak, şeffaf bir anlayışla hesap vermek zorundayız. Microsoft bünyesinde 350 kişilik bir ekip sadece responsible AI dediğimiz sorumlu yapay zeka & etik yapay zeka üzerine çalışıyor.
Ne mutlu bize ki bu ekibin başında da bir Türk olan Ece Kamar var. Yapay zekanın regülasyonu, geliştirilme ilkeleri ve çıktıların filtrelenmesi gibi konular üzerinde hassasiyetle çalışıyorlar.”
“Copilot ile Yeni Bir Gelecek” başlıklı bir sunum yapan Microsoft Türkiye Müşteri Deneyiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cavit Yantaç ise hem yapay zekayı bugünkü potansiyeline taşıyan süreçlerden hem de Microsoft ile OpenAI’ın iş birliğinden bahsetti ve şunları söyledi:
“OpenAI 2015’te kuruldu ancak 2019’da ‘bizim çok güçlü bir bulut işletim sistemine ihtiyacımız var’ dedikleri noktada Microsoft ile iş birliği sağladılar ve Azure üzerinde yeni dil modelleri üzerinde çalışmaya başladılar. ChatGPT’nin temelleri böyle atıldı.
3 ayda 100 milyon kullanıcıya ulaşan ChatGPT teknolojisini biz de Copilot adı altında tüm Microsoft programlarına entegre ederek bunu kişisel yapay zeka asistanınız gibi kullanmanızı sağlıyoruz. Hızla bir sunum mu hazırlamanız gerekiyor?
Copilot’a nasıl bir sunuma ihtiyacınız olduğunu söylüyorsunuz, hazırlıyor. Metin güzel ama görsel içime sinmedi derseniz sizin için animasyon ekliyor; üstüne bunu bir de konuşma metni formatında istiyorum derseniz, onu da yapıyor.
Bunun yanında müşterilerimize kendi copilot’larını yaratma imkanı sunuyoruz. Copilot ile bir seyahat chatbot’u yaratan Setur bunun çok başarılı bir örneği. Bugün Antalya’da tatil yapmak isteyen bir kişi, Setur’un seyahat chatbot’una aklına takılan tüm soruları sorarak hayalindeki tatil planını kendi kendine yapabiliyor”
Copilot üzerinden elde edilen tüm çıktıların fikri mülkiyetinin kullanıcıya ait olduğunu da sözlerine ekleyen Yantaç, herhangi bir telif sorunu yaşanması durumunda ise Microsoft’un devreye girerek sorumluluğu üzerine aldığını dile getirdi.
Etkinlikte Microsoft Teknoloji Merkezi Teknik Çözüm Mimarı Mustafa Aşıroğlu ile Microsoft Türkiye Üretkenlik Çözüm Satış Uzmanı Merve Deniz de “Uygulamalı Örneklerle Microsoft 365 Copilot” başlıklı bir demo sunumu gerçekleştirdi ve şunları söyledi:
“Kullanıcıların yüzde 90’dan fazlası Copilot sayesinde zamandan tasarruf ederek katma değeri yüksek işlere odaklanabildiğini belirtiyor”
Mustafa Aşıroğlu ise Copilot ile çalışma hayatının nasıl kolaylaştığına dikkat çeken örnekler paylaştı. Aşıroğlu, tüm bu servislerin Microsoft arama motoru Bing üzerinden ücretsiz bir şekilde bireysel kullanıma açık olduğunu söyledi ve şunları ekledi:
“Copilot, Outlook’ta sizin için önemli mailleri ön plana çıkarıyor, özetliyor, cevap yazmanız gerektiğinde ‘Şu excel dosyasına bak, olası satış tahminlerini de ekleyerek benim adıma bu maile bir cevap yaz’ şeklinde komut verebiliyorsunuz.
Öte yandan örneğin bu maili kendi ekibinize yollayacaksanız, daha samimi bir dilde yazmasını isteyerek çıktıları bireyselleştirebiliyorsunuz. Çevrimiçi bir toplantıya geç kaldıysanız, sizden önce kimin hangi konuda konuştuğunu öğrenebiliyorsunuz”
Copilot ile angarya işler ortadan kalkıyor; verimlilik artıyor
Global çapta Copilot’u deneyimleyen ilk 600 şirket arasında yer alan Arçelik ve Enerjisa Üretim’in konuk edildiği Müşteri Deneyimi Paneli’nde ise markaların Copilot entegrasyon süreçlerine ve deneyimlerine değinildi.
