Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 462

Girişimcilik kahvaltı buluşması ARDVENTURE Tekmer’de!

Girişimcilik ekosistemini bir araya getiren kahvaltı buluşmalarının 12.’si, StartupTeknoloji öncülüğünde, ARDVENTURE Tekmer ev sahipliğinde 19 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek. Bu etkinlik, girişimcilik dünyasında faaliyet gösteren kurumlar, kuruluşlar ve paydaşlar için önemli bir buluşma noktası olarak, yeni iş birliği fırsatlarının doğmasına katkı sağlamaya devam ediyor.

ARDVENTURE Tekmer’de yeni fırsatlar!

Her ay farklı bir lokasyonda gerçekleştirilen Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşmaları, ekosistemin önde gelen isimlerini bir araya getiriyor. Bu ayın ev sahibi ARDVENTURE Tekmer, teknolojik yenilikler ve girişim faaliyetlerini destekleyen, yatırımcılara ve girişimcilere değerli fırsatlar sunan bir teknoloji geliştirme merkezi olarak öne çıkıyor.

Girişimcilik ekosisteminin gücü

Bu buluşmalar, girişimcilerin ve yatırımcıların etkileşimde bulunarak deneyimlerini paylaştığı, ekosistemdeki yenilikleri yakından takip etme şansı bulduğu etkinliklerdir. StartupTeknoloji ekibi olarak, girişimcilik ekosistemine katkı sağlamak ve yeni iş birliklerini teşvik etmek amacıyla bu tür organizasyonları düzenlemeye devam ediyoruz.

Katılımcılara sunulacak fırsatlar

Katılımcılar, girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimleriyle tanışma, fikir alışverişinde bulunma ve potansiyel iş birliklerini keşfetme imkanına sahip olacak. Aynı zamanda, ARDVENTURE Tekmer’in sunduğu avantajları yakından tanıma fırsatı da etkinlikte ele alınacak önemli konular arasında yer alacak.

Etkinliğe kayıt için

Etkinliğe katılmak isteyenler, ön kayıt için aşağıdaki linkten başvurularını gerçekleştirebilir.

[Başvuru Linki]

Havadan karbon toplayacaklar!

İki yıl önce kurulan Octavia, havadaki karbondioksiti yakalayıp yeraltında depolayan makineler üretiyor. Şirket, geliştirdiği teknolojiyi kullanarak bu yılın Şubat ayında karbon yakalamaya başladı ve mevcut iki cihazla yılda 50 ton karbon yakalama kapasitesine sahip.

Octavia, Kenya’da karbon yakalama çalışmalarını büyütme planları doğrultusunda 3.9 milyon dolarlık bir tohum yatırımı aldı ve aynı zamanda karbon kredisi satışlarından 1.1 milyon dolar gelir elde etti. Yatırım turuna Lateral Frontiers ve E4E Africa liderlik ederken, Catalyst Fund, Launch Africa, Fondation Botnar ve Renew Capital gibi yatırımcılar da katıldı.

Octavia’nın kurucu ortağı ve CEO’su Martin Freimüller, 2025 yılına kadar şirketin yıllık 1,500 ton karbon yakalama kapasitesine ulaşmasını hedeflediklerini söyledi. Octavia, karbondioksiti yakalayıp sıvı hale getiriyor ve daha sonra Cella Mineral Storage adlı bir ortak şirket tarafından yeraltına enjekte ediliyor. Bu süreç, karbondioksitin yeraltındaki volkanik kayaçlarla reaksiyona girerek karbonat mineralleri oluşturmasını sağlıyor.

Kenya, karbon depolama için uygun jeolojik yapısı sayesinde Octavia’nın tercih ettiği bir ülke oldu. Freimüller, Kenya’nın Doğu Afrika Rift Vadisi’nin, gözenekli volkanik kayaçlarla karbondioksiti depolamak için büyük bir kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Ayrıca, Kenya’da bol miktarda bulunan yenilenebilir enerji, şirketin düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde faaliyet göstermesini sağlıyor.

Octavia, operasyonlarını genişleterek daha fazla karbon yakalama kredisi sunmayı hedefliyor ve şu anda Danimarka merkezli Klimate dahil 12 müşterisi bulunuyor. Şirket, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynamayı hedefliyor.

YouTube, gerçek videoların etiketlendiği bir yapıya geçiyor!

YouTube tarafından kullanıma alınan yeni “kamera ile çekildi” etiketi, Trupic adlı dijital içerik doğrulama hizmeti tarafından yüklü bir videoda görüldü. Trupic, YouTube’da C2PA İçerik Kimlik Bilgileri’ne sahip ilk otantik videoyu sunduğunu belirtti.

Geçen yıl, Leica gibi şirketler içerik kimlik bilgilerini donanımlarında uygulamaya başlamıştı. Ancak, bu kimlik bilgileri YouTube’un etiketlerini tetikleyip tetiklemeyeceği henüz belli değil. YouTube, bu yeni özelliği yüklenen videoların gerçekliğini doğrulamak için C2PA standardına dayanıyor, bu da yalnızca C2PA v2.1 veya üstünü destekleyen cihazlar ve araçlarla uyumlu videolar için geçerli olacağı anlamına geliyor.

YouTube’un yardım sayfasına göre, bu etiket, içerik üreticisinin videonun kaynağını doğrulamak ve ses ve görüntülerin değiştirilmediğini onaylamak için özel bir teknoloji kullandığını ifade ediyor. Ancak, videonun düzenlenmiş olması etiketi engellemiyor. Yine de, videonun C2PA standardına uygun olarak her aşamada doğrulanabilir olması gerekiyor. Zincirin bozulması, örneğin bir görüntüyü C2PA desteklemeyen bir cihazda kaydetmek, videonun özgünlük etiketini kaybetmesine neden olabilir.

Google, bu yıl başında AI ile üretilen içeriklerin tanımlanması için “değiştirilmiş veya sentetik içerik” etiketini başlatmıştı ve kullanıcıların AI ile üretilen videolarını gönüllü olarak işaretlemeleri gerekiyor.

YouTube’un bu yeni etiket sistemi, dijital içerik dünyasında şeffaflığı artırmayı amaçlıyor. Özellikle yapay zeka ile oluşturulan veya düzenlenen içeriklerin yaygınlaştığı bir dönemde, izleyicilere videoların kaynağını ve güvenilirliğini anlamaları için ekstra bir katman sunuyor. Bu adım, sahte içeriklerin yayılmasını önlemek ve orijinal içerik üreticilerini korumak için önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Dünyanın ilk lityum sülfür pil gigafabrikası kuruluyor!

