Masaüstü bilgisayar dünyasının önde gelen isimlerinden Intel, yeni işlemci serisi 14. Nesil Raptor Lake Refresh’i tanıtmaya hazırlanıyor. Bu yeni işlemciler, performans artışı ve gelişmiş özellikler sunarak kullanıcıları heyecanlandırıyor. İşte bu yeni işlemci serisine dair bilmeniz gerekenler:
Raptor Lake Refresh işlemciler, önceki nesillere kıyasla daha yüksek çekirdek sayılarına ve saat hızlarına sahip olacak. Bu, işlemcinin çoklu görevlerde daha etkili olmasını ve oyun performansının üst seviyelere çıkmasını sağlayacak. Daha fazla çekirdek, işlemciyi çoklu işlem yaparken daha verimli hale getirecek ve daha hızlı yanıt süreleri olacak.
Raptor Lake Refresh işlemciler, DDR5 bellek teknolojisini destekleyecek. Bu, kullanıcılara daha hızlı veri erişimi ve işlem hızı sağlayacak. Potansiyel olarak 6400 MT/sn hızlarında çalışabilen DDR5 bellekler, bilgisayarların daha hızlı çalışmasını ve uygulamaların daha hızlı başlatılmasını mümkün kılacak.
Birçok kullanıcı için iyi bir haber, Raptor Lake Refresh işlemcilerin mevcut LGA 1700/1800 anakartlarla uyumlu olacak olmasıdır. Bu, kullanıcıların işlemci yükseltmesi yaparken mevcut sistemlerini korumalarını ve yeni işlemciye geçiş yapmalarını kolaylaştıracak. Anakart değişikliği yapmadan daha yeni ve güçlü bir işlemciye sahip olma avantajını sunacak.
Şu an için tam işlemci model listesi resmileşmemiş olsa da, sızan bilgilere göre Intel, Raptor Lake Refresh serisinde 27’den fazla model sunmayı planlıyor. Bu, farklı kullanıcı ihtiyaçlarına uygun bir işlemci seçeneği sunacak demek. Kullanıcılar, bütçelerine ve performans gereksinimlerine göre en uygun işlemciyi seçebilecekler.
Intel’in 14. Nesil Raptor Lake Refresh işlemcilerini resmi olarak tanıtmasını bekliyoruz. Ekim ayındaki etkinlik, bu yeni işlemcilerin neler sunabileceğini daha ayrıntılı bir şekilde görmemize imkan sağlayacak. Bu işlemciler, masaüstü bilgisayarların gücünü bir üst seviyeye taşıyacak gibi görünüyor ve teknoloji meraklıları için heyecan verici bir dönemin başlangıcını işaret ediyor.
Bu dönüşüme geçişi hızlandıran ve girişimcilik ekosisteminin yenilikçi projelerinin gelişmesinde kritik rol oynayan dijital platformlar, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını ile etkin ve yaygın bir uygulama alanı elde etti. Dijital platformlar düşük maliyetli olması, üretkenliği artırması, zaman ve mekân kısıtı olmadan geniş kitlelere ulaşmayı kolaylaştırması ve süreçleri basitleştirmesi ile iş yapma yöntemlerini evrimleştirdi.
Dijital platformlar üzerinden yenilikçi girişimlere finansman sağlanması son dönemde popüler hale geldi. Kitle fonlaması adı verilen bu yöntem, girişim projelerinin hayata geçmesi için ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak amacıyla, internet ortamındaki platformlar aracılığıyla çok sayıda kişiden az miktarlarda bile para toplamasıdır. Kitle fonlamasının modellerinden biri olan paya dayalı kitle fonlama ise geleneksel finansman yöntemlerinden olan banka, melek yatırımcılık veya risk sermayesinden finansman elde etmede sorun yaşayan startupların, ihtiyaç duyduğu fonu pay karşılığında kitlelerden 1 TL gibi küçük yatırım tutarlarında dahi toplamasına imkân tanır.
Paya dayalı kitle fonlaması ve girişimcilik
Paya dayalı kitle fonlaması Amerika’da 2012 yılında ‘JOBS (Jumpstart Our Business Startups) Act’ isimli yasa ile düzenlenmiş ve dünyada kabul görmeye başlanmıştır. Ayrıca İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, Avusturalya ve çok sayıda OECD ülkelerinde yasal düzenlemeye kavuşmuştur. Ülkemizde ise 3 Ekim 2019 yılında Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yayımlanan “Paya Dayalı Kitle Fonlama Tebliği” ile yasal düzenlemesi yapıldı. Güncel yasal düzenleme ise 27 Ekim 2021 yılında “Kitle Fonlaması Tebliği” adıyla yürürlüğe girdi. Buna göre SPK tarafından listeye alınan (yetki verilen) platformlar aracılığıyla kitle fonlama faaliyetleri gerçekleştirilebiliyor. Kitle fonlama platformları, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) sistem entegrasyonu ile girişimci ve yatırımcıların e-devlet entegrasyonu ile kaydının ve takibinin sağlanmasında ve Takasbank gibi bir emanet yetkilisi entegrasyonu ile toplanan fonların proje başarılı olması halinde (hedef fona ulaşırsa) girişim şirketine aktarılana veya başarısız projelerde (hedef fona ulaşılamazsa) yatırımcılara hiçbir kesinti olmadan iade edilene kadar saklanmasına imkan tanıyor. Ayrıca platformlar, girişimci veya girişim şirketi tarafından kendilerine yapılan proje başvurularını inceliyor ve onaylaması halinde oluşturduğu bağımsız yatırım komitesine değerlendirmesi için sunuyor. Girişimcilik projelerinin platformda yayımlanması için yatırım komitesinin oy çokluğu ile kabul etmesi gerekiyor. Girişim projeleri en fazla 60 gün boyunca ve girişimcinin belirlediği hedef fonun %20 fazlasına kadar fon toplayabilir.
Düzenleme ile teknoloji ve/veya üretim faaliyetinde bulunan şirketlere pay karşılığında herkesin yatırım yapmasına olanak tanındı. Girişim şirketleri en fazla yılda iki kere kampanya düzenleyerek fon toplayabiliyor. 1 milyon 362 Bin TL’yi aşan fon taleplerinde fonun en az %5’i nitelikli yatırımcılar tarafından karşılanması şartı bulunuyor. Girişimci bu oranı başvuru esnasında yükseltebilir. Paya dayalı kitle fonlamasında nitelikli yatırımcının yatırım miktarı kısıtlanmazken nitelikli olmayan (bireysel) yatırımcı için üst sınır bir takvim yılında 68 bin 100 TL’den gelir beyanı ile 272 bin 400 TL’ye kadar artırılabilecek şekilde düzenlendi.
