Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 499

Yagi Tayfunu iklim krizinin yıkıcı etkilerini ortaya koyuyor

0

2024’ün Asya’daki en güçlü fırtınası olan Yagi Tayfunu, Vietnam’ın kuzeyine ulaştı ve birçok kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldu. Tayfun, Çin’e bağlı Hainan Adası’nda ve Filipinler’de büyük hasara yol açarak altyapıları çökertti ve milyonlarca insanın evlerini kaybetmesine neden oldu. Bu durum iklim krizinin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne sererken, kentlerin daha akıllı ve dirençli hale gelmesinin de bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor. Bu felaket iklim açısından da bir uyarı niteliğinde, Yagi Tayfunu için önlemler alınmalı.

Tüm dünya gözünü Asya’yı etkisi altına alan Yagi Tayfunu’na çevirdi. Süper Tayfun Yagi, Vietnam’ı vurmadan önce Çin’in popüler turizm merkezlerinden Hainan adasına ve Filipinler’e yıkım getirdi. Hainan adasındaki yaklaşık 400.000 kişi Yagi’nin gelişinden önce güvenli bir yere tahliye edildi. Trenler, tekneler ve uçuşlar askıya alınırken, okullar kapatıldı. Yıkılan köprüler, toprak kaymaları ve sel baskınları nedeniyle onlarca kişi hâlâ kayıp. Yagi Tayfunu’nun iklim üzerindeki etkisi milyonlarca kişiyi elektriksiz bıraktı ve birçoğu evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Yagi Tayfunu iklim etkilerini gösteriyor

Tayfunun etkileri, iklim krizinin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bilim insanlarına göre, okyanus sularının ısınması bu tür fırtınaların daha güçlü olmasına yol açıyor. Yagi Tayfunu, 203 km/h hızla esen rüzgarları ve aşırı yağışlarıyla bölgedeki şehir yaşamını felç etmiş durumda. Yagi Tayfunu iklim açısından büyük bir tehdit oluşturuyor ve şehirlerin enerji verimliliği artırılarak, iklim değişikliğine karşı dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor.

[bkz url= https://www.techinside.com/dunyanin-en-guclu-ruzgar-turbini-super-tayfunlara-dayaniyor/

Uzmanlar, iklim değişikliği nedeniyle bu tür aşırı hava olaylarının sıklığının artabileceğini ve şiddetinin daha fazla olabileceğini belirtiyor. Yükselen deniz seviyeleri, kıyı bölgelerinde oluşan sel felaketlerinin etkilerini daha da artacağını gösteriyor. Gelişmiş ülkeler, yaşamı felç eden ve birçok kişinin ölümüne, yararlanmasına neden olan, insanları evsiz bırakan bu tür felaketlere karşı daha dayanıklı altyapılar geliştirme harekete geçmiş durumda. Bunun da önlemleri akıllı şehir vizyonuyla alınıyor. Yagi Tayfunu’nun iklim üzerindeki etkilerini anlamak ve doğru önlemleri almak çok önemlidir.

SAMPAŞ Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Şekip Karakaya, Yagi Tayfunu’nun yarattığı yıkımla ilgili olarak: “Dünyamızın yaşadığı son olay, küresel ısınmanın tropikal fırtınaları nasıl daha tehlikeli hale getirdiğine dair uyarılarını doğrular nitelikte. Isınan okyanus suları, bu tür tayfunların daha güçlü ve yıkıcı olmasına yol açıyor. Son yıllarda artan şiddetli fırtınalar, daha fazla enerji toplayarak bölgelerde daha büyük tahribata neden oluyor. Bu durumda yaşamı tehlikeli boyutta etkiliyor. İklim krizinin neden olduğu bu tür felaketler, şehirlerin enerji verimliliği ve dirençli altyapılar geliştirmesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Şehirler akıllı şehir çözümleri ve dijital ikiz teknolojilerine yatırım yaparak, şehirlerin bu tür krizlere karşı daha dayanıklı hale gelmesi için önemli adımlar atıyorlar. Bu teknolojiler, riskleri öngörerek hızlı ve proaktif çözümler sunmamıza olanak tanıyor. Biz de SAMPAŞ olarak bu teknolojinin kentlerimizde kullanılabilmesi, iklim krizinin olası etkilerinin azaltılması için yerel yönetimlerimizle yakın çalışıyoruz” dedi. Yagi Tayfunu bize iklim krizinin önemi ve alınması gereken önlemler konusunda somut bir örnek sunuyor.

Arzum, IFA 2024 Berlin Fuarı’nda boy gösterdi

0

Türkiye’nin önde gelen elektrikli ev aletleri markalarından Arzum, yurt dışı pazarlarda büyüme hedefi doğrultusunda Almanya’nın Berlin kentinde düzenlenen IFA 2024 fuarına katıldı. Arzum, bu fuara altıncı kez katılırken, inovasyon tutkusuyla geliştirdiği 75 farklı ürünü sergiledi. Markanın, özellikle Türk kahvesi makineleri ile tanınan Arzum OKKA serisinin 10. yılı olması, fuarda büyük ilgi topladı.

Arzum, IFA 2024 Berlin Fuarı’nda kendini gösterdi

Türk kahvesine olan uzmanlığını espressoya da taşıyan Arzum OKKA Espresso Serisi, fuarın en dikkat çeken ürünleri arasında yer aldı. Bunun yanı sıra, Arzum’un Çok Fonksiyonlu Akıllı Mutfak Robotu Thermogusto ve kişisel bakım ürünlerinden oluşan Revolution Serisi de fuarda görücüye çıktı.

Arzum, IFA 2024 Berlin Fuarı'nda kendini gösterdi.
Arzum, IFA 2024 Berlin Fuarı’nda kendini gösterdi.

Arzum, farklı kategorilerde sunduğu ürünleri, her bir kategoriye özel stantlarda sergileyerek katılımcılara ürünleri deneyimleme fırsatı sundu. Ziyaretçiler, Arzum’un toplamda 75 inovatif ürününü deneme şansı bulurken, standında çeşitli kahve ikramları ve özel tarifler eşliğinde unutulmaz bir deneyim yaşadı. Arzum OKKA Espresso Serisi ve Türk kahvesi makineleri, farklı kahve çeşitleri ile ziyaretçilerin beğenisine sunulurken, Arzum Kurumsal Mutfak Şefi Murat Çakmak’ın hazırladığı falafel, Girit ezmesi ve smoothie gibi lezzetli tarifler de ikram edildi. Fuarda ayrıca Arzum’un Shake’N Take Kişisel Blender serisi ve saç bakım ürünleri kategorisindeki Revolution Serisi büyük ilgi gördü.

Arzum Yönetim Kurulu Başkanı T. Murat Kolbaşı, yaptığı açıklamada yurt dışı pazarlarda büyüme hedeflerine dikkat çekti. Kolbaşı, IFA’nın Avrupa’nın en önemli teknoloji fuarlarından biri olduğunu vurgularken, Arzum’un 57 yıllık deneyimi ve 6 yıllık IFA katılımıyla bu fuara büyük bir katkı sağladığını belirtti. Ayrıca, Arzum OKKA markasının 10 yılda tüm dünyada tanınan bir marka haline geldiğini ve bu başarıyı kahve alanındaki yeni ürün serileri ile ileriye taşımayı hedeflediklerini dile getirdi.

Kolbaşı, IFA’nın Arzum için yurt dışı pazarlardaki potansiyeli artırmada stratejik bir önemi olduğunu da sözlerine ekledi. Hedef ülkelerde güçlü bir varlık oluşturmayı amaçladıklarını belirten Kolbaşı, fuarda sergiledikleri yenilikçi ürünlerin ve yapılan iş birliği görüşmelerinin satışlara olumlu yansımalarını beklediklerini ifade etti. Henüz giriş yapılmayan yurt dışı pazarlar için stratejiler geliştirdiklerini söyleyen Kolbaşı, IFA Berlin’in bu stratejilerde önemli bir rol oynadığını ve 2024 hedeflerine ulaşmada büyük katkı sağlayacağına inandığını belirtti.

Radeon RX 7800M, resmen piyasaya çıktı!

