Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 461

Güneş, solar maksimum dönemine girdi!

Güneş, 11 yılda bir yaşadığı doğal döngüsünde, “solar maksimum” olarak adlandırılan hareketli döneme girdi. Bu dönemde Güneş’in manyetik aktivitesi doruk noktasına ulaşıyor ve manyetik kutupları yer değiştiriyor. Tıpkı Dünya’da da on yılda bir yaşanan manyetik kutup değişimi gibi. Güneş, bu süreçte sakin ve durağan halinden çıkarak aktif ve fırtınalı bir döneme giriyor. NASA ve NOAA, Güneş lekelerini inceleyerek bu döngünün seyrini ve Güneş’in aktivite seviyesini tahmin ediyor.

Güneş, solar maksimum dönemine geçiş yaptı

Güneş lekeleri, Güneş’in manyetik alanlarının yoğunlaştığı ve çevresine göre daha soğuk olan bölgelerdir. Bu lekeler, Güneş yüzeyindeki aktif bölgeleri işaret eder ve güneş patlamaları gibi olayların kaynağı olarak bilinirler. Solar maksimum dönemlerinde bu lekelerin sayısı, dolayısıyla Güneş’teki aktiviteler artar. Bu döngü, Güneş’i daha yakından tanımak için eşsiz bir fırsat sunarken, Dünya ve Güneş Sistemi üzerinde de somut etkiler yaratıyor.

Artan Güneş aktiviteleri, “uzay havası” olarak adlandırılan ve uyduları, astronotları, iletişim sistemlerini, GPS sinyallerini, hatta elektrik şebekelerini etkileyebilen koşulları tetikliyor. Güneş’in en hareketli olduğu dönemlerde, bu tür uzay hava olayları daha sık görülüyor. Nitekim son aylarda yaşanan Güneş aktiviteleri, güçlü aurora oluşumlarına ve uyduları etkileyen jeomanyetik fırtınalara neden oldu. Geçtiğimiz Mayıs ayında ise, büyük güneş patlamaları ve koronal kütle atılımları (CME), Dünya’ya doğru manyetik alanlar ve yüklü parçacıklar fırlattı.

Bu olaylar, son 20 yılın en güçlü jeomanyetik fırtınasına ve son 500 yılın en etkileyici aurora görüntülerine sebep oldu. Hatta son bir yıldaki aktivite artışı nedeniyle, kuzey ışıkları Türkiye’nin kuzey bölgelerinden bile gözlemlenebildi. Ancak NASA ve NOAA’nın açıklaması, Güneş’in aktivitesinin en yüksek noktaya ulaştığı anlamına gelmiyor. Sadece zirve dönemine girdiğimizi gösteriyor. Aktivitelerin zirveye ulaştığı anı belirlemek ise, aylar hatta yıllar sürebilir.

Çift yüzlü güneş penceresi tasarlandı!

Güneş enerjisi teknolojileri hızla gelişirken, binaların enerji tüketimi ve üretimine bakış açımızı değiştirecek yenilikçi fikirler de ortaya çıkıyor. Hollanda’da geliştirilen ve dünyada bir ilk olan “çift yüzlü güneş penceresi”, bu alanda çığır açabilecek potansiyele sahip. Hem enerji üretebilen hem de iç mekan konforunu artıran bu yeni nesil pencereler, binaları enerji tüketen yapılar olmaktan çıkarıp kendi enerjisini üreten akıllı sistemlere dönüştürebilir.

Çift yüzlü güneş penceresi geliştirildi

TNO araştırmacıları tarafından geliştirilen ZIEZO penceresi, geleneksel pencerelerin yerini alabilecek çok fonksiyonlu bir yapıya sahip. İki yüzeyli kristal silikon güneş hücreleri ile donatılmış bu pencereler, hem ön yüzden hem de arkadan gelen güneş ışınlarından enerji üretebiliyor. Üstelik entegre jaluzi sistemi, güneş ışınlarının yönünü ayarlayarak enerji üretimi ile iç mekan konforu arasında optimum dengeyi kurmaya olanak tanıyor.

Çift yüzlü güneş penceresi geliştirildi.
Çift yüzlü güneş penceresi geliştirildi.

ZIEZO pencereleri, üç farklı modda kullanılabiliyor. Jaluziler kapalıyken maksimum enerji üretimi sağlanırken, açık konumda ise hem enerji üretimi devam ediyor hem de doğal ışık iç mekana girebiliyor. Kullanıcılar, jaluzi açısını otomatik olarak ayarlayan bir sistemle enerji üretimi ve görsel/termal konfor arasında istedikleri dengeyi sağlayabiliyor.

Test sonuçları, ZIEZO pencerelerinin hem enerji verimliliği hem de enerji üretimi konusunda oldukça başarılı olduğunu gösteriyor. Yüksek yansıtıcı jaluziler kullanıldığında, güneşli günlerde %25’e varan ekstra enerji elde edilebiliyor. Günlük ortalama enerji artışı ise %13 civarında.

ZIEZO pencereleri, %40’lık ışık geçirgenliği ile aynı zamanda aydınlık iç mekanlar oluşturulmasına da olanak tanıyor. Bu özellikleriyle renkli ve opak güneş panellerine göre önemli avantajlar sunan ZIEZO, gelecekte binalarda yaygın olarak kullanılabilecek bir teknoloji olarak öne çıkıyor.

Çin, 35MW’lik rüzgar türbinleri geliştiriyor!

Çin, rüzgar enerjisi alanındaki iddiasını her geçen gün biraz daha perçinliyor. Rüzgar türbinlerindeki hızlı gelişim ve rekor denemeleri, Çinli üreticileri sektörün tartışmasız lideri konumuna taşıyor. Son olarak Sany Renewable Energy, dünyanın en büyük rüzgar türbini test ünitesini devreye alarak 35 MW gücündeki devasa türbinlerin yolunu açtı.

Çin, 35MW’lik rüzgar türbinleri üretecek

Sany’nin bu yeni test ünitesi, rüzgar türbini teknolojilerinde devrim yaratma potansiyeline sahip. 35 MW gücündeki türbinleri, gerçek dünya koşullarını birebir yansıtan simülasyonlarla test edebilen bu tesis, türbinlerin sınırlarını zorlayarak verimliliği ve dayanıklılığı artırmayı hedefliyor. Altı adet 100 tonluk hidrolik silindirle donatılan ünite, tayfun kuvvetindeki rüzgarları bile taklit edebiliyor ve türbinlere her açıdan yük bindirerek zayıf noktalarını belirleyebiliyor.

Çin, 35MW'lik rüzgar türbinleri üretecek.
Çin, 35MW’lik rüzgar türbinleri üretecek.

