Beko oyun dünyasına adım attı!

Beko, iklim krizine ve çevresel sorunlara dikkat çekmek için hayata geçirdiği oyun projesi DOMINO: The Little One’ı tanıttı. Gezegenin geleceği için sürdürülebilir teknolojiler geliştiren marka, Domino karakteriyle, iklim krizi odağında ekosistemin sürekliliğini etkileyen sorunlara karşı atılabilecek bireysel adımlar konusunda farkındalığı artırmayı hedefliyor.

Çevresel sorunlara bütüncül yaklaşım

İklim kriziyle mücadeleye dikkat çeken DOMINO: The Little One oyununu ve Beko’nun hedeflerini Arçelik Türkiye Genel Müdürü Can Dinçer ile konuştuk.

Dört bölümden oluşan DOMINO: The Little One oyununun kahramanı Domino;plastik kirliliği, karbon emisyonları, hava kirliliği, su kirliliği, ekolojik dengesizlik, genetiği değiştirilmiş besinler ve orman yangınları gibi çevresel sorunlarla yüzleşiyor. Sürdürülebilirlik odaklı, 2.5D bir video oyunu olan DOMINO: The Little One, dramatik bir görsel dünya ve etkileyici efektler eşliğinde gezegeni tehdit eden felaketlere ve sorunlara dikkat çekiyor. DOMINO: The Little One 23 Kasım 2023 tarihinden itibaren, Steam, IOS ve Android cihazlardan indirilebilecek.

Arçelik Türkiye Genel Müdürü Can Dinçer, “DNA’sında sürdürülebilirlik ve sağlıklı yaşam fayda odağı bulunan Beko markamız, iklim kriziyle mücadele etmek için DOMINO: The Little One ile oyun dünyasına adım atıyor. Bugün, oyun sektörü dünya genelinde 3 milyardan fazla kullanıcıya ulaşırken ülkemiz dünyada en çok video oyunu oynayan 5’inci ülke konumunda bulunuyor. Gaming & Esports 2023 raporuna göre 18-24 yaş aralığında haftalık oyun süresi ortalama 10 saati buluyor. Olağan üstü hızla büyüyen bu sektörün dönüştürücü gücünden faydalanarak farkındalığı artırmayı ve tüm tüketicilerimizi iklim kriziyle mücadeleye dahil etmeyi hedefliyoruz. Özellikle gençlerimiz her gün oyun aracılığıyla iklim krizinin etkilerini bizzat deneyimleyerek bu farkındalığı güçlü bir şekilde kazanacaklar. Beko markamızın Cumhuriyetimizin 100. yılında hayata geçirdiği oyun projesi DOMINO: The Little One ile gezegenimiz için pozitif domino etkisi yaratmayı amaçlıyoruz” dedi.

2050 yılına kadar tüm küresel operasyonlarında net sıfır emisyon hedefleri bulunduğunu belirten Arçelik Türkiye Genel Müdürü Can Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlıklı bir yaşamın, sağlıklı bir gezegenle mümkün olacağına inanıyoruz. Bu sebeple de hem üretimde hem de ürünlerimizde sürdürülebilirliğe odaklanıyoruz. 2022 yılı itibariyle küresel operasyonlarımızın %65’ini yeşil elektrikten karşıladık. 2030 yılına kadar, üretim tesislerimizin bulunduğu tüm ülkelerde yeşil elektrik oranını %100’e çıkarmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir teknolojiler geliştirmek de iklim kriziyle mücadelede kritik önem taşıyor zira Türkiye’de konutlarda beyaz eşyalar, küçük ev aletleri ve iklimlendirmenin elektrik tüketimindeki payı ortalama %70’in üzerinde. Biz de enerji ve su verimli ürünler geliştirmenin yanında geri dönüştürülmüş malzemelerden ürettiğimiz teknolojilerle atık miktarını azaltıyor, çevrenin korunmasına katkı sağlıyoruz.”

Basın lansmanında konuşan Arçelik Global İletişim Kıdemli Direktörü Zeynep Özbil ise, “Oyun sektöründe de güçlü bir sürdürülebilirlik hareketine tanık oluyoruz. Oyunların, artık eğlence aracı olmanın ötesine geçerek önemli ölçüde kültürel ve ekonomik etkiye sahip birer iletişim aracı haline geldiğini görüyoruz. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) kurduğu Playing For The Planet Alliance platformunun 400.000 oyuncu ile gerçekleştirdiği araştırmaya göre, katılımcıların %70’i tüketim alışkanlıkları ve çevresel farkındalıkları konusunda değişmeye açık olduklarını belirtiyor. Katılımcıların %81’i oyun deneyimlerine katkıda bulunması halinde çevresel içerik için ödeme yapmaya hazır. %68’i ise oyunlarda daha fazla sürdürülebilirlik teması görmek istediklerini paylaşıyor. Bu araştırma sonuçları birey olarak yaptığımız seçimlerin, ne kadar küçük olursa olsun, dünya ve iklim üzerinde ne denli büyük bir etki yaratabileceğini gösteriyor” dedi.

Tamamen Türk oyun sektörünün ürünü

Beko markasının iklim kriziyle ilgili farkındalığı artırmak için oyunun hikâye anlatma gücünden yararlandığını ifade eden Özbil, şunları söyledi: “DOMINO: The Little One çocuklar için yapılmış ya da eğitim odaklı bir oyun değil. Günümüzün insan davranışlarını tarafsız bir gözle eleştiren, çevre problemlerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren ve kendimize sormaya korktuğumuz soruları soran bir deneyim projesi. Oyunda baş kahramanımız Domino’nun iklim felaketleriyle mücadelesine yardımcı oluyoruz. DOMINO: The Little One senaryosundan yazılımına, görsel efektlerinden, seslendirme ve müziklerine kadar tamamen Türk bir ekip tarafından tasarlandı. Bugün burada çıktığımız yeni yolculukta, bizlerin koyacağı her bir taşın domino etkisiyle gezegenimizin geleceği için fark yaratacağına inanıyoruz.”

Beko’nun sürdürülebilir teknolojileri

Beko, bugüne kadar inovatif teknolojileri ve fayda odaklı projeleriyle dünyada milyonlarca eve ulaştı. Hem gezegenin hem de bireylerin sağlığına katkı sağlamayı hedefleyen marka, geliştirdiği sürdürülebilir teknolojilerle tüketicilerin doğa dostu seçimler yapmasına ve böylece ekolojik ayak izlerinin azalmasına destek oluyor.

Beko’nun sürdürülebilir teknolojilerinden SaveWater ile kurutma makinesinde toplanan su, çamaşır makinesinin yıkama suyu olarak kullanımıyla su tasarrufu sağlıyor. Bulaşık makinelerinde ise kurutmaya hazırlık için ikinci durulama suyu ısıtılarak güvenli şekilde depolanıyor. Biriken durulama suyu takip eden çevrimin ana yıkama adımında kullanılarak su tasarrufunda süreklilik sağlanıyor.

Arçelik Türkiye’deki beyaz eşya üreticileri arasında kendi geri dönüşüm tesisini kuran ilk ve tek şirket. 2014-2022 yılları arasında, Eskişehir ve Bolu’daki Atık Elektrikli ve Elektronik Eşya (AEEE) tesislerinde 1,7 milyon adet ürün geri dönüştürüldü. İki tesiste geri dönüştürülen atık ürünlerle, yaklaşık 214.000 ton karbondioksit salımını azaltıldı.

Turkcell, üçüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı!

0

Turkcell yılın üçüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, genişleyen müşteri bazı, dijital servisler ve techfin faaliyetlerinin katkısıyla Turkcell’in yılın üçüncü çeyreğinde de istikrarlı ve güçlü büyümeye devam ettiğini söyledi.

Turkcell’in grup gelirleri yıllık bazda yüzde 77,3 büyüyerek 26 milyar TL, FAVÖK ise yüzde 88,9 oranında artarak 11,3 milyar TL oldu. Net kâr, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 128,7 artışla 5,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in gelişmiş teknolojik yeteneklerini ve inovasyon gücünü kullanarak büyümesine süreklilik kazandıracağını vurguladı.