0

AMD, mobil grafik kartı pazarına yeni bir oyuncu daha ekledi. Radeon RX 7800M, üst seviye performans arayan dizüstü bilgisayar kullanıcılarını hedefliyor. Ancak bu yeni model, büyük bir lansman etkinliğiyle değil, sessiz sedasız AMD’nin resmi web sitesine eklenerek duyuruldu.

Radeon RX 7800M, resmi olarak piyasaya çıktı

AMD’nin Radeon RX 7000M serisi, RDNA3 mimarisiyle gelen iki farklı GPU kullanıyor. En güçlü model olan RX 7900M, Navi 31 GPU’suna sahipken, RX 7700 ve RX 7600 serileri ise Navi 33 GPU’sunu kullanıyor. Bu modeller arasında önemli bir performans farkı bulunuyor. RX 7900M, 72 Hesaplama Birimi (CU) ile gelirken, RX 7600M XT ise 32 CU’ya sahip. Yeni RX 7800M ise, 60 Hesaplama Birimi ve 3.840 Stream işlemcisi ile bu iki modelin arasında bir performans sunuyor. Aynı GPU konfigürasyonu, masaüstü RX 7800 XT modelinde de kullanılmıştı.

Radeon RX 7800M, resmi olarak piyasaya çıktı. İşte çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…
Radeon RX 7800M, resmi olarak piyasaya çıktı. İşte çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve çarpıcı detaylar…

RX 7800M, 12 GB GDDR6 belleği ve 192-bit bellek veri yoluyla dikkat çekiyor. Bu bellek yapılandırması, 432 GB/s maksimum bant genişliği sağlıyor ve kartın 18 Gbps hızında bellek modülleriyle donatıldığı belirtiliyor. Ancak, Infinity Cache kapasitesi, masaüstü RX 7800 XT’ye göre 64 MB’den 48 MB’ye düşürülmüş. AMD, GPU saat hızının 2145 MHz olduğunu ve toplam grafik gücünün (TGP) 180W olduğunu belirtiyor.

Sızıntılara göre, RX 7800M, Nvidia’nın RTX 4070 Laptop GPU modelinden daha yüksek bir performans sunarken, RTX 4080 Laptop GPU’nun gerisinde kalıyor. AMD’nin mobil grafik kartı portföyünde bu performans segmentinde bir boşluk vardı ve RX 7800M bu boşluğu dolduruyor. Ancak, Radeon RX 7800M’in sessiz bir şekilde duyurulması, onu RX 7900M gibi çok fazla cihazda görmeyeceğimiz anlamına geliyor olabilir.

Dünyanın en güçlü pili Wh/kg rekoru kırdı

0

Dünyanın en güçlü pili, elektrikli araçların menzilini yüzde 70 oranında uzatabilir, telefonları kredi kartı inceliğinde yapabilir. Yapısal pilin elektrotları için karbon fiber kullanılıyor ve bu sayede ağırlık katan bakır veya alüminyuma ihtiyaç duyulmuyor.

İsveç’teki Chalmers Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından geliştirilen dünyanın en güçlü pilinin, kredi kartı inceliğindeki cep telefonlarının yapımına yardımcı olabilecek veya hatta elektrikli araçların menzilini yüzde 70’e kadar artırabilecek kütlesiz enerji depolamasının önünü açtığı bildirildi.

Dünyanın en güçlü pili ile daha küçük cihazlar

Elektrikli araçların benimsenmesindeki son artışa rağmen, ulaşımın elektrikle çalıştığı ve fosil yakıtlardan arındırıldığı bir geleceğe geçiş belirsizliğini koruyor. Gemiler ve uçaklar kullanılarak yapılan uzun mesafeli ulaşım, taşınması hafif ancak büyük miktarda enerji sağlayabilen enerji yoğun yakıtlara ihtiyaç duyuyor. Öte yandan piller fosil yakıtlardan çok daha düşük enerji sağlar ancak çok daha ağır. Bu, bir geminin veya uçağın taşıması gereken ağırlığı daha da artırarak enerji geçişini zorlaştırıyor.

Yapısal piller, bir cihazda yük taşıma işlevlerini üstlendikleri ve artık taşınması gereken ölü ağırlıklar olmadıkları için soruna olası bir çözüm. Bir araç söz konusu olduğunda, bu aynı zamanda enerji tüketimini de azaltır ve bu da daha yüksek bir menzile dönüşüyor.

 Chalmers Üniversitesi’nde Malzeme ve Hesaplamalı Mekanik, Endüstri ve Malzeme Bilimi profesörü olan Leif Asp liderliğindeki bir araştırma ekibi, yapısal piller için karbon fiberlerin kullanımını araştırıyor. Ekip 2018’de karbon fiberlerin elektrik enerjisi depolayabileceğini ve lityum iyon pillerde elektrot olarak kullanılabileceğini doğruladı. 2021’e gelindiğinde ekip bu pilin gücünü ve elektrik kapasitesini kg başına 24 Wh/kg enerji yoğunluğu sağlayacak şekilde geliştirdi ve bu son raporlarda 30 Wh/kg’a çıkarıldı.

Bu, standart lityum-iyon pil paketlerinin depolama kapasitesinden çok uzak olsa da yapısal pillerin gerçek anlamda etkili olabilmesi için bu kadar yüksek kapasitelere ulaşması gerekmiyor. Asp, yaptığı açıklamada: “Elektrikli otomobiller üzerinde yaptığımız hesaplamalar, rekabetçi yapısal bataryalara sahip olmaları durumunda bugünkünden yüzde 70’e kadar daha uzun süre gidebileceklerini gösteriyor” dedi.

AMD’nin X870 serisi anakartlarının çıkış tarihi belli oldu

0

AMD, Zen 5 tabanlı Ryzen 9000 serisi işlemcileri zaten piyasaya sunmuş durumda, ancak bu işlemciler için uyumlu yeni AM5 soketli anakartlar henüz çıkmadı. Şu ana kadar mevcut olan anakartlar, 600 serisi AM5 soketlerini kullanıyor ve yeni işlemcilerle uyumlu. Ancak bu durum, 30 Eylül’de sona erecek çünkü AMD, X870 serisi anakartlarını bu tarihte piyasaya sürecek.

AMD’nin X870 serisi üst seviye anakartlarının çıkış tarihi ortaya çıktı

X870 ve X870E adlı üst seviye anakartların tanıtımıyla birlikte, bu kartların inceleme ambargoları da aynı tarihte kaldırılacak. Bu anakartlar, WiFi 7 desteği, ek USB4 bağlantı noktaları ve daha yüksek bellek hızları gibi çeşitli yenilikler sunacak. Şu ana kadar yaşanan sızıntılar, bu tarihlerle ilgili bilgileri doğruladı.

AMD’nin X870 serisi üst seviye anakartlarının çıkış tarihi ortaya çıktı
AMD’nin X870 serisi anakartlarının çıkış tarihi belli oldu

AMD, 800 serisi AM5 soketli anakartları X870E, X870, B850 ve B840 olarak dört farklı yonga setiyle sunacak. X870 ve X870E modelleri, ekran kartı ve birincil M.2 yuvası için USB 4 ve PCIe 5.0 desteği sunacakken, B850 bu özellikleri USB 3.2 20 Gbps ve PCIe 5.0’a indirgemiş olarak sunacak.

B840 ise daha düşük özelliklerle giriş seviyesi için tasarlanmış olup, PCIe 3.0 ve USB 3.2 10 Gbps destekleyecek ve CPU hız aşırtma desteği sunmayacak. Ayrıca, B850 ve B840 anakartlarının tanıtımının Ocak 2025’te CES 2025 fuarında yapılması bekleniyor.

Tiltrotor askeri uçağı ilk uçuşunu yaptı

0

Piasecki Aircraft’ın Hava Yeniden Yapılandırılabilir Gömülü Sistem (ARES) eğim-kanal VTOL uçağı ilk uçuşunu tamamladı. Tiltrotor askeri uçağı olarak da bilinen bu model, 6 Eylül’de, Pensilvanya, Essington’daki Piasecki’nin Batı Helikopter Pisti’nde otonom rotorlu uçak iki bağlı havada asılı kalma uçuşu gerçekleştirdi.

ARES, askeri operasyonlar için gereken helikopterlerin kronik kıtlığından kaynaklanan boşluğu doldurmak için tasarlanmış bir DARPA projesi olarak hayata başladı. Bu tür rotorlu hava araçları modern silahlı kuvvetler için vazgeçilmez hale geldi.

