Intel, iş istasyonları için geliştirdiği Xeon işlemci ailesini genişletmeye devam ediyor. En son tanıttığı Xeon W-3500 ve Xeon W-2500 masaüstü işlemciler, özellikle yüksek performans ve güvenilirlik arayan profesyonelleri hedefliyor.
Intel’in Yeni Xeon işlemcileri daha fazla güç vadediyor
Yeni serinin amiral gemisi olan 60 çekirdekli Xeon w9-3595X, mühendislerden yazılım geliştiricilere kadar geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor ve her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulan yapay zeka ve makine öğrenimi gibi alanlarda önemli avantajlar sunmayı hedefliyor.
Intel Başkan Yardımcısı Roger Chandler, yeni işlemci ailesiyle ilgili, “Intel mimarisi neredeyse 20 yıldır yazılım geliştiriciler, bilim insanları ve mühendisler için tercih edilen bir platform oldu. Yeni Xeon W-3500 ve W-2500 işlemcilerimiz, bu profesyonellerin dünyayı değiştirme kapasitelerini daha da artıracak,” şeklinde konuştu.
Son yıllarda, özellikle AI ve makine öğrenimi gibi yüksek işlem gücü gerektiren alanlarda talep büyük ölçüde arttı. Intel, bu talebi karşılamayı hedefleyen Xeon W-3500 ve W-2500 serisi, yüksek performans sunarken, profesyonellerin ihtiyaç duyduğu sağlam sistem kararlılığını da sağlamayı vadediyor.
Yeni Xeon W-3500 işlemci serisi, 60 çekirdek ve 120 izlek kapasitesiyle dikkat çekiyor. Bu, önceki W-3400 serisine kıyasla dört ila sekiz çekirdek daha fazla ve çok iş parçacıklı performansta yüzde 10’a varan bir artış anlamına geliyor. Xeon W-2500 serisi ise 26 çekirdek ve 52 izlek kapasitesi sunuyor ve önceki W-2400 serisine göre yüzde 11 daha yüksek performans sağlıyor.
Çıkış Tarihi ve Fiyatlandırma
Intel’in 3. nesil Derin Öğrenme Hızlandırıcısı ve AVX-512 desteği, yapay zeka geliştirme ve veri bilimi iş yüklerinde %26’ya varan performans artışı sağlıyor. Xeon W-3500 ve W-2500 serisi işlemciler, ayrıca Intel vPro Enterprise teknolojisi sayesinde güvenlik ve uzaktan yönetim gibi kurumsal ihtiyaçlara da cevap veriyor.
Xeon W-3500 ve W-2500 işlemci serileri, 28 Ağustos 2024 itibarıyla HP, Dell ve Lenovo gibi büyük teknoloji firmalarından sipariş edilebilecek. Sistemlerin Eylül ayında kullanıcılara sunulması bekleniyor. İşlemcilerin fiyatları 609 dolardan başlayıp, serinin en üst modeli olan Xeon w9-3595X için 5.889 dolara kadar çıkıyor.
Türkiye, teknolojide atılım yapmak ve geleceğin dünyasında söz sahibi olmak için genç yeteneklere yatırım yapmaya devam ediyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Milli Teknoloji Akademisi, üniversite öğrencilerine yapay zeka, otonom sürüş ve çip tasarımı gibi kritik alanlarda uzmanlaşma fırsatı sunuyor.
Yapay zeka, çip tasarımı ve otonom sürüş teknolojileri eğitimi başlıyor
Milli Teknoloji Akademisi, gençlerin potansiyellerini en üst düzeye çıkarmalarını sağlayacak kapsamlı eğitimler sunuyor. Yapay zeka alanında veri işleme ve entegrasyon uzmanlığı, otonom sürüş teknolojileri alanında uzmanlık ve çip tasarımı alanında sayısal tasarım ve doğrulama uzmanlığı gibi programlar, sektörün gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli insan kaynağını yetiştirecek. Bu eğitimler, teorik bilgilerin yanı sıra pratik uygulamalar ve gerçek dünya projeleriyle de desteklenecek.
Programların en dikkat çekici yanlarından biri Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri ve sektör devlerinin iş birliğiyle yürütülüyor olması. Arçelik, BAYKAR, Cezeri, HAVELSAN, Huawei ve TÜBİTAK gibi alanında lider firmalar Milli Teknoloji Akademisi’ne destek vererek gençlerin en güncel bilgiler ve teknolojilere sahip olmasını sağlıyor.
Üniversite öğrencilerimize Milli Teknoloji Akademisi bünyesinde Yapay Zekâ, Otonom Sürüş Teknolojileri ve Çip Tasarımı alanlarında uzmanlık eğitimleri sunuyoruz. 🧑🏼💻👨🏻💻
Staj ve mentörlük desteği ile gençlerimizin edindikleri bilgileri sektörde uygulamalarına imkân tanıyoruz.👨💼👩💼… pic.twitter.com/3ERTJdU6CF
Eğitimler deneyimli akademisyenler ve sektör profesyonellerinden oluşan güçlü bir kadro tarafından veriliyor. Bu sayede öğrenciler hem akademik bilgi birikimlerini geliştiriyor hem de sektörün gerçekleriyle tanışma fırsatı yakalıyorlar.
Milli Teknoloji Akademisi sadece teorik eğitimlerle sınırlı kalmayıp öğrencilere staj ve mentörlük imkanı da sunarak onları geleceğe hazırlıyor. Sektörün önde gelen firmalarında staj yapma fırsatı bulan gençler teorik bilgilerini pratiğe dökerek, gerçek iş deneyimi kazanıyorlar.
Ayrıca alanında uzman kişilerden mentörlük desteği alarak kariyer hedefleri doğrultusunda kendilerini geliştirme imkanı buluyorlar. Bu sayede öğrenciler mezun olduktan sonra sektöre daha donanımlı bir şekilde adım atıyorlar.
Milli Teknoloji Akademisi’nin sunduğu bu programlar sadece gençlerin kariyerlerine değil, aynı zamanda ülkemizin teknolojik gelişimine de büyük katkı sağlayacak. Zira Türkiye’nin teknolojide lider ülkeler arasında yer alması için genç yeteneklerin bu fırsatı değerlendirmesi ve geleceğin teknolojilerini şekillendirmede aktif rol alması büyük önem taşıyor.
Bu değerli fırsattan yararlanmak isteyen gençlerin Türkiye, KKTC veya yurt dışındaki bir üniversitede öğrenci olmaları ve 4.00 üzerinden en az 2.00 not ortalamasına sahip olmaları gerekiyor. Lisans ve ön lisans öğrencilerinin yanı sıra, yurt dışında yüksek lisans veya doktora eğitimine devam eden Türk Vatandaşı veya Mavi Kart sahibi öğrenciler de programa başvurabiliyorlar. Son başvuru tarihi ise 16 Eylül 2024. Detaylı bilgi ve başvuru için milliteknolojiakademisi.gov.tr adresini ziyaret edebilirler.
Türk girişimi Vagon, bulut bilişim alanındaki çözümünü Unity ile entegre etti. Bu iş birliği çerçevesinde, Vagon’un Vagon Streams adlı ürünü artık Unity Editor için mevcut yerel uygulama eklentileri arasında yer alıyor. İşte konu hakkındaki en önemli detaylar…
Vagon ile Unity önemli bir işbirliğine imza attı
Kaliforniya merkezli Vagon, donanım kısıtlamalarını ortadan kaldırarak herkesin zengin ve sürükleyici deneyimlere ulaşmasını sağlama hedefiyle Unity ile ortaklık kurdu. Bu iş birliği, Vagon’u Unity’nin resmi çözüm sağlayıcılarından biri yaparak Sony ve Metamask gibi önemli isimlerle birlikte konumlandırıyor.
