Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 318

50 dolar maliyetle OpenAI’a rakip yapay zeka geliştirildi!

Stanford ve Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar, yalnızca 50 dolarlık bulut işlem kredisiyle OpenAI’ın gelişmiş yapay zeka modelleriyle rekabet edebilecek seviyede bir yapay zeka modeli geliştirdi. “s1” adı verilen bu model, OpenAI’ın o1 ve DeepSeek’in R1 modellerine yakın bir performans sergileyerek, büyük bütçelerle geliştirilen yapay zeka modellerine gerçekten gerek olup olmadığı konusunda soru işaretleri yarattı. Özellikle düşük maliyetle güçlü bir modelin eğitilebilmesi, yapay zeka alanındaki yatırım anlayışının sorgulanmasına neden oldu.

50 dolar maliyetle OpenAI’a rakip yapay zeka tasarlandı

s1 modeli, GitHub üzerinden açık kaynak olarak erişime sunulmuş durumda. Araştırmacılar, bu modeli oluştururken mevcut bir yapay zeka modelini baz alıp “damıtma” (distillation) yöntemiyle eğitti. Bu süreçte, Google’ın Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental modelinin yanıtları kullanılarak s1’in akıl yürütme yetenekleri geliştirildi. Benzer yöntemler daha önce de kullanılmıştı, ancak en dikkat çekici nokta, s1’in sadece 50 dolarlık bir maliyetle ortaya çıkması oldu. Geçtiğimiz aylarda Berkeley Üniversitesi’nden araştırmacılar, benzer bir yapay zeka modelini eğitmek için 450 dolar harcamıştı. Ayrıca, OpenAI modellerini damıtarak kendi modellerini eğittiği söylenen DeepSeek’in de benzer bir strateji izlediği biliniyor.

50 dolar maliyetle OpenAI’a rakip yapay zeka tasarlandı.

Bu tür düşük bütçeli başarılar, büyük teknoloji şirketlerinin milyarlarca dolarlık yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği konusunda yeni tartışmalara yol açıyor. Eğer küçük araştırma ekipleri birkaç yüz dolara rekabetçi modeller üretebiliyorsa, büyük çaplı yatırımların gerçekten gerekli olup olmadığı merak konusu haline geliyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: s1’in eğitimi sırasında kullanılan Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental modeli, Google AI Studio üzerinden ücretsiz erişime açık olsa da, Google’ın kullanım koşulları modellerin tersine mühendislik ile yeniden oluşturulmasını yasaklıyor. Şirketin bu konudaki tutumu ve olası yaptırımları henüz netlik kazanmış değil.

Araştırmacılar, s1 modelini geliştirirken yapay zeka modellerinin belirli davranışları taklit edebilmesi için denetimli ince ayar (SFT) yöntemini kullandı. Modelin akıl yürütme yetenekleri, nispeten küçük bir veri kümesiyle damıtılarak geliştirildi. Çinli teknoloji devi Alibaba’nın Qwen laboratuvarına ait küçük ölçekli açık kaynak bir model üzerine inşa edilen s1, 1.000 özenle seçilmiş soru ve bu soruların ayrıntılı düşünme süreçleriyle eğitildi. Eğitim süreci sadece 30 dakika sürerken, 16 adet Nvidia H100 GPU kullanıldı.

Meta, Google ve Microsoft gibi devler, 2025 yılı içinde yapay zeka altyapısına yüz milyarlarca dolar yatırım yapmayı planlarken, s1 gibi projeler büyük yatırımlar olmadan da güçlü yapay zeka modellerinin ortaya çıkarılabileceğini gösteriyor. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken kritik bir nokta var: Damıtma yöntemi her zaman mükemmel sonuçlar vermeyebilir. Bunu bir öğretmen-öğrenci ilişkisine benzetmek mümkün. Öğretmen, öğrencisine bildiklerini aktarabilir, ancak bunu yaparken kendi hatalarını ve yanlı duruşunu da farkında olmadan aktarabilir.

Damıtma yöntemi, genellikle büyük ve güçlü modellerin yeteneklerini daha küçük ve verimli modellere aktarmak için kullanılır. Ancak bu süreç, sıfırdan yeni ve daha güçlü modeller yaratmak için yeterli değildir. Yani, damıtılan bir model genellikle eğitildiği modelin kapasitesini aşamaz. Gerçek dünyada zaman zaman öğrenci öğretmeni geçebilir, ancak yapay zeka dünyasında damıtma yöntemleriyle küçük bir modeli çok daha üstün hale getirmek pek mümkün değildir. Yine de, güçlü modelleri isabetli bir şekilde taklit edebilmek ve ince ayarlamalarla belirli açılardan daha iyi hale getirmek mümkün olabilir. Ancak tamamen yeni ve güçlü yapay zeka modelleri yaratmak için hâlâ büyük yatırımlar gerekiyor.

Intel’in veri merkezi işlemcileri satış hedefine ulaşamadı!

0

Intel, veri merkezi işlemcisi pazarında tarihi bir gerileme sürecine girmiş durumda. 2024 yılı itibarıyla şirketin veri merkezi işlemci satışları son 13 yılın en düşük seviyesine inerken, AMD’nin güçlü rekabeti ve yapay zeka odaklı yeni sistemlerin yükselişi Intel’in pazardaki konumunu daha da zorlaştırıyor. 2010’ların ortalarında bulut bilişimin yaygınlaşmasıyla pazarı domine eden Intel, düşük çekirdek sayısına sahip işlemcileri yüksek adetlerde satarak büyük kazançlar elde ediyordu.

Intel’in veri merkezi işlemcileri satış hedefinin uzağında kaldı

Ancak AMD’nin 2019’dan itibaren rekabeti artırması ve 2022’de 96 çekirdekli 4. Nesil EPYC işlemcilerini piyasaya sürmesiyle birlikte pazarın dengesi değişti. Yapay zeka odaklı veri merkezleri artık çok sayıda CPU yerine daha az CPU ve yüksek sayıda GPU içeren sistemlere yöneliyor. Bu da Intel’in geleneksel iş modelinin geçerliliğini kaybetmesine neden oldu.

Pazar analizlerine göre Intel’in veri merkezi işlemci satışları 2011’e kıyasla yüzde 20, 2021’e kıyasla ise yüzde 80 oranında azalmış durumda. Ancak ilginç bir şekilde şirketin gelirlerinde bir miktar artış yaşandı. Bunun temel sebebi, müşterilerin daha yüksek çekirdek sayısına sahip işlemcilere yönelmesi ve fiyatların yükselmesi oldu. Şirketin mali raporlarında, sunucu işlemci fiyatlarının 2023’e göre yüzde 12 arttığı ancak satış hacminin yüzde 10 düştüğü görülüyor. Yani Intel, daha az sayıda işlemci satarak gelir artışı elde etmeye çalışıyor ancak pazar payı kaybı engellenemiyor.

Özellikle COVID-19 döneminde bulut bilişim ihtiyacının artmasıyla Intel 2020 ve 2021 yıllarında satışlarını yükseltmişti. Ancak 2022’den itibaren, genel amaçlı sunucu taleplerinin azalması ve yapay zeka destekli sistemlerin daha çok GPU tabanlı bir yapıya geçiş yapmasıyla Intel’in satışları ciddi şekilde düştü. 2023’te başlayan bu düşüş 2024’te de devam etti ve şirketin veri merkezi işlemcilerinde tarihi bir gerileme yaşandı. Intel, bu gidişata karşı 2024 yılında Xeon 6 serisi işlemcilerini piyasaya sürdü. Bu işlemciler, 128 yüksek performanslı veya 144 enerji verimli çekirdek seçenekleri sunuyor. Ancak müşterilerin daha az sayıda fakat daha güçlü işlemcilere yönelmesi, toplam satış adetlerindeki düşüşü engelleyemedi. Gelirlerdeki artışa rağmen pazar payı kaybı sürüyor ve Intel, veri merkezi alanında büyük bir dönüşüm yaşayan sektörde zemin kaybetmeye devam ediyor.