Tiltrotor askeri uçağı uçuşunu yaptı

Bunu düzeltmek için DARPA 2014 yılında uzaktan kumanda edilebilen, otonom olarak veya bir kokpit modülündeki bir pilot tarafından çalıştırılabilen bir VTOL uçuş modülü için konseptler aramaya başladı. Kalkış ağırlığının yüzde 40’ını oluşturan 1.360 kg’a kadar kargo ile çeşitli değiştirilebilir yük modüllerini taşıyabilmesi gerekiyordu. Proje için itme, yüksek manevra kabiliyeti için iki adet eğimli kanallı fan gerektiriyordu.

ABD Ordusu ve Hava Kuvvetleri tarafından 37 milyon dolarlık bir sözleşme kapsamında finanse edilen son uçuş testlerinde, ARES Uçuş Modülü kontrollü bir iniş yapmadan önce bir dakika havada asılı kaldı. Bir ABD Ordusu Mobil Çoklu Görev Modülü (M4) takıldı ve Uçuş Modülünün normalde çok daha büyük uçaklarda bulunanların minyatürleştirilmiş bir versiyonu olan bir fly-by-wire sistemi kullanarak nasıl dengeyi koruyabileceğini göstermek için ikinci bir havada asılı kalma testi yapıldı. ARES olgunlaştığında keşif, tıbbi tahliye, saha ikmalleri ve diğerleri de dahil olmak üzere çok çeşitli görevler için küçük saha üslerinden veya gemilerden faaliyet gösterebilecek.

Piasecki Aircraft CEO’su John Piasecki: “DARPA kavramsal tasarım projesi olarak ortaya çıktığı günden bu yana, Piasecki ARES’i yıllar süren araştırma ve geliştirme sürecinden geçirdi. Tasarım yinelemeleri, titiz bileşen testleri, sistem düzeyinde doğrulama ve daha fazlası – ve günümüzün çığır açan başarısına yol açan teknolojiyi olgunlaştırdı” dedi.

Piasecki: “ARES, Piasecki’nin uçuşa yenilik getirme konusundaki 80 yıllık tarihinde bir başka önemli kilometre taşını temsil ediyor. Geliştirmenin bir sonraki aşamalarına ilerlerken Hava Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri müşterilerimize ve özverili çalışanlarımıza ve ortaklarımıza sürekli destekleri için teşekkür etmek istiyorum. Uçağın uçuş kapsamını başarıyla genişlettikten sonra, tamamen otonom bir CASEVAC ve lojistik ikmal kabiliyetinin uçuş gösterisini mümkün kılmak için değişiklikler uygulayacağız. ARES kavram kanıtı göstericisinin başarılı uçuş gösterisi, riski önemli ölçüde azaltır ve çok görevli VTOL UAS ve yüksek hızlı VTOL uygulamaları için bir dizi operasyonel eğim-kanal yapılandırması için geliştirme zaman çizelgesini hızlandırır” dedi.

Yeşil yapay zeka stratejileri nasıl uygulanmalı?

0

20. yüzyılın ortalarında bilimkurgu yazarları yapay zekadan ve bunun içerdiği kıyametvari tehlikelerden söz ettiklerinde, şu an karşı karşıya olduğumuz kadar basit bir sorundan söz eden çok az kişi vardı. Bu iki parçalı problem, bir kıyas, yapay zekanın çok faydalı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Yeşil yapay zeka ise çok az kişinin kavrayabildiği bir ölçekte karbon açlığı çekmesi diyebiliriz.

Kısacası, yapay zekanın ölümümüze yol açması Terminatör’de öngörülen herhangi bir ana plan yüzünden değil, sigara, rafine şeker ve dizel motorlar gibi dünyayı yok eden güçlerin paylaştığı ölümcül ve karşı konulamaz kategoriye girmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Yeşil yapay zeka stratejileri

Ancak yapay zekanın karbon salınımını azaltmaya yönelik etkili stratejilere geçmeden önce, Luddizm argümanına değinmemiz gerekiyor. Yapay zeka neden daha az zararlı bir forma dönüştürülerek yasalaştırılamıyor? AB’nin Yapay Zeka Yasası çevresel endişeleri gidermeye yönelik bir adım. Yapay zekanın karbon salınımını nasıl dönüştürebileceğimize dair üç temel yol şu şekilde:

Yapay zekanın karbon emisyonlarının sanal nedenleri hakkında gerçekçi düşünmeye başlayın. Bulut giderek yapay zekanın temel taşı haline geldikçe bulut bilişimin karbon üretme gücü daha da önemli hale geliyor.

Bilgi sahibi olun ve yeşil aklamaya karşı koyun

Kamusal bulut alanında pek çok kişi karbon nötrlüğüne yönelik önemli taahhütlerde bulundu. Bazı durumlarda bu, gerçek teknolojik yenilikler veya doğrudan eylemlerle destekleniyor.

Sıvı daldırma soğutma, buharlaştırıcı soğutma sistemleri ve jeotermal soğutma gibi yeni nesil soğutma teknolojileri; doğrudan satın alma veya yerinde yenilenebilir enerji kaynakları yoluyla yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonu; Amazon’un Graviton işlemcilerinde kullanılan özel silikon ve altın ve titanyum gibi 80 Plus derecelendirmeli malzemelerin entegrasyonu.

Bunların hepsi önemli şeyler ancak kendimizi sahte bir güvenlik duygusuna kaptırmamalıyız.

Yapay zekayı gezegeni kurtaran bir teknoloji olarak destekleyin

Yapay zeka, ağları organize etme biçimimizde halihazırda büyük ilerlemeler kaydetti. Enerji şebekeleri, tedarik zincirleri, su şebekeleri ve daha pek çok şey, yapay zeka yönetimi altında verimlilikte büyük artışlar gördü. Araçların daha az atık üretmesini sağlamak ve hatta insanların alışkanlıklarını daha çevreci hale getirmek için kullanılıyor.

Yapay zeka sesten kan basıncı tahmini yapıyor

0

Bilim insanları sesten kan basıncını tahmin eden çarpıcı bir yapay zeka geliştirdi. Yapay zeka sesten kan basıncı ölçümünde yeni bir çığır açtı. Yeni teknoloji, ses biyobelirteçlerini analiz ederek yüksek tansiyonu tespit etmede kadınlarda yüzde 84’e, erkeklerde ise yüzde 77’ye varan doğruluk oranına ulaştı.

Klick Labs’daki araştırmacılar sağlık izlemede çığır açan bir keşifte bulundular. Sadece bir kişinin sesini kullanarak kronik yüksek tansiyonu (hipertansiyon) tahmin eden yeni, invaziv olmayan bir teknik geliştirdiler. Bu yenilikçi yöntem, erken hipertansiyon tespitinin geleceğine dair heyecan verici bir bakış açısı sunuyor. Klick Labs, ses biyobelirteçlerini kullanarak hem erişilebilir hem de etkili bir araçla sağlık sonuçlarını iyileştirmeyi amaçlıyor.

Yapay zeka sesten kan basıncı ölçülebiliyor

Klick Labs, araştırmalarında iki hafta boyunca günde altı defaya kadar seslerini kaydeden 245 katılımcıyı dahil etti. Klick Labs tarafından tasarlanan ve yüksek tansiyonu tespit etmek için bu ses kayıtlarını analiz eden bir mobil uygulama kullandılar.

Uygulamanın makine öğrenme algoritmaları, hipertansiyonu dikkate değer bir doğrulukla tahmin etmek için perde değişkenliği, konuşma enerjisi kalıpları ve ses değişiklikleri gibi ince vokal özelliklerini inceler. Kadınlar için uygulama yüzde 84’e kadar doğruluk elde ederken, erkekler için yüzde 77’ye ulaştı. Klick Labs Kıdemli Başkan Yardımcısı ve çalışmanın baş araştırmacısı Yan Fossat, bulgularının önemini vurguladı.

Fossat: “Çeşitli sınıflandırıcıları kullanarak ve cinsiyete dayalı tahmin modelleri kurarak hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Bu, yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacaktır. Hipertansiyon, kalp krizi ve böbrek sorunlarından bunamaya kadar birçok komplikasyona yol açabilir” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sıklıkla “sessiz katil” olarak adlandırılan hipertansiyon, küresel nüfusun yüzde 25’inden fazlasını etkiliyor. Ne yazık ki, çoğu kişi rahatsızlığının farkında değil ve teşhis konulanların çoğu düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşıyor.

