Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 460

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa çıktı!

Çinli robotik firması LimX Dynamics, geliştirdiği insansı robot P1’in ticari versiyonu olan Tron 1’i görücüye çıkardı. Tron 1, mühendisler tarafından robotik hareket ve yapay zekâ alanlarında bir araştırma platformu olarak tasarlanmış olsa da, üç farklı ayak ucu seçeneğiyle dikkat çekiyor. Bu sayede Tron 1, dünyanın ilk çok modlu iki ayaklı robotu unvanını kazanıyor.

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu

Robotun en dikkat çekici özelliği, farklı zeminlerde ve görevlerde optimum hareket kabiliyeti sağlayan değiştirilebilir ayak uçları. Yuvarlak kauçuk bir yapıya sahip olan “Point-Foot” ile Tron 1, en çevik hareketlerini sergileyebiliyor. “Sole” adı verilen ve insan ayağını taklit eden ayak ucu ise daha doğal bir yürüyüş sağlarken, tekerlekli ayak ucu düz zeminlerde hızlı hareket imkanı sunuyor. Tekerlekli modda bile merdivenleri çıkabilen Tron 1, engelleri aşmak için tekerleklerini kilitleyip ayak gibi kullanabiliyor.

Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu.
Dünyadaki ilk çok modlu iki ayaklı robot satışa sunuldu.

Tron 1’in otomatik donanım tanıma sistemi sayesinde, hangi ayak ucunun takılı olduğunu algılayarak otomatik olarak ilgili hareket kontrol yazılımına geçiyor. Bu da robotun farklı modlar arasında sorunsuz geçiş yapmasını sağlıyor. Kullanıcılar Tron 1’i hem gerçek zamanlı uzaktan kumanda ile kontrol edebiliyor hem de robotun otonom olarak hareket etmesini sağlayabiliyorlar.

Alüminyum ve plastik bir gövdeye sahip olan Tron 1, 85.4 cm boyunda ve 20 kg ağırlığında. Gücünü 12. nesil Intel Core i3 işlemciden alan robot, 1.5 saatte şarj olan bataryası ile 2 saate kadar kesintisiz çalışabiliyor. Genişletme portları sayesinde kameralar, radar/lidar üniteleri ve robotik kollar gibi ek donanımlarla da özelleştirilebilen Tron 1, araştırmacılar ve geliştiriciler için geniş bir kullanım alanı sunuyor.

LimX Dynamics, Tron 1’i sınırlı bir süre için 15.000 dolarlık tanıtım fiyatıyla satışa sundu. Bu da insansı robot teknolojisine erişimi daha önce hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor.

Elon Musk’tan rekor: 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını 19 günde kurdu!

Elon Musk, teknoloji dünyasında çığır açmaya devam ediyor. Tesla, X (eski Twitter) ve xAI gibi şirketlerin kurucusu olan Musk, şimdi de Nvidia’dan satın aldığı 100 bin adet H200 hızlandırıcısını yalnızca 19 gün içinde kurarak çalışır hale getirdi. Elon Musk’tan rekor bir başarı olarak nitelendirilen bu olay, Nvidia CEO’su Jen-Hsun Huang‘ı şaşkına çevirdi.

Nvidia, yapay zeka ve yüksek performanslı hesaplamalar için geliştirdiği hızlandırıcılarla teknoloji dünyasının önde gelen şirketlerinden biri. Elon Musk, yıllardır Nvidia’nın en güçlü hızlandırıcılarını kullanarak projelerini güçlendiriyor. Elon Musk’tan rekor bir hızda gerçekleşen Tesla’nın otonom sürüş teknolojisinden, xAI platformundaki Grok robotuna kadar birçok yenilikçi proje, Nvidia hızlandırıcıları sayesinde mümkün oluyor. Her ne kadar Musk, kendi geliştirdiği yongalarla da sunucularını desteklese de, Nvidia hâlâ Musk’ın projelerinin merkezinde yer alıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir röportaj veren Nvidia CEO’su Jen-Hsun Huang, Elon Musk’ın şirketlerinin nasıl inanılmaz bir hız ve verimlilikle çalıştığına dikkat çekti. Musk, X platformu için sipariş ettiği 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını sadece 19 günde kullanıma hazır hale getirdi. Elon Musk’tan rekor olarak kabul edilen bu süreç, Huang’ı şaşkınlığa uğrattı. Huang, bu sürecin normalde yaklaşık 4 yıl sürmesi gerektiğini belirterek şaşkınlığını gizleyemedi. Standart bir süreçte, 3 yıl boyunca planlama yapıldıktan sonra, 1 yıl içinde hızlandırıcıların yerleştirilip yapay zeka işlemlerine hazır hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Huang, Elon Musk’ın bu işin hızını inanılmaz bulduğunu dile getirdi.

Huang, böyle bir hızda bir sistem kurulumunun dünya çapında daha önce hiç görülmediğini ve Musk’ın dünyanın en hızlı kurulan süper bilgisayarına sahip olduğunu söyledi. Bu başarıyla birlikte, Elon Musk’tan rekor haberi alan herkes, Musk’ın projelerinin yapay zeka alanında daha da ileriye gideceği öngörülüyor.

Elon Musk’ın 100 bin Nvidia H200 hızlandırıcısını bu kadar kısa sürede kurarak aktif hale getirmesi, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Elon Musk’tan rekor bir hareketle, Musk, sadece projeleriyle değil, aynı zamanda bu tür devasa teknolojik sistemleri hızlı bir şekilde hayata geçirmesiyle de sektörün en yenilikçi liderlerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu.

İnsansı robot fabrikası seri üretim yapıyor

0

İki ayaklı insansı robot Digit’in arkasındaki şirket olan Agility Robotics, Oregon eyaletinin Salem kentindeki RoboFab adlı robot üretim tesisinin içini tanıttı. Şirket, tesisin yılda 10 binden fazla insansı robot üretebileceğini söylüyor. Agility’nin Digit insansı robotu, fabrikalarda ve endüstriyel alanlarda insan işgücünün yanında çalışmak ve tekrarlayan görevlerde yardımcı olmak üzere tasarlandı.

İnsansı robot fabrikası talebi karşılamaya çalışıyor

Tesisin inşası geçen yılın sonlarında başladı ve yıl sonuna kadar açılması bekleniyor. Agility’nin istihdam etmeyi beklediği 500’den fazla işçiye ek olarak, Digit de Agility’nin müşterilerinin tesislerinde yaptığı gibi yeni fabrikada yükleri yükleyip boşaltarak çalışacak. Digit’in insan merkezli tasarımı, “insanların gittiği yere gitmesini” sağlıyor. İlk uygulamalar arasında depolarda ve dağıtım merkezlerinde toplu malzemelerin işlenmesi yer alıyor. Agility, yeni üretim tesisinin lansmanıyla birlikte, ortak programındaki müşterilerin ilk Digit’lerin 2024’te teslim edilmesini bekleyebileceğini ve genel pazar kullanılabilirliğinin 2025’te belirleneceğini söyledi.