0

ABD merkezli süpermalzeme üreticisi Lyten, pil teknolojilerinde yeni bir çığır açmaya hazırlanıyor. Şirket, Nevada eyaletinde kuracağı devasa bir fabrika ile dünyanın ilk lityum sülfür pil üretim merkezine imza atacak. 1 milyar doları aşan bu yatırımla hayata geçirilecek olan fabrika, tam kapasiteyle çalışmaya başladığında yılda 10 GWh kapasiteli pil üretebilecek. İlk etabının 2027’de faaliyete geçmesi planlanan fabrikada, hem katot aktif malzemeleri hem de lityum metal anotlar üretilecek. Bu sayede silindirik ve kese formatlarında farklı pil hücreleri bir araya getirilebilecek. Lyten, bu teknoloji üzerinde 2023 Mayıs’ından bu yana Kaliforniya’daki pilot tesisinde çalışmalarını sürdürüyor.

Dünyanın ilk lityum sülfür pil gigafabrikası kurulacak

Şirket, üreteceği lityum sülfür pillerin başta mikromobilite, uzay ve savunma sanayi olmak üzere drone gibi farklı alanlarda da kullanılabileceğini belirtiyor. Zaten güçlü bir potansiyel müşteri ağına sahip olduklarını ifade eden Lyten, yeni gigafabrikayı artan talebi karşılamak için atılmış önemli bir adım olarak görüyor. Reno AirLogistics Park’ta 125 dönümlük bir alana kurulacak olan fabrika, 111.000 metrekarelik devasa bir alanı kaplayacak. İlk etapta yaklaşık 200 kişiye istihdam sağlayacak olan tesisin, son aşamada 1000’den fazla çalışanı bünyesine katması bekleniyor. Şirket, fabrikanın temelini 2025’in başlarında atmayı planlıyor.

Lyten, lityum sülfür pil teknolojisine olan inancıyla dikkat çekiyor. Şubat 2024’te Chrysler, şirketin geliştirdiği bu pilleri Halcyon isimli konsept elektrikli aracında kullanacağını duyurmuştu. Mayıs ayında ise Stellantis ve diğer ABD ve Avrupalı iş ortaklarına test etmeleri için lityum sülfür piller gönderilmişti. Lyten, bugüne kadar aralarında Stellantis’in de bulunduğu şirketlerden 425 milyon dolardan fazla yatırım aldı. Şirket ayrıca ABD Enerji Bakanlığı’ndan da pillerini geliştirmesi için 4 milyon dolar fon sağlamayı başardı.

Lyten CEO’su Dan Cook, Nevada’daki fabrikanın şirket için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtirken, lityum sülfür pillerin pil teknolojisinde büyük bir atılım olduğunu ifade ediyor. Geleneksel lityum iyon pillere göre %40’a kadar daha hafif olan bu piller, nikel ve kobalt gibi pahalı metallere ihtiyaç duymaması sebebiyle de büyük avantaj sağlıyor. Ancak lityum iyon pillere kıyasla daha kısa ömürlü ve daha az stabil olmaları, aşılması gereken bazı zorlukları da beraberinde getiriyor.

Airbnb, ev sahiplerine yardımcı olacak yeni bir özellik tanıttı!

Bu ağ, Airbnb platformunun kış dönemi yenilikleri kapsamında duyuruldu. Geçmişten günümüze, platformu kullanan ev sahiplerinin listeleme yapmaktan fiyat dinamiklerini anlamaya, müşterilerle iletişim kurmaktan temizlik ve bakım işlerine kadar birçok görevi yerine getirmesi gerekiyor.

Özellikle de birden fazla mülk yöneten ev sahipleri için bu süreç daha da karmaşık hale geliyor. Co-Host Network, bu duruma çözüm sunarak ev sahiplerinin diğer profesyonel ev sahiplerinden yardım almasını sağlıyor.

Airbnb, şimdiden 10 ülkede (Avustralya, Brezilya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Meksika, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD) 10.000 ev sahibini bu ağa dahil etti. Ağa dahil olan ev sahiplerinin en az 4.8 puana ve en az 10 konaklama deneyimine sahip olmaları gerekiyor. Bu yardımcı ev sahipleri, listeleme oluşturma, fiyat ve uygunluk ayarlama, misafir yönetimi, yerinde destek, temizlik ve bakım gibi görevlerde yardımcı oluyor. Ayrıca, bu hizmetler için kendi ücretlerini belirleyebiliyorlar. Ev sahipleri, Co-Host Network üzerinden yardımcı ev sahiplerinin yetenekleri ve hizmet ücretleri hakkında bilgi sahibi olabiliyor.

Bu yenilik, ev sahiplerine sadece mülklerini yönetmelerine yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda başka mülkleri yöneterek ek gelir elde etme fırsatı sunuyor. Airbnb’nin bu ağı tanıtması, ev sahiplerinin daha profesyonel bir şekilde çalışmasını ve daha fazla gelir elde etmesini amaçlıyor.

Ayrıca Airbnb, ev sahiplerine benzer mülklerin fiyatlarını görebilme, hızlı yanıtlar için özelleştirilebilir şablonlar ve iyileştirilmiş kazanç panosu gibi yeni özellikler de sunuyor.

İtalya, Starlink uydularını test edecek!

Elon Musk’ın SpaceX şirketi tarafından geliştirilen Starlink uydu internet hizmeti, İtalya’da kırsal ve internet erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde bir umut ışığı olmaya hazırlanıyor. İtalya Başbakanlık Ofisi Müsteşarı Alessio Butti, Starlink uydularının kullanılacağı bu projenin, özellikle karasal altyapının yetersiz kaldığı bölgelerde internet erişimini yaygınlaştırmayı hedeflediğini belirtti.

Butti, İtalya’nın kuzeyinden güneyine birçok yerel yönetimle “uzay tabanlı hizmet” olarak adlandırılan bu teknolojiyi test etmek için görüşmelerin devam ettiğini açıkladı. Proje kapsamında mevcut internet altyapısı, uydu bağlantısı ile desteklenerek daha geniş bir kitleye hızlı ve güvenilir internet erişimi sağlanması amaçlanıyor. Bu adım aynı zamanda ülke genelinde fiber optik internet ağının yaygınlaştırılmasında yaşanan gecikmeleri telafi etmek için de önemli bir adım olarak görülüyor.

İtalya, pandemi sonrası Avrupa Birliği’nin ekonomik toparlanma planı kapsamında 2026 yılına kadar tüm ev ve iş yerlerinde saniyede en az 1 gigabit sabit hat internet hızına ulaşmayı hedefliyor. Ancak şu ana kadar bu hedefe giden yolda kaydedilen ilerleme, beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Devlet destekli fiber optik şirketleri Open Fiber ve FiberCop, AB fonlarından aldıkları 3.4 milyar Euro’luk bütçeyle bu projeyi hayata geçirmek için çalışmalara devam ediyor.

Starlink, halihazırda İtalya’da uydu internet hizmeti sunuyor ve 50.000’den fazla aboneye ulaşmış durumda. Yetkililer, bu yeni testlerle birlikte Starlink ve benzeri projelerin İtalya’nın dijital dönüşümünü hızlandırmada önemli bir rol oynayacağını umuyor. Müsteşar Butti, bu projelerin İtalya’nın 1 gigabit internet hedefine ulaşmasında kritik bir rol oynayacağına vurgu yaptı.