Sany’nin bu yatırımı, şirketin uzun vadeli vizyonunu ortaya koyuyor. Her ne kadar 35 MW gücünde bir türbinin kısa vadede ticari olarak uygulanabilir olması beklenmese de, Sany bu alandaki teknolojik liderliği ele geçirerek geleceğin enerji piyasasını şekillendirmeyi hedefliyor.

Çinli üreticilerin rüzgar türbini kapasitesindeki rekor denemeleri dikkat çekici bir hızla devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Dongfang Electric 26 MW gücünde bir deniz üstü rüzgar türbini tanıtırken, Mingyang’ın 20 MW’lık deniz üstü türbini ise şu anda dünyada aktif olarak kullanılan en büyük türbin olarak göze çarpıyor. Tüm bu gelişmeler, Çin’in yenilenebilir enerji sektöründeki baskın rolünü daha da pekiştiriyor.

ChatGPT, ahlak ve etik sınırlarını kaldırabiliyor mu?

OpenAI tarafından geliştirilen ve dünyanın en popüler sohbet robotu unvanını elinde bulunduran ChatGPT, yetenekleriyle sık sık gündeme geliyor. Fakat bu yapay zeka harikası, aynı zamanda bazı endişeleri de beraberinde getiriyor. ChatGPT’nin kalbinde yer alan ve dili işleme kapasitesiyle göz kamaştıran GPT-4o modeli, istenmeyen sonuçları engellemek adına belirli sınırlamalarla donatılmış durumda. Bu sınırlamalar, modelin şiddet içeren, zararlı, nefret söylemi içeren veya hassas bilgiler içeren yanıtlar üretmesini önlemeyi amaçlıyor.

ChatGPT, ahlak ve etik sınırlarını kaldırabiliyor!

Ancak son günlerde teknoloji dünyasında yeni bir keşif gündemi sarstı: GPT-4o’nun tüm sınırlamalarını ortadan kaldıran özel bir komut dizisi keşfedildi. Bu komut dizisi, modelin bir API arayüzü gibi davranmasını sağlayarak, güvenlik protokollerini devre dışı bırakıyor ve modelin tüm potansiyelini (iyi veya kötü) ortaya çıkarmasına olanak tanıyor.

ChatGPT, ahlak ve etik sınırlarını kaldırabiliyor!
ChatGPT, ahlak ve etik sınırlarını kaldırabiliyor!

Sosyal medya platformlarında paylaşılan denemeler, bu komut dizisinin gerçekten de etkili olduğunu gözler önüne seriyor. Hatta GPT-4o’nun ücretsiz sürümünde yer alan ve daha düşük kapasiteli olan GPT-4o mini modelinde bile bu komut dizisi kullanılarak, modelin etik sınırlarını aşan yanıtlar üretmesi sağlanabiliyor. Örnek olarak, “birini bayıltmak” gibi zararlı bir eylemi konu alan bir istekte bulunulduğunda, komut dizisi etkinleştirilmiş model, sınırlamalar olmadan yanıt üretebiliyor.

Daha da endişe verici olan ise bu komut dizisinin sadece GPT-4o’da değil, diğer bazı yapay zeka modellerinde de etkili olması. Yazılım mühendisi Denis Shilov, yaptığı paylaşımlarda, komut dizisinin xAI tarafından geliştirilen ve X Premium kullanıcılarına sunulan Grok 2 modelinde de çalıştığını ortaya koydu. Benzer şekilde, Mistral AI ve Claude modellerinin de bu komut dizisiyle manipüle edilebildiği belirtiliyor.

Bu durum, yapay zeka güvenliği konusunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Her ne kadar OpenAI gibi şirketler modellerini etik sınırlarla donatmış olsa da, bu sınırlamaların kolayca aşılabilmesi, potansiyel riskleri gözler önüne seriyor. Yapay zekanın etik kullanımı ve güvenliği, önümüzdeki dönemde de teknoloji dünyasının gündemindeki yerini koruyacak gibi görünüyor.

Tesla’nın Optimus robotlarını insanlar mı kontrol ediyor?

0

Elon Musk ve Tesla’nın geçtiğimiz hafta düzenlediği “We, Robot” etkinliğinde tanıtılan insansı Optimus robotları büyük ilgi uyandırdı. Etkinlikte, Cybertruck ve Robovan gibi araçların yanı sıra, Tesla’nın geliştirdiği Optimus prototipleri de sergilendi. Ancak etkinliğin ardından, Optimus robotlarının gerçekten otonom olup olmadığı konusunda şüpheler ortaya çıktı.

Tesla’nın Optimus robotlarını insanlar kontrol ediyor!

Bloomberg ve diğer teknoloji kaynaklarının haberlerine göre, Tesla’nın Optimus robotları etkinlik boyunca insan operatörler tarafından uzaktan kontrol ediliyordu. Tesla’nın etkinlik sırasında bazı Optimus robotlarının bazı yeteneklerini sergilerken uzaktan insan müdahalesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Hangi yeteneklerin insan desteğiyle gerçekleştirildiği net olarak açıklanmasa da, robotların yürüme kabiliyetlerinin yapay zeka kontrolü altında olduğu söyleniyor.

Ancak içecek servisi yapmak veya misafirlerle sohbet etmek gibi diğer görevlerde insan operatörlerin devreye girdiği belirtiliyor. Özellikle robotların insanlarla yaptığı kısa ve akıcı sohbetler dikkat çekti. Yapay zeka alanında doğal dil işleme konusunda büyük ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, robotların sorulara hızlı ve düzgün cevaplar vermesi, arka planda insan operatörlerin olduğu izlenimini uyandırdı. Hatta bir videoda, Optimus robotlarından biri, “Bugün bir insan tarafından destekleniyorum, henüz tamamen otonom değilim” diyerek bu durumu açıkça dile getirdi.

Elon Musk ise etkinlik boyunca Optimus robotlarının otonom yetenekleri hakkında net bir açıklama yapmaktan kaçındı. Robotların katılımcılarla birlikte yürüdüğüne vurgu yaparak, “Optimus robotları aranızda yürüyecek… İnsansı robotlara sahip olmak inanılmaz bir deneyim ve onlar burada, tam karşınızda” dedi. Musk’ın robotların gelecekte tamamen otonom hale gelerek birçok görevi üstlenebileceğine dair uzun vadeli vizyonu ise, şu an için bir hayal gibi duruyor. Bununla birlikte, ne Tesla ne de Musk, etkinlikteki robotların tamamen otonom olduğunu iddia etmedi. İnsansı robotlarda uzaktan insan müdahalesi (tele-operation) yaygın bir uygulama ve özellikle eğitim aşamasında sıkça kullanılıyor. Tesla’nın etkinlikte robotlarının daha çok hareket kabiliyetini ve çevikliğini göstermek istediği düşünülüyor.

İğneada Nükleer Güç Santrali için görüşmeler sürüyor!