Turkcell, üçüncü çeyrekte büyümeye devam ediyor!

Etkin büyüme performansı ve müşteri kazanımı odağıyla sektördeki konumunu güçlendiren Turkcell, 2023 yılının üçüncü çeyreğini de başarılı finansal ve operasyonel sonuçlarla noktaladı. Büyümesini 2023’ün üçüncü çeyreğinde sürdüren Turkcell Grubu; konsolide bazda toplam gelirlerini, geçen yılın üçüncü çeyreğine göre yüzde 77,3 artışla 26 milyar TL’ye çıkardı.

Şirketin FAVÖK’ü yüzde 88,9 artışla 11,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Turkcell’in 2023 yılı üçüncü çeyrek net kârı da yüzde 128,7 artarak 5,5 milyar TL’ye ulaştı. 2023 yılının üçüncü çeyreğinde de güçlü müşteri kazanımını sürdüren Turkcell, bu çeyrekte mobil tarafta 586 bin ve sabit tarafta 57 bin yeni müşteri kazandı, böylece yılın üçüncü çeyreğini toplam 674 bin abone kazanımı ile kapattı. Turkcell’in yılın ilk dokuz ayında toplam faturalı müşteri bazındaki artış ise 1,1 milyon oldu.

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Yılın üçüncü çeyreğinde enflasyonist ortamın devam etmesine karşın, yeni ekonomi politikaları, orta vadeli programın güven arz etmesi ve enflasyonla mücadelenin öncelik kazanması piyasada olumlu etkiler yarattı. Böylesine zorlu bir döneme rağmen, içinde bulunduğumuz süreçte bireysel ve kurumsal tüm müşterilerimizin ihtiyaçlarını odağımıza alarak geniş yelpazede dijital hizmetler sunmaya devam ettik.

Turkcell’in üçüncü çeyrekte sergilediği yüksek performans, şirketimizin güçlü iş modelini ve müşteri memnuniyeti odaklı teknolojik kapasitesini kanıtlar nitelikte. Gelecek dönemde Turkcell’in gelişmiş teknolojik yetenekleri ve inovasyon gücü sayesinde pazardaki konumumuzu güçlendirecek, toplum için daha parlak bir dijital gelecek ortaya koyacak ve tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte Turkcell’i ülkemizin teknoloji dönüşümünün liderliğine taşıyacağız. Turkcell olarak, ülkemizin dijital egemenliğindeki öncü konumumuzu daha da ileriye taşımaya kararlıyız”

Stratejik odak alanlarında güçlü performans

TV+, lifebox, fizy ve BiP gibi önemli markaları çatısı altında bulunduran Turkcell’in dijital OTT servislerinin tekil ücretli kullanıcı sayısı yıldan yıla yüzde 20 büyüyerek 5,8 milyona ulaştı. BTK verilerine göre ikinci çeyrekte pazar payını artıran tek platform olan TV+’ın IPTV aboneleri 1,4 milyona ulaştı.

Şirketlerin dijitalleşme ihtiyaçlarına yönelik olarak uçtan uca özelleştirilmiş projeleri ile veri merkezleri ve bulut servislerinin de katkısıyla Turkcell Dijital İş Servisleri’nin gelirleri bu çeyrekte yıllık bazda yüzde 76 artarak 1,8 milyar TL’yi aştı.

Türkiye’nin dijital finansal hizmetler platformu Paycell bu çeyrekte yıllık yüzde 112,3’lük bir artışla gelirlerini 518 milyon TL’ye taşıdı. Paycell’in bayrak gemisi “Sonra Öde”nin hacmi geçen yılın aynı dönemine göre 2,6 katına gelerek 2,5 milyar TL hacme ulaştı.

Paycell ayrıca 3. çeyrekte Türkiye’nin önde gelen e-ticaret platformlarında Financell iş birliğiyle “Paycell Alışveriş Limiti”nin lansmanını gerçekleştirdi. Öte yandan farklı alanlarda hizmet veren müşterilere erişimini artıran Financell’in kredi portföyü 5,7 milyar TL’ye yükseldi. Yeni ürün, projeler ve ortalama faiz oranlarının artışı ile Financell’in yıllık bazda gelirleri yüzde 103,7 büyüyerek 516 milyon TL’ye ulaştı.

Türkiye’de telekomünikasyon ve teknoloji sektöründe bilim temelli hedefleri, Science Based Targets Initiative (SBTi) tarafından onaylanan tek şirket olmanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in artan enerji ihtiyacını karşılarken hem sürdürülebilirlik stratejisiyle uyumlu hem de maliyet avantajı yaratan bir kaynak olarak kendi üretimi olan yenilenebilir enerjiye yöneldiğini, Turkcell’in tükettiği enerjinin tamamını kendi ürettiği yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamayı hedeflediğini ifade etti. Dr. Ali Taha Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Turkcell olarak ayrıca, Birleşmiş Milletler’in 78’inci Genel Kurulu kapsamında New York Borsası’nda gerçekleşen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Yatırım Forumunda (SDG Investment Forum) sürdürülebilirlik alanındaki stratejimizi anlattık.

İklim değişikliğine karşı daha dayanıklı olma çabalarımız ve iklim değişikliğine bağlı risk ve fırsatlarımızı ortaya koyan ilk TCFD (Task Force on Climate Related Financial Disclosures – İklimle Bağlantılı Finansal Beyan Görev Gücü) raporumuzu yayınladık. Turkcell olarak yüzde 100 yenilenebilir enerji sertifikalı kaynakları kullanmanın yanında bu alandaki yatırımlarımıza da hız katıyoruz.

Bu kapsamda 2021 yılında satın aldığımız 18 MW kurulu güce sahip rüzgar enerji santrali ile ilk adımımızı atmıştık. Yatırımlarımıza güneş enerji santralleri ile devam ediyor, üç yıl içerisinde 300 MW’lık kurulu güce ulaşmayı hedefliyoruz.

Bu yatırımların ilk fazında 54 MW kurulu güce önümüzdeki yılın ilk yarısında ulaşmayı planlıyoruz. 2026 itibarıyla Turkcell’in toplam enerji tüketiminin yüzde 65’ini kendi yeşil enerji kaynaklarımızdan karşılamayı hedefliyoruz.”

İlk dokuz ayda ortaya konulan güçlü operasyonel ve finansal performans sonucunda Turkcell 2023 yıl sonu hedeflerini yukarı yönlü revize etti. Bu doğrultuda 2023 yıl sonu için beklentiler, yaklaşık yüzde 73 gelir büyümesi ve yaklaşık 39 milyar TL seviyesinde FAVÖK ile yukarı yönlü güncelledi.

Operasyonel yatırımların gelirlere oranının ise yaklaşık yüzde 22 olarak gerçekleşmesi hedefi korundu. Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç sözlerini şöyle noktaladı:

“Doğru planlama ve belirlediğimiz stratejik odak alanlarımız sayesinde zorlu makroekonomik koşullara rağmen bu yıl da müşterilerimize kesintisiz ve yüksek kalitede hizmet sunarak ilk üç çeyreği başarıyla geçirdik.

Kârlı büyümeye devam ettik ve beklentilerimizi bir kez daha yukarı yönlü güncelledik. Başarımıza katkılarından dolayı tüm çalışanlarımıza ve bize olan güven ve desteklerinden dolayı Yönetim Kurulumuza teşekkür ederiz.

Başarı hikâyemizde daima bizimle birlikte olan müşterilerimize ve iş ortaklarımıza da şükranlarımızı sunarız. Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını kutladığımız bu önemli yıl dönümünde, önümüzdeki yüzyıla hep birlikte teknoloji ve inovasyon ile katkı yapacak olmanın heyecanını taşıyoruz.”

ABD’de veri simsarları askeri personel verilerini üç kuruşa satıyor!