Türk girişimi ile Unity arasında oldukça önemli bir işbirliğine imza atıldı. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Vagon Streams, geliştiricilere oyunlar, mimari görselleştirme projeleri, sanal dünyalar ve araç yapılandırıcıları gibi grafik uygulamalarını RTX özellikli NVIDIA GPU’larıyla dünya çapında interaktif bir şekilde yayınlama imkanı sunuyor. NVIDIA ile olan mevcut iş birliği, en son donanımları geliştiriciler için erişilebilir kılarak mobil cihazlardan düşük donanım gücüne sahip bilgisayarlara kadar tüm cihazlarda yüksek performanslı görsel kalite sağlıyor.
Unity geliştiricileri, şirketin eklentisine Unity Asset Store üzerinden ulaşabilir ve yerli şirketin teknik uzmanlarıyla bir demo rezervasyonu yaparak daha fazla bilgi alabilirler. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Lütfen görüşlerinizi aşağıda bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Merakla bekliyoruz!
2017 yılından bu yana aralıksız sürdürülen Workup Girişimcilik Programı ile startupları destekleyen Türkiye İş Bankası, farklı dikeylerdeki girişimcilik programları ile ekosistemde özel olarak odaklanılacak alanlara katkı vermeye devam ediyor. Ülkemizin global rekabette avantaj elde ettiği bir dikey olan oyun teknolojileri alanında, oyun geliştiren startupları hızlandırmak ve ölçeklendirmek amacıyla oluşturulan Workup Gaming Programı’nın 2. dönemi için başvurular başladı.
INVEXEN hızlandırıcı partnerliğinde gerçekleşecek yeni dönemde startuplara oyun teknolojileri alanında eğitimler, iş geliştirme desteği, yatırımcılarla bir araya gelme ve yayıncılarla buluşma desteği sunulacak.
Programın hızlandırma partneri INVEXEN, kurumsal şirketleri girişimcilik ekosistemine entegre edecek hızlandırma ve kurum içi girişimcilik programlarını yönetmenin yanı sıra fon yönetimi ve danışmanlığı hizmetleri de sunuyor.
Ayrıca, programın yatırımcı paydaşları arasında Avrupa, Orta Asya ve Türkiye’de oyun yatırımları yapan Türkiye’nin en aktif oyun yatırım fonu WePlay Ventures ve yine Orta Asya, Doğu Avrupa ve Türkiye’de yatırımlar yapan DOMiNO Ventures da yer alıyor.
Oyun girişimcilerine geniş kapsamlı destek
Oyun girişimciliği alanında önemli bir etki yaratmayı hedefleyen Workup Gaming, seçilecek girişimlere yazılım, sanat ve tasarım eğitimleri, iş geliştirme eğitimleri, birebir mentorluk desteğiyle yatırım süreçlerine hazırlık, etkinliklere katılım ve uluslararası yatırımcı ve yayıncılara erişim gibi birçok imkân sağlıyor.
Global büyüme odağı ile hazırlanan program, Türkiye’deki oyun girişimlerinin büyümesini ve başarısını hızlandırmak için tasarlanmış benzersiz kaynaklar sunuyor.
İlk döneminde 10 girişimin mezun olduğu Workup Gaming Programı’nın 2. dönemi için başvurular, 15 Eylül’e kadar https://www.workup.ist/workup-gaming üzerinden yapılabiliyor.
Black Lotus Labs’ın araştırmasına göre, Volt Typhoon olarak bilinen bu grup, internet sağlayıcıları ve yönetilen hizmet sağlayıcıları tarafından kullanılan Versa Networks’ün Versa Director yazılımındaki bir zero-day (sıfırıncı gün) açığını istismar etti.
Zero-day açığı, yazılım üreticisinin bu güvenlik açığından haberdar olmadan önce saldırıya uğradığı anlamına gelir ve bu da hackerlar için önemli bir avantaj sağlar. Versa Director, ağ yapılandırmalarını yönetmek için kullanılan bir yazılımdır ve bu da onu hackerlar için kritik ve cazip bir hedef haline getirir.
Volt Typhoon grubu, özellikle iletişim ve telekom ağları gibi kritik altyapıları hedef alıyor. Uzmanlara göre, bu grup, ABD’nin Tayvan’a yönelik olası bir askeri müdahalesini engellemeyi amaçlıyor.
Hedef, başka ağlara geçiş için bir anahtar sağlamaktı
Black Lotus Labs’ın araştırmacıları, hackerların hedefinin, kurbanların kimlik bilgilerini çalarak bu bilgileri başka ağlara sızmak için kullanmak olduğunu belirtti. Hackerlar, Versa sunucularını, diğer ağlara geçiş noktası olarak kullanmak amacıyla hedef aldı.
Araştırmayı yürüten güvenlik uzmanı Mike Horka’ya göre, bu saldırılar sadece telekom sektörünü değil, aynı zamanda yönetilen hizmet sağlayıcıları ve internet servis sağlayıcılarını da etkiledi. Horka, ABD’de iki internet sağlayıcısı, bir yönetilen hizmet sağlayıcısı ve bir BT sağlayıcısı olmak üzere dört kurbanın ve Hindistan’da bir internet sağlayıcısının bu saldırıdan etkilendiğini tespit etti.
Versa Networks, açığın tespit edilmesinin ardından acil bir yama yayınladığını ve sorunun giderildiğini açıkladı. Versa’nın Pazarlama Müdürü Dan Maier, Haziran ayı sonunda kendilerine bildirilen bu açığın ardından hızlıca bir yama geliştirildiğini belirtti.
Ayrıca, ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), bu zero-day açığını bilinen güvenlik açıkları listesine ekledi ve federal kuruluşlar için önemli bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.
Bu iş birliği, Meta’nın karbon ayak izini azaltma çabalarına katkı sağlamak amacıyla Sage Geosystems’in sağladığı jeotermal enerjiyi kullanacak. Facebook’un ana şirketi olan Meta, bu projenin, jeotermal enerjinin daha önce kullanılamadığı bölgelerde devreye alınacak bir ilk olduğunu belirtti.
Proje, Meta’nın veri merkezi büyümesini desteklemek için 150 MW’a kadar yeni jeotermal enerji üretmeyi hedefliyor ve ilk aşamanın 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Anlaşmanın finansal detayları açıklanmadı, ancak Meta’nın mevcut yenilenebilir enerji projelerine kıyasla bu küçük bir program olarak görülüyor.
Meta, toplamda 12.000 MW’dan fazla yenilenebilir enerji için anlaşma imzaladığını ve kendisini dünya genelinde en büyük kurumsal yenilenebilir enerji alıcılarından biri olarak tanımlıyor.
Bakanlık, teknolojiye yönelik altı farklı projeye 21 milyon dolar destek sağlayacak
Meta ve Sage Geosystems arasındaki anlaşma, ABD Enerji Bakanlığı’nın Washington’da düzenlediği jeotermal enerji zirvesinde duyuruldu. Bakanlık, teknolojiye yönelik altı farklı projeye 31 milyon dolara kadar fon sağlayacağını açıkladı. Ancak, Meta ve Sage Geosystems’in çalışması şu an için hükümetten herhangi bir mali destek almayacak.