0

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çin’e yaptığı ziyarette önemli temaslarda bulundu. Bu temaslar arasında Çinli nükleer enerji şirketi CNOS’nin Başkan Yardımcısı Qiao Gang ile gerçekleştirdiği görüşme de yer aldı. Bakan Bayraktar, görüşmede Türkiye’de inşa edilebilecek büyük ölçekli ve küçük modüler reaktörlere (SMR) yönelik olası iş birliği imkanlarını ele aldıklarını belirtti.

İğneada Nükleer Güç Santrali için görüşmeler devam ediyor

Bayraktar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, enerjide arz güvenliğinin sağlanması ve dışa bağımlılığın azaltılmasının hedeflendiğini vurguladı. 2050 yılına kadar 20 bin megavatlık nükleer enerji kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini belirten Bayraktar, “Akkuyu, Sinop ve Trakya’da kuracağımız toplam 12 reaktör ile 15 bin megavatlık güce ek olarak, 5 bin megavatlık küçük modüler reaktörleri de devreye almayı planlıyoruz.

CNOS ile yaptığımız görüşmede de ülkemizde inşa edilebilecek hem büyük ölçekli hem de küçük modüler reaktörler konusunda olası iş birliği olanaklarını değerlendirdik” dedi. Bilindiği gibi, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (Akkuyu NGS) inşası Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu (Rosatom) tarafından yürütülüyor ve ilk ünitenin devreye alınması yakın bir tarihte bekleniyor. Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Şubat ayında yaptığı açıklamada, Sinop Nükleer Güç Santrali’ni de Rosatom’un inşa edeceğini duyurmuştu.

Bakan Bayraktar ise Temmuz ayında, Sinop’ta lisanslama çalışmalarının 2-3 yıl içinde tamamlanacağını ve Akkuyu ekibinin Sinop’a geçeceğini açıklamıştı. Trakya’daki üçüncü santral projesi olan İğneada Nükleer Güç Santrali için ise Çin ile daha önce başlayan görüşmeler devam ediyor. CNOS ile yapılan son görüşme de bu sürecin bir parçası. Ancak henüz santralin inşası konusunda kesin bir karar alınmış değil. Sinop Nükleer Güç Santrali’nin, Akkuyu NGS’nin ikizi olarak planlandığı ve toplamda 4 reaktör ile 4,8 GW kapasiteye sahip olacağı belirtiliyor. İğneada NGS’nin kapasitesi henüz netlik kazanmasa da, 4 reaktörlü bir santral olması bekleniyor.

Bu batarya, 5 dakikalık şarjla 300 km yol gidebiliyor!

Elektrikli araçların yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olan şarj süreleri ve menzil kaygısı, bir pil üreticisi tarafından geliştirilen yeni bir batarya teknolojisiyle tarihe karışabilir. ProLogium isimli şirket, silikon kompozit anot kullanan ve lityum-iyon pillerden çok daha yüksek enerji yoğunluğu sunan yeni nesil bir bataryayı tanıttı.

Bu batarya, 5 dakikalık şarjla tam 300 km yol gidebilecek

Yeni batarya, sadece 5 dakikalık şarj ile 300 km menzil vadediyor. Bu da mevcut elektrikli araçların şarj sürelerinden %80 daha hızlı olduğu anlamına geliyor. ProLogium, 5 dakika içinde %5’ten %60 kapasiteye, 8.5 dakika içinde ise %80’e kadar şarj olabildiğini belirtiyor. Batarya ayrıca 321 Wh/kg enerji yoğunluğu ile mevcut elektrikli araç pillerini performans açısından geride bırakıyor.

Bu batarya, 5 dakikalık şarjla tam 300 km yol gidebilecek.

Silikon kompozit anot kullanımı, bataryanın enerji yoğunluğunu artırırken aynı zamanda daha hızlı şarj edilmesini sağlıyor. Bu teknoloji, elektrikli araçlardaki menzil kaygısını önemli ölçüde azaltarak, daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir.

ProLogium, bu teknolojinin sadece şarj sürelerini kısaltmakla kalmayıp aynı zamanda onarım ve geri dönüşüm maliyetlerini de düşüreceğini belirtiyor. Modüler tasarımlı batarya, kolayca sökülebiliyor ve değiştirilebiliyor. Bu da onarım maliyetlerini düşürürken aynı zamanda geri dönüşümün daha verimli olmasını sağlıyor.

ProLogium, FEV ile ortaklık kurarak bu bataryayı ticari olarak üretmeyi hedefliyor. Şirket, laboratuvar testlerinde elde edilen performansın gerçek dünya koşullarında da sağlanabileceğine inanıyor. Eğer bu başarırsa, ProLogium’un yeni bataryası elektrikli araç sektöründe devrim yaratabilir ve sürdürülebilir ulaşımın daha hızlı yaygınlaşmasını sağlayabilir.

Ancak bu yeni teknoloji için bazı soru işaretleri de mevcut. Bataryanın gerçek dünya performansının laboratuvar testleri ile aynı olup olmadığı, maliyetinin ne olacağı ve üretim kapasitesinin ne kadar olacağı gibi konular henüz net değil. ProLogium’un bu bataryayı ticarileştirmek için önünde daha uzun bir yol olsa da, bu teknoloji elektrikli araç sektöründe büyük bir umut ışığı olarak görülüyor.

Aydem Enerji’nin yeni CEO’su Serdar Marangoz oldu

0

Aydem Enerji’nin üst yönetiminde bayrak değişimi yaşandı. Enerji sektöründe 20 yıla yakın tecrübesi bulunan ve son 15 yıldır Aydem Enerji grup şirketleri bünyesinde üst düzey sorumluluklar üstlenen Serdar Marangoz, Aydem Enerji CEO’su olarak atandı.
Elektrik üretimi, dağıtımı ve perakende alanlarında faaliyet gösteren, Türkiye’nin en büyük entegre enerji şirketlerinden Aydem Enerji’nin üst yönetiminde görev değişimi gerçekleşti.
Aydem Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Marangoz, 2018 yılından bu yana Aydem Enerji’de İcra Kurulu Başkanı (CEO) ve Aydem Yenilenebilir Enerji Yönetim Kurulu Başkanı olan İdris Küpeli’den 1 Kasım 2024 itibarıyla bayrağı devralıyor.
2009 yılından bu yana Aydem Enerji grubu içerisinde farklı pozisyonlarda üst düzey sorumluluklar üstlenen deneyimli isim, 1 Kasım 2024 itibarıyla yeni görevine başlayacak. Marangoz aynı zamanda, Aydem Yenilenebilir Enerji’deki Genel Müdürlük görevini de vekaleten sürdürecek.