Kriptolar daire mülkiyetinde soruna neden oldu

Bir tane ev sahibi yerine yüzlerce ev sahibiniz olduğunu ve sıcak su sorununuzu çözmeleri için onları blok zincirinde aramanız gerektiğini düşünün. Bu, Kriptolar daire kiracıları için yeni gerçeklik. Bu bölge, kâr amacıyla topluluklar oluşturan büyük şirketler ve gayrimenkul spekülatörleriyle fazlasıyla uğraşmış bir bölge.

Kriptolar daire mülkiyetinde büyük problem yarattı

Gayrimenkul tokenizasyonunda dünya lideri” olarak kendini tanımlayan RealT, sübvansiyonlu evleri kapmak için yaygın bir kripto planını ortaya çıkardı ve kiracılarını teknoloji meraklıları için deney farelerine dönüştürdü. Plan şu şekilde işliyor. Önce bir emlak firması düşük kiralı mahallelerde evler satın alıyor ve Kriptolar daire şeklinde yeni bir mülkiyet modeli oluşturuyor. Sonra firma, RealT platformunda yüz binlerce “RealToken” şeklinde mülklerinin “kesirli mülkiyet” hisselerini satıyor ve bu da kripto para birimi Ethereum ile satın alınabiliyor. Daha sonra mülkün yönetimi, kiracıları bulan ve kirayı toplayan yerel bir mülk yöneticisine devredilir. RealT daha sonra yatırımcılara, mülkün kira gelirine karşılık RealToken’lardaki paylarına göre USD Coin gibi stablecoin’ler şeklinde haftalık ödemeler yapar.

Kısacası, Kriptolar daire modeli ile bu, zaten korkunç olan ve çoğunlukla ev sahiplerini kayıran, kiracıların refahını hiçe sayan bir kiralama pazarına daha fazla umursamaz aracı eklemenin uzun ve karmaşık bir yolu. Oxford Üniversitesi’nden emekli işletme profesörü Andrew Baum Outlier: “Gayrimenkulde kripto ile ilgili hayal edebileceğiniz her türlü korkunç, distopik senaryo var. Çatınız akıyorsa, şirketten parayı nasıl çekeceksiniz?” diyor.

RealT Florida merkezli olsa da kripto yatırımcıları yurtdışındadır. Şirketin yalnızca ABD dışından erişilebilen tam web sitesi, yatırım tavsiyeleri ve  borç verenler için açıklamalarla doludur. Şirketin önceliğinin ihtiyaç sahibi topluluklara konut sağlamaktan çok, Kriptolar daire sahipleri için karı maksimize etmek olduğunu açıkça ortaya koyar.

Platformun kiracıları, Outlier’a, platformun taşeron yönetim grupları tarafından ele alınmayan siyah küf, su basan borular ve bozuk klimalar gibi sorunlar nedeniyle Kriptolar dairelerinde koşulların kötü olduğunu söyledi.

Yenilenmiş telefon pazar Yepy açıldı!

0

sahibinden.com kullanılmış cep telefonlarının yenilenerek uygun fiyatlarla yeni kullanıcılarla buluşmasını sağlayan yeni pazaryeri Yepy’yi tanıttı. Yepy, eski cihazları satın alarak lisanslı yenileme merkezlerinde yenilenmiş telefonları garanti ve taksit imkanıyla satışa sunuyor.

Yepy, kullanıcıların teknolojik cihazlara daha uygun fiyatlarla ulaşmasını sağlamak amacıyla geliştirildi. Platform, ilk etapta cep telefonları için hizmet veriyor. Kullanıcılar, eski telefonlarını satabiliyor ve yenilenmiş cihazları uygun fiyatlarla satın alabiliyor.

Ticaret Bakanlığı tarafından onaylı “Yenileme Merkezi” lisansı alan firmalar, cihazları TSE yenileme standartlarına uygun şekilde yenileyerek tekrar satışa sunuyor. Yepy, elektronik atıkların azaltılması, kaynak tasarrufu ve ithalat bağımlılığının düşürülmesi gibi amaçlarla geliştirilmiş bir sistem sunuyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) ve Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü (UNITAR) tarafından yayımlanan Küresel E-atık Monitörü 2024 raporuna göre, dünyada her yıl 62 milyon ton, Türkiye’de ise 1,1 milyon ton elektronik atık üretiliyor. Türkiye, Asya kıtasında en fazla elektronik atık üreten ülkeler arasında beşinci sırada yer alıyor.

Türkiye’de elektronik atıkların yalnızca %12’si geri dönüştürülüyor. Yepy gibi platformlar, ikinci el cihazların değerlendirilmesini sağlayarak çevresel etkileri azaltıyor ve döngüsel ekonomiye katkı sunuyor. Kullanılabilir durumdaki cihazlar, Yepy aracılığıyla tekrar satışa sunularak tüketicilere güvenli ve şeffaf bir alışveriş imkânı sağlanıyor.

Yepy üzerinden yenilenmiş telefonlar, 12 aya kadar taksit seçenekleriyle satışa sunuluyor. Yenileme işlemleri tamamlandıktan sonra cihazlar kapsamlı testlerden geçirilerek yenileme merkezleri tarafından 1 yıl garantili olarak satışa sunuluyor. Kullanıcılar, eski cihazlarını birden fazla teklif arasından en avantajlı fiyatla satabiliyor. Böylece, kullanılmayan cihazlar ekonomik bir değere dönüşüyor.

sahibinden.com CEO’su Burak Ertaş, Yepy’nin ikinci el ve yenilenmiş teknolojik ürünlerin yeniden ekonomiye kazandırılması açısından önemli bir iş modeli sunduğunu belirtti. Yepy ve İkinci El Alışverişten Sorumlu Genel Müdür Hakan Orhun, Yepy’nin ikinci el telefon pazarında yeni bir dönem başlattığını ve gelecekte farklı elektronik cihazların da platformda yer alacağını açıkladı. Kullanıcılar, yenilenmiş cihazları uygun fiyatlarla satın alabilirken, eski cihazlarını da hızlı ve güvenilir bir şekilde satabiliyor.

Reaktörlerde nükleer yakıt için alternatifler neler?

0

Düşük zenginleştirilmiş uranyum malzemeleri gibi yüksek performanslı nükleer yakıtların kullanımını hızlandırmak için yeni bir Avrupa Birliği araştırma projesi olan EU-CONVERSION başlatıldı. Proje, bu tür yakıt kaynaklarını kullanmanın ve Avrupa’daki mevcut nükleer reaktörleri dönüştürmenin yollarını bulmayı umuyor. Proje, EU-QUALIFY, LEU-FOREvER ve HERACLES-CP olmak üzere üç başka projeye dayanmaktadır. Almanya’nın FRM-II araştırma reaktörünü ve önerilen Fransız malzeme test reaktörü Jules Horowitz’i (JHR) dönüştürmeye odaklanıyor.

Reaktörlerde nükleer yakıt

Birincisi, Almanya’nın FRM-II’si, yoğun nötron akısını oluşturmak için yüzde 95’in üzerinde uranyum-235’e zenginleştirilmiş yakıta güvenir. Ancak bu tür yakıtlar yaygın olarak potansiyel bir nükleer yayılma riski olarak görülür ve bu nedenle sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bu amaçla Münih Teknik Üniversitesi (TUM), uygun yakıt mevcut olduğunda daha düşük zenginleştirme oranlarının kullanılmasına yönelik yollar bulmak amacıyla Alman hükümeti ve Bavyera Eyaleti ile bir anlaşmaya vardı.

