Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 561

Intel Olimpiyat Oyunları için Athlete365’i geliştirdi!

Intel, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), Seekr ve Red Hat temsilcileri, 17 Temmuz 2024 tarihinde düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında bir araya geldiler. Söz konusu toplantıda Intel, yaklaşan olimpiyat oyunları çerçevesinde sporcular için yapay zekâ ile hazırlanan özel platformunu tanıttı. Organizasyonun resmi yapay zekâ platform ortağı Intel Nisan ayında da izleyiciler için sunacağı yenilikleri gözler önüne sermişti.

Toplantıda Intel, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ile yaptığı işbirliği ve endüstri odaklı Retrieval-Augmented Generation (RAG) çözümü hakkında detayları paylaştı. Intel başkan yardımcısı ve Veri Merkezi ve Yapay Zekâ Grubu genel müdürü Justin Hotard, “Uluslararası Olimpiyat Komitesi ile ortaklığımız sayesinde yapay zekâyı erişilebilir kılmaya olan bağlılığımızı gösteriyoruz. İnovasyonu ve yaratıcılığı teşvik eden ve geliştiricilerin ve işletmelerin somut sonuçlar elde etmelerini sağlayan özel yapay zekâ çözümleri oluşturmalarına olanak tanıyan açık bir oyun alanını teşvik ediyoruz,” dedi.

Intel Athlete365 ne vaat ediyor?  

Proje kapsamında geliştirilen Athlete365, Olimpiyat Oyunlarına katılmaya hak kazanan farklı dil ve kültürlere sahip yaklaşık 11.000 sporcunun oyun alanında gezinmesine ve kural ve yönergelere uymasına yardımcı oluyor.  Intel Gaudi hızlandırıcıları ve Xeon işlemcileri tarafından desteklenen bir RAG çözümü olan Athlete365, sporcuların sorularını ve etkileşimlerini ele alabiliyor ve sporcuların Paris’teki Olimpiyat Köyü’nde kaldıkları süre boyunca talep üzerine bilgi sunarak antrenman ve yarışmaya odaklanmalarını sağlıyor.

GenAI çözümleri maliyet, ölçek, doğruluk, geliştirme gereksinimleri, gizlilik ve güvenlik gibi zorlukları beraberinde getiriyor. RAG bu anlamda oldukça önemli bir GenAI iş yükü çünkü şirketlerin özel verilerden güvenli bir şekilde yararlanmasına olanak tanıyarak yapay zekâ çıktılarının güncelliğini ve güvenilirliğini artırıyor.

GenAI RAG çözüm mimarisi nasıl çalışır?

Intel, kolay RAG dağıtımı için açık kaynaklı, birlikte çalışabilir bir çözüm oluşturmak üzere sektör ortaklarıyla birlikte çalışıyor. GenAI çözümü, Kurumsal Yapay Zekâ için Açık Platform (OPEA) temeli üzerine inşa edilmiş, endüstri odaklı, kullanıma hazır, üretime hazır bir RAG çözümü.

GenAI anahtar teslim çözümü, işletmelerin veri merkezlerinde RAG çözümlerini dağıtmak için kolaylaştırılmış bir yaklaşım sunarken, birden fazla OEM sistemi ve endüstri ortağı tarafından sunulan bir katalogdan bileşenleri entegre ederek son derece esnek ve özelleştirilebilir olacak şekilde tasarlanmış durumda.

Intel için sırada ne var?

En son yapay zekâ bilgi işlem teknolojisine erişimi artırmak, işletmelerin GenAI ile kritik iş sonuçlarını sağlamada karşılaştıkları bir zorluk. Intel, sektör ortakları ve müşterileriyle yaptığı stratejik işbirlikleri sayesinde GenAI ve RAG çözümleri tarafından yönlendirilen yapay zekâ hizmetleri için yeni fırsatlar yaratıyor ve bu alanda büyümeye devam etmeyi planlıyor.

Intel bu çerçevede Google, IBM ve diğer sektör ortaklarıyla yapay zekâ geliştirme ve dağıtımında güven ve güvenliği artırmak için oluşturulan yeni bir Güvenli Yapay Zekâ Koalisyonu’na (CoSAI) katıldığını ve paydaşlarla işbirliği yaptığını duyurdu. Çip devi, yapay zekâ sistemlerine yönelik yaklaşımını ve devam eden müşteri ve iş ortağı ivmesini 24-25 Eylül tarihlerinde Intel Innovation’da gözler önüne sermeye hazırlanıyor.

Karıncadan esinlenen minik drone!

56 gramlık drone, otonom şekilde hareket edebilmesi için karıncalardan esinlenen yapay zeka gözleri kullanıyor. Görsel yönlendirmeyi (yönlendirme için görsel ipuçlarını kullanma) navigasyon için odometriyle (belirli bir yöndeki mesafeyi ölçme) birleştiriyor.

Karıncadan esinlenen drone

Araştırmacılar böceklerden esinlenerek küçük ve hafif insansız hava araçları için otonom bir navigasyon sistemi geliştirdi. TU Delft’teki bir ekip, karıncaların çevrelerini görme ve güvenli bir şekilde evlerine geri dönmek için adımlarını hesaplama yeteneklerini nasıl kullandıklarına dair biyolojik keşiflerden ilham aldı.

Mühendislere göre robotlar bu yöntemi kullanarak çok uzak mesafeler kat edebilir ve minimum hesaplama ve bellekle (100 metrede 0,65 kilobayt) evlerine dönebiliyor. Araştırmacılar, yaptıkları açıklamada: “Gelecekte minik otonom robotlar, depolardaki stokları izlemekten endüstriyel alanlardaki gaz kaçaklarını bulmaya kadar geniş bir yelpazede kullanım alanı bulabilir” dedi.

On ila birkaç yüz gram ağırlığındaki minik robotlar , gerçek dünya uygulamaları için önemli bir potansiyele sahiptir. Hafif tasarımları, kazara çarpışmalarda bile güvenliği garanti eder ve küçük boyutları dar alanlarda gezinmelerine olanak tanır. Uygun fiyatlı üretilirlerse, çok sayıda konuşlandırılabilirler ve seralar gibi geniş alanları erken zararlı veya hastalık tespiti için verimli bir şekilde kaplayabilirler.

Ancak, daha büyük dronlara kıyasla sınırlı kaynaklar nedeniyle otonom operasyon zordur. Navigasyon özellikle sorunludur. GPS açık havada navigasyona yardımcı olabilirken, iç mekanlarda etkisizdir ve dağınık ortamlarda doğru değildir. İç mekan kablosuz işaretçileri maliyetlidir ve arama-kurtarma gibi senaryolarda pratik değildir.

Araştırmacılara göre, otonom navigasyon için yapay zekanın çoğu , küçük robotlar için uygun olmayan LiDAR gibi ağır, güç yoğun sensörler kullanarak büyük robotlar için tasarlanmıştır. Görüntü tabanlı yaklaşımlar, güç açısından verimli olsa da, küçük robotların kapasitesinin ötesinde önemli işlem gücü ve bellek talep ederek ayrıntılı 3B haritalar oluşturmayı gerektirir.

Araştırmacılar, panoramik kamera, mikrodenetleyici ve 192 kB belleğe sahip 56 gramlık Crazyflie Brushless drone kullanarak yöntemlerini çeşitli iç mekan koşullarında test ettiler. Başlangıçta robot havalandı ve hedefine doğru uçtu, çevresinin fotoğraflarını çekmek için periyodik olarak durdu. İHA, aynı yolu geri dönmek için görsel homing kullandı, mevcut konumunu rota noktası fotoğraflarıyla karşılaştırarak düzenli olarak sürüklenme için rota düzeltmeleri yaptı.

WhatsApp, sesli mesaj transkripsiyonu özelliği ekliyor!

WABetaInfo’ya göre, WhatsApp beta sürümü v2.24.15.5, popüler mesajlaşma hizmetine sesli mesaj transkripsiyonunu ekliyor.

Bu özellik daha önce geliştirme aşamasında görülmüştü, ancak şimdi hazır olduğu ve birkaç dilde kullanıma sunulduğu bildiriliyor. Rapor, bu beta sürümüne güncelleme yaptıktan sonra, WhatsApp’ın gelen sesli mesajlar için transkriptlerin mevcut olduğunu onaylayan bir pop-up göstereceğini iddia ediyor.

Uygulamayı güncelledikten sonra başlattığınızda bir pop-up alabilirsiniz. WhatsApp’ta çalışması için bir dil paketi veya sesli mesaj transkripsiyonu indirmeniz gerekiyor. Bu özellik şu anda yalnızca beş dili destekliyor: İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça ve Hintçe. Bu adımı tamamladıktan sonra, ses analiz ediliyor ve bir transkript üretiliyor. Tüm transkriptler telefonunuzda oluşturuluyor ve sesli mesajlar da gizliliği garanti altına almak için şifreleniyor.