ABD’de belirli bir askeri üste çalışan aktif görevdeki bir hizmet üyesi hakkında kişisel bilgileri satın almak son derece kolay. Üstelik sadece 0,12 dolar karşılığında. Duke Üniversitesi’nin yeni araştırması, veri simsarlarının aktif ordu mensupları, aileleri ve gaziler hakkında kişisel olarak tanımlanabilir bilgileri kişi başına sadece birkaç kuruşa sattıklarını ortaya koyuyor. Veriler bireyler hakkında son derece hassas bilgiler içeriyor. Ancak uzmanlara göre sorun bireysel veri gizliliği sorunundan çok daha öte çünkü araştırmacılar veri üzerindeki denetimsizliğin ulusal güvenlik tehdidi oluşturabileceği görüşünde.

Duke Üniversitesi Sanford Kamu Politikası Okulu’nda kıdemli araştırmacı ve raporun başyazarı Justin Sherman, “Hemen hemen her Amerikalı hakkında veri toplayan ve satan milyarlarca dolarlık bir endüstri söz konusu ve elbette buna ordu mensupları ve aileleri de dahil” diyor ve ekliyor: “Araştırmamızda kamuya açık olmayan çok hassas kimlik bilgilerine erişmek bizim için şok edici derecede kolaydı.”

Duke’daki araştırmacılar bir yıl boyunca ordu mensupları ve gaziler hakkında satılık bilgi ilanı veren veri simsarlarını tespit etti. Araştırmacılar verileri satın almak için 12 veri simsarına başvurdu ve on binlerce askeri hizmet üyesine ilişkin kapsamlı kayıtları kişi başına 0,12 ila 0,32 dolar karşılığında satın almayı başardı. (Çalışma, potansiyel yasal sorumluluktan kaçınmak için veri aracılarının isimlerini içermemektedir). Veriler arasında isimler, ev adresleri, e-postalar, siyasi eğilimler, cinsiyetler, yaşlar, dinler, gelirler, net değerler, kredi notları, meslekler, sağlık bilgileri, dini eğilimler, medeni durum ve evde çocuk olup olmadığı yer alıyor. Sherman, “ABD ordu mensuplarının çocukları hakkında da veri satın aldık” diyor ve ekliyor: “Veri simsarlığının ölçeğini ve ne kadar çok şeye dokunduğunu anlamak çok zor.”

Gri alan olan veri simsarlığı ulusal güvenlik riski taşıyor

Ulusal güvenlik sorularını test etmek için yazarlar, Singapurlu bir IP adresi ve bir .asia alan adı kullanarak yabancı alıcılar gibi davranarak veri simsarlarına yaklaştı. Çoğu durumda, veri simsarları herhangi bir endişe göstermedi ya da alıcının kimliğini veya amaçlarını incelemek için herhangi bir şey yapmadı. Örneğin, araştırmacılar .asia alan adını kullanarak Fort Bragg, Fort AP Hill ve Quantico için coğrafi sınırlandırılmış ve Washington, DC, Maryland ve Virginia için genel coğrafi sınırlandırılmış verileri satın aldılar.

Araştırmacılara göre bu durum, yabancı aktörlere ve istihbarat kurumlarına aktif görevdeki ABD ordu mensuplarını, gazileri ve ailelerini şantaj veya bilgi kampanyalarıyla hedef alma gibi avantajlar sağlayabilir. Çalışmanın ortak yazarlarından ve Duke Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi olan Hayley Barton, “Ana noktalardan biri, bizim bu verileri satın almamızın tamamen yasal olması ve veri simsarlarının bunları satmasının tamamen yasal olmasıydı” diyor ve ekliyor: “E-posta adresi olan herkes gidip aynı şeyi yapabilir.  Bu sistematik bir sorun ve çözüm de Kongre’nin bu konuda bir yasa çıkarması ve FTC gibi düzenleyici kurumlara gerçekten yaptırım uygulamaları için fon sağlaması.”

Ülkemizde veri güvenliği KVKK yasası ve KVKK kurumu tarafından sağlanıyor. Bununla birlikte, veri ihlalleri ve TC vatandaşlarına ait kişisel verilerin internette satılması zaman zaman karşılaşılan bir durum

RTC’ye yeni genel müdür!

0

RTC, Türkiye operasyonlarının liderliği için alanında uzman isim Ferhat Tokmak’ı Türkiye Genel Müdürü olarak atandığını duyurdu. Türkiye’de mevzuatsal uyumluluk, resmi entegratörlük ve e-dönüşüm alanında saygın bir üne sahip olan Tokmak, finans ve vergi teknolojileri alanlarında kazandığı geniş bilgi birikimini ve deneyimini RTC’nin bünyesine taşıyor.

RTC Türkiye Genel Müdürü Ferhat Tokmak
RTC Türkiye Genel Müdürü Ferhat Tokmak

Önde gelen vergi teknolojisi ve çözümleri sağlayıcısı RTC’nin Türkiye Genel Müdürü Ferhat Tokmak oldu.  Garanti BBVA, TUIK, SNI ve ESM gibi önde gelen şirketlerde edindiği zengin deneyim ve başarıları ile tanınan Tokmak, yeni görevinde RTC’nin Türkiye pazarındaki konumunu daha da güçlendirme ve şirketin büyümesini hızlandırma görevini üstlenecek.

Tokmak, Türkiye’de mevzuatsal uyumluluk, resmi entegratörlük ve e-dönüşüm alanlarında geniş bir tecrübe ve bilgi birikimine sahip. Başta e-fatura, e-irsaliye, gelen faturaların muhasebeleştirilmesi olmak üzere bulut/ hibrit vergi ve finans çözümleri sunan RTC’nin Türkiye Genel Müdürü olarak, bu alandaki derin bilgisiyle şirketin stratejik yönünü şekillendirirken, yenilikçi vergi teknolojileri ve çözümlerinde öncü bir rol üstlenmesini sağlayacak.

Ferhat Tokmak Kimdir?

Ferhat Tokmak, 1987 Sivas doğumlu olup, Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik ve İstanbul Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü mezunudur. 2011 yılında kariyerine Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Doğuş Grubu/Garanti BBVA’da başlayan Tokmak, 10 yılı aşkın süredir çok uluslu ve global ölçekli firmalarda dönüşüm uygulamalarına imza attı ve  proje süreçlerini yönetti. ESM’de finansal çözümler alanında yeni uygulamalar hayata geçiren Tokmak, şimdi de kariyerine RTC’de Türkiye Genel Müdürü olarak devam edecek.

RTC Hakkında

Desi̇gned for Clearance – sloganıyla yalınlığa ve kullanım kolaylığına vurgu yapan RTC Suite, e-fatura’dan yasal raporlamaya kadar, vergi otoriteleri tarafından talep edilen farklı belge ve rapor türleri̇ni̇n kısa sürede oluşturulmasına yardımcı olacak e-dönüşüm çözümlerini içeriyor.

Türkiye’nin ilk uzay aracı 2026’da Ay’a fırlatılacak

Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında yürütülen Ay Araştırma Programı, ülkenin uzay keşiflerinde önemli bir adım atmaya hazırlanıyor. Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve diğer kuruluşların katkılarıyla hazırlanan Milli Uzay Programı, 2026 yılında Ay’a yönelik bir uzay aracının fırlatılmasını hedefliyor.

TÜBİTAK’ın bilgilendirmesine göre, Ay Araştırma Programı, ülkenin Ay’da varlık gösteren sayılı ülkelerden biri olma amacı taşıyor. Programın ilk aşaması olan AYAP-1, Ay’ın yörüngesini keşfetmeyi ve Ay yüzeyiyle ilk teması sağlamayı hedefliyor. İkinci aşamada ise AYAP-2 Projesi ile bir gezici keşif aracı (rover) Ay yüzeyine yumuşak iniş yapacak.

AYAP-1 kapsamında geliştirilen uzay aracı, Ay yörüngesinden veri toplama ve Ay yüzeyiyle temas kurma görevlerini üstlenecek. Ayrıca, yerli kaynaklarla geliştirilen teknolojiler, ürünler, yazılımlar ve ekipmanlar, ülkenin uluslararası alandaki itibarını artırmak için kullanılacak.