Kol manşeti veya otomatik cihazlar gibi geleneksel kan basıncı ölçüm yöntemleri maliyetli olabilir ve teknik uzmanlık gerektirebilir. Bu, yetersiz hizmet alan bölgelerdeki insanların bu önemli taramalara erişmesini zorlaştırıyor. Klick Labs’ın yeni ses tabanlı tekniği umut vadeden bir çözüm sunuyor. Geleneksel yöntemlerden hem daha kolay hem de daha erişilebilir olan hipertansiyon taraması için bir yol sunuyor. Bu çalışma, Klick Labs’ın diyabetin ötesinde sağlık sorunları için ses teknolojisini kullanma yolundaki ilk büyük adımını işaret ediyor.

Yapay zeka küresel emisyon hedeflerini tehdit ediyor

0

SAS raporu, yapay zeka artışının küresel emisyon hedeflerini tehdit ettiği konusunda uyarıyor. SAS’ın yeni raporuna göre, üretken yapay zekanın (Gen AI) üstel büyümesi, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik küresel çabaları sekteye uğratabilir ve potansiyel olarak tüm ülkelerin tükettiği kadar enerji tüketebilir.

Yapay zeka küresel emisyon için risk

Bulutta veri ve yapay zekayı yeniden düşünmek: Sürdürülebilir bir geleceğe nasıl geçilir’ başlıklı raporda, büyük kuruluşlardaki üst düzey karar vericilerin giderek artan ölçekte veri ve yapay zekadan yararlanma ve aynı zamanda karbon emisyonlarını acilen azaltma gibi iki zorlukla nasıl boğuştukları vurgulanıyor. Zorluğu perspektife koymak için, resmi rakamlara göre, İrlanda’nın enerjiye aç veri merkezleri geçen yıl tüm kentsel evlerin toplamından daha fazla elektrik tüketti. SAS ayrıca raporunda, Google’ın tüm arama motoru operasyonlarını AI kullanarak çalıştırması durumunda, İrlanda Cumhuriyeti’ne güç sağlamak için gereken kadar elektriğe ihtiyaç duyacağını öne sürüyor.

Diğer uzmanlar ise büyümenin yavaşlamaması durumunda yapay zeka sektörünün 2027 yılına kadar Hollanda ile aynı enerjiyi tüketebileceği uyarısında bulundu. SAS Çevre Sorumlusu Jerry Williams şunları söyledi: “Kuruluşlar genellikle çevresel sorumluluğun öncelikle bulut sağlayıcısının bir yükümlülüğü olduğunu düşünürler, ancak gerçek şu ki bu paylaşılan bir sorumluluk. Bulutta çalışmak üzere optimize edilmiş veri ve yapay zeka platformlarının kullanılabilirliği sayesinde yapay zeka modeli geliştirmede daha fazla verimlilik sağlanması, ekiplerin gereksiz çoğaltma ve israfı azaltıp enerji tüketimini en aza indirmesine de yardımcı olacak” dedi.

Sektör uzmanlarının görüşlerinden yararlanan rapor, artan veri tüketimi sorununu ve bunun çevresel etkisini vurguluyor. Bulut bilişim, operasyonel verimlilikler sunarken karbon emisyonlarına önemli ölçüde katkıda bulunuyor.  AWS, Microsoft Azure ve Google Cloud Platform gibi bulut hiper ölçekleyicileri tarafından veri merkezi tasarımı ve yönetimindeki yenilikler sürdürülebilirlik konusunda ilerleme kaydediyor. Yine de sorumluluk bu hizmetleri kullanan kuruluşlara uzanıyor.

Daha da kötüsü, bulut bilişimden kaynaklanan küresel emisyonlar, ticari havacılıktan kaynaklananları aşarak tüm küresel sera gazı emisyonlarının %2,5 ila %3,7’sini oluşturuyor. Rapor ayrıca bulut yayılımındaki verimsizliklere de ışık tutuyor.  SAS araştırması  , bulut ve analitik yayılmasının büyük kuruluşların %99’u için sorunlara yol açtığını, artan altyapı, depolama ve işleme maliyetlerine ve gizli bir çevresel etkiye yol açtığını buldu. Bulut ortamlarını optimize etmek, hem finansal maliyetleri hem de karbon emisyonlarını azaltmak için çok önemli.

Fugaku Next süper bilgisayarı en hızlı olacak!

0

Japonya, dünyanın en güçlü makinelerinden 1000 kat daha hızlı süper bilgisayar inşa edecek. Japonya’nın yeni süper bilgisayarı Fugaku Next, güç bakımından mevcut makineleri geride bırakacak, ancak enerji verimliliği hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor.

Maliyeti 750 milyon doları aşması beklenen ileri teknoloji projesi, Japonya’nın hızla ilerleyen yapay zeka (YZ) alanında önde kalmak için attığı stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Japonya Eğitim, Kültür, Spor, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı (MEXT), 28 Ağustos’ta bu süper bilgisayar için planlarını açıkladı ve hesaplama hızında önemli bir sıçramaya işaret etti. Yeni makine, daha önce hiç ulaşılamamış bir performans ölçeği olan zetaFLOPS hızlarında çalışmak üzere tasarlandı.

Fugaku Next süper bilgisayarı ile bizi bekleyenler

Bunu daha iyi anlamak için, günümüzün en güçlü süper bilgisayarları exaFLOPS seviyelerinde çalışır ve saniyede bir kentilyonun (1’den sonra 18 sıfır) üzerinde hesaplama yapabilir. Öte yandan bir zetaFLOPS süper bilgisayarı saniyede bir sekstilyon (1’den sonra 21 sıfır) hesaplamayı işleyebilecektir. Hesaplama gücündeki bu muazzam artış, Japonya’nın yapay zeka ve bilimsel araştırmalardaki en karmaşık zorluklarla başa çıkmasını sağlayacaktır. Japon haber sitesi Nikkei: “Böylesine süper güçlü bir makine yapma kararı, Yapay zekayı kullanarak bilimsel araştırmaların gelişimine ayak uydurmak amacıyla alındı” dedi.

Yapay zekanın bilimsel ilerlemenin giderek daha önemli bir parçası haline gelmesiyle birlikte, Japonya’nın bu zeta sınıfı süper bilgisayarı geliştirme konusundaki kararlılığı, teknolojik inovasyonun ön saflarında kalma konusundaki kararlılığını vurguluyor.

Geçici olarak “Fugaku Next” olarak adlandırılan önerilen süper bilgisayar , Japonya’nın mevcut süper bilgisayar güç merkezi Fugaku’nun yerini alacak. 0,44 exaFLOPS’luk bir tepe performansıyla Fugaku, 2022’ye kadar dünyanın en hızlı süper bilgisayarı unvanını elinde tuttu, ardından 1,2 exaFLOPS’a ulaşan ABD’nin Frontier süper bilgisayarı tarafından geçildi.

Fugaku, küresel sıralamada dördüncü sıraya gerilemesine rağmen Japonya’nın teknolojik gücünün simgesi olmaya devam ediyor.

Fugaku Next, orijinal Fugaku’nun arkasındaki aynı şirketler olan RIKEN ve Fujitsu tarafından geliştirilecek. Tom’s Hardware’e göre , yeni makine muhtemelen Fujitsu tarafından tasarlanan bileşenleri kullanacak ve bu da iki süper bilgisayar arasında çapraz uyumluluğu garantileyecek.  Ancak Fugaku Next’i güçlendirecek belirli bileşenler ve teknolojiler hakkındaki ayrıntılar şu aşamada yetersiz kalıyor.

En iyisi olacak! Microsoft’tan kuantum bilgisayar hamlesi

0

Microsoft, kuantum bilgisayar yarışında önemli adımlar attı. Quantum World Congress’e katılan şirket, dünyanın en güçlü kuantum bilgisayarını geliştirmek için yeni ortaklıklar kurdu. Peki bu sistem neler vadediyor?