Dünyada paya dayalı kitle fonlaması pazar büyüklüğü 4,97 milyar dolar olarak saptanmıştır (2020 Cambridge Alternatif Finans Raporu). Ülkemizde dijital dönüşümün ve platform ekonomisinin etkisiyle paya dayalı kitle fonlamasının, girişimcilik ve yatırım ekosistemlerine sağladığı fırsat eşitliği ile herkese girişimci ve yatırımcı olma potansiyeli sunması dolayısıyla yaygın olarak kullanılması ve pazarın yasal düzenlemelerin bulunduğu ülkelerde olduğu gibi artan bir ivmeyle büyümesi bekleniyor.
Nintendo uzun bir süredir beklenen konsolunun, Nintendo Switch 2’nin özellikleri hakkında yeni bilgiler gün yüzüne çıktı. Bu yeni bilgilere göre, konsolun gücünü artıracak olan işlemci ve GPU hakkında önemli detaylar ortaya çıktı. Bu gelişmeler, oyuncular ve teknoloji meraklıları için oldukça heyecan verici.
Nintendo Switch 2’nin işlemci tarafında, MediaTek’in güçlü bir işlemciyle donatılacağına dair sızıntılar mevcut. İddialara göre, bu yeni el konsolu, 2 adet Cortex-A4, 2 adet Cortex-A720 ve 4 adet Cortex-A520 çekirdeklerini içeren bir MediaTek işlemciyle çalışacak. Bu, oyun performansını önemli ölçüde artacak.
Daha önceki söylentiler, Nintendo Switch 2’nin Nvidia Tegra T239 “Drake” işlemcisine sahip olacağını belirtiyordu, ancak yeni bilgiler bu planların değiştiğini gösteriyor. Tegra T239’un temel aldığı Tegra Orin çip ailesi, 2018 yılında piyasaya sürüldü, bu yüzden Nintendo’nun daha güncel bir işlemciye geçişi bir adım.
Nintendo Switch 2’nin performans açısından önemli bir artış sunması bekleniyor. Bu, oyunculara daha fazla grafik gücü ve oyun deneyimi sağlayabilir, hatta PlayStation 5 ve Xbox Series S gibi rakip konsollara yaklaşabilir.
Ayrıca, Nintendo Switch 2’nin Nvidia Ada Lovelace mikro mimarisine dayanan 12 ila 16 SM’li bir GPU’ya sahip olacağı ve 12 ila 16GB RAM ile donatılacağı da söyleniyor. Bu, daha büyük ve daha karmaşık oyunların sorunsuz bir şekilde çalışmasına yardımcı olabilir.
Buna ek olarak, Nintendo Switch 2’nin geriye dönük uyumluluk sunması bekleniyor, bu da eski Nintendo Switch oyunlarının yeni konsolda oynanabilecek.
Ancak tüm bu bilgiler henüz resmi olarak doğrulanmış değil ve sadece söylentilere dayanıyor. Nintendo’nun resmi duyurularını beklemek gerekiyor. Ancak eğer bu söylentiler doğruysa, Nintendo Switch 2, oyun dünyasında büyük bir çıkış yapabilir ve oyunculara heyecan verici bir deneyim sunabilir.
Türkiye’nin en büyük yenilenmiş elektronik ürün marketi EasyCep’in Fibabanka ile gerçekleştirdiği stratejik ortaklık, Fibabanka’nın hisselerini artırma kararı almasıyla daha da güçleniyor. Girişim, yeni yatırımla birlikte, Türkiye’de lider konumunu sağlamlaştırmayı hedefliyor.
Türkiye’nin lider yenilenmiş elektronik ürün marketi EasyCep, geçtiğimiz yıl Seri A yatırım turunda 100 milyon dolarlık değerleme üzerinden aldığı 11 milyon dolar yatırımla, 2022 yılında mağaza ve çalışan sayısının yanı sıra aylık telefon yenileme kapasitesini artırarak 15 kat büyüdü.
Büyüme yolculuğuna Fibabanka’nın yeni yatırımyla devam edecek olan EasyCep, bu güçlü destek sayesinde liderliğini pekiştirip, teknoloji dünyasında yeni ufuklara yelken açmaya hazırlanıyor.
EasyCep global marka olmayı hedefliyor
EasyCep Kurucu Ortağı ve CEO’su Mehmet Akif Özdemir
“Yenilenmiş telefon sektöründe en çok bilinen markayız. Bu yatırımla birlikte Türkiye yenilenmiş telefon pazarına yön vermeye devam ederken, yurt dışındaki operasyonlarımızla da global bir marka olma yolunda sağlam adımlar atacağız.” açıklamasını yapan EasyCep Kurucu Ortağı ve CEO’su Mehmet Akif Özdemir şunları söyledi: “Ülkemizde bir sektörün inşasına öncülük etmek gibi zorlu ancak heyecan verici bir rol üstlendik. Geldiğimiz noktada, başta yenilenmiş telefon olmak üzere hem yenilenmiş elektronik ürün satışlarında hem de EasyCep’in bilinirliğinde önemli bir artış elde ettik. Özellikle yenilenmiş telefon pazarının sadece Türkiye’de değil yakın bölgemizde çok önemli bir potansiyeli var. Fibabanka’yla olan stratejik ortaklığımızın daha da güçlenmesiyle, Türkiye’deki operasyonlarımızı genişletirken, uluslararası pazarlara açılma sürecimizi hızlandırcağız. İş modelimizi başka ülkelere taşıyarak daha çok insanı yenilenmiş elektronik cihazlarla tanıştıracağız.”
EasyCep’in inovasyon vizyonuna vurgu yapan Özdemir, “Sürekli değişen trendleri takip ediyor ve iş modelimize hızla adapte ediyoruz. Teknolojik altyapımızı güncelleyerek büyüme hızımızı daha da artırmayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.
Konuyu değerlendiren Fibabanka Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Mert, Finberg ile girişimlere uzun süredir yatırım yaptıklarını ve kurdukları yakın ilişkilerle girişimcilerin ihtiyaçlarını çok yakından takip ettiklerini ifade ederek şunları söyledi: “Girişimcilik ruhunu; yaratıcılığın, inovasyonun öncüsü ve parçası olduğumuz Fiba Grubu’nun kuruluş felsefesinden alıyoruz. Dolayısıyla girişim ekosistemine yaptığımız her türlü yatırımı çok önemsiyoruz. Çekirdek yatırımla başlayan ve Seri A turu yatırımı ile devam eden EasyCep girişimine olan desteğimizi yeni yatırımımızla sürdüyor, böylelikle büyümekte olan öncü ve yenilikçi girişimlere verdiğimiz yatırım desteğiyle onların hızla gelişmelerine destek oluyoruz.”
Büyüme potansiyeli yüksek teknoloji tabanlı girişimlere yatırımları ile tanınan Fibabanka’nın girişim sermayesi yönetim şirketi Finberg’in Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin ise EasyCep’e yaptıkları yatırıma ilişkin olarak, “EasyCep’e ilk yatırımımızı iki yıl önce çekirdek aşamasında yaptık. Seri A ile devam ettiğimiz yatırımımızı hisslerimizi artırarak sürdürüyoruz. Giderek güçlenen stratejik ortaklığımızın, EasyCep’in lider olduğu Türkiye’nin ötesine uzanarak, MENA ve CEE bölgelerinde yenilenmiş elektronik ürün potansiyelinin yüksek olduğu ülkelerdeki en güçlü oyuncu olmasına büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.”
