Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 464

Türksat İsrail menşeli siber güvenlik ürünü kullanmadığını açıkladı

Bazı basın yayın organlarında Türksat’ın İsrail merkezli siber güvenlik şirketi Check Point’in ürünlerini kullandığı iddiaları yer aldı. Bu iddiaların ardından Türksat, bir açıklama yaparak doğrudan İsrail menşeli herhangi bir ürünü kullanmadığını duyurdu.

Tel Aviv merkezli Check Point, ağ ve veri güvenliği konusunda çeşitli yazılımlar ve donanımlar geliştiriyor. Şirket, hem kamu kurumlarına hem de özel sektöre hizmet veriyor. Ancak, Türksat’ın açıklamasına göre bu ürünler, şirketin operasyonlarında yer almıyor.

Türksat’tan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Aralarında Türksat’ın da bulunduğu bazı kamu kurumları ve şirketlerinin İsrail devleti menşeli siber güvenlik ürünleri kullandığı yönündeki haber doğru değildir. Türksat Bilişim, e-Devlet Kapısı başta olmak üzere birçok proje ve büyük ölçekli operasyonlar gerçekleştirerek ülkemizin dijital dönüşümüne önemli katkı sağlamaktadır. Şirketimizce artan siber tehditlere karşı altyapıları korumak, riskleri azaltmak ve siber dayanıklılığı artırmak için çeşitli ürün ve hizmetler sunulmaktadır. Bu kapsamda uzun yıllardır yerli ve yabancı teknoloji yatırımı yapılmış olup doğrudan İsrail menşeli hiçbir ürün kullanılmamaktadır.

Türksat, açıklamasının sonunda kamuoyunun gerçeği yansıtmayan haberlere itibar etmemesi gerektiğini vurgulayarak, faaliyetlerinin Türkiye’nin güvenlik ve uluslararası hassasiyetlerine uygun bir şekilde sürdüğünü belirtti.

İddialar neden gündeme geldi?

Türksat’ın İsrail menşeli siber güvenlik yazılımı kullandığına dair iddialar, bazı medya organları tarafından dile getirilmişti. Bu iddiaların ardından Türksat, konuyu hızlıca yanıtlayarak doğrudan İsrail merkezli hiçbir ürün kullanmadığını belirtti. Özellikle Türkiye’nin siber güvenlik konusundaki hassasiyeti ve yerli teknolojilere olan yatırımlarına vurgu yapan açıklama, kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıyor.

Leapmotor B10, Avrupa’ya Stellantis ortaklığıyla geliyor!

Çin merkezli elektrikli araç üreticisi Leapmotor, Avrupa pazarına Stellantis iş birliğiyle güçlü bir giriş yapmaya hazırlanıyor. Global arenada rekabet edecek olan B Serisi’nin ilk modeli Leapmotor B10Paris Otomobil Fuarı‘nda resmen tanıtıldı.

B serisi’nin İlk üyesi: Leapmotor B10

Leapmotor B10, markanın özellikle global pazarlara hitap eden yeni B Serisi‘nin ilk temsilcisi olarak dikkat çekiyor. Her ne kadar modelin adı B10 olsa da, bu yeni araç C segmentinde yer alacak. Teknik detaylar henüz paylaşılmamış olsa da, aracın 4,5 metre uzunluğunda olması bekleniyor. Beklentiler bu yönde çünkü Leapmotor B10 özellikleriyle adından söz ettiriyor.

Sade ve şık tasarım

Leapmotor B10, şirketin Leap 3.5 platformu üzerine inşa edilmiş. Tasarımıyla büyük ölçüde markanın C10 modeline benzeyen aracın ön yüzünde ince LED gündüz farları, ortada konumlandırılmış kamera ve parlak siyah detaylar öne çıkıyor. Ayrıca aracın ön camında yer alan Lidar sistemi, gelişmiş sürüş asistan teknolojilerine işaret ediyor. İşte bu teknolojiler Leapmotor B10’u benzersiz kılıyor.

Yan profilde ise geniş omuz çizgisigizli kapı kolları ve çok kollu jantlar dikkat çekici özellikler arasında. Ayrıca yan aynalar ve ön çamurluklarda bulunan kameralar, aracın sahip olduğu teknolojiler hakkında fikir veriyor. Arkada ise öndeki far tasarımına uygun bir şekilde boydan boya uzanan LED stop lambaları göze çarpıyor. Aracın spoyler kısmına entegre edilen kamera ise dijital dikiz aynası kullanımını mümkün kılabilir. Böylece Leapmotor B10, etkileyici bir arka tasarıma sahip.

Teknik detaylar bekleniyor

Leapmotor B10’un, markanın mevcut C10 modelinde kullanılan güç aktarma sistemini paylaşması bekleniyor. C10’da bulunan 218 PS gücündeki elektrik motoru ve 69.9 kWsa’lik bataryaWLTP standartlarına göre 420 kilometre menzil sunuyor. Benzer bir sistemin B10’da da kullanılması durumunda daha uzun bir menzil sağlanabileceği belirtiliyor. Ancak bu bilgiler şu an için yalnızca söylenti düzeyinde. Leapmotor B10 teknik detayları için resmi açıklamaları bekliyoruz.

Leapmotor B10’un teknik detayları ve satış tarihine ilişkin bilgiler önümüzdeki dönemde netlik kazanacak. Yeni gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Nvidia RTX 5090 fiyat sızıntıları yalanlandı

Nvidia, yeni nesil Blackwell tabanlı GeForce RTX 5000 serisi ekran kartlarını 2024 Ocak ayında tanıtmaya hazırlanıyor. Yaklaşan lansman öncesinde, özellikle GeForce RTX 5090 modeli için çıkan sızıntılar teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Ancak geçtiğimiz saatlerde, Nvidia’ya yakın kaynaklar bu iddiaları yalanladı.

RTX 5090 fiyatı üzerindeki spekülasyonlar

Son günlerde RTX 5090’ın 2.499 dolarlık bir fiyat etiketiyle piyasaya sürüleceği söylentisi hızla yayıldı. Özellikle yüksek performans vaat eden bu ekran kartının, önceki modellere kıyasla ciddi bir fiyat artışı yaşayacağı düşünülüyordu. Ancak güvenilir bir sızıntı kaynağı olan kopite7kimi, bu iddiaları yalanladı. Twitter üzerinden yapılan paylaşımda, bahsi geçen fiyatların “SAHTE” olduğu ve Nvidia’nın RTX 5090 için belirlediği fiyatın, selefi RTX 4090’a kıyasla önemli bir artış göstermeyeceği belirtildi.

Bu gelişmeyle birlikte, Nvidia’nın RTX 50 serisinin fiyatlandırma politikasının büyük bir sıçrama yapmayacağına dair umutlar yeniden canlandı. Yine de şirketin resmi fiyatlandırmayı ne zaman duyuracağı henüz netleşmiş değil.

RTX 5090 teknik özellikleri: daha fazla güç, daha fazla performans

GeForce RTX 5090, şimdiden teknik özellikleriyle büyük merak uyandırıyor. 32 GB VRAM ve 21.000’den fazla CUDA çekirdeği ile, önceki nesil RTX 4090’a kıyasla ciddi bir performans artışı sunacağı iddia ediliyor. Bu da kartın oyun ve grafik performansı açısından yeni bir seviye getireceğinin sinyallerini veriyor. Nvidia’nın Blackwell mimarisine dayanan bu ekran kartlarının, özellikle yapay zeka hızlandırması ve ışın izleme (ray tracing) performansı konusunda önemli yenilikler sunması bekleniyor.