Agility, Kuzey Amerika genelinde müşteri desteği olanaklarını genişletmek amacıyla küresel hizmet dağıtım şirketi Ricoh USA ile ortaklık kurduğunu duyurdu. Şirketlerin, insansı bir robot için türünün ilk örneği olarak tanımladığı anlaşma, Agility’nin destek sistemini Ricoh’un Hizmet Avantajı programı aracılığıyla genişletiyor ve son kullanıcılar için ek kaynaklar sunuyor. Haziran ayında Agility Robotics, GXO’nun lojistik operasyonlarında Digit insansı robotunu kullanmak için GXO ile çok yıllık bir anlaşma imzaladı.

Şirkete göre bu adım, GXO’nun geçen yılki pilot programının ardından geldi ve anlaşma, “insansı robotların ilk resmi ticari dağıtımı ve insansı robotların ilk hizmet olarak robot dağıtımı” anlamına geliyor. Amazon, bu yılın başlarında, olası geniş çaplı bir dağıtım için bir test projesinin parçası olarak, Seattle’ın güneyindeki robotik araştırma ve geliştirme tesisinde  Agility Robotics’in insansı robotu Digit’i konuşlandırmaya başladı.

AMD ve Intel ekran kartları için 12V-2×6 PCIe testlerine başladı

AMD ve Intel, yeni nesil ekran kartları için 12V-2×6 PCIe güç bağlantılarını test etmeye başladı. Bu bağlantı, Nvidia’nın 2025 başında tanıtılması beklenen RTX 50 serisinde kullanılacak ve daha güvenli bir standart olarak kabul ediliyor.

Nvidia, GeForce RTX 40 serisi ile tanıttığı 12VHPWR güç konnektörüyle piyasada büyük yankı uyandırmıştı. Ancak bazı kullanıcıların yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu kabloların erimesi gibi ciddi problemler ortaya çıkmıştı. Bu sorunlar, daha güvenli ve sağlam bir çözüm olarak geliştirilen 12V-2×6 standardını gündeme getirdi.

Yeni bağlantı standardı yolda

Gelen raporlara göre, hem Intel hem de AMD, bu yeni bağlantı standardını desteklemek adına kendi ekran kartları üzerinde testler yapıyor. Intel’in Arc “Battlemage” GPU’ları ve AMD’nin RDNA 4 mimarisine dayanan Radeon RX serisi GPU’ları bu yeni güç bağlantı elemanlarını test ediyor. Eğer bu geçiş gerçekleşirse, gelecek nesil ekran kartlarının tamamında 12V-2×6 bağlantısı kullanılacak.

Ancak her iki teknoloji devi de bu konuda temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Şu anda yaygın olarak kullanılan 8-pin ve 6-pin PCIe güç konnektörlerinin güvenilirliği ve kararlılığı göz önüne alındığında, bu yeni standardın benimsenmesi zaman alabilir. Mevcut bağlantı elemanları, hem stabilite açısından hem de ısınma sorunlarıyla ilgili büyük problemler yaratmıyor.

Farklı pazarlar, farklı ihtiyaçlar

AMD ve Intel’in hedef pazarları daha çok giriş ve orta seviye segmentler olduğu için, 600W’a kadar güç sağlayabilen tek bir bağlantı elemanına ihtiyaçları olmayabilir. Ancak her iki şirket de yüksek performanslı iş istasyonları ve veri merkezleri için geliştirdikleri profesyonel GPU’larda 16-pin güç bağlantılarını daha önce kullanmıştı. Bu sebeple, 12V-2×6 bağlantı teknolojisine aşina oldukları söylenebilir.

Son olarak, yeni 12V-2×6 konnektörler ve ATX 3.1 PSU standardı halen yeni olduğundan, eski güç kaynaklarına sahip kullanıcılar için adaptör kullanılması gerekebilir. Bu durum, özellikle giriş ve orta seviye ekran kartı kullanıcıları için cazip bir seçenek olmayabilir.

AMD ve Intel’in ekran kartları için 12V-2×6 PCIe güç bağlantılarını test etmeye başlaması, ekran kartı piyasasında önemli bir gelişme olarak görülüyor. Gelecekte tüm üreticilerin bu standarda geçmesi, hem güvenlik hem de performansaçısından yeni bir dönemi işaret edebilir.

Amazon küçük nükleer reaktörler inşa edecek!

Microsoft ve Google’ın ardından Amazon da veri merkezlerini nükleer enerjiyle beslemek için uzun vadeli planlarını açıkladı.

Şirket, küçük modüler reaktörler (SMR) inşa etmeyi amaçlayan üç anlaşma yaptı. Bu anlaşmalar, X-Energy adlı bir nükleer enerji startup’ına yatırım yapılmasını ve Pasifik Kuzeybatı ile Virginia’da toplamda yaklaşık 300 megavatlık enerji kapasitesinin geliştirilmesini kapsıyor.

Küçük modüler reaktörler, günümüzün geleneksel nükleer santrallerine kıyasla daha az enerji üretse de daha hızlı ve daha düşük maliyetle inşa edilebiliyor. Amazon, bu reaktörlerin 2030’ların başlarında elektrik üretmeye başlamasını bekliyor. Pasifik Kuzeybatı’nda yapılacak olan anlaşma, devlet kamu hizmetleri konsorsiyumu Energy Northwest ile ortaklık kurarak dört SMR’nin inşa edilmesini öngörüyor. Bu reaktörlerin toplamda 320 megavat enerji üretmesi bekleniyor. Virginia’daki proje ise North Anna Nükleer Santrali yakınlarında 300 megavat kapasiteli SMR’ler kurmayı hedefliyor.

Bu projelerde, X-Energynin geliştirdiği teknoloji kullanılacak. Maryland merkezli bu şirket, yüksek sıcaklıkta gaz soğutmalı reaktörler konusunda uzmanlaşıyor. Bu teknoloji, daha önce ABD ve Avrupa’da popülerliğini yitirmişti, ancak Japonya ve Çin’deki yeni tasarımlarla yeniden gündeme geldi. X-Energy’nin Xe-100 reaktörü, 80 megavat elektrik üretebilecek kapasiteye sahip olacak.

Amazon’un bu yatırımı, nükleer füzyonun gelişimi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının giderek daha ucuz hale gelmesiyle birlikte, nükleer enerjiyi yeniden ön plana çıkarıyor. Yeni reaktör tasarımlarının ticari olarak kanıtlanmamış olması, nükleer enerjinin geleceği konusunda bazı soru işaretleri yaratsa da Amazon, karbon emisyonlarını azaltma hedefi doğrultusunda nükleer enerjiyi önemli bir alternatif olarak görüyor.

Google Meet’in klasik sürümü tarihe karıştı! 

Google, bugün itibarıyla sevilen video konferans platformu Meet’in klasik sürümünü tamamen devre dışı bıraktı. Bu hamle, teknoloji devinin video konferans hizmetlerini tek bir çatı altında toplama stratejisinin son adımı olarak öne çıkıyor. Googleyeni Meet uygulamasıyla kullanıcılarına daha gelişmiş bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Eski Meet tarih oldu, yerini yeni Meet aldı

Klasik Meet uygulamasının kaldırılması, Google’ın Duo ile entegre edilen yeni Meet uygulamasına geçiş sürecinitamamladı. Play Store’da 5 milyardan fazla indirme sayısına ulaşan yeni sürüm, kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü. Eski Meet uygulamasını tercih eden kullanıcılar ise artık bu versiyona erişim sağlayamayacak.

Yeni Meet neler sunuyor?