Serdar Marangoz Hakkında

ODTÜ Elektrik–Elektronik Mühendisliği Bölümünden mezun olan Serdar Marangoz, yaklaşık 20 yıllık enerji sektörü tecrübesi bulunan kariyerine 2006 yılında Siemens AG’de başladı. 2009 yılından bu yana Aydem Enerji çatısı altında farklı şirketlerde üst düzey yöneticilik görevleri üstlenen Marangoz, sırasıyla Aydem Elektrik Piyasası ve Regülasyon Müdürü, Adm Elektrik Dağıtım ve Gdz Elektrik Dağıtım şirketlerinde İcra Kurulu Üyesi olarak çalışmalarını sürdürdü. 2019 yılında Aydem Enerji Ticaret Grup Başkanı (CCO) ve Aydem Yenilenebilir Enerji Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandı. 2019 yılında atandığı Aydem Perakende ve Gediz Perakende şirketlerinin yönetim kurulu üyeliklerinin yanı sıra 2021 yılından itibaren genel müdürlük görevini de üstlendi. 2023 yılına kadar perakende grup şirketlerinin genel müdürlük görevini yürüten Marangoz, 25 Ekim 2023 tarihi itibarıyla Aydem Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordu.

İçten yanmalı araç yasağı tamamen rafa kalkabilir!

0

BMW CEO’su Oliver Zipse, Avrupa Birliği’nin 2035 yılında içten yanmalı motorlu araçları yasaklama planından vazgeçmesi gerektiğini açıkladı. Daha önce benzer talepler Avrupalı diğer otomobil üreticilerinden de gelmiş olsa da, bu kadar üst düzey bir isimden böylesi bir çıkış ilk kez görülüyor.

İçten yanmalı araç yasağı tamamen rafa kalkacak

Zipse, bu hafta Paris Otomobil Fuarı’nda basına yaptığı açıklamada, elektrikli araç satışlarının beklenenden düşük, sübvansiyonların ise sürdürülemez olduğunu belirterek, yasağın artık gerçekçi olmadığını savundu. Ayrıca Zipse, AB’nin Çin’in pil tedarik zincirine olan bağımlılığını azaltmak istiyorsa 2035 içten yanmalı motor yasağını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti. Reuters’a verdiği demeçte, “Avrupa’daki otomobil üreticilerinin piller için Çin’e daha az bağımlı hale gelmesini sağlamak adına, 2035 yılı için belirlenen %100 bataryalı elektrikli araç hedefine ulaşmak için kapsamlı bir karbondioksit azaltma paketi çerçevesinde düzenlemeler yapılmalı.

Başarıya ulaşmak için ise, politika belirlenirken teknolojiye bağlı olmayan bir yol izlenmesi şart.” şeklinde konuştu. Aslında Zipse’nin endişesi, Avrupa otomobil pazarının daralması ve yasağın Avrupa otomotiv endüstrisi için büyük bir tehdit oluşturması. Düşük fiyatlı elektrikli ve hibrit modelleriyle Çinli üreticiler, Avrupalı rakiplerine büyük bir baskı uyguluyor. Her ne kadar Avrupa Komisyonu, Çinli araçlara haksız rekabet gerekçesiyle %45’e varan ek gümrük vergisi getirse de, Çinli üreticiler Avrupa’da fabrika yatırımlarıyla bu vergilerden kurtulmayı hedefliyor.

Avrupa’da bataryalı ve şarj edilebilir hibrit araç satışları geçen yıla göre bu yılın ilk dokuz ayında %4 düşerken, elektrikli araç satışları Eylül ayında yıllık bazda %12 arttı. Ancak genel olarak Avrupa otomobil pazarı daralıyor ve Ağustos ayında satışlar %18,3 oranında düştü. Emisyon sınırlamalarına ulaşılamazsa, otomobil üreticilerini milyarlarca dolar ceza bekliyor. Örneğin Bloomberg’in analizine göre, BMW ve Mercedes bu yıl hedeflerine ulaşma yolunda ilerlerken, Volkswagen, Stellantis ve Renault’nun hedeflerini ıskalama riski bulunuyor.

ARM dizüstü bilgisayarlar pazar payını artıracak!

0

Apple’ın 2020 yılında piyasaya sürdüğü M1 işlemcisi ile birlikte ARM tabanlı dizüstü bilgisayarlar büyük bir ivme kazandı. M1, yüksek performansı ve enerji verimliliği ile Intel ve AMD gibi x86 işlemci devlerine meydan okuyarak dikkatleri üzerine çekti. Qualcomm da Snapdragon X Elite işlemcisiyle Windows tarafında bu rekabete katıldı. Intel ve AMD de benzer işlemciler geliştirmeye çalışsa da, ARM’nin yükselişi devam ediyor gibi görünüyor.

ARM dizüstü bilgisayarlar pazar payını artırıyor

Araştırma şirketi TechInsights, 2029 yılına gelindiğinde tüm dizüstü bilgisayarların %40’ının ARM işlemci kullanacağını öngörüyor. Bu tahmin, ARM CEO’su Rene Haas’ın, ARM tabanlı Windows bilgisayarların pazar payının önümüzdeki beş yılda %50’yi aşacağı yönündeki açıklamasıyla da örtüşüyor. Şu anda küresel pazarda %18 olan ARM işlemcili dizüstü bilgisayarların payının, 2025’te %20’ye ve 2029’da %40’a ulaşması bekleniyor. Hatta gelir bazında bakıldığında, Apple’ın yüksek fiyatlı ürünleri sayesinde bu oranın %52’ye kadar çıkabileceği düşünülüyor.

Rekabet önümüzdeki sene daha da kızışacak gibi görünüyor. Qualcomm’un yanı sıra, MediaTek ve Nvidia ortaklığıyla geliştirilen yeni bir işlemci de TSMC’nin 3nm teknolojisiyle piyasaya sürülecek. Bu yeni işlemci, yüksek performansı ve enerji verimliliği ile x86 işlemcilere bir darbe daha vurabilir. Yine de bazı uzmanlar, Intel ve AMD’nin yeni nesil x86 işlemcilerinin, ARM’nin en büyük avantajı olan pil ömrü avantajını neredeyse yok ettiğini savunuyor. Özellikle Intel’in TSMC’nin 3nm üretim sürecini kullanan yeni Lunar Lake işlemcileri, pil ömrü konusunda oldukça başarılı sonuçlar veriyor.

Ayrıca, ARM işlemcili Windows bilgisayarların uygulama ve oyun uyumluluğu konusunda da bazı soru işaretleri bulunuyor. Sonuç olarak, ARM’nin geleceği ve başarısı henüz net değil ve zamanın bize göstereceği bir konu.

Sınırsız jeotermal enerji mümkün olabilir!

0

Jeotermal enerji, uzun zamandır temiz ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak görülüyor. Ancak bu kaynağın potansiyeli, genellikle volkanik olarak aktif bölgelere yakın alanlarla sınırlı kalıyordu. Ancak İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) tarafından yapılan çığır açan bir araştırma, jeotermal enerjiye bakış açımızı kökten değiştirebilecek nitelikte.