Ayrıca sızıntılara göre RTX 5080 ve RTX 5070 gibi modellerin de tanıtılması planlanıyor. Bu modellerin de üst düzey oyuncular ve profesyonel kullanıcılar için cazip seçenekler olacağı düşünülüyor. Nvidia’nın, RTX 5080 için 1.000 doların üzerinde bir fiyat etiketi belirleyebileceği öne sürülse de bu rakamlar henüz doğrulanmış değil.

RTX serisinin geçmişi: giyat ve performans dengesi

Nvidia’nın önceki nesil kartları, yüksek performansları ve rekabetçi fiyat politikalarıyla dikkat çekmişti. Örneğin, 2020 yılında piyasaya sürülen RTX 30901.500 dolar fiyat etiketiyle tanıtılmış, RTX 3090 Ti modeli ise 1.999 dolara satışa çıkmıştı. Nvidia, bu fiyatlara rağmen oyunculara ve profesyonellere sunduğu performansla büyük beğeni toplamıştı. Bir sonraki adım olan RTX 4090 ise, selefi RTX 3090 Ti modelinden %60 ila %80 oranında daha hızlıydı ve sadece 100 dolarlık bir artışla, 1.599 dolara piyasaya sürüldü. Bu nedenle RTX 5090 için de benzer bir fiyatlandırma stratejisinin uygulanabileceği tahmin ediliyor.

Nvidia’nın Blackwell GPU mimarisine sahip ekran kartları, teknoloji dünyasında şimdiden büyük merakla bekleniyor. Şirketin, yeni serinin üretim sürecinde iş ortaklarına brifing vermeye başladığı ve üreticilerin kartlar için kendi PCB ve soğutma çözümlerini tasarladığı bildiriliyor. Ancak fiyatlandırmanın netleşmesi, büyük olasılıkla lansmana yakın bir tarihte gerçekleşecek.

Özellikle oyuncular, grafik tasarımcıları ve profesyonel içerik üreticileri için büyük bir ilgi odağı olan bu kartların, performans seviyeleri ve yenilikçi teknolojileriyle sektörde çığır açması bekleniyor. Ocak ayında gerçekleşmesi planlanan lansman, Nvidia’nın yeni nesil GPU’larını ve sektöre getireceği yenilikleri yakından görme fırsatı sunacak.

Gigabit hızlara çıkıyor: 2. nesil Starlink uyduları geliyor!

SpaceX’in uzay çalışmaları ve Starlink projesi, dünya genelinde internet erişimini değiştirmeye devam ediyor. Elon Musk liderliğinde yürütülen bu projeyle bugüne kadar toplam 4 bin 745 Starlink uydusu yörüngeye gönderildi.

Bu uydular dünyanın birçok yerine internet hizmeti sunuyor ve küresel internet erişimini büyük ölçüde genişletmiş durumda. SpaceX ise bu ağı daha da iyileştirmek amacıyla ABD Federal İletişim Komisyonu’na (FCC) önemli güncelleme taleplerinde bulundu. Geçtiğimiz cuma günü yapılan başvuru ile Starlink’in ikinci nesil ağının geliştirilmesi için bazı teknik değişiklikler önerildi.

SpaceX, FCC’den talep ettiği bu güncellemelerle Starlink ağında küçük ama kritik değişiklikler yapmayı planlıyor. Elon Musk’ın yaptığı açıklamaya göre bu yeni nesil Starlink uyduları yalnızca Starship roketi ile fırlatılabilecek kadar büyük olacak.

Bu yeni uydular mevcutta sunulan internet hızlarını 10 kata artıracak ve daha düşük irtifada yer alarak gecikmeyi ciddi ölçüde azaltacak. Musk, bu geliştirmelerin özellikle geniş bant internet hızını artıracağını ve dünya genelinde internet erişim kalitesini yükselteceğini belirtti.

SpaceX’in başvurusunda dikkat çeken bir diğer detay ise uyduların irtifasının düşürülmesi yönündeki talepti. Şirket, mevcut uyduların üç kabuklu yapısının yörüngesini 45 ile 60 kilometre arasında azaltmayı planlıyor.

Bu değişiklik, daha düşük irtifada çalışan uyduların daha hızlı ve daha düşük gecikmeli internet hizmeti sunmasını sağlayacak. Ayrıca yeni nesil Starlink uyduları da E-band radyo frekanslarını kullanarak hem sabit uydu antenleri hem de mobil cihazlar için yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunacak.

Yeni nesil Starlink uydularının donanımı da önemli ölçüde geliştirilmiş olacak. SpaceX’in talebine göre bu uydular daha yüksek kazançlı antenler ve gelişmiş beamforming (hüzmeleme) teknolojileri kullanacak. Böylece daha hedeflenmiş ve güçlü bir kapsama alanı sunulacak.

Bu gelişmiş donanım mevcut bant genişliğinin daha verimli kullanılmasına olanak tanıyacak ve kaynakların daha etkin şekilde dağıtılmasını sağlayacak. Yeni uydular da internet hizmetini daha geniş kitlelere ulaştırarak dünya genelinde internet erişimini büyük ölçüde iyileştirecek.

Elon Musk’ın açıkladığı üzere Starlink’in ikinci nesil ağı sayesinde dünya genelinde internet hizmeti hızlanacak ve gecikme süreleri büyük ölçüde azalacak. Bu yenilikler belirttiğimiz gibi yalnızca geniş bant hizmeti sunmakla kalmayacak, aynı zamanda mobil bağlantı da sağlayacak.

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünya genelinde hala yeterli internet erişimine sahip olmayan milyarlarca insan için bu gelişmeler büyük bir fark yaratacak. SpaceX’in FCC’den talep ettiği bu değişiklikler onaylandığında Starlink projesi küresel internet erişiminde yeni bir dönemi başlatacak diyebiliriz.

HarmonyOS NEXT beta’yı 1 Milyon kullanıcı deniyor!

Huawei, kendi geliştirdiği işletim sistemi HarmonyOS NEXT’i önümüzdeki hafta kullanıcıların beğenisine sunmaya hazırlanıyor. Şirket, HarmonyOS NEXT’in public beta sürecinde büyük ilgi gördüğünü ve HarmonyOS NEXT beta’yı denemek için beta programına katılan kullanıcı sayısının 1 milyonu aştığını açıkladı. Bu önemli duyuru, Huawei Cihaz İş Grubu Yazılım Bölümü Başkanı Gong Ti tarafından OpenHarmony Teknoloji Konferansı sırasında yapıldı. Gong Ti, milyonlarca kullanıcının HarmonyOS NEXT’i denediğini belirterek, yeni işletim sisteminin hızla büyüyen bir kullanıcı kitlesine sahip olduğunu vurguladı. HarmonyOS NEXT, dördüncü çeyrekte tanıtılacak amiral gemisi Huawei Mate 70 serisiyle birlikte resmi olarak piyasaya sürülecek ve Huawei’nin yazılım alanındaki yenilikçi yaklaşımını daha da ileriye taşıyacak. HarmonyOS NEXT beta’yı denemek isteyenler için bu büyük bir fırsat.