Yeni Meet uygulaması, klasik sürüme kıyasla gelişmiş özellikler sunuyor. Kullanıcılar artık daha fazla emoji seçeneğine sahip olurken, doğrudan diğer Meet kullanıcılarını arayabilme özelliği de dikkat çekiyor. Ayrıca yeni uygulama, gelişmiş görüntü ve ses kalitesiyle kullanıcı deneyimini iyileştiriyor.

Google’dan kullanıcılara nildirim

Google, eski Meet uygulamasını kullanan kullanıcılara yeni versiyona geçmeleri için bildirim göndermeye başladı. Uygulama açıldığında, kullanıcılar yeni Meet sürümünü indirmeleri gerektiğini belirten bir uyarı penceresiyle karşılaşıyor. Her ne kadar eski uygulama hala Play Store’da görünür durumda olsa da artık işlevsel değil.

Bu geçişin kullanıcılar için sorunsuz geçmesi bekleniyor. Google, yeni Meet uygulamasının eski sürümde bulunan tüm temel özellikleri barındırdığını ve daha kullanıcı dostu bir arayüz sunduğunu vurguluyor.

Türkiye’nin savaş uçağı filosu güçleniyor

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), gündemdeki F-16 Viper ve Eurofighter Typhoon savaş uçaklarına ilişkin açıklama yaptı. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, basın toplantısında, Türkiye’nin hava savunma gücünü artırmak amacıyla sürdürülen bu iki önemli projeye dair bilgi verdi. F-16 Viper’lar için bir takvim belirlenirken, Eurofighter için herhangi bir şartın gündemde olmadığı vurgulandı.

Eurofighter için şart yok

Türkiye, Almanyaİngiltereİtalya ve İspanya ortaklığında üretilen Eurofighter Typhoon uçaklarından 5.6 milyar dolarlık bir alım talebinde bulunmuştu. Geçtiğimiz yıl Almanya’nın talebe olumsuz cevap vermesinin ardından, son haftalarda olumlu gelişmeler yaşandı. Türkiye’ye gelen teknik heyet ile sürecin başladığı bildirilirken, Türkiye’nin bu uçaklardan 24 adetini envantere hızla katmayı hedeflediği açıklandı. Bu uçaklar sayesinde Türk Hava Kuvvetleri, AESA (Aktif Elektronik Taramalı Dizin) radarına sahip savaş uçaklarını ilk kez envanterine dahil edecek.

Son günlerde, Almanya’nın Eurofighter’ların Ege Denizi‘nde kullanılmaması şartını koştuğu iddiaları gündeme gelmişti. Ancak, MSB kaynakları bu konuda net bir açıklama yaparak, Eurofighter alım sürecinde herhangi bir şartın bulunmadığını belirtti. Yapılan açıklamada, “Eurofighter Typhoon uçağının tedarikine yönelik teknik seviyedeki çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmalar süreci hızlandırmak amacıyla gerçekleştirilmektedir,” ifadelerine yer verildi. Türkiye’nin savaş uçağı filosunda çeşitlilik önemlidir.

F-16 Viper projesinde takvim netleşti

Türkiye, ABD’den 40 yeni F-16 Block 70 uçağı ve mevcut 79 adet F-16‘nın Viper konfigürasyonuna yükseltilmesi talebinde bulunmuştu. Bu talep, 2024 yılının başlarında ABD tarafından onaylanmıştı. MSB kaynakları, “Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyaçları doğrultusunda, gelişmiş teknoloji ile donatılmış modern savaş uçaklarının envantere katılması ve envanterin çeşitlendirilmesi hedeflerimize uygun olarak çalışıyoruz. 40 adet F-16 Viper temininin yanı sıra Eurofighter Typhoon tedariki ile ilgili de çalışmalarımız devam ediyor,” şeklinde konuştu. Türkiye’nin savaş uçağı filosu önemli ölçüde güçlenecek.

F-16 Block 70Northrop Grumman‘ın gelişmiş SABR APG-83 AESA atış kontrol radarı ile donatılarak, geliştirilmiş durumsal farkındalık ve tüm hava koşullarında hedefleme hassasiyeti sunuyor. Bu radarın, F-35’in radarıyla yazılım açısından %95, donanım açısından ise %70 oranında benzerlik taşıdığı belirtiliyor. F-16 Block 70’ler, 12.000 saatlik yapısal ömürle uzun vadede Türk Hava Kuvvetleri’ne hizmet edecek.

Türkiye’nin hava gücü ve gelecekteki planlar

MSB yetkilileri, Türkiye’nin savunma stratejilerinde önemli bir yer tutan F-16‘ların 5. Nesil uçakların gelişiyle eski önemini yitirmeye başladığını belirtiyor. Bakanlık, HÜRJET ve KAAN gibi yerli projelere öncelik vererek, Türk savunma sanayinin bağımsızlık hedeflerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Türkiye, 5. Nesil Milli Muharip Uçağı KAAN ile gelecekte daha güçlü bir hava savunma kapasitesine sahip olmayı planlıyor. Türkiye’nin savaş uçağı projeleri bu hedef doğrultusunda ilerliyor.

Bu gelişmelerle birlikte, Türkiye’nin hava savunma envanterinin modernizasyonuna yönelik çalışmalar hızla sürüyor. Türkiye’nin savaş uçağı projeleri büyük ilgi görüyor.

Karanlık depolarda dronlar envanter kontrolü yapıyor

0

Otonom envanter yönetimi sağlayıcısı Corvus Robotics, Corvus One depo dronunu, ışıksız dağıtım merkezlerinde uçma yeteneğiyle güncelledi. Quadcopter, yolunu bulmak ve stok kontrol etmek için çıkartmalar, reflektörler veya işaret fişekleri gibi ek navigasyon altyapısına ihtiyaç duymadan karanlık depolarda gezinebiliyor. 

Karanlık depolarda dronlar artık çalışabiliyor

Corvus One sistemi, fiziksel mallar satan bir işletmeyi yürütmenin en sıkıcı ve zaman alıcı görevlerinden birini otomatikleştirmek için tasarlanmıştır: Envanter yönetimi. Periyodik envanter denetimleri ve “döngü sayımları” yerine, operasyonları kapatmadan stok alt kümelerinin düzenli sayımı yerine, dronlar paletlerin günlük taramalarını gerçekleştirir ve verileri gerçek zamanlı olarak depo yönetim sistemi (WMS) kayıtlarıyla karşılaştırır. 

Oluşturulan raporlar, envanter yöneticilerinin tutarsızlıkları belirlemesine, eksik envanteri bulmasına ve stokları daha doğru bir şekilde takip etmesine olanak tanıyor. Sistem ayrıca mevcut depo personelini başka yere yönlendirme veya envanteri manuel olarak kontrol etmek için geçici işçiler işe alma ihtiyacını da ortadan kaldırıyor.

Şirket: “Şirketler Corvus drone teknolojisinden yararlanarak veri doğruluğunu iyileştirebilir, işçilik maliyetlerini düşürebilir, işçi üretkenliğini artırabilir ve envanter seviyeleri değiştikçe gerçek zamanlı görünürlük sağlayabilir. Drone teknolojisinin uygulanması yalnızca envanter yönetim süreçlerini basitleştirmekle kalmaz, aynı zamanda işletmeler için değerli zaman, para ve kaynak tasarrufu da sağlar” dedi.