Sınırsız jeotermal enerji mümkün olabilir mi?

EPFL’nin Deneysel Kaya Mekaniği Laboratuvarı (LEMR) araştırmacıları, dünyanın derinliklerindeki aşırı sıcak ve basınçlı ortamlarda bile kayaçların kırılabileceğini kanıtladı. Bu keşif, “süperkritik” jeotermal enerjiye ulaşmanın önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldırıyor. Peki, süperkritik jeotermal enerji neden bu kadar önemli?

Sınırsız jeotermal enerji mümkün olabilir mi?

Dünya yüzeyinin kilometrelerce altında, suyun 400 santigrat dereceyi aşan sıcaklıklarda “süperkritik” bir hale geldiği bir enerji hazinesi yatıyor. Bu haldeki su, hem sıvı hem de gaz gibi davranarak geleneksel jeotermal enerjiye kıyasla 10 kat daha fazla enerji üretebiliyor. Dahası, bu derinlikteki sıcaklık farkları dünyanın hemen her yerinde sınırsız bir enerji kaynağı sunabilecek potansiyele sahip.

Ancak bu devasa enerji kaynağına ulaşmanın önünde bugüne kadar aşılması neredeyse imkansız gibi görünen bir mühendislik engeli duruyordu: 10 kilometre ve daha derinlere inebilmek. Bu derinliklerdeki kayaçlar, yüzeye yakın kayaçlardan çok daha farklı davranışlar sergiliyor. Aşırı sıcaklık ve basınç altında yumuşak ve plastik bir hal alan bu kayaçların, suyun geçişine izin verecek şekilde kırılabileceği düşünülmüyordu.

İşte tam bu noktada EPFL araştırmacıları devreye giriyor. Gelişmiş laboratuvar deneyleri ve bilgisayar modelleri kullanarak derin yer kabuğu koşullarını taklit eden LEMR ekibi, bu aşırı derinliklerdeki kayaçların belirli koşullar altında yine de kırılabileceğini gösterdi. Yumuşak ve plastik yapılarına rağmen, kayaçların iç yapısındaki bazı özellikler, kontrollü bir şekilde çatlatılmalarına ve süperkritik suyun dolaşabileceği yollar oluşturulmasına imkan tanıyor.

Bu bulgular, sınırsız jeotermal enerji hayaline bir adım daha yaklaşmamızı sağlıyor. Eğer EPFL araştırmacılarının keşifleri gerçek dünya koşullarında da uygulanabilirse, gelecekte dünyanın enerji ihtiyacını karşılayacak temiz ve tükenmeyen bir kaynağa kavuşabiliriz. Ancak bu noktada henüz aşılması gereken bazı teknik zorluklar olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yüksek maliyetler, derin sondaj teknolojilerindeki mevcut sınırlamalar ve çevresel etkiler gibi konular, süperkritik jeotermal enerjinin ticari olarak yaygınlaşması öncesinde ele alınması gereken önemli sorunlar arasında yer alıyor.

Çip üreticisi ASML, finansal kriz mi yaşıyor?

Hollandalı çip üretim devi ASML’nin son açıklamaları, tüm dünyada teknoloji borsalarında deprem etkisi yarattı. Şirketin 2025 yılı için finansal hedeflerini aşağıya çekmesi, sadece kendi hisselerinin değil, global çip piyasasının da büyük bir hızla değer kaybetmesine yol açtı. Peki, çip üretiminde kritik bir rol oynayan ASML’nin bu beklenmedik hamlesinin ardında yatan gerçek nedenler neler?

Çip üreticisi ASML, finansal bir kriz yaşıyor olabilir

ASML’nin açıklamalarına göre şirket, yapay zeka sektörü dışındaki alanlarda beklenen talebi yakalayamadı. Akıllı telefonlardan bilgisayarlara kadar geniş bir yelpazede kullanılan çiplere olan talepteki düşüş, üretici firmaların yeni fabrika yatırımlarını ve mevcut tesislerini modernize etme planlarını ertelemelerine neden oldu. Bellek yongası üreticileri de ellerindeki ekipmanları daha uzun süre kullanmayı tercih ederek ASML’nin yeni sipariş beklentilerine darbe vurdu.

Çip üreticisi ASML, finansal bir kriz yaşıyor olabilir.
Çip üreticisi ASML, finansal bir kriz yaşıyor olabilir.

Ancak ASML’nin karşılaştığı zorlukların sadece talep daralmasından ibaret olmadığı da bir gerçek. Şirketin açıklamasında özellikle dikkat çeken bir diğer nokta ise Çin’e yapılan satışlardaki belirsizlik. ABD’nin öncülük ettiği ve Hollanda’nın da desteklediği ihracat kısıtlamaları, Çin’in ileri teknolojiye erişimini engellemeyi hedefliyor. Bu durum, ASML’nin en gelişmiş ürünleri olan aşırı ultraviyole (EUV) litografi makinelerinin Çin’e satışını tamamen durdururken, daha düşük teknolojili derin ultraviyole (DUV) makinelerinin satışını da olumsuz etkiliyor.

ASML, ihracat kısıtlamalarının yarattığı belirsizliğe rağmen Çin pazarında varlığını sürdürmeye çalışıyor. Ancak 2024’ün ilk üç çeyreğinde şirketin toplam satışlarının %49’unu oluşturan Çin’in, 2025’te bu oranın %20’ye kadar düşmesi bekleniyor. Bu da ASML’nin kısa vadede gelirlerinde önemli bir azalma yaşayabileceği anlamına geliyor.

Sonuç olarak ASML’nin finansal öngörülerini aşağı çekmesi, global çip piyasasında yaşanan derin bir tedirginliğin göstergesi. Talep daralması, artan rekabet ve jeopolitik gerilimler, sektörün geleceğiyle ilgili soru işaretleri yaratıyor. ASML, çip üretim teknolojilerindeki lider konumunu korumaya çalışırken, şirketi ve tüm sektörü zorlu bir dönemin beklediği de bir gerçek.

Güneş panelleri, tarımsal verimliliği artırıyor!

Almanya’da tarım arazilerinin üzerine kurulan güneş enerjisi sistemleri, hem enerji üretiminde hem de tarımsal verimlilikte şaşırtıcı sonuçlar doğuruyor. Fraunhofer ISE şirketi öncülüğünde yürütülen geniş çaplı bir araştırma projesi, güneş panelleriyle tarım alanlarının bir arada var olabileceğini ve hatta birbirini destekleyebileceğini ortaya koyuyor. Araştırmacılar, “agrivoltaik” olarak adlandırılan bu sistemlerde panellerin altındaki bitkilerin kısmi gölgeden faydalandığını gözlemledi. Bu durum, özellikle sıcak iklimlerde sulama ihtiyacını azaltarak sürdürülebilirlik açısından önemli bir avantaj sağlıyor.