HarmonyOS: 900 milyon cihazda kullanılıyor

Huawei, HarmonyOS‘in kurulum sayısının 900 milyonu aştığını belirtti ve bu sayının HarmonyOS NEXT ile daha da yükseleceğini tahmin ediyor. Şirket, yeni işletim sisteminin çok daha gelişmiş bir kullanıcı deneyimi sunacağını ifade ediyor. HarmonyOS NEXT, akıcı uygulama işleyişi ve hızlı kullanıcı arayüzü geçişleri sayesinde kullanıcılara daha hızlıakıcı ve güvenli bir deneyim vaat ediyor. Yenilikçi mimarisi sayesinde HarmonyOS NEXT, Huawei ekosistemindeki cihazlar arasında daha uyumlu ve entegre bir kullanım sunacak. Ancak, bu yeni işletim sistemi Android uygulamalarını desteklemeyecek. Huawei, bu durumu dikkate alarak, kullanıcıların ihtiyaç duyabileceği uygulamaların HarmonyOS NEXT platformunda kullanılabilmesi için büyük bir çaba sarf ediyor. HarmonyOS NEXT beta’yı deneyen kullanıcıların geri bildirimleri bu süreçte çok önemli. Şirket, kendi uygulama mağazası olan AppGallery’yi geliştirmeye devam ederken, alternatif uygulama seçenekleri sunmak için çalışmalarını sürdürüyor.

HarmonyOS NEXT hangi cihazlara geliyor?

HarmonyOS NEXT, ilk olarak 15 Ekim itibariyle Huawei Mate 60Mate X5 ve MatePad Pro gibi cihazlara sunulmaya başlanacak. HarmonyOS NEXT beta’yı denemek isteyenler için bu güncelleme ile kullanıcılar, cihazlarının işlevselliğini artıran yeni özelliklerden faydalanabilecekler. Huawei’nin yeni üç katlı akıllı telefonu Huawei Mate XT’nin güncellemeyi alıp almayacağı konusunda ise şu anda resmi bir bilgi bulunmuyor. Ancak, HarmonyOS NEXT’in sunduğu yenilikler, Huawei kullanıcılarının merakla beklediği bir güncelleme olarak dikkat çekiyor.

Huawei’nin yazılım alanındaki yenilikçi hamleleri ve kendi ekosistemini genişletme çabaları, HarmonyOS NEXT ile hız kazandı. Şirketin işletim sistemine yönelik uzun vadeli hedefleri doğrultusunda HarmonyOS NEXT’in kullanıcılar tarafından nasıl karşılanacağı ve Huawei’nin bu yeni platformla pazarda ne kadar güçlü bir konum elde edeceği merakla bekleniyor. HarmonyOS NEXT’in başarısı, Huawei’nin donanım ve yazılım ekosistemini daha da ileri taşıyacak gibi görünüyor. Huawei, HarmonyOS NEXT beta’yı denemek için pazardaki yerini kuvvetlendiriyor.

Bilim insanları sesi tek yönde iletebilen devrim yaratan cihaz geliştirdi

0

ETH Zürih ve EPFL‘den devrim niteliğinde buluş: Ses dalgalarının tek bir yönde iletilebildiği bir cihaz üretildi. Bilim insanları, sesin belirli bir yönde dalgalanmasını sağlayarak, gelecekteki iletişim teknolojilerinde çığır açabilecek yeni bir sistem ortaya koydular. Bilim İnsanları Sesi üzerine bu yenilik, sesin tek yönlü olarak iletilmesini mümkün kılarak, enerji kaybını önlüyor ve dalgaların hedefe daha güçlü ulaşmasını sağlıyor.

Cihazın tasarımı, üç eşit aralıklı bağlantı noktasına sahip bir disk şeklindeki boşluktan oluşuyor. Her bir bağlantı noktası, ses dalgalarını hem gönderme hem de alma yeteneğine sahip. Ancak cihaz pasif haldeyken, ses dalgaları üç noktada da eşit şekilde duyulabiliyor ve geri yansıyarak kaynağa dönebiliyor. Bu durum cihaz aktif hale getirildiğindedeğişiyor: Belirli hız ve yoğunlukta dönen hava akışı sayesinde, ses dalgaları yalnızca bir yöne doğru ilerliyor. Örneğin, birinci noktadan gönderilen ses yalnızca ikinci noktada duyuluyor, üçüncü nokta ise bu ses dalgasını algılayamıyor. Böylece, ses dalgaları yalnızca belirli bir yöne yönelerek enerjilerini koruyor. Bilim İnsanları Sesi cihazı ile ses dalgalarının tek yönlü iletimi mümkün oluyor.

Bilim İnsanları Sesi

Bu gelişmenin ardındaki temel faktör, ses dalgalarının cihaz içindeki hava akışıyla titizlikle senkronize edilmesi. Bu sayede dalgalar yönlendirilirken güç kazanıyor ve daha zayıflamadan hedeflerine ulaşabiliyor. Araştırmacılar bu yeniliği “ses için bir dönel kavşak” olarak tanımlıyor ve bunun dalga türlerinin yönetilmesi açısından büyük potansiyel sunduğunu vurguluyor. Bilim İnsanları Sesi tek yönlü ilerlemesi, gürültü engelleme sistemleri gibi birçok alanda önemli katkılar sunabilir. Örneğin, istenmeyen seslerin önlenmesinde bu teknoloji oldukça etkili olabilir.

ETH Zürih ve EPFL araştırmacıları, cihazın gelecekte elektromanyetik dalgaların yönlendirilmesi gibi farklı alanlarda da uygulanabileceğini belirtiyor. Bu buluş, radar ve iletişim sistemlerinde verimliliği artırabilecek yeni tasarımların önünü açabilir.

Bilim İnsanları Sesi

ETH Zürih ekibi, daha önce 2014 yılında Teksas Üniversitesi‘nde hava akışıyla çalışan bir rezonans halkası kullanılarak yapılan benzer bir cihazdan esinlendi. Ancak bu eski cihazda ses dalgaları hedefe ulaşırken zayıflıyordu. ETH Zürih ve EPFL araştırmacıları, enerji kaybını ortadan kaldırarak ses dalgalarının yönlendirilmesiyle beraber güç kazanmasını da sağladı. Bilim İnsanları Sesi üzerine yapılan bu çalışma gelecekte daha birçok yeniliğe öncülük edebilir.

KTM motosikletlere Android Automotive getiriyor!

0

Motosiklet üreticisi KTMAndroid Automotive işletim sisteminin artık motosikletlerde kullanılacağını duyurdu. Off-road ve enduro motosikletleriyle tanınan KTM, motosikletler için yeni dokunmatik ekranlı gösterge panelleri ile birlikte güncel donanımında Android Automotive sistemini entegre etti. Bu işletim sistemi, navigasyon, daha fazla uygulama ve kablosuz güncelleme gibi gelişmiş işlevlere olanak tanıyor.

KTM’nin bu yeniliği, motosiklet sürücüleri için önemli bir gelişim olarak öne çıkıyor. Daha önce bazı motosiklet modellerinde bulunan akıllı telefondan yansıtma platformu Android Auto, yıllardır piyasada var olmasına rağmen, kullanıcıların sık sık karşılaştığı bağlantı sorunları nedeniyle motosiklet sürüş deneyimini olumsuz etkiliyordu. Android Auto, kablolu bağlantı sırasında bile ara sıra yaşanan bağlantı sorunlarıyla bilinirken, bu durum motosiklet sürücüleri için tehlikeli olabiliyor. Bu nedenle, KTM’nin Android Automotive ile gerçekleştirdiği bu geçiş, güvenlik ve işlevsellikaçısından oldukça önemli.