Enerjisa Üretim’in zaten Microsoft 365 programlarını aktif şekilde kullandığı için Copilot’tan yüksek verim aldığını belirten Enerjisa Üretim Dijital İş Teknolojileri Lideri Berkay Kurtaran şunları söyledi:
“Copilot ile Word ve PowerPoint gibi uygulamaların kullanım şekli çok değişti. Biz ciddi bir üretkenlik sağladık; iş yerinde herkes birbiriyle deneyimlerini paylaşmaya başladı ve 6 ayda olgunluk seviyesine ulaştık. Copilot üzerinde kendi verimizle çalıştığımız için halüsinasyon sorununu ekarte ettik, en büyük kazanımımız da bu oldu”
Kendi endüstrilerinde yapay zekayı en iyi kullanan şirket olmak gibi iddialı bir hedeflerinin olduğunu ifade eden Arçelik Bilişim Teknolojileri Direktörü Yekta Caymaz ise şunları söyledi:
“Copilot ile zaman kazanmaya başladık. Verimliliği artırarak katma değeri yüksek işlere odaklanmaya imkan veriyor. Dünya genelinde 40 bini aşkın çalışanı olan bir şirket olarak üretken yapay zekayı en iyi kullanan şirketlerden biri olmayı hedefliyoruz.
Üretken yapay zeka projelerimizden Arçelik’s Developers AI Platform ile developerlarımızın verimliliği %25 oranında arttı. Ürünlerini dünyanın dört bir yanına satan bir şirket olarak, ürün kullanım kılavuzlarımızı 50’den fazla dile çevirmek için yapay zekadan faydalanıyoruz. Arçelik’te çalışan tüm arkadaşlarımızı usta, Copilot’u ise çırak olarak konumluyoruz. Gelecekte ise çıraklar usta; ustalar ise ustaların ustası olsun istiyoruz; hayalimiz bu.”
Apple ve Google, AirTag’ler ve benzeri takip cihazlarından kaynaklanan gizlilik endişelerine karşı bir çözüm sunmak üzere ortak bir girişimde bulunuyor. Android Police aracılığıyla edinilen bilgilere göre, İnternet Mühendisliği Görev Gücü (IETF) tarafından “İstenmeyen Konum İzleyicileri Tespit Etme” amacıyla dosyalanan bir spesifikasyon, takip karşıtı teknolojinin yakında piyasaya sürülebileceğine işaret ediyor.
Bu gelişme, Mayıs ayında Apple ve Google’ın, “Bluetooth konum izleme cihazlarının kötüye kullanımıyla mücadele edecek bir endüstri spesifikasyonu” geliştirdiğini duyurduğu zamana dayanıyor. Bu spesifikasyonda, Samsung ve Tile gibi diğer büyük teknoloji şirketlerinin de yer aldığı belirtiliyor.
Güncelleme yayınlandığında, hangi marka telefon veya takip cihazı kullanıldığına bakılmaksızın, tanınmayan bir takip cihazının yakınınızda bulunması durumunda kullanıcıya zamanında uyarı gönderilmesi bekleniyor.
Güvenli bir Bluetooth takip cihazı geliştirmek, kullanıcıların cihazlarının yerini öğrenmelerine olanak tanırken aynı zamanda başkalarının konumunu izleme olasılığını ortadan kaldırmak anlamına gelir. Apple, AirTag’ler için düzenli olarak güncellemeler yaparak bu konuda adım atmış, Google ve Tile gibi şirketler de benzer önlemleri almıştır.
Ancak, bu tür güvenlik önlemleri hala tüm cihazlarda mükemmel bir şekilde çalışmamaktadır. Yeni teknoloji, Android ve iOS‘un gelecekteki sürümlerine entegre edilecek ve bu sayede kullanıcıların daha güvenli bir takip deneyimi yaşamasına olanak tanıyacaktır.
Bu gelişme, teknoloji dünyasında takip cihazlarının güvenliğini artırmaya yönelik atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Apple ve Google’ın ortak çabaları, kullanıcıların özel bilgilerini korurken aynı zamanda takip teknolojilerini daha güvenli hale getirmeyi amaçlamaktadır.