Houston merkezli Sage Geosystems, bu anlaşmanın, ABD genelinde ve dünya çapında jeotermal enerjinin uygulanabilir bir yenilenebilir enerji kaynağı olarak potansiyelini gösterdiğini belirtti. Şirket, kendi patentli jeotermal sistem teknolojisinin jeotermal enerjiyi neredeyse her yerde erişilebilir kıldığını iddia ediyor. Geleneksel olarak California, Nevada ve Utah’ta kullanılan jeotermal enerji, Sage’in teknolojisi sayesinde daha geniş bir coğrafyada kullanılabilir hale geliyor.
Meta, bu projeyi, tesislerini desteklemek ve daha temiz ve güvenilir bir enerji ağına geçişi hızlandırmak için yaptığı yatırımlar arasında gösteriyor. Şirket, bu proje ile yenilikçi ve sürdürülebilir enerji çözümlerine olan ihtiyacı vurguluyor.
ABD Enerji Bakanı Jennifer M. Granholm, jeotermal enerjinin kullanımının genişletilmesinin, ABD’nin temiz enerji devriminde ileriye doğru ilerlemesine olanak sağlayacağını belirtti.
Jeotermal enerji, ABD genelinde şu anda yaklaşık dört gigawatt elektrik üretiyor. Ancak, yeni nesil jeotermal sistemlerin 2050 yılına kadar ABD enerji ağına en az 90 gigawatt güç sağlayabileceği öngörülüyor. Bu da yaklaşık 65 milyon eve yetecek kadar enerji anlamına geliyor.
Girişim hızlandırma programı ve Koç Üniversitesi’nin Girişimcilik Merkezi KWORKS, Erken aşama girişimlere yapılan yatırımlarla ekosistemin gelişimine katkıda bulunmak, yüksek getirili alternatif yatırım fırsatlarını değerlendirmek ve başarı hikayelerinin paydaşı olmak isteyen, yüksek net değerli yatırımcıları, seri girişimcileri, üst düzey yöneticileri ve emekliyöneticileri hedefleyen, KWORKS Angel Investor Accelerator hızlandırma programını duyurdu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Koç Üniversitesi Girişimcilik Merkezi KWORKS Direktörü Dr. Mahmut N. Özdemir, “Girişim yatırımcılığı, doğru yapıldığı zaman hem yatırımcısına hem de girişimlere önemli kazançlar sağlayan bir yatırım yöntemi olarak, konvansiyel yatırım yöntemlerine önemli bir alternatif oluyor. Türkiye’de melek yatırımcı olmaya uygun çok kişi olmasına rağmen, belli başlı ağlardaki melekler dışında melek yatırımcı sayımızda istikrarlı bir artış yakalayamadık. Onlarca girişime iş fikrini hayata geçirme sürecinde destek olan KWORKS olarak, KWORKS Angel Investor Accelerator programımızla bu kez melek yatırımcılık metodolojisinin akademik ve uygulamalı hızlandırma programını sunuyoruz” dedi.
Koç Üniversitesi Girişimcilik Merkezi KWORKS Direktörü Dr. Mahmut N. Özdemir
Türkiye en çok tohum öncesi yatırım yapılan ikinci ülke
Startups.watch’un yayımladığı 2024 ilk yarı raporu, TÜBİTAK BiGG fonu yatırımlarıyla birlikte, Türkiye’nin Avrupa’da en çok tohum öncesi yatırım turu gerçekleştirilen ikinci ülke olduğunu gösterdi. Bu dönemde 142 turda yapılan yatırımın büyüklüğü 7 milyon dolar olarak ölçüldü. Rapora göre ülkemizde 26 melek yatırımcı ağı ve bakanlık tarafından akredite 576 aktif yatırımcı olduğunu kaydeden Dr. Mahmut N. Özdemir, “Eylül ayından itibaren yüksek net değerli bireylerin, üst düzey yöneticilerin, seri girişimcilerin, emekli yöneticilerin ve melek yatırımcı olarak ekosisteme dahil olmak isteyen diğer kişilerin başvurularını toplayacağız. Melek yatırımcı hızlandırma programına seçilen katılımcılar, bir ay boyunca eğitimlere, seminerlere katılacak; simülasyon deneyimleriyle alıştırma ve vaka çalışmaları yapacak. Ayrıca yatırımcı adayları KWORKS girişimleriyle tanışma ve görüşme imkanı bulacak. Süreç sonunda demo günü ve networking etkinliğiyle, hem girişimlerin hem de yatırımcıların yararlandığı uçtan uca bir programı tamamlamış olacağız” diye konuştu.
Güçlü bir yatırım ekosistemi gerekiyor
KWORKS – Koç Üniversitesi Girişimcilik Merkezi’nin hızlandırma programlarından mezun girişimlerden 35’ten fazlasının yatırım turu süreçlerinde olan, 6 yıl içinde KWORKS’ün girişim yatırımları portföy değerini 100 milyon dolara çıkaran, Koç Üniversitesi’ndeki 14 yıllık akademik ve idari kariyerinde Strategic Entrepreneurship Journal ve Strategic Management Journal gibi akademik dergilerde bilimsel yayınları olan Dr. Mahmut N. Özdemir, değerlendirmelerine şu cümlelerle devam etti:
“Türkiye’den başarılı teknoloji girişimleri çıkarabilmek için yatırım ekosistemimizin de güçlü olması gerekiyor. Nasdaq’da en iyi performans gösteren teknoloji şirketlerinin neredeyse hepsi, kuruluş aşamasında melek yatırımcılar tarafından desteklenmiş. KWORKS olarak hızlandırma programımızla ekosisteme kazandıracağımız yeni melek yatırımcılar, eğitimin sonunda sağlam yatırım kararları alabilmek için bir yatırım tezine sahip olacak. Kanıtlanmış metodolojileri kullanarak bir girişimin yatırım ve pazar potansiyelini hesaplayan, gelecek vaat eden erken aşama girişimleri nasıl belirlemeleri gerektiğini öğrenen yatırımcılar, KWORKS girişimlerini tanıyarak ilk yatırımlarıyla ekosisteme hızlı bir giriş yapma şansı da bulacak” ifadelerini kullandı.
Kurumsal yatırımcılara özel içerikler
2015’ten bu yana Şişli yerleşkesinde girişimcilere yol gösterici destekler sunan KWORKS – Koç Üniversitesi Girişimcilik Merkezi tarafından, KWORKS Direktörü Dr. Mahmut N. Özdemir’in sunumuyla gerçekleştirilecek hızlandırma programı için başvurular, eylül ayında başlayacak. 20 katılımcının seçileceği hızlandırma programı bireysel yatırımcı adaylarını hedeflese de, kurumsal yatırımcıların ilgisine göre özel içerikler de hazırlanacak.
Program sonunda katılımcıların teknoloji girişimlerinin neye benzediğini, bir teknoloji girişimine yatırım yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, değerleme sürecinin ve sözleşme müzakerelerinin inceliklerini öğreneceklerini belirten Dr. Mahmut N. Özdemir, değerlendirmelerini şu ifadelerle sonlandırdı: “KWORKS olarak imza attığımız KWORKS Angels hızlandırma programı sürdürülebilir ve ölçeklenebilir teknoloji girişimlerinin yatırımcı ağını genişletirken, yatırım iştahına sahip yüksek net değerli melek yatırımcıları da ekosisteme dahil edecek. Günün sonunda tüm paydaşlar için ortak değer oluşturulacak. Melek yatırımcılığa ilgi duyan herkesi KWORKS’u takip etmeye ve melek yatırımcı hızlandırma programımıza başvurmaya davet ediyoruz.”