Yeni Android Automotive gösterge panelleri, hem dikey hem de yatay düzen seçenekleriyle premium motosikletlerdeyer alacak. Bu paneller, kullanıcıların sürüş esnasında ihtiyaç duydukları bilgilere daha kolay ve hızlı bir şekilde erişmelerini sağlayacak. Gelişmiş navigasyon özellikleri sayesinde, sürücüler rotalarını daha etkin bir şekilde planlayabilecek. Ayrıca, kablosuz güncellemeler sayesinde, motosiklet sahipleri cihazlarını sürekli olarak güncel tutma imkanına sahip olacak.

Ancak, otomobillerdeki Android Automotive sistemine kıyasla, motosikletlerde bu sistemin uygulama ve hizmetler için Play Store entegrasyonu olmayacağı belirtiliyor. Bu durum, motosiklet kullanıcılarının daha sınırlı bir uygulama yelpazesine erişim sağlayacak olsa da, KTM’nin sağladığı bu yenilikle birlikte, motosiklet kullanıcılarına daha güvenli ve işlevsel bir sürüş deneyimi sunmayı amaçlıyor. Motosiklet dünyasında teknoloji ve inovasyonun öncüsü olmayı hedefleyen KTM, bu yeni sistemle birlikte kullanıcı deneyimini en üst seviyeye çıkarmayı amaçlıyor.

Sonuç olarak, KTM’nin motosikletlerinde kullanmaya başladığı Android Automotive sistemi, hem güvenlik hem de kullanım kolaylığı açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Motosiklet tutkunları için bu gelişme, daha akıllı ve etkileşimli bir sürüş deneyimi sunarken, aynı zamanda modern teknolojilerin motosiklet tasarımına entegrasyonunu da simgeliyor.

Tüm WordPress siteleri tehlikede

WordPress ile hosting hizmeti WP Engine arasındaki anlaşmazlık adeta tavan yaptı. Hatırlanacağı üzere daha önce WordPress’in geliştiricisi Matt Mullenweg, hosting şirketini ‘kanser’ olarak nitelendirdi ve WordPress markasına zarar vermekle suçladı. Tabii bunlarla sınırlı kalmadı, WP Engine’in WordPress.org’un kaynaklarına ücretsiz bir şekilde erişmesi yasaklandı.

Bu gelişmelerle birlikte WP Engine’in çoğunluk hisselerine sahip özel sermaye şirketi Silver Lake ise Matt Mullenweg ve WordPress’i bünyesinde barındıran Automattic’e yetkilerini kötüye kullanma gerekçesiyle dava açtı. Son gelişmeler WordPress ve WP Engine arasındaki ipleri daha da gerecek gibi görünüyor.

WordPress, WP Engine tarafından geliştirilen popüler bir eklentiyi çaldı

WordPress ve WP Engine‘in arasındaki hukuki savaş hız kesmeden devam ederken, Matt Mullenweg’dan ortalığı karıştıracak bir hamle geldi. Mullenweg, WP Engine tarafından geliştirilen ACF, yani Advanced Custom Fields eklentisini geliştirici ekibin onayı olmadan güncelledi ve Secure Custom Fields isimli yeni bir eklenti olarak kullanıma sundu.

Matt Mullenweg, yaptığı bu hamlenin asıl nedenini “ticari ek satışları ortadan kaldırma ve bir güvenlik sorununu çözme” şeklinde açıklarken, ACF eklentisinin gerçek geliştiricisi tarafından çok sert sözlerle eleştirildi.

ACF ekibi sosyal medyadan yapmış olduğu paylaşımla kendi eklentilerinin WordPress tarafından izinsiz bir şekilde devralındığını söyledi. WordPress’in 21 yıllık tarihinde aktif olarak geliştirilmekte olan hiçbir eklentinin yaratıcısının izni olmadan tek taraflı ve zorla elinden alınmadığının altını çizen geliştirici, tabiri caizse eklentisinin çalındığını duyurdu.

Geliştirici bununla birlikte kullanıcılara bir bilgilendirme maili göndererek olayın aslını anlattı. İşte konuyla ilgili yapılan açıklama;

Matt Mullenweg’in 12 Ekim’de (ACF) eklentisini zorla ele geçirmeye yönelik benzeri görülmemiş ve korkunç eylemlerini ele almak için derhal ve doğrudan size ulaşıyoruz. Bay Mullenweg’in uygunsuz eyleminin potansiyel etkisi, milyonlarca mevcut ACF kurulumunun WP Engine’deki ACF ekibindeki uzmanlar tarafından onaylanmamış ve güvenilmeyen kodlarla güncellenmesidir. Maruziyetinizi ve riskinizi hemen nasıl azaltabileceğinizi ve gerçek ACF’yi kullandığınızdan nasıl emin olabileceğinizi vurgulamak istiyoruz.

Web siteniz WP Engine veya Flywheel’de barındırılıyorsa veya bir ACF PRO müşterisiyseniz, etkilenmezsiniz ve herhangi bir işlem yapmanız gerekmez.

WP Engine veya Flywheel’de barındırılmayan bir web siteniz varsa ve ACF’nin ücretsiz sürümünü kullanıyorsanız, değerli kullanıcılarımızı korumak ve ACF ekibi tarafından onaylanan güncellemelere erişiminizin olmasını sağlamak için göndermiş olduğumuz kılavuzunda yer alan adımları izlemenizi öneririz.

Maalesef iki taraf arasındaki bu anlaşmazlık dünya genelindeki WordPress siteleri için ciddi güvenlik sorunlarına neden olabilir.

Çevrecilerden SpaceX’e su kullanımı nedeniyle dava

Çevre aktivistleri, SpaceX‘in roket fırlatma rampalarındaki aşırı su kullanımının çevresel kaynakları tükettiği gerekçesiyle, firmanın faaliyetlerinin durdurulması için hukuki mücadele başlattı. Çevrecilerden SpaceX’e buna karşı ciddi tepkiler geliyor. Uzay teknolojisinin hızlı bir şekilde ilerlemesi, doğaya verilen zararların da artmasına neden oluyor. Teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzde, uzay endüstrisinin su tüketimi konusundaki etkileri büyük bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Uzmanlar, roket fırlatma rampalarının, tek bir fırlatış sırasında neredeyse bir bölgenin su ihtiyacını karşılayabilecek miktarda su tükettiğini belirtiyor.

Save RGV’den dava

Çevre koruma grubu Save RGV, SpaceX’e karşı Texas eyaletinde bir dava açarak dikkatleri bu konuya çekti. Grup, Starship roket fırlatma rampasının soğutulması için harcanan su miktarının önemli boyutlara ulaştığını ve SpaceX’in su tasarrufu konusunda gerekli adımları atmadığını iddia ediyor. Save RGV, bu sebeplerle çevrecilerden SpaceX’e karşı bir dava açtı. Save RGV, yerel kaynakların korunması adına, SpaceX’in fırlatma faaliyetlerinin derhal durdurulmasını talep etti. Dava dilekçesinde, su tüketiminin çevresel etkilerine dikkat çekilerek, bölgedeki su kaynaklarının azalmasının ekosistem üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler vurgulandı.