Microsoft ve Atom Computing, en güçlü kuantum bilgisayar için güçlerini birleştirdi

Microsoft, Quantum World Congress’te yaptığı duyuruyla, bilişim alanında önemli bir iş birliğine imza attığını açıkladı. Teknoloji devi, bugüne kadarki en güçlü kuantum bilgisayarını geliştirmek için Atom Computing ile güçlerini birleştirecek.

Ortaklık kapsamında, Microsoft’un The qubit sanallaştırma yazılımı ile Atom Computing’in kuantum işlemcileri entegre edildi. İki şirket, bu teknolojiyi kullanarak geliştirdiği kübitlerin örneklerini paylaştı. Bu kapsamda kuantum hesaplama sunan bir sistem geliştirileceği belirtildi.

Atom Computing’in kuantum makineleri; kübit tutarlılığı, devre ortası ölçümleri ve kübit sıfırlama gibi özelliklerle öne çıkıyor. Ayrıca tüm kübitlerin birbirine bağlanabilmesi, kuantum hata düzeltmenin ölçeklenmesi için kritik öneme sahip.

Şirket, 1200’den fazla fiziksel kübite sahip ikinci nesil kuantum işlemciler üretiyor. Her yeni donanım sürümünde ise bu sayıyı 10 kat artırmayı hedefliyor. Microsoft ise şirketin kuantum işlemcilerini Azure Quantum bulut platformuna entegre edeceğini belirtti.

Kuantum hesaplama, hem hız hem de bellek kullanımı açısından klasik hesaplamayı geride bırakan bir teknoloji. Potansiyel olarak daha önce mümkün olmayan fiziksel olaylara ilişkin tahminler yapmanın da önünü açıyor.

Endüstriyel kablosuz cihaz pazarında sıçrama yaşanıyor

Kablosuz cihazlar ve yapay zeka endüstriyel otomasyonu dönüştürüyor. Endüstriyel otomasyon sektörü kablosuz bir devrim yaşıyor ve bu uygulamalara yönelik cihazların sevkiyatı dünya çapında artıyor.

IoT analist firması Berg Insight’ın yeni raporuna göre, 2023 yılında yıllık sevkiyatlar 10.7 milyon adede ulaşacak ve bu da tüm yeni bağlı düğümlerin yaklaşık yüzde 9’unu temsil ediyor. Bu büyümenin, yüzde 12,3’lük bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) öngörüsüyle önemli bir hızda devam etmesi öngörülüyor. 2028’e kadar yıllık sevkiyatların 19.1 milyona ulaşması ve mevcut 56.5 milyon cihazlık kurulu tabanın önemli ölçüde genişlemesi bekleniyor.

Endüstriyel kablosuz cihaz pazarı ve geleceği

Kablolu çözümler sensörler, kontrolörler ve sistemler arasındaki endüstriyel iletişimde baskın olmaya devam ederken, kablosuz teknolojiler önemli bir ivme kazanıyor. Bu, özellikle kablolu çözümlerin pratik olmadığı, etkisiz olduğu veya aşırı pahalı olduğu tehlikeli alanlar veya sınırlı erişilebilirliğe sahip konumlar gibi ortamlarda belirgin. Fabrika otomasyonunda, otomatik güdümlü araçlar da dahil olmak üzere mobil endüstriyel ekipmanları bağlamak ve programlama ve servis için makinelere uzaktan erişim sağlamak amacıyla kablosuz çözümlerin yaygın olarak benimsenmesine tanık olunmakta.

Benzer şekilde, süreç otomasyonu, görev açısından kritik olmayan uygulamalar için kablosuz teknolojilerden giderek daha fazla yararlanmaktadır. Bunlara, işçi güvenliğini artırmaya odaklanan uygulamaların yanı sıra uzaktan süreç izleme ve optimizasyonu da dahil. Büyük endüstriyel otomasyon tedarikçileri bu eğilimi fark etti ve ABB, Emerson, Hitachi, Honeywell, OMRON, Schneider Electric, Siemens ve Yokogawa gibi şirketler giderek artan sayıda kablosuz saha cihazı sunuyor.

Wi-Fi, öncelikle uyumlu donanımın yaygın olarak bulunması nedeniyle endüstriyel ortamlarda önde gelen kablosuz teknoloji olarak ortaya çıkmıştır. Endüstriyel Wi-Fi cihaz pazarındaki kilit oyuncular arasında Siemens, Cisco, Belden, Moxa, Phoenix Contact, HMS Networks ve Advantech yer almaktadır.

Bunu yakından takip eden, proses endüstrilerinde uzaktan izleme uygulamaları için yaygın olarak benimsenen 802.15.4 tabanlı bir protokol olan WirelessHART’tır. WirelessHART teknolojisinde öncü olan Emerson, 10 milyonu aşan kablosuz basınç vericisi kurulu bir tabana sahiptir.

Hücresel çözümler, dağıtılmış otomasyon uygulamaları içinde veri toplama ve geri taşıma iletişimlerinde kendilerine yer ediniyor. Endüstriyel ortamlar için hücresel IoT ağ geçitleri ve yönlendiricilerinin önde gelen sağlayıcıları arasında Semtech, Cisco, Digi International, Moxa, GE Vernova, HMS Networks, Robustel, InHand Networks ve Teltonika Networks yer alıyor. Özellikle, Wi-Fi, WirelessHART ve hücresel bağlantı içeren cihazlar 2023’te kurulu tabanın yüzde 70’ini oluşturuyor.

WEDUSEA dalga enerjisini dönüştürecek

Dünyanın en büyüğü: AB, İskoçya’da denemeler için 1 MW dalga enerjisi dönüştürücüsünü onayladı. AB tarafından onaylanan WEDUSEA projesi, daha önce denenen tüm WEC’lerden daha büyük, 1 MW’lık bir dalga enerjisi dönüştürücüsünü deneyecek.

WEDUSEA dalga enerjisini elektriğe dönüştürecek

Avrupa Birliği’nden onay aldıktan sonra, iş birliğiyle geliştirilen dünyanın en büyük dalga enerjisi dönüştürücü cihazı, İskoçya’nın Orkney kıyılarında denemelere başlayacak. Şebeke Ölçeğinde Dalga Enerjisi Gösterimi (WEDUSEA) adı verilen 19,6 milyonEuro’luk bu proje AB tarafından finanse ediliyor ve Fransa, İrlanda, Almanya, İspanya ve İngiltere’deki sanayi ve akademi dünyasından ortaklardan oluşuyor.

Dalga enerjisi dönüştürücüler (WEC), temiz enerji teknolojisinin bir sonraki sınırıdır. Gezegeni ısıtan emisyonlar üretmeden deniz dalgalarındaki muazzam enerji rezervlerinden yararlanabilirler. Açık deniz rüzgar çiftliği kurulumları hızla gerçekleşse de, bunların uygulanması hala zor. Karşılaştırıldığında, WEC’ler nispeten daha kolay yürütülen projeler aracılığıyla başka bir çok yıllık enerji kaynağına erişmenin bir yolunu sunar. Interesting Engineering daha önce dünyanın çeşitli yerlerinde denenmekte olan çeşitli WEC tasarımlarını bildirmişti. Ancak, bunların çıkış kapasiteleri yalnızca birkaç yüz kW’tı. WEDUSEA projesi kapsamında denemelere başlayacak olan WEC , dalga enerjisi dönüştürücüleri arasında dünyanın en büyüğü olan 1 MW çıkış kapasitesine sahip.

WEDUSEA, İrlandalı Offshore Energy şirketinin geliştirdiği ve şebekeye de bağlanabilen bir WEC olan OE35’i kullanacak. WEC, alt kısmı denize açık ve üst kısmında hava hacmi bulunan yüzen bir cihaz. Bir dalga geldiğinde, WEC’in alt ucundaki su salınır ve sıkışan havayı bir türbin aracılığıyla hareket ettirir, bu da elektrik üretiyor.

WEDUSEA projesi kapsamında WEC, teknik yeterliliğini ve Atlantik sularındaki unsurlara dayanıklılığını göstermek amacıyla iki yıl boyunca İskoçya’nın Orkney kentindeki Billia Croo’da bulunan Avrupa Deniz Enerjisi Merkezi’nin (EMEC) dalga enerjisi test sahasında test edilecek. WEDUSEA projesi üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada WEC, EMEC test sahasındaki koşullara göre inşa edilecektir. Bunu, testlerden elde edilen veriler kullanılarak teknolojinin ticarileştirilmesine yol açacak iki yıllık bir gösteri aşaması izleyecektir.  Tahminler, dalga enerjisinin yıllık üretim potansiyelinin 30 TWh olduğunu, yani Avrupa’nın elektrik tüketiminin yaklaşık on katı olduğunu gösteriyor. Bu potansiyeli gerçekleştirmek için teknolojinin hızla geliştirilmesi gerekiyor.