Bu, Google Pixel telefonlarının SMS, MMS veya RCS mesajlaşma ile Google Mesajlar kullanırken sesli mesaj transkripsiyonları alabilme şekline çok benziyor. Bu durumda, ses hızla analiz edilir ve ses dalga formunun altında bir metin sohbet kutusu belirir. Bu, mesajın bağlamını o anda dinleyemeseniz bile anlamanızı sağlar.

En son WhatsApp beta sürümüne güncelleme yapmış olsanız bile, bu seçeneğe hemen sahip olmayabilirsiniz. Görünüşe göre bu özellik şu anda belirli bölgelerdeki küçük bir beta test grubuna sunuluyor. Umarız bu özellik daha geniş bir şekilde sunulur; çünkü bu, büyük bir erişilebilirlik özelliği. Ayrıca, gelecekte podcast uzunluğundaki sesli mesajlarla uğraşmak zorunda kalmayacağınız anlamına geliyor.

WhatsApp’ın bu işlevi en azından test etmesi harika; çünkü birçok diğer çapraz platform hizmeti, çok sayıda AI entegrasyonu ve gelişmiş işlevlerle bile bu işlevi sunmuyor. Umarız bu özellik yakında daha geniş bir şekilde kullanıma sunulur.

Edvido, 2.5 Milyon dolar değerleme üzerinden köprü yatırım aldı

0

Edvido’nun kurucu ortağı ve CTO’su Yağız Can, bu önemli gelişme hakkında şunları söyledi: “Bu yatırım, dijital pazarlama, yazılım geliştirme ve danışmanlık hizmetlerinde lider bir platform olma hedefimizi destekliyor. Her geçen gün artan iş fırsatlarına iş ortaklarımızın zahmetsizce ulaşmasını sağlamaya devam ederken, uluslararası 190 şehre yayılan kullanıcı ve ajans ağımızla global iş birliklerini artırmayı hedefliyoruz. Yeni yatırımımız hem hizmet kalitemizi artıracak hem de kullanıcılarımıza daha fazla değer katmamızı sağlayacak.” dedi.

Edvido

Edvido, markalar ve ajanslar arasındaki iş birliklerini kolaylaştıran bir platform olarak, dijital projelerin daha verimli ve etkili bir şekilde yönetilmesini sağlıyor. Platform, işletmelerin ihtiyaçlarına uygun hizmet sağlayıcıları bulmalarına, teklif almalarına ve projelerini takip etmelerine yardımcı oluyor.

Bu yeni yatırım ile birlikte Edvido, küresel pazarda daha güçlü bir konuma ulaşmayı ve dijital dönüşümde öncü rolünü pekiştirmeyi hedefliyor. Edvido’nun kurucu ortağı Mert Osmanoğlu, platformun sunduğu fırsatları genişleterek hem markalara hem de ajanslara daha fazla değer yaratmaya devam edeceklerini belirtti.

Çift başlı rüzgar türbini devreye giriyor

Çin, kasırga gücünden yararlanmak için dünyanın ilk çift başlı rüzgar türbinini kurdu. Yıllık üretim kapasitesinin 54.000 MWh olduğu ve bunun Çin’deki yaklaşık 30 bin haneye yeteceği tahmin ediliyor. Çinli bir rüzgar türbini üreticisi, dünyanın en büyük tek kapasiteli yüzer rüzgar türbini platformunu resmen hizmete açtı.

MingYang Smart Energy’nin yeni tasarımı Ocean X, toplam kapasitesi 16.6 MW olan çift türbinli ‘V’ şekline sahip olup, Çin’in güneyindeki liman kenti Guangzhou’da denize indirildi. Yıllık 54.000 MWh üretim kapasitesinin Çin’deki yaklaşık 30.000 evin elektrik ihtiyacını karşılamaya yeteceği tahmin ediliyor.

Çift başlı rüzgar türbini tasarımı

Şirketin, 100 kilometreye ve 100 metre derinliğe kadar rüzgar enerjisi üretebilen açık deniz rüzgar çözümleri arasında MySE 5,5 MW, MySE 7,25 MW ve yeni Ocean X 16,6 MW çift rotorlu yüzer rüzgar sistemleri yer alıyor.  Şirket, Aralık 2023’te 18 MW gücünde dünyanın ilk tayfuna dayanıklı rüzgar türbinini tanıttı.

MingYang Smart Energy tarafından tasarlanan ve Huangpu Wenchong Gemi İnşa Şirketi ve Çin Devlet Gemi İnşa Şirketi iş birliğiyle inşa edilen OceanX platformu, modern mühendislikte bir başarı diyebiliriz. 2020 yılında 1:10 ölçekli prototip test edilmiş, firma bu yılın nisan ayında ise OceanX platformunun orijinal ölçeğinde kurulumunu tamamlamıştı. Her biri 597 ft (182 m) kanat çapına sahip MySE16.6(T) rüzgar türbinleri tarafından çalıştırılan ikiz ters dönen rotorları, V şeklinde bir yapının tepesinde yer alır. Bu yapı, yüksek gerilimli kablo destekleriyle desteklenir ve Y şeklinde yüzen bir platforma monte edilir ve maksimum stabilite sağlar.

MingYang, türbinlerin tam sapma kabiliyetinin verimliliğini daha da artırdığını iddia ediyor. Platform, gelişmiş dayanıklılık ve maliyet verimliliği için ultra yüksek performanslı betondan inşa edilmiştir. Tayfun koşullarında bile dengeyi artıran ve deniz ortamına olan etkiyi azaltan tek noktalı bir demirleme sistemi kullanıyor. Dahası, OceanX platformu 260 km/s hıza kadar rüzgarlara ve 30 m yüksekliğe kadar dalgalara dayanabilen Kategori 5 kasırga koşullarına dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Şaşırtıcı bir şekilde, bu aşırı koşullarda bile rüzgara dönüşerek elektrik üretmeye devam edebilir.

Apple’ın katlanabilir iPhone ve iPad planları şekilleniyor

0

Apple’ın katlanabilir iPhone veya iPad geliştirdiğine dair kanıtlar artmaya devam ediyor. Şirketin cam ekranlarla ilgili yeni aldığı patentler, katlanabilir iPhone’ların yakında piyasada olabileceğine işaret ediyor.

Her ne kadar Apple’ın katlanabilir iPhone projesinden vazgeçtiğine dair söylentiler bulunsa da, teknoloji devinin şu anda iki farklı model üzerinde çalıştığı iddia ediliyor. Bu projelerle ilgili sayısız patent başvurusu yapılmış durumda. Son olarak, Apple’ın “Dayanıklı Katlanabilir Ekranlı Elektronik Cihazlar” adlı patent başvurusunun kabul edilmesi dikkat çekti. Apple, katlanabilir ekranlarla ilgili patent başvurularını almaya devam ediyor.

Yeni patent, katlanabilir bir ekranın iki yarısının nasıl bir araya gelebileceğine dair önemli bir ipucu içeriyor. Apple’ın patentinde, merkeze doğru sivrilen bir cam ekran kullanma planları olduğu görülüyor. Şirket, katlanabilir ekranı menteşenin her iki tarafına yerleştirilmiş iki normal ekran olarak düşünüyor. Bu tasarımda, ekran kaplama katmanının düşme olaylarında tatmin edici bir darbe direnci göstermesi amaçlanıyor. Bu nedenle, ekran kaplama katmanının köşe ve diğer kenar kısımları, inceltilmiş kısmın dışında kalan diğer kısımlara kıyasla daha kalın olabilir.

Apple’ın bu yaklaşımı, bir iPhone veya iPad‘in köşesi yere çarpacak şekilde düştüğünde çok fazla hasar almasını önlemeyi hedefliyor. Bu, Apple’ın gelecekteki ihtiyaçları öngörerek mevcut bir ihtiyacı karşılamayı amaçladığını gösteriyor.

katlanabilir iPhone Patenti belgelerinde yer alan ilk görsel, inceltilmiş ekran kısmının nerede olacağını gösteren bir detayı içeriyor. En alttaki ikinci görsel ise bir iPhone katlamasında inceltilmiş camın nerede gerekli olacağını gösteriyor.

Apple’ın katlanabilir ekranlı cihazları üzerindeki çalışmaları, kullanıcıların büyük bir merakla beklediği yenilikler arasında yer alıyor. Bu yeni teknoloji, Apple’ın ürün yelpazesine eklenerek teknoloji dünyasında yeni bir dönemi başlatabilir.

Google etkinlik verileri nasıl yönetiliyor?

0

Google’ın, daha spesifik olarak size ve ilgi alanlarınıza yönelik reklamlar sunmak için Chrome’da, Google Haritalar’da, web aramalarınızda yaptığınız etkinlikleri kaydettiği bir sır değil. Bu, Google’ın tüm uygulamalarını ücretsiz kullanmamız karşılığında yaptığımız bir takas diyebiliriz. Ancak bu verilere ne olacağı konusunda belirli bir kontrole sahipsiniz.