SpaceX’ten savunma

SpaceX ise davanın haksız olduğunu savunarak, fırlatma tesisinin ABD Hava Kuvvetleri ve NASA gibi önemli devlet kurumlarına hizmet ettiğini belirtti. Şirket, tesisin kapatılmasının günde 4 milyon dolarlık kayba yol açacağını ve bu durumun birçok iş kaybıyla sonuçlanabileceğini dile getirdi. Çevrecilerden SpaceX’e yapılan eleştirileri de yanıtladılar. SpaceX yetkilileri, uzay araştırmalarının ve ticari uzay faaliyetlerinin ilerlemesinin, ülkedeki ekonomik büyüme için kritik öneme sahip olduğunu savundu. Şirket, davanın gereksiz yere faaliyetlerini durdurma riski taşıdığını ve uzay araştırmalarında elde edilen kazanımların kaybedilmesine yol açabileceğini ifade etti. Ancak, su soğutma sistemi hakkında kamuoyuna herhangi bir detaylı açıklama yapılmadığı da dikkat çekti.

Bu dava, uzay teknolojilerinin çevresel etkileri ve su kaynaklarının korunması konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Aktivistler, yüksek teknoloji gerektiren endüstrilerin çevresel sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğini savunarak, su kaynaklarının korunması için daha fazla önlem alınmasını istiyor. Öte yandan, Çevrecilerden SpaceX’e yönelik bu davanın durumu nasıl etkileyeceği ve iki taraf arasındaki çatışmanın nasıl bir sonuç doğuracağı merak konusu olmaya devam ediyor. Uzay araştırmalarının geleceği ile doğal kaynakların korunması arasındaki bu denge, önümüzdeki dönemlerde daha fazla tartışma yaratacak gibi görünüyor.

Apple uygun fiyatlı Vision modelinin fiyatını açıkladı!

Apple, Vision Pro’nun ardından daha fazla kullanıcıya hitap etmek için daha uygun fiyatlı bir Apple Vision modeliüzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Ünlü analist Mark Gurman’ın verdiği bilgilere göre, bu yeni modelin fiyatı yaklaşık 2000 dolar olacak. Ancak, bu fiyatın özellikle Türkiye’deki Apple severler için çok da memnun edici olmayacağı düşünülüyor.

Apple Vision Pro’nun ardından yeni model geliyor

Apple, bu yıl tanıttığı ve 3499 dolarlık fiyat etiketiyle büyük yankı uyandıran Vision Pro’nun ardından, daha hesaplı bir model ile kullanıcıları cezbetmeye çalışıyor. Vision Pro’nun yüksek fiyatı, geniş kitlelerin bu cihazı denemesine engel olarak görülüyor ve bu sebeple şirket, daha ulaşılabilir bir model sunma konusunda çalışmalarını hızlandırmış durumda.

Daha uygun fiyat, daha mütevazı özellikler

Apple’ın yeni modelinde, Vision Pro’nun bazı özelliklerinden fedakarlık edileceği öne sürülüyor. Örneğin, Vision Pro’da kullanılan M2 çipi yerine, daha eski bir işlemci olan A18 Pro’nun bu yeni modelde yer alacağı belirtiliyor. Ayrıca, Vision Pro’da kullanılan alüminyum ve cam malzemelerin yerine daha fazla plastik bileşenin kullanılması bekleniyor. Bu değişikliklerin cihazın performansını ve dayanıklılığını bir miktar etkileyeceği öngörülüyor.

Satış Hedefleri ve merakla beklenen fiyatlandırma

Apple’ın bu yeni modeli Vision Pro’dan iki kat daha fazla satmayı hedeflediği ifade edilse de, Vision Pro’nun satış rakamları göz önüne alındığında bu hedefin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği merak konusu. Özellikle Türkiye pazarında bu cihazın ne zaman ve hangi fiyatla satışa sunulacağı büyük bir soru işareti olarak duruyor.

Apple’ın uygun fiyatlı Apple Vision modeli, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırmaya devam ederken, kullanıcılar cihazın piyasaya sürülmesini sabırsızlıkla bekliyor.

Apple, yeni Mac ve iPad modellerinde hangi yenilikleri sunacak?

0

Yeni Apple cihazlarının duyurusu, bir etkinlik ya da sabah saatlerinde yapılacak basın açıklamaları ile gelebilir. Şirketin, her iki yöntemi de sıkça kullandığı biliniyor.

Öncelikli beklenti, yeni çip güncellemeleri ve en az bir tasarım değişikliği. Apple Intelligenceın bu ay ilk özelliklerini kullanıcılara sunması bekleniyor. Bu özellikler arasında metin özetleme, yeniden yazma ve yazım denetleme araçları, yeni Siri tasarımı ve fotoğraf düzenleme özellikleri yer alacak. Ayrıca, telefon görüşmeleri ve sesli notlar için canlı transkripsiyon özelliği de geliyor.

Apple’ın, 2024’te duyurduğu bu özelliklerin çoğunun yıl sonunda ve önümüzdeki aylarda kullanıma sunulacağı düşünülüyor.

Mac

Mac cephesinde ise MacBook Pro modellerine çip güncellemeleri bekleniyor. 14 ve 16 inç modellerde yeni M4 çipleriyle güncelleme yapılacağı tahmin ediliyor. Apple, özellikle giriş seviyesi 14 inç modelde, yeni bir Thunderbolt portu ile iyileştirmeler yapabilir.

Mac Mini’nin de büyük bir tasarım değişikliğiyle daha küçük hale geleceği ve yeni M4 ve M4 Pro çipleri ile geleceği söyleniyor. Bu yeni modelin Apple TV boyutlarına yakın olması bekleniyor. iMac’e ise yeni bir M4 çip güncellemesi yapılması olası. Ayrıca, Magic Mouse, Trackpad ve Magic Keyboard gibi aksesuarlarda Lightning bağlantısı yerine USB-C’ye geçiş yapılabilir.

iPad

iPad tarafında, iPad Mini’nin en son 2021’de güncellendiği düşünüldüğünde, bu küçük tabletin M-serisi çiplerle güncellenmesi bekleniyor.

Gelecek yenilikler, son zamanlarda satışları düşüş eğilimine geçen Apple modellerinin önümüzdeki dönemdeki performansını etkilemesi bakımından merakla bekleniyor.

Brembo, süspansiyon üreticisi Öhlins’i satın aldı!

0

İtalyan fren sistemleri devi Brembo, otomotiv sektöründeki hakimiyetini genişletmek adına attığı önemli bir adımla, İsveçli süspansiyon üreticisi Öhlins Racing’i satın aldı. 405 milyon dolar değerindeki bu stratejik hamle, Brembo’nun tarihindeki en büyük satın alma olarak kayıtlara geçti ve şirketin gelecek hedefleri hakkında da önemli ipuçları veriyor. Anlaşmanın resmi olarak tamamlanması için düzenleyici kurumlardan onay alınması gerekiyor ve bu sürecin 2025 yılı başlarında sonuçlanması bekleniyor.