Türkiye’nin sonraki unicorn’u olmaya aday
Tüketicilerin cep telefonu alma tercihleri hakkında bağımsız araştırma kuruluşu Sia Insight tarafından, bu yıl mayıs ayında 12 ilde bin kişi ile yapılan bir araştırma, 2018 yılında kurulan ve Ticaret Bakanlığı’ndan lisans alan ilk yenileme merkezlerinden biri olan EasyCep’in, tüketiciler tarafından bu sektörde bilinirliği en yüksek marka olduğunu ortaya çıkarmıştı.
2018 yılında kurulan EasyCep, 2020 yılında Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanarak yürürlüğe giren telefon yenileme merkezlerine ilişkin mevzuatın ardından, telefon yenileme merkezi sertifikası alan ilk girişimlerden biri oldu. Telefon ve teknolojiyi tüm tüketiciler için ulaşılabilir hale getirmeyi hedefleyen şirket, binlerce telefonun yenilemesini yaparak hem ithalatın azalmasıyla ekonomiye katkı sağlıyor, hem de yeni telefon üretiminden kaynaklı karbon salımının azalmasına destek oluyor. EasyCep, büyüme yolculuğunda yakaladığı ivmeyi sürdürerek, Türkiye’nin bir sonraki unicorn’u olmayı hedefliyor.
İlk olarak Haziran 2008’de Tellcom genel müdürü olarak Turkcell bünyesine katılan Murat Erkan, 2015 yılında Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak üst düzey konuma yükseldi. 7 yılı aşkın bir süredir Turkcell’de üst düzey yöneticilik konumunda olan Murat Erkan, bugün şirket ile olan bağını kopardığını açıkladı.
Turkcell CEO’su Murat Erkan 2019’da göreve başladı
Şirketin bir önceki CEO’su olan Kaan Terzioğlu‘nun 20219’daki istifasının ardından geçici süreliğine yerine gelen Murat Erkan, şirketin aldığı kararla kalıcı görevine başladı. Turkcell’in 5. Genel Müdürü olan Erkan, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile görevi bıraktığını açıkladı. Öte yandan görevi kimin devralacağı belirsizliğini koruyor.
İşte Murat Erkan’ın açıklamaları;
Sosyal medyadaki paylaşımlarıma baktığımda her birinin Turkcell’le dolu olduğunu görmek, Turkcell’e liderlik etmek bana her zaman gurur verdi. .Ancak aldığım karar üzerine 15 senemin geçtiği ve bu esnada kurduğumuz bağlarla ikinci evim gibi hissettiğim Turkcell’den ayrılıyorum. Bana emanet edilen koltuğu ve unvanı teslim ettim ancak güçlü birlikteliklerimiz asla emanet değil; bundan sonra da hep sürecek.
Tüm Turkcell ailesinin her bir ferdine tek tek teşekkür ediyorum. Turkcell Superonline’daki ilk günümden bu yana hiçbir zaman unutamayacağım bir serüveni birlikte yaşadık. Turkcell, başarılı işlerine yenilerini eklerken, ben de ülkemizin göz bebeği şirketimle gurur duymaya devam edeceğim.
Artık belirli kilometre ve yaşa ulaşan elektriklilerin de tıpkı konvansiyonel motorlu araçlar gibi satın alınmadan önce belirli kontrollerden geçmesi tavsiye ediliyor. Ön takım, süspansiyon ve fren aksamı benzinli ve dizel araçlarla benzer olan elektriklilerin en önemli hususları ise güç ihtiyacına cevap veren elektrikli motoru, aktarma organları ve bataryaları oluyor. Yüksek tork sebebiyle ön takımın ve lastiklerin çabuk aşındığını söyleyen Pilot Garage Genel Müdürü Cihan Emre, “Özel arıza tespit cihazlarıyla pil ne kadar şarj edilmiş ne kadar ömrü kalmış ve kaza geçmişi varsa araç doğru onarılmış mı, kapsamlı şekilde kontrol edilmesini tavsiye ediyoruz. Bu araçların en pahalı parçaları pilleri. İstanbul gibi zorlu yol şartlarında araç altını vurduysa, pili zarar görmüş mü kontrol edilmeli. Bataryası hasarlı bir aracın onarım maliyeti çok yüksek olur. İkinci el elektrikli araç satın alırken tabiri caizse çarpılmayın.” dedi.
Oto ekspertizin Türkiye’deki mucidi Pilot Garage, sayıları her geçen gün artan elektrikli araçların, ikinci elde de popüler hale gelmeye başladığını, ancak belirli kontrollerin mutlaka ekspertiz tarafında yapılması gerektiğini tavsiye etti. Yürüyen aksamı, fren sistemi içten yanmalı motorla donatılan araçlarla aynı olan elektriklilerin pil sağlığı ise hayati önem taşıyor. Hasar gören ya da su alan bataryalar, zaman içinde çok yüksek maliyetlere sebep oluyor.
Yerli otomobil dahil birçok elektrikli ekspertize gelmeye başladı
Yüksek tork sebebiyle lastik, fren ve süspansiyon elemanlarının çabuk aşınabileceğini belirten Pilot Garage Genel Koordinatörü Cihan Emre, bu parçaların mutlaka kontrol edilmesini, ardından aracın lifte kaldırılarak pilin fiziki durumunun kontrolünün sağlanmasını önerdi. İstanbul gibi zorlu yol şartları olan şehirlerde aracın altının kasislere vurabildiğini ve pilin zarar gördüğünü söyleyen Emre, “Bazı elektrikli modeller yaşları gereği üretici garantisinden çıkmak üzere, bu araçların mutlaka işinde ehil olan servisler tarafından düzenli olarak bakımı yapılmış mı, araştırmak gerekiyor. Yerli otomobilimiz dahil elektrikli araçlar ekspertiz noktalarımıza sıklıkla uğramaya başladı. Bu araçlarda en önemli aksam batarya, batarya da tam aracın altında konumlanıyor. Şiddetli bir alt darbe pilin fiziksel durumunu bozuyor.” yorumunda bulundu.
Kilometre ve pil sağlığı tespiti yapılmalı
Özel elektronik tespit cihazları ile elektrikli araçların kilometre tespitinin yapıldığını ve yapılan kilometreyle, ilk günden bu yana gerçekleştirilen şarjın birbirini tutup tutmadığına bakıldığını dile getiren Emre, “Şarj ömrü tıpkı telefonlarda olduğu gibi zaman içerisinde kısalıyor. Çok kilometre yapmış bir elektrikli aracın otomatikman pil sağlığı da düşer. Pilin değişimi ise gerçekten çok maliyetli. Bu yüzden elektrikli araçların da ekspertiz işlemlerini önemsiyoruz. Diğer yandan elektrikli motorların soğutma sisteminde kaçaklar olması da büyük maliyetlere yol açabilir, bu kaçaklara da bakılmalı. İkinci el elektrikli araç alacaksanız, tabiri caizse çarpılmayın.” dedi.