Güncel rakamlara göre Starlink, 100’den fazla ülke ve bölgede 4 milyondan fazla insanı yüksek hızlı internet ağına bağlıyor. Şu anda yörüngede 6.300’den fazla Starlink uydusu bulunuyor. Türkiye’de ise Starlink’in yolculuğu, düzenleyici kurumlardan gerekli onayları almayı bekliyor ve sürecin ne zaman tamamlanacağı henüz belirsizliğini koruyor.

Dünyanın ilk tamamen silikon anotlu bataryası görücüye çıktı!

0

Elektrikli araç sektöründe devrim yaratacak bir gelişme, Paris Otomobil Fuarı’nda gözler önüne serildi. Lityum seramik batarya üreticisi ProLogium Technology, %100 silikon anotlu bataryasını tanıtarak enerji yoğunluğu ve hızlı şarj konusunda çıtayı önemli ölçüde yükseltti. 14 Ekim’de gerçekleşen tanıtımda, bu yeni teknolojinin elektrikli araç endüstrisinin geleceğini şekillendireceği vurgulandı.

Dünyanın ilk tamamen silikon anotlu bataryası tanıtıldı!

ProLogium, bu yeni nesil lityum seramik bataryanın (LCB) geliştirilmesinde Alman FEV Group ile stratejik bir iş birliği yaptığını açıkladı. Bu iş birliği, ProLogium’un batarya hücreleri ve modüllerinden elektrikli araç batarya paketleri geliştirmeye doğru önemli bir adımını temsil ediyor. Bilindiği gibi lityum seramik batarya teknolojisi, geleneksel lityum iyon pillere göre enerji yoğunluğu ve şarj verimliliği açısından önemli avantajlar sunuyor.

Dünyanın ilk tamamen silikon anotlu bataryası tanıtıldı!
Dünyanın ilk tamamen silikon anotlu bataryası tanıtıldı!

ProLogium’un yeni silikon anot teknolojisi, enerji yoğunluğunu ve hızlı şarj kapasitesini artırmaya odaklanıyor. Şirketin açıkladığı verilere göre, bataryanın hacimsel enerji yoğunluğu şu anda 749 Wh/L seviyesinde ve 2024 sonuna kadar 823 Wh/L’ye ulaşması bekleniyor. Benzer şekilde, kütlesel enerji yoğunluğunun da 2024 sonunda 355 Wh/kg’a ulaşacağı öngörülüyor. Bu rakamlar, Lityum-Demir-Fosfat (LFP) ve Nikel-Manganez-Kobalt (NCM) bataryaların sunduğu performansın oldukça üzerinde ve elektrikli araçlarda menzil ve performans konusunda yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Ayrıca bu rakamların sadece hücre değil, sistem düzeyinde olduğunu da belirtmek önemli.

Bu etkileyici enerji yoğunluğuna ek olarak, TÜV Rheinland tarafından yapılan bağımsız testlerde bataryanın sadece 8,5 dakikada %80 şarj kapasitesine ulaşabildiği doğrulandı. Bu da mevcut şarj sürelerini %83,3 oranında kısaltıyor ve elektrikli araçların günlük kullanımını çok daha pratik hale getiriyor. ProLogium’un yeni teknolojisiyle donatılmış bir elektrikli araç, sadece 5 dakikalık bir şarjla yaklaşık 300 kilometre yol kat edebilir. Bu da endüstri ortalaması olan 30 dakikalık şarj süresini geride bırakıyor. ProLogium ayrıca, modüler hücre tasarımı sayesinde batarya onarımlarını kolaylaştırmayı ve hücre geri dönüşümünü hızlandırmayı hedefliyor.

Bununla birlikte, şirketin silikon kompozit anotla ilgili bazı detayları paylaşmaması dikkat çekici. Silikon içeren anotlar, pil hücrelerinin enerji yoğunluğunu artırıyor ve hızlı şarj kapasitesini geliştiriyor, ancak şarj ve deşarj sırasında önemli ölçüde genişleyip daralabiliyorlar. Bu durum, pil ömrünün kısalmasına neden olabilen mekanik baskıya yol açabiliyor. Bu nedenle, düşük silikon içeren anotlar şu anda sadece sınırlı sayıda seri üretim elektrikli araçta kullanılıyor; çoğu anot hala grafitten üretiliyor. ProLogium’un saf silikon anotla bu sorunu nasıl çözdüğü ise henüz net değil.

Şirket, daha yüksek enerji yoğunluğunun mutlaka daha uzun menzil sağlamak için değil, aynı menzile sahip daha küçük ve hafif bataryalar üretmek için kullanılabileceğini belirtiyor. Örneğin, yeni batarya teknolojisine sahip bir elektrikli araç, 55 kWh batarya ile geleneksel 83 kWh bataryaya sahip bir araçla aynı mesafeyi katedebilecek. Daha küçük batarya, aracın 300 kilogram daha hafif olmasını sağlayarak enerji tüketimini azaltacak ve menzilin artmasına katkıda bulunacak.

Ayrıca, daha küçük bataryanın CO2 ayak izini azaltması ve maliyetleri düşürmesi de bekleniyor. ProLogium bu teknolojiyi ne zaman piyasaya süreceğini henüz açıklamadı, ancak fuarda sergilenmesi, çok da uzak olmadığını gösteriyor.

Akkuyu NGS, önemli bir aşamayı daha geride bıraktı!

0

Mersin’de inşaatı devam eden Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu NGS, önemli bir aşamayı daha geride bıraktı. Rosatom liderliğinde yürütülen çalışmalar kapsamında, santralin 1. Güç Ünitesi’nin türbin bölümünde bulunan iki adet düşük basınç rotorunun montajı başarıyla tamamlandı. Bu gelişmeyle birlikte türbin ünitesinin büyük boyutlu parçalarının montajı tamamlanmış ve bu kritik bileşenler tasarım yerlerine yerleştirilmiş oldu.

Akkuyu NGS, önemli bir aşamayı daha geçmeyi başardı!

Toplam ağırlığı 255 tonu bulan rotorun montajı, büyük bir hassasiyet gerektiren zorlu bir mühendislik operasyonuydu. Operasyon sırasında Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdürü Sergei Butckikh, “Rotorun montajı, teknik açıdan oldukça karmaşık ve büyük bir dikkat gerektiren bir işlemdi. Bu işlemi başarıyla tamamladık ve Akkuyu NGS’nin 1. Ünitesi’nin türbin ünitesindeki tüm büyük bileşenleri artık yerlerine monte edildi. Türbin ünitesini test etmeye başlamadan önce, türbin şaftı hattını ayarlamamız ve ikincil devrenin yoğunluğunu ve sızdırmazlığını sağlamamız gerekiyor. Bu da farklı teknik yapılarda 3 binden fazla bağlantının kaynaklanması anlamına geliyor” dedi.

Montajın ardından uzman ekipler, parçaların hizalanmasını ve konumlandırılmasını titizlikle kontrol edecek. Türbinin çark cihazına montajı ve hidrolik testler için işletim sistemlerinin hazırlığı da bu süreçte tamamlanacak. Bu aşamalar, türbin ünitesinin sorunsuz ve verimli bir şekilde çalışabilmesi için büyük önem taşıyor.