Brembo, süspansiyon üreticisi Öhlins’i resmen satın alıyor

1976 yılında kurulan Öhlins Racing, otomobil ve motosikletler için yüksek performanslı süspansiyon sistemleri alanında dünya çapında bir üne sahip. Şirket, özellikle üst düzey otomobil markaları ve motor sporları dünyasında vazgeçilmez bir isim haline gelmiş durumda. Audi, BMW, Ford, Honda, Lamborghini ve Volvo gibi prestijli otomobil üreticileri, yüksek performanslı modellerinde Öhlins’in süspansiyon sistemlerini tercih ediyorlar. Öhlins ayrıca, MotoGP, Formula 1, World Superbike ve NASCAR gibi dünyanın en önemli motor sporları organizasyonlarının da uzun yıllardır güvenilir tedarikçisi konumunda.

Öhlins, sadece üstün performanslı süspansiyon sistemleri üretmekle kalmıyor, aynı zamanda bu alanda ileri teknoloji yazılımlar da geliştiriyor. Şirketin İsveç ve Tayland’da bulunan üretim tesisleri ve Ar-Ge merkezleri, sürekli olarak yenilikçi çözümler üretmeye odaklanmış durumda. ABD ve Almanya başta olmak üzere birçok ülkede faaliyet gösteren distribütörlük ağıyla Öhlins, küresel bir marka olarak otomotiv sektöründe önemli bir yer edinmiş durumda.

Brembo, Öhlins’i satın alarak hem ürün gamını genişletmeyi hem de özellikle yüksek performanslı araçlar ve motor sporları alanında lider konumunu pekiştirmeyi hedefliyor. Şirket, son yıllarda fren sistemleri alanında önemli oyuncular olan Danimarkalı SBS Friction ve İspanyol J.Juan’ı da bünyesine katarak büyüme stratejisini kararlılıkla uyguluyor. Brembo, Öhlins’in süspansiyon sistemleri alanındaki uzmanlığını, kendi fren sistemleri teknolojisiyle birleştirerek otomotiv sektörüne daha entegre, akıllı ve yüksek performanslı çözümler sunmayı planlıyor.

Bu stratejik hamle, Brembo’nun sadece bugünün değil, geleceğin otomotiv dünyasında da önemli bir oyuncu olma hedefini ortaya koyuyor. Özellikle elektrikli ve otonom araçların hızla yaygınlaştığı bir dönemde, Brembo gibi teknoloji devlerinin attığı bu tür adımlar, sektörün geleceği hakkında da önemli ipuçları veriyor.

BYD, hızla yükselişini sürdürüyor!

0

Çin’de otomobil pazarında büyük bir değişim yaşanıyor ve elektrikli araçların yükselişi tüm hızıyla devam ediyor. Bu değişimin en önemli aktörlerinden biri olan BYD, geçtiğimiz ay SAIC’i geride bırakarak Çin’in en çok satan otomobil üreticisi oldu. BYD’nin bu başarısının arkasında, uygun fiyatlı ve geniş ürün yelpazesine sahip elektrikli araçları yer alıyor. Şirket, geçtiğimiz yıl satışlarını %62 oranında artırarak 3 milyondan fazla araç satmış ve yükselişini bu yıl da sürdürerek zirveye oturmuş durumda.

BYD firması, hızla yükselişini sürdürüyor

BYD’nin Eylül ayındaki satış rakamları ise oldukça dikkat çekici. Şirket, Eylül’de 419.426 araç satarak bir önceki yılın aynı dönemine göre %45’lik bir artış yakaladı. Bu rakam, BYD’nin üst üste dördüncü ayda rekor kırdığını gösteriyor. Çin otomobil pazarındaki yoğun rekabet ve fiyat savaşlarına rağmen BYD, pazar payını artırmaya devam ediyor ve rakiplerine gözdağı veriyor.

BYD firması, hızla yükselişini sürdürüyor.

BYD’nin başarısında, 10.000 doların altında bir fiyata satılan Seagull gibi uygun fiyatlı elektrikli modelleri önemli rol oynuyor. Ancak şirket, sadece uygun fiyatlı modellerle yetinmiyor. BYD, pikap kamyonetlerden lüks SUV’lere ve hatta elektrikli süper otomobillere kadar geniş bir ürün yelpazesi sunarak farklı müşteri gruplarına hitap ediyor.

BYD, üretim kapasitesini ve küresel pazar payını artırmak için de önemli adımlar atıyor. Şirket, Türkiye, Macaristan, Pakistan ve Meksika gibi ülkelerde yeni fabrikalar kurarak üretimini küreselleştirmeyi hedefliyor. BYD’nin bu hamleleri, gelecek yıllarda sadece Çin’de değil, dünya genelinde de otomobil pazarında önemli bir oyuncu olma potansiyelini ortaya koyuyor.

Trijet süpersonik uçak hız rekoru kırdı!

0

Süpersonik hava yolculuğunun geri dönüşü için çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Boom Supersonic firmasının geliştirdiği deneysel uçak XB-1, son test uçuşunda yeni bir hız rekoruna imza attı. 7 Ekim’de Mojave Çölü üzerinde gerçekleşen uçuşta XB-1, bugüne kadarki en yüksek hıza ve irtifaya ulaşarak önemli bir kilometre taşını geride bıraktı. Bu test uçuşu, Boom’un Overture adını verdiği ticari süpersonik yolcu uçağının geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Trijet süpersonik uçak hız rekoru kırıyor

XB-1, Overture’un üçte bir ölçekli bir modeli olarak, süpersonik uçuşların sınırlarını zorluyor ve Overture’un başarısı için önemli veriler sağlıyor. Hatırlayacağımız üzere, Concorde uçakları 1969’da başlayan süpersonik yolculuk dönemini başlatmış ancak yüksek maliyetler ve çevresel endişeler nedeniyle 2003 yılında emekliye ayrılmıştı. İşte Boom, Overture ile Concorde’un mirasını yeniden canlandırmayı ve bu sefer sürdürülebilir bir yaklaşımla süpersonik uçuşları yeniden ulaşılabilir hale getirmeyi hedefliyor.

Trijet süpersonik uçak hız rekoru kırıyor.
Trijet süpersonik uçak hız rekoru kırıyor.

80 yolcu kapasiteli Overture, Mach 1.7 hıza ulaşabilecek ve New York ile Londra arasını sadece 3.5 saatte kat edebilecek. Üstelik çevre dostu teknolojilerle donatılacak olan Overture, yüzde 100 sürdürülebilir havacılık yakıtı kullanacak. Geleceğin süpersonik yolculuğu için umut vadeden XB-1, önümüzdeki dönemde yapacağı test uçuşlarında hızı kademeli olarak artıracak ve sonunda ses duvarını aşacak.

Boom, 2025 yılında Overture’un üretimine başlamayı, 2027’de test uçuşlarını gerçekleştirmeyi ve 2029’da ise ticari uçuşlara başlamayı planlıyor. United Airlines gibi dev havayolu şirketleri şimdiden Overture’a büyük ilgi gösteriyor ve geleceğin süpersonik yolculuğunda yerlerini almak için şimdiden sıraya girmiş durumdalar.