2016 yılında kurulan ve tekne sahipleri ile tekne kiralamak isteyenleri bir araya getirerek güvenli ve kolay rezervasyon deneyimi sunmayı hedefleyen Türkiye’nin ilk ve tek yüzde yüz online tekne kiralama platformu viravira.co, yeni yatırım turunu başarıyla tamamladı. viravira.co’nun 4. yatırım turuna ABD merkezli yatırım network’ü Sharks & Partners yatırımcılarından Mehmet Çelikol, Trio Deniz Yönetim Kurulu ve Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkanı Murat Bekiroğlu ve Garanti BBVA Mortgage eski CEO’su Erhan Şatana gibi isimler katıldı.
Yatırımla ilgili açıklamalarda bulunan viravira.co Kurucu Ortağı ve CEO’su Baran Yıldırım şunları söyledi: “4. yatırım turumuzu başarıyla tamamladık. İlk turumuzu 2019 yılında gerçekleştirmiştik. 2020 yılında mevcut ortaklarımızla devam yatırımı yaptık. Üçüncü turda ise LEAP Investment öncülüğünde yatırım aldık. Son olarak, gerçekleştirdiğimiz Seri A öncesi köprü yatırım turunu ise Sharks & Partners’ın liderliğinde başarıyla tamamladık. viravira.co istikrarlı bir şekilde her yıl tüm metriklerinde büyüme kaydetti. Geçtiğimiz günlerde önemli bir eşiği daha aştık ve Türkiye’deki kayıtlı kullanıcı sayımızı 75.000 seviyesinin üzerine çıkardık. Bu istikrarlı büyüme 4 yatırım turunu başarıyla tamamlamamızı sağladı. Bu turda aramıza katılan yatırımcılarla e-ticaret ve yat turizmi sektörüne ilişkin know-how’ımızı daha da artırdık ve önümüzdeki sene yapmayı planladığımız Seri A yatırım turumuz için network’ümüzü daha da genişlettik.”
Yeni yatırım yapa zeka dönüşümünde kullanılacak
Aldıkları bu yeni yatırımı halihazırda devam eden yapay zeka dönüşümünde kullanacaklarını belirten Yıldırım sözlerine şöyle devam etti: “Yapılan araştırmalar yapay zekanın en çok etki edeceği sektörler arasında turizm sektörünün de olduğunu gösteriyor. Turizm sektörü içerisinde ise modere edilen pazar yerleri / platformlarda yapay zekanın ciddi uygulamaları var. Yapay zeka özellikle moderasyon sürecindeki tüm sürtünmeleri ortadan kaldırarak üye işyerleri ve misafirler arasındaki kesintisiz iletişimin önünü açıyor. Aynı zamanda çoklu dil desteği ve içerik yönetim süreçlerini çok kolaylaştırıyor ve buralardaki yüksek maliyetleri ciddi anlamda azaltıyor. Böylelikle farklı pazarlarda çok ucuza yerelleşme imkanı sunuyor. Yapay zekanın etkin kullanımı ile hem dönüşüm oranımızı artırmaya, hem de uluslararası arenada büyümeye devam edeceğiz. Hedefimiz önümüzdeki 18 ay içerisinde dil desteği sayısını 7’den 30’un üzerine, ilan listelenen ülke sayısını 60’tan 100’e ve platformda kayıtlı tekne sayısını 12.000’den 25.000’e taşımak. Bizim için bir diğer önemli başlık da B2B satış kanalları. 2024 yılı başında Türkiye’nin en köklü turizm şirketlerinden Setur ile çalışmaya başladık. Artık Setur uygulaması ve websitesi üzerinden viravira.co ürünlerine erişilebiliyor. Yine 2024 yılı içerisinde, dünyanın en büyük kart şeması firmalarından Visa kullanıcılarına avantajlar da sunmaya başladık. Türkiye özelinde başlayan Visa iş birliği şu an ABD, Avrupa ve Körfez Bölgesi’ni de içerisine alacak şeilde genişletiliyor. Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin lider turizm şirketlerinden biriyle daha yapmış olduğumuz işbirliğimizi duyuracağız.”
Son dönemdeki en iyi yatırımlarımızdan
viravira.co yatırım turuna liderlik eden Sharks & Partners yatırımcısı Mehmet Çelikol ise şunları söyledi: “Sharks & Partners olarak yatırım kararlarımızda oldukça seçici davranıyor ve bu kararları geliştirdiğimiz algoritma ile tamamen analitik yöntemlerle gerçekleştiriyoruz. viravira.co oldukça yüksek bir puan alarak son dönemdeki en iyi yatırımlarımızdan. İş modelinin netliği, girişimcilerin deneyimi ve ekibin yüksek icra kabiliyeti en öne çıkan kıymetlerden. viravira.co’nun çok önemli bir global oyuncu olma yolundaki hamleleri de bizleri heyecanlandırıyor. Lüks olarak algılanan tekneciliğin viravira.co ile giderek daha erişilebilir olacağını ve yaygınlaşacağını öngörmekteyiz. Yat turizmi alanındaki ilk yatırımımız olduğu için de ayrıca mutluyuz. viravira.co ailesinin pruvası neta, dümeni viya, rüzgarı kolay olsun.”
viravira.co Hakkında
2016 yılında kurulan viravira.co ilan verenler ile son kullanıcıları bir araya getiren, Türkiye’nin yüzde yüz online, ilk ve tek tekne kiralama ve deniz deneyimleri platformudur. Yat kiralama sektörünü bir çatı altında toplayan, sektörün şeffaflaşması ve daha güvenli hale gelmesi konusunda da önemli adımlar atan firma, kurulduktan kısa süre sonra tekne sayısı, ciro ve trafik anlamında sektörün lider oyuncusu oldu. Akdeniz çanağı başta olmak üzere 60 ülke ve 1.400 farklı lokasyonda demirli 12 bin tekneyi portföyüne dahil eden viravira.co, bu ilanları Miles&Smiles, Turkcell Platinum ve Hopi gibi sadakat platformlarında, sosyal mecralarda ve arama motorlarında ön plana çıkarmaktadır. viravira.co, deniz turizmini, seyahat severler için önde gelen tatil seçeneği yapmak ve onların ilan sahipleri ile güvenli ve kolay bir şekilde iletişime geçebilmesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Yönetim, ABD’de şu anda halka açık olarak erişilebilen 192.000’den fazla şarj noktası bulunduğunu ve her hafta yaklaşık 1.000 yeni şarj cihazının hizmete girdiğini belirtti. 2021’in başlarında, Başkan Joe Biden göreve geldiğinde, bu sayı yaklaşık 100.000’di.
ABD’de elektrikli araçların benimsenmesindeki yavaş ilerleme genellikle yetersiz şarj altyapısına bağlanıyor. EV sahipleri, yapılan anketlerde seyrek bulunan şarj istasyonları veya arızalı ekipmanları en büyük sorunlar arasında gösteriyor. Ancak son yıllarda şarj deneyimi, çevrimiçi hale gelen binlerce yeni şarj cihazıyla birlikte iyileşme gösterdi.
Biden, 2030 yılına kadar 500.000 şarj cihazı kurma sözü vererek EV satışlarını artırmayı hedefliyor. Bu hedef doğrultusunda, iki partili altyapı yasasında şarj altyapısını genişletmek için 7,5 milyar dolar ayrıldı. Ancak süreç yavaş ilerliyor; Mart ayında Washington Post, yönetimin Ulusal Elektrikli Araç Altyapısı (NEVI) programı kapsamında sadece yedi şarj istasyonunun 38 bağlantı noktasıyla açıldığını bildirdi.