Radarlara ve lidarlara da dikkat edilmeli
Elektrikli araçların deneysel bir yönü de olduğunu, birçok adaptif güvenlik sistemiyle donatılabildiğini ileten Emre, bu sistemlerin kazalarda zarar görebildiğini söyledi ve ekledi: “Otonom, yarı otonom sürüş sistemleri gibi birçok radar ve lidar kullanan gelişmiş sistemler hasar sonrası doğru tamirat ve kalibrasyona ihtiyaç duyar. Bu donanımların doğru çalışıp çalışmadığı da kontrol edilirse alıcıların kafası rahat eder, önemli masraflardan kurtulmuş olurlar.”
Apple, aslına bakıldığında ürünleri ve yaratmaya çalıştığı marka kültürü itibari ile oldukça tutucu bir yapıya sahip.
Şirket, bugüne kadar çıkardığı iPhone’larda her zaman en ince ve sade renkleri tercih etti. Bugüne kadar attığı en radikal renk değişikliğinde dahi Çinli rakipleri rengarenk telefonlar üretiyorken canlı fakat tek renk modelleri piyasaya sürdü.
Geçmişte Apple, iPhone 7 serisiyle bir yıl boyunca mat iPhone’lar yapma konusunda da elini denedi, ancak kısa süre sonra durdu. Bununla birlikte, Cupertino merkezli teknoloji devi yine mat siyah iPhone’lar yaratmaya geri dönebilir, ancak ne yazık ki bu, yaklaşan iPhone 15 serisini içermeyecek.
Neler oluyor?
İlk olarak PatentlyApple tarafından tespit edilen Apple, kısa süre önce ABDPatent ve Ticari Marka Ofisi (USPTO) tarafından anodize yüzeylerde mat siyah bir yüzey oluşturmak için “mat siyah görünüme sahip eloksallı kısım” başlıklı bir patent aldı ve ilk kez Mayıs 2020’de dosyalandı. Rapora göre, bu teknolojinin mucitleri James Curran, Aaron Paterson ve Sonja Postak. 11751349-B2 numaralı patent, metal bir alt tabaka üzerine, ışık emici özellikler geliştirecek şekilde kazınmış eloksallı bir tabaka döşemeyi içeriyor.
Patent ayrıca Apple’ın mat siyah renk seçeneği sunabileceği cihazlar için diyagramları gösteriyor. Patent, mat siyah bir iPhone, Apple Watch, iPad ve hatta bir MacBook için planlar içeriyor.
İlginç bir şekilde, Apple bununla Koyu Gri veya Mavi yerine gerçek Siyah renk elde etmek istiyor gibi görünüyor, bu da birkaç koyu renkli üründe geçerli. Bu Apple ürünlerinde zor görünse de, önümüzdeki birkaç yıl içinde böyle bir şeyin geleceğini görmek ilginç olacak.
Tüm patentler gelişim aşamasına bile gelmese de, özellikle DJ döner tabla donanımlı bir MacBook ve hatta katlanabilir bir iMac için son patentler ortaya çıktıktan sonra, Apple mühendislerinin yaratıcılığını görmek gerçekten ilginç!
Yaklaşan etkinlik, hem yeni iPhone’la ilgili, hem de şirketin gelecek planlarına yönelik bir çok soruya cevap verecek. Şimdilik beklemedeyiz.
Son haftalarda sayısız konuşmaya ve hayal gücüne ilham veren bir isim var: Bethesda Softworks’ün on yıllardır beklenen yeni oyunu Starfield. Yakın gelecekte piyasaya sürülecek olan bu merakla beklenen oyun, sektörde büyük yankılar uyandırdı ve hem hayranlar hem de uzmanlar, gelen her bir bilgi parçasını detaylıca inceliyorlar.
Starfield ve AMD İşbirliği: Gerçek Mi, Pazarlama Taktiği Mi?
Bethesda’nın Xbox Series S/X için Starfield’ın FPS sınırlamasına gitmesi oldukça tartışmalı bir karar oldu. Şimdi ise odağı, oyunu tüm ihtişamıyla deneyimlemek için gereken PC sistem gereksinimlerine kaydı. AMD’nin Starfield için “özel PC ortağı” olmasının ardından, 1080p, 1440p ve 4K çözünürlük hedefleri için detaylı teknik özellikler sunuldu. Ancak bu bilgilerin pazarlama gösterisinden çok pratik bilgi olup olmadığı konusunda tartışmalar var.
Starfield’ın “Kahramanca” ve “Efsanevi” Teknik Gereksinimleri
AMD’nin tanıtımına göre “Kahramanca” olarak etiketlediği 1080p oyun deneyimi için AMD Ryzen 5 7600 CPU ve AMD Radeon RX 7600 GPU gerekiyor. “Efsanevi” 4K deneyimi için ise AMD, Ryzen 7 7800X3D CPU ile Radeon RX 7900 XT GPU’yu öneriyor. Ancak bu işlemciler oldukça yeni ve pahalı. Gerçekten de Starfield’ı oynamak için bu donanımlara ihtiyaç duyulacak mı?
Bethesda ise daha ekonomik minimum ve önerilen sistem gereksinimleri sunmuş durumda. Minimum sistem gereksinimleri AMD Ryzen 5 2600X veya Intel Core i7 6800K, AMD Radeon RX 5700 veya Nvidia GeForce GTX 1070 Ti içeriyor. Önerilen sistemde ise AMD Ryzen 5 3600X veya Intel i5 10600K, AMD Radeon RX 6800 XT veya Nvidia GeForce RTX 2080 yer alıyor.
Starfield, NVIDIA ve Intel GPU’ları Nerede?
AMD’nin promosyonel teknik özelliklerinde NVIDIA veya Intel GPU’lar için herhangi bir destek bulunmuyor. Bethesda, oyunun DLSS 2 veya XeSS’yi destekleyip desteklemeyeceği konusunda henüz bir açıklama yapmadı. Ancak, modder PureDark’ın NVIDIA DLSS 3’ü bir mod aracılığıyla uygulamayı planladığı, fakat bu özelliğin bir Patreon duvarı arkasında olabileceği belirtiliyor.
Sonuç: Starfield Bekleniyor, Tartışmalar Devam Ediyor
Bu sistem gereksinimleri ve pazarlama taktikleri üzerine kafa yormaya devam ederken, Starfield’ın piyasaya sürülmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Önemli olan, bu yüksek sistem gereksinimlerinin yatırım yapmaya değer bir oyun deneyimi sunup sunmayacağıdır. Şimdilik yapabileceğimiz tek şey beklemek, izlemek ve bu kozmik yolculuk için PC’lerimizi hazır tutmaktır.