Google etkinlik verileri

Web’deki Google Hesabı panonuz aracılığıyla, Google’ın çok sayıdaki uygulamasında sizin hakkınızda topladığı tüm bilgileri kontrol edebilir ve bazılarını (veya tamamını) silebilirsiniz. Hatta çevrimiçi etkinliklerinizin sonsuza dek sizi takip etmesini istemiyorsanız, belirli bir süre sonra otomatik olarak silinmesini bile seçebilirsiniz.

Bu verileri silmek, Google ürünlerinde daha az reklam göreceğiniz anlamına gelmez. Ancak gördüğünüz reklamlar içerikleri açısından size doğru bir şekilde hedeflenmeyecek. Hedefli reklamları sevmiyorsanız, bu muhtemelen kötü bir şey değildir ve dahası, orada dolaşan verilerinizin ne kadar azı olursa o kadar iyi olur. İster bir şekilde ifşa olsun, ister başka biri Google hesabınıza erişsin.

Web’deki Google Hesabı panonuzdan Veri ve gizlilik’e tıklayarak Google etkinliğinizi görüntüleyebilirsiniz. Etkinliğiniz üç bölüme ayrılmıştır: Web ve Uygulama Etkinliği (bu bilgilerin çoğunun saklandığı yer), Konum Geçmişi (Google’ın tüm uygulamaları ve hizmetleri genelindeki konum verileriniz) ve YouTube Geçmişiniz (kendi başına bir bölümü olan) bölümleri bulunuyor.

Google bu verileri reklamın yanı sıra her türlü şekilde kullanıyor. Örneğin, Google Haritalar’da yakın zamanda belirli bir kahve dükkanına baktıysanız, bir dahaki sefere gideceğiniz bir yer aradığınızda karşınıza çıkabiliyor.

Google Web ve Uygulama Etkinliğinizi nasıl silebilirsiniz?

Google, tüm bu verileri silerken size bolca esneklik sağlar, böylece ne kadarını saklamak istediğinize dair kendi seçimlerinizi yapabilirsiniz (referans olarak, tam Google Gizlilik Politikası burada ) . Bu verileri kaldırmak, gördüğünüz reklamların olması gerektiği kadar hedefli olmayacağı anlamına gelir, ancak yakın zamanda ziyaret edilen web sitelerinin Chrome’daki URL çubuğundan erişilebilir olması gibi potansiyel olarak yararlı özellikleri de kaçırırsınız. Veri ve gizlilik’ten Web ve Uygulama Etkinliği’ne tıklayın ve en üstte tüm bu izlemeyi hemen kapatmanızı sağlayan bir açılır menü var. Ayrıca izlemeyi kapatma ve Google’ın daha önce topladığı her şeyi silme seçeneği de var. Eylemlerinizi onaylamanızı isteyen ve bunun Google’ın uygulamaları ve hizmetlerindeki deneyimlerinizi nasıl etkileyeceğini söyleyen mesajların açıldığını göreceksiniz.

Samsung canlı çeviri özelliğine büyük güncellemeler geliyor!

Samsung, popüler Canlı Çeviri işlevini genişleterek, kullanıcı deneyimini önemli ölçüde geliştirmeye hazırlanıyor. Bu özellik, çok yakında üçüncü taraf uygulamalarda ve mesajlaşma uygulamalarında kullanılabilir hale gelecek ve yerleşik telefon uygulamasındaki mevcut kullanımının ötesine geçecek. Samsung’un bu yeniliği, geçtiğimiz Unpacked Etkinliği sırasında duyurulmuştu.

Şu anda Canlı Çeviri, yalnızca yerleşik telefon uygulamasıyla sınırlı olarak kullanılabiliyor. Ancak Samsung, bu işlevi yaygın olarak kullanılan WhatsAppTelegram ve Facebook Messenger gibi mesajlaşma uygulamalarına entegre ederek erişim alanını genişletmeyi planlıyor. Temmuz sonuna kadar dil desteğini 16’yayıl sonuna kadar ise 20’ye çıkarmayı hedefleyen Samsung, daha geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmeyi amaçlıyor.

Canlı çeviri genişlemesinin avantajları

Daha Geniş Erişilebilirlik: Kullanıcılar, farklı dillerdeki iletişimi geliştirerek, Canlı Çeviri’yi çeşitli platformlarda ve uygulamalarda kullanabilecekler. Bu genişleme, özellikle çok dilli iletişimin kritik olduğu anlık mesajlaşma platformlarında büyük bir kolaylık sağlayacak.

Gelişmiş Kullanıcı Deneyimi: Özelliğin popüler mesajlaşma uygulamalarına genişletilmesi, günlük kullanım için daha pratik hale getirecek. Kullanıcılar, anında çeviri hizmetini kullanarak, dil bariyerlerini aşarak daha verimli iletişim kurabilecekler.

Artırılmış Dil Seçenekleri: Daha fazla dilin eklenmesi, daha geniş bir kitleye hitap edecek ve özelliği daha kapsayıcı hale getirecek. Bu, dünya genelindeki kullanıcıların farklı dillerde sorunsuz iletişim kurmalarını sağlayacak.

Hangi uygulamalar desteklenecek?

Samsung’a göre, canlı çeviri özelliği şu dokuz mesajlaşma uygulamasıyla çalışacak: KakaoTalkLineWeChatWhatsAppTelegramFacebook MessengerInstagram DMSignal ve Google Meet. Bu uygulamalar, dünya çapında milyarlarca kişi tarafından kullanılmakta olup, Samsung’un yeniliği geniş bir kullanıcı tabanına erişim sağlayacak.

Samsung‘un Canlı Çeviri özelliğine getirdiği bu güncellemeler, dil bariyerlerini aşmak isteyen kullanıcılar için büyük bir adım olacak. Bu sayede, çok dilli iletişimde devrim niteliğinde bir gelişme yaşanması bekleniyor.

Teknoloji devleri kullanıcı verilerini sömürüyor!

Teknoloji devleri, yoğun rekabeti bahane göstererek üretken yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanıcı verilerini izinsiz kullanma pratiği devam ettiriyor. Geçtiğimiz haftalarda Microsoft’un internette paylaşılan kullanıcı içeriklerini özgürce kullanabileceklerini açıklaması, yapay zekâ yarışının nasıl hoyratça suiistimal edildiğini gözler önüne seriyor. Apple da benzer bir tavır sergileyerek bu trende katılıyor.

Apple, genellikle kullanıcı verilerinin gizliliği konusunda hassas olduğunu belirtmesine rağmen, kendi çıkarları için bu prensipleri unutabiliyor. Son bilgilere göre, YouTube üzerinde yaklaşık 170 bin videonun altyazıları EleutherAI gibi girişimler tarafından toplanarak yapay zekâ modelleri için eğitim amacıyla kullanılmış. Bu videolar arasında Jimmy Kimmel, MrBeast, pewDiePie gibi popüler içerik üreticilerinin videoları da bulunuyor.

Özellikle Nvidia ve Salesforce gibi büyük teknoloji firmalarının yanı sıra Apple’ın da bu veri kullanımından faydalandığı bildiriliyor. Daha önce OpenAI, Meta ve Google gibi firmalar da benzer uygulamalar nedeniyle eleştirilmişti. Ancak, kullanıcı verilerini izin almadan kullanmayı sürdüren bir firma bulmak zor görünüyor.

Bu gelişmeler, teknoloji devlerinin yapay zekâ modellerini eğitirken kullanıcı verilerini nasıl kullanma konusunda daha şeffaf olmaları gerektiğini bir kez daha gündeme getiriyor.

DeepL çeviri kalitesinde GPT-4’ten daha iddialı!

Fortune 500’deki şirketlerin yarısı da dahil olmak üzere altmıştan fazla ülkede 100 binin üstünde şirkete hizmet sağlayan yapay zekâ çeviri firması DeepL, LLM teknolojisi tarafından desteklenen yeni nesil dil modelinin tanıttı. En son güncelleme, DeepL’in işletmeler için Dil Yapay Zekâsı platformunda bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor ve çeviri kalitesinde endüstri standartlarını bir üst aşamaya taşıyor.

DeepL CEO’su ve Kurucusu Jarek Kutylowski konuyla ilgili açıklamasında “Bu gelişme, DeepL’in işletmelere yönelik üstün LLM destekli Dil Yapay Zekâ çözümlerinin yalnızca başlangıcı. Biz DeepL olarak araştırma odaklı bir şirketiz. Çeviri ve yazı kalitesini iyileştirmek, verimliliğini artırmak ve farklı dillere uyarlanabilirliğin sınırlarını zorlamak için sürekli olarak platforma yatırımlar yapıyoruz. Amacımız, dünya çapındaki müşterilerimize gelişmek ve globalleşmek için ihtiyaç duydukları sektör lideri teknolojiyi sürekli olarak güçlendirmek ve önlerindeki dil engelini yıkmak” diyor.

DeepL hangi yenilikleri barındıracak?