IoT cihaz yönetimi nasıl yapılır?

0

Bağlı IoT cihazlarına operasyonel yeteneklerini sağlamanın yanı sıra gerekli veri korumasını sağlamak için etkili bir IoT cihaz yönetim sistemi kullanmak gerekiyor. Aşağıdaki adımları kullanarak BT profesyonelleri, ağ yöneticileri ve yöneticiler, IoT ağlarının operasyonel verimliliğini minimum kesinti veya riskle artırabilir.

IoT cihaz yönetimi adımları

Adım 1: Cihaz sağlama ve kimlik doğrulama

Sorunsuz bir entegrasyonunu garantilemek için öncelikle IoT cihazlarınızın kablolu ve kablosuz seçenekleriyle çalışan bir platform seçerek başlayın.

Güvenlik protokolleri, kimlik doğrulama ve şifreleme verilerinizi ve ekipmanlarınızı kötü amaçlı saldırılardan korur,

Güncellenen aygıt yazılımı, cihazların güvenliğini ve performansını artırır.

Adım 2: Aygıt yapılandırması

Kurulumdan sonra, IoT cihazlarının işletmenizin operasyonel ihtiyaçlarını karşılayacak ve her IoT cihazının IoT platformuyla düzgün çalışmasını sağlayacak şekilde yapılandırılması gerekir. Yapılandırılabilen parametrelere birkaç örnek şunlardır:

Veri güvenliği: SSL/TLS sertifikaları, kimlik doğrulama (erişim belirteçleri veya API anahtarları),

Sensör yapılandırması: Sensör tipleri (sıcaklık, nem, basınç, vb.),

Veri iletim ayarları: Platforma veri iletim aralıkları (verilerin ne sıklıkla gönderileceği), veri formatları (örneğin JSON, XML).

Bu parametreler kullandığınız belirli IoT platformuna ve projenizin özel gereksinimlerine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

Adım 3: Uzaktan Cihaz İzleme

Sistem ölçümleri: Kesinti süresinin ve diğer sistem ölçümlerinin izlenmesi, ağ etkinliğinin ve tüm sistemin performansının yönetilmesini sağlar.

Veri raporlaması: IoT sensörlerinin koşullarının raporlanması ve analiz edilmesi, işletmenin ekipman durumu ve süreçlerin verimliliği konusunda farkındalık kazanmasını sağlar.

Güvenlik: IoT cihaz yönetiminin önemli bir parçası, cihazların mümkün olduğunca güvenli olmasını sağlayacak şekilde bakımının yapılmasıdır.

Adım 4: Tanılama ve sorun giderme

İzleme, cihaz performansında olası bir sorun veya anormallik tespit ettiğinde, teşhis ve sorun giderme zamanı gelir. Bu süreçteki ilk adım, izleme araçlarını kullanarak sorunu belirlemek ve hata günlüklerini analiz etmektir. Sorunu belirledikten sonra, aygıt yazılımını güncelleme veya aygıt ayarlarını düzenleme gibi uygun eylemler gerçekleştirilebilir.

Adım 5: Cihazın devre dışı bırakılması ve bertarafı

Cihaz yaşam döngüsünün son aşaması, birkaç temel görevi içeren güvenli ve emniyetli devre dışı bırakmdır:

Güvenli veri silme: Yetkisiz erişimi ve veri kaybını önlemek için cihazdaki tüm bilgileri tamamen silin.

Uygun bertaraf: Çevresel etkiyi en aza indirmek için bileşenlerin geri dönüşümü veya bertarafı konusunda çevre düzenlemelerine uyun.

Borusan’dan yapay zeka destekli otomotiv servisine yatırım

0

Borusan Grubu 80. yılını kutlarken geleceğin teknolojilerine yatırım yapmak amacıyla kurduğu kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures ile ilk yatırımını duyurdu. Borusan Ventures, Almanya merkezli yapay zeka destekli otomotiv satış sonrası hizmet platformu DC Connected’a 2,1 milyon euroluk tohum yatırımı gerçekleştirdi.

DC Connected, Borusan Ventures’tan 2,1 milyon euro yatırım aldı

Borusan Grubu 5 ana faaliyet alanında 11 ülkede faaliyet gösteren ve 8 milyar dolarlık ciroya sahip dev bir holding. Geleceğe yatırım yapmak ve inovasyonu desteklemek için Mayıs 2023’te kurulan Borusan Ventures, otomotiv sektöründe devrim yaratmayı hedefleyen DC Connected ile güçlerini birleştirdi.

DC Connected, araçlardan elde edilen canlı verileri kullanarak satış sonrası hizmetleri iyileştirmeyi amaçlayan bir platform. Geliştirdiği çok markalı platformu sayesinde “Sanal Teknisyen” aracılığıyla araçlarla ilgili sorunları çözüyor.

Platform, aracın sağlık durumunu tespit etme, uzaktan yardım sağlama ve otomatik/akıllı teşhis gibi özellikler sunarak araç üreticileri, servis sağlayıcıları ve sigorta şirketleri gibi farklı müşteri gruplarına hizmet veriyor.

Avrupa’da önemli otomotiv üreticileriyle iş birlikleri kurarak hızla büyüyor. Borusan Ventures’ın da katıldığı 2,1 milyon euroluk tohum yatırım turunda Venpace, Atlas Ventures, APX ve Bloomhaus Ventures gibi önemli yatırımcılar da yer aldı.

Borusan Ventures’ın kurucusu ve Borusan Grubu 3. nesil hissedarlarından Defne Kocabıyık Narter, fonun hem finansal getiri elde etmeyi hem de Borusan Grubu’nun uzun vadeli hedeflerine hizmet etmeyi amaçladığını belirtti.

Narter, Borusan Ventures’ın geleceğin teknolojilerini anlamalarına ve bu alanlarda yatırım yapmalarına olanak sağladığını vurguladı. DC Connected yatırımının, Borusan Otomotiv için de bir fırsat olduğunu belirten Narter, yapay zeka tabanlı çözümlerin hizmetlerini ve müşteri deneyimini geliştirmelerine yardımcı olacağını ifade etti.

Borusan Ventures, yatırım yaptığı girişimlere sadece finansal destek sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Borusan Grubu’nun 80 yıllık deneyimini ve kaynaklarını da sunuyor. Girişimler, Türkiye, ABD ve Avrupa pazarlarına açılma, iş geliştirme desteği, Borusan uzmanlarıyla ürünlerini test etme ve uzun vadeli müşteri olma gibi avantajlardan faydalanabiliyor.

Yatırım ekibi, Silikon Vadisi’nde deneyimli bir isim olan Timo Kilp tarafından yönetiliyor. ABB Ventures ve Total Energies Ventures gibi önemli kurumlarda görev yapmış Girish Nadkarni ve NATO Innovation Fund Yönetim Kurulu üyesi Ebru Dorman da danışman ekibinde yer alıyor.

Borusan Ventures, bu deneyimli kadrosuyla ABD ve Avrupa’da tohum ve Seri A aşamalarındaki mobilite, tedarik zinciri, enerji & iklim teknolojileri ve endüstriyel teknoloji girişimlerine yatırım yapmayı hedefliyor. Her yıl yaklaşık 5 girişime yatırım yaparak geleceği şekillendirecek teknolojileri desteklemeyi planlıyor.

Borusan Ventures’ın DC Connected yatırımı, hem Borusan Grubu’nun geleceğe yönelik vizyonunu hem de Türkiye’nin girişim ekosistemindeki gelişmeleri yansıtıyor. Bu iş birliği otomotiv sektöründe yapay zeka ve veri analitiğinin kullanımını yaygınlaştırarak daha verimli ve müşteri odaklı hizmetlerin sunulmasına öncülük edebilir.