Akkuyu NGS’nin türbin tesisi, yüksek güç üreten bir termal döner motor olarak öne çıkıyor. Silindir rotor, bu motorun temel bileşenlerinden biri. Reaktör tesisinin buhar jeneratörlerinde tuzdan arındırılmış sudan elde edilen aşırı ısıtılmış buhar, yüksek basınçla rotor kanatlarına iletiliyor. Bu sıkıştırılmış ve ısıtılmış buhardan elde edilen enerji, rotorun dönmesini sağlayarak elektrik üretimi için gereken mekanik enerjiyi üretiyor. Bu enerji daha sonra türbin jeneratörüne aktarılıyor. Akkuyu NGS’nin türbin tesisi, bir kombine yüksek ve orta basınç modülü, iki düşük basınç modülü ve bir jeneratörden oluşuyor.

Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak ve enerji arz güvenliğini sağlamak adına hayata geçirilen stratejik bir proje. Tek başına Türkiye’nin enerji ihtiyacının %10’unu karşılaması beklenen Akkuyu NGS, bu anlamda büyük önem taşıyor. Projede kullanılan VVER reaktörleri, güvenlik ve verimlilik konusunda dünyanın en gelişmiş sistemleri arasında yer alıyor. 3+ Nesil reaktörlerle donatılan santralin her bir ünitesi 1200 MW kapasiteyle çalışacak ve tesiste toplamda 4 adet reaktör bulunacak.

“Yap-Sahip Ol-İşlet” modeliyle hayata geçirilen ilk nükleer güç santrali projesi olan Akkuyu NGS’nin tüm reaktörlerinin 2028 yılına kadar devreye alınması planlanıyor. Santral tam kapasiteyle çalışmaya başladığında yılda 35 milyar kilovatsaat elektrik üretecek. Türkiye, 2050 yılına kadar nükleer enerjide 20 GW kapasiteye ulaşmayı hedefliyor. Akkuyu NGS, bu hedefe ulaşmada 4,8 GW’lık kapasitesiyle önemli bir katkı sağlayacak. Akkuyu’yu takiben Sinop ve Trakya’da inşa edilecek 4 reaktör daha devreye alınacak. Türkiye ayrıca 2050 yılına kadar 5 GW civarında küçük modüler reaktöre (SMR) sahip olmayı planlıyor.

OpenAI, tartışmalı Swarm projesiyle gündem oldu!

OpenAI, yapay zeka dünyasında yeni bir tartışmayı başlatacak bir adım attı. “Swarm” adını verdiği bu yeni çerçeve, birden fazla yapay zeka ajanının birbiriyle etkileşimini ve koordinasyonunu geliştirmek için tasarlandı. Şirket, Swarm’ın resmi bir ürün olmadığını, aksine geliştiricilere yapay zeka ajan ağlarını yapılandırmada yardımcı olacak bir tür kılavuz olduğunu belirtiyor. Aslında Swarm, karmaşık görevleri bağımsız olarak yönetebilen sistemlerin oluşturulması için bir yol haritası sunuyor.

OpenAI, tartışmalı Swarm projesiyle yine gündeme oturdu

Ancak OpenAI’ın bu hamlesi, Swarm’ın resmi bir ürün olup olmaması konusunun ötesine geçen bir tartışmayı da beraberinde getirdi: Kurumsal otomasyonun geleceği. Swarm, geliştiricilere birbirleriyle iletişim kurabilen, iş birliği yapabilen ve karmaşık görevleri otonom bir şekilde üstlenebilen yapay zeka ağları oluşturma imkanı sunuyor. Çoklu ajan sistemleri yeni bir kavram olmasa da Swarm, bu sistemlerin daha geniş bir şekilde kullanılabilmesi için önemli bir adım olarak görülüyor.

Peki, yapay zeka ajanları tam olarak nedir? Basitçe anlatmak gerekirse, insan müdahalesi olmadan belirli görevleri yerine getirebilen otonom, akıllı sistemlerdir. Swarm teknolojisini benimseyen bir şirket, farklı departmanlar için özelleşmiş yapay zeka ajanlarından oluşan bir ağ kurabilir. Bu ajanlar, pazar trendlerini analiz etmek, pazarlama stratejilerini ayarlamak, satış fırsatlarını belirlemek ve müşteri destek hizmetleri sunmak gibi görevleri minimum insan müdahalesiyle gerçekleştirebilir. Bu yapıyı insan vücuduna benzetirsek, yapay zeka ajanları sinir sistemi rolünü üstlenir. Böylesi bir otomasyon, işleyişi temelden değiştirebilir.

Ancak bu dönüşüm beraberinde bazı soru işaretlerini de getiriyor: İş gücünün evrimi ve artan otomasyon karşısında insan kararının rolü. Güvenlik uzmanları, otonom ajan ağlarının kötüye kullanımını veya olası arızalarını önlemek için güçlü güvenlik önlemlerinin şart olduğunu vurguluyor. Ayrıca bu yapay zeka ağlarının verdiği kararların bireyler ve toplum üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle tarafsızlık ve adalet konuları da gündeme geliyor.

İş kaybı korkusu da bu tartışmanın bir diğer boyutu. Elbette Swarm gibi teknolojiler yeni iş kolları yaratma potansiyeline sahip, ancak beyaz yakalı otomasyonunun hızlanacağı da bir gerçek. OpenAI ise Swarm’ın sınırları konusunda net bir duruş sergilemekten kaçınmıyor. OpenAI araştırmacılarından Shyamal Anadkat, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Swarm resmi bir OpenAI ürünü değil. Bunu daha çok bir yemek kitabı gibi düşünün. Basit ajanlar oluşturmak için deneysel bir kod. Üretim için tasarlanmadı ve tarafımızca desteklenmeyecek” dedi. Bu açıklama, beklentileri yönetmeyi amaçlıyor ve yapay zeka ajan ağları konusunda henüz yolun başında olduğumuzu gösteriyor. Yine de Swarm, çoklu ajan sistemlerinin nasıl yapılandırılabileceğine dair somut bir örnek sunarak geleceğe dair ipuçları veriyor.

Yapay zeka teknolojileri için yeni ölçüt tasarlanıyor!

Yapay zeka teknolojisi baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam ederken, OpenAI bilim insanları, bu gelişimin potansiyel risklerini de göz önünde bulundurarak yeni bir ölçüt geliştirdi. “MLE-bench” adı verilen bu ölçüt, gelecekte karşımıza çıkabilecek gelişmiş yapay zekaların kendi kodlarını değiştirme ve kendilerini geliştirme yeteneklerini değerlendirmek için tasarlanmış 75 zorlu testten oluşuyor.