Bu yeni nesil insansız hava aracının geliştirilmesi, S2G Ventures ve Spero Ventures liderliğindeki 18 milyon dolarlık bir A serisi tur ve tohum finansmanı ile desteklendi. S&P Capital IQ’ya göre işlem 8 Ekim’de kapandı. Tesla’nın kurucu ortağı ve Spero Ventures’ın ortağı Marc Tarpenning, “Corvus Robotics, iş yapma biçimini gerçekten dönüştüren şirketlere yatırım yapma misyonumuza uyuyor. İniş pistinin dışında, drone destekli sistemi hiçbir altyapıya ihtiyaç duymuyor, hızlı ve kolay bir şekilde konuşlandırılabiliyor ve yönetimi uygun maliyetli. Mevcut depo ortamıyla tam anlamıyla bütünleşiyor” dedi.

Instagram gençleri koruma amaçlı yeni güvenlik özellikleri ekliyor

Meta, sosyal medya platformu Instagram üzerinden genç kullanıcıları korumaya yönelik yeni güvenlik özelliklerisunmaya hazırlanıyor. Bu özellikler, özellikle Instagram gençleri hedef alan cinsel şantaj ve dolandırıcılık gibi tehditleri azaltmayı hedefliyor.

Meta, Instagram’daki 18 yaş altı kullanıcılar için daha önce bazı kapsamlı kısıtlamalar getirmişti. Şimdi ise bu kısıtlamalara yeni özellikler ekliyor. Artık şüpheli hesaplardan gelen takip istekleri Instagram gençlerinin spam klasörüne yönlendirilecek ya da tamamen engellenecek. Ayrıca, yabancı bir hesaptan gelen mesajlarda uyarı bildirimi gönderilecek. Özellikle farklı ülkelerden gelen mesajlar için Instagram gençleri bu mesajların güvenilirliği konusunda bilgilendirilecek.

Dolandırıcı takipçilere karşı gizlilik önlemleri

Potansiyel bir dolandırıcının genç bir kullanıcıyı takip ettiği tespit edildiğinde, o genç kullanıcının takipçi listesi ve fotoğraflarda etiketlenen kişiler gibi kişisel bilgileri gizlenecek. Meta, bu özelliğin hangi verileri kullanarak çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi; ancak muhtemelen hesap yaşı ve ortak takipçiler gibi bilgiler göz önünde bulundurulacak.

Mahrem görüntülere ek koruma

Meta, Instagram’ın geçici mesajlaşma özelliği aracılığıyla paylaşılan mahrem görüntülerin ekran görüntüsü veya ekran kaydı ile alınmasını engelleyen bir özellik de sunuyor. Üstelik bu tür görüntüler Instagram’ın web sürümüüzerinden de artık açılmayacak.

Yasal baskılar artıyor

Meta, özellikle genç kullanıcıları cinsel tacizden koruma konusunda artan yasal baskılarla karşı karşıya. Birçok ABD eyaleti, Instagram gençleri yeterince koruyamadığı için Meta’ya karşı çeşitli davalara açmış durumda. Yeni özelliklerin kullanım tarihine ilişkin net bir bilgi verilmedi; ancak Meta’nın bu özellikleri kısa süre içinde yayına alması bekleniyor.

Bu yeni güvenlik özellikleriyle birlikte Instagram, kullanıcılarına daha güvenli bir ortam sunmayı amaçlıyor ve özellikle Instagram gençlerinin mahremiyetini koruma konusunda önemli adımlar atıyor.

Serve Robotics teslimat robotunu yeniledi

0

Otonom teslimat şirketi Serve Robotics, üçüncü nesil otonom robotunu tanıttı. Yeni botun “önemli ölçüde geliştirilmiş” yetenekler sunduğu iddia ediliyor ancak üretiminin çok daha ucuz olduğu söyleniyor. En azından iki ABD şehrinde bunun tanıdık bir görüntü haline gelmesi muhtemel. 2025 yılında sadece Uber Eats platformunda en az 2.000 ünitenin konuşlandırılması bekleniyor.

Serve Robotics teslimat süreçlerini otonom hale getiriyor

Geliştirilen işlevselliğin temel unsurlarından biri, daha düşük maliyetle daha fazla sayıda teslimata olanak sağlayan daha fazla mal taşıma yeteneği. Serve’e göre yeni robot, saatte 10 km azami hıza sahip olan selefinden iki kat daha hızlı seyahat edebiliyor ve tek bir şarjla iki kat daha fazla mesafe kat edebiliyor. Bu da robotun her gün sahada yaklaşık altı saat daha fazla hizmet vermesine olanak sağlıyor. Ayrıca, genel anlamda yapılan iyileştirmeler sayesinde otomatik işlevselliğinin de çok daha iyi olduğu iddia ediliyor.

Nvidia’nın Jetson Orin modülü, Ouster’ın yeni REV7 dijital lidarı, robotun sensör paketindeki yükseltmeler ve yerleşik bilgi işlem gücünde beş kat artış, botun otonom hareketliliğinde önemli yükseltmeler sağlamak için bir araya geliyor ve Serve’in en güçlü yapay zeka mimarisi, navigasyon kararlarını eskisinden daha hızlı hale getiriyor.

Tüketiciler, önceki robotlara göre taşıma kapasitesinin yüzde 15 arttığını ve bu sayede dört adet büyük 28 cm’lik pizzanın teslim edilebildiğini görmekten mutluluk duyacaklardır. Süspansiyonu ayarlanmış yeni bir aktarma organı ise daha akıcı bir çalışma sağlayarak, yiyeceklerin dökülme veya taşıma sırasında hareket etme olasılığını azaltıyor.

Güvenlik de ele alınmış; su geçirmezlik özelliği artırılarak botun kötü hava koşullarındaki yetenekleri artırılmış, acil frenleme özelliği ise yüzde 40 daha hızlı durmasını sağlamış.

Serve CEO’su ve kurucusu Dr. Ali Kashani: “Beş kat daha fazla yapay zekayı çalıştırırken daha hızlı ve daha uzağa gidebilen ve maliyetleri yarı yarıya azaltan son teknoloji bir robot üretmek gerçek bir mühendislik başarısıdır. Üçüncü nesil robotumuzla ekibimizin başardıklarından gurur duyuyorum, bu yıllarca süren amansız çabanın doruk noktasını temsil ediyor. Yeni robotumuz, önümüzdeki aylarda ülkenin en büyük otonom filolarından birini devreye sokarken Serve’i maliyet eğrisinde önemli ölçüde aşağıya ve rekabette öne taşıyacak” dedi.

6G saniyede kaç film indirebilecek?

Araştırmacılar, saniyede 938 gigabit (Gbps) hızında kablosuz veri aktarımı gerçekleştirerek, mevcut 5G telefon bağlantısının ortalama hızını 9 bin kattan fazla aştı. Zhixin Liu ve University College London’daki ekibi, iletim hızlarını artırmak için daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir frekans spektrumundan yararlandı. 5 gigahertz’den 150 gigahertz’e kadar olan frekans aralığında, hem radyo dalgalarını hem de ışığı kullanarak çalışıyorlar. Deney, 6G’nin gelecekte ne kadar hıza ulaşabileceğini değerlendirmek amacıyla yapıldı.