Bu projenin başarısı, “Derin Uzay” araştırmalarına yeni kapılar açabilir. Uzay aracı, gençlerin uzay bilimi ve teknolojilerine olan ilgisini artırmaya yönelik bir fırsat sunuyor.

Uzay aracı tasarım aşamasında önemli bir ilerleme kaydedilmiş durumda. Sistem seviyesi tasarım tamamlandı ve ekipmanların yeterlilikleri gözden geçirildi. Uzay aracının üretilmesi ve testlerinin tamamlanmasıyla birlikte, 2026 yılında Ay yolculuğuna çıkması planlanıyor.

Projenin önemli bir yönü de yerli katkılara vurgu yapmasıdır. Görevin başarısı için yerli ekipmanlar ve teknolojiler tercih edilmiş ve yerli tasarım kullanılmıştır.

Türkiye’nin Ay Araştırma Programı, ülkenin uzay keşiflerindeki varlığını güçlendirmeyi ve uluslararası alandaki etkinliğini artırmayı amaçlıyor. Bu büyüleyici girişim, Türkiye’nin uzay keşiflerindeki rolünü artırarak gelecekteki projeler için de kapılar açabilir.

Getir, ABD’li rakibini satın alıyor!

0

Dünyada bir ilki Türkiye’den başlatarak market ürünlerini dakikalar içinde kullanıcılarla buluşturan Getir, yıllık cirosu 650 milyon dolar olan ABD merkezli online market şirketi FreshDirect’in tamamını satın almak üzere anlaşmaya vardı. Bu satın alma, Getir ve FreshDirect arasında önemli sinerji yaratılmasına imkân vererek, Getir’in ABD’deki büyüme stratejisini destekleyecek.

Getir, ABD’de online market şirketi FreshDirect’i satın alıyor

Hızlı market teslimatının öncüsü Getir, New York merkezli yıllık cirosu 650 milyon dolar olan online market şirketi FreshDirect’i, Amerika’nın en büyük gıda perakende gruplarından biri olan Ahold Delhaize USA’den satın alacağını duyurdu.  Anlaşmanın Kasım ayı içerisinde tamamlanması bekleniyor.

FreshDirect, 2021’den beri ABD’de faaliyet gösteren Getir’in teknolojisinden ve operasyonel tecrübesinden yararlanarak, kullanıcılarına daha hızlı ve kolaylık sağlayan bir hizmet sunacak. Getir ise FreshDirect’in özellikle taze ürün kalitesinden ve çeşitliliğinden faydalanarak hizmetini New York’taki kullanıcıları için daha da cazip hale getirecek.

Yirmi yılı aşkın süredir hizmet veren FreshDirect, bölgenin en iyi tarım ve gıda ürünleri üreticileri ile güçlü iş ilişkileri kurarak, faaliyet gösterdiği coğrafyada en önemli online market oyuncularından biri oldu. Satın alma işleminin tamamlanmasının ardından FreshDirect marka adını koruyarak, New York’un Bronx semtindeki tesisinde faaliyet göstermeye devam edecek.

En kaliteli ve taze gıdaları kullanıcılarına ulaştırarak kurulduğu 2002 yılından bu yana kendine New York yiyecek kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak saygın bir yer edinen FreshDirect, New York’un yanı sıra New Jersey ve Connecticut da dahil olmak üzere toplam 3 eyalette hizmet veriyor.

Airbnb Avrupa Merkezi’ne vergi şoku!

0

İtalya’da açılan bir soruşturmada ABD merkezli kısa süreli konut kiralama şirketi Airbnb Inc. firmasının vergi kaçakçılığına aracılık ettiğine karar verildi. Savcılar firmayı 2017 ile 2021 yılları arasında İtalyan ev sahiplerinin toplamda 3.7 milyar euroyu bulan kira gelirleri üzerinden alınması gereken yüzde 21 oranındaki vergiyi tahsil etmemekle ve İtalyan hükümetine bildirmemekle suçluyor. Milano Mahkemesi savcıları yaptıkları açıklamada, şirketin İrlanda’daki Avrupa merkezini hedef alan soruşturmanın, Airbnb’de yönetici olarak görev yapan üç kişiyi de kapsadığını duyurdu. Soruşturma hakimi Angela Minerva tarafından imzalanan ihtiyati tedbir kararı ile firmanın 779, milyon Euro değerindeki varlığına el konulması kararlaştırıldı.

Airbnb sözcüsü Christopher Nulty “İtalyan savcıların Pazartesi günü açıkladığı eylem karşısında şaşırdığını ve hayal kırıklığına uğradığını” söyledi. Nulty, Airbnb’nin Avrupa merkezinin “bu konuyu çözmek için Haziran 2023’ten beri İtalyan vergi dairesi ile aktif görüşmelerde bulunduğunu” ifade ediyor ve ekliyor: “Yasalara tam uyum içinde hareket ettiğimizden eminiz ve bu konuyla ilgili haklarımızı kullanma niyetindeyiz.”

Airbnb geçen yıl, şirketin ve diğer kısa dönemli kiralama sağlayıcılarının kira gelirlerinin yüzde 21’ini ev sahiplerinden keserek vergi makamlarına göndermesini zorunlu kılan İtalyan mevzuatına itiraz etmişti. Şirket, İtalya’nın vergilendirme düzenlemelerinin Avrupa Birliği’nin 27 ülkelik blokta hizmet sunma özgürlüğü ilkesini ihlal ettiğini savunmuştu. Ancak AB’nin en üst mahkemesi bu itirazı reddederek Airbnb’nin bu gerekliliklere uyması gerektiğine karar verdi. İtalya’nın otelciler birliği Federalberghi, davada davacı olduğunu belirterek kararı memnuniyetle karşıladı ve Airbnb’yi İtalya’daki vergi yükümlülüklerinden kaçmakla suçladı.

Airbnb 2023’ün ik 9 ayında 7,7 milyar gelir açıkladı

Söz konusu yaptırım kararı değişmezse bu firma için önemli bir kayıp anlamına gelebilir zira Airbnb kısa süre önce yaptığı finansal çeyrek açıklamasında 2023’ün ilk 9 aylık periyodundaki gelirlerinin 7,7 milyar dolar ve vergi öncesi karının (EBIDTA) 2,4 milyar dolar olduğunu duyurmuştu.

Benzer bir uygulama yakında Türkiye’de de yaşanabilir zira Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun kısa süre önce Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, konutların turizm amaçlı kiralanmasına ilişkin genel esaslara, izin belgesi düzenlenmesine, idari yaptırımlara ve turizm amaçlı kiralanan konutların tabi olacağı mevzuata ilişkin hükümleri kapsıyor. Kanun kapsamında izin belgesiz kiralamalarda kiralama yapılan her bir konut için 100.000 TL idari para cezası öngörülürken şirketlere 15 günlük bir izin belgesi alma süresi verilecek. Denetim sonucunda 15 gün içinde izin belgesi almayanlar için ceza 500.000 TL olarak uygulanacak.  

İngiltere, veri merkezlerinden gelen enerjiyle evleri ısıtacak!

Old Oak ve Park Royal Development Corporation (OPDC) tarafından geliştirilen proje, aynı zamanda 250.000 m 2 ticari alanı da aynı ısı ağına bağlayacak.

Ancak bu planların pek çok detayı yarım yamalak ve bunun mevcut veri merkezlerinden sağlanan ısıyı mı yoksa örneğin geliştirmenin bir parçasını oluşturabilecek yeni yapıları mı kapsayacağı açık değil.

DESNZ, “geleceğin düşük karbonlu konut alanı” olarak tanımlanan fikrin, bu veri merkezlerinden gelen atık enerjinin yeni evlere ısıtma ve sıcak su sağlamak için kullanılması olduğunu söyledi.

Bu plan için harcanan 36 milyon £, diğer dört yeşil enerji projesini destekleyecek olan 65 milyon £ değerindeki daha büyük bir fonun parçası. Bunun 21 milyon £’u Lancaster Üniversitesi’nin kampüsünü hava kaynaklı ısı pompaları ve termal depolama ile “tamamen karbondan arındırmak” için giderken, geri kalanı ısı pompaları kurmak için Londra, Suffolk ve Watford‘daki konut sitelerinde harcanacak.