Şu anda hem Bavyera Eyaleti hem de Alman hükümetleri FRM-II reaktörünü finanse ediyor, bu nedenle onların katılımı projenin başarısı için elzemdir. Böyle bir düzenleme aynı zamanda reaktörün ilk olarak 2003’te verilen işletme lisansının koşullarından biridir. AB -DÖNÜŞÜM projesinin 12,8 milyon avro (13,3 milyon $) bütçesi var ve kısmen Avrupa Birliği’nin Ufuk 2020 araştırma ve inovasyon programı tarafından finanse ediliyor. TUM dışında, birkaç başka araştırma kurumu da projeye katılacak.

Proje için düşük zenginleştirilmiş fisil yakıtlar için iki aday değerlendiriliyor. Bunlar uranyum-molibden (U-Mo) ve bir diğeri uranyum silisit (U2Si3) bazlı olabilir. Belçika Nükleer Araştırma Merkezi’nin BR2 araştırma reaktörü başlangıçta her iki yakıtı da aşırı ışınlama koşulları açısından test edecek. Bu amaçla, her iki malzeme de BR2 reaktörü içinde iki ila üç döngü (55 ve 75 gün) geçirecek. World Nuclear News’e (WNN) göre, gösteri testi bu yıl başlayacak ve ışınlama 2027-2028’de başlayacak. Işınlamadan sonra test analizleri 2030’ların başına kadar devam edecek.

Market fiyatları artık tek sitede

0

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır market fiyatlarının karşılaştırılabileceği “marketfiyati.org.tr” platformunun erişime açıldığını duyurdu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından geliştirilen platform, vatandaşların zincir marketlerdeki ürün fiyatlarını karşılaştırmasına olanak tanıyor.

TÜBİTAK tarafından geliştirilen marketfiyati.org.tr internet sitesi ile meyve, sebze, et, tavuk, balık, süt ürünleri, kahvaltılık, içecek, temel gıda, temizlik ve kişisel bakım ürünleri başta olmak üzere 50 bine yakın ürünün fiyatları anlık olarak karşılaştırılabiliyor.

Sistem vatandaşların alışveriş yapmadan önce en uygun fiyatlı ürünü bulmasını sağlıyor. Kullanıcılar site üzerinden filtreleme yaparak farklı marketlerdeki fiyatları karşılaştırabiliyor ve en yakın marketten ürün temini konusunda bilgi edinebiliyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada internet sitesinin linkini paylaşarak “Merkez Bankası ve ilgili kamu kurumlarının araştırmaları için TÜBİTAK eliyle yürüttüğümüz çalışmanın ürünü olan internet sitesini tüm vatandaşlarımızın erişimine açtık. Böylelikle herkes, zincir market şubelerindeki 50 bine yakın ürünün fiyatını görebilecek ve karşılaştırma yapabilecek” ifadelerini kullandı. Projenin, tüketiciye daha fazla şeffaflık ve bilinçli alışveriş imkanı sunduğu vurgulandı.

Merkez Bankası ile yürütülen proje kapsamında 7 zincir marketin fiyat verileri TÜBİTAK BİLGEM sistemlerine aktarıldı. TÜBİTAK BİLGEM, gelen verileri analiz ederek aykırı değerleri temizleme ve veri kalitesini artırma amaçlı metotlar uyguladı.

Bu veriler CimriMarkette ve MarketTamam uygulamaları ile entegre edilerek anlık olarak yayınlanıyor. Verilerin güvenilirliği için düzenli olarak güncelleme yapıldığı ve olası hata paylarının minimize edilmesi için algoritmalar kullanıldığı belirtildi.

Market fiyatlarının karşılaştırılması için geliştirilen “Market Fiyatı” mobil uygulaması da yakında erişime açılacak. Kullanıcılar internet sitesi ve mobil uygulama aracılığıyla çevresindeki marketlerdeki ürün fiyatlarını anlık olarak görebilecek ve alışverişlerini en uygun fiyatlarla planlayabilecek. Mobil versiyonu kullanıcıların konum bilgilerini kullanarak en yakın marketlerdeki fiyatları listeleyebilecek. Ayrıca belirli ürünler için fiyat değişiklikleri hakkında bildirim alınabilecek.

Yeni Windows 11 güncellemesi, Adobe Premiere Pro’yu bozdu!

0

Windows 11 için Ocak 2025’te yayınlanan KB5050094 güncellemesi, bazı Adobe Premiere Pro kullanıcıları için ciddi sorunlara neden oldu. Bu güncelleme, video düzenleme yazılımının bazı temel işlevlerini bozarak, kullanıcılara büyük bir sıkıntı yaşatıyor. Özellikle, video kliplerini zaman çizelgesinde taşıma veya sürükleme işlevlerinin çalışmaması, bu sorunun en belirgin belirtisi. Kullanıcılar, klipleri sürüklemeye çalıştıklarında genellikle seçim aracının üzerinde bir “x” işareti görüyor ya da hiç bir işlem yapılmasına izin verilmediğini belirtiyorlar.

Yeni Windows 11 güncellemesi, Adobe Premiere Pro’da sorun yarattı

Sorun, özellikle birden fazla monitörle çalışan ve ekran ölçeklendirme ayarlarını değiştiren kullanıcılar arasında yaygın. Bu, Premiere Pro’nun zaman çizelgesindeki kliplerin taşınmasını engelleyerek, video düzenleme sürecinde önemli bir darboğaza yol açıyor. Kullanıcılar, işlem sırasında video klipleri sürüklerken, arayüzdeki öğelerin tepki vermemesi ya da beklenen hareketin gerçekleşmemesi gibi engellerle karşılaşıyor.

Microsoft, şu an için bu sorunu resmen kabul etmiş değil. Dolayısıyla, bu durumu çözmek için kullanıcılara sunulan en basit çözüm, KB5050094 güncellemesini geri almaktır. Kullanıcılar, Windows Ayarları’na gidip, “Windows Update” sekmesinden “Güncelleştirme Geçmişi”ni açarak, ilgili güncellemeyi bularak kaldırabilirler. Bu işlemin ardından bilgisayar yeniden başlatılarak eski sürüme dönülebilir.

KB5050094 güncellemesi, isteğe bağlı bir güncelleme olduğu için kullanıcıların otomatik olarak bu güncellemeyi indirip yüklemeleri söz konusu değil, ancak birçok kullanıcı bu güncellemeyi farkında olmadan yükleyip Adobe Premiere Pro ile ilgili sıkıntılar yaşamaya başlamış durumda. Bu, Windows 11 güncellemelerinin bazen bazı yazılımlar veya donanımlarla uyumsuzluk sorunları yaratabileceğine dair bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Bu film, OpenAI’ın hikayesinden ilham alacak!

Alignment adlı yeni film, yapay zekanın bilinç kazanmasının tehlikeleri ve bunun küresel ölçekte yarattığı krizlere odaklanacak. Film, OpenAI ve Google gibi büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka geliştirme süreçlerinin nasıl potansiyel felaketlere yol açabileceğini sorgulayan bir yapım olarak dikkat çekiyor.

Bu film, OpenAI’ın hikayesinden ilham alarak çekilecek

Filmin hikayesi, OpenAI benzeri bir yapay zeka şirketinde geçiyor. Şirket, geliştirdiği yapay zeka modelinin borsayı manipüle ederek büyük bir finansal krize yol açmasına neden oluyor. Filmdeki ana karakterler, prensiplerine sadık bir yönetim kurulu üyesi ile genç bir yazılımcıdan oluşuyor. Bu ikili, gelişen felaketi durdurmak ve yapay zekayı kapatmak için harekete geçiyor. Ancak bu görevi başarabilmeleri için şirketin üst düzey yöneticileri ve çalışma arkadaşlarını, yalnızca kâr peşinde koşan kişiler, ikna etmeleri gerekiyor. Dünya büyük bir kaosa sürüklenirken, şirket, olayları nasıl yöneteceğine dair kararlar almakta zorlanıyor.