30 eyalete 521 milyon dolarlık hibe verilecek
Bugün, yönetim 30 eyalete daha fazla şarj istasyonu kurulması için ek 521 milyon dolar hibe vereceğini duyurdu. Bu ödüller, ilk fonlama turunu kaçıran ve ikinci tur için yeniden başvuran eyalet programlarına verilecek. Elektrifikasyon Koalisyonu’na göre, fon alan projelerin çoğu, kırsal bölgeler, dezavantajlı topluluklar ve çok birimli konutlar için şarj erişimi yaratmaya odaklanıyor. Federal Karayolu İdaresi’ne göre, bu fonlama ABD genelinde “9.200’den fazla” yeni şarj noktası oluşturulmasına katkı sağlayacak.
Örnek olarak, California Ulaştırma Bakanlığı’na, 2.500 mil boyunca otoyollarda hem EV şarjı hem de hidrojen yakıt ikmali için 102 milyon dolar verilecek. Maryland Temiz Enerji Merkezi, kırsal, kentsel ve dezavantajlı topluluklarda EV şarjı için 33 milyon dolar alacak.
Bu yeni fon desteği, birçok otomobil üreticisinin, beklenenden yavaş seyreden EV satışları nedeniyle modelleri iptal etmesi veya zaman çizelgelerini uzatmasıyla birlikte geliyor. Elektrikli araç satışları hâlâ artış gösterse de, uygun fiyatlı modellerin eksikliği ve devam eden şarj sorunları, büyümeyi yavaşlatmaya devam ediyor.
ChatGPT’nin arkasındaki dev teknoloji firması OpenAI, 100 milyar doları aşan bir değerleme ile yeni bir yatırım turuna girmeye hazırlanıyor. Bu devasa değerleme, OpenAI’nin önceki 86 milyar dolarlık değerlemesini gölgede bırakıyor ve şirketi, tarihin en yüksek değerlemeye sahip yapay zeka girişimi yapacak.
Thrive Capital, OpenAI’nin önceki destekçilerinden biri olarak bu yatırım turuna öncülük edecek ve yaklaşık 1 milyar dolar yatırım yapacak. Microsoft’un da bu turda yer alması bekleniyor. Microsoft’un dışında hangi firmaların bu tura katılacağı belirsizliğini koruyor. OpenAI’nin diğer mevcut destekçileri arasında Khosla Ventures, Infosys ve Y Combinator bulunuyor.
Bu finansman, OpenAI’nin Ocak 2023’te Microsoft’tan aldığı neredeyse 10 milyar dolarlık yatırımın ardından en büyük dış kaynak enjeksiyonu olacak.
OpenAI‘nin bu paraya ihtiyacı var. WSJ’nin raporuna göre, şirketin yıllık geliri bu yılın başlarında 3,4 milyar doları aştı. Ancak, The Information’ın bildirdiğine göre, OpenAI bu yıl sonunda neredeyse 5 milyar dolar zarar etmeye hazırlanıyor ve şirket, yapay zeka eğitimi ve personel giderleri için şimdiye kadar 8,5 milyar dolar harcadı.
Güney Kore merkezli pil ve elektronik malzeme üreticisi Samsung SDI, General Motors (GM) ile birlikte 3.5 milyar dolarlık bir elektrikli araç pil fabrikası kurma planını duyurdu. İşte konu hakkındaki en önemli ayrıntılar…
Samsung SDI ile GM, önemli bir işbirliğine imza atıyor
Samsung SDI ve General Motors, 2023 yılının Nisan ayında duyurdukları anlaşmayı bugün itibariyle sonuçlandırdılar. Ortaklaşa kurulacak fabrika, ABD’nin Indiana eyaletinde yer alacak ve 2027 yılında üretime başlaması hedefleniyor. Fabrikanın ilk yıllık üretim kapasitesi 27 gigawatt saat (GWh) olacak, ancak genişleme planları çerçevesinde bu kapasitenin 30 gigawatt saate çıkarılması öngörülüyor.
Samsung SDI ile GM, önemli bir işbirliğine imza attı
GM Pil Hücresi ve Paketi Başkan Yardımcısı Kurt Kelty, Samsung SDI CEO’suyla birlikte pil ortak girişimini tamamlamak için bir araya geldiklerini belirtti. Kelty, “Fabrika, prizmatik hücreler üreterek 36 GWh’ye kadar genişleme kapasitesine sahip olacak. Bu pil teknolojisi portföyümüze eklenecek ve performansımızı artırmamıza ve maliyetleri düşürmemize yardımcı olacak.” şeklinde konuştu.
Samsung SDI hisseleri sabah işlemlerinde %3.2 oranında bir artış gösterdi. ABD’li General Motors, Indiana’daki fabrikasında hem nikel açısından zengin prizmatik hücreler hem de silindirik hücreler üretmeye yönelik üretim hatlarına sahip olmayı planlıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Lütfen düşüncelerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Görüşleriniz bizim için çok değerli.
Google’ın yapay zeka araştırma birimi olan DeepMind‘ın yaklaşık 200 çalışanı, şirketin askeri müşterilere yapay zeka teknolojisi sağlamayı durdurmasını talep etti. Çalışanlar, bu yılın başlarında Google’ın üst yönetimine bir mektup göndererek, yapay zekanın zararlı veya savaş amaçlı uygulamalarda kullanılmasına dair endişelerini dile getirdi. Ancak, yöneticilerin bu endişeleri henüz yanıtlamadığı ve gidermediği bildiriliyor. DeepMind askeri kullanımlara karşı çıktığını belirtti.
Mektubu imzalayan çalışanlar, DeepMind’ın toplam iş gücünün yaklaşık %5’ini oluşturuyor. Bu oran küçük görünse de, Google çalışanları arasında yapay zekanın askeri amaçlarla kullanılmasına yönelik artan bir kaygıyı temsil ediyor. DeepMind askeri kullanımlara dair endişeler büyüyor. Google’ın yapay zeka ilkeleri, teknolojinin potansiyeli konusunda iyimserlik sunarken, zarar verme olasılığı olan veya zarar verme ihtimali bulunan uygulamalardan kaçınılacağını açıkça belirtiyor. Bu ilkeler, doğrudan veya dolaylı olarak yaralanmaya neden olacak silahların veya diğer teknolojilerin geliştirilmesini ve uluslararası anlaşmaları ihlal eden gözetim uygulamaları için yapay zeka çözümlerini yasaklıyor.
Project Nimbus ve askeri iş birlikleri
DeepMind çalışanlarının mektubu, Google’ın son dönemdeki askeri kuruluşlarla olan iş birliklerini eleştiriyor. Özellikle, Google’ın İsrail Savunma Bakanlığı ile “Project Nimbus” adlı iş birliği kapsamında yürüttüğü iddia edilen ilişkiler dikkat çekiyor. Project Nimbus kapsamında Google’ın, İsrail ordusuna bulut bilişim yetenekleri ve yapay zeka hizmetleri sağladığı iddia ediliyor. Mektupta, İsrail’in Gazze’deki saldırılarda hedef belirlemek için yapay zeka kullandığına dair suçlamalara da yer veriliyor. DeepMind askeri kullanımlara yönelik endişeleri desteklediğini belirtti.
Google’ın yanıtı ve tepkiler
Resmi olarak, Google Project Nimbus‘un askeri iş yükleri, silahlar veya istihbarat servisleri ile bağlantısı olmadığını belirtti. Ancak bazı kaynaklar, bu açıklamanın “öylesine belirsiz ki, ne anlama geldiğini kimse bilmiyor” şeklinde yorumladı. Google’ın askeri yapay zeka teknolojileri üzerindeki çalışmaları, şirketin kendi etik ilkeleriyle çeliştiği ve çalışanlar arasında giderek artan bir endişeye neden olduğu için tartışmaların odağında yer alıyor. Özetle, DeepMind askeri kullanımlara yönelik politikaların değiştirilmesini talep etti.