Enerji Güvenliği Bakanı Claire Coutinho, yeni projeleri açıklayan bir açıklamada şunları söyledi: “Ülke çapındaki ailelerin artık evlerini düşük karbonlu, geri dönüştürülmüş ısıyla ısıtabilmeleri ve binlerce yeni vasıflı işler yaratabilmeleri için geleceğin teknolojilerine yatırım yapıyoruz.

Veri merkezlerinden gelen atık ısının evsel amaçlar için geri dönüştürülmesine yönelik diğer planlar geçtiğimiz birkaç yılda duyuruldu, ancak Birleşik Krallık hükümeti bunun Britanya için türünün ilk örneği olduğunu iddia ediyor.

Microsoft, geçen yıl Finlandiya’nın en büyük enerji şirketiyle, başkent Helsinki yakınlarında yerel ev ve işyerlerine ısı sağlayabilecek yeni bir veri merkezi inşa etmek için bir anlaşma yapmıştı.

veri merkezleri elektrik fiyatları

Hollandalı veri merkezi firması Bytesnet, geçtiğimiz yıl Hollanda’nın Groningen bölgesindeki tesisinden gelen ısıyı binlerce evi ısıtmak için geri dönüştürecek bir proje önerirken, başka bir şirket olan QTS de aynı bölgede benzer bir plan teklif etti.

Ancak bu yılın başlarında yayınlanan bir rapor, veri merkezi endüstrisindeki pek çok kişinin bu tür planların ekonomik açıdan sürdürülebilirliği konusunda şüpheci olduğunu ortaya çıkardı. Bunun bir nedeni, veri merkezi altyapısından gelen atık ısının genellikle belediye ısıtması gibi uygulamalar için yeterince yüksek bir sıcaklıkta olmaması; bu nedenle, kendisi de enerji tüketen ısıyı artırmak için bir ısı pompasına ihtiyaç duyuluyor.

Uptime Institute tarafından hazırlanan bir raporda ayrıca veri merkezi atık ısısını yeniden kullanma seçeneğinin “tipik olarak daha soğuk iklimlerle sınırlı” olduğu, yani Avrupa’nın Birleşik Krallık’ın çoğundan daha kuzeyde bulunan kısımları anlamına geldiği belirtildi.

Vitalik Buterin ve Ethereum’un doğuşu

Vitalik Buterin, 2011’den beri Bitcoin topluluğunda yer alan, Bitcoin dergisinin kurucu ortağı ve makalelerini yazan Rus-Kanadalı bir yazar ve programcı. Öncelikle blockchain platformu Ethereum’un arkasındaki kişi diyebiliriz. Buterin, 31 Ocak 1994’te Rusya’nın Moskova Oblastı’ndaki Kolomna’da doğdu. Altı yaşına kadar Rusya’da yaşadı ve ardından ailesi daha iyi iş fırsatları aramak için Kanada’ya göç etmeye karar verdi.

Vitalik Buterin ve devasa projesi

Kanada’daki bir ilkokulda üçüncü sınıftayken üstün yeteneklilere yönelik bir programa kaydoldu. Toronto’daki özel bir lise Abelard School’da dört yıl geçirdi. Okul, hem tutumu hem de sonuçları büyük ölçüde değiştirerek eğitim algısını değiştirdi. Abelard’da, öğrenmeye olan açlığını geliştirdi ve esasen bilgiyi hayattaki birincil hedefi haline getirdi.  Akademisyenlerinin yanı sıra 2007’den 2010’a kadar mutlu bir şekilde World of Warcraft oynadı. Blizzard, en sevdiği warlock’un Siphon Life becerisindeki hasar bileşenini çıkarmaya karar verince o gece hıçkırarak ağlayarak uyudu. Buterin, merkezi hizmetlerin ne kadar korkunç seviyede olduğunu fark etti ve World of Warcraft’tan ayrıldı.

Hayatında yeni bir yön ararken 2011 yılında Bitcoin’le karşılaştı. Başlangıçta şüpheciydi ve fiziksel bir desteği olmadığı sürece nasıl bir değere sahip olabileceğini göremiyordu. Ancak zaman geçtikçe daha fazlasını gördü.  Bazı tokenları bu yeni ve deneysel ekonomiye resmi şekilde katmak istedi. Ancak ne onları çıkaracak bilgi işlem gücüne ne de Bitcoin satın alacak paraya sahipti. Aynı zamanda kripto para biriminin tüm farklı ekonomik, teknolojik ve politik yönlerini de inceledi. Makaleleri, Romanya merkezli bir Bitcoin meraklısı olan Mihai Alisie’nin ilgisini çekti. Bu da 2011’in sonlarında Bitcoin Magazine’i kurmasına yol açtı.

Haftada 30 saatten fazla yazıyor, seyahat ediyor ve kripto üzerinde çalışıyordu. Bu nedenle üniversiteyi bırakmaya karar verdi. Dünyayı dolaştı, çeşitli kripto projelerine baktı. Sonunda bunların belirli kullanımlara fazla odaklandıklarını ve yeterince geniş olmadıklarını belirledi. Vitalik başarılı blockchain’in geniş ve çok yönlü uygulamasına inanıyor.

2013’ün sonlarında Buterin fikrini , birkaç arkadaşına gönderdiği ve daha da fazla paylaşan bir teknik incelemede açıkladı. Proje, Ocak 2014’te Buterin, Alisie, Anthony Di Iorio, Charles Hoskinson, Joe Lubin ve Gavin Wood’dan oluşan çekirdek ekiple kamuoyuna çıktı. Buterin ayrıca Miami’deki bir Bitcoin konferansında Ethereum’u sahnede sundu. Ekip, ETH satışından 31.000 BTC’den fazlasını, yani o dönemde yaklaşık 18 milyon dolar topladı.

CBDC nedir?

Merkez bankası dijital para birimleri (CBDC’ler), ülkelerin merkez bankası tarafından çıkarılan dijital para birimi biçimi. Değerlerinin merkez bankası tarafından sabitlenmesi ve ülkenin fiat para birimine eşdeğer olması dışında kripto para birimlerine benziyor.

Birçok ülke CBDC’ler geliştiriyor ve hatta bazıları bunları uygulamaya koydu. Pek çok ülke dijital para birimlerine geçişin yollarını araştırıyor. Bunların ne olduğunu ve toplum için ne anlama geldiğini anlamak önemli. Ülkelerin para otoritesi veya merkez bankası, finansal katılımı teşvik ediyor. Para ve maliye politikasının uygulanmasını basitleştiren bir CBDC yayınlıyor. Birçok ülke CBDC’lerin ekonomilerini, finansal ağlarını ve istikrarını nasıl etkileyebileceğini araştırıyor. Fiat para, altın veya gümüş gibi fiziksel bir emtiadan destek almayan, devlet tarafından ihraç edilen bir para birimi. Mal ve hizmet alışverişinde kullanılabilecek bir yasal ihale şekli olarak kabul ediliyor. Geleneksel olarak fiat para, banknot ve madeni para olarak geliyordu. Ancak teknoloji, hükümetlerin ve finansal kurumların, fiziksel fiat parayı, bakiyeleri ve işlemleri dijital olarak kaydeden kredi tabanlı bir modelle desteklemesine olanak tanıdı.

CBDC nedir ve ne amaçla kullanılıyor?

Fiziksel para birimi halen geniş çapta takas edilmekte ve kabul ediliyor. Ancak bazı ülkelerde kullanımında bir düşüş yaşandı. Bu eğilim pandemi sırasında arttı. Kripto para biriminin ve blockchain teknolojisinin tanıtımı ve gelişimi, nakitsiz toplumlara ve dijital para birimlerine daha fazla ilgi yarattı. ABD’de ve diğer birçok ülkede pek çok kişinin finansal hizmetlere erişimi yok. Yalnızca ABD’de, 2020’de yetişkinlerin yüzde 5’inin banka hesabı yoktu. Banka hesabı olan ABD’li yetişkinlerin ilave yüzde 13’ü bunun yerine havale, nakit avans kredileri ve çek bozdurma hizmetleri gibi maliyetli alternatif hizmetleri kullandı.