Bu film, OpenAI'ın hikayesinden ilham alarak çekilecek.

Alignment filminin senaryosunu Natan Dotan yazdı. Dotan’ın senaryosu Hollywood’da büyük ilgi gördü ve birden fazla yönetmen bu projeye ilgi gösterdi. Sonunda, Joe Wright, Atonement ve Pride & Prejudice gibi ünlü filmlerle tanınan yönetmen, bu projeyi üstlendi. Yapımcı ise Fifth Season adlı bir şirket.

Film, sadece bir yapay zeka felaketi hikayesinden fazlasını vaat ediyor. Alignment, yapay zekanın bilinç kazanması ve bu süreçte insanların bu yeni teknolojiyi yönetme biçimleri hakkında derin bir tartışma başlatmayı hedefliyor. Şirketlerin kâr odaklı yaklaşımının, etik sorumluluklardan kaçmak için gösterilen çabaların ve yapay zekanın gelişiminin ne gibi riskler taşıdığına dair sorgulamalar yapılıyor.

Filmin odak noktasında, bu tür gelişmelerin nasıl dünya çapında bir krize yol açabileceği ve insanlık için büyük tehditler oluşturabileceği yer alıyor. Bu noktada, Alignment, yapay zekanın ne kadar hızlı gelişebileceği ve bunun yalnızca finansal kazançları değil, aynı zamanda insan hayatını da tehlikeye atabileceği mesajını veriyor. Konunun sinemada bu kadar önemli bir şekilde ele alınması, Hollywood’un ve izleyicilerin bu teknolojinin geleceği hakkındaki endişelerini yansıtması açısından önemli bir adım.

Alignment henüz geliştirilme aşamasında olsa da, şu anki durumuyla bile yapay zekanın potansiyel tehditlerine dair büyük bir merak uyandırıyor. Proje, yapay zekanın geleceği ile ilgili büyük tartışmalara yol açmaya hazırlanırken, Hollywood’un en dikkat çekici projelerinden biri olmaya aday. Filmin ilerleyen zamanlarda hızlı bir şekilde şekillenmesi bekleniyor.

Doğuş Teknoloji, “Geleceğe Giriş” programının başvurularını açtı!

Doğuş Teknoloji, her yıl binlerce gencin kariyerine yön veren “Geleceğe Giriş” programının başvurularına 10 Şubat itibarıyla başladı. Bu yıl, yapay zeka destekli mülakat süreci ve diğer yeniliklerle dikkat çeken program, yaklaşık 150 gence istihdam sağlamayı hedefliyor. Programın başvuruları 6 Mart’a kadar www.gelecegegiris.com adresi üzerinden alınacak.

Doğuş Teknoloji’nin “Geleceğe Giriş” programının başvuruları açıldı

2017 yılından beri devam eden Geleceğe Giriş, Türkiye’nin dört bir yanındaki gençlere eşit fırsatlar sunarak teknoloji sektörüne nitelikli iş gücü kazandırıyor. Geçtiğimiz yıl 86 farklı üniversiteden gençlerin katılımıyla genişleyen program, bu yıl da yenilikçi yaklaşımlarla gençlere farklı alanlarda deneyim kazanma fırsatı sunuyor. Yapay zeka destekli mülakat süreci, adayların yanıtlarını metne dökerek daha verimli bir değerlendirme süreci sağlıyor. Ayrıca, Speedboot aşaması sayesinde, .NET ve iş analistliği gibi alanlarda yoğun başvurular daha etkin şekilde değerlendirilebilecek.

Doğuş Teknoloji'nin "Geleceğe Giriş" programının başvuruları açıldı.

Programın en önemli özelliklerinden biri olan Rotasyon Modeli, gençlerin farklı ekiplerde deneyim kazanmasını sağlıyor. Bu sayede katılımcılar, hem teknik hem de yönetsel becerilerini geliştirebiliyor, farklı disiplinlerde çalışma şansı buluyorlar. Bu model, gençlerin kariyer yolculuklarında daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı oluyor.

Doğuş Teknoloji CEO’su Semih İncedayı, gençlere yatırım yapmanın önemini vurgulayarak, “Geçen yıl kadroya geçen stajyerlerle birlikte şirketimizin %31’inin genç yeteneklerden oluştuğunu gururla söylemek isterim. Her yıl daha da güçlendirdiğimiz Geleceğe Giriş programında, adil ve kapsayıcı bir seçim süreci yürütmeye özen gösteriyoruz,” dedi.

Program hakkında daha fazla bilgi almak ve başvuru yapmak isteyenler, 6 Mart’a kadar www.gelecegegiris.com adresini ziyaret edebilirler.

Hyundai Assan adını değiştiriyor! İşte yeni ismi

0

Hyundai Assan resmi şirket unvanını Hyundai Motor Türkiye olarak değiştireceğini açıkladı. Türkiye’de 1997 yılından bu yana üretim yapan Hyundai kalite standartları açısından 5 yıldız seviyesine sahip. Made in Türkiye ibaresiyle üretilen araçlar yine aynı şekilde ihraç edildiği pazarlarda Türk işçisinin emeğini ve kaliteli üretimini göstermeye devam edecek.

Hyundai Assan, unvanını Hyundai Motor Türkiye olarak değiştiriyor

Hyundai Assan 2021 yılında bir değişim sürecine girerek Hyundai Motor Company’nin hisselerini yüzde 97’ye çıkarmıştı. Bu sürecin devamı olarak şirketin ticari unvanı Hyundai Motor Türkiye Otomotiv A.Ş. olarak güncellendi. Bu değişiklikle birlikte Avrupa başta olmak üzere 40’tan fazla ülkeye ihraç edilen araçlar artık Hyundai Motor Türkiye ismiyle satışa sunulacak.

Hyundai

İzmit’teki fabrikasında üretim yapan Hyundai, yedek parça temini ve servis hizmetlerinde de bu sayede hızlı çözümler sunuyor. Bu fabrikanın aynı zamanda Hyundai Motor Grubu içinde üretim yapan 33 fabrika arasında 5 yıldız kalite ödülüne sahip ilk fabrika olduğunu da belirtelim.

Şirket araç üretiminde kullandığı parçaların büyük bölümünü Türkiye’de bulunan 50’den fazla tedarikçisinden temin ederek üretimde yüzde 55’in üzerinde yerlilik oranına ulaşıyor. Bu sayede istihdama ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlıyor.

Hyundai Motor Company ve Kibar Holding ortaklığıyla 180 milyon dolar yatırımla kurulan fabrika başlangıçta 50 bin araç üretim kapasitesine sahipken 2006 yılında bu kapasite 100 bine 2013 yılındaki yatırımlarla ise 210 bine çıkarıldı. Yapılan iyileştirme ve verimlilik çalışmalarıyla da günümüzde 245 bin adet üretim kapasitesine ulaşıldı. 1997’den bu yana 3 milyonun üzerinde araç üretildiğini de söyleyelim.

EXPOHIS ve TUYAD güçlerini birleştiriyor!