Yapay zeka teknolojileri için yeni bir ölçüt geliştiriliyor

MLE-bench, her biri makine öğrenimi mühendisliğini test eden 75 Kaggle testinin bir araya getirilmesiyle oluşturuldu. Bu testler, yapay zeka modellerinin eğitimini, veri setlerinin hazırlanmasını ve bilimsel deneylerin yürütülmesini içeriyor ve temelde makine öğrenimi algoritmalarının belirli görevleri ne kadar iyi çözdüğünü ölçmeyi amaçlıyor. Her bir testin gerçek dünya uygulamalarına dayanması ise dikkat çekici bir nokta.

OpenAI araştırmacıları, MLE-bench’i “otonom makine öğrenimi mühendisliği” alanında yapay zeka modellerinin performansını değerlendirmek amacıyla geliştirdiklerini belirtiyor. Bu tür testler, yapay zekanın kapasitesini ölçmek için önemli bir kriter olarak kabul ediliyor.

Araştırmacılar, yapay zeka ajanlarının makine öğrenimi araştırma görevlerini otonom bir şekilde gerçekleştirebilmesi durumunda sağlık, iklim bilimi ve diğer alanlarda bilimsel ilerlemeyi hızlandırabileceğini belirtiyor. Ancak bu yeteneklerin kontrolsüz bir şekilde gelişmesi, insanlık için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Yapay zeka ajanları, insan müdahalesi olmadan belirli görevleri yerine getiren otonom, akıllı sistemler olarak tanımlanabilir.

Öte yandan araştırmacılar, yapay zeka alanındaki hızlı ilerlemenin, bu teknolojinin potansiyel etkilerini tam olarak anlayamadan tehlikeli sonuçlar doğurabilecek modellerin ortaya çıkmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. “Kontrolsüz gelişimin yıkıcı etkileri ve kötüye kullanım” risklerine dikkat çekiyorlar. MLE-bench’in büyük bir kısmını çözebilen bir yapay zeka modelinin, kendi kendini geliştirme gibi birçok karmaşık makine öğrenimi görevini kendi başına gerçekleştirebileceğini ve bunun da öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceğini ifade ediyorlar.

OpenAI, geliştirdiği MLE-bench ölçütünü kullanarak kendi geliştirdiği yapay zeka modelini de test etti. OpenAI’nin o1 modeli, 75 testin %16.9’unda en az bir Kaggle bronz madalya seviyesine ulaşmayı başardı ve daha fazla denemeyle bu oranın artacağı tahmin ediliyor. Bir Kaggle yarışmasında bronz madalya kazanmak, insan katılımcılar arasında en üst %40’lık dilime girmek anlamına geliyor. OpenAI’nin o1 modeli, MLE-bench testlerinde ortalama 7 altın madalya kazandı. Bu, bir insanın “Kaggle Grandmaster” unvanını almak için gerekenin iki katı seviyesinde. Araştırmacılar, yayınladıkları makalede, 75 farklı Kaggle yarışmasında bugüne kadar sadece iki insanın madalya kazanabildiğini belirtiyor.

Zorlu Enerji, Solis Inverters ile işbirliği yapacak!

0

Zorlu Enerji, sürdürülebilir enerji alanında ülkemize önemli bir yatırımı daha kazandırıyor. Artık dünyanın önde gelen güneş enerjisi ekipmanları üreticilerinden Solis Inverters’ın inverter cihazları, Zorlu Grubu’nun gücünü arkasına alarak Türkiye’de üretilecek. Bu büyük iş birliği kapsamında, üretim merkezi olarak Zorlu Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Vestel’in Manisa’daki modern fabrikası seçildi. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Zorlu Enerji, Solis Inventers ile işbirliği yapıyor

Bu hamle, sadece yurt dışına bağımlılığı azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında da büyük rol oynayacak. Özellikle YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı) projeleri için yerli üretim şartının sağlanması, sektörde büyük bir avantaj sağlayacak. Üretilecek yüksek kaliteli inverterler, güneş enerjisi sistemlerinin verimliliğini artırarak Türkiye’nin temiz enerjiye geçişini hızlandıracak.

Zorlu Enerji, Solis Inventers ile işbirliği yapıyor.
Zorlu Enerji, Solis Inventers ile işbirliği yapıyor.

Dünyanın en büyük üç inverter üreticisinden biri olan ve güvenilirliğiyle sektörde adını kanıtlamış Solis’in Türkiye’de üretiliyor olması, Zorlu Enerji’nin iştiraki ZES’in (Zorlu Enerji Çözümleri) hem yerel pazarda liderliğini pekiştirecek hem de küresel arenada rekabet gücünü artıracak önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu iş birliği, Türkiye’yi güneş enerjisi ekipmanları üretiminde önemli bir merkez haline getirme potansiyeline de sahip.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

BMW, elektrikli araç satışlarında artış yaşadı! İşte rakamlar

0

Otomotiv sektörü, elektrikli araçlara geçiş döneminde önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümde bazı markalar hızlı bir şekilde adapte olurken, bazıları ise zorlanıyor. Alman otomotiv devleri BMW ve Mercedes’in elektrikli araç satış rakamları da bu durumu gözler önüne seriyor.

BMW, elektrikli araç satışlarında artış yaşıyor

BMW, elektrikli araç satışlarında büyük bir başarı yakalamış durumda. Mini markasını da içeren BMW Grubu, 2024’ün üçüncü çeyreğinde 103.440 adet elektrikli araç sattı ve geçen yılın aynı dönemine göre %10’luk bir artış kaydetti. Şirket, yılın ilk dokuz ayında ise 294.000’den fazla elektrikli araç satarak bir önceki yıla göre satışlarını %19 artırdı. BMW’nin bu başarısında, özellikle Avrupa pazarındaki güçlü performansı etkili oldu.

BMW, elektrikli araç satışlarında artış yaşıyor.

BMW‘nin en büyük rakibi olan Mercedes ise elektrikli araç satışlarında zor günler geçiyor. Üçüncü çeyrekte sadece 46.900 adet elektrikli araç satan Mercedes, geçen yılın aynı dönemine göre %31’lik bir düşüş yaşadı. Mercedes’in elektrikli araç satışları 2024’ün ilk dokuz ayında %22 düşerek 148.500 adede geriledi. Şirket, bu düşüşü lüks araçlara olan talebin azalması ve artan fiyat rekabetiyle açıklıyor.

Elektrikli araç pazarındaki bu zıt performans, BMW’nin elektrikli araç stratejisinin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Şirket, hem yeni modeller sunarak hem de mevcut modellerini elektrikli versiyonlarla zenginleştirerek müşterilerin ilgisini çekmeyi başarıyor. Mercedes ise bu konuda rakibinin gerisinde kalmış görünüyor ve elektrikli araç stratejisini yeniden gözden geçirmesi gerekebilir.

Yapay zeka, kendi başına öldürme kararı verebilir!

Yapay zekanın askeri alanda kullanımı giderek yaygınlaşırken, beraberinde getirdiği etik ve stratejik tartışmalar da şiddetleniyor. Özellikle yapay zekaya sahip silahların “öldürme kararını” kendi başına verip veremeyeceği sorusu, hem Silikon Vadisi’nin teknoloji devlerini hem de ABD hükümetini derinden etkiliyor.