Güneş panelleri, tarımsal verimliliği nasıl artırıyor?

Proje kapsamında Konstanz Gölü yakınlarındaki bir elma bahçesine kurulan agrivoltaik sistem, daha ilk iki yılında umut vadeden sonuçlar verdi. Güneş panellerinin altında kalan ağaçlar, açık alandaki ağaçlara kıyasla %70 daha az pestisite ihtiyaç duyarken, sulama ihtiyacında da %50’lik bir azalma gözlemlendi. Üstelik sistem, beklenenin üzerinde bir performans göstererek tahminlerden %20 daha fazla elektrik enerjisi üretti. Araştırmacılar, bu başarının ardında bitkilerin yarattığı serinletici etkinin ve sistemin hava akışını optimize eden tasarımının yattığını düşünüyor.

Güneş panelleri, tarımsal verimliliği nasıl artırıyor?
Güneş panelleri, tarımsal verimliliği nasıl artırıyor?

Elma bahçesinde elde edilen başarılı sonuçlar, daha önce aynı bölgede farklı tarım ürünleriyle gerçekleştirilen bir başka çalışmayla da örtüşüyor. 2018 yılında yine Konstanz Gölü çevresinde kurulan bir agrivoltaik sistemde, kışlık buğday, patates, yonca otu ve kereviz yetiştirildi. İki yıl süren deneme süresi sonunda, kereviz veriminde %12’lik dikkat çekici bir artış sağlanırken, kışlık buğdayda %3’lük bir artış kaydedildi. Yonca otunun veriminde ise %8’lik bir düşüş yaşandı. Araştırmacılar, proje sonuçlarının agrivoltaik sistemlerin arazi kullanım verimliliğini önemli ölçüde artırdığını ve gıda güvenliğiyle enerji üretimi arasında bir denge kurulabileceğini gösterdiğini vurguluyor.

Almanya’da şu anda 13 farklı lokasyonda kurulan pilot agrivoltaik tesislerde çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Meyve ve sebzelerden tahıl ürünlerine, çayır ve orman alanlarından yeniden ağaçlandırma çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede yürütülen bu araştırmalar, agrivoltaik sistemlerin geleceği hakkında umut vaat ediyor. Projenin, sadece Almanya’da değil, tüm dünyada tarım ve enerji sektörleri için yeni bir sayfa açması ve iklim değişikliğiyle mücadeleye önemli bir katkı sağlaması bekleniyor.

Akıllı saatlere otomatik eSIM aktivasyonu geliyor

Ericsson ve Turkcell, Türkiye’de giyilebilir teknolojilere yönelik kesintisiz eSIM aktivasyonu sağlamak amacıyla önemli bir adım attı. Turkcell, akıllı saatler gibi ikincil cihazlarda eSIM aboneliği ve aktivasyon işlemlerini tamamen otomatikleştirmek için Ericsson’un Secure Entitlement Server (SES) çözümünü devreye aldı. Bu iş birliği sayesinde Turkcell müşterileri, akıllı saat gibi cihazların içindeki eSIM’leri uzaktan aktif edebilecek ve yönetebilecek.

Ericsson’un SES çözümü, kullanıcıların cihazlarındaki eSIM’i, tek bir numara ve iki farklı IMSI ile etkinleştiriyor. Bu sayede aboneler, cihazlarından ses ve veri hizmetlerini daha esnek bir şekilde kullanabiliyor. Bu teknoloji, yalnızca akıllı saatler için değil, farklı giyilebilir teknolojilere de destek sunarak dijital iletişimde devrim yaratmayı hedefliyor.

Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, iş birliği hakkında yaptığı açıklamada, “Ericsson’un SES çözümü, müşterilerimize kesintisiz bağlantı sunarken, dijital dönüşümü hızlandırmamız için ihtiyaç duyduğumuz esnekliği sağlıyor. Giyilebilir teknolojiler, geleceğin dijital dünyasında önemli bir rol oynayacak” dedi.

Ericsson Türkiye Genel Müdürü Işıl Yalçın ise, “Türkiye’de giyilebilir cihazlar için sorunsuz eSIM aktivasyonunu sağlamak üzere Turkcell ile çalışmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu çözüm, Turkcell’in cihazlarını hızlıca etkinleştirmesine ve pazardaki zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak” ifadelerini kullandı.

Bu iş birliği, Turkcell ve Ericsson’un dijital dönüşümdeki öncü rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Giyilebilir teknolojilerin yaygınlaşması ve eSIM otomasyonunun hız kazanmasıyla, Türkiye’de daha gelişmiş bir dijital altyapı için önemli bir adım atılmış oldu.

İnsan seviyesinde yapay zekâ 10 yıl içinde gelebilir!

0

Meta’nın Yapay Zekâ Şefi Yann LeCun, geleceğin yapay zekâ modellerinin insan seviyesinde zekâya ulaşması için 10 yıla ihtiyaç duyabileceğini açıkladı. Bu iddialı hedef, yapay zekâ dünyasını harekete geçirdi ve teknoloji meraklıları arasında büyük bir tartışma yarattı.

LeCun, insan seviyesinde zekâya ulaşmanın yolunun “Dünya Modelleri” adı verilen yapay zekâ mimarilerinden geçtiğini belirtiyor. Bu modeller, çevreyi daha geniş kapsamda anlamayı ve insan gibi düşünmeyi hedefliyor. Ancak bu seviyeye ulaşmanın zorluğunu ve teknolojinin şu anki durumunu göz önüne aldığımızda, en az 10 yıl gibi bir süreye ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Dünya Modelleri” fikri, yapay zekânın yalnızca belirli görevleri yerine getirmek yerine çevresel etkileşimleri daha derinlemesine analiz edebilmesi anlamına geliyor. Bu da yapay zekâ sistemlerinin insan gibi karar verme süreçlerine ve tahmin yeteneklerine sahip olmasını gerektiriyor. Yani, yapay zekâ dünyayı anlayıp yorumlayabilecek seviyeye ulaştığında, insan seviyesinde zekâya bir adım daha yaklaşmış olacak.

Bu yaklaşımın hayata geçirilmesi için gereken 10 yıllık süre, hem mühendisler hem de yapay zekâ araştırmacıları için büyük bir meydan okuma teşkil ediyor. Gelişmelerin hızla sürdüğü bu dönemde, teknolojik yeniliklerin ve algoritmaların sürekli güncellenmesi gerektiği ortada. Ancak Meta’nın bu süre zarfında büyük atılımlar yapmayı hedeflediği de biliniyor.

Yapay zekânın günlük yaşantımızdaki rolü artarak devam edecek

Uzmanlar, yapay zekânın günlük yaşantımızdaki rolünün artarak devam edeceğini ve bu gelişmelerin özellikle sağlık, ulaşım ve güvenlik gibi kritik sektörleri etkileyebileceğini belirtiyor. Dünya Modelleri’nin gelişimiyle yapay zekânın, yaşamımızda daha geniş bir yelpazede yer alması bekleniyor.