DeepL tarafından kurumsala yönelik tasarlanan yeni çözüm, bu alanda üç yeni özelliği bir araya getiriyor:

DeepL’in son çözümü; dil için özel olarak tasarlanmış bir LLM’den yararlanarak, yanlış bilgi riskini azaltıyor ve çeşitli kullanım alanları için insan benzeri çeviri hizmeti sunuyor.

 Tescilli Veriler – Yalnızca herkese açık bir şekilde internet üzerinde eğitim veren genel amaçlı modellerden farklı olarak DeepL’in çeviri modeli, içerik oluşturuyor ve yedi yıldan uzun süredir toplanan özel verilerden yararlanıyor.

• İnsan Modeli – Çeviri kalitesine odaklanan DeepL, en yüksek kalitede çeviri için modele “öğretmenlik” yapmak üzere özel olarak seçilmiş ve eğitilmiş binlerce dil uzmanından yararlanıyor.

Hatalı çeviri riski minimize edilebilir mi!

Firma tarafından yapılan açıklamaya göre bu yeni çözüm yapay zekâ çeviri kalitesinde çıtayı önemli ölçüde yükseltti. Yapılan kör testlere göre DeepL’in çevirisi; dil uzmanları tarafından Google Translate’den 1,3 kat, ChatGPT-4’ten 1,7 kat ve Microsoft’tan 2,3 kat daha fazla tercih ediliyor.

Genel amaçlı yapay zekâ sistemlerinden farklı olarak DeepL’in son teknolojiye sahip çeviri ve yazma çözümleri, dil için özel olarak ayarlanmış özel yapay zekâ modellerine dayanıyor. Bu da çeşitli kullanım durumları için daha hassas ve doğru çeviriler sunarak hatalı çeviri riskini ortadan kaldırıyor. Çevirilerde doğruluğun kritik öneme sahip olması sebebiyle bu iş için özel olarak eğitilmiş yapay zekâ modelleri son yıllarda bu alanda en güvenilir ve tercih edilen çözüm haline geldi.

Yeni LLM şimdilik sadece 4 dilde mevcut

DeepL’in yeni nesil modelinin piyasaya sürülmesi, halihazırda pazarda oldukça iddialı konumdaki markada önemli bir gelişmeyi de temsil ediyor. Önde gelen dilbilimcilerle yapılan kör testler, yeni LLM’de, İngilizce’den Japonca’ya ve Basitleştirilmiş Çince’ye kadar olan kombinasyonlarda eski modele göre 1,7 kat daha doğru çeviri yaptığını gösterdi

Yeni nesil model tarafından desteklenen çeviriler DeepL Pro kullanıcılarına; İngilizce, Japonca, Almanca ve Basitleştirilmiş Çince dillerinde kullanıma sunuldu. Diğer diller de yakın zamanda eklenecek.

Firma, son olarak bu ay başında yapay zekâ çözümlerini entegre etmek isteyen işletmelerin gelişen ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış bir dil teknolojisi olan DeepL for Enterprise’ı piyasaya sürmüştü. Şirket ayrıca, Mayıs 2024’te ünlü son aşama yatırım şirketi Index Ventures liderliğinde 2 milyar dolarlık değerlemeyle 300 milyon dolarlık yatırım almıştı.

Stellantis’ten Archer’a 55 milyon dolarlık ek yatırım!

Dünyanın en büyük mobilite şirketlerinden Stellantis, mobilitenin her alanına yatırım yapmaya devam ediyor. Yenilikçi teknolojilerle geliştirdiği binek ve hafif ticari araçlarıyla sektörü geleceğe hazırlayan Stellantis, alternatif mobilite çözümleri konusunda da çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Stellantis ile şehir içinde dikey şekilde kalkış ve iniş yapabilen elektrikli uçak (eVTOL) geliştiricisi Archer Aviation Inc., geçen ayki test uçuşu başarısının ardından bir açıklama yaptı.

Uçak endüstrisinin en büyük tesislerinden biri olacak!

Stellantis N.V. ve elektrikli dikey kalkış ve iniş (eVTOL) uçaklarında lider Archer Aviation Inc, geçen ayki test uçuşu başarısının ardından şirketlerin stratejik finansman anlaşması kapsamında Stellantis’in Archer’a 55 milyon dolarlık ek yatırım yaptığını açıkladı. Bu son yatırım, Stellantis’in bu yılın mart ayında daha önce duyurulan Archer hisselerinin 8,3 milyonluk halka açık kısmının satın alımına dayanıyor. 2023 yılında Stellantis, şirketlerin stratejik finansman anlaşması kapsamında halka açık piyasa hisse senedi alımları ve yatırımlarının bir kombinasyonuyla Archer’a 110 milyon dolar yatırım yaptı. Archer, ABD’deki yüksek hacimli üretim tesisinin inşaatını bu yılın ilerleyen zamanlarında tamamlamak üzere çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Yılda 650 uçağa kadar üretim kapasitesine sahip olacak şekilde tasarlanan inşaatın ilk aşaması, yaklaşık 100 dönümlük bir alandaki 350 bin metrekarelik bir tesisten oluşuyor. Bu da projeyi uçak endüstrisindeki hacimce en büyük üretim tesislerinden biri haline getiriyor. Archer’ın bu tesisle ilgili hedefi, fason üretici olarak Stellantis’in uzmanlığından yararlanarak planlanan ticari artışını destekleyebilecek bir fabrika kurmak.

Birlikte kentsel mobiliteyi yeniden tanımlıyoruz!

Bu hayalin gerçeğe dönüştüğünü görmenin heyecan verici olduğunu söyleyen Stellantis CEO’su Carlos Tavares, “Stellantis ve Archer’ın mühendislik ile üretim ekiplerinin yenilikçi yaklaşımlarını, uzmanlıklarını ve yoğun emeklerini tebrik ediyorum. Archer’a yapılan bu ek yatırımla, günümüzdeki mobilite özgürlüğü yolların ötesine uzanan bir geleceğe doğru ilerlemeye devam ediyor” dedi. Konu hakkında bir değerlendirme yapan Archer CEO’su Adam Goldstein ise, “Archer’ın iş hedeflerini hızlandırmak için gereken üretim uzmanlığı ve sermayeyi sağlama öngörüsü, Stellantis CEO’su Carlos Tavares’in stratejik vizyonu ve kararlı desteği, Stellantis’in Archer’a olan bağlılığının bir göstergesidir. Birlikte, kentsel mobiliteyi yeniden tanımlamak, dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlara yaşadıkları bölgelerdeki insanlara, yerlere ve etkinliklere daha verimli erişim sağlayarak yeni fırsatların kapısını açıyoruz” diye konuştu.

Hedef şehir içi mobiliteyi dönüştürmek!

Stellantis, farklı iş birliği girişimleriyle 2020 yılından bu yana Archer’ın stratejik ortağı ve 2021 yılından bu yana yatırımcısı konumunda. Archer, bu süre boyunca eVTOL uçağını tasarlamak, geliştirmek ve ticarileştirmek için Stellantis’in köklü üretim, tedarik zinciri ve tasarım uzmanlığından yararlandı. Archer’ın hedefi, otomobille 60-90 dakikalık gidiş-geliş yolculuklarını güvenli, sürdürülebilir, düşük gürültülü ve kara taşımacılığına yakın bir maliyetle tahmini 10-20 dakikalık elektrikli hava taksi uçuşlarıyla değiştirerek şehir içi mobiliteyi dönüştürmek. Bu kapsamda Archer Midnight, uçuşlar arasında minimum şarj süresi ile arka arkaya hızlı uçuşlar gerçekleştirmek için tasarlanan pilotlu, dört kişilik bir uçak olarak öne çıkıyor.

Xiaomi’den otomatik şemsiye!

Gelişen teknoloji ile birlikte günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan şemsiyeler de akıllanmaya devam ediyor. Xiaomi, kullanıcılarına pratik bir çözüm sunan yeni akıllı şemsiyesi Risetime’u tanıttı.

Xiaomi Risetime, sadece 2 saniyede otomatik olarak açılıp kapanabilme özelliği ile dikkat çekiyor. Kullanıcılar, şemsiyeyi açmak veya kapatmak için özel olarak konumlandırılmış iki adet tuşa basarak kolayca kontrol edebiliyorlarŞarj edilebilir bataryası, 150 açma-kapama döngüsü sağlayabiliyor ve sadece 1.5 saatte tam şarj olabiliyor. Ayrıca, tek bir şarj ile 180 gün bekleme süresi sunarak tüm yağmur sezonunu tek bir şarj ile geçirebilme imkanı sağlıyor.

Xiaomi Risetime, güçlü rüzgarlara dayanıklı yapısı ve yüksek UV koruma özelliği ile kullanıcılarına uzun ömürlü ve güvenli bir kullanım vaat ediyor. Şemsiyenin şarjının bittiği durumda ise manuel olarak açılamıyor; yeniden şarj edilerek kullanılabiliyor.