Hindistan Uzay Araştırma Örgütü (ISRO), Ay’a başarılı bir iniş gerçekleştiren Vikram iniş aracı ve Pragyan ay gezgini ile tarihi bir adım atmıştı.hindistanın yeni keşifi, yalnızca bir uzay görevinin başarısı değil, aynı zamanda Ay yüzeyinin gizemli jeolojik yapısı hakkında büyük öneme sahip bir bulguyu da beraberinde getirdi.
9 Eylül 2023 tarihinde duyurulan bu gelişme, Ay’da 50 yıldan uzun bir süredir kaydedilen ilk ay depremi işareti olarak tarihe geçti. ISRO’nun Vikram iniş aracındaki Ay Sismik Aktivite Aracı (ILSA) tarafından tespit edilen bu olay, Ay’daki jeolojik aktivitelerin sırlarını aydınlatatabilir.
ILSA, Ay yüzeyinde doğal depremler, çarpışmalar ve yapay olaylardan kaynaklanan titreşimleri algılamak üzere tasarlanmış bir cihaz. ISRO’ya göre, bu son olay ILSA’nın Pragyan keşif aracının yakınındaki titreşimlerden çok daha güçlüydü. Ancak şu an için bu olayın kesin kaynağı hala bilinmemekte.
Eğer bu olay bir ay depremi olarak doğrulanırsa, bu Ay yüzeyinin altında daha fazla jeolojik faaliyet olduğunu gösteren önemli bir olay. Bilim insanları için bu, Ay’ın nasıl oluştuğu ve evrildiği konusundaki teorileri daha iyi anlama fırsatı sunabilir.
Vikram iniş aracı ve Pragyan ay gezgini, güneş enerjisiyle çalıştığı için gece boyunca uykuya geçmektedir. Ancak ISRO, bu cihazların yakın gelecekte yeniden aktif hale geleceğini ve Ay yüzeyindeki görevlerine devam edeceklerini açıkladı. Bu, Ay’da daha fazla bilimsel keşfin ve anlayışın kapısını aralayabilir.
Sonuç olarak, Hindistan’ın Ay Görevi, Ay yüzeyinin sadece göründüğü gibi basit bir uzay kayası olmadığını, içinde gizemli ve karmaşık bir dünya barındırdığını gösteriyor. Bu yeni keşif, Ay hakkındaki bilimsel merakımızı artırarak, uzay keşifleri alanında büyük bir adım atıldığını gösteriyor.
Apple, iPhone 15 Wonderlust etkinliğinin ardından Ekim ayında özel bir etkinlik düzenleyeceği beklentilerine son verdi. Yenilenen iPad Air modeli dahil yeni ürünleri, basın bülteni aracılığıyla tanıtacak. Apple, 12 Eylül’de TSİ 20.00’de başlayacak olan Wonderlust etkinliğinde, yeni nesil iPhone’lar ve Apple Watch’lara odaklanacak. Diğer beklenen cihazları, özel bir etkinlik düzenlemek yerine basın sayfası üzerinden tanıtacak.
Yeni iPad Air modeli basın sayfasından tanıtılacak
Yeni iPad Air modelinin yakın bir zamanda tanıtılması beklenirken, iPad Pro’ların gelecek yıla kadar çıkmayabileceği söyleniyor. Apple’ın, bu yılın başlarında M2 Pro ve M2 Max çipli MacBook Pro’yu tanıttığı şekilde bir tanıtım yapması bekleniyor.
Yeni iPad Air, muhtemelen Apple M2 çipiyle donatılacak ve WiFi 6E, Bluetooth 5.3 desteği kazanacak. Tasarımında ufak değişiklikler olabileceği, ancak daha çok donanımsal olarak güçlendirileceği belirtiliyor. En son Mart 2022’de güncellenen iPad Air modeli, M1 çip, 5G, Center Stage desteği ile 12MP ön kamera, USB-C portu ve yeni renk seçenekleriyle gelmişti.
Apple, 12 Eylül’deki etkinlikte iPhone 15 serisi ile birlikte Apple Watch Series 9 ve Watch Ultra 2 modellerini tanıtacak. Etkinlikten bir süre sonra iOS 17, iPadOS 17, watchOS 10 ve belki macOS 14 Sonoma final sürümü de yayınlanabilir.
Bu gelişmelerle birlikte Apple’ın ürün yelpazesi hakkında daha fazla bilgiye sahip olabileceğiz. Özellikle iPad Air ve diğer yeni ürünlerin ne gibi özelliklerle geleceğini öğrenmek için heyecanla bekleyiş sürüyor.
Dijital Slip uygulaması, Türkiye Finans banka veya kredi kartlarıyla Türkiye Finans poslarından yapılan tüm alışverişlerde müşterilerin, fiziksel olarak aldıkları kâğıt sliplerin dijital versiyonlarını mobil uygulama üzerinden almalarına ve takip etmelerine olanak sağlıyor.
Bu uygulama ile kâğıt tüketimini ve karbon ayak izini azaltma şansı elde edeceklerini belirten Türkiye Finans Bilgi Sistemleri ve Operasyon Genel Müdür Yardımcısı Fahri Öbek, bu uygulamanıntemassız teknolojilere yapılan yatırımlarla bankanın dijitalleşme sürecinde önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Öbek sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye Finans olarak “Yarına Varız” söyleminden hareketle devreye aldığımız karbon ayak izini azaltma çalışmalarımızın, aynı zamanda verimlilik ve performansımızı artırdığını, çalışanlarımızın ve müşterilerimizin memnuniyetine de katkıda bulunduğunu görüyoruz. Bu bakış açısıyla geride bıraktığımız dönemde Push Notification uygulaması ile günlük ortalama 5 bin dekont tasarrufu, müşterilerimizden gelen talimatları toplu EFT kanalına taşıyarak aylık ortalama 19 bin adet kâğıt tasarrufu, EFT ve Havale işlemlerini Merkezi Talimat Sistemine taşıyarak 7 ayda yaklaşık 17 bin kâğıt tasarrufu, Bağımsız Denetim Raporları’nın sistem üzerinden alınması ile 7 ayda ortalama 13 bin kâğıt tasarrufu, son bir yılda İsimsiz dışındaki tüm kredi kart tiplerimizi dijitale alarak 8 milyon kâğıt tasarrufu vefinansman için müşterilerden temin edilen faturaların elektronik ortama taşınması sonucunda yaklaşık 7 ayda 40 bin kâğıt tasarrufu sağladık.