SpaceX yine dava edildi! Zarar büyük olabilir

Teknoloji, her geçen gün daha da hızlanarak ilerliyor ve insanlık olarak sınırları zorlamaya devam ediyoruz. Ancak bu hızlı gelişimin bir de göz ardı edilmemesi gereken bir bedeli var: Doğaya verdiğimiz zarar. İleri teknoloji ürünü yonga üretiminden Mars yolculuğu hayallerine kadar birçok alanda devasa miktarlarda suya ihtiyaç duyuyoruz ve bu durum su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Özellikle de roket fırlatma rampaları, tek bir fırlatmada tükettikleri su miktarıyla endişe verici boyutlara ulaşıyorlar.

SpaceX firması yine dava edildi

İşte tam da bu noktada, Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX firması çevre aktivistlerinin hedefinde bulunuyor. SpaceX’in Teksas’taki Starship roket fırlatma rampası, çevre koruma grubu Save RGV tarafından açılan bir davanın merkezinde yer alıyor. Save RGV, SpaceX’i aşırı su kullanımı ve su tasarrufu konusunda yeterli önlem almamakla suçlayarak, fırlatma faaliyetlerinin durdurulmasını talep ediyor. Grubun iddiasına göre, roketlerin fırlatılmadan önce soğutulması için kullanılan su miktarı, bölgedeki su kaynakları üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.

SpaceX firması yine dava edildi.
SpaceX firması yine dava edildi.

SpaceX ise bu suçlamaları reddederek kendisini savunuyor. Şirket, fırlatma tesisinin durdurulması halinde günlük 4 milyon dolarlık bir kayıp yaşayacaklarını ve bu durumun ülke ekonomisine de zarar vereceğini belirtiyor. Ayrıca, olası işten çıkarmaların da altını çizerek, davanın haksız olduğunu ve kendilerine iftira atıldığını iddia ediyorlar.

SpaceX, Air Force ve NASA gibi önemli devlet kurumlarına hizmet verdiklerini ve faaliyetlerinin durdurulmasının ülke çıkarlarına zarar vereceğini savunuyor. Ancak tüm bu savunmalarına rağmen, SpaceX su soğutma sistemleri ve kullandıkları su miktarıyla ilgili detaylı bir açıklama yapmaktan kaçınıyor. Bu da akıllarda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.

Çin Mars’ta enerji sorununu çözebilecek pil geliştirdi!

Çinli bilim insanları, Mars atmosferini yakıt olarak kullanabilen benzersiz bir pil geliştirdi. Bu yeni nesil pil, Çin Mars’ta enerji üretiminde kullanılabilecek şekilde tasarlandı ve geleneksel lityum iyon pillerden çok daha yüksek enerji yoğunluğu sunuyor. Çin Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu yeni teknolojiyle, insanoğlunun Mars’taki keşif faaliyetlerine önemli bir enerji çözümü sağlamayı hedefliyor.

Mars, %95,32 oranında karbondioksit içeren karmaşık bir atmosfer yapısına ve gece-gündüz arasında 60 dereceye varan sıcaklık farklarına sahip. Bu sert koşullarda enerji üretmek zor bir görev. Ancak bilim insanları, bu zorlukların üstesinden gelmek için Mars atmosferindeki gazları doğrudan yakıt olarak kullanabilen bir pil geliştirdi, işte Çin Mars’ta enerji üretiminde bu yöntemi kullanmayı planlıyor.

Geliştirilen bu pil, yakıt hücrelerine benzer bir prensiple çalışıyor. Mars atmosferindeki gazları elektrotlarıyla etkileşime sokarak elektrik üretiyor. Pil, yakıt tedarik edildiği sürece sürekli enerji üretimine devam edebiliyor ve Mars’ın sert sıcaklık farklarında bile sorunsuzca çalışabiliyor. Ayrıca güneş enerjisi veya nükleer enerji kaynakları kullanılarak yeniden şarj edilebiliyor. Bu yöntemler, Çin Mars’ta enerji üretimini kesintisiz kılmak için önemli olacak.

Lityum iyon pillerden daha verimli

Araştırmacılar, pilin enerji yoğunluğunun 373,9 Wh/kg olduğunu, bu değerin lityum iyon pillere kıyasla oldukça yüksek olduğunu belirtiyor. Mars atmosferindeki eser miktardaki oksijen ve karbon monoksit, pilin kimyasal reaksiyonlarını katalize ederek enerjinin verimli bir şekilde üretilmesini sağlıyor. Geliştirilen pil, 1.375 saatlik şarj-deşarj döngüsüyleaylarca çalışabiliyor. Çin Mars’ta enerji üretiminde bu pillerin verimli kullanımını öngörüyor.

Ekip, pilin performansını artırmak için tasarım üzerinde de çeşitli optimizasyonlar yaptı. Pilin elektrotlarıyla Mars atmosferi arasındaki etkileşimi artırarak verimliliği yükseltti. Hücre boyutunu genişleten araştırmacılar, enerji yoğunluğunu 765 Wh/kg ve 630 Wh/l’ye kadar çıkardı.

Bu yenilikçi pil teknolojisi, gelecekte Mars keşifleri için kritik bir enerji çözümü sunarken, düşük basınç ve sıcaklık dalgalanmalarının üstesinden gelmek için daha da geliştirilecek. Bilim insanları, bu pilin ileride uzay keşiflerine katkı sağlayacak daha gelişmiş katı hal pillerin geliştirilmesine kapı aralayabileceğini öngörüyor.

TikTok, yüzlerce çalışanını işten çıkardı!

Reutersın haberine göre, işten çıkarmalar ağırlıklı olarak Malezya’daki çalışanları etkiledi. ABD’deki çalışanlar bu sürecin dışında tutulurken, TikTok bu değişikliklerin daha geniş bir içerik denetleme stratejisinin parçası olduğunu belirtti.

Şirket, tam olarak kaç kişinin etkilendiğini açıklamasa da, işten çıkarılan çalışan sayısının 500’ün altında olduğunu duyurdu.

TikTok sözcüsü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Bu değişiklikleri küresel içerik denetleme modelimizi daha da güçlendirme amacıyla yapıyoruz. 2024 yılında güven ve emniyet alanına dünya çapında 2 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyoruz. Şu anda uygunsuz içeriklerin %80’ini otomatik teknolojilerle kaldırıyoruz ve bu yöndeki çalışmalarımızı sürekli iyileştiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yapay zeka, TikTok’taki işten çıkarmaları hızlandırdı

TikTok, platformda paylaşılan içerikleri denetlerken hem otomatik sistemleri hem de insan denetçileri kullanıyor. Ancak son dönemlerde yapay zeka teknolojisine daha fazla yatırım yaparak denetim süreçlerinde otomasyona ağırlık veriyor. Bu sayede zararlı içeriklerin daha hızlı tespit edilmesi ve kaldırılması hedefleniyor.

TikTok Fransız izi

TikTok, bu işten çıkarmaları, küresel operasyonlarını yeniden yapılandırma planları çerçevesinde gerçekleştirdi. Şirket, 2023 yılı boyunca farklı ülkelerde de işten çıkarma kararları almıştı. Nisan ayında İrlanda’da 250’den fazla kişi işten çıkarılmış, Mayıs ayında ise operasyon ve pazarlama ekiplerinden 1.000 çalışan etkilenmişti. Ocak ayında ise satış ve reklam alanında 60 çalışanla yollar ayrılmıştı.

Bu gelişmelerle TikTok, güvenlik alanında daha etkin bir platform olma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.

Apple kullanıcısı, aldığı ayrılık mesajı ile şoka uğradı!

Spreen, eski kız arkadaşından gelen ayrılık mesajını Apple cihazının yapay zekasının özetlediğini fark etti.