Xiaomi Risetime akıllı şemsiye, kullanıcı dostu 18 dolarlık fiyat etiketi ile sunulan Xiaomi Risetime, kullanıcıların bütçesine de hitap ediyor.

Teknoloji tutkunlarının ve pratik çözümler arayanların ilgisini çekecek olan Xiaomi Risetime, kullanıcılarına yağmurlu günlerde şıklığı ve fonksiyonelliği bir arada sunuyor.

ESA Dünyayı savunmaya hazırlanıyor!

Asteroid Apophis 2029 yılında Dünya’nın 32.000 km yakınına gelecek, bu da onu görülmeye değer kılıyor. Asteroidin boyutu ve rotası kısa süre öncesine dek tehlike yaratabileceği için endişe konusuydu ancak bu endişe ortadan kalktı. Buna rağmen bilim insanları, Apophis’i yakından izlemenin son derece önemli olduğuna inanıyor. ESA’nın Uzay Güvenliği için Hızlı Apophis Misyonu (RAMSES) görevi, yaklaşık 375 metre genişliğinde olan ve Dünya’ya uydulardan bile daha yakın geçmesi beklenen Apophis için devrede.

“Gökbilimciler asteroidin en azından önümüzdeki 100 yıl boyunca gezegenimizle çarpışma ihtimalini ortadan kaldırdılar” diyen ESA, bu büyüklükte başka bir kayanın tipik olarak 5.000 ila 10.000 yıl daha bu kadar yaklaşmayacağını da sözlerine ekledi. Bu nedenle şimdilik üretilen çözümler temelde sadece Apophis’i gözlemlemek için bir fırsat olarak görülüyor.

Yine de bilim insanları bu tür olaylar için gelecekte asteroidlerin nasıl saptırılabileceğini öğrenmenin önemi olduğu görüşündeler. ESA’nın Uzay Güvenliği programı Salı günü görevle ilgili ilk çalışmalara yeşil ışık yaktı, bu da ESA genel müdürü Josef Aschbacher’e göre ajansın “mevcut kaynakları kullanarak görev hazırlığına başlayabileceği” anlamına geliyor.

RAMSES uzay görevinin uçmasına henüz izin verilmedi. Görevin kesinleşmesi için uzay ajansının Kasım 2025’teki Bakanlar Konseyi Toplantısı’ndan taahhüt alınması gerekiyor. Ashbacher, kararı beklerken ESA ve üye devletlerin “daha çevik olma, süreçleri kolaylaştırma ve gereksiz bürokrasiyi azaltma konusunda istekli olduklarını” söylüyor.

Görevin tam destek alması halinde, RAMSES Nisan 2028’de fırlatılacak, Şubat 2029’dan itibaren Apophis ile buluşacak ve iki ay sonra gerçekleşecek uçuşu boyunca ona eşlik edecek. Araştırmacılar bu fırsatı Dünya’nın yerçekiminin asteroit üzerindeki etkisini incelemek için kullanacaklar.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) direktörü Patrick Michel, “Tek yapmamız gereken Apophis’in toprak kaymalarını ve diğer bozulmaları tetikleyebilecek ve yüzeyin altından yeni materyalleri ortaya çıkarabilecek güçlü gelgit kuvvetleri tarafından gerilmesini ve sıkıştırılmasını izlemek” dedi.

Bir dizi bilimsel araç, asteroidin şeklini, yüzeyini, yörüngesini, dönüşünü ve yönelimini uçuştan önce ve sonra ölçmenin yanı sıra asteroid bileşimini, iç yapısını, kohezyonunu, kütlesini, yoğunluğunu ve gözenekliliğini ölçerek “izleme” işini yapacak.

ESA, bu özelliklerin ölçülmesinin gelecekteki bir nesnenin rotasından en iyi nasıl çıkarılacağına dair bazı sırları ortaya çıkaracağını ve belki de Güneş Sistemi’nin oluşumuna dair bilgiler sunacağını umuyor.

Apophis ayrıca NASA’nın OSIRIS-APEX olarak yeniden adlandırıldıktan sonra asteroide doğru yol alan OSIRIS-REx uzay aracı tarafından da ziyaret edilecek. OSIRIS-Rex’in asteroid Bennu’dan örnekler toplayıp Dünya’ya geri getirmesi amaçlanıyordu ve bunu başarıyla gerçekleştirdi.

Dijital platformlar TV’de hakimiyeti ele geçiriyor: İzlenme payı %40’ı aştı!

Nielsen’in son verilerine göre, ABD’de video akış hizmetleri televizyon izlenmelerinde %40’ı aşarak, geleneksel TV’yi ilk kez geride bıraktı. Bu durum, televizyon izleme alışkanlıklarında köklü bir değişime işaret ediyor.

Haziran 2024’te video akış hizmetlerinin izlenme payı %40,1’e yükselirken, kablo televizyon payı %27,2’ye geriledi.Karasal TV ise %20,5 ile üçüncü sırada yer aldı. Bu veriler, geleneksel TV’nin (kablo TV ve karasal TV toplamı) payının %47,7’ye düştüğünü ve dijital platformların bu paya hızla yaklaştığını gösteriyor.

En çok tercih edilen platformlar:

  • YouTube: %9,9
  • Netflix: %8,4
  • Amazon Prime Video: %3,1

Reklamcılık sektörünü de etkiliyor:

Platformlardaki artan izlenme oranları, reklamcılık sektörünü de doğrudan etkiliyor. PricewaterhouseCoopers’ın raporuna göre, küresel reklam gelirinin %28’i artık akış hizmetlerinden geliyor. Bu oran 2023 yılında %20 idi.

Rapor, bu artışın arkasındaki sebebi, video akış hizmetlerinin abonelik gelirlerindeki yavaşlama olarak gösteriyor. Pazarın doygunluğa ulaşmasıyla birlikte, platformlar düşük fiyatlı ve reklamlı abonelik paketleri sunmaya başladı. Bu durum,reklam gelirlerinin artmasına yol açıyor.Dijital platformlar, televizyon izlemede hakimiyet kurmaya devam ediyor. Geleneksel TV izleme şekli hızla geride kalırken, dijital platformlar hem içerik çeşitliliği hem de izleyici deneyimi açısından öne çıkıyor. Bu değişim, reklamcılık sektörünü de dönüştürerek, dijital platformlarda reklam gelirlerinin payını artırıyor.

Türkiye’de e-ticaret sektörü yüzde 132 büyüdü!

iyzico, Dogma Alares ve Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) iş birliğiyle hazırlanan ‘2023 Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu’nun sonuçları açıklandı. Rapora göre Türkiye’deki e-ticaret büyümesi 2020 yılından bu yana düzenli olarak artıyor.

iyzico Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Dağ Güven ile Türkiye’nin e-ticaret ekosisteminin performansını ve e-ticaret girişimcilerine sunulacak olan fırsatları değerlendirdik.

Pandemi sonrası, 2021 yılına geçerken yüzde 69 olan Türkiye e-ticaret satış hacminin büyüme oranı bir sonraki yıl yüzde 110 olarak gerçekleşti. 2023 yılında ise yüzde 132 büyüyen e-ticaret sektörünün satış hacmi 1.855 milyar TL’ye ulaştı. 2020-2021 ve 2021-2022 arasında e-ticaret işlem sayısı sırasıyla yüzde 45 ve yüzde 43 büyürken 2023’te işlem sayısının yıllık büyüme oranı yüzde 23 oldu ve 6 milyar adete yakın e-ticaret işlemi gerçekleşti. Türkiye’nin e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde ise 2022-2023 yıllarında yüzde 64 büyüyen e-ticaret pazarı, 2023 yılı sonunda eriştiği 78 milyar dolarlık büyüklük ile paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo ortaya koymaya devam ediyor. Yaklaşık 1.9 milyar TL’lik hacim değeri ile Türkiye’deki e-ticaret faaliyetleri, 2023 yılında Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın (GSYİH) yüzde 6.8’ine karşılık geldi. Türkiye’deki perakende e-ticaret hacmi ise, toplam perakende hacminden aldığı yüzde 18,3’lük pay ile dijital dönüşümün perakende sektöründe etkili olduğuna işaret etti. Bir yandan e-ticaretin GSYİH’den aldığı payda devam eden artış trendi, öte yandan Türkiye’nin diğer ülkelerle kıyaslanmasında ortaya çıkan tablo, Türkiye’de e-ticaret sektörünün ciddi büyüme potansiyelini sürdürdüğünü gösterdi.

2023 Türkiye E-ticaret ekosistemi raporunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Öne çıkan başlıklar

Ortalama sepet büyüklüğü 2023 yılında yüzde 108 büyüdü ve 255 TL artarak 492 TL’ye yükseldi. Ortalama sepet tutarının aylara göre değişimi incelendiğinde çeşitli kampanyaların bulunduğu kasım ayı ortalama 795 TL ile ilk sırada yer aldı. 2022’de ilk sırada yer alan aralık ayı ise 2023’te kasım ayının ardından ikinci sıraya geriledi.