CBDC’lerin temel amacı, işletmelere ve tüketicilere gizlilik, aktarılabilirlik, kolaylık, erişilebilirlik ve finansal güvenlik sağlıyor . CBDC’ler ayrıca karmaşık bir finansal sistemin gerektirdiği bakım maliyetini de azaltabiliyor. Sınır ötesi işlem maliyetlerini azalabiliyor. Halihazırda alternatif para transferi yöntemlerini kullananlara daha düşük maliyetli seçenekler sunabiliyor.

CBDC’ler aynı zamanda dijital para birimlerinin veya kripto para birimlerinin mevcut haliyle kullanılmasıyla ilişkili riskleri de azaltacak. Kripto para birimleri oldukça değişken. Bu nedenle değerleri sürekli dalgalanıyor. Bu değişkenlik birçok hanede ciddi finansal strese neden olabiliyor. Ayrıca ekonominin genel istikrarını etkileyebiliyor. Bir hükümet tarafından desteklenen ve bir merkez bankası tarafından kontrol edilen CBDC’ler hanelere, tüketicilere ve işletmelere dijital para alışverişi için güvenli bir araç sağlayacak.

Bitcoin kaç yılında çıktı?

Bitcoin, herhangi bir kişinin, grubun veya kuruluşun kontrolü dışında para ve ödeme şekli olarak hareket ediyor. Böylece finansal işlemlerde üçüncü tarafların katılımı ihtiyacını ortadan kaldıran bir kripto para birimi, sanal bir para birimi diyebiliriz. İşlemleri doğrulamak için blockchain madencilerine veriliyor ve çeşitli borsalardan satın alınabiliyor.

Bitcoin, 2009 yılında Satoshi Nakamoto adını kullanan anonim bir geliştirici veya geliştirici grubu tarafından halka tanıtıldı. O zamandan beri dünyanın en bilinen kripto para birimi oldu. Popülaritesi diğer birçok kripto para biriminin geliştirilmesine ilham kaynağı oldu. Bu rakipler ya onu bir ödeme sistemi olarak değiştirmeye çalışıyor. Bununla birlikte diğer blok zincirlerinde ve yeni ortaya çıkan finansal teknolojilerde fayda veya güvenlik belirteçleri olarak kullanılıyor.

Bitcoin kaç yılında çıktı ve tarihi ilerleyişi nasıl oldu?

2009 yılında piyasaya sürülen Bitcoin, piyasa değeri açısından dünyanın en büyük kripto para birimi. Fiat para birimleri aksine, blockchain defter sistemiyle oluşuyor, dağıtılıyor, ticareti yapılıyor ve saklanıyor. Bitcoin ve defteri, aynı zamanda sistemi güvence altına alan ve işlemleri doğrulayan iş kanıtı (PoW) mutabakatı ile güvence altına alınıyor. Bitcoin çeşitli kripto para borsaları aracılığıyla satın alınabiliyor. Bitcoin’in değer saklama aracı olarak geçmişi çalkantılı oldu. Nispeten kısa ömrü boyunca birçok yükseliş ve düşüş döngüsünden geçti. Ağustos 2008’de Bitcoin.org alan adı tescil aldı. En azından bugün bu alan adı WhoisGuard korumalı. Yani onu kaydeden kişinin kimliği kamuya açık değil. 3 Ocak 2009’da ilk Bitcoin bloğu çıktı.

Bitcoin, bir dijital para birimi biçimi anlamında karmaşık değil. Örneğin, bir bitcoin’iniz varsa, bitcoinin daha küçük kısımlarını mal veya hizmet ödemesi olarak göndermek için kripto para birimi cüzdanınızı kullanabilirsiniz. Ancak nasıl çalıştığını anlamaya çalıştığınızda çok karmaşık hale geliyor. Kripto para birimleri bir blok zincirinin ve ona güç sağlamak için gereken ağın bir parçası. Blockchain, verileri depolayan, paylaşan bir veritabanı olan dağıtık bir defter. Blok zincir içindeki veriler şifreleme yöntemleriyle korunabiliyor. Blockchain üzerinde bir işlem gerçekleştiğinde, bloktaki bilgiler yeni verilerle birlikte yeni bir bloğa kopyalanıyor.

Golden Cross nedir?

Golden Cross kısa vadeli hareketli ortalamanın uzun vadeli hareketli ortalamanın üzerinde kesiştiği bir grafik deseni. Golden Cross, menkul kıymetin kısa vadeli hareketli uzun vadeli hareketli ortalaması anlaşılıyor. Direncinin üzerine geçmesini içeren geçişten oluşan yükseliş yönlü bir kırılma formasyonu diyebiliriz

Uzun vadeli göstergeler daha fazla ağırlık taşıyor. Bu nedenle, altın haç uzun vadeli bir boğa piyasasının ortaya çıkma ihtimaline işaret ediyor. Yüksek işlem hacimleri genellikle göstergeyi güçlendiriyor. Yani Golden Cross büyük bir yükseliş potansiyelini gösteren teknik bir grafik formasyonu. Altın haç, bir hisse senedinin kısa vadeli hareketli ortalaması, uzun vadeli hareketli ortalamasının üzerine çıktığında grafikte görünüyor. Altın haç, düşüş yönlü fiyat hareketini gösteren ölüm haçı ile karşılaştırılabiliyor.

Golden Cross nedir ve nasıl anlaşılır?

En temel ifadeyle Golden Cross bir momentum göstergesi diyebiliriz. Bu da fiyatların sürekli olarak arttığı ve ivme kazandığı anlamına geliyor. Traderlar ve yatırımcılar görünümlerini düşüşten ziyade yükselişe çevirdi. Göstergenin genel olarak üç aşaması var.

İlk aşama, alıcıların satıcıları geride bırakmasıyla düşüş eğiliminin eninde sonunda dibe vurmasını gerektiryor. İkinci aşamada, daha kısa olan hareketli ortalama, daha büyük olan hareketli ortalamanın üzerinden geçerek bir kırılmayı tetikliyor. Düşüş eğiliminin tersine döndüğünü teyit ediyor. Son aşama, devam eden bir yukarı yönlü trend diyebiliriz. Hareketli ortalamalar, geri çekilmelerde aşağı doğru geçene kadar destek seviyeleri görevi görüyor.

Golden cross’ta en sık kullanılan hareketli ortalamalar 50 günlük ve 200 günlük hareketli ortalamalar diyebiliriz. Genellikle daha uzun dönemler daha güçlü ve kalıcı kırılmalar oluşturma eğiliminde. Örneğin, S&P 500 gibi bir endekste 50 günlük hareketli ortalamanın 200 günlük hareketli ortalamadan yukarıya doğru geçişi en popüler yükseliş piyasası sinyallerinden biri. Gün içi trader’lar genellikle gün içi Golden Cross kırılmalarını işlemek için 5 günlük ve 15 günlük hareketli ortalamalar gibi daha küçük dönemleri kullanıyor. Bazı yatırımcılar, alım satım tercihlerine ve kendileri için neyin işe yarayacağına inandıklarına bağlı olarak haftalar veya aylar gibi farklı periyodik artışlar kullanabiliyor. Ancak farklı dönemler seçerken, grafik zaman çerçevesi ne kadar büyükse, Golden cross kırılmasının da o kadar güçlü ve kalıcı olma eğiliminde olduğunu anlamak önemli.

YouTube, rastgele videolar açan yeni bir tuş test ediyor

YouTube, video içeriklerini keşfetmeyi daha heyecan verici hale getirmek amacıyla yeni bir özelliği test etmeye başladı. Bu özellik, kullanıcıların YouTube Android uygulamasında “Bir şeyler oynat” düğmesine dokunduklarında rastgele “Shorts” videolarını ekranlarında görmelerini sağlıyor. Shorts videoları, kullanıcıların daha önce izlediği videolar, abonelikleri ve beğenileri gibi kişisel verileri kullanarak, ilgi çekebilecek içerikleri sunma amacı taşıyor.