Yapay zeka, mesajı kısa bir şekilde, “Artık ilişkide değil; eşyalarını daireden istiyor.” şeklinde özetledi. Bu durumu sosyal medyada paylaşan Spreen, olayın doğruluğunu teyit eden Ars Technica ile de temasa geçti.

Apple Intelligence’ın birçok özelliği, kullanıcıların verimliliğini artırmak ve gereksiz bilgileri filtrelemek için tasarlanmış durumda. Örneğin, bir grup sohbetinde 68 okunmamış mesaj varsa, bu mesajların hızlıca özetlenmesi oldukça faydalı olabiliyor. Bu sayede kullanıcılar, gereksiz detaylara boğulmadan önemli bilgilere hızlıca ulaşabiliyorlar. Ancak Spreen’in yaşadığı durum, yapay zeka teknolojisinin her zaman uygun sonuçlar vermediğini gösteriyor.

Dijital araçların bu kadar kişisel konularda devreye girmesi, bazı kullanıcılar için rahatsız edici olabilir. Örneğin, Facebook’un vefat eden bir aile üyesi için doğum günü hatırlatması göndermesi, birçok kullanıcıyı duygusal olarak zor durumda bırakabiliyor. Benzer şekilde, bir ayrılık mesajının soğuk ve mekanik bir özetle sunulması da istenmeyen bir durum olabilir. Bu tür hassas konularda Apple Intelligence’ın duygusal zekasını geliştirmesi gerektiği anlaşılıyor.

Apple’ın geliştirdiği yapay zeka özellikleri, birçok alanda büyük kolaylıklar sağlıyor. Özellikle iş dünyasında veya yoğun mesaj trafiği olan kullanıcılar için metin özetleme, e-postaların önceliklendirilmesi gibi özellikler oldukça kullanışlı olabilir. Ancak kişisel ilişkilerde, özellikle de duygusal anlarda yapay zekanın daha dikkatli olması ve insan duygularını göz önünde bulundurması gerekiyor.

Sonuç olarak, Apple’ın sunduğu bu tür yapay zeka özellikleri bazı alanlarda büyük faydalar sağlasa da, Spreen’in yaşadığı örnek, teknolojinin her zaman istenilen sonuçları vermediğini gösteriyor. Apple’ın, bu tür kişisel durumlarda daha hassas ve özenli bir yaklaşım geliştirmesi, kullanıcılar açısından daha olumlu bir deneyim sağlayacaktır.

Tesla hisseleri neden değer kaybetti?

0

Tesla’nın merakla beklenen robotaksi etkinliği, yatırımcıları pek de heyecanlandırmayı başaramadı. Elon Musk’ın sahnede hem sürücüsüz taksi Cybercab’i hem de 20 kişilik otonom minibüs Robovan’ı tanıttığı etkinlik sonrası Tesla hisseleri %10 değer kaybetti. Peki yatırımcıları bu kadar endişelendiren neydi? İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Tesla hisseleri yine değer kaybetti

Her ne kadar Musk, 2026’da hizmete girmesi planlanan Cybercab’in 30.000 dolardan düşük bir fiyata satılacağını ve düşük maliyetle yolcu taşıyabileceğini iddia etse de, analistlere göre bu hedeflere nasıl ulaşılacağına dair yeterli detay paylaşılmadı. Tesla’nın otonom sürüş teknolojisi de soru işaretleri yaratmaya devam ediyor.

Şirketin LiDAR sensörü yerine sadece kameralara dayalı sistemi, güvenlik konusunda endişelere yol açıyor. Rakipleri Waymo gibi firmaların kullandığı yedekli sistemlerin aksine Tesla’nın maliyet odaklı yaklaşımı, özellikle de olası kazalarda sorumluluğun kimde olacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Uzmanlar, Tesla’nın otonom sürüş teknolojisinin henüz tam anlamıyla güvenilir olmadığını ve düzenleyici kurumlardan onay almanın zaman alabileceğini belirtiyor. Hatta bazıları, Musk’ın 2026 hedefini fazla iyimser bularak hizmetin başlaması için en az 3-4 yıla daha ihtiyaç duyulacağını savunuyor. Yatırımcıların genel kanısı, Tesla’nın robotaksi konusunda iddialı hedefler ortaya koysa da bu hedeflere ulaşmak için önünde uzun ve zorlu bir yol olduğu yönünde. Tesla’nın geleceği, otonom sürüş teknolojisini ne kadar hızlı geliştirebileceğine ve güvenlik endişelerini giderip gidemeyeceğine bağlı gibi görünüyor.

Boeing, tam 17 bin çalışanını işten çıkarıyor!

0

ABD merkezli havacılık devi Boeing, zorlu bir dönemin ardından iş gücünde büyük bir küçülmeye gidiyor. Şirket, toplam çalışan sayısının yaklaşık %10’una denk gelen 17.000 çalışanın işine son vereceğini duyurdu. Bu karar, Boeing CEO’su Kelly Ortberg tarafından çalışanlara gönderilen bir e-posta ile açıklandı.

Boeing, tam 17 bin çalışanını işten çıkarıyor!

Ortberg, e-postasında şirketin zorlu bir süreçten geçtiğini ve uzun vadeli rekabet gücünü korumak, müşterilerine daha iyi hizmet sunabilmek için bu zor kararı almak zorunda kaldıklarını belirtti. Önümüzdeki aylarda gerçekleştirilecek işten çıkarmalar, yöneticilerden, müdürlere ve normal çalışanlara kadar farklı kademeleri kapsayacak.

2024 yılı, Boeing için gerçekten de sıkıntılı bir yıl oldu. Ocak ayında, Boeing 737 Max uçakları, uçuş sırasında bir kapının kopmasının ardından uçuşlardan men edildi. Temmuz ayında ise şirket, 2018 ve 2019 yıllarında yaşanan ve 300’den fazla kişinin ölümüne yol açan 737 Max kazalarıyla ilgili bir suç kabul anlaşmasını imzaladı. Bunun yanı sıra, Boeing’in Starliner uzay aracı, Haziran ayında NASA astronotlarını Uluslararası Uzay İstasyonu’na başarıyla taşımış olsa da, uzay aracıyla ilgili yaşanan sorunlar nedeniyle Eylül ayında astronotları geri getiremeyerek dünyaya dönmek zorunda kaldı. Son olarak, 30.000’den fazla Boeing fabrika işçisi, Eylül ayının ortasından bu yana maaş ve çalışma koşullarını protesto etmek için grev yapıyor.

Ortberg, e-postasında, yaşanan bu zorlu süreçte müşterilerine güvenlik, kalite ve teslimat konusunda odaklanmaya devam edeceklerini vurguladı. Ayrıca, aldıkları kararların çalışanlar ve aileleri için zorluklar yaratacağının farkında olduklarını ve bundan dolayı üzgün olduğunu ifade etti. Ancak şirketin içinde bulunduğu durum ve gelecekteki toparlanma hedefleri göz önüne alındığında, bu tür zor kararlar almak zorunda kaldıklarını belirtti.

Ortberg, işten çıkarmalara ek olarak, 777X programında karşılaşılan zorluklar, uçuş testi sürecindeki aksaklıklar ve devam eden grev nedeniyle ilk teslimatların 2026 yılına ertelendiğini de açıkladı.