  • 2023’te öne çıkan özel alışveriş günlerine bakıldığında ‘Black Friday’ haftası 2022’de olduğu gibi 2023 yılında da online alışverişlerde yılın en aktif haftası oldu. “Black Friday” ve “Okula dönüş” haftası dışındaki zaman dilimlerinde işlem hacmi, sayısı ve ortalama sepet tutarının genel ortalamaya oranlamasında azalma görüldü. Ortalama sepet tutarındaki en yüksek harcama 941 TL ile “Black Friday” haftasında yapıldı. Bu dönemi ortalama 850 TL sepet tutarı ile “Single’s Day” izledi. Kitap ve kırtasiye ürünlerinin düşük maliyetleri nedeniyle, okula dönüş haftası diğer özel günler arasında ortalama 566 TL sepet tutarı ile en düşük harcama yapılan dönem olarak kaldı.
  • Türkiye’deki 18-65 yaş aralığında yer alan müşterilerin demografik profili incelendiğinde, toplam e-ticaret hacminin yüzde 42’sini 26-35 yaş grubu oluşturdu. E-alışveriş alışkanlığı ise 35 yaşın üstünde yaş artıkça azaldı ve 56-65 grubunda yüzde 2’ye kadar düştü.
  • 2023 yılında küresel e-ticaret ödemelerinin yüzde 63’ü kripto paralar, ön ödemeli kartlar ve BNPL gibi ödeme yöntemlerini içeren alternatif ödeme yöntemleri aracılığıyla gerçekleşti. Geleneksel ödeme yöntemlerinin kullanım oranı küresel ortalamanın neredeyse iki katı olan Türkiye, dijital finans ve ödeme sistemleri alanlarında hızlı gelişmeler göstererek potansiyelini değerlendirmeye bu yıl da devam etti. 
  • iyzico ile Öde yöntemi kullanan satıcılar üzerinden geçen e-ticaret işlemleri incelendiğinde kredi kartı ile yapılan ödemelerin işlem sayılarında yüzde 50, satış hacminde ise yüzde 65 pay aldığı görülüyor. Bir önceki yıla kıyasla satış hacminde 12 puan artış gösteren kredi kartı ödemeleri bu payı havale, EFT ve diğer ödeme yöntemlerinde yaşanan düşüşten aldı. Kredi kartlarından sonra ikinci sırada yer alan banka kartı ile yapılan ödemeler hem işlem sayısı hem de işlem hacmi olarak yüzde 1 civarında pay kaybetti.
  • Bu yılın raporunda iyzico ile Öde yönteminin satış hacmindeki payının işlem sayısındaki payından yüzde 50 daha fazla olması iyzico ile Öde yöntemini tercih eden tüketicilerin diğer ödeme yöntemlerini tercih edenlere kıyasla işlem başına daha yüksek meblağ içeren e-ticaret aktivitelerinde bulunduğuna işaret etti.
  • Rapora göre ilk 5 sırada yer alan sektörler toplam işlem hacminin yüzde 58,6’sı ve toplam işlem sayısının yüzde 50,2’sini oluşturdu. Moda ve aksesuar sektörü birinciliğini korumasına rağmen hem pazar hem işlem payında 7’şer puan kaybetti. İkinci sıradaki elektronik ve teknoloji sektörü pazar payını 2 puan işlem payını ise 0,6 puan artırdı. Kozmetik ve kişisel bakım sektöründe ise pazar payı görece stabil kalmasına rağmen, işlem payı 12 puana yakın önemli bir düşüş gösterdi. Benzer durum turizm ve seyahat sektöründe de yaşandı, pazar payı 0,5 puan artan turizm ve seyahat sektörü işlem payında 2 puana yakın düşüş yaşadı. Hizmet sektörü ise pazar payında 0,2 puan düşüş gösterirken, işlem payını 4,6 puan artırdı ve işlem payı bakımından yüzde 28,0’lık işlem payına sahip yiyecek ve içecek sektörünün ardından ikinci sırada yer aldı.
  • Satıcı aktiviteleri coğrafi bölge bazında incelendiğinde, satıcıların yüzde 62,8’ine sahip Marmara Bölgesi’nin satıcı sayısı açısından ilk sırayı aldığı gözlemlendi. Marmara’yı sırasıyla yüzde 12,6 ile İç Anadolu, yüzde 11,4 ile Ege Bölgesi izledi. Son sırayı ise yüzde 1,2 ile Doğu Anadolu Bölgesi aldı. İstanbul, satıcıların yarısından fazlasını bünyesinde bulundurarak, satıcıların şehirlere göre dağılımında açık ara farkla ilk sırada yer aldı. Aynı zamanda İstanbul’daki satıcılar ülkemizdeki toplam e-ticaret hacminin yüzde 90’ını, toplam e-ticaret işlem sayısının ise yüzde 77’sini gerçekleştirerek İstanbul’un bu açılardan da açık ara farkla liderliğini korumasına yol açtı.
  • E-ticaret işlem sayısının saat dilimlerine göre dağılımı değerlendirildiğinde ​2022’de olduğu gibi 2023’te de işlem sayılarının öğlen ve akşam saatlerinde homojen dağıldığı gözlemlendi. Buna karşın müşterilerin gece ve sabah erken saatlerde daha az işlem yaptığı görüldü. 15.00-18.00 arası zirve noktasına ulaşan işlem yoğunluğu; saat 18.00’dan sonra azalmaya başladı, 03.00-06.00 arasında dip noktasına ulaştı ve 06.00 sonrasında artışa geçti. 12.00’dan 00.00’a kadar olan ​saat diliminde işlemlerin %70’inden fazlasının gerçekleşmiş olması dikkat çekti. 

Kartlı ödemede patlama!

iyzico Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Dağ Güven, Türkiye’deki e-ticaret satış hacminin 2020 yılından itibaren düzenli büyümeye devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: “2023 yılında yüzde 132 büyüyen e-ticaretin satış hacmi 1.855 milyar TL’ye ulaştı ve yaklaşık 6 milyar adet e-ticaret işlemi gerçekleşti. Dijitalleşmenin ve e-ticaretin destekçisi olarak iyzico’da işlem adedimiz 215 milyon, işlem hacmimiz 130 milyar TL’ye yükseldi. Kartlı ödemeler verilerine baktığımızda ise e-ticaretin payının 2023 sonunda yüzde 27’ye hatta  2024’ün ilk 5 ayı sonunda yüzde 29 seviyelerine geldiğini görüyoruz. Bizim için oldukça önemli olan iyzico ile Öde ödeme yöntemimizin kullanıcı sayısı yüzde 55 arttı ve bireysel kullanıcılarımızın sayısı 6 milyonu buldu. Özellikle dijital cüzdanımız iyzico ile Öde başta olmak üzere ürünlerimiz üzerinden yapılan işlem adetlerindeki paylar giderek artıyor.

2023 yılında açıkladığımız orta vadeli stratejide, paydaşlarımızın yol arkadaşı olacağız demiştik. Bireysel kullanıcılarımız için ise dijital cüzdanımızda yeniliklere imza attık. Burada amacımız onlara hızlı, kolay ve trendleri yakalamalarına destek olacak bir alışveriş deneyimi sunmak olurken üye iş yerlerimiz için de finansmandan raporlamaya, nakit yönetiminden pazarlama ve CRM araçlarına kadar pek çok çözüme kolay ve güvenilir şekilde erişmelerini sağlayacak çözümleri üretmek oldu. Dijitalleşme yoluyla performans ve verimliliklerde sağlanacak artışın, ülkemizin ekonomik büyümesi açısından da önemli olduğunun farkındayız. Teknoloji trendleri ekseninde dijitalleşme ve KOBİ’lere destek önceliğimiz olmaya devam edecek. Özellikle KOBİ’lerin büyümesi için onlara yol arkadaşı olmaya devam etmek istiyoruz.”

Dogma Alares Kurucu Ortağı Erdal Güner, “Yeni teknolojiler e-ticaret tarafında iş yapış süreçlerini geliştiriyor ve gelenesel yöntemleri büyük ölçüde yeniliyor. Bu yönüyle ilgili teknolojiler, küresel ticarette dengeleri değiştiren en büyük unsurların başında geliyor.E-ticaret satış hacmi ve işlem sayısındaki artışların yanı sıra, 2022-2023 arasında Türkiye’de e-ticaretin GSYİH’den aldığı pay ile perakende e-ticaretin toplam perakendeden aldığı pay da artış gösterdi. Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırılması da ilgili payların Türkiye’de henüz doygunluğa ulaşmadığına ve e-ticaret açısından önde gelen ülkeleri yakalamak için gelişim potansiyeli olduğuna işaret ediyor. Hem genel bağlamda hem de perakende özelinde e-ticaretin Türkiye ekonomisindeki konumunu gösteren bu gelişmeler, Türkiye’nin e-ticaret potansiyelinin önde gelen göstergeleri arasında kabul edilebilir. Pazarın daha da büyümesi için e-ihracatın önünün açılması ve kullanıcı firmaların sayısının artması oldukça önem taşıyor. Hedef pazarlarda ürünleri test etmek, müşteri deneyiminden faydalanarak yeni ürünler geliştirmek ve mevcut ürünlerde inovatif yaklaşımlar geliştirmek sektörün büyümesini kolaylaştıracak etmenler olarak ele alınmalı. Düzenli olarak hazırladığımız Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu yerel ve küresel ölçekte istatistikler ve eğilimlerin ışığında, Türkiye’deki e-ticaret faaliyetinin bugünü ve yarınını anlamak adına önemli bir kaynak olmaya devam edecek.”dedi.

Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkan Yardımcısı Emre Ekmekçi: “Türkiye’deki e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde etkileyici bir büyüme performansı gösteriyor. Özellikle 2022-2023 arasındaki büyüme rakamlarını paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo olarak kabul edebiliriz. Türkiye’deki e-ticaret payını genel ihracat içindeki payına kıyasla daha da arttırmamız gerekiyor. E-ticaretin GSYİH’den aldığı pay, artış trendi gösterse de diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de e-ticaret açısından hala bir potansiyel bulunduğunu söyleyebiliriz. Başta ülkemize gelen yabancı turistler olmak üzere yabancı müşterilere nasıl daha fazla ürün satabileceğimize ve pazarları nasıl çeşitlendireceğimize odaklanabiliriz. Bununla birlikte ülkemizde genç nüfusun fazla olması ve bu demografik grubun teknolojiyi benimseme hızlarının yüksek olması sektörün büyümesi açından bir avantaj. Yapay zeka (AI) destekli teknolojilerin e-ticaret üzerindeki etkileri daha belirgin hale geldi. Üretken yapay zekanın sunduğu yenilikler sayesinde e-ticaretin  katlanarak büyüyeceğini söyleyebiliriz. Örneğin, üretken yapay zeka teknolojisiyle çalışan sanal deneme teknolojisi çevrimiçi alışveriş deneyimini büyük ölçüde iyileştiriyor ve e-ticaret alanında ciddi avantajlar sağlayacak. Dolayısıyla e-ticaret alanında faaliyet göstermek isteyen tüm işyerlerinin bu alanlara da odaklanması gerekiyor.” dedi.

Oppo ve Ericsson, 5G teknolojisinde küresel iş birliği anlaşması imzaladı!

Oppo ve Ericsson, küresel patent çapraz lisansı, teknik iş birliği, pazar genişlemesi ve diğer önemli alanları kapsayan kapsamlı bir iş birliği anlaşması imzaladıklarını duyurdular. Bu önemli ortaklık, 5G teknolojisinin geliştirilmesi ve dünya çapında benimsenmesi için büyük bir adım olarak nitelendiriliyor.Anlaşmanın temelini oluşturan uzun süreli 5G patent çapraz lisanslama, Oppo’nun gelecekteki cihazlarında Ericsson’un 5G teknolojisini lisanslı olarak kullanmasını sağlayacak. Bu sayede Oppo, 5G ürün yelpazesini genişletme ve pazardaki rekabet gücünü artırma imkanı elde edecek.

İş birliği kapsamında her iki şirket, cihaz testleri ve ortak pazarlama faaliyetleri gibi alanlarda da yakın iş birliği yapmayı planlıyor. Bu iş birliği, 5G teknolojisinin daha hızlı bir şekilde geliştirilmesine ve benimsenmesine katkıda bulunacak.Oppo’dan yapılan açıklamada, bu ortaklığın şirketin uzun vadeli fikri mülkiyet stratejisi için önemli bir adım olduğu vurgulanıyor. Şirketin yetkilisi, dostane müzakereler ve patentlerin karşılıklı saygısı yoluyla fikri mülkiyet anlaşmazlıklarını çözmeye olan bağlılığını da yineliyor.

Ericsson cephesinden ise telif hakkı içeren lisans anlaşmasının, şirketin temel iletişim teknolojilerine daha fazla yatırım yapmasını sağlayacağına inanılıyor.Bu önemli gelişme, Nokia ile 5G patent anlaşmazlığının son zamanlarda çözülmesinin ardından Oppo’nun sektördeki diğer oyuncularla da iş birliği yapmaya açık olduğunu gösteriyor.

Mevcut dönemde Nokia’nın Samsung, Honor ve Apple gibi firmalarla da 5G alanındaki ortaklıklarını genişlettiğigözlemlenmişti.Oppo ve Ericsson arasındaki çapraz lisanslama anlaşması, 5G teknolojisinin küresel çapta geliştirilmesi ve benimsenmesi için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu sayede tüketiciler, daha hızlı ve daha güvenilir bağlantı deneyimlerine erişme imkanı bulacak.

Vestel şarj istasyonları Hindistan’a gidiyor!

Vestel’in elektrikli araç şarj cihazları, otomotiv elektroniği ve batarya enerji depolama çözümlerinde uzmanlaşan yeni girişimi Vestel Mobilite, küresel oyuncu olma vizyonu kapsamında Hindistan’da yeni iş ortaklıkları arayışına girdi. Şirket bu amaçla Hindistan’ın önde gelen otomotiv gruplarından Krishna Grubu’na bağlı Shloka Enterprises LLP firması ile başta elektrikli araç şarj istasyonları olmak üzere, mobilite elektroniği ve enerji depolama sistemleri alanlarında potansiyel iş birliği fırsatlarını değerlendirmek üzere bir mutabakat anlaşması imzaladı.

Vestel’in hedefi, mobilite elektroniği ve enerji depolama sistemleri pazarı

İmzalanan anlaşma kapsamında iki şirket Hindistan’daki EV şarj istasyonları, mobilite elektroniği ve enerji depolama sistemleri pazarındaki potansiyel fırsatları belirlemek için iş birliği yapacak. Anlaşmayla bu alanlardaki ilgili teknoloji ve ürünleri Hindistan’a getirecek yeni iş ortaklıklarıyla sonuçlanması amaçlanıyor.

Vestel Mobilite Genel Müdürü Hakan Kutlu

Vestel Mobilite Genel Müdürü Hakan Kutlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Vestel 2017’den bugüne ürettiği EVC’lerle Türkiye ve Avrupa’da 30’a yakın ülkede, 180 binden fazla şarj soketi yerleşimi yaptı. Halen bu alanda hem global hem de yerli birçok müşterimiz bulunuyor. Mobilite alanında yaşanan küresel değişim ve dönüşüm, elektrikli şarj istasyonlarına yönelik ihtiyacı da hızla artırıyor. Elektrikli araçlarla birlikte gelişen batarya teknolojileri, araç dışı batarya kullanımını da etkiliyor. Vestel Mobilite olarak bu büyümeden payımızı almak için AC ve DC şarj istasyonları, otomotiv elektroniği ve batarya depolama çözümleri gibi alanlara odaklanıyoruz. Küresel oyuncu olma vizyonumuz kapsamında dünyanın değişik köşelerinde potansiyel iş ortaklıkları kurma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Shloka Enterprises ile imzaladığımız anlaşmayla Hindistan pazarında yeni fırsatlar elde etmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.

2019 yılında kurulan Shloka Enterprises LLP, Hindistan’ın önde gelen otomotiv gruplarından Krishna grubuna bağlı olan Shloka Group’un amiral gemisi kuruluşudur. Shloka Group, çok yönlü bir holding olup, Hindistan Hükümeti’nin “Make in India” girişimine odaklaranak,  otomobil bileşenleri, elektrikli araçlar (EV), elektronik, havacılık ve savunma segmentleri dahil olmak üzere çeşitli endüstri segmentlerinde aktif olarak genişlemekte ve fırsatları değerlendirmektedir.

Bitcoin mucidi olduğunu iddia eden kişi yalancı çıktı!

Craig Wright yıllardır Bitcoin’i tanımlayan ve kripto para birimi için referans mimarisini oluşturan teknik incelemeyi yazan kişi (yani bir anlamda Bitcoin’in mucidi) Satoshi Nakamoto olduğunu iddia ediyordu. Üstelik Wright, kripto fikri mülkiyetine açık erişim için mücadele etmek üzere kurulan Crypto Open Patent Alliance’tan (COPA), telif hakkı kendisinde olduğu için Bitcoin teknik incelemesini web sitesinden kaldırmasını talep ediyordu. COPA buna karşı çıktı ve konu İngiltere’de mahkemeye taşındı.

Twitter’ın kurucusu ve kripto şirketi Block’un patronu Jack Dorsey tarafından desteklenen COPA’nın yanı sıra Coinbase ve Block da Wright aleyhine dava açmışlardı. Davalar, COPA v Wright Kimlik Sorunu Davası olarak bilinen tek bir Yüksek Mahkeme meselesinde bir araya getirildi ve Yargıç James Mellor, Wright’ın “mahkemeye defalarca ve kapsamlı bir şekilde yalan söylediğini” ve Satoshi Nakamoto olduğuna dair kanıtının “büyük ölçüde … sahte” olduğunu tespit etti. Bu karar, Mellor’un Mart ve Mayıs aylarında Wright’ın Bitcoin’in mucidi olmadığına dair verdiği önceki kararların bir teyidi niteliğinde.