Dijital ikiz ve VR uzaktan çalışmayı artırıyor

LinkedIn’in Ocak 2024 tarihli Uzaktan ve Hibrit Çalışmanın Küresel Durumu raporuna göre, 2017 ve 2018’de ABD’deki işlerin yalnızca yaklaşık yüzde 5’i uzaktan iş olarak sınıflandırılmıştı. LinkedIn bugün, işlerin yüzde 24’ünün (en azından LinkedIn profillerine eklenenlerle ilgili olarak) uzaktan olduğunu bildiriyor. Bu eğilim devam ettikçe, dijital ikizlerin sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve diğer teknolojilerle birleşmesi, insanların birlikte çalışma biçimlerinde yeni bir döneme öncülük edebilir.

Dijital ikiz ve VR uzaktan çalışmadan etkili rol oynuyor

Basitçe ifade etmek gerekirse, dijital ikiz, gerçek dünyadaki bir sistemin güncel telemetri verileriyle düzenli olarak güncellenen dijital bir klon. Dijital İkiz Konsorsiyumu elçisi ve başkanı ve Royal Academy of Engineering kurumsal üyesi David McKee: “En basit tabirle, dijital ikizler özellikle geleceği tahmin etmeyi ve kararların alınmasını sağlamak için simülasyon/AI vb. gibi akıllı bir öğeye sahip olmalıdır. Dijital ikiz sistemi ayrıca bu kararları tetikleyen süreçleri de içerir” diyor. Dijital ikizler fabrikaların ve hatta şehirlerin yönetimini desteklemek için kullanılıyor.

Bununla birlikte sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, karma gerçeklik ve genişletilmiş gerçeklik, dijital ikizleri ve uzaktan işbirliğini bir araya getirmede önemli bir rol oynuyor. Tüm bir fabrikayı simüle etmenin mümkün olduğunu fark ederseniz, fabrikanın sanal bir versiyonunun etrafında dolaşabilmenin avantajlı olabileceğini anlamak o kadar da büyük bir sıçrama değil.

3.500 dolarlık Apple Vision Pro ve 500 dolarlık Meta Quest 3’ün piyasaya sürülmesiyle XR, hala biraz hantal olsa da oldukça pratik hale geldi. Birçoğumuz artık Google Docs’ta bir şeyleri ortak olarak düzenlemişizdir.

Singapur, parkları iyileştirmekten tahliye rotalarını optimize etmeye kadar çeşitli zorlukları çözmek için dijital araçları kullanmalarını sağlayan çeşitli şehir sektörlerini güçlendiren 3B modeller ve simülasyonlar içeren bir Sanal Singapur projesi geliştirdi. Hindistan’ın güney kıyı eyaleti Andhra Pradesh, izinlerden inşaat ilerlemesine ve şehrin aşırı iklim koşullarını hafifletmesine yardımcı olacak tasarımlara kadar her şeyi yönetmeye yardımcı olmak için dijital bir ikizin parçası olarak binlerce veri kümesi kullanan 6.5 milyar dolarlık bir akıllı şehir olan Amaravati’yi tasarlıyor.

Dijital sağlık teknolojileri girişimine büyük ilgi!

Akıllı tartılar, kan şekeri ölçüm cihazları ve tansiyon aletleri gibi çeşitli IoT sağlık cihazlarını geliştirerek tek bir platformda entegre eden Beebird Teknoloji, mobil uygulama, doktor paneli ve kamu sağlık sistemlerine entegrasyon gibi gelişmiş özelliklerle dikkat çekti. Beebird’in sunduğu bu çözümler, kullanıcıların sağlık verilerini daha etkin bir şekilde yönetmesine olanak tanırken, doktorlar, kamu ve özel sağlık kuruluşları için hastalık önleme ve tanı süreçlerinde de büyük kolaylıklar sağlıyor.

Beebird Teknoloji’nin kurucu ortağı Ali Murat Arıkuşu, “IFA 2024’te Türk mühendisler tarafından geliştirip 26 dil hizmetiyle globalde sunulan dijital sağlık teknolojimizi sunduk ve bu çözümlerimiz, farklı pazarlardan büyük ilgi gördü. Halen görüştüğümüz iş ortaklarımızın yanı sıra Avusturalya, İspanya, Hırvatistan gibi yeni Pazar temsilcileri ile bir araya geldik. Beebird Teknoloji olarak, gelişen, değişen regülasyona uyumlu ve yüksek kaliteli dijital sağlık çözümlerimizle hem hastalıkların önlenmesi hem de erken tanı süreçlerinde çalışmalara devam edeceğiz” dedi.

Mevcut yöntem ve uygulamalara göre yüksek kaliteli ve erişebilir fiyatlarla ürünler sunan Beebird Teknoloji, dijital sağlık çözümlerini İTÜ Teknokent’de geliştiriyor. Beebird Teknoloji, 600 Milyar dolarlık global pazarda rekabetçi bir konumda yer almayı hedefliyor.

OpenAI, yeni teknolojisi Strawberry’i yakında tanıtabilir!

0

OpenAI firmasının, “konuşmadan önce düşünen” bir yapay zeka modeli olan Strawberry’yi yakında tanıtması bekleniyor. Şirket, ChatGPT sohbet robotunda GPT-4 gibi gelişmiş yapay zeka modellerini kullanarak sektörde öncü konumda yer alıyor.

OpenAI, yeni teknolojisi Strawberry’i yakında görücüye çıkarabilir

Ancak bir süredir, OpenAI’ın Strawberry adını verdiği ve büyük bir yenilik yaratacağı düşünülen bir model üzerinde çalıştığı konuşuluyor. Son gelen bilgilere göre bu gizemli yapay zeka modeli, önümüzdeki iki hafta içinde piyasaya sürülebilir.

OpenAI, yeni teknolojisi Strawberry'i yakında görücüye çıkarabilir.
OpenAI, yeni teknolojisi Strawberry’i yakında görücüye çıkarabilir.

Strawberry, yanıt vermeden önce daha derin bir muhakeme süreci geçiren bir yapay zeka olarak öne çıkıyor. Mevcut yapay zeka sistemlerinin hızlıca cevap üretme yaklaşımının aksine, Strawberry sorguları daha metodik bir şekilde işleyerek, hataların azalmasını ve daha karmaşık problemlerde daha iyi sonuçlar vermeyi amaçlıyor.

Özellikle matematiksel problemler, kodlama ve pazarlama stratejileri gibi alanlarda başarılı sonuçlar vermesi beklenen bu model, kullanıcıların beklentilerini yükseltiyor.

Bununla birlikte, Strawberry’nin ChatGPT‘ye entegre edilip edilmeyeceği henüz belirsiz. Test aşamasındaki kullanıcılar, modelin bazen basit bir soruya yanıt vermesinin uzun sürdüğünü ve yanıtların her zaman bu ek bekleme süresine değmediğini belirtiyor.

Ancak modelin, önceki konuşmaları hatırlama ve daha kişiselleştirilmiş yanıtlar sunma yeteneği dikkat çekiyor. Strawberry’nin ilk aşamada yalnızca metin tabanlı olması bekleniyor ve gelecekte OpenAI’ın sunacağı hizmetler arasında ne tür bir yer edineceği merak konusu.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Boğaziçi Teknopark inovatif girişimler buluşması düzenliyor!

Boğaziçi Üniversitesi Teknopark Genel Müdürü Dr. Cem Duran, Kuzey Kampüsü ve Kandilli Kampüsü’nde faaliyete geçen yeni alanlarıyla birlikte, toplamda 150 bin m²’lik bir inovasyon ekosistemi oluşturma hedefiyle büyümeye devam ettiklerini belirtti. Bu hedefle, Boğaziçi Teknopark’ta inovatif girişimler destekleniyor ve geliştiriliyor. Davetle ilgili olarak Cem Duran: “Yenilikçi fikirleri desteklemek ve bilimsel araştırmalara yeni ufuklar açmak için kararlılıkla çalışıyoruz. Bu kapsamda Boğaziçi Teknopark Ar-Ge firmalarına, Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik gücünden ve gelişmiş laboratuvar ve teknolojik altyapısından faydalanma imkânı sunuyoruz. Ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak ve teknoloji geliştirme süreçlerinde öncü olmak isteyen Ar-Ge firmalarını ve girişimcileri aramıza katılmaya davet ediyoruz” dedi.   