6G saniyede kaç film indirebilir?

Bu hız, her saniye ortalama uzunlukta 20’den fazla filmin indirilmesine olanak tanıyor. İki veya daha fazla sinyali birleştiren multipleks veriler için yeni bir standart belirliyor.

Yeni nesil radyo erişim ağı (RAN), erişim noktalarını ve hub’ları birbirine bağlamak için baz istasyonları arasında 100 Gbps’yi aşan yüksek hızlı kablosuz iletim gerektiriyor. Bu durum, veri iletimi için 6 GHz altı ile milimetre (mm) dalga bandı (örneğin, 170 GHz’e kadar D-bant) arasındaki kablosuz spektrumun tamamen elektronik veya optoelektronik yaklaşımlar kullanılarak kullanılmasına yönelik araştırmaları teşvik etti. Ancak geniş bant sinyallerinin senkronize taşıyıcı frekanslarla üretilmesinin zorluğu nedeniyle, tamamen elektronik ve optoelektronik yöntemler ayrı ayrı kullanılmıştır.

Araştırmacılar, 5-150 GHz frekans bölgesini kapsayan, havadan ortogonal frekans bölmeli çoğullama (OFDM) sinyallerinin ultra geniş 145 GHz bant genişliğinde kablosuz iletimini gösterdiler. Bu, yüksek hızlı elektronik ve mikrodalga fotonik teknolojilerinin avantajlarının birleştirilmesiyle elde ediliyor.

Araştırmacılar, iki çift dar hat genişliğine sahip lazeri frekans kilitleme yöntemiyle ve ortak bir kuvars osilatörü kullanarak, serbest çalışan lazerlere kıyasla kararlı taşıyıcı frekansı ve azaltılmış faz gürültüsüne sahip W-bant ve D-bant sinyalleri ürettiler ve böylece spektrumun kullanımını en üst düzeye çıkardılar. Araştırmacılar, OFDM formatını ve bit yüklemesini kullanarak, farklı RF ve mm dalga bantları arasında 300 MHz’den daha az bir boşlukla 938 Gbps’lik bir iletim veri hızına ulaştılar.

Hepsiburada resmen satıldı: İşte anlaşmanın detayları!

0

Türkiye’nin önde gelen e-ticaret platformu Hepsiburada’da önemli bir satış gerçekleşti. Şirketin kurucusu Hanzade Doğan ve diğer Doğan Ailesi üyeleri, sahip oldukları yüzde 65.4’lük hisseyi Kazakistan merkezli Kaspi.kz’ye devretme kararı aldı. Yaklaşık 1 milyar 127 milyon dolar değerindeki anlaşmanın 2025’in ilk çeyreğinde tamamlanması bekleniyor.

Hepsiburada, devir sonrası organizasyon yapısını koruyacak

2000 yılında Hanzade Doğan tarafından kurulan ve 2021’de NASDAQ’ta işlem görmeye başlayan Hepsiburada, geçtiğimiz yıl 4 milyar dolarlık satış hacmine ulaşmıştı. Platformun halihazırda 101 bin iş ortağı ve 12 milyon aktif müşterisi bulunuyor.

Taraflar, anlaşmanın detaylarını da basınla paylaştı. Buna göre, Hepsiburada’nın satış bedeli iki taksitte ödenecek. İlk taksit olan 600 milyon dolar anlaşmanın kapanışında, kalan 526.9 milyon dolar ise en geç 6 ay içerisinde ödenecek. Kaspi.kz, bu finansmanı kendi faaliyet gelirlerinden ve mevcut nakit varlıklarından karşılamayı planlıyor.

Kaspi.kz CEO’su Mikheil Lomtadze, anlaşmayla ilgili yaptığı açıklamada, “Toplam pazarımızı yaklaşık 100 milyonluk bir nüfusa ulaşacak şekilde genişletmek önemli bir önceliğimizdi. Hepsiburada ile tam bir kültürel uyum içerisindeyiz” şeklinde konuşarak yapılan anlaşmayla ilgili memnuniyetini paylaştı.

Hepsiburada’nın kurucusu Hanzade Doğan ise, “24 yıl önce kurduğum Hepsiburada Grubu için önemli bir dönüm noktası. Kaspi, Hepsiburada’nın tüm potansiyelini ortaya çıkarabilecek en uygun ortak olarak öne çıkmaktadır” açıklamasını yaptı.

Kazakistan’ın en büyük şirketlerinden olan Kaspi.kz, ülkesinde 14 milyon aktif mobil kullanıcıya sahip. Firma, SuperApp uygulaması üzerinden ödeme çözümleri, pazaryeri ve fintech hizmetleri sunuyor. Bunun yanı sıra, Harvard Business School’un şirket hakkında MBA öğrencileri için hazırladığı iki vaka çalışması bulunuyor.

Depreme dayanaklı türbin temeli geliştirildi

0

Japon bir şirket, sabit tabanlı açık deniz rüzgar türbinleri için depreme dayanıklı bir temel tasarladı. J-Power ve Tokyo Üniversitesi tarafından geliştirilen ‘esnek üçlü’ temel, Japonya’nın topografyasına göre tasarlandı. Şirkete göre, yeni geliştirilen teknoloji, temelin taban plakasında kare çelik borular ve çelik plakalar içeriyor ve nispeten kolay deforme olabilen esnek bir yapı oluşturuyor. Depreme dayanaklı türbin yapısı, bu teknoloji ile daha güvenli bir hale geliyor.

Depreme dayanaklı türbin temeli

J-Power, tasarımın zeminden sismik izolasyon sağladığını, sığ kaya tabanlarında inşa edilebilirliği artırdığını ve depremlerin neden olduğu titreşimleri azalttığını iddia ediyor. Depreme dayanaklı türbin, bu yenilikçi tasarımla daha etkili performans gösterebilir. Şirket ayrıca basitleştirilmiş temel bileşenlerinin geleneksel teknolojilere göre daha düşük inşaat maliyetleri sağladığını savunuyor.

Şirket, Avrupa’da kanıtlanmış bir geçmişe sahip olan tek kazıklı temellerin, şu anda büyük ölçekte tanıtılan dip sabitli açık deniz rüzgar türbinlerinde sıklıkla kullanıldığını iddia etti. Ancak tek kazıklı temeller, Japonya çevresindeki sularda sıklıkla olduğu gibi, yüzeye yakın nispeten sert taban kayası olan alanlar için uygun değildir. Bu tür taban kayalarına verimli bir şekilde delme yapmak zordur, geleneksel teknolojilerin kullanılmasını gerektirir ve daha yüksek inşaat maliyetlerine neden olur. J-Power, uzun, entegre çelik boru bölümünün tüm rüzgar türbininin yavaşça sallanmasına (uzun dönemli hareket) izin verdiğini ve sismik hareketle rezonans nedeniyle kule salınımlarının artma riskini azalttığını savunuyor. Depreme dayanaklı türbin geliştirme süreci, bu nedenle büyük önem taşır.

J-POWER basın bülteninde: “Ek olarak, tasarlanan sismik izolasyon etkisi deprem kaynaklı titreşimleri en aza indiriyor. J-POWER’ın hesaplamaları , temel bileşenlerinin geleneksel teknolojilere kıyasla basitleştirilmesinin önemli maliyet düşüşleriyle sonuçlanmasının beklenebileceğini gösteriyor. Bu teknolojinin gelecekte daha büyük rüzgar türbinlerine kolayca uyarlanabileceği de öngörülüyor” dedi. Depreme dayanaklı türbin teknolojisi, böylece gelecekte daha geniş bir kullanım alanı bulabilir.