Yapay zeka, kendi başına öldürme kararı verebilecek mi?

Bu konuda iki farklı görüş öne çıkıyor. Shield AI gibi şirketlerin kurucuları, ABD ordusunun hiçbir zaman insan kontrolünden tamamen çıkmış otonom silahlar kullanmayacağını ve öldürme kararının her zaman insan kontrolünde kalacağını savunuyor. Öte yandan Anduril gibi şirketler, yapay zekanın savaş alanında daha aktif rol alması gerektiğini ve hatta bazı durumlarda insanlardan daha etik kararlar verebileceğini iddia ediyor. Özellikle mayın gibi zaten bir tür otonom yapıya sahip silahların yarattığı tehlikelere dikkat çeken bu görüş, yapay zekanın hedef ayrımı ve orantılı güç kullanımı konularında daha başarılı olabileceğini öne sürüyor.

Yapay zeka, kendi başına öldürme kararı verebilecek mi?

ABD ordusu şu anda tamamen otonom silahlar kullanmıyor olsa da, insan müdahalesi olmadan hedef tespiti ve imha edebilen sistemler geliştirmeye devam ediyor. Henüz bu tür silahların kullanımı konusunda net bir yasal düzenleme bulunmaması ise endişeleri artırıyor. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı, yapay zekanın savaş alanındaki etkisini ve gelecekteki rolü hakkındaki tartışmaları daha da alevlendirdi.

Ukraynalı yetkililer, otonom silahların savaşta belirleyici bir üstünlük sağlayabileceğini savunurken, ABD’li yetkililer ise Çin ve Rusya gibi rakiplerinin bu alanda öne geçme olasılığından endişe duyuyor. Bu da ABD’yi, bir yandan etik kaygıları gidermeye çalışırken diğer yandan da teknolojik üstünlüğünü korumak gibi zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor.

Yapay zeka destekli silahların geleceği belirsizliğini koruyor. Ancak teknolojinin hızla ilerlemesi ve küresel güç dengeni göz önüne alındığında, bu tartışmaların daha da alevleneceği ve yakın gelecekte tüm dünyayı etkileyecek kararların alınacağı aşikar.

İlk trilyoner kim olacak?

Teknoloji dünyasının devleri, trilyoner olma yarışında kıyasıya rekabet ediyor. En son raporlara göre, Elon Musk 2027’de dünyanın ilk trilyoneri olacak. Musk’ın Tesla, SpaceX ve diğer girişimlerindeki payları, servetindeki muazzam büyümeyi tetikliyor. Tesla’nın elektrikli araçlardaki hakimiyeti ve SpaceX’in uzay seyahatindeki öncü rolü, Musk’ın servetinin yıllık %109.88 oranında artmasına yol açıyor.

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, e-ticaret imparatorluğu Amazon ve uzay şirketi Blue Origin ile güçlü bir aday olarak öne çıkıyor. Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg ise, Meta’nın en büyük hissesahibi olması sayesinde 200 milyar dolarlık servetiyle bu seçkin kulübe katıldı. Meta, Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi.

Teknoloji elitlerinin zirve servet sıralamalarını domine etmesi ve en zengin on kişiden sekizinin bu sektörden olması, ilk trilyonerin teknoloji dünyasından çıkacağını neredeyse kesinleştiriyor. Analistler, Microsoft, Apple, Nvidia ve Alphabet gibi trilyon dolarlık değerlemeye sahip şirketlerin yükselişinin bu trendi daha da hızlandıracağını öngörüyor. Musk, Bezos ve Zuckerberg için trilyonerlik yolu görünüyor ve bu, yakın gelecekte bireysel servetin ölçeğini yeniden tanımlayacak.

Nvidia hisseleri yine yükselişe geçti! Peki neden?

Yapay zeka teknolojisi gün geçtikçe hayatımızın daha da içine işliyor ve bu durum beraberinde inanılmaz bir işlemci gücü ihtiyacını da getiriyor. İşte bu noktada devreye giren Nvidia, son yılların en büyük çıkışını yaparak adeta teknoloji dünyasının göz bebeği haline geldi. Şirketin hisse senetleri, yapılan tüm tahminleri geride bırakarak yatırımcılarına büyük kazançlar sağladı. Yakın zamanda bazı analistler bu hızlı yükselişin yavaşlayabileceğini öngörse de, şu ana kadar böyle bir durumun sinyalleri görülmedi. Aksine Nvidia, emin adımlarla dünyanın en değerli şirketi olma yolunda ilerliyor.

Nvidia hisseleri tekrar yükselişe geçti

Dün piyasaların açılmasıyla birlikte Nvidia hisseleri yaklaşık %2,5 oranında artış göstererek 138,07 dolar seviyesine ulaştı. Bu yükseliş, şirketin piyasa değerini de 3,38 trilyon dolara taşıyarak onu dünyanın en değerli ikinci şirketi konumuna yerleştirdi. Listenin zirvesinde 3,51 trilyon dolarlık değeriyle Apple yer alırken, Microsoft 3,12 trilyon dolarla üçüncü sırada bulunuyor. Piyasa uzmanlarına göre, mevcut eğilimin devam etmesi durumunda Nvidia’nın Apple’ı geride bırakarak dünyanın en değerli şirketi unvanını ele geçirmesi neredeyse kesin. Hatta bu hedefe ulaşmak için Nvidia hisselerinin 141 dolar sınırını aşması bile yeterli görünüyor. Analistlerin son tahminleri de bu senaryoyu destekler nitelikte.

Nvidia hisseleri Ocak 2023’te 14,86 dolar seviyesinde işlem görüyordu ve o tarihten bu yana istikrarlı bir şekilde yükseliş trendini sürdürüyor. Şirketin hisseleri geçmişte en yüksek 140,76 dolar seviyesini görmüştü. Elbette bu başarının ardında yatan en büyük etken, yapay zeka teknolojilerine olan olağanüstü talep. Nvidia, geliştirdiği güçlü grafik işlemcileriyle yapay zeka uygulamaları için olmazsa olmaz bir konuma yükseldi ve bu durum şirketin geleceğine yönelik beklentileri de olumlu yönde etkiledi.

Kısacası, Nvidia’nın yükselişi dikkat çekici ve gelecek vadeden bir hikaye sunuyor. Ancak yatırımcılar, piyasaların dinamik yapısını ve her zaman riskler barındırdığını unutmamalı.

Brembo, Öhlins Racing’i 405 Milyon dolara satın aldı

İtalyan fren sistemleri devi Brembo, yüksek performanslı süspansiyon üreticisi Öhlins Racing’i 405 milyon dolar karşılığında satın aldı. Bu dev anlaşma, Brembo’nun tarihindeki en büyük satın alma olarak öne çıkarken, motor sporları ve iki tekerlekli araçlar alanındaki pozisyonunu daha da güçlendirme amacını taşıyor. Anlaşma, Öhlins Racing’in ana şirketi Tenneco ile imzalanmış durumda, ancak satın almanın tamamlanması için düzenleyici kurumların onayı bekleniyor. Sürecin 2025 yılının başlarında tamamlanması hedefleniyor.