Boğaziçi Üniversitesi’nin altyapısıyla Ar-Ge faaliyetlerini teşvik eden Boğaziçi Teknopark, ileri teknoloji alanında öncü rol üstlenmeyi amaçlıyor. Boğaziçi Teknopark inovatif girişimler ve projeler için ideal bir merkez oluşturuyor. Teknopark, bünyesinde barındırdığı 44 Ar-Ge ve 16 Kuluçka firmasıyla bugüne kadar 740 projeye ev sahipliği yaptı. 14 yıllık geçmişiyle yenilikçi girişimleri destekleyen Boğaziçi Teknopark, Kuzey Kampüsü ve Kandilli Kampüsü’nde genişleyen alanlarıyla firmaların inovatif çözümler üretmesine ve Ar-Ge faaliyetlerini güçlendirmesine olanak tanıyor. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nin Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (LifeSci) gibi birçok önemli merkez ve ileri teknoloji altyapısı Ar-Ge firmaları için büyük bir avantaj sağlıyor.

“Ulusal ve uluslararası arenada güçlü bir şekilde var olmayı hedefliyoruz”

Genel Çağrı Programı, Bright Genç Girişim Programı ve Portekiz Hızlandırma Programı gibi birçok fırsat girişimcilerle buluşuyor. Bu kapsamda, Boğaziçi Teknopark inovatif girişimler ve projeler için çeşitli destekler sunuyor. Boğaziçi Teknopark’ın yenilikçi projeler için ideal ortamı sağladığını vurgulayan Genel Müdür Dr. Cem Duran: “Bilimsel araştırmanın sınırlarını genişletmek ve inovatif fikirlerin önünü açmak için kararlılıkla çalışıyoruz. Girişimcileri geleceğe taşıyacak programlarla ulusal ve uluslararası arenada güçlü bir şekilde var olmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda girişimcileri, Boğaziçi Teknopark’a katılmaya ve sunduğumuz fırsatlardan yararlanmaya davet ediyoruz. 30 Eylül’e kadar Genel Çağrı ve Bright Genç Girişim programlarımıza başvuruları kabul ediyoruz.” dedi.

Genel Çağrı Programı girişimin her aşamasına hitap ediyor

Prototip aşamasındaki fikirlerden pazara giriş yapmaya hazır girişimlere kadar geniş bir yelpazede destek sunulan programdan, ürünü hazır olan veya pazarını doğrulayan girişimciler, Ar-Ge odaklı iş fikirleriyle faydalanabiliyor. Üniversite mezunları ve öğrencilerin yanı sıra ekip kurmayı planlayan girişimciler için de ideal olan program kapsamında toplanan girişimler yılda iki kez değerlendirme sürecine alınıyor. Bu yıl 30 Eylül – 4 Ekim arasında tamamlanması planlanan değerlendirme sürecinin ardından 7 Ekim’de program eğitimleri başlayacak.

Bright Genç Girişim Programı ile 100 bin TL destek

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik düzenlenen Bright Genç Girişim Programı, öğrencilerin yenilikçi fikirlerini hayata geçirmeleri için bir platform sunuyor. Yıllık olarak düzenlenen programda öğrencilere girişimcilik ruhunu kazandırmanın yanında onları iş dünyasına hazırlamak hedefleniyor. Eylül – Haziran döneminde gerçekleşecek eğitimler ve Aralık ayında düzenlenecek Demo Day ile seçilen girişimler profesyonel mentorluk desteği alarak projelerini hayata geçirme fırsatı bulacak. Yenilikçi iş fikirleri olan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri arasından seçilecek üç girişime yıllık 100 bin TL destek sağlanacağı programın 2024 yılı başvuruları 30 Eylül’e kadar sürecek.

Portekiz Hızlandırma Programı ile Lizbon’da eğitim şansı

Boğaziçi Teknopark, Yapı Kredi FRWRD iş birliğiyle girişimcileri Avrupa pazarına taşıyor. Türk girişimciler için özel olarak tasarlanan ve ön başvuru dönemi Ağustos ayında tamamlanan Portekiz Hızlandırma Programı kapsamında seçilen 8 girişim, Kasım ayında Web Summit’te 70 binden fazla katılımcıya ulaşarak uluslararası arenada kendilerini gösterme imkânı bulacak. Programa katılacak girişimciler hızlandırma programı kapsamında çeşitli eğitimlerin yanı sıra mentorluk destekleriyle de kendilerini geliştirme fırsatı bulacaklar.

Ürünleri ve mağazaları yapay zeka tasarlayacak!

Dijitalleşmeyi yalnızca teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda iş süreçlerinin, müşteri ilişkilerinin ve organizasyonel yapının dönüşümü olarak gören LC Waikiki, bu kapsamda önemli bir çalışma olan Sanal Tasarım ve Planlama (Virtual Design and Planning- VDP) projesini hayata geçirdi. Tamamen iç kaynaklarıyla hazırladıkları ve hayata geçirdikleri VDP ile LC Waikiki, ürün planlama, üretim ve tasarım süreçlerini sanal bir ortama taşıyarak, üç boyutlu şekilde yürütülmesini sağlıyor.

LC Waikiki Dijital Dönüşüm ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü​ Şerafettin Özer yapay zeka ve sanal asistanları LC Waikiki bünyesine nasıl entegre ettiklerini anlattı:

Mağazalar ve üretim sanal ortamda planlanıyor  

VDP, ürün planlama ve tasarım süreçlerinin 3 boyutlu oyun motoru kullanılarak sanal bir ortama taşınması hedefi ile geliştirilmiş ve tamamen LC Waikiki kaynakları ile tasarlanmış bir yazılım. VDP ile 3 boyutlu bir dünyada üretim süreçleri yürütebiliyor, ürünler 3 boyutlu dünyada görülebiliyor. Ayrıca mağazaları da 3 boyutlu olarak görüntüleyebiliyor, bu sayede sezon öncesinde yapılan planların mağazada, gerçek ünitelerde nasıl gözükeceği önden test edilebiliyor. Bu doğrultuda VDP ile planlamanın 2 boyutlu dünyası, ürün ve perakendenin 3 boyutlu dünyasına entegre ediliyor. Bunu yaparken algoritmaların ve yapay zekanın yetkinliklerini kullanan LC Waikiki, VDP içinde bir ürünün nasıl gözükeceğini ya da ürüne ek görsel özellikler eklemeyi, üretken yapay zeka kullanarak yapabiliyor.

VDP hata oranını düşürüyor

LC Waikiki Dijital Dönüşüm ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü​ Şerafettin Özer
LC Waikiki Dijital Dönüşüm ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü​ Şerafettin Özer

Sezon öncesinde ürünleri 3 boyutlu dünyada görebilmenin olası hataları önlemek açısından iş sonuçlarının kalitesini artırdığını belirten LC Waikiki Dijital Dönüşüm ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdürü​ Şerafettin Özer, “Sektörümüzün yapısı, ürünlerimizin çoğunun siparişinin satış döneminin çok öncesinde verilmesini gerektiriyor. Bu sebeple mağaza bazlı yapılacak tasarım ve planlama aktivitelerinin hatadan olabildiğince ayrıştırılması maliyet ve kar açısından bizim için vazgeçilmez olabiliyor. Süreçlerimize adapte ettiğimiz, Türkiye’de bir ilk olan VDP projemiz ile mağazalarda görsel düzenlemeden, ürün tasarımına iş süreçlerimize ve müşteri deneyimini artırmamıza büyük katkı sağlayacak” diyor. 

LC Waikiki operasyonel verimliliği artırıyor

Yapay zekâ, bulut bilişim, büyük veri analitiği ve e-ticaret platformlarının entegrasyonu gibi alanlarda attıkları adımların hem müşteri deneyimini geliştirmelerine hem de operasyonel verimliliği artırmalarına olanak sağladığına değinen Özer, özellikle müşteri beklentilerine hızla cevap verebilen pazaryeri platformları ve 3D ürün tasarımı gibi inovasyonların, dijital dönüşüm sürecinde önemli avantajlar sunduğunu belirtti. Tüm bu çalışmalara ek olarak 800 kişilik teknoloji ekipleriyle yapay zeka özelindeki projelere devam ettiklerini söyleyen Özer, üretken yapay zeka kabiliyetlerini geliştirerek iş süreçlerinde optimizasyon ve yalınlaşmayı sağlama, maliyet iyileştirme ve verimlilik çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.