Bu yeni özellik, şu an için sınırlı bir kullanıcı grubu tarafından deneyimlenebiliyor ve YouTube ekibi tarafından resmi bir duyuru yapılmadığı için ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. Ancak, bu adımın YouTube kullanıcılarının içerik keşfetme deneyimini daha ilginç hale getirmeyi amaçladığı açık.

YouTube, platformunu sürekli olarak geliştirmek için çeşitli yeni özellikler eklemeye devam ediyor. Kullanıcıların platformu günlük olarak ziyaret etme alışkanlığı göz önüne alındığında, bu tür yenilikler kullanıcıların daha fazla ilgi çekici içerik bulmalarına yardımcı olabilir. Resmi duyuruları beklememiz gerekecek, ancak bu yeni özellik, YouTube deneyimini daha özgün ve eğlenceli hale getirmeyi hedefliyor gibi görünüyor. Kullanıcıların rastgele içeriklerle tanışması ve yeni videolar keşfetmesi için heyecan verici bir fırsat sunuyor.

En büyük pilot sendikası da fidye yazılım saldırısına uğradı!

0

Fidye yazılım saldırıları tüm dünyada hız kesmeden devam ediyor. Son 1 hafta içerisinde önce ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Stanford Üniversitesi, daha sonra ise havacılık devi Boeing ve 32 ülkede faaliyet gösteren sağlık hizmetleri devi Henry Schein fidye yazılım kurbanı olmuştu. Şimdi ise American Airlines’ın 15,000 pilotunu temsil eden bir işçi sendikası olan Allied Pilots Association (APA), sistemlerini vuran bir fidye yazılımı saldırısını açıkladı. 1963 yılında kurulan sendika şu anda dünyanın en büyük bağımsız pilot sendikası konumunda.

APA’dan yapılan açıklamada fidye yazılım saldırısının 30 Ekim tarihinde gerçekleştiği belirtiliyor. Yapılan açıklamada şu ibareler yer almakta: “Olayın fark edilmesinin ardından ağımızı güvence altına almak için derhal adımlar attık. BT ekibimiz, dışarıdan uzmanların da desteğiyle, sistemlerimizi eski haline getirmek için durmaksızın çalışmaya devam ediyor. Restorasyon çalışmalarımızın ilerlediğini ve yakında bazı çevrimiçi hizmetlerimizi geri getirmeye başlayabileceğimizi bildirmekten memnuniyet duyuyoruz. Başlangıçta, restorasyon çalışması ile geri gelecek sayfalarımız Web 2.0 ürünümüzün çoğunu içerecektir. İlk restorasyon tamamlandıktan sonra, önümüzdeki saatler ve günler boyunca pilot uygulamalara yönelik ürün ve araçlara öncelik vererek ek hizmetleri geri yüklemeye devam edeceğiz. Soruşturma devam ederken, olayın fidye yazılımından kaynaklandığını ve belirli sistemlerin şifrelendiğini tespit ettiğimizi paylaşabiliriz.”

Yapılan açıklamadan da görebileceğiniz üzere sendika, olayın tüm boyutlarını ve tehlikeye atılan sistemlerde depolanan veriler üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere üçüncü taraf siber güvenlik uzmanları tarafından yürütülen bir soruşturma başlattığını duyurmakla birlikte, saldırıda pilotların kişisel bilgilerinin tehlikeye girip girmediğini ya da etkilenen kişi sayısını henüz paylaşmadı.

American Airlines pilotları, birçok havayolunun pilot başvurularını ve işe alım portallarını yöneten üçüncü taraf bir sağlayıcı olan Pilot Credentials’ın Nisan ayında hacklenmesinin ardından Haziran ayında kişisel bilgilerini etkileyen bir veri ihlali hakkında da bilgi notu almışlardı. American Airlines, etkilenen kişilere gönderdiği ihlal bildirimlerinde, saldırganların 5745 pilot ve başvuru sahibine ait hassas bilgilere erişim sağladığını belirtmişti. Nisan ayındaki üçüncü taraf ihlalinde ifşa edilen bilgiler arasında isimler ve Sosyal Güvenlik numaraları, ehliyet numaraları, pasaport numaraları, doğum tarihleri, Havacı Sertifikası numaraları ve devlet tarafından verilen diğer kimlik numaraları bulunmaktaydı.

ABD donanması, kamikaze drone’ları test ediyor!

0

ABD Donanması’nın Task Force 59 birimi, Orta Doğu denizlerinde kamikaze drone botları test ediyor. Bu birim, insansız deniz araçları (İDA) formundaki araçların potansiyelini araştırıyor ve gelişmiş insansız sistemler ile yapay zekâ (AI) teknolojilerini deniz operasyonlarına entegre etme amacı taşıyor. Task Force 59, büyük ölçekli operasyonları desteklemek için insansız deniz araçları (İDA), insansız hava araçları (İHA), insansız sualtı araçları ve uzaktan kumandalı araçları birleştirme konusunda uzmanlaşmış bir birim olarak görev yapıyor.

Bu testler kapsamında, AeroVironment tarafından geliştirilen Switchblade 300 mühimmatlarıyla donatılmış T-38 Devil Ray İnsansız Deniz Aracı başarıyla test edildi. Testler, “Digital Talon” tatbikatının bir parçası olarak Basra Körfezi’nde gerçekleştirildi. Switchblade ile silahlandırılmış T-38, karadaki bir tesisten kontrol edilirken hedefi başarıyla imha etti.

Switchblade 300, bir kamikaze drone olarak tasarlanmış minyatür bir gezici mühimmat uçağıdır. Hedefine 4 kg’lık bir savaş başlığı ile çarpabilen bu drone, 10 kilometre civarında menzile sahiptir ve canlı görüntü aktarımı yapabilen bir kameraya da sahipt.

T-38 Devil Ray ise insansız Maritime Tactical Systems (MARTAC) tarafından geliştirilen bir araçtır. Saatte maksimum 80 knot hıza ulaşabilen bu araç, ayrıca 2.050 kg’a kadar faydalı yük taşıma kapasitesine sahiptir ve menzili 2.222 km’dir. Bu insansız sürat tekneleri, Switchblade 300’lerle donatılarak gemileri ve kritik altyapıyı patlayıcı yüklü teknelerden koruma yeteneğine sahiptir. Hızlı yanıt verme ve hassas angajman yetenekleri, bu tür platformları deniz kuvvetleri için son derece değerli kılıyor.

ABD Donanması’nın Task Force 59 birimi, otonom sistemleri test ederek ileri teknolojiyi deniz operasyonlarına entegre etmeye devam ediyor. Bu gelişmeler, deniz güvenliği ve savunma kapasitelerinin artırılmasına katkı sağlayabilir.

Çin, bellek teknolojileri girişimine 5,4 milyar dolar yatırım yaptı!

0

Çin, yonga teknolojileri ve bellek tasarımı konusundaki liderlik hedeflerini gerçekleştirmek için büyük yatırımlar yapmaya devam ediyor. Bu hafta gelen haberlere göre, 2021 yılında kurulan ve bellek tasarımına odaklanan Changxin Xinqiao Memory Technologies isimli girişim, dikkat çekici bir yatırım turu sonucunda 5.4 milyar dolarlık önemli bir finansman sağladı. Bu rakam, genç bir girişim için oldukça büyük bir yatırım olup, Çin’in gelişmiş bellek ürünlerini geliştirme hedeflerine büyük bir ivme kazandıracak gibi görünüyor.

Çin hükümeti, yonga teknolojileri ve entegre devre sektörünü desteklemek amacıyla kaynaklarını büyük ölçüde tahsis etmeye devam ediyor. Özellikle Çin Entegre Devre Yatırım Fonu, 45 milyar dolarlık büyük bir kaynakla bu alandaki kritik girişimlere maddi destek sağlıyor. Ayrıca, kara listeye alınmış girişimlerden biri olan Yangtzee Memory gibi önde gelen oyunculara da destek sunmuştu.