Elektrikli araçların ve diğer yenilenebilir enerji teknolojilerinin çevre dostu olduğu sıkça vurgulansa da, lityum üretiminin çevresel etkileri göz ardı edilemez. Ancak, Stanford Üniversitesi’nden bilim insanları, bu soruna çözüm olabilecek devrim niteliğinde bir yöntem geliştirdi. Yeni yöntem, lityum üretimini yüzde 50 daha ucuz ve çevre dostuhale getiriyor.
Geleneksel lityum çıkarma yöntemleri büyük miktarda su, enerji ve arazi kullanırken, çevresel etkileri de beraberinde getiriyor. Şili ve Bolivya gibi lityum açısından zengin bölgelerde yapılan çıkarma işlemleri, genellikle geniş buharlaşma havuzlarını ve uzun süreçleri gerektiriyor. Bu yöntemlerle bir ton lityum çıkarmanın maliyeti yaklaşık 9.100 dolar. Ayrıca, büyük miktarda su kullanımı çevresel riskler doğuruyor.
Stanford Üniversitesi’nden malzeme bilimi ve mühendislik profesörü Yi Cui’nin liderliğindeki araştırma ekibi, “redoks-çift elektrodiyalizi” (RCE) adı verilen yeni bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem, lityumu düşük konsantrasyonlu sudan katı hal elektrolit membranından geçirerek yüksek konsantrasyonlu bir çözeltiye taşır ve bu süreçte elektrik kullanır. RCE yöntemi, mevcut yöntemlerden on kat daha az elektrik tüketirken, lityum seçiciliğinde neredeyse yüzde 100 verimliliksağlıyor. Ayrıca, maliyetler 3.500 ila 4.400 dolar aralığına düşürülüyor ve büyük buharlaşma havuzlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırarak çevresel etkileri azaltıyor.
Yeni teknolojinin, hızla artan lityum talebini karşılayıp karşılayamayacağı, ölçeklenip ölçeklenemeyeceği ve deniz suyu gibi alternatif kaynaklardan uygulanabilirliği ise henüz belirsiz. Ancak, RCE yöntemi, lityum çıkarımında büyük bir değişim potansiyeline sahip ve bu alandaki en umut verici yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor.
Güney Kore, elektrikli araçlar için yeni bir “batarya sertifikası” zorunluluğu getiriyor. Bu karar, ülkede yaşanan bir Mercedes EQE yangını sonrası alınmış olsa da, hangi batarya markalarının yangın riski taşıdığına dair kesin verilerin olmaması nedeniyle etkinliği konusunda endişeler bulunuyor.
Güney Kore, elektrik araçlar konusunda önemli bir adım atıyor
Geçtiğimiz haftalarda Güney Kore’de bir apartmanın kapalı otoparkında bulunan bir Mercedes EQE elektrikli araç alev aldı ve bu olayda 140 araç zarar gördü, 1600 hanede elektrik ve su kesintisi yaşandı. Bu üzücü olayın ardından hükümet, elektrikli araçlara yönelik denetimleri artırma kararı aldı.
Bu çerçevede, batarya üreticilerinin tedarikçilerini açıklamaları ve yeni bir batarya sertifikasyon programı başlatmaları zorunlu hale gelecek. Bu düzenlemenin 2025’in Şubat ayında yürürlüğe girmesi planlanmıştı, ancak bu yılın Ekim ayında uygulanmaya başlanacak. Üreticiler, ürünlerinin yerel güvenlik standartlarına uygunluğunu doğrulamak için Ulaştırma Bakanlığı’ndan onay almak zorunda kalacak. Bu süreç daha önce isteğe bağlıydı.
Ayrıca, üreticiler bataryalarının menşei hakkında bilgi vermek zorunda olacak. Ancak endüstri kaynaklarına göre, yerel batarya üreticileri bu düzenlemeye karşı çıkmadı, ancak bataryaların elektrikli araç yangınlarının sebebi olarak hemen suçlanmaması gerektiğini belirttiler. Hangi batarya markalarının daha fazla yangın riski taşıdığına dair kesin verilerin olmaması nedeniyle, bu bilgilendirmenin tüketicilere yardımcı olup olmayacağı konusunda endişeler mevcut.
Kore JoongAng Daily, elektrikli araç güvenliğini artırmak için daha fazla önlem alınacağını bildiriyor. 2024 sonuna kadar, aşırı ısınmayı önleyen akıllı şarj cihazlarının sayısının 90 bine çıkarılacağı belirtiliyor. Ayrıca, yer altı otoparklarına yeni ıslak borulu sprinkler sistemlerinin kurulması gerekecek.
Geçen hafta, bataryası %90’ın üzerinde dolu olan elektrikli araçların yer altı otoparklarına girişinin engellenmesine dair kurallar hazırlandı. Ayrıca, Seul’deki hızlı şarj istasyonlarının da bir elektrikli aracı %80 kapasitenin üzerinde şarj etmesini engelleyecek şekilde düzenlenebileceği belirtiliyor.
Rice mühendislerinin yeni yapay zeka sistemi, yollarda gerçek zamanlı su baskını tespitini geliştiriyor. OpenSafe Fusion, hızla değişen yol koşullarını algılamak için mevcut bireysel raporlama mekanizmalarından ve kamusal veri kaynaklarından yararlanıyor.
Yapay zeka su baskını ile mücadele ediyor
ABD’de sel kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni yol kazaları olmasına rağmen, yeterli sel raporlama araçlarının bulunmaması yol koşullarının gerçek zamanlı olarak değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Trafik kameraları, su seviyesi sensörleri ve sosyal medya verileri gibi mevcut araçlar su baskınlarının gözlemlenmesini sağlayabilir. Ancak, bunlar genellikle öncelikli olarak yollardaki su baskını koşullarını algılamak için tasarlanmamıştır ve birlikte çalışmazlar.
Sensörlerden oluşan bir ağ, sel seviyelerine ilişkin farkındalığı artırabilir, ancak bunları büyük ölçekte işletmek maliyetlidir. Rice Üniversitesi mühendisleri bu soruna olası bir çözüm geliştirdiler: OpenSafe Fusion adı verilen otomatik bir veri birleştirme çerçevesi. Veri Füzyonu Kullanılarak Hareketlilik için Açık Kaynaklı Durumsal Farkındalık Çerçevesi’nin kısaltması olan OpenSafe Fusion, giderek daha sık görülen kentsel sel olayları sırasında hızla değişen yol koşullarını algılamak için mevcut bireysel raporlama mekanizmalarından ve kamuya açık veri kaynaklarından yararlanır.
Rice’ın Stanley C. Moore Mühendislik Profesörü ve İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Jamie Padgett, inşaat ve çevre mühendisliği alanında doktora sonrası araştırmacı olan Pranavesh Panakkal ile birlikte, Reliability Engineering & System Safety dergisinde yayınlanan ” Yollarda daha fazla göz: Kamuya açık veri kaynaklarından alınan gerçek zamanlı gözlemleri birleştirerek su basmış yolları algılama ” başlıklı araştırma çalışmalarında otomatik veri sistemi için kapsamlı bir çerçeve geliştirmeden önce Houston’daki dokuz kaynaktan gelen verileri analiz etti.