1976 yılında kurulan Öhlins Racing, otomobil ve motosikletler için geliştirdiği yüksek performanslı süspansiyon sistemleri ve yazılımlarıyla tanınıyor. Şirketin, biri İsveç’te diğeri Tayland’da olmak üzere iki üretim tesisi bulunuyor ve her iki ülkede de Ar-Ge merkezleri faaliyet gösteriyor. Ayrıca ABD, Almanya gibi birçok ülkede geniş bir distribütör ağına sahip olan Öhlins, yaklaşık 500 çalışanıyla güçlü bir küresel varlık sergiliyor. Brembo için Öhlins, küresel varlıklarını genişletecek önemli bir fırsat.

Öhlins, özellikle MotoGP, Formula 1, World Superbike ve NASCAR gibi prestijli motor sporları organizasyonlarının uzun süredir tedarikçisi konumunda. Şirket, 2024 yılında yaklaşık 144 milyon dolar ciro elde etmeyi ve %21–22 kâr marjı sağlamayı hedefliyor. Bu hedefler, Brembo’nun genişleme stratejisi ile uyumlu.

Brembo’nun İcra Kurulu Başkanı Matteo Tiraboschi, bu satın almanın Brembo’nun otomotiv sektörüne yönelik akıllı ve entegre çözümler geliştirme stratejisinin önemli bir adımı olduğunu vurguladı. Öhlins Racing’in yenilikçi süspansiyon sistemlerinin, Audi, BMW, Ford, Honda, Hyundai, Lamborghini ve Volvo gibi birçok prestijli otomobil markası tarafından kullanılması, satın almanın stratejik önemini artırıyor. Brembo’nun bu hamlesi, sektördeki liderliğini pekiştirecek.

Bu satın alım, Brembo’nun son yıllarda yaptığı önemli yatırımlardan biri olarak dikkat çekiyor. Şirket, 2021 yılında Danimarkalı fren balatası üreticisi SBS Friction ve İspanyol fren sistemi üreticisi J.Juan’ı satın almıştı. Ayrıca, bu yılın başlarında Tayland’da yeni bir motosiklet fren sistemi üretim tesisi açma planlarını duyurmuştu. Brembo, Öhlins’i bünyesine katarak hem iki tekerlekli araçlar pazarındaki varlığını güçlendirmeyi hem de motor sporlarındaki liderliğini pekiştirmeyi hedefliyor. Dolayısıyla, Brembo’nun stratejik adımları, büyümeye ve çeşitliliğe odaklanıyor.

Bu satın alım, Brembo’nun sadece fren sistemleri değil, süspansiyon çözümleri alanında da küresel çapta entegre bir sağlayıcı olma yolundaki stratejik adımlarından biri olarak görülüyor.

Sosyal medyada gizli reklam cezası 10 katına çıkıyor!

Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Sn. Avni Dilber, düzenlenen “Dijital Reklam Mevzuatı Eğitimi”nde yaptığı açıklamada, sosyal medya ve internet kullanımının Türkiye’de hızla yaygınlaştığını ve bu durumun beraberinde yeni yasal düzenlemeleri zorunlu kıldığını belirtti.

Geleneksel medyaya yapılan yatırımların hızla azaldığı ve dijital mecralara kaydığı vurgulanırken, Türkiye’de sosyal medya kullanımının nüfusun yüzde 67’sine, internet kullanımının ise yüzde 86.5’ine ulaştığı ifade edildi.

Bu artan kullanım oranlarının, beraberinde yeni düzenlemeleri ve sektör temsilcileriyle daha sık bir araya gelme ihtiyacını doğurduğu, dijital reklamcılık alanındaki yasal düzenleme ve uygulama eksikliğinin giderilmesinin ise öncelikli hedefler arasında yer aldığı belirtildi.

Açıklamada, Reklam Kurulu’nun hiçbir zaman sektörün sopası olmadığı, asıl amacın vatandaşın hak ve hukukunu korumak olduğu vurgulandı. Dijital dünyadaki karmaşık ticari yapı içinde firmaların ürünlerini öne çıkarmak için sosyal medyayı yoğun bir şekilde kullandığı ve bunun da gizli reklam ihlallerini artırdığı belirtildi. Geleneksel medya ve sosyal medya arasındaki ceza farkının, yatırımcılar ve reklam verenler tarafından dikkate alınması gereken bir makas değişikliği olduğu vurgulandı.

Reklam Kurulu’nun sosyal medyada gizli reklam ihlallerini tespit etmek için yapay zeka teknolojisini kullandığı ve 2022’de başlatılan bu proje sayesinde %57 olan ihlal oranının %11’e düşürüldüğü açıklandı. 2023 yılında Reklam Kurulu’na yapılan şikayet başvurusu sayısının 23 bin civarında olduğu, ancak bu şikayetlerin büyük bir kısmının incelemeye değer bulunmadığı belirtildi.

Sadece somut delillerle desteklenen vakaların ele alındığı, şikayet üzerine değil, resen inceleme başlatılarak tüm sektörü kapsayacak şekilde hareket edildiği vurgulandı. Dijital reklamcılık alanını düzenleyen 6698 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin yanı sıra, sektör temsilcilerine yol gösterecek bir “Kılavuz” hazırlandığı duyuruldu.

2021’de yayımlanan bu kılavuzun, sektör tarafından dikkatle incelenmesi gerektiği belirtildi. Sosyal medya fenomenleri ve influencer marketing alanında yaşanan ihlallerin de takip edildiği, bu alanda da denetimlerin sıkılaştırılacağı ve Reklam Kurulu tarafından belirlenen kurallara uymayanlara cezai işlem uygulanacağı vurgulandı.

Mevzuatın sektörü korkutmak için değil, bilinçlendirmek ve doğru yönlendirmek için olduğu vurgulanırken, “İşi doğru yapmak isteyenlere rehber” niteliğindeki mevzuatın, sektörün talepleri doğrultusunda sürekli güncellendiği belirtildi. Reklam Kurulu’nun her zaman iletişime açık olduğu ve sektör temsilcilerinin sorularını yanıtlamaya hazır olduğu, kurumsal iletişimin önemine de dikkat çekildi.

Yapılan açıklamada, yeni düzenlemeyle birlikte sosyal medyada gizli reklam cezasının 6 milyon TL’ye kadar çıkabileceği duyuruldu. Fakat uzlaşma yolunun da açık olduğu, iyi niyetli ve iş birliğine açık firmalara ceza indirimi ve taksitlendirme gibi kolaylıklar sağlanacağı da aktarıldı. Reklam Kurulu, ihlal oranının düşürülmesi için sektör temsilcilerinin bilinçlendirilmesi ve Reklam Kurulu ile iş birliği yapmasının büyük önem taşıdığını bir kez daha vurguladı.

Google, yapay zeka için nükleer enerji anlaşması yaptı!