J-POWER, Tokyo Üniversitesi ile bu teknoloji üzerinde ortak bir araştırma yürüttüklerini ve yaptıkları analizlerin teknolojinin etkililiğini doğruladığını belirtti. Şirket, model deneylerinin, bu temel yapısının deprem kaynaklı titreşimleri geleneksel tasarımlara göre daha etkili bir şekilde azalttığını da gösterdiğini iddia etti. Depreme dayanaklı türbin konusundaki bu bulgular, yeni teknolojiye olan güveni artırıyor.

Blade bataryalar Apple’ın hedefini gösteriyor

Apple, uzun menzilli bataryaların geliştirilmesine odaklanarak, artık rafa kaldırılan otomobil projesi kapsamında birkaç yıldır Çinli otomobil üreticisi BYD ile ortaklık kuruyordu. Blade bataryalar bu bağlamda özellikle önemliydi. Çeşitli kaynaklara göre, projeye yakın kaynaklar, yakın zamana kadar gizli tutulan bu iş birliğinin günümüz pil teknolojilerinin şekillenmesinde önemli rol oynadığını ileri sürüyor. Ortaklık 2017 civarında başladı. Her iki şirket de lityum demir fosfat (LFP) hücreleri kullanan bir pil sistemi üzerinde birlikte çalıştı. Blade bataryalar kullanarak, amaçları daha güvenli ve daha verimli elektrikli araç pilleri geliştirmekti.

Blade bataryalar Apple için kritik aşamaydı

Teknolojinin, o zamanın tipik elektrikli araç pillerine kıyasla daha uzun menzil ve gelişmiş güvenlik sunması amaçlanmıştı. Apple, BYD’nin mevcut Blade pil teknolojisinin haklarına sahip olmasa da bu iş birliği teknoloji devinin otomotiv pazarına girme hedeflerini ne kadar ciddiye aldığını ortaya koyuyor.

Bloomberg’in haberine göre Apple, Şubat ayında resmen iptal edilmeden önce sıklıkla “bir sonraki büyük projelerinden” biri olarak selamlanan araç projesine son on yılda tahmini olarak yılda 1 milyar dolar harcadı. Blade bataryalar Apple’ın BYD ile birlikte geliştirdiği pil sistemi, Apple’ın öngördüğü elektrikli araç için oldukça özelleştirilmişti. Apple mühendisleri gelişmiş pil takımı tasarımı ve ısı yönetimi konusundaki uzmanlıklarını ortaya koyarken, BYD de LFP hücreleriyle üretim yeteneklerini ve atılımlarını ortaya koydu.

Apple’ın Blade pil teknolojisine hiçbir zaman sahip olmamasına rağmen bu iş birliği değerli bilgiler sağladı. BYD , Bloomberg’e verdiği bir demeçte: “Blade pil konsepti, bu LFP Blade pilini bağımsız olarak geliştiren BYD mühendisleri tarafından ortaya çıkarıldı. BYD, Blade pilinin tüm mülkiyet haklarına ve patent haklarına sahip” dedi. Buna rağmen şirket içinden kaynaklar, BYD’nin Blade bataryalar tasarımının Apple’ın ilk katkılarından, özellikle güvenlik ve enerji depolama alanlarından etkilendiğini belirtti.

BYD’nin Blade pili artık tüm elektrikli araçlarında kullanılıyor ve şirketin satışlarını artırmasına yardımcı oluyor. 2023’te BYD, üç yıl önce satılan sadece 179.054 üniteden büyük bir sıçrama yaparak 3 milyon elektrikli ve hibrit araç sattı.

Yapay zekayla ödev yapılması davaya neden oldu

Massachusetts’te, eğitim kurumlarının üretken yapay zeka kullanımına yaklaşımını değiştirme potansiyeline sahip bir hukuki anlaşmazlık ortaya çıktı. Dale ve Jennifer Harris, oğullarının bir tarih projesinde yapay zeka araçlarını kullanmasının haksız cezalara yol açtığını iddia ederek Hingham Kamu Okulları’na dava açtı. Oğullarının Stanford gibi prestijli kolejlere girme şansının, okulun ona 100 üzerinden 65 not verme ve cumartesileri gözaltına alma kararıyla zedelendiğini iddia ediyorlar. Bu, “Yapay zekayla ödev” konusunu gündeme getirdi.

Yapay zekayla ödev yapılması okulu karıştırdı!

Harris ailesi, yapay zekanın ders çalışmalarında kullanılmasının kurumun öğrenci el kitabında açıkça yasaklanmadığını iddia ediyor. Oğullarının akademik kaydının zarar gördüğünü ve cezanın çok sert olduğunu iddia ediyorlar. Okulun eylemleri davalarında “yıkıcı ve acımasız” olarak tanımlandı ve oğullarının gelecekteki beklentilerini olumsuz etkiledi. Yapay zekayla ödev yaparken, oğlunun adil muamele görmediğini düşünüyorlar. Öte yandan, Hingham Kamu Okulları her türlü intihalin ve “yetkisiz teknoloji” kullanımının öğrenci el kitabında yasak olduğunu iddia ediyor. Bölge, disiplinin bozulması durumunda ek ebeveynlerin okul seçimlerine itiraz eden davalar açabileceğini savunuyor ve eylemlerini tutarlı ve makul ölçüde hoşgörülü olarak savunuyor.

Dava, AI’nın eğitimdeki uygulaması etrafındaki daha geniş tartışmayı gün yüzüne çıkarıyor. Okullar, OpenAI’nin ChatGPT’sinin 2022’de yayınlanmasından bu yana sınıfta yapay zekanın (AI) ahlaki ve pratik sonuçlarını tartışıyor. Tanımlı kriterlerin eksikliği nedeniyle, daha önce AI teknolojilerini yasaklayan bazı bölgeler sonunda kararlarını bozdu.

Demokrasi ve Teknoloji Merkezi tarafından yapılan bir anket, okulların öğrencileri AI kullanımından dolayı giderek daha fazla cezalandırdığını ve bunun da çoğunlukla marjinal grupları orantısız bir şekilde etkilediğini ortaya koydu. Harris ailesi, oğullarının haksız yere hedef alındığını, İngilizce bir ödev için AI kullanan başka bir öğrencinin Ulusal Onur Topluluğu’na katılmasına izin verildiğini, oğullarının ise başlangıçta dışlandığını iddia ediyor. Dava ayrıca eğitimde “Yapay zekayla ödev” kullanımına ilişkin net eyalet yönergelerinin yokluğunu da sorguluyor. Harris ailesi, “Üretici AI ortaya çıkan bir manzara ve yapay zekayla ödev kullanımı kalıcı olacak” diyerek okulların gelişen teknolojiye uyum sağlaması gerektiğinin altını çiziyor.