0

ExpoHIS, Türkiye’nin uluslararası fuar temsilciliği ve milli katılım organizasyonları alanındaki lider firmalarından biri olarak, önemli bir stratejik iş birliğine imza atarak TUYAD (Telekomünikasyon Uydu ve Yayıncılık İş İnsanları Derneği) ile güçlerini birleştirdi. Bu iş birliği, Türk uydu teknolojileri sektörünün küresel pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmesini sağlamayı ve sektöre yeni iş fırsatları yaratmayı hedefliyor. İki kurum arasındaki bu ortaklık, özellikle Türkiye’nin uydu teknolojileri alanında uluslararası alandaki rekabet gücünü artırmaya yönelik önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

EXPOHIS ve TUYAD, kapsamlı bir işbirliğine gidiyor

ExpoHIS tarafından düzenlenen Avrasya Teknoloji Haftası’nın en önemli etkinliklerinden biri olan Mobilefest Teknoloji Fuarı, bu iş birliğinin ilk somut örneklerinden birini sunuyor. Bu fuarda, TUYAD ile birlikte, uydu TV, internet, veri ve servis sağlama alanlarında faaliyet gösteren yerli firmalar da yer alacak. Fuarda, uydu teknolojilerinin yanı sıra 5G & Telekomünikasyon, Siber Güvenlik, Yapay Zeka ve E-Mobilite gibi önemli konular da vurgulanacak. Bu, fuarın kapsamının genişlemesi ve sektördeki en son teknolojilerin sergilenmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor.

Fuarda ayrıca, “Uydu Teknolojileri” başlığı altında yeni bir bölüm oluşturulacak. Bu bölümde, TUYAD üyeleri sektörün global liderleriyle bir araya gelerek, uluslararası iş ağlarını genişletme ve yeni pazarlarla bağlantılar kurma imkanı bulacak. Bunun yanı sıra, ExpoHIS’in küresel ağı sayesinde Türk firmaları dünya çapında daha güçlü bir konum elde etme fırsatına sahip olacak. Türk teknoloji sektörünün yenilikçi gücünü global arenada daha da pekiştirmeyi amaçlayan ExpoHIS, TUYAD ile gerçekleştirdiği bu stratejik ortaklıkla, Türk uydu teknolojileri ekosisteminin uluslararası başarısını daha da ileriye taşımayı planlıyor.

Bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek olan Avrasya Teknoloji Haftası, yerli ve yabancı teknoloji devlerini İstanbul’da bir araya getirecek ve sektördeki en yenilikçi konulara odaklanacak. 5G & Telekomünikasyon, Siber Güvenlik, Yapay Zeka, E-Mobilite, Uydu Teknolojileri, Finansal Teknolojiler ve Ödeme Sistemleri gibi temalar, fuarın ana konuları arasında yer alacak. Türk şirketlerine hem bölgesel hem de uluslararası pazarlarda yeni iş birlikleri ve yatırım fırsatları sunarak, Türk teknolojisinin dünya sahnesine taşınmasına katkıda bulunacak bu fuar, sektörün geleceği için kritik bir rol oynayacak.

WhatsApp, etkinlik düzenleme özelliğini genişletiyor!

0

WhatsApp, etkinlik yönetimini daha esnek ve kullanıcı dostu hale getirmek amacıyla yeni bir özellik üzerinde çalışıyor. Bu özellik, şu anda Android kullanıcıları için test edilen WhatsApp beta 2.25.3.17 güncellemesiyle devreye girdi. Etkinlik oluşturma ve yönetme işlemlerini daha geniş bir kapsamda kullanıcıların erişimine sunmayı amaçlayan bu yenilik, etkinlik davetiyelerini daha verimli hale getiriyor. Özellikle etkinliklere katılacak kişiler, artık yalnızca kendilerini değil, yanlarında bir misafir getirme imkanı da bulacaklar. Bu, etkinlik organizatörlerine etkinliklerinin kapsamını daha doğru bir şekilde planlama fırsatı veriyor.

WhatsApp, etkinlik düzenleme özelliğini iyileştirecek

Yeni özellik, katılımcılara etkinlik davetlerine yanıt verirken sadece katılımlarını belirtmekle kalmayıp, yanlarında birini getirme seçeneği de sunuyor. Katılımcılar etkinlik davetlerine yanıt verirken, yalnızca “katılacağım” veya “katılmayacağım” gibi seçenekler yerine, “yanımda birini getirecek miyim?” gibi bir seçenek de belirtebilecekler. Bu, organizatörlerin etkinlik için gereken yer ve diğer lojistik detayları önceden daha doğru şekilde planlamasına olanak sağlıyor. Böylece etkinlikteki katılımcı sayısı hakkında daha net bir bilgi elde edilebilecek.

WhatsApp’ın bu yeni özelliği, etkinlik organizatörlerine de önemli esneklikler sunuyor. Etkinlik oluşturulurken organizatörler, misafir davet etme özelliğini açıp kapatabilme yeteneğine sahip olacaklar. Misafir davet etme özelliği açık olduğunda katılımcılar yanlarında bir misafir getirebilecek. Ancak organizatörler, bu seçeneği kapalı tutarak etkinliği yalnızca davetli kişilerle sınırlı tutabilecekler. Bu, daha özel ve kontrol altında bir etkinlik yapmak isteyen organizatörler için önemli bir özellik. Misafirlerin davet edilip edilmeyeceğine dair karar tamamen organizatörlerin takdirine bağlı olacak.

Bu özelliğin organizasyon süreçlerinde yaratacağı esneklik, özellikle düğünler, partiler ve diğer etkinlikler için büyük bir fayda sağlayabilir. Katılımcıların yanlarında misafir getirmesi, etkinliklerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir, ancak organizatörler bu durumu kontrol etmekte de tamamen özgür olacaklar. Özetle, WhatsApp’ın etkinlik yönetimine dair sunduğu bu yeni özellik, hem katılımcılar hem de organizatörler için etkinlik süreçlerini daha kolay ve daha esnek bir hale getirecek gibi görünüyor.

SEC ile Binance arasındaki yargı süreci duraklatıldı!

ABD’de SEC ile Binance arasındaki uzun süredir devam eden yargı sürecine dair önemli bir gelişme yaşandı. SEC (ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu) ve Binance, aralarındaki dava sürecine 60 gün süreyle ara verilmesi için ortak başvuruda bulundular. Mahkemeler, bu başvuruyu gece geç saatlerde onayladı ve süreç geçici olarak duraklatıldı. Bu karar, her iki tarafın, yargı sürecinde daha fazla ilerlemeden önce belirli bir süre daha konuşmaları ve anlaşmaları gerektiğini gösteriyor.

SEC ve Binance arasındaki yargı süreci duraklatılıyor

Binance sözcüsü, yargı sürecinin duraklatılmasıyla ilgili olarak bir açıklama yaptı. Açıklamada, SEC Başkan Vekili Mark Uyeda’ya, dijital varlıklar ve blockchain teknolojisinin yasal bir çerçeveye kavuşturulması yönünde gösterdiği kararlı yaklaşım nedeniyle minnettarlıklarını dile getirdi. Binance, bu yasal süreçlerin temelsiz olduğunu ve SEC’in davasının hiçbir sağlam temele dayanmadığını vurguladı. Şirket, bu süreçlerin sona ermesini ve Binance’in gerekli lisanslarla faaliyet gösteren, güvenli ve güvenilir bir kripto varlık borsası olma hedefini sürdürmeyi arzuladığını belirtti.

Bu gelişme, özellikle kripto varlık sektörü için büyük bir önem taşıyor. Kripto borsaları ve dijital varlıklarla ilgili yasal düzenlemeler, dünya genelinde birçok ülkede gündemdeki sıcak konulardan biri. Binance, globaldeki en büyük kripto borsalarından biri olarak, bu yargı sürecinin şirketin faaliyetlerini nasıl etkileyeceği konusunda endişeliydi. SEC’in Binance’e açtığı dava, şirketin yasal yükümlülükleri ve faaliyetlerini nasıl sürdürebileceği konusunda büyük belirsizlikler yaratmıştı. Ancak şimdilik, mahkemenin süreçle ilgili ara verme kararı alması, taraflar arasında bir çözüm için daha fazla zaman tanıyacak gibi görünüyor.