Padgett, “Su basmış yolları doğrudan gözlemleyen kaynaklar sınırlı olsa da, kent merkezleri su baskınlarını veya yol koşullarını doğrudan veya dolaylı olarak gözlemleyen kaynaklarla dolu” dedi. Padgett ve Panakkal, gerçek zamanlı kaynaklardan gelen bilgileri birleştiren otomatik bir sistemin, yeni sensörlere önemli bir yatırım yapmadan sel durum farkındalığında devrim yaratabileceği hipotezini ortaya attılar.
Toyota iki yılda beşinci büyük siber güvenlik ihlaliyle karşı karşıya kaldı. Bir hacker grubunun şirketin iç sistemlerinden 240 GB hassas veri çaldığı bildirilmesinin ardından Toyota yeniden gündemde. Toyota, bir tehdit grubunun şirketin iç sistemlerinden çalınan 240 GB’lık veriyi yeraltı bir bilgisayar korsanlığı forumunda listelemesinin ardından ağının ihlal edildiğini doğruladı.
Toyota siber sorunlar ile mücadele ediyor
Japon otomobil üreticisi, 19 Ağustos’ta ZeroSevenGroup adlı bir tehdit kolektifinin, şirketin ABD şubelerinden birine sızdığını açıklamasının ardından sistemlerinin tehlikeye girdiğini kabul etti. ZeroSevenGroup’a göre, önbelleğin şirketin çalışanları ve müşterilerine ait finansal bilgiler, e-postalar, fotoğraflar, veri tabanları ve ağ altyapısı gibi hassas kişisel bilgileri içerdiği belirtiliyor.
Grubun ele geçirdiği sistem hakkında ve saldırganların Toyota’nın dahili sistemini ele geçirip geçirmedikleri veya bağımsız bir üçüncü taraf aracılığıyla erişim sağlayıp sağlamadıkları konusunda hala spekülasyonlar var.
Toyota yaptığı açıklamada: “Toyota Motor North America bu faaliyetin konusu değildi. Bildirilenlerin aksine, sistemlerimiz ihlal edilmedi veya tehlikeye atılmadı. Alıntı yapılan gönderi, Toyota olarak yanlış tanıtılan üçüncü taraf bir kuruluşla ilgili görünüyor. Toyota siber güvenliği çok ciddiye alıyor ve ilgili kişilerin endişelerini gidermek için çalışacağız” dedi.
Saldırganlar, etkilenen sistemin Active Directory’sinden kritik ağ altyapısına ait kimlik bilgileri de dahil olmak üzere büyük miktarda bilgiyi hızla tespit edip çıkarmak için ADRecon aracını kullandı. Synopsys Yazılım Bütünlüğü Grubu Kıdemli Güvenlik Danışmanlık Yöneticisi Akhil Mittal, ADRecon’un kullanımının mevcut siber tehditlerin ne kadar karmaşık olduğunu gösterdiğini söyledi.
Mittal: “Hackerların Toyota’nın sistemlerine girmek için ADRecon gibi bir araç kullanması, siber tehditlerin ne kadar gelişmiş hale geldiğini gösteriyor. ADRecon bir şirketin ağına derinlemesine girebilir ve oldukça endişe verici olan çok sayıda ayrıntılı bilgi çıkarabilir. Bu yalnızca Toyota’nın sorunu değil. Geleneksel güvenlik önlemlerinin artık yeterli olmayabileceğini gösteriyor. Bu karmaşık tehditlerin önünde kalmak için proaktif, istihbarat odaklı bir yaklaşıma geçmemiz gerekiyor. Bu, daha iyi tehdit tespitine yatırım yapmak, düzenli güvenlik değerlendirmeleri yapmak ve sağlam bir olay müdahale planına sahip olmak anlamına geliyor” dedi.
Geçtiğimiz haftalarda Güney Kore’de yaşanan trajik bir olay, ülkedeki elektrikli araç güvenliği ile ilgili önemli değişikliklere neden oldu. Seul’de bir apartmanın kapalı otoparkında park halinde bulunan bir Mercedes EQE model elektrikli araç alev aldı. Bu yangın, yalnızca araçta değil, aynı zamanda 140 diğer araçta da hasara yol açarak, 1600 hanenin elektrik ve su hizmetlerinin kesilmesine sebep oldu. Bu olay, Güney Kore hükümetini elektrikli araçlara yönelik denetimleri artırmaya zorladı.
Hükümetin bu kapsamda attığı önemli adımlardan biri, batarya sertifika programı oldu. Elektrikli araç üreticileri, tedarik ettikleri bataryaların menşei hakkında bilgi vermek ve ürünlerinin yerel güvenlik standartlarına uygunluğunu doğrulamak amacıyla Ulaştırma Bakanlığı’ndan onay almak zorunda kalacak. Normalde 2025 yılının Şubat ayındayürürlüğe girmesi planlanan bu düzenleme, son olayın ardından 2024 yılının Ekim ayına çekildi.
Bu yeni düzenleme, üreticilerden batarya tedarikçilerini açıklamalarını ve yeni sertifikasyon süreçlerine uymalarını zorunlu kılıyor. Ancak hangi batarya markalarının yangın riski taşıdığına dair kesin verilerin olmaması endişelere yol açıyor. Endüstri kaynaklarına göre, bu bilgilendirme tüketicilere ne kadar fayda sağlayacak, henüz belirsiz.
Elektrikli araç güvenliği için diğer adımlar
Elektrikli araçların güvenliğini artırmak için alınan önlemler bunlarla sınırlı değil. Kore JoongAng Daily‘nin haberine göre, 2024 sonuna kadarakıllı şarj cihazlarının sayısı 90 bine çıkarılacak. Bu cihazlar, araçların aşırı ısınmasını önlemek için tasarlandı. Ayrıca, yer altı otoparklarına ıslak borulu sprinkler yangın söndürme sistemleri kurulması zorunlu hale getirilecek.
Geçen hafta ise yetkililer, bataryası %90’ın üzerinde dolu olan elektrikli araçların yer altı otoparklarına girişini engelleyen kurallar üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Bununla birlikte, Seul’deki hızlı şarj istasyonlarının da elektrikli araçları %80 kapasitenin üzerine şarj etmesini engelleyecek şekilde düzenlenmesi gündemde. Bu önlemler, gelecekte olası yangın risklerini en aza indirmeyi hedefliyor.
Güney Kore’de yaşanan bu olay ve sonrasında alınan önlemler, elektrikli araçların güvenliği konusundaki hassasiyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
AMD’nin en yeni Zen 5 ve Zen 4 tabanlı işlemcileri, yaklaşmakta olan Windows 11 ’24H2′ güncellemesi ile birlikte ciddi performans kazanımları elde ediyor. Özellikle oyuncular için büyük önem taşıyan bu güncelleme, AMD’nin Ryzen 9000 ve Ryzen 7000 serisi işlemcilerinin potansiyelini önemli ölçüde artırıyor. Avustralyalı teknoloji inceleme platformu HardwareUnboxed tarafından yapılan testler, bu güncellemenin özellikle oyun performansında çarpıcı iyileştirmeler sağladığını ortaya koyuyor.
Zen 4 tabanlı Ryzen 7 7700X ve Zen 5 tabanlı Ryzen 7 9700X işlemciler üzerinde yapılan karşılaştırmalı testlerde, Windows 11 ’24H2′ güncellemesiyle birlikte her iki işlemcinin de performansında belirgin artışlar gözlemlendi. Ryzen 7 7700X, 1080p çözünürlükteki oyunlarda yüzde 10 oranında bir performans artışı sağlarken, Zen 5 tabanlı Ryzen 7 9700X, aynı koşullarda yüzde 11‘lik bir hızlanma kaydetti. Bu iyileştirmeler, özellikle dallanma tahminlerinde (branch prediction) yapılan optimizasyonların Zen 5 işlemcilerin performansını daha da yukarı taşıdığını gösteriyor.