Ayrıca bu yıl hayata geçirdiğimiz HR Paperless Projesi kapsamında işe alımdaki evrak sürecinin dijital ortama taşınmasını sağladık ve kâğıtsız ortama geçtik. 2023 projeksiyon verilerindeki deneyimli ve deneyimsiz aday kırılımındaki aday sayısına göre yaklaşık 40 bin adet evrak tasarrufu sağlamayı planlıyoruz. Özetleyecek olursak bankacılık işlemlerimizde dijitalleşmeyle yıllık kâğıt tüketimimizi 25 bin koliden 5 bin koliye düşürdük. Kâğıt tasarrufu sağlarken fidan dikimini de unutmuyoruz. Sadece 2021 yılından bu yana TEMA Vakfı iş birliğiyle Umut Ormanı’na 24 bine yakın fidan diktik.”
Türkiye Finans’ın çevre yönetimini minimum etki yaklaşımıyla planladığını dile getiren Öbek sözlerini şöyle tamamladı; “Türkiye Finans olarak kurumumuzu, sektörümüzü ve müşterimizin daha iyiye ulaşma çabasını sürdürülebilir kılarken, makro açıdan yani toplumsal, çevresel ve sosyo-ekonomik anlamda nasıl sürdürülebilir oluruz, her attığımız adımda bu soruyu odağımıza alarak düşünüyoruz. ‘Yarına Varız’ söyleminden hareketle yeşil teknolojiler alanındaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.”
Reklamlar uygulamalarda ve internet sitelerinde kullanıcıların en çok rahatsız olduğu noktaların başında geliyor. Ancak bu hizmetlerin ayakta kalabilmesi için de gelir elde etmeler, dolayısı ile reklam göstermeleri de şart. Kullanıcıları rahatsız etmeden reklam göstermeyi hedefleyen GoWit’in Kurucu Ortağı ve CEO’su Emrah Adsan’ı stüdyomuza konuk ettik ve hem GoWit’in uygulamalarını hem de girişimcilik, startup’larda büyüme, yurtdışına açılma ve yatırım alma gibi konuları mercek altına aldık.
Google tarafından geliştirilen klavye aracı Gboard, artık beta kullanıcıları için bir “Düzeltleme” seçeneği sunmaya başlıyor.
Şu anda Android‘de beta sürümünde olan Gboard 13.4 ile ortaya çıkan “Proofread” seçeneği, tümü üretken AI tarafından desteklenen ve metninizin yazım veya dilbilgisi hataları için anında kontrol sağlayan bir seçenek olarak klavyenin araç çubuğunda yer alıyor.
Bu özellik, Pixel Fold’da Google’ın üretken AI için her zamanki sembolünü gösteren bir “Düzelt” istemiyle ortaya çıktı. Oradan, bir pop-up, düzeltme okumanın nasıl çalıştığını açıklıyor ve özelliği açarsanız işlenmek üzere metin Google tarafına gönderiliyor.
Gboard’un araç çubuğundaki “Proofread”a dokunmak metninizi işliyor ve noktalama işareti ekleme gibi yazım veya dilbilgisini düzeltmek için öneriler sunuyor. Bu arada, “Düzelt” düğmesi öneriler doğrultusunda görünüyor ve tıkladığınızda hataları otomatik olarak düzeltiyor.
Gerçek kullanımda, bu mevcut otomatik düzeltme için büyük bir evrim gibi geliyor, ancak Google’ın işlemi sunucularına boşaltmadan bunu başarabilmesi güzel olurdu. Belki gelecekteki güncellemelerle gündeme gelebilir.
Ayrıca, Gboard’daki yeni üretken AI aracında AI kullanarak çıkartmalar oluşturan yeni bir özelliğin yanı sıra, resmi ve gayri resmi gibi farklı bir tondaki mesajları yeniden yazmanıza yardımcı olabilecek yeni bir “ton” özelliği var. Bu özellikler henüz uygulama değişiklikleri olmadan görünmüyor.
Google yapay zeka üzerine oldukça yüklü rakamlar ulaşan yatırımlar yaptı. Ve bu yatırımlarının karşılığını geliştirdiği her uygulama ve platformda sonuna kadar almakta kararlı. Gboard da bunlardan biri ve bunun faydasını ilerleyen zamanlarda oldukça göreceğiz.
Apple iPhone 15 ile birlikte Lightning bağlantı noktasından USB-C’ye geçiş yaparak büyük bir değişiklik yapmış olacak. Bu geçiş, hem iPhone telefonlar için hem de iPhone aksesuarları için önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Apple, yaklaşan Wonderlust etkinliğinde sahne alacak olan tüm iPhone 15 modellerinde Lightning yerine USB-C portunu kullanacak. Bu, iPhone kullanıcıları için beklenen bir değişiklik ve gelecekteki cihazlar için daha geniş bir bağlantı standartı sunacak.
Bu geçiş, Apple’ın aksesuar portlarını da USB-C’ye hızlıca dönüştürmesi bekleniyor. Özellikle MagSafe Battery Pack ve MagSafe Duo gibi popüler aksesuarlar, yeni USB-C standartıyla uyumlu olarak yenilenecek. Bu, kullanıcıların bu aksesuarları iPhone 15 ve sonraki modellerle sorunsuz bir şekilde kullanmalarını sağlayacak.
Ayrıca, Apple Watch Manyetik Şarj İstasyonu da USB-C bağlantı noktasıyla gelebilir Bu da Apple’ın tüm ürün yelpazesini tek bir bağlantı standartı olan USB-C ile uyumlu hale getirme stratejisinin bir parçası olarak görünüyor.
Bu değişikliklerle birlikte, gelecekteki iPhone kullanıcıları, aksesuarlarını ve cihazlarını aynı bağlantı standardıyla daha kolay ve uyumlu bir şekilde kullanabilecekler. Ancak, bu geçişin mevcut Lightning tabanlı aksesuarlarını etkileyebileceği ve bazı kullanıcıların yeni bağlantı adaptörleri veya aksesuarlar alması gerekebileceği unutulmamalıdır.
Apple’ın Wonderlust etkinliği sonrasında USB-C tabanlı iPhone aksesuarları ve cihazlarıyla ilgili daha fazla bilgi bekleniyor. Bu değişiklikler, Apple’ın teknoloji ekosistemindeki sürekli evriminin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor ve kullanıcı deneyimini daha da geliştirmeyi amaçlıyor.
Japonya’nın H2-A roketi fırlatıldı ve iniş girişiminde bulunmak üzere aya doğru ilerliyor. Japonya, yeni bir ay misyonu başlattı ve birçok başarısızlığın ve gecikmenin üstesinden gelerek , Dünya’nın en yakın komşusunu daha iyi anlamak için yapılan küresel bir yarışta Hindistan’dan sadece birkaç hafta sonra aya giden beşinci ülke oldu.
Küçük insansız Japon uzay aracı veya H2-A roketi, yerel saatle 7 Eylül günü sabah 8:42’de Japonya’nın güneybatısındaki Tanegashima Uzay Merkezi’nden fırlatıldı ve Pasifik Okyanusu üzerinde uçtu. Ay’ın yörüngesine üç ila dört ay içinde girmesi ve gelecek yılın başlarında iniş yapması planlanıyor.