Bu kararın arkasında, dijital varlıkların düzenlenmesi ve yasal bir çerçeveye kavuşturulması ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Kripto para birimleri ve blockchain teknolojisi, son yıllarda büyük bir yükseliş gösterdi, ancak bu alanda yasal belirsizlikler hala devam ediyor. ABD ve diğer ülkelerdeki düzenleyiciler, bu sektörü daha sağlam temellere oturtmak amacıyla çeşitli düzenlemeler üzerinde çalışıyorlar. Bu bağlamda, SEC’in Binance’e açtığı dava ve Binance’in yasal savunmaları, tüm sektör için önemli bir örnek teşkil ediyor.

Sonuç olarak, SEC ve Binance arasındaki yargı sürecinde alınan bu 60 günlük ara, kripto varlıkların geleceği için önemli bir adım olabilir. Bu ara, her iki tarafın da daha sağlıklı bir çözüm için görüşmeler yapmasına olanak tanıyacak ve kripto varlıkların yasal çerçevede daha güvenli bir şekilde işlem görmesi için önemli bir fırsat yaratabilir.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı başvuruları açıldı!

0

Bilişim Vadisi, Türkiye’nin dört bir yanından girişimciler, oyun geliştiriciler, akademisyenler ve yatırımcıları bir araya getirecek olan DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı 2025 etkinliğini 13-18 Nisan tarihleri arasında Bilişim Vadisi İzmir Kampüsü’nde düzenleyecek. Etkinlik, oyun sektörüne ilgi duyan herkesin katılabileceği ve sektörün geleceğine katkı sağlamayı amaçlayan önemli bir platform olacak. Katılımcılar, sektördeki uzman eğitimcilerden oyun tasarımı, yazılım, animasyon, hukuk, yayıncılık gibi alanlarda atölye çalışmaları, seminerler ve mentorluk alacaklar. Etkinlik, hem yeni başlayan geliştiriciler hem de deneyimli profesyoneller için fırsatlar sunuyor. Ayrıca, etkinlik kapsamında, oyun sektörünün önde gelen isimlerinin katılacağı paneller, networking etkinlikleri ve proje sunumları da yer alacak. Katılımcılar, oyunlarını ve ekiplerini tanıtma fırsatına sahip olacak ve bu sayede oyun ekosistemine daha yakından dahil olabilecekler.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı başvuruları başladı

DIGIAGE Oyun Geliştirme Kampı, katılımcılara sadece bilgi ve deneyim kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda projelerini hayata geçirebilmeleri için yatırım fırsatları da sunacak. Türkiye’nin en aktif yatırım fonlarından biri olan DIGIAGE, 2024 yılı itibarıyla Startups Watch araştırma şirketinin Gaming Snapshot raporunda 6 yatırımı ile en aktif oyun fonu olarak öne çıkıyor. Bu yılki etkinlikte de, katılımcılar, yatırım alabilmek ve projelerini gerçekleştirebilmek adına büyük fırsatlar elde edebilecek. Bilişim Vadisi GSYF, APY Ventures gibi stratejik ortaklar ve önde gelen yayıncı firmalar, potansiyel projelere yatırım yapma imkanını değerlendirecek ve bu sayede girişimciler, projelerini büyütme ve sektörde kendilerine yer edinme şansı yakalayacaklar.

Bu etkinlik, sadece oyun sektörüne ilgi duyan profesyonelleri değil, aynı zamanda yeni başlayan geliştiricileri ve oyun dünyasına adım atmak isteyen herkesi de hedefliyor. Etkinlik, katılımcılara oyun geliştirme sürecine dair yeni yaklaşımlar sunarak, sektördeki kalıcı etkilerini artırmayı amaçlıyor. İnovasyonun ve yaratıcılığın öne çıktığı bu benzersiz deneyim, Türkiye’nin oyun ekosisteminin global arenada daha rekabetçi hale gelmesine katkı sağlayacak.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı’na başvuru yapmak isteyenler için son başvuru tarihi 28 Şubat 2025 olarak belirlenmiş olup, başvurular www.digiage.com.tr adresi üzerinden yapılabilir. Detaylı bilgi almak için, Feveran İletişim ile iletişime geçilebilir.

OpenAI, o3-mini’nin düşünce sürecini açıklıyor!

OpenAI, yapay zeka modelinin düşünme sürecini daha şeffaf hale getirecek önemli bir güncelleme duyurdu. Bu değişiklik, özellikle rakip şirketlerin baskıları altında geliştirilen bir özellik olarak öne çıkıyor. Çinli yapay zeka şirketi DeepSeek’in R1 modelinin, yapay zekasının tüm akıl yürütme sürecini kullanıcılarına şeffaf bir şekilde sunduğu biliniyor. OpenAI, bu duruma yanıt olarak, yapay zeka modeli o3-mini’nin düşünme sürecini adım adım gösteren bir yöntem geliştirdi. Bu özellik, özellikle ChatGPT kullanıcıları için önemli bir gelişme.

OpenAI, o3-mini’nin düşünce sürecini gösterecek

Yeni güncelleme ile ChatGPT’nin ücretsiz ve ücretli kullanıcıları, o3-mini modelinin güncellenmiş “düşünce zinciri” (chain of thought) yöntemini deneyimleyebilecek. Bu, modelin verdiği cevaplara nasıl ulaştığını daha açık bir şekilde gösteriyor ve kullanıcılara yanıtların mantığını anlamada daha fazla şeffaflık sunuyor. Premium kullanıcılar, yani yüksek muhakeme yapılandırmasına sahip planlara abone olanlar da bu güncellenmiş akıl yürütme sürecini gözlemleyebilecekler. Bu sayede, modelin mantıklı adımlarla nasıl bir sonuca vardığı daha anlaşılır hale geliyor ve kullanıcılar, yanıtların doğruluğunu daha kolay değerlendirebiliyorlar.

OpenAI, o3-mini'nin düşünce sürecini gösterecek.

Bu güncellemeyle birlikte, OpenAI, modelin akıl yürütme sürecinin izlenebilirliğini artırırken, aynı zamanda yanlış bilgi verme riskini de azaltmayı hedefliyor. Akıl yürütme temelli modeller, içlerinde daha fazla doğrulama yaparak, daha doğru sonuçlar üretmeye çalışıyor. Ancak, bu doğruluk artışı, bazen işlem süresinin uzamasına neden olabiliyor. Örneğin, akıl yürütme süreci daha detaylı hale geldiği için sonuçların ortaya çıkması, standart modellere göre birkaç saniye veya dakika daha uzun sürebiliyor.

Öte yandan, bu yeni özellik, yalnızca İngilizce konuşan kullanıcılar için değil, farklı dillerdeki kullanıcılar için de erişilebilir olacak. Kullanıcılar, modelin düşünme sürecini kendi ana dillerinde izleyebilecekler. Bu şeffaflık, hem akademik çalışmalar hem de genel kullanıcı deneyimi açısından daha faydalı olacağı düşünülen bir adım. Ancak, OpenAI hala tüm düşünme süreçlerini paylaşmıyor ve yalnızca özetlenmiş bir biçimde sunmaya devam ediyor. Yine de, bu güncelleme ile yapay zekanın “özgürce düşünmesi” ve ardından düşüncelerini daha ayrıntılı ama özetlenmiş bir şekilde sunması mümkün hale geliyor.

Amazon, robotlar sayesinde yılda 10 milyar dolar tasarruf edecek!