Bu yatırımlar, Çin’in yonga teknolojileri alanında uluslararası düzeyde rekabetçi olabilmesi için hayati öneme sahiptir. Çin, yonga tasarımı ve üretimi konusundaki yeteneklerini güçlendirmeye kararlı bir şekilde ilerliyor ve uluslararası arenada yonga teknolojilerinde lider bir konum elde etmeyi hedefliyor.

Çin’in bu yatırımları ve stratejik yaklaşımı, yonga teknolojileri alanında ABD ve diğer ülkelerle rekabet edebilme amacını yansıtıyor. Bu girişimler, teknoloji dünyasındaki dengeleri değiştirmeye yönelik önemli bir adımı temsil ediyor. Çin, yonga teknolojileri ve bellek tasarımında öncü bir konum elde ederek küresel teknoloji sahnesinde daha fazla etki yaratma yolunda ilerliyor.

Tablet satışları düşüyor ama Apple liderliğini koruyor!

Küresel tablet pazarı, son çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre %14.2 oranında düşüş yaşadı. Ancak bu düşüşe rağmen Apple, tablet pazarında liderliğini korumaya devam ediyor. International Data Corporation (IDC) tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yıla göre %14.2 düşüşle toplamda 33.2 milyon tablet satıldı. Ancak bir önceki çeyrekte satışlar %29.9 artarak toparlanma yaşandı.

Apple, satışlarında liderliğini sürdürerek 12.5 milyon adetlik satış ve %37.5 pazar payı elde etti. İkinci sırada 6 milyon satış ve %18 pazar payı ile Samsung yer alıyor. Lenovo ve Huawei ise sırasıyla %7.9 ve %6.8 pazar paylarıyla üçüncü ve dördüncü sıralarda bulunuyorlar.

Raporda, şirketlerin tabletlerin PC’ler ve akıllı telefonlarla daha iyi entegre çalıştığını ve bu nedenle gelecekte daha entegre yazılım ve hizmetler sunabileceği belirtiliyor. Kısa vadede tablet pazarında büyüme beklentisi düşük olsa da, eğitim ve diğer sektörlerin tablet pazarını uzun vadede canlı tutacağı ifade ediliyor.

Ayrıca, Chromebook segmentinde de benzer bir eğilim gözleniyor. Bu çeyrekte %20.8 oranında küçülme yaşanmasına rağmen, eğitim sektörünün gelecekte pazarı canlandırması bekleniyor. Acer, %28 pazar payı ile bu segmentte lider konumda bulunuyor. İkinci ve üçüncü sıraları %19 pazar payıyla HP ve Dell paylaşıyor, Lenovo ise %18 ile dördüncü sırada yer alıyor.

Özetle, tablet ve Chromebook pazarları çeyreklik dalgalanmalar yaşasa da, uzun vadede özellikle eğitim sektörü gibi belirli alanlarda büyüme potansiyeli bulunuyor.

Apple, pil ömrünü uzatmak için yeni bir tasarım üzerinde çalışıyor

0

Teknoloji devi Apple, cihazlarının pil ömrünü artırmak için büyük bir adım atmaya hazırlanıyor gibi görünüyor. Apple, özel bir pil tasarımı geliştirmek amacıyla çalışmalarını hızlandırıyor. Bu, Apple’ın ürünlerinin her zaman en güçlü yönü olmayan pil ömrünü önemli ölçüde iyileştirmeyi amaçlayan bir girişim olarak öne çıkıyor.

Apple’ın bu yöndeki kararlılığı, 2019 yılında Samsung SDI’dan bir yöneticiyi işe alarak başlamıştı. Şimdi ise yeni sektör raporlarına göre, Apple, bataryalarında alternatif katot malzemeleri kullanarak pil modülünün genel performansını artırmayı hedefliyor. Bu, gelecekteki ürünlerin daha uzun pil ömrüne sahip olmasını sağlayabilir.

Apple pil

Özellikle, Apple’ın grafit yerine daha fazla silikon içeriği kullanmayı aktif olarak araştırdığı belirtiliyor. Bu yaklaşımın, bataryanın kapasitesini artırarak şarj sürelerini kısaltabileceği düşünülüyor. Ancak silikon, şarj işlemi sırasında genleşme eğiliminde olan bir malzeme olduğundan, batarya şişkinliği gibi sorunlara yol açabilir. Ancak Apple, bu potansiyel sorunu aşmak için çalışıyor gibi görünüyor.

Ancak bu gelişmelerin uzun vadeli bir hedef olduğunu belirtmek önemlidir. Sektör raporlarına göre, yeni Apple bataryalarının 2025 yılından sonra tüketici ürünlerinde kullanılacağı tahmin ediliyor.

Ayrıca, Apple’ın çevresel duyarlılık konusundaki taahhütleri de göz önüne alındığında, 2025’e kadar tüm ‘Apple tasarımı’ pillerde %100 geri dönüştürülmüş kobalt kullanmayı planladığı biliniyor. Bu, sadece pil ömrünü artırmakla kalmayıp aynı zamanda çevre dostu bir yaklaşım benimseyerek sürdürülebilirliği teşvik etmeyi hedefliyor.

Tüm bu gelişmeler, Apple’ın teknoloji dünyasında liderliğini sürdürme ve kullanıcılarına daha uzun süreli pil ömrü sunma konusundaki kararlılığını ve yenilikçiliğini vurguluyor. Apple kullanıcıları, gelecekteki cihazlarında daha dayanıklı ve uzun ömürlü bataryalar bekleyebilirler.

Microsoft, Xbox oyunlarına yapay zeka ekliyor

Microsoft, Xbox oyun geliştirme araçları için Inworld AI ile bir ortaklık kurduğunu duyurdu. Bu ortaklık, geliştiricilere yapay zeka destekli karakterler, hikayeler ve görevler oluşturmak için kullanabilecekleri yeni araçlar sunmayı amaçlıyor. Xbox geliştiricileri, ayrıntılı senaryolar, diyalog ağaçları, görev satırları ve daha fazlasını oluşturmak için bir “AI tasarım yardımcısı” sisteminden yararlanacaklar.

Xbox’ta oyun yapay zekası genel müdürü Haiyan Zhang, “Xbox’ta, içerik oluşturucuların daha etkileyici oyunlar yapabilmeleri için daha iyi araçlara sahip olmalarının önemli olduğuna inanıyoruz” diyor. Bu ortaklık sayesinde Microsoft, Inworld AI’nın karakter geliştirme için üretken yapay zeka modellerini kullanacak. Çok platformlu yapay zeka araç seti, senaryolar ve diyaloglar için yapay zeka tasarım yardımcı pilotunu içerecek. Ayrıca oyunlara entegre edilebilen, dinamik hikayeler, görevler ve diyaloglar oluşturmak için kullanılabilecek bir yapay zeka karakter motoru da sunulacak.

Inworld AI, oyunculardan gelen sorulara yanıt veren yapay zeka destekli NPC’ler üzerinde çalışıyor. Bu NPC’ler benzersiz seslerle yanıt verebilir ve oyun içinde karmaşık diyalog ağaçları veya kişiselleştirilmiş dinamik hikayeler oluşturabilirler. Bu, özellikle RPG oyunları için büyük bir inovasyon olabilir.

Microsoft, bu yeni araçları oyun geliştiricileri için isteğe bağlı bir kaynak olarak sunuyor. Ancak, yapay zeka kullanımı oyun tasarımı ve seslendirme gibi yaratıcı alanlarda hala tartışmalı bir konudur. Microsoft, geliştiricilerin yeni deneyler yapmalarını ve oyunlarının sınırlarını zorlamalarını kolaylaştırmayı hedefliyor, aynı şekilde Microsoft 365 ve Windows için Copilot sistemi gibi bir yardım eli olarak sunuyor.

Bu gelişmeler, oyun endüstrisinde yapay zekanın daha fazla kullanımını teşvik edebilir ve oyun deneyimlerini daha zengin ve etkileyici hale getirebilir.