Salı günü verilen kararda Yargıç Mellor Wright’ın henüz temyiz başvurusunda bulunmadığını belirtti. Avustralyalı, mahkeme kararının en azından bir şartını yerine getirdi ve kendi kişisel web sitesinde bir mesaj yayınlayarak mahkemenin kararlarını yayınlayarak bir anlamda Satoshi Nakamoto olmadığını kamuya açık bir biçimde duyurmuş oldu.

Buna karşın Yargıç Mellor, Wright’ın aynı içeriği X hesabında ve sık sık kullandığı Slack kanallarında da yayınlamasına ve böylece daha geniş bir ilgi görmesine karar verdi. Wright ayrıca COPA’nın 6 milyon sterlinden fazla tutan tüm dava masraflarını da ödemek zorunda kalacak.  Wright’ın temyize gidip gitmeyeceği bilinmemekle birlikte, bu karar en azından kripto fikri mülkiyetine açık erişim adına son derece önemli bir zafer olarak niteleniyor.

Bitcoin kurucusu Satoshi Nakamoto kim?

Finansal ortamı yeniden tanımlayan dokuz sayfalık özlü bir makale olan Bitcoin teknik incelemesinin yayınlanmasının üzerinden 15 yılı aşkın bir süre geçti. Teknik incelemeyi yazan ve evrensel olarak Bitcoin’in yaratıcısı olarak kabul Satoshi Nakamoto’nun kimliği ise gizemini korumaya devam ediyor. Kendisi hiçbir zaman teknik incelemenin telif hakkını almayarak devrim niteliğindeki konseptin gerçekten kamuya ait olmasını da sağlamış durumda.

Geçen 15 yıl içinde Satoshi Nakamoto’nun kim olduğunu bulmaya çalışan pek çok girişim olsa da, Whitepaper’ın yaratıcısının kimliği, teknoloji dünyasının en merak uyandıran gizemlerinden biri olmaya devam ediyor. Yıllar boyunca ortaya atılan sayısız teori ve iddia edilen “maskelerin düşürülmesine” rağmen, 1,1 milyon Bitcoin’e sahip olduğu (güncel değerleme ile yaklaşık 73,5 milyar dolar) düşünülen Nakamoto takma adının ardındaki gerçek kimlik (ya da kimlikler) hala bilinmiyor.

Claude AI uygulaması ChatGPT ile rekabete hazırlanıyor!

Claude AI artık Android’de ve en güvenli AI uygulaması olan ChatGPT’yi tahtından indirebilir. AI markası Anthropic, iOS’ta ilk kez piyasaya sürülmesinden iki ay sonra Claude uygulamasını Android’e getiriyor. Claude, aşina değilseniz veya bir hatırlatmaya ihtiyacınız varsa, ChatGPT’ye benzer bir üretken AI platformu olarak görev yapıyor. Kendisine verilen soruları istemler aracılığıyla yanıtlar. Bu istemler, metin paragrafları, dosyalar, resimler veya üçünün bir kombinasyonunu aynı anda içerebilir.

Claude AI uygulaması

Son duyuru gönderisinde açıklandığı üzere, Android uygulaması şirketin şu ana kadarki en güçlü modeli olduğunu belirttiği Claude 3.5 Sonnet üzerinde çalışıyor. “Gerçek zamanlı dil çevirisi” ve “gelişmiş akıl yürütme” sağlamak için çok dilli işleme özelliğine sahip. İkincisi, yapay zekanın kullanıcıların iş için verileri analiz etmesine yardımcı olmak gibi karmaşık görevlerde yardımcı olmasını sağlıyor. Ayrıca, tıpkı iOS uygulamasında olduğu gibi , Claude ile yaptığınız bir sohbet akıllı telefonunuzdan devam edebilir ve tarayıcı sürümünde veya bir iPhone’da devam edebilir. Tek yapmanız gereken kullandığınız hesabın cihazlarda aynı olduğundan emin olmaktır.

Uygulamayı ilk kez açtığınızda, oturum açmanız veya henüz bir hesabınız yoksa bir hesap oluşturmanız istenecektir. Ayrıca, kullanıcıları AI’nın mükemmel olmadığı konusunda bilgilendiren bir bildirim alacaksınız. Anthropic, insanları “Claude zaman zaman yanlış veya yanıltıcı bilgiler üretebilir” konusunda uyarıyor. AI’nın herhangi bir konuda tavsiye vermesi amaçlanmamıştır, bu nedenle kendi araştırmanızı yapmadan sadece sohbete güvenmeyin.

Claude uygulaması kullanımı kolay ve dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, temiz bir kullanıcı arayüzüne sahip. Sol alt köşedeki ataç simgesine dokunarak sohbete çok modlu içerik ekleyebilirsiniz. Geçmiş etkileşimler başlangıç ​​sayfasında görünüyor. Ücretsiz uygulamanın günlük olarak alabileceğiniz mesaj sayısı için bir sınırı olduğunu unutmayın. Bu sınır değişebilir. Anthropic’e göre, her şey belirli bir günde ne kadar talep olduğuna bağlı ve sınıra ulaştığınızda sizi bilgilendirecek.

Elbette kullanıcılar, ücretsiz planda yer alan kişilerin günlük limitini beş katına kadar artırmak ve Anthropic’in diğer modellerine erişim gibi ekstra özellikler kazanmak için her zaman bir Claude Pro aboneliği satın alabilirler.

Alkollü sürücüler kamera ile yakalanacak!

0

Yeni kamera tabanlı sistem, sürücülerin yüzlerini kontrol ederek alkol kullanımını tespit edebiliyor. Avustralya’daki Edith Cowan Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bir sürücünün alkollü olup olmadığını tespit etmek için kamera görüntülerini kullanan yeni bir teknoloji geliştiriyor.

Bu yılın başlarında yayınlanan bir makalede ekip, standart ticari RGB kameraları kullanarak kandaki kritik alkol konsantrasyonunu tahmin eden bir araç içi makine öğrenme sisteminin nasıl tasarlandığını açıklıyor. Araştırmacılar sistemi 60 gönüllü ve kapalı alanda sürüş simülatörü kullanarak test ettiler. Her kişi farklı sarhoşluk seviyelerinde araç kullandı: ayık, düşük ve şiddetli.

Sürücünün alkol tespiti kamera tabanlı sistemle yapılabiliyor

Yüz hatları, bakış yönü ve baş pozisyonu gibi yüz özelliklerini analiz eden makine öğrenme sistemi, düşük seviyelerdeki alkol bozulmalarını bile yüzde 75 oranında tespit edebildi. Sistem, pedal kullanımı, direksiyon kalıpları ve araç hızları gibi faktörlere dayanan mevcut sürücü-engellilik tanımlama yöntemlerine göre bir iyileştirmedir, yani yalnızca birisi uzun süre araç kullandıktan sonra işe yararlar. O noktada, bir kazayı önlemek için çok geç olabilir.

Kamera tabanlı teknoloji sayesinde, bir sürücünün sarhoş olup olmadığı araca bindiği anda tespit edilebiliyor ve sistem bu noktada aracın çalışmasını engelliyor. Sistem ayrıca sürücünün yüzünün 3B ve kızılötesi görüntülerini, duruşlarını gösterebilen dikiz kamera videolarıyla birlikte kullanabilir. Direksiyon etkileşimleri, olay günlükleri ve sürüş davranışının ekran kayıtları da dahil edilebilir.

Projeye katkıda bulunan Avustralya’daki Edith Cowan Üniversitesi’nden doktora öğrencisi Ensiyeh Keshtkaran: “Sistemimiz, sürüşün başlangıcında sarhoşluk seviyelerini tespit etme yeteneğine sahip ve bu sayede sarhoş sürücülerin yola çıkmasının önlenmesi mümkün oluyor” dedi.

Edith Cowan Üniversitesi Kıdemli Öğretim Görevlisi Dr. Syed Zulqarnain Gilani, bir sonraki adımın algoritmayı kullanmak için gereken görüntü çözünürlüğünü tanımlamak olduğunu söyledi. Düşük çözünürlüklü videoların yeterli olduğu kanıtlanırsa, bu teknoloji yol kenarına yerleştirilen gözetleme kameraları tarafından bile kullanılabilir ve yetkililerin sarhoş sürücüleri daha iyi tespit etmesine olanak tanıyor. NHTSA istatistikleri, ABD’de her gün yaklaşık 37 kişinin sarhoş araç kullanma kazalarında öldüğünü gösteriyor. 2022’de, 13.524 kişi alkollü araç kullanmanın yol açtığı trafik kazalarında öldü. NHTSA, Aralık ayında araçlarda sarhoş araç kullanımını önleme teknolojisinin zorunlu hale getirilmesi yolunda ilk adımı attığını duyurdu.