Amazon, son yıllarda lojistik süreçlerini daha verimli hale getirmek için robotik sistemlere ciddi yatırımlar yapıyor. Şirket, otomasyon seviyesini artırarak robotları yalnızca siparişlerin hazırlanmasında değil, envanter yönetiminde ve diğer depo işlemlerinde de kullanıyor. Bu yatırımların 2030 yılına kadar şirketin yıllık 10 milyar dolara kadar tasarruf etmesine olanak sağlaması bekleniyor. Bu tasarruf, Amazon’un robot destekli depolarındaki verimliliğin artmasıyla mümkün olacak. 2021’de 350 bin olan robot sayısı, 2023 yılı ortalarında 750 bine kadar çıktı ve bu sayı, lojistik süreçlerinde insan gücüne duyulan ihtiyacı ciddi şekilde azalttı.

Amazon, robotlar sayesinde maliyetleri düşürecek!

Morgan Stanley tarafından hazırlanan rapora göre, Amazon son üç yıl içinde sipariş karşılama sürecinin her aşamasını kapsayan altı yeni önemli robot geliştirdi. Bunlar arasında en dikkat çekeni, Agility Robotics tarafından üretilen insansı robot Digit. Bu robot, 175 cm boyunda ve 65 kg ağırlığında olup, ileri-geri ve yanlara hareket edebilmenin yanı sıra, eşyaları kaldırıp taşıma yeteneğine sahip. Amazon, bu tür robotları, daha verimli bir şekilde depolarında kullanarak operasyonel maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Ayrıca, eylül ayında Louisiana’da açılan robot destekli ilk sipariş karşılama merkezi de bu dönüşümün bir parçası. Bu merkezin, yoğun dönemlerde sipariş karşılama maliyetlerinde yüzde 25’lik bir düşüş sağlayacağı öngörülüyor.

Amazon’un ABD’deki siparişlerinin yüzde 30’u robot destekli merkezlerden karşılanırsa, yıllık 4,5 milyar ila 9 milyar dolar arasında bir tasarruf sağlanması bekleniyor. Eğer bu oran yüzde 40’a ulaşırsa, bu rakam 10 milyar doları aşabilir.

Ancak, bu dönüşüm ucuz değil. Robot destekli depoların maliyeti oldukça yüksek; geleneksel bir Amazon deposunun inşası yaklaşık 200 milyon dolara mal olurken, robot teknolojisiyle donatılmış merkezlerin maliyeti 450 milyon dolara kadar çıkabiliyor. Ayrıca, mevcut depoların robotik sistemlere uyumlu hale getirilmesi de 100 milyon dolara varan yatırımlar gerektiriyor.

Deepseek, bu kez ABD tarafından yasaklanabilir!

Çin merkezli yapay zeka şirketi DeepSeek, dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya hizmet verirken, son dönemde veri güvenliği endişeleri nedeniyle büyük bir baskı altına girmiş durumda. Şirketin geliştirdiği R1 sohbet botu, Ocak ayında tanıtıldığında teknoloji dünyasında dikkat çekmişti. Düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka çözümü olarak öne çıkan DeepSeek, kısa süre içinde büyük ilgi görmüş olsa da, veri güvenliği konusundaki tartışmalar giderek büyüdü. Bu tartışmalar, özellikle DeepSeek’in kullanıcı verilerini Çin merkezli bir şirkete aktarması ile alevlendi. Üstelik, bu şirketin Çin hükümetiyle bağlantıları olduğunun ortaya çıkması, ABD ve diğer ülkelerde güvenlik endişelerini daha da artırdı.

Deepseek, bu defa ABD tarafından engellenebilir

Avustralya, İtalya ve Güney Kore gibi ülkeler, daha önce DeepSeek’in kullanımına kısıtlamalar getirmişti. Şimdi ise ABD, DeepSeek’in hükümet cihazlarında kullanımını yasaklamayı hedefleyen yeni bir yasa tasarısını gündeme getirmiş durumda. ABD’nin bu hamlesinin arkasında, DeepSeek’in Çin menşeli bir şirkete veri aktarımı yapmasının yanı sıra, Çin hükümetiyle olan bağlantıları ve potansiyel veri paylaşımı endişeleri yer alıyor. ABD’li yetkililer, DeepSeek’in özellikle hükümet çalışanlarının cihazlarında kullanılmasının ciddi güvenlik riskleri oluşturduğunu savunuyor.

Deepseek, bu defa ABD tarafından engellenebilir.

Tasarı, DeepSeek’in yanı sıra şirketin ana firması olan High-Flye tarafından geliştirilen tüm yapay zeka araçlarının devlet kurumlarında kullanımını yasaklamayı amaçlıyor. Bu yasa tasarısına göre, DeepSeek, resmi hükümet cihazlarından 60 gün içinde kaldırılacak ve bu süreç için belirli bir prosedür oluşturulacak. ABD hükümeti, güvenlik kaygıları nedeniyle böyle bir adım atarken, aynı zamanda DeepSeek’in kullanıcı verilerini Çin’e iletmesinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor.

Güvenlik uzmanları, Çin menşeli yapay zeka araçlarının Çin’in siber güvenlik yasaları kapsamında hükümetin denetimine tabi olabileceğini ve Çin hükümetinin talepleri doğrultusunda verilerin paylaşılmak zorunda kalabileceğini ifade ediyor. Bu durum, DeepSeek gibi Çin merkezli şirketlerin küresel pazarlarda büyük bir güvenlik açığı oluşturduğunu gösteriyor. Ancak DeepSeek yetkilileri, bu konuda henüz resmi bir açıklama yapmadı ve verilerin nasıl kullanıldığına dair herhangi bir detay vermedi. Yine de, Çin menşeli teknolojilere karşı artan güvenlik endişeleri, dünya genelinde devletler tarafından benzer yasakların getirilmesinin önünü açabilir.

DeepSeek’in yasa dışı veri paylaşımı iddiaları, yalnızca ABD için değil, dünya çapında büyük bir etki yaratabilir. Yapay zeka ve veri güvenliği arasındaki ilişki, giderek daha kritik bir mesele haline gelirken, devletler ve özel sektör arasındaki güvenlik önlemleri de yeniden gözden geçiriliyor.

Mira Murati, OpenAI kurucu ortağını ekibine kattı!

Eski OpenAI CTO’su Mira Murati’nin, kendi kurduğu ve ayrıntılarının hala gizli tutulduğu yeni yapay zeka girişimi için eski OpenAI kurucu ortağı John Schulman’ı işe aldığına dair iddialar gündeme geldi. Schulman, 2024 yılının Ağustos ayında, özellikle yapay zeka hizalaması konusuna daha fazla odaklanmak ve kariyerinde yeni bir yön almak amacıyla OpenAI’dan ayrıldığını duyurmuştu. Ancak Schulman, OpenAI’dan ayrılmasının ardından yalnızca beş ay gibi kısa bir süre içinde, nedeni açıklanmadan bu kez Anthropic’ten de ayrıldığını açıkladı. Schulman’ın Anthropic’te geçirdiği süre kısa olsa da, şirketin yapay zeka araştırmaları ve uygulamaları konusunda önemli adımlar atmayı hedefleyen bir yapıya sahip olduğu biliniyor. Schulman’ın bu hızlı değişiminden sonra Murati’nin, ona kendi girişiminde bir yer verdiği öne sürülüyor. Ancak, Schulman’ın yeni girişimdeki rolü hakkında şu ana kadar herhangi bir resmi açıklama yapılmadı ve detaylar hala gizlilikle korunuyor.

Mira Murati, OpenAI kurucu ortağını resmen işe aldı

Mira Murati’nin bu yeni girişimi, hala detaylarıyla tam olarak halka açıklanmış değil, ancak Murati’nin girişimi için önemli bir insan kaynağına sahip olduğu görülüyor. Murati’nin, OpenAI’da süper bilgisayar ekibinde görev yapan Christian Gibson’i ve uzun yıllar boyunca OpenAI’da BT yöneticisi olarak çalışan Mario Saltarelli’yi de ekibine dahil ettiği bilgisi sızmış durumda. Murati’nin, sadece bir ay kadar önce OpenAI’ın eski özel projeler başkanı Jonathan Lachman’ı da işe alması, ekibin büyüklüğünü ve potansiyelini daha da pekiştiriyor.