Doğal gaz şirketi iklim sorunu nedeniyle davalık oldu

0

İlk kez, bir doğal gaz şirketi iklim değişikliği nedeniyle yerel bir hükümetten dava ile karşı karşıya kaldı. Oregon’un Multnomah İlçesi, Shell, Exxon, McKinsey ve diğer şirketlere karşı açtığı davaya NW Natural’ı da ekleyerek, fosil yakıtlar ve bunların çevresel etkileri konusunda müşterileri yanıltmakla suçladığı davaya yasal işlem başlattı. Davada, Koch ve büyük petrol destekli Oregon Bilim ve Tıp Enstitüsü de dahil olmak üzere bu şirketlerin, iklim bozulmasındaki rollerini küçümserken ürünlerini tanıtmak için komplo kurdukları iddia ediliyor.

Doğal gaz şirketi iklim endişeleri nedeniyle mahkemelik oldu

Dava, bu iddia edilen aldatmacayı, sıcaklıkları rekorlara taşıyan ve Multnomah County’de en az 69 can kaybına yol açan Pasifik Kuzeybatısı’ndaki ölümcül “ısı kubbesi” olayına bağlıyor. İlçe tarafından belirtildiği üzere, bu sıcak hava dalgasında ölenlerin sayısı, Oregon eyaletinin tamamında yirmi yıllık bir süre zarfında sıcaklıkla ilgili nedenlerden ölenlerin sayısını aştı.

Bu davanın emsal teşkil etmesinin sebebi, bir gaz şirketinin bir iklim sorumluluğu davasında davalı olarak gösterilmesinin ilk örneği. Gaz şirketleri, petrol şirketlerine benzer eylemlerde bulundukları için büyük ölçüde yasal ilgi odağı olmaktan kurtulmayı başardılar. İklim Bütünlüğü Merkezi’nin başkan yardımcısı Alyssa Johl’un da belirttiği gibi, gaz şirketleri, uzun süredir kamuoyunu fosil yakıtlarla ilgili ciddi riskler konusunda dolandırmak için aldatıcı kampanyalar yürütenler arasında yer alıyor.

Johl: “Gaz şirketleri ürünlerinin iklim krizini körüklediğini onlarca yıldır biliyorlar. Ancak metan gazını aldatıcı bir şekilde bir iklim çözümü olarak pazarlamaya devam ediyorlar” dedi. Doğal gazın temel bir bileşeni olan metan, ısıyı hapsetmede karbondioksitten çok daha güçlüdür. Bu da onu küresel ısınmanın önemli bir itici gücü haline getirir.

Çevre aktivisti Dr. Melanie Plaut: “NW Natural metan yakmaya devam etmemizi sağlamak için elinden gelen her şeyi yaptı. Yaktığımız her şeyi soluyoruz” dedi. Ancak NW Natural iddiaları reddetti ve ilçenin eylemlerinin davanın eksikliklerinden dikkati uzaklaştırma girişimi olduğunu ileri sürdü. Multnomah County’nin davası, şirketin inkarlarına rağmen, doğalgaz şirketlerinin iklim felaketindeki rollerinden dolayı sorumlu tutulmaları için bir emsal oluşturabilir ve fosil yakıt sektörüne karşı kullanılan yasal taktiklerde bir değişikliğe işaret edebilir.

ANYmal robot köpek zorlu koşullarda mücadele ediyor

0

ETH Zurich yan kuruluşu ANYbotics tarafından geliştirilen ANYmal robotu, yakın zamanda gerçek bir olayda IP67 su ve toz korumasını doğruladı. Zorlu endüstriyel ortamlar için tasarlanan ANYmal robotik köpek, bir müşterinin tesisi şiddetli bir sel baskınına maruz kaldığında dayanıklılığını kanıtladı, saha su altında kaldı ve robot çamura gömüldü.

ANYmal robot köpek avantajları

Su çekildikten sonra, ANYmal 24 saatten uzun süre su altında kalmış bir şekilde karla kaplı halde bulundu. Aşırı koşullara rağmen, robot soğutma fanı çalışmaya başlayarak, bacakları hareket ederek ve sonunda tamamen işlevsel bir şekilde ayağa kalkarak tekrar çalıştı. ANYbotics, bu başarıyı bir LinkedIn gönderisinde vurgulayarak robotun şimdiye kadarki en zorlu IP67 mücadelesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

IP67 derecesi, ANYmal’ın darbeye dayanıklı, toz geçirmez ve su geçirmez olduğu anlamına gelir ve bu da onu her türlü hava koşulunda çalışmaya uygun hale getirir. Yakın zamanda, ETH Zürih’in Robotik Sistemler Laboratuvarı da ANYmal’ı standart merdivenlere tırmanacak şekilde yükselterek endüstriyel ortamlardaki çok yönlülüğünü artırdı.

ANYmal’in sağlam yetenekleri arasında Lidar sistemiyle 360° görüş, altı derinlik kamerası ve iki optik teleoperasyon kamerası yer alır ve doğru navigasyonu garanti ediyor. Tek bir şarjla 0,75 m/s hızla 2 km’ye kadar çalışıyor ve 90 ila 120 dakikalık bir pil ömrüne sahip. Robotun uyarlanabilirliği, entegre Wi-Fi ve 4G/LTE bağlantısıyla daha da artırılarak çeşitli ortamlarda işlev görmesine olanak tanıyor.

İki Intel i7 Core işlemciyle desteklenen ANYmal, uç bilişimi destekler ve uzaktan kumanda için sağlamlaştırılmış bir tablet, bir yerleştirme istasyonu ve bir taşıma kutusu ile birlikte gelir. Gelişmiş yazılımı ve dayanıklı donanımı, termal kameralar, ultrasonik mikrofonlar ve düşük ışıkta görünürlük için 3790 lümenlik bir spot ışığı ile birlikte yüksek performanslı denetimler sunar.

ANYbotics, ANYmal gibi gelişmiş robotların denetimleri otomatikleştirerek, sensör verimliliğini iyileştirerek ve dijitalleştirilmiş süreçlerle çalışan güvenliğini artırarak tesis izlemede devrim yaratabileceğine inanıyor. ANYmal platformu, dayanıklılığı ve son teknoloji ürünü teknolojisiyle endüstriyel robotikte yeni bir standart belirliyor.

Türkiye ve Çin arasında yeni madencilik anlaşması!

0

Dünyanın en büyük ikinci nadir toprak elementleri rezervine sahip olan Türkiye, kritik mineraller konusunda Çin ile yeni bir iş birliğine imza attı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çinli mevkidaşı Wang Guanghua ile “Doğal Kaynaklar ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nı imzaladı.

Türkiye ve Çin arasında yeni bir madencilik anlaşması yapılıyor

Bu anlaşma, Türkiye ve Çin arasındaki madencilik sektöründeki ilişkileri daha da derinleştirecek gibi görünüyor. Anlaşma kapsamında iki ülke, madencilik ve doğal kaynaklar alanında iş birliğini kolaylaştırmayı, Türkiye, Çin ve üçüncü ülkelerde kritik mineraller alanında iş birliği fırsatlarını belirlemeyi ve madencilik teknolojileri ile dijitalleşme alanlarında iş birliğini teşvik etmeyi hedefliyor.