Windows 11 ’24H2′ güncellemesi, yalnızca Zen 5 tabanlı işlemcilerle sınırlı kalmayıp, Zen 4 tabanlı işlemcilerde de performans artışı sağlıyor. Bununla birlikte, Intel işlemciler de bu güncellemeden faydalanarak hafif bir performans artışı elde ediyor. Ancak AMD cephesinde, özellikle Zen 5 tabanlı işlemcilerin oyun dışı performanslarında da dikkat çekici iyileşmeler bekleniyor.
Bu gelişmeler, Windows 11‘in yazılım güncellemelerinin donanım performansı üzerindeki etkisini bir kez daha vurguluyor. AMD, bu güncellemeyle birlikte işlemcilerinin potansiyelini daha da ileriye taşırken, kullanıcılar için daha yüksek verimlilik ve performans vaat ediyor. İlginç olan ise, AMD‘nin Ryzen 9000 serisini, bu kritik Windowsgüncellemesi yayımlanmadan önce piyasaya sürmüş olması. Eğer bu güncellemeyle eşzamanlı bir lansman gerçekleştirilmiş olsaydı, işlemcilerle ilgili ilk izlenimler ve geri bildirimler muhtemelen çok daha olumlu olabilirdi.
Bu bağlamda, AMD‘nin ileriye dönük stratejik adımları ve Windows 11 güncellemelerinin performans üzerindeki etkileri, teknoloji dünyasında büyük ilgi uyandırmaya devam ediyor. Ryzen 9000 serisi, özellikle Zen 5 mimarisi ile birlikte, gelecekteki yazılım güncellemeleriyle daha da rekabetçi bir konuma gelmeye hazırlanıyor.
Elon Musk, Tesla’nın yeni nesil yapay zeka süper bilgisayarı Cortex‘in inşaatına başlandığını duyurdu. Texas’taki Giga fabrikasında yükselen dev veri merkezi, 70.000 yapay zeka sunucusu ile donatılacak. Bu devasa altyapı, Tesla’nın otonom sürüş teknolojisi ve insansı robotu Optimus’un gelişimine güç katacak.
Cortex’in çalışması ve soğutulması için başlangıçta 130 megawatt elektrik enerjisi gerekecek. Bu rakamın, 2026 yılına kadar 500 megawatta ulaşması bekleniyor. Bu da Cortex’in ne kadar büyük bir enerji tüketicisi olacağını gösteriyor.
Nvidia ve Tesla donanımları bir arada
Tesla, Cortex’te hem Nvidia H100 GPU’ları hem de kendi geliştirdiği yapay zeka donanımlarını kullanacak. İlk etapta ağırlıklı olarak Nvidia donanımlarıyla çalışacak olan sistemde, ilerleyen dönemlerde Tesla’nın kendi donanımlarının da aktif hale gelmesi planlanıyor.
Cortex, Elon Musk’ın yapay zeka alanındaki yatırımlarının en son örneği. Daha önce xAI için geliştirdiği Memphis süperbilgisayarı ve New York’ta inşa edeceği Dojo süperbilgisayarıyla birlikte, Musk büyük bir yapay zeka altyapısı kuruyor.
Otonom sürüş ve insansı robotlar için kritik adım
Cortex’in en önemli görevlerinden biri, Tesla’nın otonom sürüş teknolojisi olan Tam Otonom Sürüş (FSD) sistemi ve insansı robotu Optimus’u eğitmek olacak. Bu sayede Tesla, bu iki alanda önemli sıçramalar yapmayı hedefliyor.
Cortex projesiyle Tesla, yapay zeka alanındaki rekabette önemli bir adım atmış durumda. Bu devasa süper bilgisayar, şirketin otonom araçlar, robotik ve enerji depolama gibi alanlardaki çalışmalarına güç katacak ve geleceğin teknolojilerine yön verecek önemli bir oyuncu haline gelmesini sağlayacak.
Sonuç olarak, Tesla’nın Cortex süper bilgisayarı, şirketin yapay zeka alanındaki iddialı hedeflerini ortaya koyuyor. Bu devasa altyapı, Tesla’nın gelecekte daha akıllı, daha otonom ve daha yetenekli ürünler sunmasına olanak tanıyacak.
Nükleer reaktörler nasıl daha güvenli ve ekonomik hale getirilebilir? Deep Fission adlı bir girişim, reaktörleri yerin derinliklerine gömmenin bu sorunları çözebileceğini öne sürüyor. İşte konu hakkındaki en önemli ayrıntılar…
Yeraltında nükleer reaktör kurma fikri ortaya atıldı!
Nükleer enerji, temiz ve stabil bir enerji kaynağı olarak öne çıkmasına rağmen, yüksek maliyetler ve güvenlik endişeleri bu teknolojinin en büyük dezavantajları arasında yer alıyor. Geleneksel nükleer santrallerin inşaatı, yüksek maliyetler ve potansiyel kazalar nedeniyle eleştiriliyor. Ancak Deep Fission, bu sorunlara yenilikçi bir yaklaşım sunuyor: Reaktörleri yer altına gömmek.
Deep Fission, güvenlik ve maliyet sorunlarını çözmek için alışılmadık bir yöntem öneriyor. Şirket, 76 cm çapında küçük bir reaktörü 1.6 kilometre derinliğinde bir sondaj kuyusuna yerleştirmeyi planlıyor. Bu yöntem, geleneksel santrallerde kullanılan kalın çelik ve beton yapıların gerekliliğini ortadan kaldırıyor. Modüler mikro reaktör olarak adlandırılan bu cihazın kapasitesi 15 MWe olarak belirtiliyor.
Deep Fission’ın önerdiği reaktör, basınçlı su reaktörü (PWR) teknolojisine dayanıyor ancak geleneksel modellere göre neredeyse hiç hareketli parça içermiyor ve tüm kontrol işlemleri uzaktan yapılıyor. Reaktör, 160 atmosfer basınç altında ve 315 °C sıcaklıkta çalışacak şekilde tasarlanmış. Derin sondaj kuyusu, reaktörün basınçlandırılmasını sağlayarak pahalı basınçlandırma ve soğutma sistemlerine ihtiyaç duymuyor.
Bu yer altı reaktörleri, çevreye radyasyon sızma riskini büyük ölçüde azaltıyor çünkü katı kayalarla çevrili. En kötü senaryoda, kuyunun doldurulup kapatılması yeterli olabilir. Ancak, sızıntının yeraltı su kaynaklarını etkileyip etkilemeyeceği konusunda bilgi bulunmuyor.
Deep Fission’ın yenilikçi tasarımı, geleneksel nükleer santrallerin inşaat maliyetlerini önemli ölçüde düşürüyor. Bu küçük reaktörler, bakıma ihtiyaç duyulduğunda kablo sistemi ile birkaç saat içinde yüzeye çıkarılabiliyor ve aşırı ısınma durumunda otomatik olarak kapanacak şekilde tasarlanmış.
Deep Fission, bu konsepti gerçekleştirmek için ABD Enerji Bakanlığı ile başvuru sürecine başladı. Eğer proje başarılı olursa, nükleer enerji alanında yeni bir döneme ve belki de “jeotermal enerji” kavramına yeni bir boyut kazandırabilir.