Roket iki uzay görevini yerine getirecek. Bilim insanlarının evrenin kökenini daha iyi anlamalarına yardımcı olacak yeni bir X-ışını teleskopu ve gelecekteki aya iniş teknolojisinin temelini oluşturacak hafif, yüksek hassasiyetli aya iniş aracı. Teleskop sabah 8:56’da, aya iniş aracı ise sabah 9:29’da ayrıldı.
Geçtiğimiz yıl yaşanan bir dizi maliyetli hata, fırlatma için riskleri artırdı ve Japonya’nın, özellikle de Hindistan’ın geçen ay aya başarılı bir şekilde ayak basmasının hemen ardından, uzay araştırmalarında önde gelen küresel bir oyuncu olarak konumunu tehdit etti. Japonya Havacılık ve Uzay Araştırma Ajansı’ndaki (JAXA) yetkililer 7 Eylül günü, fırlatmanın son adımının ardından alkışlayarak rahat bir nefes aldı.
Teleskobun proje bilimcisi Kyoko Matsushita, JAXA’nın fırlatma canlı yayınında: “Endişeyle izliyordum ama teleskop başarılı bir şekilde ayrıldı ve bu beni rahatlattı. Dikkatli bir şekilde izlemeye devam etmemiz gerekecek, ancak ilk adım başarıyla atıldı” dedi.
Geçtiğimiz ay Hindistan, buz şeklinde su tutan, imrenilen bir bölge olan ayın güney kutbunun yakınına robotik bir uzay aracı indirdi. Birkaç gün önce, ülkenin neredeyse yarım yüzyıldır gerçekleştirdiği ilk ay misyonunda bir Rus aracı ayın yüzeyine çarpmıştı. Geçtiğimiz sonbaharda ise Çin, Tiangong uzay istasyonunu tamamladı. Tokyo Üniversitesi Kamu Politikası Enstitüsü’nden uzay politikası uzmanı Kazuto Suzuki, “Bu, Japon uzay topluluğu için bir gerçek anı. Başlatılan yeni teknoloji, dünya ölçeğinde ay araştırmaları için yeni bir ufuk açacak, böylece iniş aracının başarısı Japonya’yı birinci kademe gruba getirecek” dedi. Japonya’nın performansı, Çin ve Rusya’nın ilerlemeleri dikkate alınarak geliştirilen, ülkenin uzaydaki yeni ulusal güvenlik stratejisi göz önüne alındığında da önemliydi. Haziran ayında Japonya, uzay teknolojisini kullanarak savunma yeteneklerini ve bilgi toplama sistemlerini geliştirmek için ilk uzay güvenliği planını kabul etti.
Sanal özel ağ (VPN), gizliliği korumak, ülke kısıtlamalarını aşmak için yararlı ve vazgeçilmez bir araç. Örneğin Netflix içeriğinize başka bir ülkeden erişmek, tamamen isimsiz e-postalar göndermek veya kendinizi ihbarcı olarak korumak için kullanabilirsiniz.
Prensipte oldukça basit çalışıyor. Doğrudan internete bağlanmak yerine, öncelikle tüm web trafiğinin yönlendirildiği bir VPN hizmetinde oturum açıyorsunuz. Yeni bir IP adresi aldığınız için meraklı kişiler, izleyiciler veya kötü niyetli aktörler artık sizi web’de takip edemiyor. Yeni IP adresi artık kişinin kendi bağlantısına veya internet sağlayıcısına değil, yalnızca kullanılan VPN hizmetine yönlendiriyor.
Ancak sürecin zayıf noktası da tam olarak burada yatıyor. VPN sağlayıcısı güvenilir değilse, zayıf şifreleme kullanıyorsa veya kullanıcı verileri konusunda gevşekse, VPN koruma kalkanı hızla çöküyor. Ücretsiz VPN hizmetleri genellikle kötü bir tablo çiziyor.
Ücretsiz VPN hizmetleri nedeniyle yaşayabileceğiniz sorunlar
Aslında VPN’leri veri koruma amacıyla kullanıyoruz, ancak bazen ücretsiz bir hizmette bunun tam tersi meydana gelebiliyor. Ücretsiz VPN hizmetleri, bizi gözetimden ve verilerimizin satışından korumak yerine, “ücretsiz” sağlayıcı için bunu değerli kılmak amacıyla kullanıcılarının kendileri hakkında veri toplamaya neden oluyor. Aslında teknoloji dünyasında çok bilinen bir söz bunu açıklıyor: “Bir ürün için herhangi bir ödeme yapmanız gerekmiyorsa, muhtemelen o ürün sizsiniz”
Sunucuları barındırmak ve trafiği yönetmek çaba gerektiriyor. Ücretsiz kullanıcılardan doğrudan geri alınamayacak kadar maliyetli bir çalışma ihtiyacı bulunuyor. Bu nedenle ücretli bir VPN’i tercih etmek her zaman faydalı diyebiliriz. Burada pazar lideri sağlayıcılar, sağlam temellere dayanan veri koruma yönergelerine güvenir, günlükleri kullanmaz veya özel kullanıcı verilerini satmaz.
Anonimlik ve veri koruma, potansiyel müşterilerin rakipler arasında karşılaştırma noktası olarak kullandığı ücretli VPN hizmetleri için referans noktası. Bu nedenle ciddi sağlayıcılar buna büyük önem veriyor. Ücretsiz VPN hizmetleri sizi aşağıdaki konularda zor durumda bırakabiliyor. Bu nedenle bu konuda bilinen ve kendini ispatlamış olan sağlayıcılardan hizmet almak çok daha avantajlı diyebiliriz.
Güney Koreli Hynix, çiplerinin Huawei’nin tartışmalı akıllı telefonuna nasıl girdiğini araştırıyor. Güney Koreli çip üreticisi SK Hynix, iki bellek çipinin gizemli bir şekilde Huawei tarafından Eylül ayında piyasaya sürülen tartışmalı akıllı telefon Mate 60 Pro’da nasıl bulunduğu araştırıyor.
TechInsights başkan yardımcısı G Dan Hutcheson: “Gelişmenin önemi, SK Hynix’in Çin’e ne gönderebileceği konusunda kısıtlamaların olmasıdır. Bu çipler nereden geliyor? Asıl soru herhangi bir yasanın ihlal edilip edilmediği” ifadelerini kullandı.
Hynix’in bir sözcüsü, çiplerinin Huawei telefonunda kullanıldığının farkında olduğunu ve konuyu araştırmaya başladığını söyledi. Yapılan açıklamada şirketin “ABD’nin şirkete yönelik kısıtlamalarının getirilmesinden bu yana artık Huawei ile iş yapmadığı” belirtildi. Şirket, “SK Hynix, ABD hükümetinin ihracat kısıtlamalarına sıkı sıkıya uyuyor” dedi.