Meta’nın bu iddialı hedefi, yapay zekâ sektörünü daha da ileri taşıyabilir mi? 10 yıl sonunda insan seviyesinde bir yapay zekâya ulaşmak mümkün olacak mı? Bu soruların cevabı, gelecekteki teknolojik atılımlara bağlı olarak şekillenecek.

Boeing 777X projesi ertelendi! Peki neden?

Havacılık sektörünün merakla beklediği dev yolcu uçağı Boeing 777X, bir kez daha erteleme haberiyle gündemde. Boeing cephesinden yapılan açıklamaya göre, ilk olarak 2020 yılında gökyüzüyle buluşması planlanan 777X, tam altı yıllık bir gecikmenin ardından ancak 2026’da hizmete girebilecek. Şirketin CEO’su Kelly Ortberg, bu ertelemeyi kaçınılmaz kılan nedenleri sıralarken, aslında Boeing’in içinde bulunduğu çok yönlü krize de ışık tutuyor.

Boeing 777X projesi yine ertelendi

Ortberg’in açıklamalarına göre 777X, geliştirme aşamasında beklenmedik teknik zorluklarla karşılaştı. Yeni nesil motorların uçağa entegrasyonu, karmaşık kanat tasarımı ve yazılım alanındaki sorunlar, projenin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Ancak Boeing’in karşılaştığı tek sorun teknik aksaklıklar değil. Yoğun uçuş testleri sırasında tespit edilen ve giderilmesi zaman alan bazı hatalar da 777X’in sertifikasyon sürecini sekteye uğrattı. Motor arızaları ve uçuş kontrol sistemindeki kusurlar, bu hataların başında geliyor.

Tüm bunlara ek olarak Boeing’in üretim tesislerinde yaşanan işçi grevleri de 777X’in teslimatının gecikmesinde önemli bir rol oynuyor. Grevler nedeniyle üretimde yaşanan aksamalar, projenin zaman çizelgesini daha da öteledi. Boeing, küresel tedarik zincirindeki aksaklıkların da etkisiyle zorlu bir dönemden geçiyor. Bu durum, 777X’in yanı sıra şirketin diğer projelerini de olumsuz etkiliyor.

Elbette 777X’in ertelenmesi, uçağa yatırım yapan havayolu şirketleri cephesinde de hayal kırıklığı yarattı. Özellikle filosuna 777X’i katmak için gün sayan Emirates gibi dev şirketler, Boeing’in verdiği sözleri tutup tutamayacağını sorguluyor. Üstelik Boeing’in sorunları sadece 777X ile de sınırlı değil. Şirket, 2027 yılında 767 kargo uçağı üretimini durdurma kararı alarak orta boy kargo uçağı pazarında Airbus’a rakipsiz bir alan bırakacak gibi görünüyor.

Boeing ise tüm bu olumsuzlukların ve savunma-uzay bölümündeki mali kayıpların yarattığı baskı altında radikal bir yeniden yapılanma planını devreye koyuyor. Bu planın en dikkat çekici maddesi ise 17.000 çalışanın işine son verilmesi. CEO Ortberg, bu zorunlu küçülmeyi, şirketin “mali gerçeklerle yüzleşmesi” için atılmış bir adım olarak nitelendiriyor. Ancak bu kararın, Boeing’in geleceği üzerinde nasıl bir etkisi olacağını zaman gösterecek.

TROY’un yurt dışı kullanımını yaygınlaştıracak önemli iş birliği!

0

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) ve UnionPay International arasında önemli bir stratejik iş birliği yapıldı. Bu yeni anlaşmayla birlikte, bankaların TROY ve UnionPay özellikli kartlar sunabilmesi için altyapı çalışmalarını hızlandıracak ve bu kartların uluslararası alanda kullanımı yaygınlaştırılacak.

Türkiye’nin ödeme ekosistemine güvenli ve teknolojik çözümler sunan BKM, dünyanın en büyük kredi kartı ağlarından biri olan UnionPay ile ortaklaşa çalışarak TROY’un yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da güçlenmesine ortam hazırlayacak.

Türkiye’nin Ödeme Yöntemi TROY’un gelişimi için iş birlikleri artıyor

Bu anlaşma çerçevesinde Türkiye’deki finansal kuruluşlar gerekli altyapı geliştirmelerini tamamladığında TROY ve UnionPay özellikli kartlar müşterilere sunulacak. TROY kartlarının uluslararası geçerliliği artacak ve kullanıcılar bu kartlarla yurt dışı alışverişlerinde daha fazla ödeme seçeneği elde edecek.

Türkiye’nin Ödeme Yöntemi TROY’un gelişimi için iş birlikleri artıyor troy

Dünya çapında 200’e yakın ülkede geçerliliği bulunan UnionPay’in sunduğu indirim ve ayrıcalıklar, TROY ve UnionPay özellikli kart sahiplerine önemli avantajlar sağlayacak ve daha yaygın kullanım alanı sunacak.

BKM Genel Müdürü Ozan Deniz, iş birliğinin ardından şu açıklamaları yaptı;

UnionPay ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, TROY ve UnionPay özellikli kart kullanıcıları için yeni bir deneyim sürecini beraberinde getirecek. Öte yandan Türkiye’nin Ödeme Yöntemi TROY’un uluslararası
tanınırlığına da katkıda bulunacak. Böylece, TROY yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da güçlenmeye
devam ederken, kart kullanıcılarının sınır ötesi alışveriş deneyimini geliştirmesi için bankalara olanaklar
sunulmuş olacak.

UnionPay International Orta Doğu Genel Müdürü James Yang ise şu ifadeleri kullandı;

BKM ile imzalamış olduğumuz bu anlaşma sayesinde sektör paydaşlarımızla ilişkilerimizin çok daha güçlü hale geleceğine inanıyorum. Türkiye’nin potansiyelini ve Türk bankacılık sektörünün ne kadar iyi seviyede olduğunu biliyoruz, UnionPay olarak buna uluslararası ödemelerde oluşturacağımız sinerji ile katkıda bulunmak istiyoruz. Bu amaçla UnionPay ve TROY özellikli kartların sunumu ve gelişimi için özveri ile çalışmayı sürdüreceğiz

Sonuç olarak, bu iş birliği bankacılık ve finans kurumlarının müşterileri için alternatif çözümler sunmasına ortam hazırlayacak ve aynı zamanda iki ülkenin de kart şemalarının gelişimine önemli bir katkı sağlayacak.

Adobe, görüntü ve ses düzenlemede devrim yaratacak!

Adobe tarafından, özellikle Firefly Video Model adlı video düzenleme için geliştirilen generatif AI modeli ve Premiere Pro’ya eklenen Generative Extend, video düzenlemede büyük kolaylıklar sunmayı hedefliyor.