Bakan Bayraktar, Çin’in Tianjin kentinde düzenlenen Uluslararası Madencilik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, kritik minerallerin hem ulusal güvenlik hem de ekonomik büyüme açısından önemine dikkat çekti. Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşmak için 2040 yılına kadar bu minerallere olan talebin dört kat artacağını belirten Bayraktar, Türkiye’nin 2022 yılında Eskişehir’de keşfettiği dünyanın ikinci en büyük nadir toprak elementi rezervine de değindi. Bu rezervin, yıllık 570 bin ton nadir toprak elementini saflaştırma kapasitesine sahip bir tesise dönüştürülmesinin planlandığını belirten Bayraktar, Afrika, Batı ve Orta Asya ülkeleriyle de iş birliğine açık olduklarını ifade etti.

Bu anlaşma, Bakan Bayraktar’ın Çin ile beş ay içinde imzaladığı ikinci iş birliği anlaşması olması açısından dikkat çekiyor. Mayıs ayında da Çin’i ziyaret eden Bayraktar, “Enerji Dönüşümü Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalamıştı. Sosyal medya hesabından anlaşmaya ilişkin bir paylaşım yapan Bayraktar, “Küresel madencilik sektörünün kritik bir süreçten geçtiği şu günlerde, Çin ve Türkiye arasında madencilik alanında hayata geçirilecek ortak projeler büyük bir potansiyele sahip. İmzaladığımız mutabakat zaptı ile madenciliğin her alanında iş birliğimizi ilerletmeyi ve özellikle kritik mineraller konusunda Türkiye’de birlikte çalışmayı hedefliyoruz” dedi.

Türkiye’nin bir yandan ABD ve AB liderliğindeki Mineral Güvenliği Ortaklığı (MSP) Forumu’na katılırken, diğer yandan Çin ile iş birliğini güçlendirmesi dikkat çekici. Türkiye’nin bu hamleleri, kritik hammadde ve nadir toprak elementlerinin sadece çıkarılmasında değil, aynı zamanda işlenmesinde ve üretilmesinde de söz sahibi olmak istediğini gösteriyor. Çin’in dünya nadir toprak elementi ticaretinde %70’ten fazla paya sahip olduğu düşünüldüğünde, Türkiye’nin bu konuda kendi kaynaklarını kontrol etme ve değerlendirme çabası önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

Yapay zeka teknolojisi, Nvidia hisseleri zirveye çıkardı!

Hisseler, gün içinde %3’ten fazla artış göstererek 140,89 dolara kadar yükseldi. Bu yeni rekor, 20 Haziran’da kaydedilen 140,76 dolarlık önceki zirveyi geride bıraktı. Sabah saatlerinde Nvidia hisseleri yaklaşık 139,59 dolar seviyesinde işlem görüyordu.

Nvidia’nın bu yeni rekoru, dünyanın en büyük çip üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Company’nin (TSMC) üçüncü çeyrek kazanç beklentilerini aşarak kârını %54 oranında artırmasının ardından geldi. TSMC, Nvidia, Apple, AMD ve ARM gibi şirketler için çip üretiyor.

Nvidia hisseleri Pazartesi günü de kapanış rekoru kırarak 138,07 dolara ulaşmış, böylece 18 Haziran’da kaydedilen 135,58 dolarlık önceki rekorunu geride bırakmıştı. Donanım devinin hisseleri, 2023’ün başından bu yana %180 artış gösterdi ve yılın başından bu yana değerini dokuz kat artırdı.

Microsoft, Meta, Google ve Amazon gibi dev şirketler, gelişmiş yapay zeka çalışmalarını desteklemek için Nvidia GPU’larını büyük miktarlarda satın alıyor. Bu şirketlerin hepsi Ekim ayı sonuna kadar çeyrek sonuçlarını açıklayacak. Donanım devi, yeni nesil yapay zeka GPU’su “Blackwell”e olan talebin “çılgınca” olduğunu belirterek, dördüncü çeyrekte milyarlarca dolarlık gelir beklediğini duyurdu.

Nvidia’nın yapay zeka alanındaki liderliği, özellikle gelişmiş GPU’lara olan yoğun taleple daha da pekişiyor. Blackwell adlı yeni nesil yapay zeka GPU’suna gösterilen büyük ilgi, Nvidia’nın sektördeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor.

Şirket, bu yeni ürünün dördüncü çeyrek gelirlerine önemli katkı sağlayacağını öngörüyor. Ayrıca, yapay zeka alanındaki bu hızlı büyüme, Nvidia’yı teknoloji devlerinin tercih ettiği başlıca çip sağlayıcılarından biri haline getirdi.

Microsoft, Meta ve Amazon gibi devler, yapay zeka projeleri için şirketin güçlü donanımlarını tercih ediyor. Bu durum, şirketin gelecekteki büyüme potansiyelini daha da artırıyor.

Güneş, solar maksimum dönemine girdi!

Güneş, 11 yılda bir yaşadığı doğal döngüsünde, “solar maksimum” olarak adlandırılan hareketli döneme girdi. Bu dönemde Güneş’in manyetik aktivitesi doruk noktasına ulaşıyor ve manyetik kutupları yer değiştiriyor. Tıpkı Dünya’da da on yılda bir yaşanan manyetik kutup değişimi gibi. Güneş, bu süreçte sakin ve durağan halinden çıkarak aktif ve fırtınalı bir döneme giriyor. NASA ve NOAA, Güneş lekelerini inceleyerek bu döngünün seyrini ve Güneş’in aktivite seviyesini tahmin ediyor.

Güneş, solar maksimum dönemine geçiş yaptı

Güneş lekeleri, Güneş’in manyetik alanlarının yoğunlaştığı ve çevresine göre daha soğuk olan bölgelerdir. Bu lekeler, Güneş yüzeyindeki aktif bölgeleri işaret eder ve güneş patlamaları gibi olayların kaynağı olarak bilinirler. Solar maksimum dönemlerinde bu lekelerin sayısı, dolayısıyla Güneş’teki aktiviteler artar. Bu döngü, Güneş’i daha yakından tanımak için eşsiz bir fırsat sunarken, Dünya ve Güneş Sistemi üzerinde de somut etkiler yaratıyor.

Artan Güneş aktiviteleri, “uzay havası” olarak adlandırılan ve uyduları, astronotları, iletişim sistemlerini, GPS sinyallerini, hatta elektrik şebekelerini etkileyebilen koşulları tetikliyor. Güneş’in en hareketli olduğu dönemlerde, bu tür uzay hava olayları daha sık görülüyor. Nitekim son aylarda yaşanan Güneş aktiviteleri, güçlü aurora oluşumlarına ve uyduları etkileyen jeomanyetik fırtınalara neden oldu. Geçtiğimiz Mayıs ayında ise, büyük güneş patlamaları ve koronal kütle atılımları (CME), Dünya’ya doğru manyetik alanlar ve yüklü parçacıklar fırlattı.

Bu olaylar, son 20 yılın en güçlü jeomanyetik fırtınasına ve son 500 yılın en etkileyici aurora görüntülerine sebep oldu. Hatta son bir yıldaki aktivite artışı nedeniyle, kuzey ışıkları Türkiye’nin kuzey bölgelerinden bile gözlemlenebildi. Ancak NASA ve NOAA’nın açıklaması, Güneş’in aktivitesinin en yüksek noktaya ulaştığı anlamına gelmiyor. Sadece zirve dönemine girdiğimizi gösteriyor. Aktivitelerin zirveye ulaştığı anı belirlemek ise, aylar hatta yıllar sürebilir.