Mate 60 Pro’nun çipi için takip çalışmaları devam ediyor
Sektördeki kişiler, Huawei’nin bellek yongalarını doğrudan üreticiden değil, ikincil piyasadan satın almış olmasının mümkün olduğunu söyledi. Ayrıca Huawei’nin, ABD’nin ihracat kısıtlamaları tam olarak devreye girmeden önce birikmiş bir bileşen stoğuna sahip olması da mümkün. TechInsights daha önce telefonun “beyninin”, Çin’in önde gelen çip üreticisi Semiconductor Manufacturing International Corporation (SMIC) tarafından üretilen 5G Kirin 9000s çipinden güç aldığını açıklamıştı.
2019 yılında ABD hükümeti, Amerikan şirketlerinin Huawei’ye yazılım ve ekipman satmasını yasakladı. Ayrıca ABD yapımı teknolojiyi kullanan uluslararası çip üreticilerinin de şirketle çalışmasını kısıtladı. Bundan dört yıl sonra, Mate 60 Pro’nun piyasaya sürülmesi, merkezi Shenzhen’de bulunan Huawei’nin, ABD’nin kapsamlı çabalarının ardından nasıl bu kadar gelişmiş bir akıllı telefon üretme yeteneğine sahip olduğunu anlayamayan sektör uzmanları şaşırttı.
Hynix’in hisseleri, Kanada merkezli bir araştırma kuruluşu olan TechInsights tarafından Huawei telefonunda iki ürününün (12 gigabayt (GB) LPDDR5 çipi ve 512 GB NAND flash bellek çipi) bulunduğunun ortaya çıkmasının ardından 8 Eylül günü yüzde 4’ten fazla düştü. Telefonu analiz için parçalara ayıran yarı iletkenler konusunda uzmanlaştı. Analistler, ileri teknolojiye erişim konusunda ABD ile çatışan Çin için akıllı telefonun büyük bir atılım olduğunu söyledi. Bu gelişme, iki ABD’li kongre üyesi Mike Gallagher ve Michael McCaul’u, telefon hakkında daha fazla bilgi arayan Beyaz Saray’a, Çinli şirketlere teknoloji ihracatı satışlarını daha da kısıtlaması yönünde çağrıda bulunmaya yöneltti.
Araştırmacılar halen Mate 60 Pro’yu inceliyor ve ABD ticari yaptırımlarına tabi şirketler tarafından üretilen daha fazla bileşen bulma olasılığını dışlamıyor. Şimdiye kadar telefonun bileşenlerinin çoğunun Çinli tedarikçiler tarafından sağlandığı tespit edildi.
ABD ordusu, artırılmış gerçeklik (AR) tabanlı Microsoft Hololens kaskları için bir sonraki aşamaya geçme kararı aldı. Microsoft’un geliştirdiği Integrated Visual Augmentation System (IVAS) cihazları, askerlere durumsal farkındalık ve bir dizi ek özellik sunuyor.
Temmuz ayında, Microsoft’un ABD ordusuna IVAS cihazları teslim edeceği duyurulmuştu. Bu cihazlar, HoloLens teknolojisi temel alınarak tasarlanmıştır ve askerlerin silah uyumluluğu, navigasyon araçları ve görev planlama çalışmaları gibi alanlarda kullanımını destekliyor.
Son raporlara göre, ABD ordusu, IVAS değerlendirmesinin ikinci aşamasına geçme onayı verdi. İkinci aşamanın detayları henüz açıklanmasa da, Microsoft’un ABD ordusu için bu teknolojiyi daha da geliştirmeye devam edecek.
Rapora göre, ağustos ayında 20 adet IVAS prototipi piyade birlikleri tarafından test edildi. Bu testlerde başlıkların silah uyumluluğu, navigasyon yetenekleri ve görev planlama işlevselliği değerlendirildi. Ayrıca başlıkların konforu ve kullanılabilirliği üzerine de çalışıldı.
ABD ordusunun IVAS programının bir sonraki aşamasında, başlıkları daha uygun fiyatlı hale getirme amacıyla Microsoft ile işbirliği yapması bekleniyor. Microsoft, 10 yıllık büyük bir sözleşme kapsamında 121.000 adet başlık ve 21.9 milyar dolar değerinde cihaz tedarik etme taahhüdünde bulunmuştu. Ancak ilk versiyonlarının kullanımının zorluğu ve sağlık sorunları nedeniyle geri çekilmesinin ardından, Microsoft başlıkları iyileştirmek için çalışmalarını sürdürdü.
ABD ordusunun bir sonraki değerlendirme aşamasının yaklaşık 18 ay süreceği belirtiliyor. Bu süre zarfında, IVAS başlıklarında daha fazla geliştirme yapılması planlanmaktadır. Her şey planlandığı gibi giderse, ABD’nin IVAS başlıklarının seri üretimine 2025 yılında başlayabileceği düşünülüyor
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars’ta gerçekleştirdiği çığır açan bir deney ile tarihi bir başarıya imza attı. Bu başarı, kızıl gezegen Mars’ta insanların yaşamını sürdürebilmek için temel bir gereksinim olan oksijeni yerinde üretebilme yolunda büyük bir ilerleme olabilir.
Perseverance keşif aracı üzerinde bulunan MOXIE adlı cihaz, boyut olarak bir ekmek kızartma makinesi kadar küçük olmasına rağmen, Mars’ın ince atmosferinde bulunan karbondioksiti kullanarak bir astronotun yaklaşık üç saat boyunca hayatta kalabilmesi için yeterli miktarda oksijen üretebildi. Bu, gelecekte Mars’a yapılacak insan keşifleri ve kolonizasyonu için büyük bir umut kaynağı olarak görülüyor.
Uzmanlar, bir astronotun sadece 10 dakika boyunca yaklaşık 5 gram oksijene ihtiyaç duyduğunu belirtiyorlar ve MOXIE’nin daha büyük ölçekli üretimlerle insan yaşamını desteklemek ve hatta roket yakıtı sağlamak için büyük potansiyel taşıdığını vurguluyorlar.
NASA Yönetici Yardımcısı Pam Melroy, bu başarıyı değerlendirirken, “MOXIE’nin etkileyici performansı, Mars’ın atmosferinden oksijen üretmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Bu, gelecekteki astronotlara solunabilir hava sağlamanın yanı sıra roket itici yakıt üretimini de destekleyebilir” dedi.
Ancak, Mars’ın zorlu şartlarına karşı dikkatli olunmalıdır. Düşük atmosferik basınç, aşırı soğuk sıcaklıklar ve yüksek düzeyde radyasyon gibi faktörler, Mars’ta yaşamı sürdürmeyi daha da karmaşık hale getiriyor. Yine de, MOXIE gibi teknolojik gelişmeler, Mars’ta insanların daha fazla keşif yapma potansiyelini artırarak bu heyecan verici hedefe bir adım daha yaklaşmamıza yardımcı oluyor.