Teknoloji devi Google, yapay zeka alanındaki çalışmalarının hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak için çarpıcı bir adım attı ve nükleer enerjiye yöneldi. ABD merkezli nükleer enerji şirketi Kairos Power ile imzalanan bu önemli anlaşma, Google’a küçük modüler reaktörlerden (SMR) elde edilecek 500 megawattlık devasa bir enerji kapasitesi sağlayacak.

Google, yapay zeka için nükleer enerji anlaşması yapıyor

Bu anlaşma, SMR teknolojisinin ticarileşmesi yolunda bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çünkü Google, SMR’lerden enerji satın alan ilk büyük şirket olma özelliğini taşıyor. SMR’ler, geleneksel nükleer santrallerin aksine daha küçük boyutlu ve modüler yapıları sayesinde daha hızlı ve düşük maliyetle inşa edilebiliyor. Bu da onları, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının yetersiz kaldığı durumlarda cazip bir alternatif haline getiriyor.

Google ve Kairos Power, ilk SMR’yi 2030 yılında devreye almayı planlıyor. 2035 yılına kadar ise toplamda yedi reaktörün faaliyete geçmesi hedefleniyor. Kairos Power, bu proje için gerekli olan tasarım ve inşaat izinlerini almak üzere ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu ile görüşmelerini sürdürüyor. Şirket, ilk reaktörünün 2027 yılında faaliyete geçeceğini ve ABD’nin “dördüncü nesil” ilk nükleer santrali olacağını belirtiyor.

Yapay zekanın her geçen gün artan enerji talebi, Google gibi dev teknoloji şirketlerini yeni enerji kaynaklarına yönelmeye zorluyor. Nitekim Google’dan önce de Microsoft, geçtiğimiz Eylül ayında Constellation Energy ile yaptığı anlaşmayla Three Mile Island nükleer santralini yeniden faaliyete geçirme kararı almıştı. Amazon da Mart ayında Talen Energy’den nükleer enerjiyle çalışan bir veri merkezi satın alarak bu alandaki varlığını güçlendirmişti.

Veri merkezlerinin enerji tüketiminin 2023 ile 2030 yılları arasında yaklaşık üç katına çıkarak 47 gigawattlık yeni bir üretim kapasitesine ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor. Bu durum, Google gibi şirketlerin enerji portföylerini çeşitlendirmelerini ve nükleer enerji gibi alternatif kaynaklara yönelmelerini zorunlu kılıyor.

Türk oyun şirketi Fiber Games, yeni yatırım turunu tamamladı

Türk oyun şirketi Fiber Games, yeni yatırım turunu tamamladı. Fiber Games bu yatırımla ekibini güçlendirmeyi ve hybrid-casual türünde yeni oyunlarını global ölçekte büyütmeyi planlıyor.

Arz Portföy ve Boğaziçi Ventures liderliğinde tamamlanan tura Inveo Ventures Co-Investment GSYF, Doğa Girişim Yönetim Kurulu Üyesi Birol Özkan, Inventuna Games ve Kod-A firmalarının kurucu ortakları Ersin Taşkın ve Erhan Taşkın katıldı.

Fiber Games kurucu ortağı Faruk Akıncı “Fiber Games olarak tüm eforumuzu pazara uyumlu (market-compatible) mobil deneyimler geliştirmeye harcıyoruz. Bulmaca türündeki hyper-casual oyunlar üzerindeki prototip çalışmalarımız devam ederken, hibrid türündeki denemelerimiz çok yüksek oyun süresi metrikleri üretti. Başarıyla kapattığımız bu yeni yatırım turumuz bu alandaki üretim kabiliyetlerimizi artırmamızı sağlayacak” dedi.

Fiber Games kurucu ortaklarından Volkan Turan ise sürdürülebilirliğe dikkat çekerek “İş modelimize güvenen tüm yatırımcılarımıza teşekkür ederiz. Fiber Games, önceden olduğu gibi ayakları yere sağlam basan başarılı ve eğlenceli projelere imza atmaya devam edecek. Bu doğrultuda profesyonel düşünen tüm sektör yeteneklerine de ekibimizde yer olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Girişimlere 221 milyon TL destek!

Sabancı Topluluğu tarafından, girişimcilik ekosistemine ve açık inovasyona katkı sunma amacıyla hayata geçirilen Sabancı ARF Almost Ready to Fly girişim hızlandırma programında üçüncü dönem tamamlandı. Sabancı Topluluğu’nun odak alanları olan “Enerji ve İklim Teknolojileri”, “İleri Malzeme Teknolojileri”, “Dijital Teknolojiler” ve “Sağlık Teknolojileri” iş kollarındaki parlak fikirlerin değerlendirme kapsamına alındığı üçüncü dönem programı sonunda, Inversense, Biomix, Beespencer, MyGenomeScreen ve ICARBON Sabancı ARF Almost Ready to Fly platformundan toplam 82 milyon TL’lik ön tohum yatırımı almayı başardı. Yatırım Jürisi değerlendirmesi sonucunda, tohum yatırımına hak kazanan girişimler 14 Ekim’de düzenlenen Demo Day’de duyuruldu.

43 girişim kabul edildi, 19’una yatırım yapıldı

Söz konusu girişimler, aldıkları tohum yatırımı sayesinde ürünlerini ticarileştirme ve şirketlerini büyütme imkanına sahip olacak. Bu süreçte Sabancı’nın bilgi birikimi ve müşteri ağından da aktif şekilde yararlanabilecek girişimler, Sabancı’nın yeni ekonomi odaklı büyüme stratejisinin önemli itici güçlerinden biri olacak.

Sabancı Topluluğu tarafından 2022 yılında başlatılan programa bugüne kadar katılan girişim sayısı 43 olurken, bu girişimlerden 19’u ön tohum yatırımına layık görüldü. Ön tohum yatırımlarının yanında, tüm girişimlere sağlanan 30’ar bin dolarlık nakit desteklerle birlikte, üç dönemde girişimcilere sağlanan ayni ve nakdi desteklerin toplam büyüklüğü 221 milyon TL’yi buldu.

Türkiye’nin dört bir yanından girişimcilere ve Sabancı Topluluğu çalışanlarına açık olan programa başvurular, Sabancı ARF Almost Ready to Fly’ın internet sitesinde yer alan form üzerinden alınıyor. Değerlendirme süreci sonunda programa kabul edilen girişimciler, birebir mentorluk almaya ve Grup şirketleri ile tanışmaya başlıyor. 20 hafta boyunca Sabancı Holding’in İstanbul’daki merkezi Sabancı Center’da kendilerine özel olarak hazırlanan alanda çalışan girişimlere, ürün ya da hizmet prototiplerini geliştirmek, ilk müşteri bağlantılarını yapmak veya kestiği fatura sayısını artırmak için 30’ar bin dolarlık nakit destek imkânı sağlanıyor. Girişimciler, 20 haftalık program sonunda projelerini Yatırım Jürisi’ne sunma şansı elde ederken, değerlendirmesi olumlu sonuçlanan girişimciler, Sabancı ARF Almost Ready to Fly ön tohum yatırımına hak kazanıyor.