Ancak, Adobe’nin duyurduğu yeni özellikler sadece bunlarla sınırlı değil. Photoshop ve Premiere Pro için de deneysel fotoğraf ve video düzenleme araçları geliştiriliyor. Henüz kesin çıkış tarihleri açıklanmayan bu araçlar, Adobe’nin “Sneaks” programı kapsamında test ediliyor.

Bu dokuz yeni özellik arasında en dikkat çekenlerden biri, Project Perfect Blend. Bu özellik, gölge oluşturmayı daha gerçekçi hale getiriyor. Ayrıca, görüntülerin doğal bir şekilde harmanlanmasını sağlıyor. Project Clean Machine ise fotoğraf flaşları, havai fişekler ve kameranın önünü kapatan objeleri kaldırarak fotoğrafları temizliyor.

Project In Motion, kullanıcıların özel şekil animasyonlarını sadece bir komut girerek videoya dönüştürmelerine olanak tanıyor. Ayrıca, Project Know How isimli araç, video dosyasının kaynağını internetten bulmaya yardımcı oluyor.

Bir diğer yenilik, Project Turntable ile 2D vektör sanatını 3D’ye çevirme imkanı sunuluyor. Kullanıcılar, vektör sanatını istedikleri yöne çevirebilir ve yapay zeka eksik kalan kısımları tamamlayarak düzgün bir 3D sanat eseri oluşturuyor. Project Super Sonic ise ses efektleri oluşturmayı kolaylaştırıyor. Kullanıcılar, bir nesneye tıklayarak ya da komut yazarak ses efektlerini oluşturabiliyor.

Adobe ayrıca, Microsoft Copilot entegrasyonunu Project Scenic ile sağlıyor. Bu araç, 3D sahne düzenleri oluşturup, kamera ve nesne konumlarını düzenlemeyi kolaylaştırıyor.

Generatif AI ile güçlendirilen Project Remix A Lot, kullanıcıların istedikleri şekil ve boyutlarda tamamen düzenlenebilir görüntüler oluşturmasına olanak tanıyor. Son olarak, Project Hi-Fi, çizimleri ve konseptleri yüksek kaliteli görüntülere dönüştürüyor. Bu görüntüler, Photoshop’a kolayca aktarılabiliyor.

Adobenin yeni özellikleri hakkında daha fazla bilgiye Adobe’nin YouTube sayfasından ulaşmak mümkün.

Prada ve Axiom Space tarafından üretilen yeni uzay giysisi tanıtıldı!

Axiom Space ve Prada tarafından, Apollo 17’den bu yana NASA’nın Ay’a insanlı ilk görevi olacak Artemis III için geliştirilen bu giysi, ilk kez Milan’daki Uluslararası Astronotik Kongresi’nde sergilendi.

AxEMU (Axiom Extravehicular Mobility Unit) adı verilen bu yeni uzay giysisi, kırmızı ve gri detayları ile alışılmış uzay giysilerinden daha şık bir görünüm sunuyor.

Prada ve Axiom Space, bu giysinin esneklik açısından önemli iyileştirmeler sağladığını ve astronotların sekiz saate kadar uzay yürüyüşü yapmalarına olanak tanıyacağını belirtti. Ayrıca giysi, Ay’ın güney kutbunun en soğuk sıcaklıklarında iki saate kadar dayanabilecek şekilde tasarlandı. Şirketler, ortak açıklamalarında Prada’nın tasarım ve ürün geliştirme ekibinin, Axiom Space mühendisleriyle birlikte çalışarak astronotları Ay’ın benzersiz koşullarından koruyacak malzeme tavsiyelerinde bulunduklarını ve bu zorlu çevre için özel özellikler geliştirdiklerini ifade etti.

Bu yeni uzay giysisi, Axiom Space, SpaceX ve NASA tesislerinde testlerden ve simülasyonlardan geçirildi. Giysi neredeyse tamamlanmış durumda ve kalan değerlendirmeler tamamlandıktan sonra, 2025 yılında nihai incelemeye tabi tutulacak. NASA’nın Artemis III görevi için başlangıçta 2025 yılı hedeflenmişti ancak bu tarih, 2026 yılı Eylül ayına ertelendi. NASA, bu görevi 2022 yılında Axiom Space’e vermişti.

Prada’nın böylesine ileri teknolojik bir projede yer alması, moda dünyasının işlevsel ve koruyucu ürünler tasarlama kapasitesini gözler önüne seriyor. Ayrıca, bu ortaklık, uzay keşiflerinde teknolojinin yanı sıra estetiğin de ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Gelecekteki uzay görevlerinde moda ve mühendisliğin nasıl bir araya geleceğine dair bu giysi, önemli bir örnek teşkil ediyor.

Girişimcilik kahvaltı buluşması ARDVENTURE Tekmer’de!

Girişimcilik ekosistemini bir araya getiren kahvaltı buluşmalarının 12.’si, StartupTeknoloji öncülüğünde, ARDVENTURE Tekmer ev sahipliğinde 19 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek. Bu etkinlik, girişimcilik dünyasında faaliyet gösteren kurumlar, kuruluşlar ve paydaşlar için önemli bir buluşma noktası olarak, yeni iş birliği fırsatlarının doğmasına katkı sağlamaya devam ediyor.

ARDVENTURE Tekmer’de yeni fırsatlar!

Her ay farklı bir lokasyonda gerçekleştirilen Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşmaları, ekosistemin önde gelen isimlerini bir araya getiriyor. Bu ayın ev sahibi ARDVENTURE Tekmer, teknolojik yenilikler ve girişim faaliyetlerini destekleyen, yatırımcılara ve girişimcilere değerli fırsatlar sunan bir teknoloji geliştirme merkezi olarak öne çıkıyor.

Girişimcilik ekosisteminin gücü

Bu buluşmalar, girişimcilerin ve yatırımcıların etkileşimde bulunarak deneyimlerini paylaştığı, ekosistemdeki yenilikleri yakından takip etme şansı bulduğu etkinliklerdir. StartupTeknoloji ekibi olarak, girişimcilik ekosistemine katkı sağlamak ve yeni iş birliklerini teşvik etmek amacıyla bu tür organizasyonları düzenlemeye devam ediyoruz.

Katılımcılara sunulacak fırsatlar

Katılımcılar, girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleriyle tanışma, fikir alışverişinde bulunma ve potansiyel iş birliklerini keşfetme imkanına sahip olacak. Aynı zamanda, ARDVENTURE Tekmer’in sunduğu avantajları yakından tanıma fırsatı da etkinlikte ele alınacak önemli konular arasında yer alacak.

Etkinliğe kayıt için

Etkinliğe katılmak isteyenler, ön kayıt için aşağıdaki linkten başvurularını gerçekleştirebilir.

[Başvuru Linki]