Geçtiğimiz Ekim ayında, Murati’nin girişimi için 100 milyon dolardan fazla bir yatırım almak üzere görüşmeler yaptığına dair bazı söylentiler bulunuyordu. Ancak bu iddialar, henüz herhangi bir doğrulama almış değil ve konuya dair resmi bir açıklama yapılmamış durumda. Bu durum, Murati’nin girişiminin henüz tam olarak faaliyete geçmediği veya gizliliğini korumayı tercih ettiği anlamına gelebilir.

John Schulman, OpenAI’dan ayrılmasının ardından yaptığı açıklamada, yapay zeka hizalamasına odaklanmayı ve kariyerinin bir sonraki aşamasında uygulamalı teknik çalışmalarına dönmeyi arzuladığını belirtmişti. Bu açıklamada, yeni bir bakış açısıyla daha derinlemesine araştırmalar yapmayı amaçladığını vurgulamış ve bu hedefi doğrultusunda Anthropic’teki görevine başlamıştı. Ancak, kısa süre içinde bu şirketle yollarını ayırmış olması, Schulman’ın kariyerinde bir yön değişikliği yapmak istediğini düşündürebilir. Anthropic’te geçirdiği kısa sürenin ardından, Murati’nin yeni girişiminde yer alacak olması, Schulman’ın yapay zeka araştırmalarına olan ilgisini ve sektördeki önemli pozisyonlarını sürdürme arzusunu göstermekte.

Modüler reaktör için önemli iş birliği!

0

GE Hitachi, küçük modüler reaktörü ilerletmek için BWRX-300 teknolojisini dağıtmak için son anlaşmayı imzaladı. Wilmington merkezli bir firma, iki büyük İngiliz nükleer mühendislik firmasıyla iş birliği yaparak küçük modüler reaktör dağıtımını ilerletmeye hazırlanıyor. GE Hitachi Nuclear Energy (GEH), nükleer santrallerin inşası ve teslimatında sektör lideri uzmanlıklarından yararlanmak için Boccard ve Cavendish Nuclear ile Mutabakat Muhtıraları imzaladı.

Modüler reaktör geliştirme çalışmaları hız kazanacak

Şirket, bununla birlikte Great British Nuclear’ın (GBN) devam eden SMR seçim yarışmasında ilerlemeye devam ederken GEH’in BWRX-300 Küçük Modüler Reaktörünün (SMR) geliştirilmesini ve işletilmesini ilerletmeyi planlıyor.

GE Hitachi Birleşik Krallık Ülke Lideri Andy Champ: “Boccard ve Cavendish Nuclear ile yapılan bu Mutabakat Muhtıraları, BWRX-300 SMR teknolojimizi Birleşik Krallık’ta sunmak için Birleşik Krallık nükleer tedarik zinciriyle çalışma taahhüdümüzü güçlendiriyor” dedi.

Şirket, Babcock International’ın tamamen sahip olduğu bir yan kuruluş olan Cavendish Nuclear ile yapılan Mutabakat Muhtırasının, Birleşik Krallık Hükümeti’nin Geleceğin Nükleer Etkinleştirme Fonu kapsamında sunulan gelişmiş üretim ve operasyonel hazır olma konusundaki çalışmalara dayanacağını ve ayrıca GEH’in Cavendish Nuclear ile BWRX-300’ün Genel Tasarım Değerlendirme (GDA) süreci aracılığıyla düzenleyici onayının desteklenmesi konusunda sahip olduğu mevcut ilişkiye de dayanacağını açıkladı.

Kanıtlanmış ve ticari olarak temin edilebilen yakıtla çalışan BWRX-300, daha az beton ve çelik gerektiren, yenilikçi ve basitleştirilmiş bir yapılandırmaya sahiptir. BWRX-300, hidrojen üretimi, tuzdan arındırma ve bölgesel ısıtma dahil olmak üzere elektrik üretimi ve endüstriyel uygulamalar için konuşlandırılabilen maliyet açısından rekabetçi bir çözüm sağlıyor.

GEH ve Ontario Power Generation (OPG), G7’deki ilk ticari SMR olması beklenen Toronto yakınlarındaki OPG’nin Darlington tesisinde ilk BWRX-300’ü geliştiriyor. İlk tesis hazırlık çalışmaları tamamlandı, ilk ünitenin inşaatının düzenleyici onay beklenerek bu yılın ilerleyen zamanlarında başlaması ve ticari operasyonun 2029’un sonunda başlaması bekleniyor.

T-Mobile uydu telefon hizmetini herkese açıyor

0

İki yıl önce T-Mobile, Starlink uydu takımyıldızı üzerinden ağ bağlantısını etkinleştirmek için SpaceX ile bir anlaşma imzaladı. 2024’ün sonlarında, taşıyıcı doğrudan hücreye uydu hizmetinin beta testi için kayıtları açtı. Şirket artık bir Super Bowl reklamı yayınladı ve beta testinin artık herkese açık olduğunu duyurdu.

T-Mobile uydu telefon hizmetini genişletiyor

En havalı yanı, T-Mobile’ın Temmuz ayına kadar tüm kayıtlar için ücretsiz erişim sunacak olması. Beta ücretsizliği aşamalı olarak sona erdiğinde, hizmet bireysel ve kurumsal müşterileri kapsayan Go5G Next planındaki aboneler için ek bir ücret ödemeden paketlenecek. Ancak herhangi bir T-Mobile müşterisi, mevcut planlarına ayda 15 dolar ek ücret ödeyerek uydu hizmetini ekleyebilecek. Şubat ayında beta testine kaydolanlar, ayda 10 dolarlık indirimli bir oranda T-Mobile Starlink’e erişebilecek.

Elbette, operatör yeni müşterileri cezbetmek için böylesine olgun bir fırsatı kaçırmayacaktır. Bu amaçla, T-Mobile Starlink olarak adlandırılan yeni hizmete kayıtlar, Verizon ve AT&T gibi rakip ağların abonelerine ücretsiz olarak açık olacaktır. Temmuz ayından sonra, her bağlantı hattı için aylık 20 dolar ücretle hizmete erişebilirler.

Erken aşamada, doğrudan hücreye uydu ağı yalnızca kullanıcılar ölü bölgelerde, yani hücre kulesi kapsama alanı olmayan alanlarda sıkıştığında kısa mesaj göndermeye (hem kişiden kişiye hem de grup sohbetleri) izin verecektir. T-Mobile, uydu ağının kapsama alanının yarım milyon mil kareden fazla bir alanı kapsayacağını söylüyor.

Gelecekte, altyapı olgunlaştıkça ve yörüngeye daha fazla uydu yerleştirildikçe, T-Mobile Starlink yalnızca metin mesajı formatından multimedya mesajları göndermeye de geçecek. Şirket belirli donanım gereksinimlerini ayrıntılı olarak açıklamadı, ancak T-Mobile Starlink’in “son dört yıldan kalma çoğu akıllı telefonda çalıştığını” söylüyor.

Bant genişliği olgunlaştıkça, operatör arama ve veri hizmetleri için de kapıları açacaktır. Rekabete bakıldığında, Vodafone yakın zamanda bir uydudan ışınlanan ağ şeritleri üzerinden ilk “uzay görüntülü aramasını” yapma onurunu elde etti. T-Mobile’ın girişimi, Apple gibi şirketler tarafından desteklenen acil durum uydu iletişim tesisi en azından birkaç yıldır mevcut olmasına rağmen, ABD merkezli bir taşıyıcıdan türünün ilk örneğidir. Un-carrier bu yönüyle de ilgileniyor.